Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[26/3 15:56] Ömer Tarık Yılmaz: 44 - Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in: «Bize silâh çeken bizden değildir» Hadisi Bâbı
 
290- Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. el-Müsennâ rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Yahya —ki el-Kâttân'dir —rivâyet etti. H.
 
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahi rivâyet eyledi.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Üsâme ile İbn Nümeyr rivâyet ettiler.
 
Bunların hepsi Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbn Ömer'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet ettiler. H.
 
291- Bize Yahya b. Yahya da rivâyet etti. Bu lâfız onundur.
 
Dedi ki: Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbn Ömer'den rivâyet ettiği şu hadisi okudum: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim bize karşı silâh taşırsa o kimse bizden değildir.» buyurmuşlar.
 
292- Bize Ebû Bekir İbn Ebî Şeybe ile İbn Nümeyr rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Mus'ab —ki İbn'l-Mikdâm'dır—rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ikrimetü'bnü Ammâr, İyâs b. Seleme'den, o da babasından, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet eyledi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim bize kılıç çekerse bizden değildir.» buyurmuşlar.
 
293- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Berrâd el-Eş'-arî ve Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Büreyd'den, o da Ebû Bürde den, o da Ebû Mûsa'dan, o da pey. gamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim bize karşı silâh taşırsa o kimse bizden değildir.» buyurmuşlar.
 
Bu hadisi Buhârî «Kitâbu'd-Biyât» ile «Kitâbü'l-Fiten» de,
 
Nesâî «Muharebe» de, Tirraizi ile İbn Mâce'de «Hudud» bahsinde tahric etmişlerdir.
 
Hadisin ma'nası: Haksız yere müslümanlarla harb etmek ve onları öldürmek için silâh taşıyan kimse bizim yolumuzda değildir. Demektir. Çünkü bir müslünıanin din kardeşi üzerindeki hakkı, ona karşı silâhlanarak öldürmeye çalışması ve bu suretle onu korkutması değil bilâkis ona yardım etmesi ve onun nâmına düşmanlariyle çarpışmasıdır.
 
Kirmânî «Bizden değildir» cümlesini «Bizim sünnetimize tâbi olanlardan ve yo-Jumuzda gidenlerden değildir» şeklinde tefsir etmiştir. Yoksaböylelerin dinden çıktığı kasdedilmemiştir. Ancak Süfyan b. Uyeyne «Bizden değildir.» sözünü «Bizim yolumuzda gidenlerden değildir.» şeklinde tefsir etmekten hoşlanmaz, «Bu söz ne çirkin.» dermiş, Zira o cümleyi hiç te'vil etmemeyi daha müessir bulurmuş. Kirmanı: «Biri mütecaviz olan iki taifeye ne buyurursun?» diye bir suâl irâd etmiş; buna yine kendisi: «Mütecaviz olan taifa Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in sünnetine tabî' olmamıştır.» cevabını vermiştir. Bittabi haksız yere müslüman öldürmeyi helâl i'tikad eden kâfir olur.
 
Buhârî'nin «Kitâbü'l-iman» ile «Kitâbü'l Itk» da, Müslim'inde «Kitâbu’l-Fiten» de ittifakla tahric ettikleri Ahnef b. Kays hadisinde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «iki müsliman kılıçlariyle karşılaşırlar da biri diğerini öldürürse hem kaatil hem maktul cehennemi boylarlar...» buyurmuştur. Hadisin tamamı, yeri gelince görülecektir.
 
Bu hadisin ma'nası hakkında kitabımızın başında da söz geçmişti.
 
 
 
 
[26/3 15:56] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Edirne’nin İşgali 1913
•  Kral Faysal’ın Öldürülmesi 1975
•  Balkan Şehitlerini Anma Günü
•  Vergi Haftası
•  Kütüphaneler Haftası
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26/3 15:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm) belli bir süreye göre yazılmıştır...” 
 
Al-i İmran 145
[26/3 15:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde beş vakit namaz, iki cuma namazı ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefarettir.” 
 
Müslim, Tahâret, 16
[26/3 15:57] Ömer Tarık Yılmaz: İFTARDA NELERE DİKKAT ETMELİDİR?
 
Yaklaşık 14-16 saatlik bir açlık ile istirahat etmiş olan mideye, iftar ederken ağır yemekleri birden doldurmak; hem orucun rûhâniyetine aykırıdır, hem de sıhhat için uygun değildir. İftarla beraber görülen mide kramplarının, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi, baygınlık hissinin sebebi, oruç tutmuş olmaktan değil; uygun olmayan bir şekilde iftar etmekten kaynaklanmaktadır. Bol baharatlı, etli, yağlı, kızartmalı yemeklerin ardından gelen bol şerbetli tatlılar ve kafeinli içecekler; gevşemiş sindirim sisteminde kasılmaya, ifrâzât artışına, kanda bazı hormonların yükselmesine… vs. sebep olmaktadır.
Hâlbuki iftarı hurma, zeytin veya birkaç yudum su ile yapmak; çorbayı içtikten sonra yemeğe biraz ara vermek ve saatler süren bir açlıktan çıkmış sindirim sistemine birden yüklenmemek, daha sıhhatli bir yoldur. İftar edip önce akşam namazını kılmak, ardından da tavuklu, sebzeli ya da haşlama et tarzında hazırlanan yemekleri yavaş yavaş yemek, en iyisidir. Oruç tutarak yemeye-içmeye karşı sabreden kişi, iftar ederken de îtidali bozmamalıdır. Oruçlu olunan günler, sindirim sistemi için de bir dinlenme zamanıdır. Sahur ve iftar hafif yapıldığı takdirde; orucun sağlığa olan faydalarından da azamî derecede istifâde edilmiş olur.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26/3 15:57] Ömer Tarık Yılmaz: '(103-105) (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?” Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.'
[Kehf Sûresi.104]
[26/3 15:57] Ömer Tarık Yılmaz: İLMİ İRFANA DÖNÜŞTÜRMEK
İlim bilmek ise irfan bunun hayata geçmesi; ilim ışıksa irfan o ışıkla akıl ve kalbin aydınlanmasıdır. Hz. Peygamber’in Al- lah’a sığındığı faydasız ilim (Tirmizî, “Daavât”, 68) irfana dönüş- memiş ilimdir. Kur’an-ı Kerim’de, Allah’a karşı ancak, kulları içinde ilim sahibi olanların derin saygı duyacağını belirten ayet (Fâtır, 35/28) ilmini irfana dönüştürenlere işaret etmektedir.
İrfan yahut marifet başta insanın kendi özü olmak üzere her şeyde Yüce Yaratıcı’nın özelliklerini görmek, yaratıklardaki işaretlerden Yaratıcı’yı tanımak, tüm varlığa bu gözle bakabil- meyi içselleştirmek ve tüm bilgileri bu amaçla kullanmak de- mektir. Ne mutlu, Hakk’ı bulan, her şeyde Hakkı gören, ve Hakk’a uygun yaşayan kutlu insanlara!
 
