Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[21/3 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: 40 - Büyük Günahları ve onların En Büyüğünü Beyan Bâbı
 
269- Bana Amr b. Muhammed b. Bükeyr b. Muhammed en-Nâkıd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İsmail b. Uleyye, Saîd el-Cüreyri' den rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Ebî Bekre babasından rivâyet etti.
 
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında idik. Üç defa:
 
«Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Allaha şirk koşmak, anaya babaya İtaatsizlik etmek ve yalancı şahitliği yapmaktır -yahud- yalan söylemektir-» dedi.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) dayanmıştı. Hemen (doğrulup) oturdu. Artık bu sözü o derece tekrarladı ki, biz:
 
«Keşke sükût buyursalar dedik.»
 
Şirkin en büyük günah olduğunu bundan önceki bâbda ve sırası geldikçe başka yerlerde gördük. Bu babda ehl-i kıble olanlardan tek bir kimsenin şüphesi yoktur.
 
Anneye babaya itaatsizliğe gelince: bu mesele hadis-i şerifde «Ukuk» kelimesiyle ifade olunmuştur.
 
Akk ve Ukûk lügatte: alâkayı kesmek sıla-i rahimde bulunmamak manâsınadır.
 
Şer'an haram olan ukûkun hakiki tarifini zabt eden ise azdır. Ebû Muhammed İbn Abdisselâm bu bâbda şunları söylemiştir:
 
«Anneye ve babaya itaatsizliğe ve onlara mahsus olan haklara dair . i'timâd edebileceğim bir kaide bulamadım. Filhakika onlara her emir ve nehy ettikleri şey hususunda itaat etmek bilittifak vacib değildir. Ama onların izni olmaksızın oğullarının cihada gitmesi haram kılınmıştır. Çünkü oğullarının öldürüleceğini veya azasından bir uzvun kesileceğini düşünür ve buna son derece üzülürler. Çocuklarının canı veya azasından bir uzvu için tehlikeli görülen her seferin hükmü de budur.»
 
Ebû Amr İbn Salâh «Fetâvâ» sında anneye babaya itaatsizliği şöyle ta'rif eder: «Haram olan itaatsizlik; vâcib fiillerden olmamak şartiyle anne ve babaya azımsanmayacak derecede eziyyet veren her fiildir. Çok defa: «Günah olmayan her hususda anneye babaya itaat farzdır; bu babta onların emirlerine muhalefette bulunmak, itaâtsizlikdir.» denilir. Ulemâdan bir çokları şüpheli şeyler hususunda bile onlara itaati vâcib görmüşlerdir. Bizim âlimlerimizden bâzılarının «Anne ve babanın izni olmadan çocuk okumağa ve ticarete gidebilir» demesi, benim söylediklerime muhalif değildir. Çünkü bu söz mutlaktır. Benim söylediğimde ise bu mutlakı takyid vardır.»
 
Yalan yere şahidlik meselesinde zayi olan hakkın büyük veya küçük
 
Basra'lıdır. olması arasında hükmen bir fark olmadığı hadis ve kavaidin umûmundan ve mutlak olmasından anlaşılmaktadır.
 
Yalan söylemek ma'nasına gelen «kai-i zürû Kurtubi, yalancı şahitlik diye tefsir etmişse de El-Übbi buna i'tiraz etmekde ve şunları söylemektedir: «Öyle değildir. Bunun ma'nası, bilmediği bir şeye kasden şahidlik etmektir; isterse vakıa uygun düşsün. Nitekim bir kimse bilmeden Zeyd , Amrı öldürdü diye şahidlik etse de sonra bu sözün doğru olduğu anlaşılsa yalan yere şahidlik etmişdir...»
 
Kurtubî'nin beyanına göre yalanın en büyük günahlardan olması rnal ve can itlafına, haramı helâl, helâli haram yapmaya sebeb olduğundandır. Binaenaleyh şirkten sonra ondan daha büyük bir günah yoktur. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in onu söylerken doğrularak oturması, ona pek ziyade ehemmiyet verdiği içindir ki, bu da onun haram ve çok çirkin bir şey olduğunu bi't-te'kid ifâde eder, Maamâfih Nevevî insan Öldürmenin yelancı, şahidliği yapmakdan daha büyük günah olduğuna kaildir.
 
Ashabın: «Keşke sükût buyursalar!...' demeleri Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e acıdıkları ve onu rahatsız etmiş olmaktan korktukları içindir.
 
270- Bana Yahya b. Habib cl-Hârisi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid —ki İbn'l Haîris'dir— rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ubeydullah b. Ebî Bekir, Enes'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen büyük gün
[21/3 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  İlkbaharın Başlangıcı
•  Nevruz Gece ile Gündüzün Eşit Olması
•  Dünya Ormancılık Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/3 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davrananları sever.” 
 
Al-i İmran 134
[21/3 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Sadece şehit, gördüğü büyük itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi  ve on defa şehit olmayı ister.” 
 
Buhârî, Cihâd 21
[21/3 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: BAHAR ALERJİSİ
 
Baharın gelmesiyle birlikte alerjik hastalıkların görülme sıklığında büyük bir artış olur. Bunun nedeni havada yayılan ağaç, çiçek ve çimenlerin oluşturdukları polenlerdir. Kişi alerjik bir bünyeye sahipse, vücuda giren polenler bazı maddelerin salgılanmasına neden olur. Bu da gözlerdeki ve burun zarlarındaki kılcal damarların genişleyerek dokuların şişmesine yol açar. Bunun sonucunda bahar alerjisine ait bulgular oluşur.
Bahar alerjisinde polenler buruna girer ve göze yapışır. Gözde sulanma, kızarma, kaşınma, burunda kaşınma, burun akıntısı, burunda tıkanma, boğazda yanma, hapşırma gibi belirtiler olur. Gece uyku düzeni bozulur, gündüz konsantrasyon eksikliği ve baş ağrısı olabilir. Hastalık göz kaşıntısı ve hapşırmaktan ibaret basit bir hastalık değildir. Tedavi edilmezse ve önlem alınmazsa tekrarlar. Sinüzit, otit ve astıma neden teşkil edebilir.
Sabahtan öğlene kadar polenler en yüksek seviyede bulunur. Yağmur yağdıktan sonra ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu azalır. Bu nedenle polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde, kuru ve rüzgârlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkmayın. Siperli şapka kullanın. Eve geldiğinizde duş alın ve bol su ile yüzünüzü yıkayın. Polenlerin yoğun olduğu saatlerde kapı, pencere açmayın. Rüzgârlı havalarda dışarıda bulunmamaya çalışın. Toplu taşıma araçlarında açık kapı ve pencere önlerinde durmayın. Çimenli çiçekli ortamlarda yerde uzanmayın. Polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde uygun bir maske kullanabilirsiniz.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/3 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi imanla süsle. Bize küfrü, iteatsizliği ve isyanı sevdirme, kerih göster, bizi doğru yolu bulanlardan eyle.” (Hakim, Deavat, 1868)
[21/3 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: NEVRUZ
Nevruz gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu 21 Mart gü- nüdür. Farsça'da 'yeni gün' anlamına gelen nevruz, baharın gelişini kutlamak üzere yapılan bayram olarak bilinmekte- dir. Eski Türklerin 'yılbaşı' olarak kabul ettikleri bu gün çe- şitli törenlerle kutlanmıştır. Bu kutlamalar çerçevesinde nevrûziye denilen özel yiyecekler hazırlanır, akraba ziyaret- leri yapılır ve hediyeleşilirdi. Zamanla Nevruz, çeşitli kültür çevrelerinde farklı bir muhteva ve anlama sahip olmuştur. Kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli toplumlar ta- rafından da benimsenmiştir. Günümüzde Nevruz, Türk dün- yasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu ta- rafından bahar bayramı olarak kutlanmaktadır.
 
