Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[19/3 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: 38 - Allahü teâlâya İmanın, Amellesin En Faziletlisi Olduğunu Beyan Bâbı
 
258- Bize Mansur,b. Ebî Müzâhim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbrahim b. Sard rivâyet etti. H.
 
Bana Muhammed b. Ca'fer b. Ziyad da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbrahim yani İbn Sa'd, İbn Şihâb'dan, o da Said b. el-Müseyyeb'den o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şunları söylemiş: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e amellerin hangisinin daha faziletli olduğu soruldu.
 
«Allaha imandır.» buyurdular. Soran zat: Sonra nedir? dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah yolunda cihaddır.» buyurdular. Soran: Ondan sonra nedir? dedi. Resûlüllah
 
«Hacc-ı mebrurdur.» buyurdular.
 
Muhammed b. Ca'fer'in rivâyetinde ise: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Allaha ve Resûlüne İmandır.» buyurdu; denilmektedir ,
 
259- Bana bu hadisi Muhammed b. Râfi' ile Abd. b. Humeyd de Abdurrâzzâk'dan rivâyet ettiler.
 
(Dedi ki): Bize Ma’mer, Zühri’den bu isnâdla bu hadisin mislini haber verdi.
 
260- Bana Ebû'r-Rabi'ez-Zehrâni rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hişâm b. Urve rivâyet eyledi, H.
 
Bize Halef b. Hişâm dahi rivâyet etti. Bu lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd Hişâm b. Urve'den o da babasından, o da Ebû Murâvihu’l-Leysî'den, o da Ebû Zerr'den naklen rivâyet etti. Ebû Zerr şöyle emiş:
 
— Ya Resûlüllah, amellerin hangisi daha faziletlidir? dedim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allaha îmanla Onun yolunda cihâddır.» buyurdu. Köle ve câriyelerin hangisi (ni âzad etmek) daha faziletlidir? dedim.
 
«Sahiplerince en nefis sayılanlar ile fiyatı en yüksek olanlarıdır.» buyurdu. Ya (bunu) yapamazsam? dedim.
 
«Yapan bir kimseye yardım edersin, yahud yapamayan namına sen yaparsın.» buyurdu. Ben:
 
— Ya Resûlallah! Bu işin bir kısmını yapmakdan âciz kalırsam ne buyurursun? dedim.
 
«Şerrini insanlardan men' edersin; zira bu, senden sana bir sadakadır.» uyurdular.
 
261- Bize Muhammed b. Râfi' ile Abd b. Humeyd rivâyet ettiler. Abd «bize haber verdi» sığasını kullandı. İbn Râü' ise: Bize Abdurrazzâk rivâyet etti, dedi. (Abdurrazzâk Dedi ki): Bize Ma'mer Zühri'den, o da Utvetü'bnü'z-Zübeyr'in âzadlısı Habıb'den, o da Urvetü'bnü'z-Zübeyr'den, o da Ebû Murâ'ih'den, o da Ebû Zerrden, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen bu hadisin mislini haber verdi. Şu kadar var ki o: (burada sânı'lâfzını ma'rife yaparak) «şu halde ya yapana yardım edersin yahud yapamayan namına sen yaparsın» dedi.
 
262- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Aliy b. Müshir, Şeybâni'den, o da el-Velid b. el-Ayzar'dan o da Sa'd b. İyâs Ebû Amr Şeybânî'den, o da Abdullah b. Mes’uddan naklen rivâyet etti. İbn Mes'ud Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, amelin hangisi daha faziletlidir diye sordum.
 
«Vaktinde (kılınan) namazdır.» buyurdu.
 
— Ondan sonra hangisidir? dedim. «Anneye babaya itaattir.» dedi.
 
— Sonra hangisidir? dedim.
 
«Allah yolunda cihâddır.» buyurdular. Daha fazlasını sormayı ancak ona acıdığım kin bıraktım.
 
263- Bize Muhammed b. Ebî Ömer el-Mekki rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Mervân el-Fezân rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Ya'fur, cl-Velid b. el-Ayzâr'dan, o da Ebû Amr Şeybânî'den, o da Abdullah b. Mes'ud'dan naklen rivâyet etti. Şöyle dedi:
 
— «Ya Nebiyyaîlah, amellerin hangisi cennete daha yakındır? dedim» Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Namazları vaktinde kılmakdır.» buyurdu.
 
— (Bundan sonra) nedir ya' Nebiyyallâh? dedim. «Anneye babaya itaattir.» dedi.
 
— (Sonra) nedir yâ Nebiyyallâh? dedim. «Allah yolunda cihaddır.» buyurdular.
 
264- Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anbari rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be, El-Velid b. el-Ayzâr'dan rivâyet etti ki, el-Velid, Ebû Amr Eş-Şeybânîden dinlemiş. Ebû Amr: Bana şu evin sa
[19/3 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  I. Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Açılışı 1877
•  Türk Dünyası Filmleri Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/3 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Ey iman edenler! Ribâyı (faizi), hele de kat kat artırılmış olarak (hiç) yemeyin. Allah’ın azabından korkun/emirlerine uygun yaşayın ki kurtuluşa eresiniz.” 
 
Al-i İmran 130
[19/3 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Biriniz ayakkabısını giyeceği zaman önce sağ ayağından, ayakkabısını çıkaracağı zaman da önce sol ayağından başlasın...” 
 
Buhârî, Libâs 39
[19/3 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: ÇANAKKALE’DE NİÇİN SAVAŞTIĞIMIZI UNUTTUK
 
Toplum için en kötü yaşantı, kesik kesik yaşamadır. Ruh yaşantısı açısından, kopukluklar, şuuraltında karanlık birikintilerin oluşmasına sebep olur. Toplumda beklenmeyen patlamalar, bu tür şuuraltı sıkışmalarının sonucudur. 1970-80 arasında Türkiye’de yaşanan anarşi ve terör fırtınasının kaynağı da, toplumun tarih şuuru akışının yeterince coşkun ve kesiksiz olmamasıydı. Tereddüt ve şüphe çerçöpünü sürükleyecek tarih şuuru nehri, kaynağından çıktığı gibi tertemiz ve dupduru akabilmelidir ki, millet hayatı her zaman muhtaç olduğu yüksek morali koruyabilsin.
Ama unutuş, zalim unutuş, zaman zaman merhametsiz oyununu oynamaktan geri durmaz.
Nasıl hatırlatabiliriz o ihtişamlı duyguların, zengin iç dünyasının harikalar âlemini?
Nasıl çekip çıkarabiliriz unutuş ummanının derinliklerinden kaybolmuş hatıralarımızın cevahirini, elmasını ve incisini?
Nasıl sarsarız, depremler gibi, ruhu katılaştıran, kireç kayalarıyla donatan duyarsızlık felcinin istilâ ettiği vücudu?
Nasıl uyandırırız en derin kâbus uykusuna daldırılmış ruhu?
Nasıl diriltiriz, içimizde sancaklarla yürüyen manevî ordu milletini?
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/3 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Yıllar geçiyor ki ya Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu! Akşam ne güneşli bir geceydi, Eyvah o da leyl-i mâtem oldu.[Mehmet Akif Ersoy]
[19/3 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: MİLLİ MÜCADELEDE DİN ADAMLARI
Tarihimiz Türk milletinin bağımsızlığı uğruna cephede mü- cadele edip canını veren nice kahramanın hikâyesi ile dolu- dur. Unutulmamalıdır ki cephede olduğu kadar cephe gerisinde de mücadele veren birçok kahraman vardır. Bunlar- dan biri de din adamlarıdır. Onlar gerek cami kürsülerinde gerekse de düzenlenen kongre ve mitinglerde yaptıkları ko- nuşmalarla halkı bağımsızlık savaşına cesaretlendirip düşmana karşı direnç göstermeye sevk etmişlerdir. Gerektiğinde kimi de etrafına topladığı gönüllülerle birlikte bizzat cepheye gi- derek vatanı savunmuştur.
Ayrıca bir kısmı müdafaa-i hukuk cemiyetlerinde görev alarak, bir kısmı ise mecliste milletvekili olarak milli mücadeleye kat- kıda bulunmuşlardır.
 
