Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[23/3 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: 42 - Allaha Hiç Bir Şeyi Şerik Koşmayarak Ölen Kimsenin Cennete, Müşrik Olarak Ölenin Cehenneme Gireceği Bâbı
 
278- Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize babamla Vekî', Ameş'den, o da Şakîk'den o da Abdullah’dan nakletmiş olarak üzere rivâyet ettiler. Vekî: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu; iladesini kullanmış; İbn Nümeyr ise: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den dinledim; diyerek rivâyet etti. Abdullah Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i:
 
«Her kim Aflaha bir şeyi şerik koşarak ölürse cehenneme girer.» buyururken işittim. Ben de dedim ki:
 
«Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmayarak ölen dahi cennete girer.» demiş.
 
279- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb de rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Cabir'den nakletmiş olmak üzere rivâyet etti. Câbir Şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bir zât gelerek:
 
— Ya Resûlallah! Cennetle cehennemi İcâbettiren iki şey nedir? diye sordu. Resûlü Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmayarak ölürse cennete girer; ve her kim ona bir şeyi şerik koşarak ölürse cehenneme girer.» buyurdular.
 
280- Bana Ebû Eyyûb el-Gaylânî Süleyman b. Ubeydillâh ile Haccacü'bnü's Şa'ir tivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Abdülmelik b. Amr rivâyet eyledi.
 
Dedi ki: Bize Kurre . Ebû'z-Zübeyr' den rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Câbir b. Abdillâh rivâyet etti.
 
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)
 
«Her kim Allaha hiç bir şeyi şerik koşmayarak kavuşursa cennete girer; ve her kim ona şerik koşarak mülâkî olursa cehenneme girer.»buyururken işittim.
 
Ebû Eyyûb dedi ki: «Ebû z-Zübeyr Cabir'den naklen dedi.»
 
281- Bana İshâk b. Mansıir rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâz —ki İbn Hişam'dîr— haber verdi.
 
Dedi ki: bana baham, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu hadisin mislini söylediğini rivâyet etti.
 
Bu hadisi Buhârî «Kitabü'l-Cenaiz», «Tefsir» «Eyman ve'n-Nüzür» bahislerinde muhtelif râvilerden tahric ettiği gibi Nesâî dahi «tefsir» bahsinde Muhammed b. Abdil'a'la tarikiyle tahric etmiştir.
 
Şirk: Allah elmakda cenâb-ı Hakka ortak bulunduğuna inanmaktır. Cevheri'nin «Sıhâh» mda şirk: küfürdür deniliyor.
 
Allah’ın şeriki olmadığına inanmaya iman-ı şer'i derler. Binaenaleyh hadisin ma'nâsı: bir kimse —hasa— Ali ah'ın ortağıdır diyerek her hangi bir mevcuda velevki bir melek veya peygambere ibâdet etmek suretiyle şirk koşar da bu hâi üzere ölürse cehenneme girer; demektir. Nitekim hıristiyanlar, Hazret-i Cibrîl ile İsa (aleyhisselâm)'a bu ma'na-da ibâdet ettikleri için müşrikdirler. Çünkü ibâdet: Kendisinde Allahlık sıfatları görülen zâta karşı son derece tezellül ve huzû' göstermektir. Ancak şapla şekeri birbirinden ayıramayan bazı cahiller muhabbet ve itâatla ibâdeti bir şey zannederek peygamberlerden veya sulâhadan binne gösterilen mahabbet ve ta'zimi şirk sayarlar. Halbuki Peygamberleri (salavatullahi aleyhim ecmain) sevmek onlara ta'zimde bulunmak, bir çok şer'i delillerle emir buyurulmuşdur ki: «Her kim peygambere itaat ederse muhakkak Allah'a da itaat etmiş olur.» «Şüphesiz ki sana bey'at edenler ancak Allaha bey'at ederler...» ve emsali âyetlerle:
 
«Kim bana itaat ederse muhakkak Allah'a itaat etmiş; ve bana isyan eden de Allah'a isyan etmiş olur.» hadisi bunlardandır.
 
Hasılı bir peygamberi veya ümmetinden bir zâtı sevmek ve bu se-beble ona tazimde bulunmak başka, ona — haşa — Allah'dır diye tapmak başkadır. Bunlardan birincisi makbul ve matlub; ikincisi menfur ve şirkdir.
 
Hadisin Ebû Hamza rivâyetinde İbn Mes'ud (radıyallahü anh) Şöyle deditir.
 
«Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir söz söyledi; ber de başkasını söyledim. O: her kim Allah'a bir eş iddia ederek ölürse cehenneme girecektir, dedi.
[23/3 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Ramazan Ayı Başlangıcı
•  Pakistan Cumhuriyeti’nin Kuruluşu 1956
•  Dünya Meteoroloji Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/3 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” 
 
Bakara 183
[23/3 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır  ve şeytanlar bağlanır.” 
 
Müslim, Sıyâm, 1
[23/3 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: KUTLU MİSAFİR RAMAZAN
 
Rahmet, mağfiret ve bereket iklimi üç ayların sonuncusu, özlemle beklediğimiz Ramazan ayına girdik.
Kutlu misafirimiz Ramazan, Rabbimizden bize gelen yüce bir davettir. Hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’i daha çok okumaya, tefekkür edip yaşamaya çağrıdır. Tuttuğumuz oruçlarla irademizi güçlendirmek ve nefsimizi terbiye etmek için en güzel fırsattır. Sahuruyla, iftarıyla yuvalarımızda huzur ve berekettir. Beş vakit namazın yanında kıldığımız teravihlerle bedenimize sıhhat, ruhumuza sükûnettir. Zekât, fitre ve sadakamızla; yakınlarımız, komşularımız ve bütün kardeşlerimizle aramızda muhabbettir. Bu ayda müminler olarak bize düşen en büyük sorumluluk, bu kutlu misafire gönlümüzde yer açmak, bu ilahi davete yürekten icabet etmektir.
Yorulan ruhlarımızı, Ramazan-ı şerifle teskin edelim. Bunalan gönüllerimize Rabbimizden inşirah dileyelim. Özümüze ve fıtratımıza yönelip kulluk şuurumuzu artıralım.  Sabır ve merhamet, kanaat ve şükür bilincimizi kuşanalım. Elimizi, dilimizi, gözümüzü, aklımızı, kalbimizi hâsılı ruh ve bedenimizi günahlardan korumaya söz verelim.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/3 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vaat ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın.” (Âl-i İmrân, 3/194)
[23/3 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: AHİRETE İMANIN HAYATA YANSITILMASI
Kur’an’a göre ölümden sonra dirilme haktır. Herkes hesaba çekilecek; iyi yada kötü bütün amellerinin karşılığını göre- cektir. (Zilzâl, 99/7-8) Bu inanç, insana ümit kaynağı olduğu gibi ona sorumluluk duygusu yükleyerek adaletli olmaya yönlen- dirir.
Hz. Ömer’de bu konuda; “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz” (Kitabu’l-Musannef, 7/96) buyurmuştur.
Ahirete yakînen inanan, kendisini her an kontrol altında tutar ve “herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın” (Haşr, 59/18) ayeti gereği güzel söz ve davranışlara yönelir, kötülük- lerden sakınır, diğer insanlarla ilişkilerini sağlıklı bir şekilde yürütür. Bu da âdil, dürüst ve sağlam bir toplumun oluşmasını sağlar.
 