TEKVÎR SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 29
âyettir.
Sûre, adını birinci âyette geçen “küvviret” fiilinin mastarından almıştır.
Tekvîr, dürmek demektir.
Sûrede başlıca, kıyametin deh- şet verici bazı ayrıntıları ile, vahiy ve peygamberlik konuları ele alınmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Ey hep bir kelime arayan kalbim Sonra arayan tekrar arayan kalbim (Erdem Bayazıt)
[21/3 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Bütün mahlukatı var kılıp varlığını devam ettiren
 
Al-Qayyum : The Self Existing One who maintains the heavens, the earth, and everything that exists.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor.
 
'Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. ' (Bakara, 255) 
 
'Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan.' (Furkan, 58)
 
Allah zatı ve yüceliği ile vardır; her şeyin var olması, varlığını sürdürmesi, ayakta durması O'nun varlığına bağlıdır. 
 
Kur'an-ı Kerim'de Hay ismi ile çoğu zamanda birlikte zikredilir. Bu isimlerin,  'İsm-i A 'zam' olduğu da söylenmiştir. 
 
Bu ismin çeşitli tanımlamaları vardır:
 
Katede'nin görüşü: Kayyûm, yaratıklarını koruyup idare eden, işlerini düzenleyendir.
Hasan Basri: Kayyûm, iyi ya da kötü yaptıklarının karşılığını vermek için her canlının başında duran ve onu gözetleyendir. O, her şeyi bilir ve hiçbir şey  O'na gizli kalmaz.
El-Hattabi:Kayyûm, sonu olmayan ve varlığı daim olandır 
Kayyûm, Allah'ın kusursuz güç, kuvvet ve üstünlüğe sahip olduğunu gösterir. O, yalnız başına kâimdir. ayakta kalmak için hiçbir yönden kimseye ihtiyacı yoktur. O, kendi kendine yetendir ve başkasına muhtaç değildir. O'nun dışında her şey O'na muhtaçtır. Her şeyi ayakta tutan ve koruyan O'dur. O'nun desteği olmadan hiçbir şey ayakta duramaz ve varlığını devam ettiremez. Bu, O'nun  mükemmel gücünü gösterir. (3)
 
O öyle bir hayy ve kayyumdur ki, O'nu ne gaflet basar, ne uyku; daima âlim, daima her şeyden haberlidir. Göklerde ve yerde, yukarılarda, aşağıda ne varsa O'nun; görünür, görünmez, bütün varlık O'nun mülküdür. Tüm sebeb O, tüm gaye O, herşeyin maliki olan O; Allah'ın mülkü olan bu yaratıklardan kimin haddi ki Allah'ın izni olmaksızın yüce huzurunda şefaat edebilsin, bu halde hangi budaladır ki Allah'ın emri olmadan bunların birinden şefaat dilenebilsin. Çünkü Allah yukarıların aşağıların, önlerindekini ve arkalarındakini, geçmişlerini, geleceklerini bildiklerini ve bilmediklerini bilir, O'nun ilminden gizli hiçbir şey yoktur. Bunlar ise O'nun bildiklerinden hiçbirini bilemezler. Ancak dilediği kadarını kavrayabilirler. (2)
 
Allah dostlarının tecrübe edip kabul ettiklerine göre, 'Ya Hayyu yâ Kayyûm, lâ ilâhe illâ ente' (Ey diri ve kâim olan! Senden başka ilâh yoktur) duasını okuyan ve bunu tekrarlayan kimsenin kalbi ve aklı dirilir. Bu iki isimle yardım dilemek sıkıntılardan, dert ve kederlerden, zorluk ve darlıklardan kurtulmak ve isteklere kavuşmakta daha etkilidir. (3)
  
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Elmalı Tefsiri, Bakara Suresi, 255
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[21/3 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Sözlükte 'bir işe yönelmek, bir şeyi kastetmek' anlamına gelen teyemmüm dinî literatürde, suyu temin etme veya kullanma imkânının bulunmadığı durumlarda hadesi yani büyük ve küçük hükmî kirliliği gidermek maksadıyla, temiz toprak veya yer kabuğundan sayılan bir maddeye sürülen ellerle yüzü ve iki kolu meshetmekten ibaret hükmî temizlik demektir. Abdest ve gusül normal durumlarda su ile yapılan ve maddî temizlenme özelliği de taşıyan hükmî bir temizlik iken teyemmüm istisnaî hallerde başvurulan, abdest ve gusül yerine geçen (bedel) sembolik bir işlemdir. İslâm'ın mükellefler için böyle bir imkânı getirmiş olması, hem namaz başta olmak üzere ibadetlerin ifasına büyük önem vermiş bulunmasının hem de kolaylığı ilke edinmiş olmasının sonucudur.
Kur'an'da teyemmüm imkânıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: 'Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, yahut biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlarla temasta bulunur da su bulamazsanız, temiz toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinize ve kollarınıza meshedin' (el-Mâide 5/6). Hz. Peygamber de hicretin 5. yılında nâzil olan bu hükmü tatbikî olarak göstermiş ve açıklamış; teyemmümün cevazı ve mahiyeti hakkında, ayrıntıyla ilgili görüş farklılıkları hariç tutulursa, fakihler arasında kayda değer bir ihtilâf olmamıştır.
A) TEYEMMÜMÜN SEBEPLERİ
Teyemmüm abdest ve gusül yerine geçen bir bedel ve istisnaî hüküm olup ancak belli bir mazeretin bulunması halinde yapılabilir. Bu mazeretler de iki grupta toplanabilir: 1. Abdest veya gusle yetecek miktarda suyun bulunmaması. 2. Suyu kullanmayı engelleyen fiilî bir durumun veya suyu kullanmamak için dinen geçerli bir mazeretin/engelin bulunması.
Abdest ve gusle yetecek suyun hiç bulunmaması, yürüyerek veya vasıtayla kolayca gidilip gelinebilecek bir mesafeden daha uzakta olması, su yolunda bir tehlikenin varlığı, parayla su satın alma imkânının olmayışı veya fiyatının rayiç bedelin çok üstünde olması, suyu kullanmanın sağlık açısından tehlikeli oluşu, suyu elde etme araç ve gerecinin bulunmayışı, havanın veya suyun aşırı derecede soğuk olması gibi durumlar da yukarıdaki iki mazeret halinin sık rastlanılan örnekleri olarak sayılabilir. Bu konuda mükellef kendi karar vermeli, haklı ve geçerli bir mazeretinin bulunduğuna kanaat getirdiğinde dinin bu ruhsatından yararlanmalıdır.
B) TEYEMMÜMÜN YAPILIŞI
Teyemmüm, hükmî temizlenme niyetiyle temiz toprağa sürülen el ayasıyla yüzü ve kolları dirseklerle birlikte meshetmekten ibarettir. Bu sebeple teyemmümün niyet, yüzü meshetmek, kolları dirseklerle birlikte meshetmek şeklinde üç farzı vardır. Diğer bir anlatımla teyemmüm bu üç fiilden oluşur.
Teyemmüme başlarken besmele çekmek, sıraya riayet etmek yani önce yüzü sonra kolları meshetmek, bunları yaparken ara vermemek, elleri toprağa vurduğunda ileri geri hareket ettirmek ve toprağın parmak aralarına girmesini sağlamak, ellerini topraktan kaldırınca parmaklardaki toz ve toprakları silkelemek teyemmümün sünnet ve âdâbı olarak sayılır.
Temiz, kuru ve tozlu toprakla teyemmüm edilebileceği gibi taş, kum, çakıl, tuğla, kiremit gibi maddelerle de yapılabilir. İki elin iç yüzü, yüzün meshi ve kolların meshi için ayrı ayrı toprağa sürülür. Birincide iki elin içiyle yüzün tamamı, ikincisinde sol elin içi ile sağ el ve kol, sağ elin içi ile sol el ve kol dirseklerle birlikte tamamen meshedilir. Yüzün ve kolların ekserisini meshetmeyi yeterli gören fakihler de vardır.
Namaz vakti girmeden teyemmüm edilmesi câizdir. Su bulunmadığı, mazeret hali kalkmadığı sürece bir kimse yaptığı teyemmümle dilediği kadar farz ve nâfile namaz kılabilir. Bu Hanefî mezhebinin görüşüdür. Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre, teyemmümün geçerli olabilmesi için namaz vaktinin girmiş olması gerekir ve bir teyemmümle birden fazla farz namaz kılınamaz. Ancak Hanbelîler bir
[21/3 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Hepsi de kitabi (Tevrat ve Incil'i) okumakta olduklari halde Yahudiler: Hiristiyanlar dogru yolda degillerdir, dediler Hiristiyanlar da: Yahudiler dogru yolda degillerdir, dediler Kitabi bilmeyenler de birbirleri hakkinda tipki onlarin söylediklerini söylediler Allah, ihtilâfa düstükleri hususlarda kiyamet günü onlar hakkinda hükmünü verecektir (BAKARA/113)
 