NÂZİ’ÂT SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 46
âyettir.
Sûre, adını birinci âyetteki “en- Nâziât” kelimesinden almıştır.
Nâziât burada, “ruhları çekip alan melekler” demektir.
Sûrede başlıca, tevhit, peygam- berlik, öldükten sonra dirilme ve hesap konu edilmektedir.
Ayrıca Hz. Musa ve Firavun kıssasından bir kesite yer veril- mektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden (Erdem Bayazıt)
[19/3 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: Öldüren, ölümü yaratan
 
Al-Mumit : The Taker of Life. He who creates the death of a living creature.
 
 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır...' (Nisa, 78)
 
'Her canlı, ölümü tadar...' (Enbiya, 35) 
 
'De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır...' ( Cuma, 8 )
 
Mümit, isim olarak Kur'an'da geçmez, fiil olarak geçer. Mümit, canlı varlıkları öldürendir. Allah ölüm ile sağlıklı ve güçlü olanların gücünü yok eder. O, her şeyi yaşatan ve öldüren, her şeye kadir olandır. Allah, yaşatma sıfatı ile övündüğü gibi, öldürme sıfatı ile de övünür. Bu, hayır ve şerrin, yarar ve zararın yalnız O'ndan geldiğini, mülkünde hiçbir ortağı  bulunmadığını, yalnız kendisinin, bâki ve ebedi olduğunu, kendisinin dışındaki bütün varlıkların fani olduğunu bilmemiz içindir. Her müslüman, mutlak olarak yalnız Allah'ın yaşatan ve öldüren olduğunu bilmeli ve inanmalıdır. (1)
 
 
 
Kaynaklar
1) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
2) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
[19/3 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: Sözlükte gusül (gasl ve gusl) 'bir şeyi su ile yıkamayı', fıkıh ilminde ise 'bütün vücudun temiz su ile yıkanması şeklinde yapılan hükmî temizlik işlemi'ni ifade eder. Fıkıhta abdeste küçük temizlik, abdest almayı gerektiren hallere küçük kirlilik (hades-i asgar), gusle büyük temizlik, guslü gerektiren hallere de büyük kirlilik (hades-i ekber) denilir. Guslün Türkçe'deki bir başka adı da boy abdestidir.
Kur'an'da 'Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin' (el-Mâide 5/6) buyurularak cünüplük halinden kurtulmak için guslün gerekliliği bildirilmiş, ayrıca hayzın (ay hali) kadınlar için mazeret hali olduğu belirtilerek gusledip temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişki kurulması yasaklanmıştır (el-Bakara 2/22). Cünüplük hali ile kadınların hayız ve nifas kanlarının kesilmesi halinde guslün gerekli olduğu ve bunun nasıl yapılması gerektiği hususuna Hz. Peygamber'in söz ve uygulamaları da önemli açıklamalar getirmiştir.
Abdest gibi gusül de esasen hükmî-dinî temizlenme ve arınma vasıtasıdır. Böyle olmakla birlikte bunların maddî temizlenmeyi de sağladığı, ayrıca birçok tıbbî yararlar içerdiği de inkâr edilemez. Guslün insan sağlığı açısından önemi ve yararı Doğulu ve Batılı ilim adamlarınca ayrı ayrı dile getirilmiş, boy abdesti temizliği müslüman milletlerin belirgin özelliği, İslâm medeniyetinin beden temizliğine ve sağlığına verdiği önemin âdeta simgesi olmuştur. Gusül ile, hayız, nifas ve cünüplük halinin vücutta bırakabileceği maddî bir kalıntı ve bulaşıklar iyice temizlenmiş olur. Ayrıca gusül, cünüplük halinin vücutta yol açacağı yorgunluk ve gevşekliği giderme, bedende yeni bir denge kurma, kan dolaşımını düzene koyma ve kişiyi hükmî kirlilikten kurtararak ibadet atmosferine hazırlama gibi beden ve ruh sağlığı açısından birçok yararı içinde barındırır. Buna ilâve olarak, bilinebilen veya bilinemeyen birçok hikmet ve fayda taşıdığı inancıyla Allah'ın bu emrini yerine getiren mümin Allah'a kayıtsız şartsız itaat etmenin haz ve sevabına kavuşur.
A) GUSLÜ GEREKTİREN DURUMLAR
Esasen hükmî-dinî temizlenme ve arınma vasıtası olan guslün sebebi hükmî kirliliktir. Bu sebeple hükmî kirlilik hali sayılan cünüplük, hayız ve nifas halleri guslü gerektiren üç temel sebeptir. Ancak bu üç durumun dinî literatürde büyük kirlilik olarak anılması, bu durumdaki kimselerin dinen necis sayıldığı anlamına gelmez. Mümin necis olmaz. Hatta müşriklerin necis olduğu meâlindeki âyet de (et-Tevbe 9/28) onların hükmî kirliliklerine işaret olarak anlaşılmıştır. Bu sebepledir ki, cünüp olan, hayız ve nifas gören kimselerin hükmî kirliliği, onların namaz, tilâvet secdesi, Kâbe'yi tavaf, Kur'an'ı eline alma ve Kur'an okuma, mescide girme gibi belirli ibadetleri veya ibadetle yakından ilgili fiilleri yapmak için gerekli ruhî ve mânevî hazırlığa sahip olmadıkları anlamına gelir. Bundan dolayı cünüp kimsenin oruca devam etmesi veya namaz vaktine kadar yıkanmayı geciktirmesi günah sayılmayıp namazın kılınabileceği son vakit öncesinde gusletmesi farz görülmüştür. Diğer bir anlatımla gusül, hükmî kirliliği sona erdirip belirli ibadetleri yapmayı mümkün hale getiren bir hükmî temizlenme usulünden ibarettir.
a) Cünüplük
Fıkıh dilinde cünüplük (=cenâbet), cinsî münasebet veya şehvetle meninin gelmesi (inzal) sebepleriyle meydana gelen ve belirli ibadetlerin yapılmasına engel olan hükmî kirlilik halinin adıdır. Meni gelsin veya gelmesin cinsî münasebet sonunda kadın da erkek de cünüp olur. Cünüplüğe yol açan cinsî münasebetin ölçüsü ve başlangıç sınırı, erkeklik organının sünnet kısmının girmiş olmasıdır. Erkek veya kadından şehvetle (cinsî zevk vererek) meninin gelmesi cünüplüğün ikinci sebebidir. Meninin uyku halinde veya uyanıkken, iradî ya da gayri iradî gelmesi sonucu değiştirmez. Şâfiîler hariç fakihlerin
[19/3 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: Her insanin amelini (veya kaderini) boynuna bagladik Insan için kiyamet gününde, açilmis olarak önüne konacak bir kitap çikaririz  (İSRA/13)
 
Yeryüzü, Rabbinin nûru ile aydinlanir, kitap konulur, peygamberler ve sahitler getirilir ve aralarinda hakkaniyetle hüküm verilir Onlara asla zulmedilmez  (ZÜMER/69)
 
Daha dogrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açilmis sahifeler (ilâhî vahiy) verilmesini istiyor  (MÜDDESSİR/52)
 
(Amellerin yazili oldugu) defterler açildiginda,  (TEKVİR/10)
 
Dogrusu günahkârlarin yazisi, muhakkak Siccîn'de olmaktir Siccîn nedir, bilir misin? (O günahkârlarin yazisi) Amellerin sayilip yazildigi bir kitaptir  (MUTAFFİFİN/7-9)
 
Kimin kitabi sagindan verilirse, Kolay bir hesapla hesaba çekilecek; Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir Kimin de kitabi arkasindan verilirse, Derhal yok olmayi isteyecek, Ve alevli atese girecektir  (İNŞİKAK/7-12)
[19/3 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: KAPLARLA İLGİLİ
 
142 - Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle dediğini işittim: 'İpek ve İbrişim elbise giymeyin. Altın ve gümüş kaplardan su içmeyin, onlarda yemek yemeyin. Zira bu iki şey dünyada onlar (kâfirler), âhirette de sizin içindir.'
 