TÂRIK SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 17 âyettir.
Sûre, adını birinci âyetteki “et- Târık” kelimesinden almıştır.
Târık, şiddetle çarpan, vuran, gece gelen şey demektir
Sûrede insanın yaratılışı, yapıp ettiklerinin kaydedildiği, öldük- ten sonra dirilmesi, Kur’an’ın muhtevasının ciddiyet ve önemi, inkârcıların tuzaklarının er geç bozulacağı gibi konulara yer ve- rilmiştir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Kibir ve gurur ile tahsil olunan ilimde felâh yoktur. (İmam-ı Şafii)
[26/3 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Kudreti herşeye ulaşan
 
Al-Qadir : The All Powerful.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.' (Bakara, 148)
 
'Evet O, her şeye kadirdir.' (Ahkaf, 33)
 
Yerde ve gökte ne varsa hepsine kudreti yetiyor ve artıyor. Bildiğimiz ve bilmediğimiz alemlerin tümüne ve onların hareketlerine  intizam saağlayan şüphesiz Hz.Allah'tır. (2)
Kâdir, güç ve kudret sahibi demektir. Kâdir, bir şeyi dilediğinde yapan veya yapmayandır. Kâdir için dileme, bir şeyi yapmak için mutlaka olması gereken bir şart değildir. Allah, kıyameti şu anda da gerçekleştirmeye kadirdir. Eğer O, bunu dilerse yapabilir. Ancak kıyamet şu an gerçekleşmediğine göre Allah, bunu şu an için dilememektedir. Allah'ın ezeli ilmiyle kıyamet için bir süre ve saat belirlemesi, O'nun güç ve kudretinde kusur olduğunu göstermez.Mutlak Kâdir, her varlığı tek başına ve kendi dilemesi ile hiç kimseden yardım alma ihtiyacı duymadan yoktan var edendir. bu da ancak Allah için geçerlidir. Kulların gücünü yaratan O'dur.Yararlı zararlı, iyi kötü bütün her şeye gücü yeten, mutlak kadir olan ve kudreti her şeyi kuşatan O'dur. (3)  
 
Gerçekleşen her olay Allah'ın bilgisi dahilindedir ve O'nun 'Ol' demesiyle meydana gelir. Yeryüzünde her yaprağın düşüşü O'nun izniyledir, yine hiçbir dişi O'nun izni olmadan gebe kalamaz ve hiçbir canlı O'nun bilgisi dışında doğuramaz. Kainatta gerçekleşen her olay ancak O'nun dilemesiyle vuku bulur. O, iman etmeyen bir kavmin yerine hemen yenisini getirebilecek güçtedir. Dilediğine görülmemiş bir mülk verir, dilediğinden bütün mülkünü çekip alır. İman etmeyen bir kavme, azap hiç ummadıkları bir anda ve hiç ummadıkları bir şekilde gelir. Dilerse yeryüzünün tüm bereketini çekip alır, onu kurutur ve üzerinde yaşama dair hiçbir iz bırakmaz. Dilerse genişliği yeryüzü kadar olan bambaşka bir dünya yaratır. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir kuvvet yoktur. O istediğini istediği gibi yapmaya güç yetirendir. (4)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[26/3 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîler dışındaki çoğunluk, vâcip hüküm kategorisini kabul etmedikleri için namazı genel olarak farz ve nâfile şeklinde iki gruba ayırmışlardır. Hanefîler'e göre ise namazlar: a) farz, b) vâcip, c) nâfile olmak üzere üç çeşittir. Bununla birlikte Hanefîler arasında farklı gruplamalar da bulunmaktadır. Bunlardan birine göre namazlar; a) Allah'ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar, b) Hz. Peygamber'in sünnetiyle sabit olan (mesnûn) namazlar, c) nâfile namazlar olmak üzere üç çeşittir. Hz. Peygamber'in sünnetiyle sabit olan namazlar da vâcip olan ve vâcip olmayan kısımlarına ayrılır.
A) FARZ NAMAZLAR
Farz olan namazlar, aynî farz (farz-ı ayın) ve kifâî farz (farz-ı kifâye) olmak üzere ikiye ayrılır. Farz-ı ayın olan namazlar yükümlülük çağındaki her müslümana farz olup, her biri ayrı ayrı bunu yerine getirmekle mükelleftir. Farz-ı ayın olan namazlar, her gün beş vakit namaz ve her hafta cuma günleri kılınan cuma namazından ibarettir. Günlük farz namazlar sabah namazı 2 rek`at, öğle namazı 4 rek`at, ikindi namazı 4 rek`at, akşam namazı 3 rek`at ve yatsı namazı 4 rek`at olmak üzere toplam 17 (on yedi) rek`attır. Cuma namazı, cuma günü öğle namazının vaktinde cemaatle kılınan ve farz olan kısmı 2 rek`at olan bir namazdır. Cuma namazı kılınınca ayrıca öğle namazı kılınmaz.
Farz-ı kifâye olan namaz ise, bir müslüman öldüğünde başta yakınları, komşuları ve tanıyanları olmak üzere müslümanlarca kılınması gereken cenaze namazıdır. Bu namazı birileri kılınca öteki müslümanlar cenaze namazı kılmadıkları için sorumlu olmazlar. Sevap ve fazileti ise namazı kılanlar elde etmiş olurlar.
B) VÂCİP NAMAZLAR
Vâcip namazlar, vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (li-aynihî vâcip) ve vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan vâcip (li-gayrihî vâcip) olmak üzere iki kısımdır. Yatsı namazından sonra kılınan üç rek`atlık vitir namazı ile ramazan ve kurban bayramı namazları birinci grupta yer alır. Tilâvet secdesi de, her ne kadar namaz olmayıp bir secdeden ibaret olsa da, bu gruba sokulmaktadır. Ayrıca çoğunluk tarafından sünnet kabul edilmekle birlikte, bazı Hanefîler'in vâcip saydıkları küsûf namazı da (güneş tutulduğunda kılınan namaz) bu gruba girer.
İkinci grupta ise nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsat edilen nâfile namazın kazâsı yer alır. Nezir namazı, esasen gerekli ve görev olmamakla birlikte, kişi bir vesileyle namaz kılmayı adadığı zaman kendi iradesiyle kendini yükümlü kılmış olur; artık bu yükümlülüğü yerine getirmesi gerekir.
C) NÂFİLE NAMAZLAR
Farz veya vâcip olan namazların dışındaki namazlara nâfile namazlar denir ve farz namazların öncesinde veya sonrasında kılınan sünnet namazlar nâfile namaz kapsamında yer alır. Nâfile namazları, sünnet namazların dışında ayrı bir kategori olarak ele alan bilginler de bulunmaktadır. Buna göre namazlar; a) farz namazlar, b) vâcip namazlar, c) sünnet namazlar, d) nâfile namazlar olmak üzere dört çeşit olmaktadır. Sünnet namazlar, vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifade etmekte, nâfile namazlar ise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah'a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (regaib) ifade etmektedir.
Sünnet, Hz. Peygamber'in yaptığı ve bir bağlayıcılık ve gereklilik olmaksızın yapılmasını istediği ve teşvik ettiği şeylerdir. Bu anlamda sünnet, hem Hz. Peygamber'in devamlı olarak yaptığı, nâdiren terkettiği şeyleri yani Hanefîler'in ıstılahındaki sünneti hem de devamlı olarak yapmayıp, yapılmasına teşvikte bulunduğu şeyleri (mendup, müstehap) içine almaktadır. Buna göre meselâ sabah namazının farzından önce iki rek`at namaz kılmak sünnet, ikindi ve yatsıdan önce kılınan dört rek`at ise müstehap sayılmaktadır.
Fakat en doğru ve yaygın gruplama farz ve vâcip namazların dışındaki namazlar
[26/3 15:58] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim, vasiyet edenin haksizliga yahut günaha meyletmesinden endise eder de (alâkalilarin) aralarini bulursa kendisine günah yoktur Süphesiz Allah çok bagislayan hem de esirgeyendir (BAKARA/182)
 
Yeminlerinizden dolayi Allah'i (O'nun adini), iyilik etmenize, O'ndan sakinmaniza ve insanlarin arasini düzeltmenize engel kilmayin Allah isitir ve bilir (BAKARA/224)
 
Eger kari-kocanin aralarinin açilmasindan korkarsaniz, erkegin ailesinden bir hakem ve kadinin ailesinden bir hakem gönderin Bunlar baristirmak isterlerse Allah aralarini bulur; süphesiz Allah her seyi bilen, her seyden haberdar olandir (NİSA/35)
 
Onlarin fisildasmalarinin birçogunda hayir yoktur Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanlarin arasini düzeltmeyi isteyen (in fisildasmasi) müstesna Kim Allah'in rizasini elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakinda büyük bir mükâfat verecegiz (NİSA/114)
 
Eger müminlerden iki gurup birbirleriyle vurusurlarsa aralarini düzeltin Sayet biri ötekine saldirirsa, Allah'in buyruguna dönünceye kadar saldiran tarafla savasin Eger dönerse artik aralarini adaletle düzeltin ve (her iste) adaletli davranin Süphesiz ki Allah, âdil davrananlari sever  (HUCURAT/9)
 
Müminler ancak kardestirler Öyleyse kardeslerinizin arasini düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz  (HUCURAT/10)
[26/3 15:59] Ömer Tarık Yılmaz: ÂMMDEN (BİLE BİLE) KATLETME
 
4917 - Ebu Şüryeh radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim haksız yere, âmden (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir:
 
- Ya kısas ister.
 