O azabin sebebi, Allah'in, kitabi hak olarak indirmis olmasidir (Buna ragmen farkli yorum yapip) kitapta ayriliga düsenler, elbette derin bir anlasmazligin içine düsmüslerdir (BAKARA/176)
 
Insanlar bir tek ümmet idi Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarici olarak peygamberleri gönderdi Insanlar arasinda, anlasmazliga düstükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitaplari da gönderdi Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçik deliller geldikten sonra, aralarindaki kiskançliktan ötürü dinde anlasmazliga düstüler Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düstükleri gerçegi izniyle gösterdi Allah diledigini dogru yola iletir (BAKARA/213)
 
Allah buyurmustu ki: Ey Isa! Seni vefat ettirecegim, seni nezdime yükseltecegim, seni inkâr edenlerden arindiracagim ve sana uyanlari kiyamete kadar kâfirlerden üstün kilacagim Sonra dönüsünüz bana olacak Iste o zaman ayriliga düstügünüz seyler hakkinda aranizda ben hükmedecegim (AL-İ İMRAN/55)
 
Kendilerine apaçik deliller geldikten sonra parçalanip ayriliga düsenler gibi olmayin Iste bunlar için büyük bir azap vardir (AL-İ İMRAN/105)
 
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin Eger bir hususta anlasmazliga düserseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inaniyorsaniz onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onlarin talimatina göre halledin); bu hem hayirli, hem de netice bakimindan daha güzeldir (NİSA/59)
 
Ve 'Allah elçisi Meryem oglu Isa'yi öldürdük' demeleri yüzünden (onlari lânetledik) Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astilar; fakat (öldürdükleri) onlara Isa gibi gösterildi Onun hakkinda ihtilâfa düsenler bundan dolayi tam bir kararsizlik içindedirler; bu hususta zanna uymak disinda hiçbir (saglam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler (NİSA/157)
 
Sana da, daha önceki kitabi dogrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'i (Kur'an'i) gönderdik Artik aralarinda Allah'in indirdigi ile hükmet; sana gelen gerçegi birakip da onlarin arzularina uyma (Ey ümmetler!) Her birinize bir serîat ve bir yol verdik Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardi; fakat size verdiginde (yol ve serîatlerde) sizi denemek için (böyle yapti) Öyleyse iyi islerde birbirinizle yarisin Hepinizin dönüsü Allah'adir Artik size, üzerinde ayriliga düstügünüz seyleri(n gerçek tarafini) O haber verecektir (MAİDE/48)
 
De ki: Allah her seyin Rabbi iken ben ondan baska Rab mi arayacagim? Herkesin kazanacagi yalniz kendisine aittir Hiçbir suçlu baskasinin suçunu yüklenmez Sonunda dönüsünüz Rabbinizedir Ve O, uyusmazliga düstügünüz gerçegi size haber verecektir  (EN'AM/164)
 
Hatirlayin ki, (Bedir savasinda) siz vâdinin yakin kenarinda (Medine tarafinda) idiniz, onlar da uzak kenarinda (Mekke tarafinda) idiler Kervan da sizden daha asagida (deniz sahilinde) idi Eger (savas için) sözlesmis olsaydiniz, sözlestiginiz vakit hususunda ihtilâfa düserdiniz Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanin açik bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olmasi, yasayanin da açik bir delille yasamasi için (böyle yapti) Çünkü Allah hakkiyla isitendir, bilendir  (ENFAL/42)
 
Insanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayriliga düstüler Eger (azabin ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemis olsaydi, ayriliga düstükleri konuda hemen aralarinda hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve isleri bitirilirdi)  (YUNUS/19)
 
Andolsun biz Israilogullarini güzel bir yurda yerlestirdik ve onlara temiz nimetlerden rizik verdik Kendilerine ilim gelinceye kadar ayriliga düsmediler Süphesiz ki Rabbin, kiyamet günü on
[21/3 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: KATİLDEN NEHY
 
4888 - Saîd İbnu'l-Âs radıyallahu anh hazretleri İbnu Ömer radıyallahu anhüma'dan naklen anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mü'min, haram kana bulaşmadıkça dininde genişlik içindedir.'
 
Said İbnu'l-Âs der ki: 'İbnu Ömer radıyallahu anhüm (Resûlullah'ın sözünden sonra şunu) söylediler: 'Kişi, nefsini bulaştırdığı takdirde, kurtuluşu olmayan çok ciddi amellerden biri, haksız yere haram kan dökmesidir.'
 
Buhari, Diyat 1.
 
4889 - Muâviye İbnu Ebi Süfyân radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Her günahı Allah'ın mağfiret buyurması muhtemeldir. Ancak bilerek mü'mini öldüren veya kâfir olarak ölen kimse hâriç...'
 
Nesâi, Tahrim 1, (7, 81).
 
4890 - Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Mü'minin öldürülmesi, Allah katında, dünyanın zevalinden daha büyük (bir hâdise)dir.'
 
Nesâi, Tahrim 2, (7, 83).
 
4891 - Ebu'l-Hakem el-Becelî anlatıyor: 'Ebu Hüreyre ve Ebu Saîd radıyallahu anhümâ'yı dinledim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini müzâkere ediyorlardı:
 
'Eğer semâ ve arz ehli bir mü'minin kanını (haksız yere dökmede) iştirak etselerdi, Allah her ikisini birden cehenneme atardı.'
 
Tirmizi, Diyât 8, (1398).
 
4892 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'İman, ihanetle öldürmeye bağdır, mü'min ihanet suretiyle öldürülmez.'
 