Buhârî, Et'ime 28; Müslim, Libas 4; Ebu Dâvud, Nesâî, Buhârî, Et'ime 28, Eşribe 28, Libas 25; Müslim, Libas 4, (2067); Tirmizî, Eşribe 10 (1879); Ebu Dâvud, Eşribe 17 (3723); Nesâî, Zînet 87, (8, 198, 199); İbnu Mâce, Eşribe 17, (3414).
 
143 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Gümüş kaptan su içen, karnına cehennem ateşi dolduruyor demektir'
 
Buhârî, Eşribe 28; Müslim, Libas 1, (2065); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 11 (2, 924-925); İbnu Mace, Eşribe 17(3413).
 
Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denir: 'Kim altın veya gümüş bir kaptan içerse...'
 
144 - Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Biz Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'le birlikte gazveye çıkmıştık. Savaş sonunda elde ettiğimiz ganîmetler arasında müşriklerin kap-kacak ve su kapları da vardı. Biz bunları kullanıyorduk. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiç bir zaman niye kullanıyorsunuz diye ayıplamadı.'
 
Ebu Dâvud, Et'ime 46, (3838).
 
145 - Ebu Sa'lebe el-Huşenî (radıyallahu anh) diyor ki: 'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e ey Allah'ın Resûlü, biz Ehli Kitab'ın yaşadığı bir yerdeyiz. Onların kap-kacaklarından yiyip içebilir miyiz? diye sordum. Dedi ki: 'Onlarınkinden başka kap-kacak bulabilirseniz onlarınkinden yemeyin. Başka birşey bulamazsanız onları yıkadıktan sonra kullanın.'
 
Ebu Dâvud, Et'ime 46 (3839); Tirmizî, Siyer 11, (1560); Tirmizî hadisin sahîh olduğunu söyledi. Metin Tirmizî'deki metindir.
 
146 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Ömer (radıyallahu anh) sıcak su ile ve bir Hıristiyan kadının evinde onun su kabıyla abdest aldı.' Bu rivayeti Rezîn tahrîc etti. Derim ki: Bunu Buhârî bab başlığı olarak kaydetmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
 
Buhârî, Vudu 43.
[19/3 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.' 
Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640). 
Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.'
[19/3 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
[Bakara Sûresi.21]
[19/3 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbimiz! biz kendimize zulm ettik. Eğer bizi bağışlamaz bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” (A’râf, 7/23)
[19/3 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl maddeyi, kalp manayı keşfeder.[Muhammed İkbal]
[19/3 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ABDULLAH BİN HUZAFE
 
Peygamber efendimiz, Hudeybiye antlaşmasından sonra, İslâmın bütün dünyaya yayılması ve insanların Cehennemden kurtulup, ebedî saâdete kavuşmaları için hükümdarlara elçiler göndermek istiyordu. Zîrâ o, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. İstediğini emret! Bu sebeple bir gün, Eshâb-ı kirâma buyurdular ki:
- Ba’zınızı, yabancı hükümdarlara göndermek istiyorum. Sakın, İsrâiloğullarının, Peygamberlerine karşı davrandıkları gibi, siz de bana karşı davranmayasınız! Eshâb-ı kirâm cevap verdiler:
 
- Yâ Resûlallah! Biz, sana karşı, hiçbir zaman, hiçbir şey hakkında aykırı davranmayız. Sen, bize, istediğini emret, bizi istediğin yere gönder! Bunun üzerine İslâmiyete da’vet etmek üzere, Hükümdarlara birer mektupla altı sahâbî gönderildi. Bu altı elçiden birisi de, Abdullah bin Huzâfe idi. Peygamberimiz onu, Kisrâ’ya ya’nî İran şâhına göndermişti.
 
Peygamberimiz, mektubunu Kisrâ’ya sunmak üzere Bahreyn vâlisine vermesini de Abdullah bin Huzâfe’ye emretti. Peygamberimiz, Kisrâ’ya yazdığı mektubunda şöyle buyurdu:  “Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahın Resûlü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya! Hidâyete uyan, doğru yolu tutanlara, Allaha ve Resûlüne îmân edenlere, Allahtan başka hiçbir ilâh ve ma’bûd olmadığına, O’nun eşi, ortağı bulunmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet getirenlere selâm olsun! Ben, seni, Allaha îmâna da’vet ediyorum! Çünki ben; Allahın, kalbleri diri ve akılları başında olanları uyarmak, kâfirler hakkında da, o azâb sözü gerçekleşmek için bütün insanlara göndermiş olduğu Peygamberiyimdir! Öyle ise, Müslüman ol, selâmeti bul! Da’vetimden yüz çevirir, kaçınırsan, bütün Mecûsîlerin günâhı senin boynuna olsun!” Bahreyn vâlisine verdi Peygamberimizin, İran Şâhı’na göndermiş olduğu mektubun aslı, 1962 yılı kasımının sonuna doğru Şam’da bulunmuştur. Parşömen üzerine yazılmış bulunan bu mübârek mektup, zamanla rengi değişmiş ve dokuması eskimiş yeşil bir kumaşa yapıştırılmış olup, boyu 28 cm, eni 21,5cm.dir. Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Peygamberimizin mektubunu Kisrâ’ya sunmak üzere, Bahreyn vâlisi Münzir bin Sava’ya başvurdu. O da, onu Kisrâ’ya yolladı. Abdullah bin Huzâfe’nin bildirdiğine göre, kendisi, Kisrâ’nın kapısına kadar vardı. Yanına girmek için izin istedi. Kisrâ, önce köşk salonunun süslenmesini emretti. Sonra, Fars devlet adamlarının, daha sonra da, Peygamberimizin elçisinin içeri alınmasına müsâade etti. Abdullah bin Huzâfe hazretleri, Peygamberimizin mektubunu sunmak üzere İran Kisrâ’sının huzûruna girdi. Kisrâ, Peygamberimizin mektubunun elçiden alınmasını emretti. Abdullah bin Huzâfe dedi ki:
 
- Onu, Resûlullah efendimizin buyruğu üzere, sana kendim vereceğim! Kisrâ bunun üzerine dedi ki:
- Öyle ise, haydi yanıma yaklaş! Düş hayâtı yaşıyorsunuz Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’ya yaklaşarak mektubu sundu. Kisrâ, mektubu okutmak için Hîreli kâtibini çağırdı. Mektubu ona okuttu. Kâtip, mektubu: “Allahın Resûlü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya!” diyerek okumaya başlayınca, Kisrâ, mektuba, Peygamberimizin kendi ismiyle başlamış olmasına son derecede öfkelendi. Bağırdı, çağırdı. Bunun üzerine Abdullah bin Huzâfe, Kisrâ’nın huzûrunda şöyle konuştu:
 
- Ey Fars cemâ’atı! Sizler, yeryüzünden ancak ellerinizde bulunan bir kısmına hâkim olarak, Peygambersiz ve Kitapsız olarak sayılı günlerinizi geçiriyor, bir düş hayatı yaşıyorsunuz! Hâlbuki, yeryüzünün, hâkim olamadığınız kısmı daha çoktur. Ey Kisrâ! Senden önce, nice dünyalık ve âhıretlik hükümdarlar gelmiş geçmiş ve hüküm sürmüşlerdir. Onlardan, âhıretlik olanlar,dünyadan da nasîblerini almışlar; dünyalık olanlar ise, âhıret nasîblerini yitirmişlerdir! Dünyaya çalışmakta
[19/3 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hepimiz Toplanalım, Bir Araya Gelelim 
 