- Ya affeder.
 
- Yahut diyet alır.
 
Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa alinden tutun (mâni olun)!'
 
Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, şu âyeti tilavet buyurdu. (Meâlen): 'Kim bundan sonra tecâvüz ederse ona elîm bir azab vardır' (Bakara 179)
 
Ebu Dâvud, Diyat 3, (4496), 4, (4504); Tirmizi, Diyât 13, (1406).
 
4918 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim mü'min bir kimseyi (âmden) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mâni olursa Allah'ın lânet ve gadabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nâfile hiçbir hayrını kabul etmez.'
 
Rezin tahric etmiştir. Bu manada rivayet Sünenler'in bir kısmında gelmiştir: Ebu Dâvud, Diyât 17, (4539, 4540, 4541); Nesâi, Kasâme 29, (8, 40).
 
HATA VE ÂMDEN (BİLE BİLE) HATA
 
4919 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim, aralarında taş atışması veya kamçı veya sopa darbı gibi durumlarda mübhem şekilde öldürülürse (bunun hükmü) hataen öldürme hükmüne tâbidir, diyeti de hata diyetidir. Kim bu diyetin yerine getirilmesine mâni olursa Allah'ın lânet ve gadabı üzerine olsun. Onun hiçbir farz ve nafile hayrı kabul edilmeyecektir.'
 
Ebu Dâvud, Diyât 17, (4539, 4540), 28, (4591); Nesâi, Kasâme 29, (8, 40).
 
4920 - Vâil İbnu Hucr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir adam geldi, bir başkasını kayışla bağlamış getiriyordu.
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Bu, kardeşimi öldürdü!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Doğru mu, kardeşini mi öldürdün?' diye sordu. Getiren adam:
 
'Şayet itiraz etmezsi, aleyhine beyyine getirebilirim!' dedi. Öbürü:
 
'Evet kardeşini öldürdüm!' diye itiraf etti. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Nasıl öldürdün?' diye sordu. Adam açıkladı:
 
'O ve ben bir ağaçtan yaprak çırpıyorduk, bana küfredip beni kızdırdı, ben de baltayla başına vurup öldürdüm.'
 
Müslim, Kasame 32, (1680); Ebu Dâvud, Diyât 3, (4499, 4500, 4501); Nesai, Kasame 5, (8, 13-18).
 
Ebu Dâvud şu ziyadede bulundu: 'Ben onu öldürmeyi düşünmemiştim.'
 
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Kendinden ödeyeceğin bir şeyin var mı?' diye sordu. Adam:
 
'Beniş şu elbise ve baltamdan başka bir şeyim yodk!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Ne dersin, kavmin seni satın alır mı (fidyeni öder mi)?' buyurdu.
 
Adam:
 
'Ben kavmim nazarında o kadar kıymetli değilim ki!' dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm kayıştan ipi getiren adama attı ve 'Al adamını!' buyurdu. Adam onu alıp oradan ayrıldı. Onlar dönünce Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Eğer onu öldürürse, o da onun mislidir' buyurdular. Adam geri gelip:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! 'Eğer onu öldürürse o da onun mislidir' dediğiniz bana ulaştı. Oysa ben onu sizin emriniz üzerine aldım' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Sen onun hem kendi günahı ve hem de (öldürdüğü) arkadaşının günahıyla dönmesini istemiyor musun?' buyurdu. Adam:
 
'Evet ey Allah'ın Resûlü!' deyince Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Bu iş böyledir!' buyurdu. Bunun üzerine adam kayışı atıp, adamı serbest bıraktı.'
 
Müslim, Kasâme 32, (1680); Ebu Dâvud, Diyât 3, (4999, 4500, 4501); Nesai, Kasame 5, (8, 13-18).
 
4921 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında bir adam bir adamı öldürmüştü. Hadise Aleyhissalâtu vesselâm'a geldi. (Meseleyi tahkikten sonra) katili, maktulün velisine teslim etti. Katil:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! Ben onu öldürmeyi kasdetmemiştim (kazâen öldürdüm)!' dedi. Aleyhissalatu vesselam veliye:
 
'Eğen bu sözünde sâdık ise ve doğruyu söylüyorsa, bu durumda onu öldürdüğün takdirde ateşe
[26/3 15:59] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.' 
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
[26/3 15:59] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.39]
[26/3 15:59] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!” (Yûsuf, 12/101)
[26/3 16:00] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllılar, ölümle sona eren her nimeti, nimet olarak hesaba katmazlar. Ömür ne kadar uzun olursa olsun, ölüm yüz gösterince o uzunluğun ne faydası olur? Nimetin değeri sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır.[Molla Camî]
[26/3 16:00] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.AMR BİN AS RADIYALLAHU
 
Amr Ibnı Âs radıyallahu anh akıllı, bılgılı ve sıyasette dâhî bır devlet adamı... 'Mısır fâtıhı' ünvanıyla meshur bır sahâbî... Atak bır kısılıge sahıp zekî, fedakâr ve yıgıt bır komutan...
 
O, Kureyþ kabılesının Sehm koluna mensuptur. Müslüman olmadan önce Mekke'nın tıcaret ve sıyaset hayatında önemlı bır yerı vardı. Habesıstan Hükümdarı Necâsî ıle dost ıdı. Mekke'lı müsrıkler Habesıstan'a göç eden müslümanların ıâdesı ıçın onu Necâsı'ye elçı olarak gönderdı.
 
Onun ıslâm'la sereflenısı Mekke fethınden önce oldu. söyle kı:
'Hendek savasından sonra ıslâmıyet üzerınde düsünmege basladı. Aılesı, kabılesı hep müslümanların aleyhınde ıdı. Fakat o eskısı gıbı müslümanlara karsı durmuyordu. Hatta kendısını kınayanlara: 'Aldanıyorsunuz.' dıye cevap verıyordu. Bırgün çarsıda gezerken Halıd ıbnı Velıd ıle karsılastı. Fıkrını ona açtı. Halıd de aynı düsünce ıçerısınde oldugunu söyledı. Bırlıkte Medıne'ye Rasûlullah sallallahu aleyhı vesellem efendımızın huzuruna geldıler. ıkı Cıhan Günesı efendımız onları görünce sevınçten gözlerı parıldadı. Ashabına dönerek: 'Mekke sıze cıgerpârelerını attı...' buyurdu. Bırlıkte kelıme-ı sehadet getırerek ıslâm'la sereflendıler. Amr ıbnı Âs, Fahr-ı Kâınat (s.a.) efendımıze, öncekı yaptıkları günahların af edılıp edılmeyecegını sordu. Rasûl-ı Ekrem (s.a.) efendımız de: 'ıslâm öncekılerı saymaz...' buyurdu.
 