MUTAFFİFÎN SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 36 âyettir.
Sûre, adını ilk âyette geçen “el- Mutaffifîn” kelimesinden al- mıştır.
Mutaffifîn, ölçüde ve tartıda hile yapanlar eleştirildikten sonra ahireti ve uhrevî sorum- luluğu inkâr eden günahkârla- rın ahirette göreceği cezalar ve iyilerin nail olacağı mükâfaat- lar özetlenmekte, dünyada mü- minlerle alay eden inkârcıların ahirette gülünç duruma düşe- cekleri anlatılmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Bir an kayboldun gibi! Yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti (Erdem Bayazıt)
[23/3 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hamiyeti, şan ve şerefi çok olan
 
Al-Májid : The Glorious  whose dignity and glory are most great, and whoseenerosity and munificence are bountiful.
Mevla'nın kullarına verdiği nimetler ölçüsüzdür. Çünkü O, sevdiği kullarına ölçüsüz verir, karşılıksız ikram eder ve dilediği an onları mağfiret buyurur.  Zira O'nun ihsanı boldur. Bunu bilmek ve O'na şükretmek lazımdır. (2)
 
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[23/3 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: İbadet, Allah'a gönülden isteyerek yönelmek, tapmak, boyun eğmek ve itaat etmek demektir. Türkçemizde kullanılan kulluk etmek deyimi de aynı anlamı karşılamaktadır. İbadet, yaratıcı kudret karşısında boyun bükmenin zirvesi ve O'na olan sevginin sonucu ve göstergesi olarak değerlendirilmiş ve sırf Allah için, Allah'ın rızâsı için yapılması ve sadece Allah'a tahsis edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gerçekten de yaratan, yaşatan ve öldüren Allah'tan başka, ibadete lâyık olan bir varlık yoktur. Hesap gününde muhatap olunacak olan 'Neye taptınız?' ve 'Ne için ibadet ettiniz?' sorusunu insan daima hatırında tutmalı ve bu dünyada iken 'Allah'a tapıyorum ve ibadeti Allah için yapıyorum' diyebilmeli, bunu gönlünde hissedebilmelidir.
Esasen din duygusu gibi, belki de onun doğal bir gereği olarak ibadet ihtiyacı da fıtrî ve doğaldır. İnsanlık tarihi boyunca çeşitli dinler, insanın bu doğal duygu ve ihtiyacını gerçekleştireceği değişik biçim ve şekiller öngörmüşlerdir. Bu ibadet formları, dinin ritüelini yani ibadet ve âyin merasimlerini oluşturur. Dinlerin öngördüğü ibadet biçimleri, zaten doğal olarak insanın yapısında var olan ibadet duygu ve ihtiyacının belli form ve biçimlere kanalize edilmesi ve o yolla sergilenmesi şeklinde anlaşılınca; ibadetin esasen dinin bir emri olmasından önce, fıtratın gereği olduğu, dolayısıyla da mesele dinler açısından ele alındığında ibadet şekillerinin önem kazandığı söylenebilir.
Kur'an'da ibadete ilişkin emirler, şekil ve biçim olarak ibadete yönelik olmayıp, büyük ölçüde ibadetin mahiyetine, ibadetin kime yapılacağına ve nasıl yapılacağına yöneliktir. Hz. Peygamber de söz ve fiilleriyle, Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen ve ana çatısı oluşturulan ibadetlerin ayrıntılı biçimlemesini yapmıştır.
Doğallığı ve fıtrî oluşu noktasından bakıldığında, ibadet için ferdin ihtiyacı ve eğitimi dışında bir amaç aramaya gerek bulunmamakla beraber, bireysel ve toplumsal motivasyon sağlamak, bireye moral dayanıklılık kazandırmak ve bazı sosyal yararlar elde etmek gayesiyle ona birtakım hikmetler ve faydalar atfedilebilir.
İbadetlerin sırf Allah'ın emri olduğu için yerine getirilmesi gerektiği ve emir varken de hikmet aramaya gerek bulunmadığı düşüncesinde olan ve bu sebeple de ibadet için bir amaç ve yarar aramaya gerek olmadığını söyleyen bilginler bulunmakla birlikte, bilginlerin çoğu, insanlar tarafından bilinsin bilinmesin her emrin mutlaka bir hikmet ve maslahatı bulunacağını söylemişlerdir. Bu bakımdan emre muhatap olan kişinin, o emri yerine getirirken ondaki maslahat ve yararları, ne gibi amaçlar gözetilmiş olabileceğini düşünmesi ve ondaki hikmetleri anlamaya çalışması insanı farklı bir şuura ve farklı bir boyuta taşıyabilir.
İbadetin amacı üzerinde düşünürken onu bir tek boyuta indirgemek uygun değildir. Bu hem ibadetin mahiyeti hem de bu ibadeti yerine getirenlerin bulundukları mertebe ve seviye bakımından doğru değildir. Çünkü bir seviyedeki insan için ibadetin amacının, sadece imtihan ve deneme olması uygunken, başka bir seviye için ibadetin amacı nefsin terbiye edilmesi ve disiplin altına alınması yoluyla insanın yükselmesi olabilmektedir. Belki daha üst bir seviye için ise Allah'a ibadet, bütün bu amaçların üstünde ve ötesinde gönüller için üstün bir haz, bir zevk ve bir nimet, ruhlar için bir vuslat; kısaca insanın mutluluğu olacaktır. Meselâ Hz. Peygamber'in 'Benim mutluluğum namazdadır' sözü, namazın öneminin yanı sıra, Resûlullah'ın namaza atfettiği anlamı da göstermektedir. Çünkü ibadeti en üst düzey duygu yoğunluğunda ifa eden Hz. Peygamber için namaz, yüce yaratıcı ile bir buluşma ve O'nun huzurunda münâcât haline dönüşmektedir.
İbadetlere ilişkin hükümler, tabiatları icabı değişmeye pek açık olmadıkları için, öteden beri genel kabul gören ibadet uygulamalarını, 'çağa u
[23/3 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hepsi de kitabi (Tevrat ve Incil'i) okumakta olduklari halde Yahudiler: Hiristiyanlar dogru yolda degillerdir, dediler Hiristiyanlar da: Yahudiler dogru yolda degillerdir, dediler Kitabi bilmeyenler de birbirleri hakkinda tipki onlarin söylediklerini söylediler Allah, ihtilâfa düstükleri hususlarda kiyamet günü onlar hakkinda hükmünü verecektir (BAKARA/113)
 
O azabin sebebi, Allah'in, kitabi hak olarak indirmis olmasidir (Buna ragmen farkli yorum yapip) kitapta ayriliga düsenler, elbette derin bir anlasmazligin içine düsmüslerdir (BAKARA/176)
 
Insanlar bir tek ümmet idi Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarici olarak peygamberleri gönderdi Insanlar arasinda, anlasmazliga düstükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitaplari da gönderdi Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçik deliller geldikten sonra, aralarindaki kiskançliktan ötürü dinde anlasmazliga düstüler Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düstükleri gerçegi izniyle gösterdi Allah diledigini dogru yola iletir (BAKARA/213)
 
Allah buyurmustu ki: Ey Isa! Seni vefat ettirecegim, seni nezdime yükseltecegim, seni inkâr edenlerden arindiracagim ve sana uyanlari kiyamete kadar kâfirlerden üstün kilacagim Sonra dönüsünüz bana olacak Iste o zaman ayriliga düstügünüz seyler hakkinda aranizda ben hükmedecegim (AL-İ İMRAN/55)
 