   Mevlâna bir gün, 'Yetmiş iki millet sırrını bizden işitir' demişti de, devrin mutaassıplarını, çileden çıkarmıştı. Kadı Siraceddin'e dert yanmışlardı:
    — Mevlâna herkesle dost olduğunu söylüyor, yetmiş iki millet dostumdur, diyor. Bu nasıl olur, bu söz küfür değil de nedir?
    Kadı Sıraceddin, bu sözün tahkiki için bir adamını Mevlâna'ya gönderiyor. Adam, Mevlâna'ya:
    — Sen yetmiş iki milletle dost olduğunu söylüyormuşsun, doğru mu?
    — Evet. böyle söyledim.
    Ağıza alınamayacak sözlerle hakaret ediyor adam, Mevlâna sabır ve sükûnet içinde dinliyor, sonra:
    — Sözleriniz bitti mi? diyor. Adam:
    — Evet.
    — Ben senin söylediklerinle de beraberim, seninle de dostum. Şaşırıyor gelen adam.. Sonra içinde bir burkulma, pişmanlık duyuyor. Büyük insanın dizlerine kapanarak, özür diliyor.
    Mevlâna kinsiz, kavgasız, barışık bir dünyayı düşünüyordu, yedi yüz yıl önce..
    Bir gün. devrin ileri gelenlerinden Alâmeddin Kaysere sormuşlardı:
    — Neden Mevlâna'yi bu kadar çok seviyorsun? Cevabı şu olmuştu:
    — Her peygamberi ümmeti, her veliyi müridleri sever, fakat görüyorum ki, Mevlâna'yı herkes seviyor. Ben nasıl olur da sevmem?
    Gerçekten Mevlâna, din ve mezhep farkı gözetmeden herkesle görüşüyor, onları dinliyor, sonra bir söze başladı mı, karşısındakini inandırıcı, sağlam delillerle kendi tarafına çekiveriyordu. Bu yüzden kendisiyle görüşen birçok Hıristiyan, onu dinledikten sonra müslüman olmuş, hidayete ermişti.
    Bir gün görüştüğü bir papaza sormuştu:
    — Sen mi büyüksün, yoksa sakalın mı? Papaz çekinmeden cevap vermişti:
    — Ben sakalımdan yirmi yaş büyüğüm..
    — Senden yirmi yaş küçük olan sakalın ağarmış.. Yazık değil mi ki, sen hâlâ karanlıklar içindesin..
    Bu sözün taşıdığı ince, zarif mânayı anlayan papaz, hemen o gün müslüman olmuştu.
    Konya yakınlarındaki Eflâtun Manastırı'na gidiyor, orada papazlar, Mevlâna'yı derin bir hûşû içinde dinliyor, sözlerini gönülden tasdik ediyorlardı. Bir gün Konya çarşısından geçerken, karşılarına bir papaz gelmişti. Papaz, Mevlâna'yı görünce eğilerek selâm verdi. Mevlâna daha fazla eğilerek mukabelede bulundu. Papaz doğrulunca baktı ki, Mevlâna halâ ihtiram vaziyetindedir. Nihayet görüşüp ayrıldılar. Biraz ilerledikten sonra, Mevlâna yanındakilere:
    — Şükür Allah'a, tevazuda da papazı yendik... demişti.
    Bu hikâyeler uzar gider. Onun tapısında yalnız insan vardır. İnanan ve imân eden insan. Mevlâna'ya göre, insan, surette küçük bir âlemdir amma, gerçekte büyük âlemdir.
[19/3 20:45] Ömer Tarık Yılmaz: ÂMENTÜ
 
İslâm dîninde inanılması lâzım olan altı temel esas. Âmentü ve mânâsı  Âmentü billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel yevmilâhiri ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî minellahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlühü (Allahü teâl âya, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna îmân ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet e derim). Âmentü'de bildirilen altı şeyin mânâlarını bilip, beğenip, kabûl eden kimseye mü'min denir. (Kemahlı Feyzullah Efendi) Müslüman olmayan bir kimse, kelîme-i tevhîdi söyleyip mânâsına kısaca inanınca, o anda müslüman olur. Fakat her müslüman gibi, bunun da imkân bulunca Âmentü'nün esaslarını ezberlemesi ve mânâsını iyice öğrenmesi lâzımdır. (Damâd) Bir çocuk küçük iken anasının babasının dînine tâbi olarak müslümandır. Bâliğ olunca anasının babasının dînine tâbi olması devâm etmez. İslâmiyet'i bilmiyerek bâliğ olunca, mürted olur, müslümanlıktan çıkar. Bu sebeble âkıl-bâliğ olmadan önce çocuğa kelime-i tevhîdi Âmentü'yü ve bunların mânâlarını öğretmelidir. Çocuk bunlara ve İslâmiyet'e uymak lâzım olduğuna inanmalıdır. (İbn-i Âbidîn)
[19/3 20:45] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ilk inananlar kimlerdir?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ilk iman eden hanımı Hz. Hatice’dir. Onunla birlikte kızları Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Gülsüm de anneleri ile aynı zamanda İslam’a girdiler. Fatıma ise o sırada henüz 4-5 yaşlarında bir çocuktu. Hz. Hatice ve kızlarından sonra, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in evinde oturan ve o sıralarda henüz on veya on bir yaşında bulunan Ali b. Ebi Talib ile Hz. Peygamber (s.a.s.)’in azatlısı Zeyd b. Harise de iman ettiler. Ardından Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yakın dostlarından Hz. Ebu Bekir de iman etti.
[19/3 20:45] Ömer Tarık Yılmaz: CEMRELER
 
 
 
Mina'da birbirine birer ok atımı uzaklıkta '3' taş kümesi (cemre) vardır. Bunlar:
 
Akabe Cemresi (Cemre-i Akabe veya Cemre-i Kübrâ): Halk arasında 'Büyük Şeytan' denir.
Orta Cemre (Cemre-i Vüstâ): Halk arasında 'Orta Şeytan' denir.
Küçük Cemre (Cemre-i Ûla): Halk arasında 'Küçük Şeytan' denir.
Şeytan taşlama, (remy-i cimâr) bu üç cemre'ye yapılır.
[19/3 20:50] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ كَانَ لَهُ عِلْمٌ فَلْيَتَصَدَّقْ مِنْ عِلْمِهِ وَمَنْ كَانَ لَهُ مَالٌ فَلْيَتَصَدَّقْ مِنْ مَالِهِ. (كنز)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “İlmi olan kimse (onu öğreterek), ilminden tasaddukta bulunsun. Malı olan kimse de (zekât ve sadaka vererek) malından tasaddukta bulunsun.” (Kenzü’l-Ummâl)
 
19 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[19/3 20:50] Ömer Tarık Yılmaz: ZEKÂT
 
Zekât, İslâm’ın şartlarından olup senelik mâlî bir ibadettir. Cenâb-ı Hakk’ın rızası için, zengin (yani nisâba mâlik) Müslümanların her sene mallarından kırkta birini; Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilen sekiz sınıftan birine vermelerinden ibarettir.
 
Zekâtın farz olmasının şartı: Bâliğ (ergin), akıllı, hür olan Müslümanın borcundan ve aslî ihtiyacından fazla olarak üzerinden bir yıl geçen nisâb miktarı mala sahip olmasıdır. Nisâb miktarı malda, ayrıca nemâ (hakikaten veya takdîren üreme, çoğalma) da şarttır. Altın ve gümüşte bu nemâ hükmen vardır, hakikaten çoğalmasa da nisâb miktarı olunca zekâtları verilir.
 
