Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[31/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: 49 - (İnsanın Kendini Öldürmesinin Şiddetle Tahrimi... Bâbı)
 
313- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Etm Said el-Eşecc rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî' A'meş'den, o da Ebû Sâlîh'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti, Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Her kim kendini bir demir parçasile öldürürse, demiri elinde, onu karnına saplar bir hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâîm? olarak kalacaktır. Her ki mzehir içerde kendini öldürürse o kimse de zehirini cehennem ateşinde ebedî ve daimi kalarak İçecektir. Her kim bir dağdan yuvarlanır da kendini öldürürse o da cehennem ateşinde ebedî ve dâimi olarak yuvarlanacaktır.» buyurdular.
 
314- Bana Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Cerir rivâyet etti. H.
 
Bize Said b. Amr el-Eş'asî de rivâyet eyledi.
 
(Dedi ki): Bize Abser rivâyet etti. H.
 
Baha Yâhyâ b. Habib el-Hârsi dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid yânî İbn'l-Hâris rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be rivâyet eyledi. Bu râvilerin hepsi bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet etmişler Şu'be'nin Süleyman' dan rivâyetinde: «Zekvandan dinledim dedi» ibaresi vardır.
 
Bu hadîsi Buhârî ile Tirmizî «Tıbb» bahsinde, Nesâî de «Cenâiz» de tahriç etmişlerdir.
 
Râvîlerinden yalnız Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) , Medine’li, diğerleri Küfe'lidirler. Hadisi birinci tarikde Vekî' A'meş' den rivâyet ettiği gibi ikinci tarikde Cerir, Abser ve Şu'be dahi ondan rivâyet etmişlerdir. İmâm Müslim'in: «Bu râvîlerin hepsi bu isnadla bu hadisin mislini rivâyet ettiler.» Sözü ile işarette bulunduğu râvîler bunlardır. Ancak râvî A'meş müdeilistir; ve hadisi «an» edâtiyle rivâyet etmiştir. Müdellis bir râvînin ise «an» edâtiyle rivâyet ettiği hadisler hüccet olarak kabul edilemez. Meğer ki «an» ile kendisinden hadis rivâyet ettiği zâttan o hadisi dinlediği, başka bir yoldan sabit ola. İşte İmâm Müslim burada A'meş'in bizzat şeyhinden dinlediğini göstermek için: « Şu'be nin Süleyma'n'dan rivâyetinde (Zekvan'dan dinledim dedi) ibaresi vardır, demektedir. Süleyman'dan murad; A'meş'tir. Bu suretle hadisin isnadına bir diyecek kalmamış olur.
 
Hadis Buhârî'de takdim ve te'hirlidir; yani orada evvelâ dağdan yuvarlanan sonra zehir içen daha sonra kendini demirle öldüren zikredilmiştir.
 
Demirden murâd: bıçak, kılıç ve saire gibi şeylerdir. Haksız yere insan öldürmenin en büyük günahlardan olduğunu görmüştük. Burada intiharın da aynı hükümde olduğu üstelik cezanın amel cinsinden olacağı beyan buyurulmuştur. Binaenaleyh kendini demirle öldüren aynen intihar ettiği şekilde azab görecek, zehirle intihar eden cehennemde de zehir içerek cezalandırılacaktır.
 
Böylelerin cehennemde ebedî kalması, intiharı helâl i'tikad ettikleri takdirdedir. Helâl i'tikad etmeyenler hakkında cehennemde ebedî kalmak uzun müddet orada yanmaktan kinayedir. Müslim sarihlerinden El-Übbî şöyle diyor: «Cehennemde ebedî kalmak, intihar edenin cezası başka birini öldürmenin cezasından daha şiddetli olacağına işaret için de olabilir. Çünkü bu adam manî bulunduğu halde bu suçu işlemiştir. Nitekim ihtiyarın zina etmesi, hükümdarın yalan söylemesi de böyledir.
 
İntihar suçuna manî' olan şey insanın fıtratı icâbı canını sevmesidir. Sonra intiharın, düşman öldürecek zannîyîe kendini öldüren kimse ile tahsisi gerekir. Cihad bahsinde; (Düşman, müslümanların gemisini yakarsa gemide olanlara kendilerini denize atmaları caizdir. Çünkü bunlar ölümden Ölüme kaçmışlardır.) denilmiştir. Rabîâ bunu ancak kurtuluş ümidi olanlara caiz görmüş, ümidi olmayan kendini öldürmesin; Allah’ın takdirine sabretsin demiştir...»
 
Bu mesele Hanefi İmâmları arasında da ayni şekilde ihtilaflıdır. İmâm A'zam'a göre gemidekiler sabrederek yanmakla denize atlayıp boğulmak arasında muhayyerdirler.
 
Kâdî Iyaz diyor ki: «Bu hadis: «kaatil öldürdü
[31/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Eyfel Kulesi’nin Yapılışı 1889
•  Kuveyt Türk Faaliyete Başladı 1989
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[31/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler) ‘Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!’” 
 
Al-i İmran 191
[31/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim.” 
 
Buhârî, Savm 9
[31/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Öncü bir finans kuruluşu: Kuveyt Türk
 
Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş., kurulduğu 31 Mart 1989 tarihinden bu yana faizsiz finans alanında faaliyetlerini yürütmektedir. Kuveyt Türk, dinamik kurumsal yönetim anlayışıyla, müşterilerinin hizmetine sunduğu yenilikçi ürünleriyle ve yurt dışı açılımıyla katılım finansın gelişimine katkı sağlamaktadır.
Seçkin finansal ürün ve hizmetlerini etkin bir biçimde tasarruf sahipleriyle ve yatırımcılarla buluşturan Kuveyt Türk, müşteri odaklı yaklaşımı, teknoloji-inovasyon çalışmaları ve dijital dönüşüm yolunda attığı adımlarla sektöründeki öncü konumunu sürdürmektedir.
Kuveyt Türk, yurt içi ve yurt dışındaki şubeleri ve muhabir bankaları vasıtasıyla her türlü teknolojik imkânları kullanarak kaliteli hizmeti en hızlı şekilde müşterilerine ulaştırmaktadır. Türkiye’de 460’ın üzerinde şubesiyle hizmet veren Kuveyt Türk, yurt dışında ise Bahreyn şubesiyle ve yüzde 100 kendi iştiraki olan KT Bank AG’nin Almanya’daki beş şubesiyle faaliyetlerini sürdürmektedir.
Kuveyt Türk, kurulduğu günden bu yana katılım finans alanındaki özenli tavrı ve yatırım alanlarındaki araştırmacılığıyla tasarruf sahiplerine ve yatırımcılara istikrarlı, güvenilir, kaliteli, müşteri odaklı ve yeni nesil finans hizmeti sunmaya devam etmektedir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[31/3 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar.
[Sebe Sûresi.38]
[31/3 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: İNTERNET BAĞIMLILIĞI
İnternet, insanımızın hayatını kolaylaştıran ve birçok bilgiye zahmetsizce ulaşma imkânı sunan kıymetli bir erişim vasıta- sıdır.
İnternetin insana devasa zamanlar kazandırdığı da bilinen bir gerçektir. Ancak internet kullanıcılığının zaman israfına yol açacak şekilde bağımlılık derecesine varması ise tasvip edile- cek bir durum değildir. Zira insanın geri getiremeyeceği en kıymetli varlıklarının başında zaman gelir.
Peygamberimiz (s.a.s.) “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit. ” (Buhârî, “Rikak”, 1) Ayrıca bu imkânın, kişiyi ibadetlerinden ve günlük görevlerinden alıkoyması dinen caiz değildir.
 