Kendilerine apaçik deliller geldikten sonra parçalanip ayriliga düsenler gibi olmayin Iste bunlar için büyük bir azap vardir (AL-İ İMRAN/105)
 
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin Eger bir hususta anlasmazliga düserseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inaniyorsaniz onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onlarin talimatina göre halledin); bu hem hayirli, hem de netice bakimindan daha güzeldir (NİSA/59)
 
Ve 'Allah elçisi Meryem oglu Isa'yi öldürdük' demeleri yüzünden (onlari lânetledik) Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astilar; fakat (öldürdükleri) onlara Isa gibi gösterildi Onun hakkinda ihtilâfa düsenler bundan dolayi tam bir kararsizlik içindedirler; bu hususta zanna uymak disinda hiçbir (saglam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler (NİSA/157)
 
Sana da, daha önceki kitabi dogrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'i (Kur'an'i) gönderdik Artik aralarinda Allah'in indirdigi ile hükmet; sana gelen gerçegi birakip da onlarin arzularina uyma (Ey ümmetler!) Her birinize bir serîat ve bir yol verdik Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardi; fakat size verdiginde (yol ve serîatlerde) sizi denemek için (böyle yapti) Öyleyse iyi islerde birbirinizle yarisin Hepinizin dönüsü Allah'adir Artik size, üzerinde ayriliga düstügünüz seyleri(n gerçek tarafini) O haber verecektir (MAİDE/48)
 
De ki: Allah her seyin Rabbi iken ben ondan baska Rab mi arayacagim? Herkesin kazanacagi yalniz kendisine aittir Hiçbir suçlu baskasinin suçunu yüklenmez Sonunda dönüsünüz Rabbinizedir Ve O, uyusmazliga düstügünüz gerçegi size haber verecektir  (EN'AM/164)
 
Hatirlayin ki, (Bedir savasinda) siz vâdinin yakin kenarinda (Medine tarafinda) idiniz, onlar da uzak kenarinda (Mekke tarafinda) idiler Kervan da sizden daha asagida (deniz sahilinde) idi Eger (savas için) sözlesmis olsaydiniz, sözlestiginiz vakit hususunda ihtilâfa düserdiniz Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanin açik bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olmasi, yasayanin da açik bir delille yasamasi için (böyle yapti) Çünkü Allah hakkiyla isitendir, bilendir  (ENFAL/42)
 
Insanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayriliga düstüler Eger (azabin ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemis olsaydi, ayriliga düstükleri konuda hemen aralarinda hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve isleri bitirilirdi)  (YUNUS/19)
 
Andolsun biz Israilogullarini güzel bir yurda yerlestirdik ve onlara temiz nimetlerden rizik verdik Kendilerine ilim gelinceye kadar ayriliga düsmediler Süphesiz ki Rabbin, kiyamet günü on
[23/3 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: HELAL KAZANCA TEŞVİK, HARAMDAN SAKINDIRMA
 
5125 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) şöyle hitap ettiler:
 
'Ey insanlar! Allah Teâla hazretleri tayyibtir, tayyibten başka bir şey kabul etmez. Allah'ın mü'minlere emrettiği şeyler, peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır. Nitekim Allah Teâla hazretleri (peygamberlere):
 
'Ey peygamberler, temiz olanlardan yiyin ve sâlih amel işleyin' (Mü'minûn 51) emretmiş, mü'minlere de:
 
'Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin' (Bakara 172) diye emirde bulunmuştur.'
 
Sonra seferi uzatıp, saçı başı dağınık, toz-toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: 'Ey Rabbim, ey Rabbim' diye dua eden bir yolcuyu zikredip, dedi ki:
 
'Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve (netice itibariyle) haramla beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına nasıl icâbet edilir?' buyurdular.'
 
Müslim, Zekat 65, (1015); Tirmizi, Tefsir, Bakara (2992).
 
5126 - Havle el-Ensâriyye radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Şöyle buyurmuşlardı:
 
'Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil.'
 
Buhâri, Hums 7; Tirmizi, Zühd 41, (2375).
 
5127 - Nu'man İbnu Beşir radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa, cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.'
 
Buhari, İman 39, Büyû' 2; Müslim, Müsâkat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû' 3, (3329, 3330); Tirmizi, Büyü 1, (1205); Nesai, Büyü 2, (7, 241).
 
5128 - Selman el-Farisî ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyorlar:
 
'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Helâl, Allah Teâla hazretlerinin kitabında helal kıldığı şeydir. Haram da Allah Teâla Hazretlerinin kitabında haram kıldığı şeydir. Hakkında sükût ettiği şey ise affedilmiştir. Onun hakkında sual külfetine girmeyiniz.'
 
Rezin tahric etmiştir. Tirmizi, Libas 6, (1726); İbnu Mace, Et'ime 60, (3367).
 
5129 - Mikdâm İbnu Ma'dikerb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'(Beni Âdem'den) hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir taamı asla yememiştir. Allah'ın peygamberi Dâvud aleyhisselâm elinin emeğini yerdi.'
 
Buhari, Büyü' 15.
 
5130 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak.'
 
Buhari, Büyü' 7, 23; Nesai, Büyü' 2, (7, 243).
 
Rezin şu ziyadede bulunmuştur: 'Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.'
 
MÜBAH OLAN KAZANÇLAR VE TAAMLAR
 
5131 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Muhakkakk ki yediğinizin en temizi kendi kesbinizden olandır. Muhakkak ki evladlarınız da kendi kesbinizdendir.'
 
Ebu Davud, Büyü' 79; Tirmizi, Ahkâm, 22, (1358); Nesai, Büyü' 1, (7, 249); İbnu Mace, Tiarat 1, (2137), 64, (2290).
 
5132 - Sa'd İbnu Ebi Vakkas radıyallahu anh anlatıyor: 'Sanki Mudar kabilesine mensup uzun boylu bir kadın ayağa kalkıp:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Biz (kadın)lar babalarımız ve evladlarımız ve kocalarımız üz
[23/3 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.' 
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40). 
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601). 
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[23/3 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[23/3 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine garkeyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin” (A’râf, 7/151)
[23/3 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl yaşta değil baştadır fakat aklı başa yaş getirir.[Cenap Şahabettin]
[23/3 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ABDULLAH BİN ZEYD
 
Ezân-ı Muhammediyye’nin okunuşunu rüyasında görüp haber vermesinden dolayı “Sâhibü’l-ezân” adı ile meşhûr olan sahâbî. Adı, Abdullah bin Zeyd bin Abd-i Rabbih bin Sa’lebe bin Zeyd bin Hâris bin Hazrec el-Ensârî’dir. Ebû Muhammed el-Medenî adı ile künyelenmiştir. Medîneli müslümanların Hazrec koluna mensûbtur. Akabe bî’atinde bulunarak Resûlullah’a (s.a.v.) imân edip müslüman olmakla şereflenmiştir. Hicretin ikinci yılında (m. 624) yapılan Bedir muharebesine iştirak etmiş ve diğer bütün harplere katılarak, büyük kahramanlıklar göstermiştir. Mekke’nin fethinde müslümanlar Mekke’ye girdikleri zaman, Hazrec kabilesinin Hârisoğulları kolunun bayrağını Hz. Abdullah bin Zeyd taşıyordu. 
 