Ebu Dâvud, Cihâd 169, (2769).
 
4893 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Yeryüzünde haksız yere öldürülen bir insan yoktur ki katilin günahından bir misli Hz. Âdem'in ilk oğluna (Kâbil'e) gitmemiş olsun. Çünkü o, haksız öldürme yolunu ilk açandır.'
 
Buhâri, Diyât 2, Enbiya 1, İ'tisâm 15; Müslim, Kasâme 27, (1677); Tirmizi, İlm 14, (2675); Nesâi, Tahrim 1, (7, 82).
 
4894 - Yine İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: '(Kıyamet günü) bir adam bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve:
 
'Ey Rabbim! Bu, beni öldürdü!' der. Aziz ve celil olan Allah da:
 
'Onu niye öldürdün?' diye sorar. Adam:
 
'İzzet senin için olsun diye öldürdüm!' der. Rab Teâla:
 
'İzzet benim içindir!' buyurur. Bir başka adam da bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve:
 
'Ey Rabbim! Bu, beni öldürdü!' der. Azîz ve Celîl olan Allah:
 
'Onu niye öldürdün?' diye sorar. Adam:
 
'İzzet falancanın olsun diye öldürdüm!' der Rab Teâla:
 
'İzzet falancanın değildir!' buyurur. Adam (öbürünün) günahıyla döner.'
 
Nesai, Tahrim 2, (7, 84).
 
4895 - Mikdâd İbnu'l-Esved radıyallahu anh'ın anlattığına göre şöyle demiştir:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Ben küffardan bir adama rastlasam ve aramızda mukâtele çıksa. O kılıcıyla vurup elimin birini kesip atsa. Sonra adam (sıkışıp) bana karşı bir ağaca sığınsa ve:
 
'Allah için müslüman oldum!' dese, bu sözünden sonra ben onu öldürebilir miyim?' Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Hayır! Sakın onu öldürme' buyurdu. Ben ısrar ettim:
 
'Ama ey Allah'ın Resûlü! O benim bir elimi kesti ve sonra müslüman olduğunu söyledi' dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Hayır! Sakın onu öldürme, eğer öldürürsen, o adam, sen onu öldürmezden önceki senin makamındadır ve sen de, onun söylediği kelimeyi söylemezden önceki durumunda olursun!' buyurdular.'
 
Buhari, Diyât 1, Megazi 11; Müslim, İman 155, (95); Ebu Dâvud, Cihâd 104, (2644).
 
4896 - Hârise İbnu Mudarrıb anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Furât İbnu Hayyân'ın öldürülmesini emretti. Bu adam Ebu Süfyân'ın casusu ve aynı zamanda Ensar'dan bir zâtın halîfi (müttefiki) idi. Derken o, ensar'dan müteşekkil bir halkaya uğradı ve: 'Ben müslümanım!' dedi. Bunun üzerine:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Furât İbnu Hayyân 'Ben müslümanım' diyor!' denildi. Resûlu
[21/3 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Ubade İbnu's-Sâmit el-Ensarî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına Allah'ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve Resûlu (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsâ'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem'e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehâdet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.' 
Buhârî, Enbiya 47; Müslim, İmân 46, (28); Tirmizî, İmân 17, (2640). 
Müslim'in bir başka rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederse Allah ona ateşi haram kılacaktır.'
[21/3 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
[Bakara Sûresi.21]
[21/3 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbimiz! biz kendimize zulm ettik. Eğer bizi bağışlamaz bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” (A’râf, 7/23)
[21/3 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl maddeyi, kalp manayı keşfeder.[Muhammed İkbal]
[21/3 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ABDULLAH BİM ÜMMİ MEKTUM
 
Peygamber’imizin ilk eşi Hz Hatice vâlidemizin dayısı Kays İbni Zâide’nin oğludur Annesinin adı Âtike binti Abdullah’tı 
Kendisi annesine nispetle ‘Ümmi Mektum’un oğlu’ anlamında İbni Ümmi Mektum ismiyle meşhur olmuştur Çocukken gözlerini kaybetmiş olduğunu şu mukaddes sohbetten öğrenmekteyiz: Hz Enes’in rivayet ettiğine göre, bir defasında Hz Cebrail, Peygamber’imizin huzuruna geldiğinde İbni Ümmi Mektum da orada bulunmaktaydı Cebrail, “Gözünü ne zaman kaybettin?” diye sorunca o da “Çocukken” cevabını vermiştir Bunun üzerine Cebrail kendisine şu müjdeyi vermiştir: “Allah, buyuruyor ki: ‘Ben bir kulumun gözünü aldığım zaman ona cenneti mükâfat olarak veririm’ Bu hadis-i kudsi sâyesinde Abdullah İbni Ümmi Mektum, dünyada iken cennet müjdesini almış oluyordu Bir Kur’an âşığı olan Abdullah, Peygamber’imizin huzurunda bulunmak, O’nun manevî atmosferinden istifade etmek ve O’ndan Kur’an’dan âyetler öğrenmek için, sık sık Resulullah’ın yanına giderdi Bir gün Abdullah, bu niyetlerle Peygamber’imizin huzuruna gelir Bu esnada da Resulullah, belki içlerinden birkaçı imana gelir ümidiyle Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerine canla başla İslâm’ı anlatmaktaydı Abdullah, meclise gelerek Peygamber’imize hitaben, “Yâ Resulallah, bana Kur’an okut Allah’ın sana öğrettiğinden bana da öğret” dedi 
 
Resulullah, müşriklerin üzerinde daha fazla durma gereği duyduğundan, O’nunla yeterince ilgilenemedi Abdullah, arzusunu birkaç defa tekrar etti Resulullah, ona aldırmayıp yüzünü buruşturup döndü, sözünün kesilmesini istemedi ve misafirlerle sohbet etmeye devam etti Fakat çok sürmedi, tam sözünü bitirip kalkacağı sırada İlâhî ikaz geldi: “Yanına âmâ geldi diye yüzünü ekşitip döndü! Nereden bileceksin, belki de o günahlarından arınacaktı! Yahut o öğüt alacak ve o öğüt kendisine fayda verecekti! Öğüde ihtiyaç duymayan kimseye gelince sen ona yöneliyorsun Onun inkâr ve isyan pisliği içinde kalmasından sen mesul değilsin! Sana koşarak gelen ve Allah’tan korkan kimseyi ise ihmal ediyorsun! Sakın! O Kur’an bir öğüttür” (Abese Sûresi; 1, 10) 
 
Bu hadiseden sonra Resulullah, Abdullah’a daha çok iltifat ve ikramda bulunmuştur Ne zaman onu görse, o hadiseyi hatırlatarak, “Ey Rabb’imin beni ikazına sebep olan kardeşim, merhaba!” diye onun gönlünü alırdı Abdullah, ilk Müslümanlardan olduğu gibi, ilk muhacirlerden olma şerefine de nail olmuştu Peygamber’imizden önce, Medine’ye Musab b Umeyr ile ilk hicret edenlerdendi Peygamber’imizden Kur’an âyetlerini ezberleyen ve bu şekilde hafız olan Abdullah, Musab ile birlikte Medineli Müslümanlara Kur’an öğretmiştir Görme özürlü olmasına rağmen, Hz Peygamber onu Bilal ve Ebû Mahzûre ile birlikte Mescid-i Nebevî’de müezzinlikle görevlendirmiştir Hz Bilal-i Habeşî olmadığı zaman Eb’u Mahzûre, o da bulunmadığı zaman Abdullah ezan okurdu Ramazan aylarında ise sahurun bittiğini ilan etmek için ayrıca ezan okurdu Abdullah Bunun için Resulullah müminlere “Bilal ezanı gece okuyor, İbni Ümmi Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz” buyurmuştur 
 