ŞEMS SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 15 âyettir. Sûre, adını birinci âyet- teki “eş-Şems” kelimesinden al- mıştır.
Şems, güneş demektir.
Sûrede insanın tabiatına hem iyilik hem kötülük eğilimlerinin verildiği bildirilmiş; bu eğilim- lerini doğru kullanmayanların akibetine örnek olmak üzere Semud kavminin helâk edilişi anlatılmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Kudretinin üstündeki işlere ve bilmedikleri ilme müdahale edenler, kadir ve me- ziyetlerini kaybederler.
(İmam-ı Şafii)
[31/3 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Sonu olmayan
 
Al-Akhir : Endless
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır. O, her şeyi bilendir.' (Hadid, 3)
 
Hiç bir şey yok iken Allah vardı ve her şey yok olduktan sonra Allah yine var olacaktır. 
'O'nun zâtından başka her şey helak olacaktır...' (Kasas,88), 
'Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.' (Rahmân, 26,27) 
âyetlerinin ifade ettikleri mânâya göre varlıkların hepsi helak ve fenâya gider ve gidebilir, ancak O, kalır. Bütün yaratıkların, varlık sebepleri ortadan kalkınca esasen helak edilirler ve yok olurlar. Sonra bütün işler ona döndürülür.  O, hepsinden evvel olduğu gibi, hepsinin gayesi ve varlığın sonudur. O'nun için ne yalnız Evvel ve de yalnız Ahir diye hükmetmemeli, 'Evvel ve Ahir' demelidir. (2)
 
Allah Teâlâ, sonu olmayan Âhir'dir. O, her şeyden sonraki Âhir'dir. O, hidayete ve başarıya erdirmede Âhir'dir. Son olarak dönüş yine O'nadır. (3)
 
Allah'ın Âhir olduğunu bilmek, insana sebeplere fazla önem vermemeyi, onlara bel bağlayıp güvenmemeyi, üzerinde fazla durmamayı öğretir. Bu sebeplerin sonuçta mutlaka yok olacağını ve son bulacağını, sadece Âhir olan Allah'ın bâki kalacağını bilmesini sağlar. Geçici varlıklara bağlanmak, yokluğa bağlanmaktır. Halbuki Âhir olan Allah'a bağlanmak, kesinlikle yok olmayacak ve ebediyen varolacak olana bağlanmaktır. O'na bağlanan yok olmayacak ve varlığı bir kesintiye uğramayacaktır. Oysa yok olacak geçici şeylere bağlanmak böyle değildir. Fani şeylererin yok olmasıyla, onlara bağlananlar da yok olacaktır.  Allah'ı bu şekilde tanıyan daha bir samimiyetle O''na ibadet etmeye çalışır. O'ndan başka hiçbir şeye güvenip bel bağlamaz. Sadece Allah'a yönelmenin ve O'na dayanıp güvenmenin bir zorunluluk olduğunu anla. Her şeyin O'na döneceğini hatırından çıkarma. O'na kulluk et ki, kulluğun O'nun katında geçerli olsun.  (3)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Elmalı Tefsiri, Hadid Suresi
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[31/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir müslümanın namaz esnasında, yukarıda ayrı ayrı sayılan namazın farz, vâcip, sünnet ve âdâbını en iyi şekilde yerine getirmeye gayret etmesi ve bu ibadetin mâna ve gayesine aykırı her türlü davranıştan da kaçınması gerekir. Namaza aykırı davranışlar, bu aykırılığın derecesine göre namazın mekruhları ve namazı bozan şeyler şeklinde ikili bir ayırım içinde ele alınır.
A) NAMAZIN MEKRUHLARI
Namazda yapılması hoş karşılanmayan davranışlara 'namazın mekruhları' denir. Genel olarak namaz için öngörülmüş bulunan biçimsel yapıya aykırı olan davranışlar ile namazın gerektirdiği saygı, tâzim, tevazu, boyun bükme ve sükûnet haline de aykırı olan ve namazda kalbi meşgul edecek ve insanı ibadetin gerektirdiği kalp huzurundan ve huşûdan alıkoyacak davranışlar mekruh sayılmıştır. Namaz esnasında elbiseyle veya vücudun bir yeriyle oynamak gibi namazla ilgisi olmayan ve onunla bağdaşmayan bir hareketin yapılması mekruhtur. Çünkü bu şekildeki davranışlar namazın biçimsel yapısına aykırıdır ve aynı zamanda namazın gerektirdiği saygı ve tâzim vaziyetiyle de bağdaşmamaktadır.
Bunun yanında namazın vâciplerinden ve sünnetlerinden birini terketmek de mekruh sayılmaktadır.
Namazın vâciplerinden birini, meselâ Fâtiha sûresini okumayı kasten yani bilerek ve isteyerek terketmek tahrîmen mekruhtur. Bir vâcibin terkedilmesi sebebiyle tahrîmen mekruh olan bu namaz esas itibariyle sahih yani geçerli olup kişiden namaz borcunu düşürür ise de iade edilmesi yani yeniden kılınması vâciptir.
Namazın sünnetlerinden birini, meselâ Sübhâneke okumayı, rükû veya secdelerdeki tesbihleri kasten terketmek mekruhtur. Namazın sünnetlerinden birini terketmek, genel olarak tenzîhen mekruh olmakla birlikte, tenzîhen mekruh sayılan şeylerin bir kısmı tahrîmen mekruha yakındır. Meselâ müekked bir sünneti terketmek, bir vâcibi terketmek derecesine yakın bir mekruhluğu (kerâhet) ifade eder. Müstehap (mendup) olan bir şeyi terketmek ise mekruh olmayıp daha iyi ve faziletli olanı terketmek (terk-i evlâ) sayılır.
Namazda mekruh sayılan şeyler şunlardır:
1. Bir zararın giderilmesi veya namazın tamamlanması amacı olmaksızın namaz dışı bir davranışta bulunmak. Meselâ alnın secde mahalline yerleşmesini engelleyen sarık vb. şeyleri çekmek namazın tamamlanması amacı taşıdığından ve akrep gibi zararlı hayvanları öldürmek de bir zararın giderilmesi amacı taşıdığından mekruh sayılmamıştır. Buna karşılık parmak çıtlatmak, giysisinin kolunu kıvırmak, bunu gerektiren bir özür olmadığı halde -peş peşe olmamak üzere- birkaç adım yürümek, sinek vb. haşeratla meşgul olmak gibi davranışlar mekruhtur. Namaz dışı davranış amel-i kesîr (bk. Namazı Bozan Şeyler) boyutuna varırsa namaz bozulur.
2. Namaza ilişkin fiilleri özürsüz yere, namazın sünnet ve âdâbına uymaksızın yerine getirmek. Meselâ bir özrü olmaksızın duvar, direk, baston vb. bir şeye hafifçe yaslanmak; daha dizleri yere koymadan elleri yere koymak, secdeden kalkarken dizleri ellerden önce kaldırmak; oturuşlar esnasında bağdaş kurmak veya dizleri dikmek; kıyam esnasında elleri yana bırakmak; erkekler için secde esnasında kolları tamamıyla yere yapıştırmak böyledir.
3. Kıyam, rükû ve secde aralarındaki tekbir ve zikirleri kendi yerlerinden sonraya bırakmak. Meselâ kıyamdan rükûa vardıktan sonra 'Allahüekber' demek, rükûdan doğrulduktan sonra 'Semiallahu limen hamideh' demek mekruhtur. Rükû tekbiri alınmaya ayakta iken başlanmalı, rükûa varırken bitirilmelidir. Söz ile fiil eş zamanlı olmalıdır.
4. Namazda esnemek, gerinmek ve boğazı açıyormuş gibi yapmak. Mümkün olduğunca esnemeyi önlemeye çalışmalı, esnemek durumunda kalınca sağ el ile ağzı kapatmalıdır. Nezle vb. sebepten burnu akan kişi, burnunu mendille siler. Grip olan kişi de öksürecek olduğunda ağzını eliyle veya mendiliyle kapatmalıdır. Bu d
[31/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir seyi ortak kosmayin Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakin komsuya, uzak komsuya, yakin arkadasa, yolcuya, ellerinizin altinda bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranin; Allah kendini begenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez (NİSA/36)
 