Hicretin dokuzuncu (m. 631) senesinde, Resûlullah (s.a.v.) ile beraber Veda Haccı’nda bulundu. Bu hac esnasında elinde bulunan bütün mallarını, hayvanlarını, fakirlere sadaka olarak dağıttı. Kendisine sadece bir kısrak alıkoymuştu. Cömertliği o kadar çoktu ki, kendisi, sıkıntı ve zaruret içinde yaşamayı tercih eder, mallarını Allah yolunda harcardı. Hz. Abdullah’ın arazisi pek azdı. Orada hayvanlarını besliyordu. Fakat çok kerre, beslediği hayvanlarını da fakirlere dağıtır, sadaka verirdi. 
 
Hz. Abdullah bin Zeyd’in Muhammed adında bir oğlu olup, Peygamberimiz zamanında doğdu. Kendisinin, Uhud harbinde şehid olduğunu bildiren raviler var ise de, bu haber kat’î değildir. O, hicretin 22 nci (m. 644) yılında 64 yaşında iken vefât etti. Cenaze namazını halife Hz. Osman kıldırdı. 
 
Hz. Abdullah bin Zeyd, Resûlullah (s.a.v.) efendimizden “Ezan” ile ilgili hadîs-i şerîfi rivâyet etmekle meşhûrdur. İmâm-ı Buhârî ve İmam-ı Tirmizî’ye göre kendisinden yalnız bir ezan hadîs-i şerîfi rivâyet edilmiştir. Fakat hadîs imâmı İbn-i Hacer-i Askalanî, 6 veya 7 hadîs-i şerîfin kendisinden rivâyet edildiğini bildirmiştir. Ezan ile ilgili hadîs-i şerîf hakkında bildirilen rivâyetler değişik olmakla beraber hepsinde bildirilen hüküm aynı olmuştur. 
 
Ezan okumak, hicretin birinci senesinde (m. 623) Medine’de başladı. Bundan önce, namaz vakitlerinde yalnız (Essalâtü Cami’a) denilirdi. Hicretin birinci senesinde, Resûlullah (s.a.v.), Eshâb-ı kirâma sordu. Kimisi, namaz vakitlerini bildirmek için, Nasârâ gibi Nâkûs, yani çan çalalım dedi. Kimisi, Yahudiler gibi boru çalınsın dedi. Kimisi de namaz vakti ateş yakıp yukarı kaldıralım dedi. Resûlullah, bunları kabul etmedi. 
 
Abdullah bin Zeyd bin Sa’lebe (r.a.) ve Hz. Ömer rüyada ezan okunmasını gördüler. Abdullah bin Zeyd (r.a.) Resûlullah’a (s.a.v.) gelip rüyasını anlattı: 
 
Yeşil bir şal ve peştamal bağlamış, eline çan almış bir kişi gördüm. Ona sordum: “Elindeki çanı satar mısın?” “Ne yapacaksın?” dedi. Namaz vakitlerini bildirmek için çalacağım” deyince o zat dedi. ki “Ben sana daha hayırlısını tarif edeyim.” 
 
Kıbleye karşı durdu ve yüksek sesle “Ezân”ın mübârek kelimelerini okudu. Biraz durduktan sonra, aynı kelimeleri tekrar ederek sonuna doğru “Kad Kâmetis salâtü” cümlesini ilâve etti” 
 
Bunun üzerine, Resûlullah efendimiz buyurdular ki: “Rüyâ haktır. O kelimeleri Bilâl’e öğret okusun!” 
 
Hz. Bilâl de, mescid-i şerîfin yakınında bulunan yüksek bir dama çıkarak, ilk ezanı öğretilen kelimelerle okudu. 
 
Hz. Ömer, ezan sesini işitince koşa koşa Resûlullah efendimizin huzuruna geldi. Hz. Bilâl’ın söylediği kelimeleri aynen rüyasında gördüğünü arz etti. O gece, Eshâb-ı kirâmdan bir kısmı da aynı rüyayı görmüşlerdi. İşte bu sırada Cuma sûresi 9.ncu Âyet-i kerîmesi nazil olmuş, böylece ezan, vahiy ile de bildirilmiş oldu. İşte o günden itibaren, her namaz vakti ezan okunması sünnet oldu. 
 
Buyurdular ki: “Dünyada olup ta âhıret hayatı yaşıyan insan se’âdet içindedir. Bir insan yaşadığı müddetçe Allahı hatırından
[23/3 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'da Doyumsuz Sevgi
 
      O, âşk, cezbe, sohbet ve irfan yolunda mesafeler alıyor, çevresine iyilik, doğruluk ve güzellik nurları saçıyordu. Bir gün, iki kişinin kavga ettiğini görmüştü. Kavgacılardan biri, ötekine:
    — Bana bir söyle, benden bin işitirsin...
    demişti. Bunu duyan Mevlâna, yanlarına gitti, o adama:
    — Ne söyleyeceksen bana söyle, benimle kavga et. Bana bin söyle, benden bir bile işitemezsin.
    deyince, kavgacılar hemen susmuşlar, barışmışlar, büyük adamın önünde saygıyla eğilmişlerdi. O, dostluğun da, sulhun da temelini, insanların karşılıklı sevgisinde buluyordu. Kötülüklerden arınmanın yolu sevgide idi. Bir gün oğlu Sultan Veled'e şu nasihatta bulunmuştu. 'O'nun hayrını ve iyiliğini söyle, göreceksin ki o düşman senin en yakın     dostun olacaktır. Çünkü gönülden dile. dilden de gönüle yol vardır.'
    Sevmek, herşeyi. her yaratığı sevmek, ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir. Bu sevginin kapıları Allah sevgisiyle açılır. Allah'ı seven, Allah'ın birliğine inanan kişi, kulluğunu sevgiyle gösterir. Bir rubaîsinde sevgili Allah'ına şöyle seslenir:
    'Sevgilim, sana yakın olmanın sebebi hep sevgidir. Ayağını nereye basarsan, biz oranın toprağıyız. Aşk mezhebinde reva mıdır ki. âlemi seninle gördüğümüz halde seni görmeyelim.' Yine şöyle der:
    — Seviyoruz ve hayatımızın güzelliği o yüzden. Bu sevgi insanı 'kemâl'e ulaştıran. Allah'a yakınlaştıran ve Allah vuslatını tattıran 'gerçek' aşka. Allah arkına götürürdü. Yalnız gerçek aşkı. dünyevi aşktan ayırmak lâzımdı. Mevlâna, dünyevî askı, Mecnun'un devesine benzeterek. Mesnevisinde şu hikâyeyi anlatmada:
    Mecnun, Leylâsına kavuşmak için devesine biner, ileri sürer. Devenin arkasında çok sevdiği yavrusu (daylak) vardır. Mecnun deveyi rnahmuzladıkça, yavrusu geride kalır. Yular gevşeyince de deve geriler. Mecnun, deveyi sürdükçe deve ileri, yular gevşeyince de deve geri..
    Bir süre sonra da. Mecnun kendine gelir. Bir de bakar ki, ne görsün. Bulunduğu yerden bir adım öte gidememiş. O zaman Mecnun:
    — A deve!. İkimiz de âşığız. Ben Leylâ'ya, sen daylağa.. Biz birbirimize yoldaş olamayız. Çünkü birbirimizin yolunu vuruyoruz, der.
    Gerçek âşık, ten devesine binen değil, cân devesine binendir. Cân ve bekâ âlemine kanat açandır.'
    Gerçek âşık Mevlâna'dır. Mevlâna'yı yaşayandır. Gerçek âşk ta yalnız Allah'dır.
    Öteki değil!
    Âşk ve sevgi bahsinde kalem durmadan yazar, dil durmadan söyler. gönül coşar da coşar. Bu âşk Mevlâna'ya koca bir Divân, cilt cilt Mesnevi, kucak kucak kitap yazdırdı aziz okuyucu!
    Biz. Cenâb-ı Mevlâna'mızın O'nun pek bol olan lûtfuna sığınarak, kırık-dökük cümlelerimizle hayat hikâyesini izlerken, tekrar bu konulara dönersek hoşgörünüz. Çünkü O, âleme açılmış bir sevgi bayrağı, kükreyen, fokurdayan, lavlar saçan koca bir âşk dağıdır. Hem de yedi yüz yıldan beri..
    O güzellik güneşinden, o doğruluk durağından, o iyilik pınarından söz ederken 'Fîhi Mâ-fih' adlı eserindeki su cümlesini de kaydetmeden geçemeyeğiz:
    — Her kim ki bizi hayırla yâd ederse, onun da dünyada, yâdı hayırla olsun. Eğer bir kimse başka biri hakkında iyi şeyler söylerse, o hayır. o iyilik, kendisinin olur. gerçekte kendisini övmededir. Bu övünçle yine onun hayat hikâyesine dönelim:
[23/3 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: ÂMİL
 