Abdullah (ra) dinde çok hassastı Mesela cihadın fazileti ile ilgili âyetler indiğinde, sanki bu âyetlerin kendisini muhatap kıldığı kaygısı ile bir gün Peygamber’imize gözyaşları ile gelerek: “Ya Resulallah! Vallahi, cihat etmeye imkânım olsa, ederdim!” diyerek Rabb’ine yönelmiş ve “Ya Rab; Özrümü beyân eden âyet indir! Özrümü beyân eden âyet indir!” diye yalvarmıştırPeygamber’imizin kâtibi, Zeyd İbni Sâbit bu hadiseyi şöyle rivayet etmektedir: “İbni Ümmü Mektum, Resulullah (sas) bana vahyi yazdırırken gelmiş ve bu sözleri söylemişti Bu sırada Resulullah’ın dizinin bir kısmı dizimin üzerine geliyordu Birden dizi ağırlaşmaya başladı Vahiy başlamıştı Dizim ezilecekti zannettim
[21/3 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlana'da Aşk
 
      Mevlâna der ki, 'Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o..'
    Uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakınılan bu eşsiz sevgili. Allah'tır. Âşk'da Allah'a karşı aşırı sevginin kemale erişi, âşığın âşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu ilâhî vuslat'tır. Mevlâna, bu yolun coşkun âşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur.
    'Bizim peygamberimizin yolu âşk yoludur. Biz âşk çocuklarıyız; âşk bizim anamızdır,'
    der ve hakiki diriliğin aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler 'Aşksız olma ki ölü olmayasın. Âşkta öl ki diri kalasın..' Mevlâna'nın âşkı, ömrünün üç merhalesinde olgunlaşmış, bir ömür bu uğurda harcanmıştır. Mevlâna bunu bir beytiyle şöyle ifade eder: 'Bütün ömrümün hülâsası şu üç sözden fazla değil: Hamdım, pişdim, yandım.' Tahsil ve yetişme devresinin hamlığını Tebrizli Şems pişirmiş, ondan sonra yokluğu ile Mevlâna'yı yakmış, kavurturmuştur. Mevlâna'ya göre, gerçek âşığa aşktan başka herşey haramdır. İlâhi âşk ve ma'şuk herşeyin üstünde ve içindedir. İnsan, kendisini yoktan var edeni nasıl sevmez? Bu sevgi, aslında onun özündedir, herşeyin sonu ona varır. 'Fîhi Mâ-fih' adlı eserinde şöyle buyurur: 'Aslolan sevmektir. İnsan'ın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı. açıklamalıdır. Bedenimiz bir kovan gibidir. Bu kovanın balı ne mumu da ilâhî aşktır...'
    Mevlâna'nın Şems'e karşı yakınlığı ve âşkı da budur: Şeyh Şelâhaddin ve Çelebi Hüsameddin'e olan aşk da bu.. Onlarda mutlak varlığın kemâlini, cemâlinde Allah nurlarını gören Mevlâna, gerçek âşkı. yani 'Zât-ı ilâhiye'yi sembolleştirerek terennüm etmiştir. Mesnevi'sinde, 'Hakiki maşuk olan Allah'dan başka bir temaşası bulunan âşk. âşk olamaz, saçma-sapan bir sevda olur' buyurdukları gibi, Mevlâna'daki âşk, tam anlamıyla ilâhi âşk'tır; başka hiç bir şey değildir ve olamaz.
    Mevlâna, coşkun âşkını Şems'in adında sembolleştirmiştir. Kendisinden yirmi yaş fazla 60-70 yaşındaki bu derviş, Mevlâna'da öz cevherini bulduğu ilâhî âşkı olgunluğa ulaştırmış, yokluğu ile de Mevlâna, O'nu âşkın sembolü yapmıştır. Bu sembol Allah'ın cemâl ve celalim imâ eder. Mevlâna, ezeli maşukun yüzünün aksını ve nurlu ışıklarını her yerde görür. Tebrizli Semseddinde bu nurlar; gören Mevlâna onu bunun için över. İlâhî vecdin verdiği mestligi, şarabın mestliğine benzetmiş, şarabı da âşk şarabı olarak sembolleştirmiştir. ilâhî âşkın, yakıcı sarhoşluğu bu.. Şiirlerindeki bağ, gül ve bülbül, hepsi de birer semboldür. Asıl maksat Allah'tır. Bir rubaisinde bunu şöyle dile getirir:
    'Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O'dur. Attı yönde ve altı cihet dışında Mâbud O'dur. Boğ, bülbül, semâ ve sevgili.. Hepsi bahane, maksat daima O'dur.'
    İşte Mevlâna'daki âşk ve sevgili..
    Çünkü o, herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar ceset ve kalıp itibariyle çok, fakat maya ve ruh bakımından tekli. Bir rubaisinde 'Yine gel, yine gel.. Her kim olursan ol. yine gel.. İster kâfir ol, ister mecûsi, ister putperest. İster yüz kerre bozmuş o! tövbeni..' diyor ve ilâve ediyordu: 'Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. Nasılsan öyle gel..' Bütün bir insanlığı çağırıyor, aydınlık, nurlu kapısında, onlara gerçek yolu, Hak yolunu gösteriyordu.
    Bu çağrıya uyanlar, onun etrafında kümeleşiyor. hidayet yolunu seçiyorlardı. Bilgini, cahili, zengini, fakiri, köylüsü-kentlisi, sultanından çobanına kadar Mevlâna'nın kapısında, ona uyanlar arasındaydı. Bu ilâhî bir çağrıydı. Konya bir gönüller yurdu, âşıklar kabesı olmuştu. Nitekim bu çağrı Mevlâna devrinde de, Me
[21/3 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: ÂMİL
 