Nisâb: Zekâtın vacip olması için dinin koyduğu bir ölçüdür. Kişinin aslî ihtiyacından ve borcundan başka 20 miskâl (80.18 gram) altın veya bunun değerinde para ve ticaret malına sahip olmasıdır. Aslî ihtiyaç; ev ve ev için lüzumlu eşya, elbiseler, âletler, kitaplar, binek (at veya araba) ve erzaktır. Paranın her 40 liradan bir lirası zekât olarak verilir. Canlı hayvanların zekâtı: Koyunda kırkta bir; devede, beş devede bir koyun; sığırda otuzda bir danadır. Madenler de zekâta tâbidir.
 
Öşür, arazi mahsullerinin zekâtıdır ve çıkan mahsulden onda birini vermektir. Şâyet arazi, suya para verilerek sulanıyorsa yirmide biri verilir. Arazi mahsulleri; buğday, arpa, pirinç, mısır, patates, fındık, çay, karpuz, salatalık, yonca, zeytin, susam, bal, şeker kamışı ve meyveler gibi mahsullerdir. Türkiye’de araziler, tapulu ve sahipli olduğu için Türkiye arazisi öşür arazisidir. Ziraatle uğraşan Müslümanların öşürlerini mutlaka vermeleri lâzımdır.
 
Zekâtın verileceği yerler: Tevbe Sûresi’nin 60. âyet-i kerîmesinde açıklanmıştır: (Nisâba sahip olmayan) fakirler, (hiçbir şeyi bulunmayan) miskinler, zekât toplama memurları, müellefe-i kulûb, kölelikten kurtulacak kimseler, (borcuna karşılık malı olmayan) borçlular, fî sebîlillâh (Allah yolundakiler), (harçlıksız) yolda kalmışlar.
 
Zekât, bu sınıflardan herhangi birine verilebilir. Ancak verilmesi en faziletli olanı, hiçbir şeyi olmayan miskinler ve Allah yolundakilerdir. (Muhtasar İlmihal, Fazilet Neşriyat)
 
 
 
19 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[19/3 20:50] Ömer Tarık Yılmaz: 'İhlâs, yüce Allah ile kulu arasında bir sırdır. Yazıcı melek bilemez ki yazsın. Şeytan da anlayamaz ki bozsun. Hevâ da bilemez ki sahibini yıksın.' Cüneyd-i Bağdâdî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[19/3 20:50] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları - Allah Teâlâ’nın Subutî Sıfatları
 
1. Allah Teâlâ’nın bazı sıfatları yarattıklarında da vardır. Fakat bu bir çeşit benzeme anlamına gelmez. Çünkü O’nun bütün sıfatları da her türlü eksiklikten uzaktır.
 
2. Yaratılmış olanların hem kendisinin hem de sıfatlarının öncelikle yaratılmış olması gerekir. Yani, bir başlangıcı vardır. Oysa Allah Teâlâ zaman mefhumundan da uzaktır. Dolayısıyla O’nun bütün sıfatları ezelîdir.
 
3. Yaratılmış olanların hem kendisinin hem de sıfatlarının bir sonu vardır. Oysa Allah Teâlâ için böyle bir şey söz konusu olamaz. Dolayısıyla O’nun bütün sıfatları ebedîdir.
 
4. Yaratılmış olanların hem kendisi hem de sıfatları değişkenlik gösterir. Zamana ve çeşitli olaylara tepki verir. Kalitesi ve niteliği azalır. Ancak O böylesi etkilerden ve değişikliklerden uzaktır. Dolayısıyla O’nun bütün sıfatları eşsiz, sınırsız ve mükemmeldir.
 
5. Yaratılmış olanlar, sıfatlarına bağlı olan eylemleri bir aracıya ihtiyaç duyarak yaparlar. Örneğin görmek için göze ihtiyaçları vardır. Ancak her türlü eksiklikten uzak olan Allah Teâlâ herhangi bir aracıya ihtiyaç duymaksızın sıfatlarına bağlı eylemler gerçekleşir.
 
Semerkand Takvimi
[19/3 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
 
(Âl-i İmrân, 3/19.)
[19/3 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle, bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver.
 
(Muslim)
[19/3 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.
 
(Haşr, 59/10)
[19/3 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Vasi
 
Güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan, bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan
[19/3 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Tefecilikten Tevbekarlığa
 
   Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerinin talebelerinden Habîb-i Acemî (k.s.) hazretleri, önceleri çok zengin birisi idi. Tefecilik yapar, faizle para verirdi. Bir gün evinde, tam yemek yiyeceği sırada kapıya bir dilenci geldi ve 'Allah rızâsı için bir sadaka' dedi. Habîb, onun yüzüne kapıyı kapattı, o fakiri mahzun bir halde geri çevirdi. Sofraya döndüğünde kabın içindeki yemeğin kana döndüğünü gördü! Bu hâdise karşısında dehşete düştü! Kendisini bir korku sardı! Yerinde duramaz hâle geldi!.. 
 
 Bir cuma günü, Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken, oyun oynayan çocuklar, Habîb-i Acemî'yi görünce, aralarında; 
 
 - Kaçın, kaçın! Tefeci Habîb geliyor! Ayağından kalkan toz, bize de gelir ve biz de onun gibi bedbaht oluruz, diyerek kaçıştılar. 
 
 Çocukların bu sözleri, ona çok ağır geldi. 
 
 Hasan-ı Basrî hazretlerinin meclisine varıp elini öptü. Huzurunda tevbekâr oldu. O da Habîb'i talebeliğe kabul etti. 
 
 Oradan ayrılıp evine dönerken, kendisine borcu olanlar onu görünce, alacaklarını talep eder korkusu ile kaçışmak istediler. Habîb-i Acemî bu vaziyeti anlayınca, 
 
 - Kaçmayın, bugün asıl benim sizden kaçmam lâzım, dedi. Ve kimden ne alacağı varsa, hepsini bağışladığını îlan etti. 
 
 Çocukların yanından geçerken, çocuklar bu sefer birbirlerine, 
 
 - Kaçın, kaçın! Tevbekâr Habîb geliyor. Üzerine bizden toz bulaşmasın. Bulaşırsa, bizler Allâh'a âsî olmuş oluruz... diyerek kaçıştılar. Habîb, bu sözleri duyunca çok duygulandı. Yüreği sızlayarak,  
 
 'Yâ Rabbbî! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, bir tevbemle ismimi kötüler arasından çıkarıp iyiler arasına kaydeyledin' diyerek Allâh'a iltica etti.
[19/3 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Zübeyr (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Veca (vadisin)in avı ve ağaçları haramdır. Allah için haram kılınmıştır.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Menasik 97, (2032)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Vecc, Mekke ile Taif arasında yer alan bir vadinin ismidir. Medine'nin haram ilan edilmesiyle ilgili açıklamanın sonunda belirttiğimiz üzere, Taifliler, sulh yoluyla gelip, İslam'a girme şartlarını pazarlık ederken, bir kısım kabul edilmesi imkansız olan birçok teklifleri ileri sürmüşlerdi. Bu tekliflerden biri de Taif'in haram ilan edilmesi idi.  Resûlullah, onların makul tekliflerini kabul etmiş idi. İşte onlardan biri de bu idi. Hattabî: 'Bu tahrimden bir mana çıkaramadım. Ancak, Müslümanların menfaatine bir davranış olan koruluk tesisi gayesini gütmüş olabilir' dedikten sonra şu yorumu da ilave eder: 'Yahut da belli bir müddet haram kıldı, sonra bu yasağı kaldırıp helal kıldı.' Hattabî, kendisini bu ikinci ihtimali söylemeye sevkeden şeyin, hadisin sonunda yer alan bir açıklama olduğunu belirtir: 'Vecc'in haram kılınma hadisesinin Taif'in muhasara  edilmesinden önceye ait olduğu'dur. Buna dikkat çektikten sonra Hattabi: 'Sonra oranın durumu tekrar mübahlığa rücû etmiştir'  der.
 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, Taif'i kuşatması sırasında Taiflilerin morallerini bozmak için ağaçların kesilmesi hususunda verdiği emri delil gösteren bazı şarihler, Vecc vadisinin, Taif'in muhasara edilmesinden önce haram edilmiş olma kaydını ihtiyatla karşılarlar. Zira, bu kayıt önce kaydettiğimiz üzere bilahare İslam'a girmek üzere gelen heyetin getirdiği tekliflerden bahseden rivayetlere de muhalefet etmektedir.
 