İş yapan. 1. İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından sakınan. Allahü teâlâ sizden ilmi almak için, ilmiyle âmil olan âlimleri kaldırır, câhiller kalır. (Bunlar) dinden suâl edenlere, kendi akılları ile cevâp verip insanları doğru yoldan ayırırlar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Kıyâmet gününde, Resûller minberler üzerindedirler. Her bir Resûlün minberi kendi mertebesi miktârıncadır. Ulemâ-i âmilîn, yâni Ehl-i sünnet îtikâdında olan ve bildikleri ile amel eden âlimler dahi nûrdan kürsîler üzerinde olurlar. (İmâm-ı Gazâlî) 2. Herhangi bir bölgenin zekât, harac, öşr ve ganîmetlerinin tahsîli (toplanması) için, halîfe, sultan, melik veya emir tarafından vazîfelendirilen ve yerine göre dînin emirlerini öğreten me'mur. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki  Sadakalar (zekâtlar), Allahü teâlâdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, âmillere kalbleri müslümanlığa ısındırılmak istenilenlere, (efendisinden kendisini satın alıp, borcunu ödeyince âzâd olacak) kölelere, borçlulara, cihâd ve hac yolunda olup, muhtaç kalanlara, (kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında mal kalmamış ve çok alacağı varsa da alamayıp muhtaç düşen) yolda kalmışlara mahsûstur. (Tevbe sûresi  60) Halka zulmeden âmiller Cennet'e giremez. (Hadîs-i şerîf-Kitâb-ül-Emvâl) Hazret-i Ömer, bir gün cemâate şöyle hitâb etti  'Ey mü'minler! Allahü teâlâya yemîn ederim ki, âmilleri sâdece zekâtlarınızı toplamaları için göndermiyorum. Onları size; dîninizi öğretmeleri, rehberlik etmeleri için gönderiyorum. Allahü teâlâ şâhid, kime bunun hâricinde muâmele yapılırsa bana haber versin. Onun hakkını alıp, gerekeni yaparım. Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bir âmil halktan birisini dövse, ondan dövdüğü kimsenin hakkını alırım...' (Ebû Ubeyd bin Sellâm)
[23/3 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Muhacir kimlerdir?
 
Sözlükte, bir yerden başka bir yere göç etmek anlamındaki “Hicret” kelimesinden gelen muhacir göç eden, Hicret eden anlamındadır. Terim olarak Rasulullah (a.s.) ile Mekke’den Medine’ye göç eden sahabeler topluluğuna verilen isimdir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Önce Müslüman olanlardan, Muhacirlerin ve Ensarın önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allahü teala razıdır ve bunlar da Allahü tealadan razıdırlar. Allahü teala, bunlar için, cennetler hazırladı. Bu cennetlerin altından nehirler akmaktadır. Bunlar cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.” (Tevbe, 9/100) Hz. Peygamber (s.a.s.) hadislerinde onları övmüş, onlara dua etmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: Bize Abdülaziz b. Ebi Hazim, babasından, o da Sehl h. Sa’d’dan naklen rivayet etti. Sehl şöyle demiştir: Biz hendeği kazıyor ve toprağı omuzlarımızda taşıyorken yanımıza Rasulüllah (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) geldi de: “Allah’ım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur. O halde sen Ensar’la Muhacirlere mağfiret eyle!” (Müslim, Cihad ve Siyer, 126) buyurdu.
[23/3 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: FİDYE
 
 
 
İbadette yapılan kusur ve noksanların tamamlanması için ödenen cezâlara 'fidye' denir.
[23/3 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَوْ عَلِمَ الْعِبَادُ مَا فِي رَمَضَانَ لَتَمَنَّتْ أُمَّتِي أَنْ يَكُونَ رَمَضَانُ السَّنَةَ كُلَّهَا. (ع)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kullar, Ramazan ayında ne (kadar sevap ve fazilet) olduğunu bilselerdi, ümmetim, senenin tamamının Ramazan olmasını temenni ederdi.” (Müsned-i Ebû Ya’la)
 
23 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[23/3 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZÂN-I ŞERÎF’İN FAZİLETİ
 
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
 
“Her kim Ramazân-ı şerîf ayında bir zikir meclisinde hazır bulunursa, Allâhü Teâlâ (o kimsenin meclise gidip gelirken attığı) her adımına bir ibadet sevabı yazar ve o kişi kıyamet günü benimle beraber Arş-ı A‘lâ’nın altında olur.
 
Her kim, Ramazân-ı şerîf ayında, cemaatle namaza devam ederse, Allâhü Teâlâ, o kimseye, kıldığı her bir rekât için (Cennet’te) nurdan bir şehir ihsân eder.
 
Her kim bu ayda, gücü yettiğince anne-babasına iyilikte bulunursa, Allâhü Teâlâ, o kimseye rahmet nazarıyla bakar ve ben de ona kefîl olurum.
 
Her kim Ramazân-ı şerîfte bir Müslümanın ihtiyacını giderirse, Allâhü Teâlâ da onun bin ihtiyacını giderir. Her kim çoluk çocuk sahibi bir fakire sadaka verirse, Allâhü Teâlâ, ona milyon hasene yazar, onun milyon günahını siler ve onun makamını milyon derece yükseltir.”
 
Enes radıyallâhü anh’ten, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivâyet olundu: “Her kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürürse (evinden çıkarsa), ayrıldığı yere dönünceye kadar, Allâhü Teâlâ, onun için her bir adımına yetmiş sevap yazar ve ondan yetmiş günahı siler.” 
 
“Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Ramazân-ı şerîf ayı girdiğinde bütün esirleri serbest bırakır, her isteyenin istediğini verirdi. Kim bu ayda hayırlar ve sâlih ameller işlemeye muvaffak olursa, o kimse, senenin tamamında hayırlı amel işlemeye muvaffak olur. Bu ayı dağınık bir vaziyette geçiren kimse, senenin tamamında dağınık olur. Bu ayı fırsat bilerek mümkün olduğunca mânen derlenip toparlanmak için gayret göstermek lâzımdır.
 