İş yapan. 1. İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından sakınan. Allahü teâlâ sizden ilmi almak için, ilmiyle âmil olan âlimleri kaldırır, câhiller kalır. (Bunlar) dinden suâl edenlere, kendi akılları ile cevâp verip insanları doğru yoldan ayırırlar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Kıyâmet gününde, Resûller minberler üzerindedirler. Her bir Resûlün minberi kendi mertebesi miktârıncadır. Ulemâ-i âmilîn, yâni Ehl-i sünnet îtikâdında olan ve bildikleri ile amel eden âlimler dahi nûrdan kürsîler üzerinde olurlar. (İmâm-ı Gazâlî) 2. Herhangi bir bölgenin zekât, harac, öşr ve ganîmetlerinin tahsîli (toplanması) için, halîfe, sultan, melik veya emir tarafından vazîfelendirilen ve yerine göre dînin emirlerini öğreten me'mur. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki  Sadakalar (zekâtlar), Allahü teâlâdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, âmillere kalbleri müslümanlığa ısındırılmak istenilenlere, (efendisinden kendisini satın alıp, borcunu ödeyince âzâd olacak) kölelere, borçlulara, cihâd ve hac yolunda olup, muhtaç kalanlara, (kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında mal kalmamış ve çok alacağı varsa da alamayıp muhtaç düşen) yolda kalmışlara mahsûstur. (Tevbe sûresi  60) Halka zulmeden âmiller Cennet'e giremez. (Hadîs-i şerîf-Kitâb-ül-Emvâl) Hazret-i Ömer, bir gün cemâate şöyle hitâb etti  'Ey mü'minler! Allahü teâlâya yemîn ederim ki, âmilleri sâdece zekâtlarınızı toplamaları için göndermiyorum. Onları size; dîninizi öğretmeleri, rehberlik etmeleri için gönderiyorum. Allahü teâlâ şâhid, kime bunun hâricinde muâmele yapılırsa bana haber versin. Onun hakkını alıp, gerekeni yaparım. Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bir âmil halktan birisini dövse, ondan dövdüğü kimsenin hakkını alırım...' (Ebû Ubeyd bin Sellâm)
[21/3 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Mescid-i nebevi ne zaman ve nasıl inşa edildi?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) Hicretle Medine’ye geldikten sonra (622) devesinin çöktüğü alana bir Mescid inşa etmeye karar verdi. Medinelilerin hurma kuruttuğu bu arsayı satın almak istediğinde sahipleri, karşılıksız olarak vermek istediler. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.) bunu kabul etmedi. Arsanın değeri olan on dinarı Hz. Ebu Bekir ödedi. İnşaata, arsanın tesviyesi ile başlandı. Burada bulunan hurma ağaçları kesildi, mezarlar başka yere nakledildi ve tümsekler düzeltildi. Binanın temelinde ve alt kısmında taş, üst kısımlarında ise kerpiç kullanıldı. Arsa üzerinde eskiden mevcut olan hurma ağaçları sütun olarak Mescid’in kıblesine dizildi ve bunların üzerine, hurma dal ve yapraklarından bir çatı yapıldı. Mescid’in yapımında başta Hz. Peygamber (s.a.s.) olmak üzere Muhacirler ve Ensar fiili olarak çalıştılar.
 
Başlangıçta kıblesi Kudüs’e doğru olan Mescid-i Nebevi’nin üç kapısı vardı. Birinci kapı güneyde, bugünkü kıble duvarında bulunuyordu (Babü’s-Selam). İkinci kapı doğu tarafında idi (Babü-Cibril). Hz. Peygamber (s.a.s.) bu kapıyı kullanırdı. Üçüncü kapı ise batı yönünde bulunuyordu (Babü-Atike). Güney duvarı boyunca Suffe denilen bir revak veya gölgelik bulunmaktaydı. Kıble, Kudüs’ten Kabe’ye çevrilince güney yönünde bulunan kapı kapatılarak kuzey yönünde aynı adla yeni bir kapı açıldı. Diğer kapılarda herhangi bir değişiklik yapılmadı. Suffe ise güneyden kuzeye nakledildi. Yeni plana göre harim, güneyde iki sıra halinde yerleştirilen hurma kütükleri üzerine uzatılan hurma dallarının toprakla kapatılmasıyla elde edilen bir damla örtülmüştü. Tavan, bir insanın elinin yetişeceği kadar basıktı. İlk zamanlarda camide yere ince kum döşenmişti.
[21/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: DEM
 
 
 
Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana 'dem' adı verilir.
[21/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ... فَاتَّقُوا شَهْرَ رَمَضَانَ فَاِنَّ الْحَسَنَاتِ تُضَاعَفُ فِيهِ مَا لَا تُضَاعَفُ فِيمَا سِوَاهُ وَكَذَلِكَ السَّيِّئَاتُ. (طص)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “…Ramazan ayın(da günahlar)dan sakınınız. Çünkü bu ayda iyilikler(in sevabı), diğer aylarda olmadığı kadar katlanır. Günahlar da böyledir.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-Sağîr)
 
21 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[21/3 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZÂN-I ŞERÎFTE TAVSİYE EDİLEN BAZI İBADETLER
 
Mübarek Ramazân-ı şerîf ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Ramazan ayının evveli rahmete, ortası mağfirete, sonu da Cehennem’den âzât olmaya vesiledir.
 
Ramazân-ı şerîf ayı; gündüzleri oruçla, geceleri terâvih namazlarıyla ihyâ edilir.
 
Ramazân-ı şerîf, Kur’ân ayıdır. Bu itibarla Kur’ân-ı Kerîm okumasını bilen herkes, bu ayda Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmelidir. (Kur’ân-ı Kerîm okumasını bilmeyenler, bu ayı fırsat bilip öğrenmeye gayret etmelidirler.)
 
Ramazân-ı şerîfin ilk akşamı, (Şâbân-ı şerîfin son gününü Ramazân-ı şerîfin ilk gününe bağlayan gece) akşam namazı ile yatsı namazı arasında “Yâ Rabbi! Ramazân-ı şerîf ile müşerref kıldığın için” diye niyet ederek iki rekât teşekkür namazı kılınır.
 
Fâtiha-i şerîfeden sonra birinci rekâtte bir Kevser Sûresi “İnnâ a‘taynâ..”, ikinci rekâtte bir İhlâs-ı şerîf okunur.
 
Namazdan sonra; 70 istiğfâr-ı şerîf, 70 salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir) okunup dua edilir.
 
Birinci on gün içinde, mümkünse tesbîh namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır.
 
İkinci on gün içinde, mümkünse yine tesbîh namazı kılınır ve hatm-i enbiyâ yapılır.
 
Üçüncü on gün içinde ise tevbe-istiğfar, hatm-i enbiyâ ve 7 salât ü selâmdan sonra mümkünse hatm-i istiğfar yapılıp, (yâni 1001 defa, “Estağfirullâhe’l-Azîm ve etûbü ileyk” denildikten) sonra da 7 veya 70 salât ü selâm okunur, dua edilir.
 
İftara yakın, “Allâhümme yâ vâsia’l-mağfirati, iğfirlî.”
 
İftarda, “Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme ğadin neveytü” ve “Zehebe’z-zameü vebtelleti’l-urûku ve sebete’l-ecru inşâallâhü teâlâ” duaları okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Ramazan, Kız: Reyhan
 
 
 
21 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: • Bahar Başlangıcı, Gece ile Gündüzün Eşit Olması (Nevruz)
'En sağlam kale, dilini korumaktır.' Ebû Süleyman ed-Dârânî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Sebeplere Kulluk
 
Kişi, nefsinin hevâ ve arzularına uyduğu sürece gafletten kurtulamaz. Rabb’inin fiillerini gösteren deliller karşısında ince bir duyuş, feraset ve basiret nurundan mahrum kalır. Hz. Ali [radıyallahu anh],  Heveslere uymak hakkı görmeyi, hakka uymayı engeller  buyurmaktadır. O yüzden kâmil bir mürşidden eğitim görse bile, hevâ ve arzularına uymak müridin yolunu keser. Allah’ın fiillerinde fâni olmayı engeller. Ruh, nefse tamamen galebe edinceye kadar hayat ve hadiselerin hakikatine bakamaz.
 
Karagöz oyununda kuklaların hareketine bakan kimsenin perdenin ardındaki gerçek fiil sahibini göremediği gibi, o da âlemdeki fiillerin hakiki sahibini göremez. Hal böyle olunca sebepleri hakiki bir fâil gibi görmeye başlar. Tarlasını güzelce çapalayıp, ekip suladıktan sonra bunları yeterli görür ve oradan kaldıracağı mahsullerin üzerine onlarca hesap yapar. Orada mahsulü verecek ya da vermeyecek olan Allah Teâlâ’yı pek hesaba katmaz. O’na itimat edip dayanmaz. Rabb’inin fazlından istemez. Ya da rızık hakkında endişeye düşer. Elindeki veya gelmesi muhtemel olan paraya itimat eder.
 