Amr ıbnı Âs (r.a.) bıat ettıkten sonra aklını, dehâsını, becerısını ve cesaretını ıslâm'ın hızmetıne verdı. Ömrünü hep savas meydanlarında geçırdı. Fetıh üstüne fetıhler gerçeklestırdı. Bırgün ıkı Cıhan Günesı efendımıze; 'Yâ Rasûlallah! Bunca zaman ıslâm'ın aleyhınde çalıstım. Bundan sonra ıslâm'a gırdıgım bellı ola...' dedı. Efendımız de: 'Yakında, yakında..' buyurdu.
Kısa bır zaman sonra Amr ıbnı Âs'a:'Ey Amr! Sılâhını kusan, elbısenı gıy, hemen yanıma gel' dıye haber gönderdı. Huzura geldıgınde Efendımız ona: 'Ey Amr! Senı askerı bırlıgın basında bır yere göndermek ısterım. Senın ıçın zengınlık dılerım. Allah sana selâmet versın, çok sâlıh mal ıle dön.' buyurdu. O da: 'Ya Resûlallah! Ben mal ıçın degıl, cıhada katılmak, yanınızda bulunmak ıçın, müslüman oldum.' dedı. Bunun üzerıne efendımız: 'Ey Amr! sâlıh mal, sâlıh kımsede ne güzeldır.' buyurdu.
 
Resûl-ı Ekrem (s.a.) efendımız onu babasının dayıları olan Belıy kabılesı üzerıne üçyüz kısılık bır kuvvetle gönderdı. Zâtüsselâsıl denılen yerde konaklayıp dınlendıler. Burada dıger kabılelerın bırlık olup kendılerıne karsı büyük hazırlık yaptıklarını ögrendı. Medıne'den yardımcı kuvvet ıstedı . Efendımız, Ebû Ubeyde ıbnı Cerrah (r.a.) komutasında Hz. Ebû Bekır ve Ömer (r.anhüm)'ın de bulundugu ıkıyüz kısılık bır kuvvet sevkettı. ıkı Cıhan Günesı efendımız Ebû Ubeyde'ye anlasmazlıga düsmemelerını, bırlıkte hareket etmelerını tenbıh ettı. Besyüz kısılık kuvvetle Amr ıbnı Âs Belıy kabılesının yurtlarını bastı. Düsmanlar dagılıp kaçısmaya basladı. Mallarını alarak selâmet ve ganımet ıçerısınde Medıne'ye döndüler.
 
Zâtüsselâsıl serıyyesınden sonra Amr ıbnı As (r.a.)kendı kendıne: 'Rasûlullah'ın yanında benım yerım daha üstün olmasa herhalde benı Ebû Bekır ve Ömer'ın basına kumandan yapmazdı...' dıye bır duyguya kapıldı. Bunu test etmek ıstedı. Rasûlullah (s.a.) efendımızın huzuruna vardı ve: 'Yâ Rasûlallah! Halkın, sana en sevgılısı kımdır?' dıye sordu. Fahr-ı Kâınat (s.a.) efendımız: 'Âıse'dır' buyurdu. 'Erkeklerden kımdır?' dedı. 'Âıse'nın babası' buyurdu. 'Ondan sonra kımdır?' dedı. 'Ömer' buyurdu. Bır kaç kez soru ve cevap seklınde karsılıklı konusma devam ettı. Nıhayet kendı ısmının
[26/3 16:00] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Kulluğu Hak'kaydı
 
     Mevlâna, yeni bir din yeni bir mezhep vazetmiyordu. O, imanı tam, gönlü ganî. aşık bir müslümandı. Mutlak hakikate ulaşabilmek için âsk ve vecdle. Allah'ı seven ve O'na hamdeden bir sûfîydi. Bütün eserleri bu âşk ve vecdin. bu 'hamd-ü senâ'nın ta kendisiydi. Allah'ı seviyor, kitaplarına ve peygamberlerine inanıyor ve kulluk ediyordu. Bir rubaisinde. 'Yaşadığını müddetçe Kur'anın kuluyum ben., Hz. Muhammed (S.A.V) 'in yolunun tozuyum ben. Birisi, benim sözlerimden, bundan başka bir söz naklederse, o kimseden de.o sözden de bizarım ben..' diyordu.
    Ve yine diyordu ki, 'Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum. Bu'zayıf kul kulluğu lâyıkıyla ita edemediğim için utandım ve başımı önüme eğdim, Her köle âzâd edilince sevinir. Yarabbi. ben sana kul olduğum için seviniyorum..'
    Bu kullukta ne büyüklük.. Bu tevazuda ne büyük teslimiyet.. 'Kul ol da, at gibi yer yüzünde yürü.. Cenaze gibi halkın omuzuna binip te yükselmeğe çalışma!' diyordu.
    Devrinde. Selçuklu devletinin resmî mezhebi Hanefî idi. Medreselerde, ders veren müderrisin dahi Hanefî mezhebinden olması şart koşuluyor, hattâ bu şart vakfiyelere geçiriliyordu. Konya'daki Altun Aba. Karatay. Sırçalı gibi Selçuklu devri medreselerinin vakfiye ve kitabelerinde bu kayıtlara rastlanır. Anadolu Selçukluları'nın en parlak yıllarında Konya'ya gelen, bir süre medreselerde ders veren Mevlâna'nın da mezhebi Hanefîdir. Ama O, 'Aşıklar, mezhep ve milletten kurtulmuşlardır. O'nlar için mezhep ve millet, Allah'tır' buyurur. O. İslâm dinine, bu berrak ve asıl dine, sonradan giren safsatalardan, hele medresenin yıkıcı, köhne cehaletinden daima şikâyetçi olmuş, tertemiz inançların geniş çerçevesi içerisinde düşünmüştür. O, 'pergel gibi bir ayağımla şeriat üstünde sağlamca durarak, diğer ayağımla yetmiş iki milleti dolaşıyorum..' diyerek bu toleransını ifade etmektedir.
    Mevlâna'ya göre, manevî huzur ve zevkler elde edilir. O'na göre iman, doğru ile yanlısı, hakla bâtılı ayırdedebilen temyizdi. Amel. insandaki mânâdır. Söz amelin semeresidir, âmelden doğar.
    Ve yine diyor ki Mevlâna, 'Kur'anı Kerim'e nazar et ve bil ki. bütün Kur'an nefislerin kötülüklerini bildirmek ve onun ıslahını göstermek şerhidir.' Yine diyor ki, 'İnsanoğlu, edepden nasibini almamışsa, insan değildir. Esasen, insanla hayvan arasındaki fark da edeptir. Gözünü aç. Allah'ın kelâmına, bir bak. Bütün Kur'anın mânası âyet âyet edepten ibarettir...'
    Devam ediyordu:
    Allah'tan biz. edep ihsan etmesini isteyelim. Çünkü edepsiz kimse. Allah'ın lûtfundan mahrumdur. Bu kainat edeple nurlandı, melekler edeple, masum ve temiz oldu.. Senin dahi ruhunun feleği edepli olursa, yıldızlar ve ilimlerle aydın olursun. Aklın melek gibi edepli olursa, onun gibi ibadet ve kullukta bulunursa, ayıplardan ve hatalardan temizlenir
[26/3 16:01] Ömer Tarık Yılmaz: TESBİH NAMAZI
 
Tesbih namazı, ömürde bir kez olsun kılınması tavsiye edilen mendup bir namazdır. Peygamberimiz amcası Abbas'a 'Bak amca sana on faydası olan bir şey öğreteyim; bunu yaparsan günahlarının ilki-sonu, eskisi-yenisi, bilmeyerek işlediğin-bilerek işlediğin, küçüğü-büyüğü ve gizli yaptığın-açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar' diyerek bu namazı tavsiye etmiş ve öğretmiş, Abbas bunu her gün yapamayız deyince Peygamberimiz, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir defa kılınmasının yeterli olacağını belirtmiştir (Ebû Dâvûd, 'Tatavvu'', 14, 'Salât', 303; Tirmizî, 'Salât', 350, 'Vitr', 19).
 