Allah'a ve ahiret gününe inanmadiklari halde mallarini, insanlara gösteris için sarfedenler de (ahirette azaba dûçâr olurlar) Seytan bir kimseye arkadas olursa, ne kötü bir arkadastir o! (NİSA/38)
 
Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse iste onlar, Allah'in kendilerine lütuflarda bulundugu peygamberler, siddîkler, sehidler ve salih kisilerle beraberdir Bunlar ne güzel arkadastir! (NİSA/69)
 
Inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince iste onlar cehennemliklerdir (MAİDE/86)
 
De ki: Allah'i birakip da bize fayda veya zarar veremeyecek olan seylere mi tapalim? Allah bizi dogru yola ilettikten sonra seytanlarin saptirip saskin olarak çöle düsürmek istedikleri, arkadaslarinin ise: 'Bize gel! ' diye dogru yola çagirdiklari saskin kimse gibi gerisin geri (inkârciliga) mi döndürülecegiz? De ki: Allah'in hidayeti dogru yolun ta kendisidir Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamiz emredilmistir  (EN'AM/71)
 
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, iste onlar ates ehlidir Onlar orada ebedî kalacaklardir  (A'RAF/36)
 
Düsünmediler mi ki, arkadaslarinda (Muhammed'de) delilik yoktur? O, ancak apaçik bir uyaricidir  (A'RAF/184)
 
Eger siz ona (Resûlullah'a) yardim etmezseniz (bu önemli degil); ona Allah yardim etmistir: Hani, kâfirler onu, iki kisiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çikarmislardi; hani onlar magaradaydi; o, arkadasina Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu Bunun üzerine Allah ona (sükûnet saglayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediginiz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanlarin sözünü alçaltti Allah'in sözü ise zaten yücedir Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir  (TEVBE/40)
 
(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli olduklari onlara açikça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak kosanlar için af dilemek ne peygambere yarasir ne de inananlara  (TEVBE/113)
 
Ey zindan arkadaslarim! Çesitli tanrilar mi daha iyi, yoksa gücüne karsi durulamaz olan bir tek Allah mi? (YUSUF/39)
 
Ey zindan arkadaslarim ! (Rüyalariniza gelince), biriniz (daha önce oldugu gibi) efendisine sarap içirecek; digeri ise asilacak ve kuslar onun basindan (beynini) yiyecekler Yorumunu sordugunuz is (bu sekilde) kesinlesmistir (YUSUF/41)
 
(Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarina) sasiyorsan, asil sasilacak sey onlarin: 'Biz toprak oldugumuz zaman yeniden mi yaratilacagiz?' demeleridir Iste onlar, Rablerini inkâr edenlerdir; iste onlar (kiyamet gününde) boyunlarinda tasmalar bulunanlardir Ve onlar ates ehlidir Onlar, orada ebedî kalacaklardir!  (RA'D/5)
 
Bu adamin baska geliri de vardi Bu yüzden arkadasiyla konusurken ona söyle dedi: 'Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayisi bakimindan da senden daha güçlüyüm'  (KEHF/34)
 
Karsilikli konusan arkadasi ona hitaben: 'Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah'i inkâr mi ettin?'  (KEHF/37)
 
Musa: Eger, dedi, bundan sonra sana bir sey sorarsam artik bana arkadaslik etme Hakikaten benim tarafimdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulastin  (KEHF/76)
 
(Resûlüm! Onlara) de ki: Size bir tek ögüt verecegim: Allah için ikiser ikiser ve teker teker ayaga kalkin, sonra da düsünün! Arkadasinizda (peygamberde) hiçbir delilik yoktur! O ancak siddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir  (SEBE'/46)
 
 (51/59)
 
Arkadaslarini çagirdilar, o da (bundan cür'et alarak) kilicini kapti ve deveyi kesti  (KAMER/29)
[31/3 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: KUR'AN-I KERİM'İ OKUMANIN SEVABI
 
7086 - Ebu Saidi'l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: 'Kur'an ehli (yani onu okuyan, onunla amel eden) cennete girdiği vakit, kendisine: 'Oku ve yüksel!' denilir. O da okur ve yükselir. Her ayet için bir derece verilir. Böylece o bildiği ayetleri sonuna kadar okur (ve her biri için bir derece alır).'
 