Semerkand Takvimi
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
 
(Şûra, 42/20)
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
İslâm beş (temel) üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah olamadığına ve Muhammed (s.a.s)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Gönüllerimizi aç. Kalplerimizi nurlandır. Amellerimizi, iyi ameller olarak sona erdir.
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Aziz
 
Üstün, güçlü, kuvvetli, galip, şerefli, değerli, melik
[21/3 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Allah Nasıl Misafir Edilir?
 
   Musa Aleyhisselâmın ümmeti: 
 
 - Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu: 
 
 - «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?» 
 
 Musa Aleyhisselâm:  
 
 «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi. 
 
 Allah (c.c.):  
 
 «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu. 
 
 Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip:  
 
 «Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi.  
 
 Hz. Musa: 
 
 - Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi. 
 
 Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi. 
 
 İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip: 
 
 - Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu: 
 
 - Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah: 
 
 - Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah: 
 
 - «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu. 
 
 Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.
[21/3 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Aişe (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Cariyenin talakı iki talaktır, iddeti de - bir nüshada: 'kurü'u da' - iki hayız müddetidir.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Talak 6, (2189), Tirmizi, Talak 7, (1182), İbnu Mace, Talak 30, (2080)
 
Hadisin Açıklaması:
Hür olanlarda talâk üç olduğu halde, hadis, kölelerde bunun iki talâk olduğunu takrir etmektedir. Hattâbî der ki: 'Ulema bu meselede ihtilaf etmiştir. Bir grup, 'talak erkeğe, iddet kadına âittir' der. Bu hüküm, İbnu Ömer ve Zeyd İbnu Sâbit ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm'den rivayet edilmiştir. Atâ da bu görüşü benimsemiştir. Bu aynı zamanda İmam Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve İshak'ın da kavlidir. Bunlara göre, câriye şâyet hür bir kimsenin nikâhında ise, bunun talakı üçtür, iddeti de iki kurû'dur. Eğer hür bir kadın, kölenin nikahında ise bu kadının talâkı ikidir ve iddeti üç kurû'dur.
 
Ebu Hanîfe ve Ashâbı'na ve Süfyân-ı Sevrî'ye göre, 'hür kadın üç kurû' müddetince iddet bekler, hür veya kölenin nikahı altında olmuş farketmez, talakı da üçtür iddette olduğu gibi câriye ise, hür veya kölenin nikahında olduğuna bakılmaksızın iddeti iki kurû, talakı iki talaktır. Hadîs, sâbit ise Ehl-i Irak için hüccettir, ancak hadîs ehli, bunu zayıf addederler. Hatta, kocasının köle olmasıyla da te'vil ettiler.'
[21/3 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Ebu Saidi'l-Hudrî (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki:'Allah üç şeye güler (rahmetiyle yönelir): Namaz için teşkil edilen saf, geceleyin namaz kılan adam ve orduda cihad eden adam.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (200) - Hds :(6039)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[21/3 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: وَفِى رِوَايَةٍ: وَإنشَادِ الضَّالَّةِ فِى السَّبْعِ ألاوَلِ.
 
241: Ebu Umara Bera ibni Azib (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı.
 
Emrettikleri: 1- Hastayı ziyaret etmek, 2- Cenazeye katılmak, 3- Aksıran kimse elhamdülillah derse yerhamükallah demek, 4- Yemin edeni tasdik etmeyi veya yemini bozmayıp yemin üzere devam etmeyi veya yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesini temine çalışmayı, 5- Mazluma yardım etmeyi, 6- Davet edenin davetine katılmayı, 7- Selamı yaygınlaştırmayı.
 
Yasakladıkları: 1- Altın yüzük takmayı, 2- Gümüş kaplardan yiyip içmeyi, 3- İpek minder kullanmayı, 4- İpek elbise giymeyi, 5- Atlas elbise giymeyi. (Buhari, Cenaiz 2, Müslim, Libas 3)
 
* Müslim’in diğer bir rivayetinde: “Kaybolmuş bir malı ilk haftasında ilan etmeyi” sözü vardır. (Müslim Libas 4)
 
BÖLÜM: 28
 
MÜSLÜMANLARIN AYIPLARINI ÖRTMEK
 
قال الله تعالى : إن الَّذِينَ يُحِبُّون َأن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِى الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ فِى الدُّنْيَا واَلآخِرَةِ..
 
“Müminler arasında kötü şeylerin yayılmasından hoşlananlara bu dünyada da ahirette de can yakıcı bir azap vardır.” (24 Nur 19)
 
242- عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ
 
عَنِ النَّبِىِّ
قال : لاَ يَسْتُرُ عَبْدٌ عَبْدًا فِى الدُّنْيَا , إلا سَتَرَهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
242: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kul bu dünya da başka bir kulun ayıbını örterse kıyamet gününde de Allah onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr 72)
 
243- عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ
 
قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ: كُلُّ أُمَّتِي مُعَافًى إلاالْمُجَاهِرِينَ , وَإن مِنَ الْمُجَاهَرَةِ أن يَعْمَلَ الرَّجُلُ بِاللَّيْلِ عَمَلاً , ثُمَّ يُصْبِحَ وَقَدْ سَتَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ. فَيَقُولَ : يَا فُلان عَمِلْتُ الْبَارِحَةَ كَذَا وَكَذَا, وَقَدْ بَاتَ يَسْتُرُهُ رَبُّهُ, وَيُصْبِحُ يَكْشِفُ سِتْرَ اللَّهِ عَنْهُ
243: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İşlediği günahları açığa vuranlar dışında ümmetimin tamamı affedilmiştir. Adamın geceleyin bir günah
[21/3 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET.......... TERÂVİH DUÂLARI

¥ Terâvihe kalkarken;

(Sübhâne zil-mülki vel-melekût. Sübhâne zil-izzeti vel azameti vel celâli vel cemâli vel ceberût. Sübhânel melikil mevcûd. Sübhânel melikil ma’bûd. Sübhânel melikil hayyillezî lâ yenâmü ve lâ yemût. Sübbûhun, kuddûsün Rabbünâ ve Rabbül melâiketi verrûh.
Merhaben, merhaben, merhabâ yâ şehre Ramezân. Merhaben, merhaben, merhabâ yâ şehrel-bereketi vel gufrân. Merhaben, merhaben, merhabâ yâ şehret-tesbîhi vet-tehlîli vez-zikri ve tilâvetil Kur’ân. Evvelü hû, âhiru hû, zâhiru hû, bâtınü hû. Yâ men lâ ilâhe illâ hû.) tesbihât ve duâları okunur.
Ayın 15’inden sonra, “Merhabâ” yerine, “Elvedâ” denir.
¥ Her 4 rekâtin sonunda;
(Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ Âli seyyidinâ Muhammed. Biadedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîrâ.) okunur.
Bu kısım, 20 rekâtin sonunda 3 defa tekrar edilir ve üçüncüsünde (ve salli ve sellim ve bârik aleyhi ve aleyhim kesîran kesîrâ) denir.
3 defa da şu duâ okunur:
(Yâ Hannân, yâ Mennân, yâ Deyyân, yâ Burhân. Yâ Zel-fadlı vel-ihsân, nercül-afve vel gufrân. Vec’alnâ min utekâi şehri Ramezân bi hurmetil Kur’ân.)