Tesbih namazı dört rek`at olup şöyle kılınır: Allah rızâsı için namaz kılmaya niyet edilerek namaza başlanır. Sübhâneke'den sonra 15 kere Sübhânellâhi ve'l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber denir. Sonra eûzü besmele çekilir, Fâtiha ve sûre okunduktan sonra 10 kere daha tesbih edilir yani 'Sübhânellâhi ve'l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber' denilir. Bu tesbih, rükûa varınca 10 kere, rükûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece her rek`atta 75 tesbih yapılmış olur. İkinci rek`ata kalkılınca yine 15 kere tesbih okunur, ardından geri kalan kısım aynı şekilde tekrarlanır ve böylece 4 rek`at tamamlanmış ve toplam üç yüz tesbih edilmiş olur. Aslolan herkesin bu namazı tek başına kılmasıdır.
 
Tesbih namazında sehiv secdesini gerektiren bir şey olursa, sehiv secdesi normal olarak yapılır, o secdelerde bu tesbih yapılmaz.
[26/3 16:01] Ömer Tarık Yılmaz: ÂRİYET
 
Bir malın menfeatini, istifâdesini bedelsiz olarak temlik etmek, vermek. Belli bir yerde ve zamanda, istifâde etme şekli sınırlı olarak âriyet vermek câizdir. (İbrâhim Halebî) Âriyet olarak alınan hayvanın yiyeceği kullanana (âriyet alana) âittir. (Ali HaydarEfendi) Şartsız olarak âriyet verilen eve, dükkâna, tarlaya; alan (kimse) dilediğini koyabilir. Âriyet alan, bunu vedîa olarak yâni güvenilen kimseye saklaması için verebilir. Âriyeti alan kirâya ve rehine veremez. Sâhibi isteyince ve sözleşmedeki müddeti bi tince, âriyet alınan şeyin geri verilmesi lâzım olur. (İbn-i Âbidîn)
[26/3 16:01] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in cenazesinin yıkanması, tekfini ve defni nasıl olmuştur?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in cenazesini Hz. Ali yıkadı. Hz. Abbas, onun oğulları Fazl ve Kusem ile Üsame b. Zeyd, Hz. Ali’ye yardımcı oldular. Salı günü öğleye doğru yıkanıp kefenleme işi tamamlandıktan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)’in cenazesi evinde bulunan serir’in üzerine konuldu. Müslümanlar grup grup odanın alabileceği kadar sayıda, önce erkekler, sonra hanımlar ve daha sonra da çocuklar içeriye girerek imamsız olarak cenaze namazı kıldılar. Bu arada Hz. Peygamber (s.a.s.)’in defnedileceği yer hususunda ihtilaf çıktı. Kimisi onun Mescid-i Nebevi’ye, kimisi Baki Kabristanı’na defnedilmesini söyledi. Hz. Ebu Bekir, ‘Bir defasında Peygamber (s.a.s.)’in ‘Ruhu kabzedilen her Peygamber ancak öldüğü yere defnedilmiştir. ‘ buyurduğunu işitmiştim’ diyerek meseleyi halletti ve onun, vefat ettiği yer olan Hz. Aişe’nin odasına defnedilmesine karar verildi. Mezarı Ebu Talha el-Ensari (Zeyd b. Sehl) kazdı. Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat ettiği günün ertesi, yani Salı günü defnedildi. Kabrine Hz. Ali, Fazl b. Abbas, Kusem b. Abbas ve Üsame b. Zeyd’in indikleri rivayet edilir.
[26/3 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: HAC AYLARI
 
 
 
Hac menâsikinin başladığı ve devâm ettiği aylardır ki ŞEVVAL ve ZİLKADE ayları ile ZİLHİCCE'nin ilk on günüdür. Bu aylardan önce ihrâma girmek kerâhetle câiz ise de, haccın diğer menâsikini yapmak câiz değildir.
[26/3 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا صَلَّى فِي الْعَلَانِيَةِ فَأَحْسَنَ وَصَلَّى فِي السِّرِّ فَأَحْسَنَ قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ هٰذَا عَبْدِي حَقًّا. (هـ)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak kul, namazını hem aşikâre kıldığı zaman ve hem de gizli kıldığı zaman (huşû ve tadîl-i erkâna riâyet ederek) güzel yaparsa Allâhü Teâlâ, ‘İşte şu, benim hakîkî kulumdur.’ buyurur.” (Sünen-i İbn-i Mâce)
 
26 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[26/3 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: NAMAZ, TADÎL-İ ERKÂN İLE TAMAM OLUR
 
İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî (kuddise sirruh) Hazretleri şöyle buyurdular:
 
“…Bu dünya, amel işleme yeridir. Ceza ve mükâfat yeri de âhirettir. Böyle olunca dünyada sâlih ameller işlemeye gayret etmek lâzımdır.
 
Amellerin en faziletlisi ve ibadetlerin en güzeli, namaz kılmaktır. Zira namaz, dinin direği ve müminlerin mirâcıdır. Rukünlerini, şartlarını, sünnet ve âdâbını lâyıkıyla yerine getirebilmek için edâsına son derece ehemmiyet vermek ve ihtiyatlı olmak lâzımdır. Yine tumânînet ve tadîl-i erkâna (rukû ve secde gibi rukünlerde âzâların hareketten kesilmesi ve karar ve sükûnet bulmasına) riâyette de ziyade mübalağa ederek kâmil bir şekilde namazı muhafaza etmek lâzımdır.
 
İnsanların birçoğu, tumânînet ve tadîl-i erkâna riâyet etmeyerek namazlarını zâyi etmişlerdir. Bu kimseler hakkında, azâp ve şiddetli tehditler bildiren birçok hadîs-i şerîf vardır. Namaz, tam ve kâmil olursa kurtuluş için büyük bir ümit besleyebilmek müyesser olur. Zira din, bu takdirde kâim olur; kulun kıldığı namazının, o kulun kendi mîracı olabilmesi, ancak bu şekilde müyesser olur.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 2, m. 20)
 
SADAKA-İ FITRA DÂİR BAZI HÜKÜMLER
 
Fitre, malî bir ibadettir. Ödenmedikçe, zimmette ömür boyu borç olarak kalır.
 
Zekâtta olduğu gibi, fitrede de niyet lâzımdır. Niyetsiz olmaz. Sadaka-i fıtrın, bütün hükümleri, zekât gibidir. Ancak mal zâyi olursa zekât düşer, lâkin sadaka-i fıtır düşmez.
 
Fitrenin verileceği yerler, zekâtta olduğu gibidir. Yani zekât kimlere verilirse, fitre de onlara verilir.
 
Husûsiyle talebe-i ulûma (dünya ve âhiret saadetini temin eden dînî ilimleri okuyan talebeye), zâhid, müttakî ve sâlih olan kimselere verilmesi evlâdır. İlmiyle amel edenlere verilmesi ise tamamından daha faziletlidir. (Zekât ve Verileceği Yerler, Fazilet Neşriyat)
 
 
 
26 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[26/3 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanların en cahili, bildiği ile amel etmeyenlerdir. Onların en âlimi, bildikleriyle amel eden; en faziletlileri ise Allah’tan en çok korkan kimsedir.' Süfyân b. Uyeyne [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[26/3 16:02] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları – Meleklere İman
 
1. Melekler, nurdan yaratılmış varlıklardır. Onları gerçek halleriyle gözle görmek mümkün değildir.
 
2. Melekler, rahmet işçileridirler. Allah Teâlâ’nın rahmetinin bir tecellisi olan bütün işlerin yerine getirilmesinde melekler görev alır. Yeryüzünde ve gökyüzünde sürekli olagelen bütün işler düşünüldüğünde meleklerin sayısını yalnızca Allah Teâlâ bilir.
 