7087 - İbnu Büreyde'nin babası (Büreyde) anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kıyamet günü Kur'ân-ı Kerîm rengi uçuk bir adam gibi gelir ve (okuyucusuna): 'Seni gece uykusuz ve gündüz susuz bırakan benim' der.'
 
7088 - Ebu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah u ahad, el-Vahidu's-Samed (yani İhlas suresi Kur'ân'ın üçte birine denktir.'
 
7089 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : 'Aziz ve celil olan Allah buyurmuştur ki: 'Kulum, beni andığı ve dudakları benim için kımıldandığı an ben kulumla beraberim.'
 
KUR'AN'LA TEDAVİ
 
7003 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'İlaçların en hayırlısı Kur'ân'dır.'
[31/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e 'Ey Allah'ın Resûlu, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?' diye sormuştum. Bana: 'Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim' açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: 'Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimsedir' 
Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
[31/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.  Onlara yardım da edilmez.
[Bakara Sûresi.48]
[31/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! girilecek yere doğrulukla girmemi, çıkılacak yerden de doğrulukla çıkmamı sağla, bana tarafından yardımcı bir güç ver!” (İsrâ, 17/80)
[31/3 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Alan Sensin veren Sensin kılan Sensin / Ne verdinse odur dahi nemiz var / Hakikat üzre anlayıp bilen Sen / Ne verdinse odur dahi nemiz var[Aziz Mahmud Hüdayi]
[31/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.CERİR İBNİ ABDULLAH
 
Cerir Ibni Abdullah el-Becelî radiyallahu anh yüzünde melek nisânesi bulunan, yakisikli bir yigit... Cahiliye devrinde 'Yemen'in Kâbe'si' diye bilinen Zülhalesa tapinagini yikan bir kahraman... Yemen asîretlerinden Becîle kabilesinin reisi...
 
Ebu Amr künyesiyle anilan Cerir hicretin 10. yili Ramazan ayinda kavminden 200 kisiyle birlikte Medine'ye gelerek Islâm'la sereflendi. 
 
O, uzun boylu, nûrâni yüzlü ve son derece yakisikli bir kimseydi. Hz. Ömer (r.a) onun hakkinda: 'Cerir Ibni Abdullah bu ümmetin Yusuf'udur.' derdi. Onun Islâm'a gelisini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabina önceden haber verdi. Bir gün hutbe okurken: 'Size su taraftan hayirli bir kimse geliyor. Yüzünde melek nisânesi vardir.' buyurdu. Cerir Islâm'a girisini söyle anlatiyor:
 
'Medine'ye gelince devemi çökerttim. Heybemi açip yeni elbisemi giydim ve Mescide girdim. O sirada Rasûlullah (s.a) hutbe okuyordu. Kendisine selâm verdim. Cemaat beni göz ucuyla süzüyordu. Sonra Resûl-i Ekrem (s.a) bana: 'Ey Cerir! Ne için geldin?' diye sordu. Ben de: '-Ya Rasûlallah! Sana bey'at etmege geldim. Sartlarin nedir?' dedim. 
 
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a) bana hitaben: 
 
–'Ey Cerir! seni Allah'tan baska ilâh bulunmadigina ve benim de Allah'in resûlü olduguma sehadete, âhiret gününe, kadere inanmaga, farz olan namazlari kilmaga, farz olan zekâti vermege, her müslüman için hayirhah olmaga, iyilik düsünmege, samimi davranmaga kâfir ve müsriklerden uzak durmaga ve basinizdaki idarecilere itaat etmege davet ediyorum.' buyurdu. Ben de bu sartlari kabul ederek Rasûlullah'in elini tuttum ve bey'at ettim. Yanimdakiler de ayni sartlari kabullenerek hep birlikte Islâm'la sereflendik. 
 
Cerir (r.a) müslüman olduktan sonra Resûl-i Ekrem (s.a)'in kendisini her gördügünde gülümsedigini söyler. O, Efendimizle çok az bir zaman beraber olmasina ragmen, tebessümlerine ve iltifatlarina sik sik mazhar oldu. Birgün iki Cihan Günesi efendimiz mescidde ashabiyla oturuyordu. Cerir Ibni Abdullah (r.a) içeri girdi. Ona yer açilmadigini gören Efendimiz Cerir'e ridâsini çikarip atti ve: 'Ey Ebû Amr, al onu, üzerine otur!' buyurdu. Cerir alip oturdu ve: 'Ey Allah'in Resûlü! senin bana ikram ettigin gibi Allah da sana ikram buyursun.' diyerek tesekkür etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) efendimiz çevresindekilere dönerek: 'Size bir toplulugun kerem ve seref sahibi büyügü geldigi zaman, ona ikramda bulunun ve saygi gösterin.' buyurdu.
 
Cerir-i Becelî (r.a) yine birgün Efendimizin yaninda bulunuyordu. Disardan yalin ayak, abalarini baslarina geçirmis, çiplak bir takim kimseler geldi. Fahri Kâinat (s.a.) efendimiz onlarin fakir ve yoksul hallerini görünce yüzünün rengi degisti. Içeri girdi ve Bilal'e ezan okumasini emretti. Namazdan sonra cemaata dönerek söyle bir hitâbede bulundu:
 
'Ey iman edenler! Allah'tan korkunuz! Herkes yarin (âhiret günü) için ne gönderdigine bir baksin. Allah'tan korkunuz! Çünki, Allah ne yaparsaniz hakkiyla haberdardir.' (Hasr sûresi: 18) ayetini okudu. Sözüne devamla; 'Insan dinarindan, dirheminden elbisesinden, bugdayindan, kuru hurmasindan sadaka vermelidir' buyurdu. 
 