 

BUGÜN................  NEVRUZ GÜNÜ

 

Nevruz, Mart ayının 21. günüdür. Yeni gün demektir. Acemler bugünü bayram kabul etmektedirler. İran’da ilk hükümeti kuran Cemşid, Zerdüşt’ün kurduğu Mecûsîlik (Ateşe tapma) dînine mensup idi. Mart’ın 21. günü tahta çıktığı için, bugüne Nevruz diyerek, yılbaşı ve dînî bayram yapmıştır. Bugün, İran’da hâlâ kutlanmaktadır. İslâmiyetten önce çıktığı için, Müslümanlıkla bir ilgisi yoktur.

IRK AYRIMI İLE MÜCADELE GÜNÜ
21 Mart, Dünyada Irk Ayrımı ile Mücadele Günü’dür. Demokrasinin gelişmiş olduğu ülkelerde bile ırk ayrımının önüne geçilememiştir. Hâlbuki Allah indinde; zenci, beyaz, köle, efendi gibi ayrım yoktur. 

 
 
21.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[21/3 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: el-Enfâl Suresi 13
Çünkü onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı çok çetindir.
[21/3 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Müslim
Mekke'de silah taşımak hiç kimseye helal değildir.
[21/3 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Câmî: İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.
[21/3 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler  : İşrak namazı kılmak sünnettir.
 
Esneme anında el ile ağzı kapatmak sünnettir.
 
Hasta ziyareti sünnettir.
 
Ziyarette edebe riâyet etmek gerekir. Hasta ziyaretini tekrarlamak da sünnettir.
 
Hastaya Kur’an âyetleriyle bilinen bazı zikirleri okumak demek olan rukye câizdir. Hatta sünnettir.
 
Hasta ziyaretine giden kimsenin hasta için sade ve özlü dua yapması, şifa dilemesi sünnettir.
 
Ölen birinin gözlerini kapatmak sünnettir.
 
Resûlullah  vefat etmiş olan Ebû Seleme’nin yanına girdi. Gözleri açık kalmıştı, onları kapattı. Peygamberimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- bu işlemi bizzat yapmış olması, ümmet için fiilî bir sünnet olmuştur.
 
Fazilet ve hayır sahipleriyle beraber olmayı istemek ve buna gayret göstermek sünnet-i seniyye gereğidir.
 
İzin isteyene “kim o?” denildiğinde, bilinen adı veya künyesi ile ben filanım demesi sünnettir.
 
29. Kim olduğu sorulan kimse, adını, soyadını, gerekirse babasının adını, memleketini ve mesleğini de söyleyerek kendini tanıtmalıdır. Sünnete uygun olan tanıtma şekli budur.
 
30. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yola çıkarken dua eder, dönerken de şöyle hamdederlerdi:
 
“Yolculuktan dönüyor, tevbe ediyor, kulluk yapıyor ve Rabbimiz’e hamdediyoruz.”
 
Cihaddan veya yolculuktan dönen orduyu ve misafirleri karşılamak edepten olup, Peygamberimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetine uygundur.
[21/3 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: (Nesaî, 'Taharet', 49; Ayrıca bk. Buhârî, 'De’avât', 38, 43-45;Müslim, 'Zikir', 49)
Allah'ım! Hatalarımı kar ve soğuk su ile temizle. Beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi kalbimi de hatalardan arındır.
[21/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber Efendimiz’in günlük hayatı
Gururun kaynağı, övülmek ve takdîr edilmektir. Bu hâl, insanları şımartan hususlardan biridir. Resûlullah, insanların en şereflisi olup Allâh’ın methine nâil olduğu hâlde sahâbesine:
 
“Bana «Allâh’ın kulu ve Resûlü» deyiniz!” buyurmuştur. (Buhârî, Enbiyâ, 48)
 
O, Peygamberliğini tasdik cümlesinin başına, bilhassa ve ısrarla “abduhû: Allâh’ın kulu” kelimesini ilâve ederek, ümmetinin geçmiş topluluklarda olduğu gibi insanları ilâhlaştırma sapıklığına düşmemesini temin etmek istemiştir. Yine bu cümleden olmak üzere:
 
“Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü Allah Teâlâ beni rasûl edinmeden önce kul edinmişti.” buyurmuştur. (Heysemî, IX, 21)
 
Hakîkaten, Krişna ve Buda’ya “Allah”, Hazret-i Îsâ’ya (a.s.) da “Allâh’ın oğlu” demekte tereddüt göstermeyenler ve hiç sıkılmadan Firavun ve Nemrud’u tanrı kabûl edenler, hayvanlara veya ateş, su ve hava gibi tabiat kuvvetlerine bile tapan birkısım zavallılar, böyle fevkalâde bir kişiyi seve seve “ilâh” olarak kabûl ederlerdi.
 
Fakat O, kendisini şöyle îlân ediyordu:
 
“Ben de sizler gibi bir insanım... Bana sâdece vahyolunuyor!..” (el-Kehf, 110)
 
HİÇ KİMSE AMEL VE İBADETİ SAYESİNDE CENNETE GİREMEZ!
Resûlullah Cenâb-ı Hakk’a karşı dâimâ acz içinde olduğunu bildiriyordu. Nitekim bir gün:
 
“–(Ben de dâhil olmak üzere) hiç kimse amel ve ibâdeti sâyesinde cennete giremez!” buyurmuştu. Bunun üzerine kendisine hayretle:
 
“–Sen de mi yâ Resûlallâh?” diye sorulunca:
 
“–Evet ben de! Meğer ki Rabbimin lutf-i ilâhîsi imdâda yetişe!” buyurdu. (Buhârî, Rikâk, 18; Müslim, Münâfikûn, 71-72)
 
Yâni Peygamber Efendimiz; Allah Teâlâ’nın fazlı, keremi, rahmet ve mağfireti beni bürümedikçe ben de cennete giremem, yaptığım ameller beni de kurtaramaz, buyurmuş olmaktadır.
 
Bu îkaz, ne kadar ibret verici bir kulluk şuuru, tevâzû, dürüstlük ve sadâkat nişânesidir.
 
Ebû Ümâme (r.a.) anlatır:
 
“Resûlullah’ın sözleri Kur’ân’dı. Çok zikreder, hutbelerini kısa tutar, namazını uzun kılardı. Bir yoksulun, bir bîçârenin işini görmek için onunla birlikte ihtiyâcı görülünceye kadar yürümekten çekinmez ve büyüklenmezdi.” (Heysemî, IX, 20. Ayrıca bkz. Nesâî, Cuma, 31)
 
Enes (r.a.) buyuruyor ki:
 
“Resûlullah, hastaları ziyâret eder, cenâzelerde bulunur, kölelerin dâvetlerine gider, merkebe binerdi. Hayber’in fethedildiği ve Benî Kureyza üzerine yüründüğü gün yuları hurma liflerinden olan bir merkebe binmişti. Altında da liften yapılmış bir semer vardı.” (Tirmizî, Cenâiz, 32/1017; Hâkim, II, 506/3734)
 
Resûlullah ashâbının arasında otururdu. Bu sebeple, bir yabancı geldiğinde, hangisinin Efendimiz olduğunu sormadan bilemezdi. (Nesâî, Îmân, 6)
[21/3 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Cum'a Sûresi 9,10,11. Ayetler
9: Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğunda hemen Allah’ı anmaya koşun; işi, alış verişi bırakın! Eğer bilirseniz sizin için hayırlı ola

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17