3. Yalnızca ibadet etmesi için yaratılmış melekler de vardır. Onlar sürekli ibadet halindedirler.
 
4. Melekler, Allah Teâlâ ne emretmişse yalnızca onu -emredildiği şekilde- yerine getirirler. Bunların dışında bir şey düşünemez ve yapamazlar.
 
5. Bazı melekler diğerlerinin yöneticisi konumundadır.
 
6. Beytülma‘mûr, Kâbe’nin üst hizasında, birinci kat semada yer alır. Meleklerin kâbesidir.
 
7. Şeytan bir melek değildir. Cinlerdendir. Melekler yaratılışları gereği herhangi bir şekilde isyan etmezler, masumdurlar. Ancak cinler de insanlar gibidir. Günah ve sevap işleyebilirler. Şeytan da kibrine aldanıp Allah Teâlâ’ya isyan etmiş ve lânetlenmiştir.
 
Semerkand Takvimi
[26/3 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
 
(Meâric, 70/8-10)
[26/3 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Birbirinize hiddetlenmeyin, düşmanca davranmayın, birbirinize hased etmeyin, kiskanmaym, birbirinize arka çevirmeyin: Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durmasi helâl olmaz.
 
(Al-Bukhari)
[26/3 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Dünya ve ahretimizi ma’mur eyle Allah’ım! Bizleri sağlık ve âfiyette dâim eyle!
[26/3 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Kabid
 
Dilediğine rızkı daraltan, ölüm zamanı gelenlerin ruhlarını kabzeden
[26/3 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Taptığınız Ayağımın Altında
 
   Muhiddini Arabî bir dağa çıkıp: 
 
 -Sizin taptıklarınız benîm ayağımın altındadır; diye bağırmaya başladı. Bu söz üzerine zamanın uleması Muhiddin Arabi'nin (Allah benim ayağımın altındadır) dediğine hükmederek küfrüne; kail oldular ve idamına hükmettiler. Kabrini bile belli bir yere değil bir dağa yaptılar. Fakat Muhiddin Arabî Hazretleri bir sözünde:  
 
 - İza dehaleşşini ilâşşın, zahara kabr-i Muhiddin (Sin sına girdiği zaman Muhiddin'in kabri ve muradı anlaşılır) demişti. 
 
 Aradan asırlar geçti. Yavuz Sultan Selim Han Şam'ı fethetti. Orada bu hadiseyi duyup Muhiddin Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu sordu. Kimse Muhiddin-i Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu bilmiyordu. 
 
 Dağda koyun otlatmakta olan çobanlara kadar Muhiddin Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu soruyor fakat kimseden mutmain bir cevap alamıyordu. Sadece çobanın bir tanesi: 
 
 - Efendim dedi, ben kabrin nerede olduğunu bilmiyorum. Fakat şurada bir yer var ki, oradan ne koyunların birisi bir ot yer ne de oraya bir hayvan basar. Oranın otları kendi halinde büyür ve zamanı gelince de kurur gider, dedi. Bunun üzerine Sultan Selim, oranın Muhiddin Arabi'nin kabri olduğuna karar verip kazdırdı. Baktılar ki, cesedleri olduğu gibi duruyor. Oraya muhteşem bir türbe yaptırdı. Sonra O'nun niçin İdam edildiğini sordu. 
 
 Oradakiler: 
 
 -Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır, dediği için idam edildiğini söylediler. 
 
 Bu defa; Sultan Selim Han, bu sözü nerede söylediğini araştırıp orayı da buldu. Orayı kazmalarını emretti. Kazdıklarında oradan bir küp altının çıktığını gördüler. Yavuz Sultan Selim şöyle söyledi: 
 
 - Hazreti Peygamberimiz, «İnsanın bütün kaygısı midesi olacak, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olacak.» buyurmadı mı? İşte Muhiddin-i Arabî de buna dayanarak, taptığınız ayağımın altında demekle, benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama, o zaman bunu kimse anlayamamış ve Muhiddin'i haksız yere idam etmişler, buyurdu. Böylece Muhiddin-i Arabi'nin iki kerameti birden zuhur etmiş oluyordu; biri paranın yerini bildirmesi, biri de Yavuz'un gelip hadiseyi aydınlığa kavuşturması... 
 
 Muhiddini Arabî H. 638 (M. 1240)'da vefat etmiş ve Şam'ın Kasyon dağına defnedilmiştir.
[26/3 16:03] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Ömer (ra)
Resulullah (sav)'a Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, Ramazanın tamamında!' diye cevap verdi. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Salat, 824, (1387)
 
Hadisin Açıklaması:
Bin aydan hayırlı olduğu belirtilen Kadir gecesinin yılın hangi gününe tesâdüf ettiğini bilmek en arzu edilen bir husustur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sıkca sorulmuştur. O da muhtelif açıklamalar yapmıştır. Ramazan ayının içinde, tek gecelerinde ve bilhassa son on gününde olabileceğine dâir rivayetler vardır. Ancak hangi günde olacağına dair gelen rivayetler o kadar farklı ve o kadar çoktur ki, ümmet, bunlardan hareketle -İbnu Hacer'in belirttiği üzere bâzısı bâtıl- 40'tan fazla görüş ileri sürmüştür. Bu görüşlerden birine göre Kadir gecesi Ramazan'da değil, yılın herhangi  bir gecesindedir. Bâtıl olduğu belirtilen birine göre, bu gece bir kereye mahsustur: Kur'ân'ın indiği gecedir, bir daha aranmamalıdır. Şu halde, yukarıdaki rivayeti bu çerçevede değerlendirmek daha uygundur. Buna göre, Kadir gecesi, Ramazan ayının herhangi bir gecesinde olabilir, ama Ramazan ayındadır. Hattâ Aliyyu'l-Kârî, bu hadise dayanarak  şöyle der: 'Faraza bir kimse Ramazan ortalarında veya daha önce, hanımına: 'Sen Kadir gecesinde boşsun' diyecek olsa, müteâkib senenin Ramazan'ı gelinceye kadar hanımı boş olmaz. Bu durumda talâk, yeni  Ramazan'da, o sözü sarfetmiş olduğu günde vukua gelir
[26/3 16:04] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Ebu Leyla el-Kindî anlatıyor: 'Habbab, Hazreti Ömer (Radıyallahu Anhümâ)'e uğramıştı. Hazreti Ömer:'Yaklaş. Buraya, Ammar'dan başka kimse senden daha layık değildir' dedi. Sonra, Habbab, müşriklerin yaptıkları işkencelerden sırtında kalan izleri Hazreti Ömer'e göstermeye başladı.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (153) - Hds :(6027)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[26/3 16:04] Ömer Tarık Yılmaz: 252- عَنْ عَائِشَةَ رَضِي الله عَنْهَا قالتْ : سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ
 
صَوْتَ خُصُومٍ بِالْبَابِ عَالِيَةٍ أَصْوَاتُهُمَا ، وإذا أَحَدُهُمَا يَسْتَوْضِعُ الآخَرَ ، وَيَسْتَرْفِقُهُ فِي شَيْءٍ وَهُوَ يَقُولُ : وَاللَّهِ لاَ أَفْعَلُ. فَخَرَجَ عَلَيْهِمَا رَسُولُ اللَّهِ
فَقال : أَيْنَ الْمُتَأَلِّي عَلَى اللَّهِ لاَ يَفْعَلُ الْمَعْرُوفَ؟ فَقال : أنا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلَهُ أَيُّ ذَلِكَ أحب .
252: Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün kapısının önünde birbiriyle kavga eden iki kişinin bağırdıklarını duydu. Borçlu kimse alacaklısından alacağının bir kısmını bağışlamasını ve kendisine uygun davranmasını istiyordu. Alacaklı ise: “Vallahi yapmam” diyordu. Onların yanına çıkan Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Nerede o dinin iyilik kabul ettiği bir şeyi yapmayacağım diye yemin eden”, diye sordu. Alacaklı da: Buradayım Ey Allah’ın Rasulu, o nasıl istiyorsa öyle olsun, dedi. (Buhari, Sulh 10, Müslim, Müsakat 19)
 