Bu inci tanesi sözleri dinleyen ashabin hepsi bir seyler getirmege basladi. Yiyecek ve giyeceklerden iki küme olustu. Ensar'dan bir adam da bir kese getirdi. Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizin yüzü gümüs gibi parliyordu. Sevincini su ifadelerle dile getirdi. 'Her kim Islâm'dâ güzel bir çigir açarsa, o çigirda gidenlerin sevaplarinin aynisi ona da verilir. Her kim de kötü bir çigir açarsa o çigirda gidenlerin vebali de ona aid olur.' buyurdu.
 
Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Cerir'i gördükçe 'Zülhalesa ne oldu?' diye sorardi. Cahiliye döneminde burasi 'Yemen'in Kâbesi' olarak bilinirdi. Bu tapinagin ayakta durmasina gönlü râzi degildi. Beytullah'a rakip gösterilmesinden daima huzursuzluk duyan Iki Cihan Günesi efendimiz bu tapinagi yikmak üzere bir seriyye hazirladi. Cerir'i de seriyye kumandani olarak görevlendirdi. O da kabile
[31/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Küçüğüyle, Büyüğüyle İnsana Sevgi
 
     Bir mahalleden geçiyordu. Yolu üzerinde çocuklar kaydırak oynuyorlardı. Mevlâna'yı gören çocuklar, oyunlarını bırakarak, koştular, elini öptüler. Mevlâna da onların elini öptü, sevdi, okşadı, gönüllerini aldı. Yalnız bir çocuk vardı ki, oyununu bitirememişti. Uzaktan Mevlâna'yı seslendi:
    — Mevlâna, ben de geliyorum,bekle beni.
    Mevlâna bekledi. Taa çocuk oyununu bitirinceye dek. Nihayet o da geldi. Büyük insanla küçük insan karşılıklı el öptüler.
    Mevlâna, insanı, küçüğüyle büyüğüyle sever, saygı gösterir, insana lâyık olduğu değeri verirdi. Bir gün hamama girmişti. Fakat girdiği ile çıktığı bir oldu. Sebebini sordular. Cevap verdi:
    'Soyunup hamama girmiştim. Tellâk bana yer açmak için bir şahsı havuzun başından uzaklaştırdı. Ona karşı utancımdan o kadar terledim ki, dayanamayıp dışarı çıktım.'
    Yine bir gün hamamda zayıf vücudunu görmüş, yakınlarına dert yanmıştı:
    — Bugün vücudumdan da çok utandım. Yıllarca ona en büyük eziyetleri yaptım. Onun istediği şeyleri veremedim, istediği şekilde rahat ettiremedim. O yükümü çok taşıdı, ben ise ona bir şey yapamıyorum..
    O, renkleri ve dilleri, hattâ inanışları ayrı olan insanları bir tutuyor, 'Değil mi insandır, mayaları birdir' diyerek, kötülüklerin âraz, yâni değişen görünüşler olduğunu söylüyordu:
    — İnsanlar yaradılıştan iyidirler, kötülükler değişmez unsur değil, arazdır. Bunlar, iyinin delil ve rehberidir.
    Yine diyordu ki:
    — Bir insanın, başkalarında kusur görmesi, ayıplaması, gerçekte kendi kusurunu görmesi demektir. İnsanın önce kendisindeki kin, kıskançlık, hırs, zalimlik gibi kötü huyları görmesi, onlardan arınması lâzımdır. Ondan sonra başkalarını kınamalıdır.
    Mevlâna, insanlara karşı duyduğu sevgiyi, bütün canlı varlıklara. hayvanlara karşı da duymuştur. Bir yıkıkta yavrulayan, fakat yavrularından ayrılmadığı için aç kalan bir köpeğe günlerce ekmek taşımış, Emîr Pervanenin evinden gümüş kaplarla gelen yemekleri, köpeklerin önüne dökmüş:
    — İstek ve meyil bakımından onlar sizden daha muhtaç., diyerek, yemeklere kimsenin elini dokundurmamıştı.
    Mevlâna en verimli çağında dahi evini, çocuklarını ihmal etmiyordu. Büyük oğlu Sultan Veled, Mevlânâ'nın olgun müridlerinden Beğtimuroğlu Şeyh Kerimüddin'in nezaretinde yetişiyor ve ikinci bir Mevlâna oluyordu. Mevlâna, Onun çok seviyor:
    — Bana. yaratılış ve huy bakımından en fazla benzeyen şensin. Benim dünyaya gelişim, şenin dünyaya gelmen içindi. Çünkü benim bütün söylediğim sözler, benim sözümdür. Halbuki sen benim 'hâl'imsin.. diyordu.
[31/3 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:
- Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.
Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:
- Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)
- Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
 
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem bir gün ashabıyla otururken bir an kıyametten bahsetmeye başladı. Anlatır ... anlatır, kıyamet günü kulun amellerine konu gelir. 
Kıyamet günü birçok kimse Tehame kadar sevapla gelir. Allah Teala onların amellerini boşa çıkarır.
Bu dehşetli tablo karşısında ürperen Salim Mevla Huzafe Hazretleri atılarak; 
-Anam babam sana feda olsun ya Resulullah, Biz o kavmi nasıl tanıyacağız? 
-Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum. 
-Ey Salim! Onlar oruç tutarlar namaz kılarlar ama kendilerine haramdan bir şey teklif edildiği zaman Allah Teala'dan korkmadan haram işlerler. İşte Allah onların amellerini kabul etmez.
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
 
Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: 'Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık'. Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu. 
Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken: 
'Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi.' Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan. 
Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi. 
Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini. 
Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı. 
Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken : 
'Canım' dedi, hıçkırıp ağlayarak. 
'Benim güzel evlad
[31/3 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: ÂRİF
 
Bilen, tanıyan, ilim ve irfân sâhibi. 1. Allahü teâlânın rızâsını kazanmış, O'ndan başkasının sevgisini kalbinden çıkarmış, tasavvufta yetişip, kemâle ermiş velî zât. Ârif-i billah da denir. Her şeyin kaynağı vardır. Takvânın (Allahü teâlâdan korkarak haramlardan, günâhlardan sakınmanın) kaynağı âriflerin kalbleridir. (Hadîs-i şerîf-Künûz-ül-Hakâik) Ârif olan kimsenin alâmeti; susması, tefekkürü (Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmesi), gördüklerinden ibret (ders) alması ve Allahü teâlânın râzı olduğu (beğendiği) şeyleri istemesidir. (S üleymân bin Cezâ)) Resûlullah efendimizin sünnetini terk edeni ve O'ndan gelen edebleri gözetmekte gevşeklik göstereni ârif zannetme. (Cüneyd-i Bağdâdî) Ârif boş yere konuşmaz. Devamlı Allahü teâlânın rızâsını kazanmayı düşünür. (Bâyezîd-i Bistâmî) Âriflerin kalbleri Hak teâlânın azâmet ve kibriyâsına (büyüklük ve ululuğuna) hayrandır. (İmâm-ı Rabbânî) Ârif kendini herkesten aşağı bilir. (İmâm-ı Rabbânî) 2. Mütehassıs olduğu ilmi, zorlanmadan tatbik eden, kullanabilen kimse. Âlim ile ârif arasında fark vardır. Meselâ Arabî nahv ilminin, dil bilgisinin küllî kâidelerini bilen, bu ilmin âlimidir. Fakat bu bilgiyi yerinde zorlanmadan kullanabilen ise âriftir. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
[31/3 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Uhud savaşı hakkında bilgi verir misiniz?
 