Peygamberimiz (s.a.v.), iftar vaktinde şu duayı okurlardı:
 
‘Zehebe’z-zameü vebtelleti’l-urûku ve sebete’l-ecru inşâallâhü teâlâ.’ Manası: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı ve (amellerimizin) sevabı inşâallâh hâsıl oldu.
 
Bu ayda terâvih namazı kılmak ve Kur’ân-ı Kerîm hatmi yapmak, birçok fayda ve sevap kazandıracak olan sünnet-i müekkedelerdendir. Allâhü Teâlâ, bizleri, Habîbi -aleyhi ve alâ âlihi’s-salâtü ve’s-selâm- hürmetine bunları yapmaya muvaffak kılsın.” Âmîn.
 
 
 
23 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[23/3 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: • Ramazanın Başlangıcı
• Koz Kavuran Fırtınası (2 Gün)
• Bedîüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Vefatı (1960)
 
Semerkand Takvimi
[23/3 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazan Ayının Fazileti
 
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur:  Ramazan ayı girdiğinde cennet bir baştan öbür başa süslenir, kokulanır. Ramazanın ilk gecesi olduğunda, arşın altından, adına ‘müsîre’ denen bir rüzgâr eser. Bu rüzgârın esintisiyle cennet ağaçlarının yaprakları ve sarayların kapılarının halkaları hafif hafif sallanır. Bu rüzgârın, bugüne kadar hiç kimsenin işitmediği kadar güzel bir uğultusu vardır. Allah Teâlâ Rıdvan’a, ‘Ey Rıdvan! Muhammed’in ümmetinden oruçlu olanlar için cennetin kapılarını aç’ diye emreder. Sonra cehennem bekçisi Mâlik’e, ‘Ey Mâlik! Muhammed’in ümmetinden oruçlu olanlar için cehennemin kapılarını kapat’ diye emreder. Sonra Cebrâil’e, ‘Ey Cebrâil! Yeryüzüne in ve azgın şeytanları yakalayıp zincirlerle ve kelepçelerle bağla. Sonra onları cehennemin diplerine fırlat ki, habibim Muhammed’in ümmetinin oruçlarını bozmasınlar!’ diye emreder. Allah Teâlâ ramazan ayının her gecesi üç kere şöyle buyurur: ‘Benden bir isteği olan yok mu ona vereyim. Tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim. İstiğfar eden yok mu onu bağışlayayım.’ 
 
Semerkand Takvimi
[23/3 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.
 
(En’âm, 6/140)
[23/3 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Sizden biriniz mal ve yaradılış yönünden kendisinden üstün birini görürse hemen ardından kendinden aşağı durumda bulunan kimselere baksın.
 
(Al-Bukhari)
[23/3 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Nefsime senden sakınma şuuru ver ve onu her türlü kötülükten arındır. Onu en iyi arındıracak sensin. Sen onun koruyucusu ve sahibisin!
[23/3 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Basir
 
Aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi gören
[23/3 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Un Haline Dönen Kum Taneleri
 
   Allah erenlerinden Dinar oğlu Malik devrinde iki kardeş yaşamaktadır. Bu iki kardeşten biri yetmiş, diğeri de tam otuzbeş yıl ateşe taparak hiçbir muratlarına kavuşamadığını anlayan küçük kardeş bir gün ağabeyine dert yanar, der ki: 'Ağabeyciğim!... Bu kadar yıldır ateşi ilah bilerek ona tapındık. 
 
 Fakat bakıyorum ki hiçbir dileğimize erişemedik. O yüzden bende ateşin ilah olmadığına dair bir şüphe uyandı. Bu şüphemde haklı olup olmadığımı araştırmak için seninle bir denemeye girişelim. Eğer ateş başkalarını yaktığı gibi bizi de yakarsa, kendisine bir daha asla tapınmayalım. Yok eğer yakmazsa ölünceye kadar ilahlığına iman ederek ibadetten geri durmayalım.' 
 
 Bu karardan sonra iki kardeş bir ateş yakarlar. Küçüğün büyüğüne 'Ateşe ilk önce elimizi hangimiz uzatacağız. Sen mi yoksa ben mi?' diye sorar. Ağabeyi, 'Sen uzatacaksın' deyince küçük kardeş elini hemen ateşe yaklaştırır. Bakar ki ateş elini yakıyor, hemen çeker. Ardından da 'Ey ateş!...' der 'yazıklar olsun sana! Bunca yıldır seni ilah bildim ve o yüzden de sana taptım. Ağabeyine der ki: gel buna tapınmaktan vazgeçelim' diye yalvarıp yakarır. Fakat ağabeyi bir türlü vazgeçmez ve ateşe tapmaya devam eder. 
 
 Ağabeyi devam ededursun. Küçük kardeş bu denemeden sonra ateşe tapmaktan vazgeçer müslüman olmaya azmeder ve doğruca devrin büyük ermişlerinden Dinar oğlu Malik'e başvurur. O anda Malik de oturmuş halka vaaz vermektedir. Vaazını bitirdikten sonra başından geçenleri bir bir kendisine anlatır ve ben müslüman olacağım der. 
 
 Bunun üzerine Malik ateşperest adamı karşına oturtarak Kelime-i Şehadet getirttikten sonra kendisine İslam'ın şartlarını ve bütün umumi prensiplerini bir bir izah eder. Yanında bulunan ailesi de İslam'a girince orada bulunan halk, bu her iki ateşperestin imana gelişini sevinç gözyaşları arasında kutlarlar. Ardından da biraz aramızda kalın da, aramızda size biraz öteberi toplıyalım dediler. Fakat yeni imana gelen adam ben dinimi dünyalık hiçbir şeye satmam diyerek asla bir şey kabul etmeyeceğini belirtiyordu. 
 
 Daha sonra ailesini alarak şehrin kıyı mahallelerinden virane bir eve yerleştiler. Ne yiyecek, ne de içecek bir şeyleri yoktu. O gece Allah'a ibadet ve taat ederek sabahladılar. 
 
 Güneş doğup yeryüzüne ışıklarını yaymaya başlayınca günlük ekmek parasını kazanmak için bir iş bulup çalışmak gerekiyordu. Çünkü yaşamak için yemek, yemek için de çalışmak şarttı. Bu düşünceye daha ziyade kendini kaptıran kadındı. Yeni imana gelmiş bulunan adamın ise yemek içmek gibi bir dert umrunda bile değildi. Onun tek düşüncesi kainatın ortaksız yaratıcısı olan Allah'a biraz daha fazla ibadet edebilmekti. Bu yüzden de kendisini ibadetten alıkoyan bir şeye düşman kesilmişti. Bu ekmek parası için çalışmak mecburiyeti olsa bile. 
 
 Fakat yine de muhakkak ki ekmek parasını kazanmak için çalışmak gerekiyordu. Nitekim hanımı durumu açarak taşı gediğine koydu. 'Bey efendi!' dedi. 'Bugün şehre inin de belki bir iş bulup çalışırsınız. İnşaallah akşama kadar günlük nafakamızı kazanmış olarak dönersiniz.' Bu ikaz karşısında kendisini taplayan adam şehre inip münasip bir iş aramaya koyuldu. Birçok kapı çalış iş aradı, fakat ekmek parasını kazanacak bir iş bulamadı. Ama her nedense buna pek üzülmüyordu. Zaten bütün dileği Allah'a amelelik etmekti. Onun için Camilerden birine kapanarak akşamak kadar bol bol Allah'a ibadete daldı. 
 