253- عَنْ اَبِى الْعَبَّاسِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ
 
أن رَسُولَ اللَّهِ
بَلَغَهُ أن بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ كان بَيْنَهُمْ شَرٌّ ، فَخَرَجَ رَسُولُ الله
يُصْلِحُ بَيْنَهُمْ فِى إناسٍ مَعَهُ ، فَحُبِسَ رَسُولُ الله
وَحَانةِ الصَّلاَةِ، فَجَاءَ بِلاَلٌ اِلَى اَبِى بَكْرٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا فَقال : يَا اَبَا بَكْرٍ، إن رَسُولَ الله
قَدْ حُبِسَ، وَحَانت الصَّلاَةُ، فَهَلْ لَكَ أن تَؤُمَّ النَّاسُ؟ قال : نَعَمْ إن شِئْتَ. فَاَقَامَ بِلاَلٌ اَلصَّلاَةَ، وَتَقَدَّمَ اَبُو بَكْرٍ فَكَبَّرَ وَكَبَّرَ النَّاسُ، وَجَاءَ رَسُولُ الله
يَمْشِى فِى الصُّفُوفِ حَتَّى قَامَ فِى الصَّفِّ، فَأخذ النَّاسُ فِى التَّصْفِيقِ، وَكان اَبُو بَكْرٍ
لاَ يَلْتَفِتُ فِى صَّلاَته فَلَمَّا اَكْثَرَ النَّاسُ التَّصْفِيقَ الْتَفَتَ، فَإذا رَسُولُ الله
، فَاَشَارَ اِلَيْهِ رَسُولُ الله
، فَرَفَعَ اَبُو بَكْرٍ
يَدَهُ، فَحَمِدَ اللهَ وَرَجَعَ الْقَهْقَرَى وَرَاءَهُ حَتَّى قَامَ فِى الصَّفِّ، فَتَقَدَّمَ رَسُولُ الله
فَصَلَّى لِلنَّاسِ، فَلَمَّا فَرَغَ اَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقال : أيها النَّاسُ ، مَا لَكُمْ حِينَ نَابَكُمْ شَىْءٌ فِى الصَّلاَةِ أخذتُمْ فِى التَّصْفِيقِ؟! إنما التَّصْفِيقُ لِلنِّسَاءِ. مَنْ نَابَهُ شَىْءٌ فِى صَلاَتِهِ فَلْيَقُلْ : سُبْحَان اللهِ، فَإنهُ لاَ يَسْمَعُهُ اَحَدٌ حِينَ يَقُولُ : سُبْحَان اللهِ إلا الْتَفَتَ. يَا اَبَا بَكْرٍ : مَا مَنَعَكَ أن تُصَلِّىَ بِالنَّاسِ حِينَ اَشَرْتُ اِلَيْكَ؟ فَقال اَبُو بَكْرٍ : مَا كان يَنْبَغِى لاِبْنِ أِى قُحَافَةَ أن يُصَلِّىَ بِالنَّاسِ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ الله
.
253: Ebul Abbas Sehl İbni Sa’d es Saîdi (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Amr ibni Avf oğulları arasında bir kavga çıktığını duydu. Aralarını bulmak için bir grup sahabiyle beraber oraya gitti. Onları barıştırmakla meşgul iken ikindi namazı vakti gelmişti. Bu arada Bilal, Ebubekir (Allah Onlardan razı olsun)’a gelerek: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) gelemedi, namaz vakti de girdi, imam olup namazı kıldırır mısın? Diye sordu. Hz. Ebubekir’de: Peki, istersen kılalım, dedi. Bilal ezan okudu, Ebubekir de öne geçip tekbir aldı. Müslümanlar da ona uydular. Derken Rasulullah (sallallahu aleyhi
[26/3 16:04] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR.......(Veysel Öksüz) KIZIMA

Bu dünya geçit yeri,

Çift kapılı han kızım!
Kurulduğundan beri,
Geçiyor kervan kızım!

 

Gençlik bahar gibidir,

Emeksiz meyve verir,
Bunun kadrini bilir,
Sahibi irfan kızım!

 

Akıl gençlik ve sıhhat,

Büyük devlet hakîkat,
Elde iken bu fırsat,
Ukbâyı kazan kızım!

 

Bizden evvel gelenler,

Gittiler birer birer,
Gelen gidermiş meğer,
Ölürmüş doğan kızım!

 

İnsan ömrü muazzez,

Geçen gün geri gelmez,
Allah âşığı ölmez,
Ebedî inan kızım!

 

Âleme ibretle bak!

Gâfillerden dur uzak!
Alnı açık, kalbi pak,
Olmalı insan kızım!

 

Bir şeyden etme nefret!

Hepsinde var bi hikmet!
Hoş görmeye gayret et!
Eyleme isyan kızım!
Bir gölgedir bu âlem,
Her şeyin sonu âdem,
Tefekkür et dem be dem,
Unutma aman kızım!

 

Olma dünya tâlibi,

Bu his öldürür kalbi,
Tekdir mülkün sâhibi,
O’nundur cihan kızım!

 

Oyuncaktır mal para,

Gönül verme onlara!
Durma, Allahı ara!
Bulur arayan kızım!

 

Olacak neyse olur,

Her şey yerini bulur,
İnananlar kurtulur,
Kederden gamdan kızım!

 

Kalbe hiç koyma keder,

Hak aşkını kıl rehber,
Allah her zaman eder,
Bizi imtihan kızım!

 

Taklit etme kimseyi!

Bilerek yap her şeyi!
Unutma hiç gâyeyi!
Bir an bir zaman kızım!

 

Şekle hiç verme değer!

Mânâya eyle sefer,
Hak indinde mûteber,
Olan şey îmân kızım!
Hiç kimseye tutma kin!
Ne incit, ne de incin!
İyilik yap, Hak için!
Buldukça imkân kızım!

 

Tok gönüllü, tok gözlü,

Mânâlı, güzel sözlü,
Her zaman güleryüzlü,
Olur Müslüman kızım!

 

Dinleme boş kelâmı!

Bil helâli, haramı,
İyi anla İslâmı,
Geçmeden devran kızım!

 

Mesneviyi çok oku!

Kur’anın bir şerhi bu,
Mânâda yok hudûdu,
Hak dostu yazan kızım!

 

Dünyayı bir rüyâ  bil!

İyi düşün kıl tahlil,
Çünkü burası değil,
Bizlere vatan kızım!

 

Öz ve kısa söyledim,

Zaten, o anlar dedim,
Bu sözleri eyledim,
Sana armağan kızım!

 

Bir şeyim yok Öksüz’üm,

Dünyayı görmez gözüm,
Sensin varlığım, özüm,
Bedenimde can kızım!