İmam-ı Şafii, Vecc vadisine 'haram' demese de, av ve ağaç kesimine mekruh  demiştir.  Bazı Şafii fakihler bunu kerahet-i tahrimiye olarak yorumlamıştır. Fukaha umumiyetle sadece Mekke ve Medine'nin haram olduğuna hükmetmiş, hatta Ebû Hanîfe, Medine hakındaki haram hükmünü de kabul etmemiştir
[19/3 20:52] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Cabir İbnu Abdillah (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Abdullah İbnu Amr İbni Haram Uhud günü, öldürüldüğü zaman Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bana rastladı ve: 'Ey Cabir! Allah baban için ne söyledi, sana haber vermiyeyim mi?' buyurdular.' Yahyanın rivayetinde ise Resulullah: 'Ey Cabir, seni niye böyle kalben kırık (ve üzüntülü) görüyorum?' buyurmuş, Cabir de:  'Ey Allah'ın Rsulü! Babam şehit düştü, geriye bir yığın horanta  ve borç bıraktı' demiştir. Aleyhissalâtu vesselâm da:'Sana, Allah'ın babanı karşıladığı şeklin müjdesini vereyim mi?' diye sordu. Cabir: 'Evet! Ey Allah'ın Resulü!' dedi. Bunun üzerin Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı: 'Allah her kimle konuştu ise mutlaka hicab gerisinden konuştuğu halde babana vicahen konuştu ve: 'Ey kulum! Benden ne dilersen dile, dilediğini sana vereyim!' dedi. O da:'Ey Rabbim! Beni bir kere daha ihya et, senin yolunda ikinci kere öleyim!' dedi. Rab Teala hazretleri de: 'Benden daha önce şu hüküm sadır oldu: 'Ölenler artık dünyaya bir daha dönmeyecekler' buyurdular. Baban da: 'Ey Rabbim, öyleyse (benim durumumu) arkamda kalanlara ulaştır!' dedi. Bu talep üzerine şu ayet nazil oldu: 'Allah yolunda şehid edilenleri ölü sanma. Onlar Rablerinin katında hayat sahibidirler ve O'nun nimetleriyle rızıklanırlar' (Al-i İmran    ).
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (190) - Hds :(6037)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[19/3 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, müslüman, müslümanınýbaşına gelen musîbette terk etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah’ta ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah’ta onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim de bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse Allah’ta kıyamet günü o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhari Mezalim 3, Müslim, Birr 58)
 
236- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ , لاَ يَخُونُهُ وَلاَ يَكْذِبُهُ وَلاَ يَخْذُلُهُ , كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ عِرْضُهُ, وَمَالُهُ , وَدَمُهُ , التَّقْوَى هَا هُنَا, بِحَسْبِ أمرئٍ مِنَ الشَّرِّ أن يَحْقِرَ أخاهُ الْمُسْلِمَ .
236: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“Müslüman müslümanın kardeşidir, ona ihanet etmez, ona yalan söylemez, onu utandırmaz. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalbini göstererek, takva işte buradadır, dedi. Bir müslümanın müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi ona kötülük olarak yeter.” (Tirmizi , Birr 18)
 
237- وَعَنْهُ قال : قال رسولُ اللَّهِ
 
:لاَ تَحَاسَدُوا , وَلاَ تَنَاجَشُوا , وَلاَ تَبَاغَضُوا , وَلاَ تَدَابَرُوا , وَلاَ يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ, وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانا , الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ , لاَ يَظْلِمُهُ , وَلاَ يَخْذُلُهُ , وَلاَ يَحْقِرُهُ , التَّقْوَى هَاهُنَا, - وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ- بِحَسْبِ أمرئٍ مِنَ الشَّرِّ , أن يَحْقِرَ أخاهُ الْمُسْلِمَ , كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ , حَرَامٌ دَمُهُ , وَمَالُهُ , وَعِرْضُهُ .
237: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“Birbirinize hased etmeyiniz, almayacağınız bir malın fiyatını artırmak suretiyle birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize kin ve nefret besleyip dargın durmayınız, birbirinizden yüz çevirmeyiniz, Bir kısmınız bir kısmınızın satışı üzerine satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.
 
Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulüm ve haksızlık etmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez.Peygamberimiz üç defa göğsüne vurarak:takva işte buradadır, dedi. Bir müslümanın müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi ona kötülük olarak yeter. Her müslümanın diğer müslümana ırzı,malı ve kanı haramdır.” (Müslim, Birr 18)
 
238- عَنْ أنس
 
عَنِ النَّبِىِّ
قال : لاَ يُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ.
[19/3 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: YURDUMUZ............... 1915 ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ AÇILDI

Temeli 18 Mart 2017’de atılan ve 18 Mart 2022’de trafiğe açılan, dünyanın en uzun kule yüksekliğine sâhip köprüsü, Çanakkale Boğazı’nda Avrupa ve Asya’yı ve aynı zamanda Trakya ve Ege’yi birbirine bağladı. 

Dünyanın en büyük (45 m) orta açıklıklı asma köprüsü ünvanını da alan köprünün kule bağlantıları ve unsurları Türk bayrağına atfen kırmızı ve beyaz renkle boyalı, figürleri ve diğer özellikleriyle; “Simgelerin Köprüsü” oldu. Köprü ile Gelibolu-Lapseki ilçeleri arasındaki ulaşım, 1,5 saatten 6 dakikaya indi. İki ayak aralığı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yılıyla ilgili 2023 metredir. Köprünün kule bağlantıları ve unsurları, Türk bayrağının renkleri olan kırmızı ve beyaza boyandı. Her iki yakada 333’er m’den sonra 20,5 metre yüksekliğindeki kulelerin tepesine Seyit Onbaşı’nın Çanakkale Savaşları’nda taşıyıp namluya sürdüğü top mermisini temsil eden ve her biri 75 ton ağırlığında 4 top mermisi yerleştirildi. Eyfel’in 300 m yüksekliğini geçen köprü’nün çelik kule yüksekliği 318 m; 3’ncü ayın 18’ini; 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’ni simgeliyor. Köprünün Avrupa yakasında 680 m, Asya yakasında da 365 m viyadük girişi bulunuyor. 770’er m yan açıklıklar, köprünün uzunluğu 3.860 m. 2x3 şeritli, köprünün tabliyesi; 48 m uzunluğunda, 45,06 m genişlikte ve 3,5 m yükseklikte. 4 betonarme viyadük, 10 alt geçit köprüsü, 33 üst geçit köprüsü, 6 köprü, 43 alt geçit, 115 menfez, 12 kavşak, 4 otoyol hizmet tesisi, 2 bakım işletme merkezi, 6 ücret toplama istasyonu bulunuyor..
Maliyeti 2 milyar 545 milyon Euro olan Köprü, yap-işlet-devret modeliyle “Daelim-Limak-SK E&C-Yapı Merkezi Türk-Kore Ortak Girişimi” tarafından inşa edildi. Yapımında devletin kasasından bir kuruş çıkmadı. Köprünün işletmesi 2034’de devlete devredilecek. Yapımında 5.100 personel ve 750 makine çalıştı. Köprüde kullanılan 227 bin metreküplük betonla, 100 metrekarelik 5.900 dairenin yer aldığı 25.000 nüfuslu bir ilçe kurulabiliyor.