 Akşam olunca kendi namına Allah'a bol bol ibadet etme fırsatını bulduğundan dolayı sevinç, karısının karşısına da eli boş çıkacağı için de üzüntü içinde karışık duygularla döndü. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra selam verip bir köşeye oturdu. Karısına da bütün gün çalıştığını fakat ücretlerini yarın alacağını ifade etti. Karı-koca gece
[23/3 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Esma Bintu Yezid İbni's-Seken (ra)
Resulullah (sav)'ın gömleğinin kolu bileğe kadardı. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Libas 28, (1765), Ebu Davud, Libas 3, (4027)
 
Hadisin Açıklaması:
Kamis, beden üzerine giyilen, cilde temas eden çamaşırdır.
 
İzar ise peştemal gibi belden aşağıyı  örten, bele bağlanmak suretiyle giyilen libasa denir.
 
Sadedinde olduğumuz hadis, yen uçlarının bileğe  ulaşıp, bilekten öte taşmadığını göstermektedir. Bazı rivayetlerde kamisin boy  itibariyle topukların yukarısında kaldığını görmekteyiz. Ancak yenlerin parmaklara kadar uzandığını te'yid eden rivayetler de var. Alimler, kamisin kolunun, parmakların yen ile bilek arasında olacak bir uzunlukta bulunmasının müstehab olacağı hükmünü  çıkarırlar
[23/3 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Abdullah İbnu Mes'ud anlatıyor: 'İslam'ı ilk izhar eden yedi kişi idi: Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Ebu Bekr, Ammar, annesi Sümeyye, Süheyla, Bilal ve Mikdad.Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ı Cenab-ı Hak amcası Ebu Talib'le korudu. Hazreti Ebu Bekr'i Allah kavmi ile korudu. Diğerlerine gelince, müşrikler onları tutup, demirden zırhlar giydirdiler ve vücutlarının yağlarını eritmek üzere kızgın güneşte dağladılar. Bunlardan hiçbiri müşriklerin yaptıklarına dayanamadı, hepsi de onların isteklerine boyun eğmek zorunda  kaldı. Bilal hariçti. Çünkü o, nefsini Allah yolunda  alçalttı da alçalttı. Azab veren kavmi de onu öldürmeyi küçümsediler. Onu tutup çocuklara teslim ettiler. Bu aylak güruh onu Mekke  sokaklarında ve dağ yollarında eziyet vererek dolaştırıp eğlendiler. O, bunlara aldırmayıp: 'Allah birdir Allah birdir!' demeye devam etti.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (150) - Hds :(6026)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[23/3 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرب يَوْمِ الْقِيَامَةِ , وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ .
 
246: Abdullah İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)’dan aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, müslüman, müslümanın başıýna gelen musîbette terk etmez de. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah’ta ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah’ta onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim de bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse Allah’ta kıyamet günü o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”Buhari Mezalim 3)
 
247- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ , وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَألاخِرَةِ , وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَألاخِرَةِ, وَاللَّهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كان الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أخيهِ, وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ . وَمَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ, إلا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ , وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ , وَحَفَّتْهُمُ الْمَلاَئِكَةُ, وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ . وَمَنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ.
247: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kim bir mü’minin dünyadaki sıkıntılarından bir sıkıntıyı gidererek ona nefes aldırırsa, Allah’ta onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim de zor ve dar durumda olan birine kolaylık gösterirse Allah’ta ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir, bir kimse bir müslümanın ayıbını örterse Allah’ta onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter. Mü’min kul din kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da o kulun yardımındadır. Bir kimse ilim elde etmek için bir yola girerse Allah da ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Bir grup Allah’ın evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere eder anlayıp kavramaya çalışırlarsa üzerlerine bir güven indirir(kalp rahatlığı olur), onları rahmet kaplar. Melekler onları çepeçevre kuşatırlar. Allah da onları kendi yanında bulunanlar(melekler, peygamberler...) arasında anar. Kimin ameli kendisini geri bırakırsa nesebi, soyu, sopu onu ileriye götüremez.” (Müslim, zikir 38)
[23/3 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET............ ORUCU BOZAN ŞEYLER

Orucu bozup, yalnız kazâ gerektiren şeylerden bâzıları:

1- Hata ile bozulursa,
2- Boğaza kar ve yağmur kaçarsa,
3- Zorla bozdurulursa,
4- Burna sıvı ilâç koyarsa,
5- Burna kolonya çekerse,
6- Mukîm iken başladığı orucu, seferde bozarsa,
7- Ud ağacı, amber ile tütsülenip dumanını çekerse,
8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekerse,
9- Kulağın içine ilâç damlatırsa,
10- Derideki yaraya konan ilâç içeriye girerse,
11- Vücuda iğne ile ilâç şırın-ga ederse,
12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusarsa,
13- Dişi kanayan, diş çektiren kimse, ağzındaki kanı yutarsa veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutarsa,
14- İmsak vakti bittiğini bilmeden yiyip-içerse,
15- Güneş battı zannederek orucunu bozarsa,
16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutarsa,
17- Ağrıyan dişini morfin vurdurarak çektirmek zorunda kalan kimse, orucu bozulduğu için yiyip içerse,
18- Abdest alırken boğaza su kaçarsa,
19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç... gibi ilâç ve gıda olmayan şeyi yutarsa,
20- Uyurken ağzına su akıtılırsa,
21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeğe devam ederse,
22- Ramazanda imsak vaktine kadar niyet etmeyip, daha sonra niyet etse, öğleden evvel veya sonra, orucunu bozarsa,
Bunların hepsinde oruç bozulur ve bir günü için bir gün kazâ etmek lâzım olur.

 

ŞİİR.............. ... RAMAZAN MANİLERİ

 
Kavuştuk Ramazana,
 
Ne de büyük ihsana.
 
Huzur verir insana,
 
Doğru oruç tutar isek.
 
Cennet kapısı açılır,
 
Âleme rahmet saçılır,
 
Sırat kuş gibi geçilir,
 
Doğru oruç tutar isek.
 
Terâvîhi kıl her gece,
 
İyi bil ki kadri yüce,
 
Kavuşuruz bol sevince,
 
Doğru oruç tutar isek.
 
Gökten iner hep melekler,
 
Hak diye çarpar yürekler,
 
Kabûl olur hep dilekler,
 
Doğru oruç tutar isek.
 
 
23.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[23/3 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Enam Suresi 165
Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir.
[23/3 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi, Birr, 36.
(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
[23/3 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Câmî: İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.
[23/3 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: İkindi Namazının Sünneti : Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “İkindi namazının farzından önce dört rekat namaz kılan kimseye, Allah rahmetini ihsân etsin.” (Ebû  Dâvûd, Tatavvu 8)
 
İkindi Namazının Farzı İle İlgili Ayet:
Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.” (Bakara Sûresi, 238)
[23/3 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: el-İsrâ, 82
Biz, Kur’ân’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifâ ve rahmettir…
[23/3 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Dönemi
PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÇOCUKLUĞU (Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Dönemi)
Doğumundan iki ay evvel babası, altı yaşındayken de annesi vefât etti. Annesi vefat ettikten sonra Hz. Muhammed’i (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib himaye etti. Abdülmuttalib, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gereken ihtimamı gösterdi. Yanından hiç ayırmadı, ona baba şefkati ve sevgisinin eksikliğini hissettirmedi.
 