Uhud Savaşı 625 (hicri 3 Şevval 3) Uhud Dağı’nda Medineli Müslümanlar ile Mekkeli Ebu Süfyan’ın ordusu arasında yapılan bir savaştır. Mekkeliler Bedir Muharebesi’ndeki kayıplarının öcünü almak için ve Hz. Muhammed (s.a.s.)’in arkasından saldırmak için büyük bir hazırlığa giriştiler ve düzenledikleri orduyla Medine’ye doğru yola çıktılar. Çok geçmeden müşriklerin ordusu Uhud Dağı eteklerine geldi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ashabı ile yaptığı istişare sonunda şehir savunması yapmaya karar verdi. Özellikle Bedir Muharebesi’ne katılamayan gençlerin açık alanda savaş istekleri sonucunda muharebe Uhud Dağı eteklerinde başladı. Gelişmeler Müslümanların lehinde seyrediyordu. Bu arada Hz. Peygamber (s.a.s.) Uhud Dağı’ndaki dar bir geçidin iki tarafına okçularını yerleştirmişti. Bu suretle Mekkelilerin Uhud Dağı’nın etrafından dolaşarak Müslümanlara saldırma ihtimalini önlemeyi amaçlamıştı. Okçularına, “Kuşların bizim ölülerimizi yediğini görseniz bile haber verilmeden yerinizi terk etmeyiniz.” emrini verdi. İki tarafın kuvvetleri Uhud Dağı eteklerinde yoğun bir çarpışmaya girdi. Müslümanların saldırısıyla Mekke ordusu bozguna uğradı. Bunu gören okçular, muharebenin kazanıldığını sanarak yerlerini terk etmişti ve Mekkelilerin bıraktıkları ganimetleri yağmalamaya başladılar. Bundan yararlanan Halid b. Velid, yanındaki kuvvetlerle okçuların terk ettiği geçitten Müslümanlara saldırdı. Bu saldırı sonucu İslam ordusu güç kaybetti. Peygamber’in amcası Hz. Hamza şehit oldu. Mekke ordusu da kesin bir üstünlük elde edemeyip geri döndü. Kısaca işaret etmek gerekirse, Uhud savaşının ilk aşamasında Müslümanlar, ikinci aşamasında müşrikler başarılı oldu.
[31/3 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Zekât; İslam’ın Dayanışma Köprüsü
 
 
  
 
  
 
 “Su, ateşi nasıl söndürüyorsa zekât da günahları öylece silip yok eder.” (Tirmizî, Cum’a, 79) 
 
 Muhterem Müslümanlar!      
 
 Bizler, bu dünyada Rabbimizin nimetlerinin emanetçisiyiz. Ve biliyoruz ki her nimetin kendi cinsinden bir şükrü vardır. Kalbimizin şükrü Yüce Allah’a imandır. Dilimizin şükrü hakikate tercüman olmaktır. Bedenimizin şükrü ibadetlerdir. Malımızın şükrü ise zekâttır, sadakadır.
 
 Aziz Müminler!
 
 İslam’ın beş temel esasından biri olan zekât, Müslümanlar arasında bir kardeşlik köprüsüdür. Dayanışma ve paylaşmanın en güzel göstergelerinden biridir. Zekât, insanı felaha, toplumu refaha ulaştıran bir ibadettir. Cenâb-ı Hakk’a teslimiyetimizin, kardeşlerimize karşı samimiyetimizin tezahürüdür.
 
 Zekât, bir garibin duasından nasip almak, bir muhtacın sofrasında iftar sevinci olmaktır. Kırık bir kalbe merhem, mahzun bir gönle derman olmaktır. Bir yetimin başına dokunan şefkat eli, bir mazlumun aşına katık olmaktır.
 
 Kıymetli Müslümanlar!
 
 Zekât, dinen zengin sayılan bir müminin, malının belli bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmasıdır. Aslında mümin, zekât vermekle muhtaç kardeşinin hakkını teslim etmiş olur. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de muttaki kulları hakkında şöyle buyurur: وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ “Onların mallarında, muhtaç ve yoksulların da hakkı vardır.”[1]
 
 Değerli Müminler!
 
 Yüce Rabbimiz hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Hayır yolunda her ne harcarsanız Allah, onun daha iyisini verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[2] Bu ayet-i kerime bize öğretiyor ki; zekât, malı asla eksiltmez, bilakis bereketlendirir ve ahiret azığına dönüştürür. Kişiyi dünyanın esiri olmaktan kurtarır, gerçek özgürlüğe ulaştırır.
 
 Zekât, toplumsal barışın teminatıdır.   Bu eşsiz ibadet, birlik ve beraberliğimizi pekiştirir, kardeşliğimizi güçlendirir. Cimrilik ve dünyevileşme gibi kötü huylardan arındırır. Mümini günahlardan temizler, Rabbinin rızasına ve mağfiretine kavuşturur. Peygamber Efendimiz (s.a.s) zekâtın bu güzelliğini bize şöyle haber verir: “Su, ateşi nasıl söndürüyorsa zekât da günahları öylece silip yok eder.”[3]
 
 Kıymetli Kardeşlerim!
 
 Yardımlaşma ve dayanışma ihtiyacının daha da arttığı Ramazan günlerinde zekâtlarımızla bereketlensin kazançlarımız. Huzur ve sevinçle dolsun yuvalarımız. Rahmet ve merhamet kaplasın çevremizi. Yetim ve öksüzlerin sevincinde arayalım Allah rızasını. Muhtaç kardeşlerimizin duasında bulalım dünya ve ahiret mutluluğunu. İnfakın da bir ahlakı olduğunu unutmayalım. Zekât ibadetini ifa ederken de nezaket ve zarafeti kuşanalım. Gerçek ihtiyaç sahiplerini araştıralım. Yardımlarımızı onlara ulaştırmaya devam edelim.
 