 

 

 
 
19.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[19/3 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: Nisa Suresi 44
Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
[19/3 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: Müslim
Kim bize kılıç kaldırırsa bizden değildir.
[19/3 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: El-Veliyy: İyi kullarına, gerçek mü’minlere dost olan.
[19/3 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Uyku Arasında Uyanınca Duâ Et : Ubâde b. Sâmit -radıyallâhu anh- Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduklarını nakleder:
 
“Kim uykudan uyanır da hemen zikre sarılır ve «lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. el-Hamdü lillah ve sübhânallah ve lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber ve lâ havle velâ kuvvete illâ billâh»  der, sonra da «Allâh’ım beni mağfiret et» der veya başka duâ ederse kendisine icabet olunur. Eğer abdest alıp namaz kılarsa namazı kabul edilir.” (Buhârî, Teheccüd, 21)
 
Yukarıda zikredilen bütün bu nebevî tavsiyeleri uygulayabilmek için ortaya konacak gayretler, bizler için dünyevî ve uhrevî saadetlere vesile olacaktır.
[19/3 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hud Suresi 47
...Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum.
[19/3 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber Efendimiz’in Fiziksel Özellikleri
Resûl-i Ekrem uzuna yakın, orta boylu idi.
Yaratılışı fevkalâde dengeli olup mütenâsip bir vücûda sahipti.
Göğsü geniş, iki omuzlarının arası açıktı. İki kürek kemiği arasında nübüvvet mührü vardı.
Kemikleri ve eklemleri irice idi.
Teni gül gibi pembemsi beyaz, nûrânî ve parlak, ipekten yumuşaktı.
Mübârek vücûdu dâimâ temiz idi ve râyihası ferahlık verirdi. Koku sürünsün veya sürünmesin, teni ve teri, en güzel kokulardan daha ayrı bir letâfette idi. Bir kimse O’nunla musâfaha etse, bütün gün O’nun latîf kokusunun hazzını duyardı. Sanki gül, kokusunu O’ndan almıştı. Mübârek elleriyle bir çocuğun başını okşasalar, o çocuk, güzel kokusuyla diğer çocuklardan ayırt edilirdi.
Varlık Nûru, terlediği zaman mübârek teni, gül yaprakları üzerindeki şebnemleri andırırdı.
Sakalı gür idi. Uzattığı zaman, bir tutamdan fazla uzatmazdı. Vefât ettiklerinde, saçlarında ve sakallarında yirmi kadar beyaz vardı.
Kaşları hilâl gibi olup iki kaşı arası birbirinden uzakça ve açık idi.
İki kaşı arasında bir damar bulunuyordu ki, Hak için öfkelendiği zaman kabarırdı.
Dişleri inci gibi olup dâimâ misvak kullanır ve sık sık kullanılmasını tavsiye ederlerdi.
Kirpikleri uzun ve siyah idi. Gözleri büyükçe, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Sanki gözlerinde kudret eliyle ezelde çekilmiş bir sürme vardı.
Müstesnâ rûhî yapısının kemâli gibi, vücut yapısının cemâli de eşsizdi.
Sîmâsı, geceleyin ayın on dördü gibi parlardı.
İki kürek kemiği arasında nübüvvetine dâir ilâhî bir nişan vardı. Birçok sahâbî, onu öpebilmenin hasretiyle yaşardı. Vefâtı sırasında bu mührün gayb âlemine gitmesi, irtihâlinin tasdîki oldu. (Tirmizî, Şemâil, s. 15; İbn-i Sa’d, II, 272; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, V, 231)
 
Mübârek ve nûrânî vücûdu vefâtından sonra hiçbir değişikliğe uğramamıştı.
Allah Resûlü’nün mübârek yüzü, yüzlerin en güzel ve temizi idi.
Allah Resûlü, bir şeyi arzu etmediği zaman, derhâl sîmâlarından fark edilir, bir şeyi beğenince de memnûniyeti hissedilirdi.
[19/3 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: El-Mümtehine Süresi 1,2,3. Ayetler
1: Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri yakın dost, sırdaş ve işlerinize vekil edinmeyin! Siz onlara safça sevgi gösterisinde bulunuyorsunuz. Oysa onlar size gelen gerçeği inkâr etmiş ve sırf Rabbiniz olan Allah’a inandığınız için Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkarmışlardır. Eğer siz gerçekten benim yolumda cihâd etmek ve rızâmı kazanmak maksadıyla yurdunuzu terk edip çıktıysanız, kâfirlere nasıl sevgi gösterip sır verebilirsiniz? Gerçek şu ki, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da ben çok iyi bilmekteyim. Bundan böyle içinizden kim onlara sevgi besler ve sır verirse, kesinlikle dümdüz yoldan sapmış olur!
2: Eğer onlar sizi ele geçirecek olsalar, size karşı acımasız bir düşman kesilirler, ellerini ve dillerini size fenâlık yapmak için uzatırlar ve sizin de kendileri gibi kâfir olmanızı cân ü gönülden isterler.
3: Kıyâmet günü ne yakınlarınızın size faydası olacaktır, ne de çocuklarınızın. Çünkü Allah o gün aranızı ayıracaktır. Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.
 
Âyet-i kerîmelerin iniş sebebi olarak şu dikkat çekici hâdise nakledilir:
 
Resûlullah (s.a.s.), müşriklerin Hudeybiye anlaşmasının maddelerini bozmaları ve diğer tamamlayıcı şartların oluşmaya başlaması üzerine Mekke’yi fethetme hazırlıklarına başlamıştı. Fakat bunu son derece gizli tutuyor, niyetini kimseye açmıyordu. Ashâb-ı kirâmdan birkaç kişi haricinde bunu kimseye hissettirmemişti. Efendimiz (s.a.s.) ile beraber işin farkında olan ashâb-ı kirâm (r.a.), bu gizliliğe riâyet ederken, her nasılsa durumdan haberdar olan Bedir gâzîlerinden Hâtıb b. Ebî Beltaa, Mekke’ye durumu bildiren bir mektup yazmış ve bunu bir kadınla da gönder­mişti. Allah Teâlâ Peygamberimiz (s.a.s.)’e durumu bildirdi. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali, Zübeyr ve Mikdâd (r.a.)’ı çağırdı. Kadının tam bulunduğu yeri haber vererek onu yakalayıp getirmelerini istedi. Kadın, Resûlullah (s.a.s.)’in işaret buyurduğu yerde yaka­landı. Üzerindeki mektup alınıp Resûlullah’a getirildi. Mektupta şunlar yazılıydı:
 
“Ey Kureyş! Allah’ın Rasûlü, sizin üzerinize öyle muazzam bir kuvvetle geliyor ki, gece karanlığı gibi korkunç olan bu ordu sel gibi akacaktır. Allah’a yemin ederim ki, Resûlullah üzerinize tek başına da gelse Allah, O’nu size gâlip kılacak, va’dini ye­rine getirecektir. Şimdiden başınızın çâresine bakın!” (İbn Kesîr, Bidâye, IV, 278)
 
Aslında bu ifadeler, ne gerçeğe aykırıydı ne de ihânetle doluydu. Fakat gizli kalması îcâb eden bir hakîkat düşmana ifşâ ediliyordu. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.s.), bu işi yapan Hâtıb’ı derhâl yanına çağırtıp: “Ey Hâtıb! Bunu niçin yaptın?” diye sordu. Bedir gâzîlerinden olan Hâtıb, büyük bir nedâmet içinde:
 
“–Yâ Resûlallah! Yanınızda bulunan muhâcirlerin Mekke’de âile ve mallarını koru­yacak kimseleri var. Benim ise kimsem yok. Ben de bu mektupla onlar arasında minnet­tarlık kazanarak, âilemi, çoluk çocuğumu korumak istedim. Yoksa vAllahi ben onların câ­susu değilim. Ben bu işi dînimden dönmek gibi bir fenâlıkla da işlemedim. müslüman ol­duktan sonra ben, aslâ küfre râzı olmam. Vallahi benim Allah ve Rasûlü’ne olan imanım sonsuzdur. Aslâ dînimi değiştirmiş değilim...” dedi. Bunun üzerine merhamet ummânı Efendimiz (s.a.s.):
 
“–Hâtıb kendisini doğru müdâfaa etti” buyurdu ve onu affetti.
 