Abdülmuttalib ölümünden önce, sekiz yaşında olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bakımını oğlu Ebû Tâlib’e vasiyet etti. Ebû Tâlib, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) çocuklarından daha fazla sevdi, onun uğurlu olduğuna inandı ve iyi yetişmesi için gayret sarfetti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ikinci annem dediği hanımı Fâtıma bint Esed (r.a.) de ona kendi çocuklarından daha çok alâka gösterdi. Ebû Tâlib nübüvvetten sonra da yeğeninin yanında yer aldı ve kendisini korumak için elinden geleni yaptı.
[23/3 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Sûresi 2. Ayet
'Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan şu yüce kitap, müttakîler için bir yol göstericidir.'
“Kitap”tan maksat, Kur’ân-ı Kerîm’dir. Arapçada “yazılı belge” anlamında da kullanılan kitap ismi, Kur’an’ın Allah Resûlü (s.a.s.) zamanında yazıldığını gösterir. Kur’an elimizde olmasına rağmen, ona uzağı gösteren ذٰلِكَ edatı ile işaret edilmesi, onun yüceliğine ve anlamlarının derinliğine dikkat çekmek içindir. Gerçekten Kur’an’ın şanı pek yücedir. Beşerî gücün muttali olamayacağı birçok ilim ve hikmetleri de ihtiva ettiğinden, her ne kadar kitap olarak elimizde ise de, taşıdığı sırlar ve hakikatler itibariyle bizim idrakimizden yüce bir ufuktadır, her şeyiyle kolayca keşfedilir bir mâhiyette değildir. Bu sebeple ona, uzakta olan bir şeyi gösterir gibi işaret edilmiştir. (Râzî, Mefâtîh, II, 12)
 
Şüphe diye tercüme ettiğimiz اَلرَّيْبُ (rayb) kelimesi, “yakîn”in yani kesin bilgi ve kanaatin zıddıdır. Kişinin bir konu hakkında kararsız ve tereddüd içinde olmasını ifade eder.
 
Bu kadar izzet ve şerefe sahip olan Kur’an’da hiçbir şüphe yoktur. Yani akl-ı selîm ile ve ön yargılardan arınmış bir şekilde incelendiğinde onun:
 
·         Allah Teâlâ’dan geldiğinde,
 
·         Vermiş olduğu bilgilerde,
 
·         En doğru yola götüren bir kılavuz ve rehber olduğunda hiçbir şüpheye yer yoktur. Bu bakımdan Kur’an hakkında asla şüpheye düşmeyiniz.
 
Âyette, şüphenin insanlarda değil, kitapta olmadığı bildirilmiştir. İnanmayanlar onun hakkında şüphe içinde olabilirler ama o, haktır ve doğrudur. Nasıl güneşin varlığından şüphe etmek ona bir zarar veremez ise, Kur’an’ın doğruluğundan şüphe etmek de onun doğruluğuna bir eksiklik getirmez.
 
Hidâyetin iki temel mânası vardır. Birincisi delalet etmek, rehberlik yapmak ve yol göstermektir. Kur’ân-ı Kerîm’in, Peygamberlerin ve İslâm davetçilerinin hidâyet etmeleri bu anlamdadır. Âyet-i kerîmede: “Sen de hiç şüphesiz insanlığı dosdoğru bir yola çağırmaktasın” (Eş-Şûrâ 42/52) buyrulur. İkincisi, tevfîk, yâni dosdoğru yola eriştirip hedefe ulaştırmaktır. Bu mânada hidâyet yalnızca yüce Allah’a mahsustur. Nitekim Resûlullah’a hitaben: “Rasûlüm! Sen sevdiğini doğru yola erdiremezsin, lâkin Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Çünkü, doğru yola girecek olanları en iyi O bilir” (El-Kasas 28/56) buyrulmuştur.
 
Kur’ân-ı Kerîm, “bütün insanlar için hidâyet” olarak indirilmiştir. (Bakara 2/185)  Böyle olmakla birlikte onun hidâyetinden gerçekte müttakîler istifade eder. Bu sebeple Kur’an’ın müttakilere hidâyet rehberi olduğu özellikle vurgulanmıştır. Kur’an insanları, dünya ve âhirette kendilerine faydalı olacak, Allah’ın rızâsını kazandıracak ve nihâyet cennet ve cemâl-i ilâhîye eriştirecek dosdoğru yolu gösterir.
 
Bir kısım insanların Kur’an’la buluştuğu hâlde hidâyetten uzak kalması, onu bütün insanlar için hidâyet vesîlesi olmaktan çıkarmaz. Belli bir hastalığı olan kişinin balın tadını alamaması onun tatlı olmadığını göstermediği gibi. Bu bakımdan Kur’an’ın hidâyeti kendisine samimi bir şekilde yönelen gönüllere Cenâb-ı Hak’ın bir lutfudur.
 
Kur’an’ın hidâyeti, inkârdan îmana, sonra da imandan ihsan ve takvâya doğru bir hidâyettir. İmandan sonraki hidâyetin gerçekleşmesi, ancak ona uymakla ortaya çıkar. Kur’an’ın Hak kelamı olduğunu kalben kabul etmeyen kâfir ve münafıklar ise onu gereği gibi tefekkür ve tedebbür etmediklerinden, hidâyetten mahrum kalırlar. Kur’an, her bir gruba, inanç, düşünce ve amellerine göre bir âkıbet belirler. Âyet-i kerîmede buyrulur:
 
“Hiç şüphesiz bu Kur’an, insanları her hususta en doğru yola, en sağlam ve en isabetli tutuma iletir. Sâlih ameller yapan mü’minlere, kendilerini çok büyük bir mükâfat
[23/3 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ömer (r.a.) Nasıl Müslüman Oldu?
Hazret-i Ömer, Allâh Resûlü’nden on üç yaş küçüktür. Nesebi, dokuzuncu babada Peygamber Efendimiz’le birleşmektedir.
HZ. ÖMER’İN (R.A.) MÜSLÜMAN OLUŞU
Müşrikler, istişâre meclisleri olan Dâru’n-Nedve’de toplanmışlar ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’i öldürmeye karar vermişlerdi. Bunun için de, aralarından cesur, bahadır ve sert tabiatlı biri olan Ömer bin Hattâb’ı seçip göndermişlerdi. Ömer, Âlemlerin Efendisi’ni öldürmek kastıyla gâfilâne bir şekilde yola çıktı. Yolda Nuaym bin Abdullâh’a rastladı.
 
Nuaym, Ömer’in hâlinden şüphelenerek:
 
“−Ey Ömer! Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ömer:
 
“−Atalarının dînini bırakıp yeni bir dîn getiren Muhammed’i öldürmeye gidiyorum!” dedi.
 
Basîretli sahâbî Nuaym (r.a.) zaman kazanmak niyetiyle:
 
“−Ey Ömer! Vallâhi nefsin seni aldatmış! Sen O’nu öldürdüğünde Abdi Menaf Oğulları’nın seni sa

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

Antep fıstığında kalite ve güvenlik kriterleri TSE standardı ile belirleniyor

Uzmanlara göre stratejik petrol stoklarının piyasaya etkisi zaman alacak

TCMB, Açık Bankacılık hizmetlerinin yeni özelliklerini kullanıma açtı

TÜİK, altın ve enerji hariç dış ticaret endekslerini yayımlayacak

Türk turizm sektörünün Rusya'daki liderliğini bu yıl da koruması bekleniyor

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17