 Aziz Müslümanlar!
 
 Türkiye Diyanet Vakfımız, her yıl olduğu gibi bu Ramazanda da “Kardeşliğimiz Zekâtla Bereketlensin” çağrısıyla zekât ibadetine dikkat çekmektedir. Hayırsever milletimizin emanet ettiği zekâtları başta deprem mağduru kardeşlerimiz olmak üzere ihtiyaç sahipleriyle buluşturmaktadır. Sizler de müftülüklerimiz aracılığıyla, din görevlilerimiz rehberliğinde ya da Vakfımızın kurumsal internet sitesi üzerinden zekât seferberliğimize katkıda bulunabilirsiniz. Ayrıca bugün Cuma namazından sonra Vakfımızın deprem mağduru kardeşlerimize yönelik yürüttüğü faaliyetlerde ve eğitim hizmetlerinde kullanılmak üzere yardımlarınıza müracaat edilecektir. Yüce Rabbimiz yaptığımız ve yapacağımız yardımlarımızı kabul buyursun.
 
  
 
 [1] Zâriyât, 51/19.
 
 [2] Sebe’, 34/39.
 
 [3] Tirmizî, Cum’a, 79.
[31/3 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: HACCIN KISIMLARI
 
 
 
Hükmü itibariyle hac, farz, vâcib ve nâfile olmak üzere 'üç' kısımdır.
 
Farz olan hac: Belirli şartları hâiz olan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları gereken hacdır. Bu şartların neler olduğu yerinde açıklanacaktır.
Vâcip olan hac: Üzerine farz veya vacip olmadığı halde, bir kimsenin adayarak üzerine vacip kıldığı hacdır. Başladıktan sonra bozulan nâfile haccın, kazasıda vâciptir.
Nâfile hac: Farz olan hac edâ edildikten sonra, ikinci, üçüncü defa yapılan hac nâfile olduğu gibi, haccetmekle yükümlü olmayan çocuk veya kölenin yapacağı hac da nâfile olur.
[31/3 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَأَنْ يَتَصَدَّقَ الرَّجُلُ فِي حَيَاتِهِ وَصِحَّتِهِ بِدِرْهَمٍ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَتَصَدَّقَ عِنْدَ مَوْتِهِ بِمِائَةٍ. (حب)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kişinin hayatta ve sıhhatli iken bir dirhem sadaka vermesi, onun için, ölmek üzere iken yüz dirhem sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” (Sahîh-i İbn-i Hibbân)
 
31 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[31/3 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: HUDEYBİYE MUSÂLAHASI’NIN ŞARTLARI
 
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mekkeliler ile imzaladığı Hudeybiye Musâlahası’nın başlıca şartları şunlardır:
 
Müslümanlar ile diğer taraf arasında on sene harp olmayacak, iki taraftan hiçbiri diğerinin malına, canına taarruz etmeyecek.
 
Müslümanlar, bu sene Beytullâh’ı ziyaret etmeden dönecekler. Sonraki sene üç günü geçmemek üzere Mekke-i Mükerreme’ye gelip Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret edebilecekler. Bu üç gün Mekkeliler, şehrin dışına çıkacaklar.
 
Müslümanlardan Kureyş’e sığınanlar döndürülmeyecek, fakat Kureyş’ten Müslümanlara sığınanlar geri döndürülecek.
 
Müslümanlardan hac, umre veya ticaret için Mekke-i Mükerreme’ye geleceklerin canları ve malları, emniyet altında olacak. Kureyş tarafından Mısır’a, Şam’a gitmek ve ticaret yapmak üzere Medîne-i Münevvere’ye gelenlerin dahi canları ve malları emniyette bulunacak.
 
Kureyş’ten başka kabileler, isterlerse Müslümanların ve isterlerse Kureyş’in himayesine girebilecek.
 
Hudeybiye Musâlahası’nın ehemmiyeti pek büyüktür. Bunun bir kısım faydaları şunlardır:
 
a) Ashâb-ı Kirâm, harbe hazırlanmamışlardı, silahları noksandı. Bu musâlaha ile harbin önü alınmış oldu.
 
b) Harp edilseydi, Kâbe-i Muazzama’ya hürmetsizlik edilmiş olurdu. Bilhâssa, Mekke-i Mükerreme’de bulunup da Müslüman olduklarını gizleyen bir kısım zayıf Müslümanlar zarar görebilirlerdi.
 
c) Mekkeliler, Medîne-i Münevvere’de kurulan İslâm hükümetini o zamana kadar tanımıyorlardı. Bu sulh sayesinde tanımış oldular.
 
d) Müslümanlar, Kureyş’in taarruzundan emin olarak başka düşmanlarıyla uğraşmaya vakit buldular, başka taraflarda fetihler elde ettiler.
 
e) Birçok kabileler, Müslümanlar ile serbestçe görüşerek Müslümanlığın yüceliğini anlamış oldu, Müslümanlığı kabul edenlerin sayıları, birdenbire pek çok arttı. Mekke’nin fethinin önü açılmış oldu.
 
Hâsılı; Hudeybiye Musâlahası, bir feth-i mübîn idi.
 
 
 
31 Mart 2023
Fazilet Takvimi
[31/3 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Tasavvuf; gerçeklere yapışmak ve insanların elinde olan şeylerden ümidi kesmektir. Fakr halini ele geçirmeyen kimse, tasavvufu tam gerçekleştiremez.' Ma‘rûf-i Kerhî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[31/3 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Nikâh Hukukunu Bilmek
 
İslâm; getirdiği emirler, yasaklar ve prensiplerle insanlar arasında düzen koyar. Dünya ve dünyevî olaylar karşısında insanların nasıl bir tutum ve eylem içinde bulunacaklarını belirlemiştir. Nikâhın belli bir hukuku ve ahlâkı vardır. Bir müslümanın nikâh konusundaki en temel bilgileri öğrenmesi gerekir. Aksi halde evliliklerde harama düşme ve nikâhı zedeleyecek hatalara girme ihtimali yüksektir.
 