Hâtıb’ın boynunu vurmak isteyen Hz. Ömer’e de Cenâb-ı Hakk’ın, Bedir savaşına katılanların yaptığı hatâları af buyurduğunu hatırlatarak şu mukâbelede bulundu:
 
“−Ama o Bedir seferine katıldı. Ne biliyorsun, belki de Allah Teâlâ Bedir ehlinin hâline muttalî oldu da: «Dilediğinizi yapın, sizleri bağışladım!» buyurdu.” (Buhârî, Meğâzî 9; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 161)
 
Fa
[19/3 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Taif Yolculuğu
Ebû Tâlib’in vefatından sonra Kureyş’in mukâvemeti şiddetlenince Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) İslâm dâvetine yeni bir merkez bulmak için gayret ettiler
Sakîf kabilesinden yardım istediler, fakat Sakîf bu fırsatı kaçırdı, “Dâru’l-Hicre: Hicret yurdu” olma şerefine eremedi. “Ensâr” olmanın erişilmez şeref ve faziletini kazanamadı. Efendimiz (s.a.v)’e müsbet cevap vermediği gibi bir de akılsızlarını ve çocuklarını kışkırtarak Efendimiz (s.a.v)’i taşlattılar.
 
PEYGAMBERİMİZ TAİF YOLCULUĞUNA NE ZAMAN ÇIKTI?
Tâif, Benî Saʻd yurduna çok yakındı. Aralarında Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in süt akrabâları vardı. Allah Rasûlü (s.a.v), Tâiflilerin kendisini kabul edebileceğini ümit etmişlerdi.
 
Bu yolculuk, Ebû Tâlib ve Hz. Hatîce’nin vefatından sonra bi’setin 10. senesinde gerçekleşti. Efendimiz’in orada 10 gün kaldığı rivâyet edilir.
 
Hz. Âişe vâlidemiz, Allah Rasûlü (s.a.v)’e:
 
“–Uhud Harbi’nden daha fazla daraldığınız bir gün oldu mu yâ Rasûlallah?” diye sormuştu.
 
PEYGAMBERİMİZİN TAİF YOLCULUĞUNDA YAŞADIĞI HADİSELER
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:
 
“–Evet, senin kavminden çok kötülük gördüm. Bu kötülüklerin en fenâsı, onların bana Akabe Günü[1] yaptığıdır. Tâifli Abdükülâl’in oğlu İbn-i Abdiyâlîl’e sığınmak istemiştim de, beni kabûl etmemişti. (Beni ayak takımına taşlatarak her tarafımı kan revân içinde bırakmıştı.) Ben de geri dönmüş, derin kederler içinde yürüyüp gidiyordum. Karnü’s-Seâlib mevkiine varıncaya kadar kendime gelemedim. Orada başımı kaldırıp baktığımda, bir bulutun beni gölgelediğini gördüm. Dikkatlice bakınca, bulutun içinde Cebrâîl (a.s)’ı fark ettim. Bana:
 
«−Allah Teâlâ, kavminin Sana ne söylediğini ve Sen’i himâye etmeyi nasıl reddettiğini duymaktadır. Onlara dilediğini yapması için de Sana, Dağlar Meleği’ni gönderdi.» diye seslendi.
 
Bunun üzerine Dağlar Meleği bana seslenerek selâm verdi. Sonra da:
 
«−Ey Muhammed! Kavminin Sana ne dediğini Cenâb-ı Hak işitmektedir. Ben Dağlar Meleği’yim. Ne emredersen yapmam için Allah Teâlâ beni Sana gönderdi. Ne yapmamı istiyorsun? Eğer dilersen şu iki dağı (Mekke’deki Ebû Kubeys ile Kuaykıân dağlarını) onların başına geçireyim.» dedi. O zaman:
 
«−Hayır, ben Cenâb-ı Hakk’ın onların nesillerinden sâdece Allâh’a ibâdet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseler getirmesini dilerim.» dedim.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 7; Müslim, Cihâd, 111)
 
Seneler geçmesine rağmen Allah Rasûlü (s.a.v) bu acı hâtırayı unutamamışlar, hayatlarının sonuna doğru Hz. Âişe validemize anlatmışlardır.
 
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) lisân-ı hâlleriyle sanki şöyle buyuruyorlardı:
 
“Ben nasıl sabrediyorsam aynı şekilde siz de, Allah Teâlâ’nın dînini tebliğ ederken karşılaştığınız meşakkatlere sabredin!”
 
Meşakkatler karşısında hiçbir zaman ümitsizlik ve tembellik yok!
 
Mâdem ki emreden O’dur, hiç şüphe yok ki yardım edecek olan da yine O’dur.
 
Dipnotlar:
 
[1] Burada bahsedilen Akabe, Tâif’teki bir yerdir. Efendimiz (s.a.v)’in Ensâr ile bir araya geldiği Minâ’daki Akabe değildir. (Zürkânî, Şerhu’l-Mevâhib, I, 298)
[19/3 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: De ki: 'Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların İlah'ına sığınırım.' (1-6) - Nâs - 4. Ayet
[19/3 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükâfat vermeye razı olmam. - Tirmizi, Zühd, 58
[19/3 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günümüz hayırlı ve bereketli olsun. Allah’ım! Günahımı bağışla, evimi, yurdumu geniş ve rahat eyle ve rızkımı benim için bereketli eyle.” - İbn Ebî Şeybe, Dua, 42
[19/3 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Namaz, önceki ümmetlere de farz kılınan bir ibadettir (Bakara, 2/83; Yûnus, 10/87; Enbiyâ, 21/73). “Namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.” (Nisâ, 4/103) buyuran Yüce Mevla, inananların, ibadet vakitlerine göre günlük hayatlarını belli bir düzen içinde sürdürmelerini istemiştir. İslam, aynı zamanda güçlüklere karşı direnç göstermeyi ve sabretmeyi öğreten namazı (Bakara, 2/153) Müslümanlara farz kılmakla, mensuplarını disipline etmeyi amaçlamış ve Allah şuurunun korunmasını sağlamıştır. Dolayısıyla vaktinde kılınan namaz, zamanı doğru değerlendirme, vakte riayet ve düzenli olma gibi meziyetler kazandırarak kişinin öz disiplinini destekler. Bu yönleriyle sistemli bir şekilde ibadet etme alışkanlığı aşılayan namaz, Hz. Peygamberin, “Dinin başı İslam (Kelime-i şehadet getirerek Allah’a teslim olmak), direği ise namazdır.’’ (Tirmizî, Îmân, 8) ifadesiyle İslam’ın özü sayılmıştır. - DİNİN DİREĞİ: NAMAZ
[19/3 20:56] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İh

Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman ile Ticaret bakanlıklarına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de

Borsa güne düşüşle başladı

Küresel piyasalar, artan jeopolitik riskler ve Fed'in faiz kararı sonrası negatif seyrediyor

Borsa günü düşüşle tamamladı

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır: GÖKBEY, sivil yolcu taşıma sertifikasyonunu tamamlayan ilk milli hava aracımız oldu

ABD'de üretici enflasyonu şubatta beklentileri aştı

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti yayımlandı

SHURA'ya göre enerji güvenliği için ithal kaynak azaltılmalı, yenilenebilir yatırımları artırılmalı

AB, girişimcilere 48 saatte şirket kurma imkanı sunmaya hazırlanıyor

S&P Global Ratings, petrol üretim kesintileri nedeniyle Irak'ın kredi notunu negatif izlemeye aldı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 27 18 3 6 24 60
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 27 12 8 7 14 43
6.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 27 9 12 6 -9 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.CORENDON ALANYASPOR 27 6 8 13 1 31
11.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.HESAP.COM ANTALYASPOR 27 6 14 7 -18 25
15.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
16.İKAS EYÜPSPOR 27 5 15 7 -19 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17