 
 
26.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[26/3 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Nisa Suresi 80
Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
[26/3 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Hadisi Şerif
Lut kavminin iğrenç fiilini işleyen kimse mel'undur.
[26/3 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: El-Muğtedir: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.
[26/3 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Abdest Namazı : Hz. Osman -radıyallâhu anh-, insanlara öğretmek için abdest aldıktan sonra:
 
– Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i bu şekilde abdest alırken gördüm. Abdesti bitince de şöyle buyurdu:
 
“Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rekât namaz kılar ve namazda nefsinin vesvesesinden uzak durursa, geçmiş günâhları affedilir.” (Buhârî, Vudû, 24)
 
***
 
Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Bilâl -radıyallâhu anh-’e:
 
“– Bilâl! Müslüman olduktan sonra yaptığın ibâdetler arasında en fazla sevap beklediğin hangisidir? Çünkü ben cennette, senin ayakkabılarının sesini önümde duydum!” diye sordu. Hz. Bilâl de:
 
– Gece veya gündüz abdest aldıktan sonra kılabildiğim kadar namaz kılarım. En fazla sevap beklediğim ibâdet budur, dedi. (Buhârî, Teheccüd, 17)
 
Abdest Namazı Kaç Rekattır: Abdest Namazı 2 rekat olarak kılınır.
 
Abdest Namazı Ne Zaman Kılınır: Namaz kılmanın mekruh olduğu kerahat vakitler haricinde her zaman kılınabilir.
[26/3 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: el-İsrâ Suresi 80
...Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.
[26/3 16:05] Ömer Tarık Yılmaz: Resûlullah’ın ahlâkı
Hz. Peygamber Kıyamet'e kadar gelecek insanlara örnek bir şahsiyet, davranışlarından ders alınacak bir rehber olarak gönderildiği için (el-Ahzâb 33/21) hayatın her yönünü kapsayan üstün bir ahlâkla donatılmıştır. (el-Kalem 68/4)
 
Devlet başkanlığından aile reisliğine kadar her sahada üstün bir ahlâk ortaya koymuştur. Hz. Ayşe, Resûlullah’ın ahlâkının Kur’an’dan ibaret olduğunu belirtmiş (Müslim, Müsâfirîn, 139), Hz. Peygamber de Cenâb-ı Hak tarafından en güzel şekilde eğitildiğini ifade etmiştir. (Münâvî, I, 429)
 
Resûl-i Ekrem güzel ahlâk üzerinde özellikle durmuş, ahlâkî erdemleri tamamlamak için gönderildiğini söylemiş (el-Muvatta, “Ĥüsnü’l-ħuluķ”, 8; Müsned, II, 381) ve yüzünü güzel yarattığı gibi huyunu da güzelleştirmesi için Allah’a dua etmiş (Müsned, I, 403; VI, 68, 155), mükemmel imanın güzel ahlâklı olmakla sağlanabileceğini bildirmiştir. (Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; Tirmizî, Rađâ, 11)
 
Onun başkalarına tavsiye ettiği ahlâk ilkelerini hayatı boyunca uygulaması (Buhârî, Riķāķ, 18) bu ilkelerin daha çok benimsenmesini sağlamıştır.
[26/3 16:06] Ömer Tarık Yılmaz: Fâtiha Suresi - 7 . Ayet
﴾7﴿ Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalâlete sapmışların yoluna da değil! Âmin!
 
Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir başka ölçüt ve delil daha verilmektedir. İslâm yalnızca Allah kitabında böyle buyurduğu için doğru yol değildir, aynı zamanda tarih boyunca ilâhî irşadı reddedenlerin tecrübeleri de doğru yolun İslâm olduğunu göstermektedir. Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak isteyenler, dönüp tarihe bakmak, gerçek mutluluğu bulanlarla sapanlar ve Allah’ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek durumundadırlar. Tarihte hem örnekler hem de ibretler vardır. Örnekler, peygamberlerin izlerinden giden fert ve ümmetlerde, ibretler ise onlara cephe alan ve Cenâb-ı Hakk’a meydan okuyanlarda görülmektedir. Bazı rivayetlerde sapanların “hıristiyanlar”, ilâhî gazaba uğrayanların da “yahudiler” olarak açıklanması (meselâ bk. Müsned, IV, 378; Tirmizî, “Tefsîr”, 2), yalnızca zaman ve mekân itibariyle yakın birer örnek olmalarından dolayıdır.
 
Müslim’in rivayet ettiği bir kutsî hadiste (bk. “Salât”, 38) Allah Teâlâ’nın, “Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır” buyurduğu ifade edildikten sonra şöyle devam edilmiştir: Kul (namazda Fâtiha’yı okurken) “Hamd âlemlerin rabbi Allah’a mahsustur” deyince Allah, “Kulum bana hamdetti” buyurur. Kul “rahmân ve rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü” der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der. “Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır” buyurur. Kul “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince Allah, “İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir” buyurur.
 
“Duamızı kabul buyur, böyle olsun, bizi eli boş çevirme” mânasına gelen “âmin” sözü, dilleri ne olursa olsun bütün müslümanların, hatta semavî din mensuplarının ortak ifadeleri haline gelmiştir. Bu cümle Fâtiha sûresine dahil olmadığı gibi âyet de değildir. Birçok hadiste Resûlullah’ın Fâtiha’dan sonra “âmin” dediği ve böyle denilmesini öğütlediği ifade edilmiştir (meselâ bk. Müslim, “Salât”, 72-76). Namazda veya namaz dışında Fâtiha’yı okuyan veya dinleyen kimse, sûrenin sonunda “âmin” deyince aynı zamanda meleklerin de “âmin” dedikleri, hem şehâdet hem de gayb âlemlerinde aynı anda dile getirilen bu duanın Allah tarafından kabul buyurulacağı hadislerde açıklanmıştır (bk. Buhârî, “Ezân”, 112-113; Müslim, “Salât”, 72-76). Yine sahih hadisler, Fâtiha sesli okunduğunda “âmin” duasının da sesli yapılacağı bilgisini getirdiği için fıkıh mezheplerinin çoğu bunu benimsemişlerdir (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, II, 229-232). Hanefîler’e göre bu cümle namazda daima sessiz söylenir.
[26/3 16:06] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ali'nin Şehid edilmesi
Çeşitli rivayetlerde, Hz. Ali (ra)’in kendisini öldürecek katilini çok iyi bildiğini, hatta kendisine: “Neden onu öldür müyorsun?
“Neden onu öldür müyorsun?” diyenlere; “Ben nasıl beni öldürecek olan birini öldürebilirim?” diyerek cevap verdiğini kaynaklardan öğrenmekteyiz.
 
Bu hususu
 
“Eğer gaip perdesi açılsa, benim imanım daha fazla artmaz.” (Aliyyü’l-Kârî, el-Esrârü’l-Merfûa, s. 193)
 
diyen Hz. Ali (ra)’in imanını baz alarak değerlendirmek gerekir. Böyle bir imanın şuur mertebesi, her şeyi Allah’tan bilir, zalimlerin zulmü içerisinde kaderin de güzel hükmünü görür ve teslimiyetle, rıza ile karşılar. Bir terhis tezkeresi olarak telakki edenler için ölüm, bir korku ve endişe kaynağı olamaz.
 
Cennetle müjdelenmiş Hz. Ali (ra)’in haksız yere öldürüleceğini bilmesi, bu müjdeyi pekiştiren diğer bir gerçeğin sinyali olarak algılanmıştır.
 
İman, İslam, ihsan, tevekkül ve teslimiyetin ucunda, tedbirini aldıktan sonra kadere rıza vardır. Allah’tan gelen her şeyi hoş karşılama vardır.
 
Hz. Osman (ra) zamanında çıkan fitne ateşi Dört büyük halifenin sonuncusu olan Hz. Ali (ra) zamanında da devam etti. Bunun için beş sene süren hilafeti zamannıda sükun ve huzur bulamadı.
 
Zamanındaki fitne ocağı olan Haricilerle savaşmış ve hepsini de perişan etmişti. Bunlardan, kin ve intikam ateşiyle dolu olanlar, zaman zaman bir araya ge

Ember: Küresel elektrikli araç filosu 2025'te günlük 1,7 milyon varil petrol tüketimini önledi

Borsa güne yükselişle başladı

Küresel piyasalar jeopolitik risklerin gölgesinde Fed'in para politikası kararlarına odaklandı

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17