Nikâh hukukunda ilk bilinmesi gereken nikâhları haram olan kadınlardır. Nikâhları sürekli haram olanlar; anneler, kızlar, kız kardeşler, halalar, teyzeler, erkek kardeşinin kızları, kız kardeşinin kızları, kayınvalideler, üvey kızlar, gelinler, üvey annelerdir. Bu sınıfları kadına göre düşündüğümüzde, bir kadın şunlarla sürekli olarak evlenemez: Babası, dedeleri, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek ve kız kardeşlerinin çocukları yani yeğenleri, amcaları, dayıları, kayınpederi, üvey oğlu, damadı ve üvey babasıdır. Bu kişiler nesep yoluyla haram olduğu gibi süt yoluyla da haramdır. Kadına kocasının amcası ve dayısı mahrem değildir; bunlar yabancı hükmündedirler. Bunun için onlara karşı örtünmeyi tam olarak yerine getirmeli, davranışlarını buna göre ayarlamalıdır.
 
Semerkand Takvimi
[31/3 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
 
(Zâriyat, 51/56)
[31/3 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Kim, (din) kardeşinin ırz ve namusunu onu gıybet edene karşı savunursa, Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur.
 
(Al-Tirmidhi)
[31/3 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Allahım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle başbaşa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur.
 
(Ebu Dâvûd)
[31/3 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Rakib
 
İnsanların hallerini, sözleri, yaptıklarını ve davranışlarını bilen, haber alan, murakabe edip koruyan
[31/3 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Abid Kadınla Recep Ayı
 
   Vakti zamanında bir kadın vardı. Zamanını devamlı olarak Kâbe'de ibadet etmekle geçiriyordu. Recep ayı girdiğinde de, Allah'a olan sonsuz sevgi ve saygısını dile getirmek için, günde on bir defa ihlâs sûresini okuyordu. Ayrıca Recep ayına karşı beslediği saygısını ifade için de atlas elbisesini çıkarıp, en değersiz elbisesini giyiyordu.  
 
 Abid kadın bir Recep ayında hasta düştü. Çok sevdiği oğluna da öldüğü takdirde kendisini üzerindeki değersiz elbisesiyle defnetmesini vasiyet etti.  
 
 Nihayet kadın bir gün ruhunu teslim edip bu fani âlem veda etti. Oğlu, sanki annesinin vasiyeti yokmuş gibi, ötekine berikine gösteriş olsun diye, annesini en şık ve pahalı elbisesiyle defnederek onun son sözünü yerine getirmedi.  
 
 Ölümünden sonra bir gece rüyasında annesini gören oğlana annesi, 'Sevgili oğlum, niye vasiyetimi tutmadın? Ben senden razı ve hoşnut değilim' diye şikâyette bulunuyordu.  
 
 Sabah uykudan uyanan oğlan gece rüyasında gördüğü annesinin vasiyetini yerine getirmek üzere alelacele kabri başına varıp da kabrini açtığında baktı ki, annesi yok. Hayretten dona kalıp iki gözü iki çeşme hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ama nasıl ağlıyordu, sormayın. Üstünü başını yolarak.  
 
 Tam bu sırada bir ses duydu. Sesin sahibi şöyle diyordu: 'Ey kulum, sen bilmiyor musun ki Recep ayını oruç tutarak geçiren kimseleri biz, kabrinde tek başına yalnız bırakmayız.'
[31/3 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır.' [Metin Müslim'den alınmadır.] [Bazı Tirmizi tertibinde Sayd bölümünde 13. babta.] 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Müslim, Selam 147 (2240), Ebu Davud, Edeb 175, (5263, 5264), Tirmizi, Ahkam 1, (1482)
 
Hadisin Açıklaması:
Vezeğa, Ahterî'de keler olarak açıklanır. Keler, bir nevi kertenkeledir. Resulullah fuveysika diye tavsif ederek, insanlara eziyet veren haşerata dahil etmiştir. Fuveysika, fasıkcık demektir. Resulullah haşeratın ekserisinden ayrı olarak, zarar verenlere fasık demiştir. Ulemâ, kelerin bu grupta olduğunda ittifak eder. Bir vuruşta öldürülmesinden maksad eziyet verilmemesi içindir. Zîra hayvan ikinci darbeyi almadan yaralı olarak kaçabilir.
 
Kertenkelenin öldürülmesi ile ilgili beyanlar, tabiatı icabı onun insanlara zarar verici olmasındandır. Bu mânayı te'yid eden başka rivayetler mevcuttur: Ahmed İbnu Hanbel'in bir rivayetine göre, 'Hz. İbrahim (aleyhissalâtu vesselâm) ateşe atıldığı zaman bütün hayvanlar ateşi  söndürmeye çalıştığı halde, kertenkele ateşi üfürmüş, iyice yandırmaya çalışmıştır. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu sebeple kertenkelenin öldürülmesini emretmiştir.' Keza, Hz. Aişe, 'Beytü'l-Makdis yandığı zaman da kertenkelenin ateşi üfürdüğünü' rivayet etmiştir
[31/3 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Abbas (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Kureyş'ten bir grup kendi aralarında konuşurken biz onlara rastladığımızda yanlarına varınca konuşmalarını keserlerdi. Durumu Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'a anlattık. Şöyle buyurdular: 'İnsanlara ne oluyor ki, kendi aralarında konuşurlarken Ehl-i Beytimden bir adamı görünce konuşmalarını kesiyorlar. Allah'a yemin olsun! Onları Allah için ve bana  olan akrabalıkları için sevmeyenlerin kalplerine iman girmez.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (140) - Hds :(6022)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[31/3 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Cüreycin canını fahişelerin yüzünü görmedikçe alma diye beddua etti. Bir gün İsrailoğullları Cüreyc ve ibadete düşkünlüğü hakkında konuşuyorlardı. Güzellliğiyle meşhur bir fahişe de oradaydı. – Eğer isterseniz ben onu baştan çıkarabilirim, dedi ve Cüreyc’in peşine takılıp kendini ona arzetmek istediyse de Cüreyc asla iltifat edip dönüp bakmadı bile. Cüreycin yoldan çıkmayacağını anlıyan bu kadın Cüreycin ibadethanesine sığınan bir çobana geldi ve onunla ilişki kurarak çobandan hamile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince çocuğun Cüreyc’ten olduğunu ileri sürdü. Bunun üzerine halk Cüreycin yanına varıp onu ibadethanesinden çıkardılar. İbadethanesini yıkıp kendisini dövmeye başladılar. Cüreyc ne yapıyorsunuz deyince:
 
-Sen bu fahişe ile zina etmişsin bu çocuğu senden doğurmuş, dediler. Cüreyc:
 
-Çocuk nerededir? diye sordu. Çocuğu alıp ona getirdiler. Cüreyc bırakın beni de namaz kılayım, dedi. Namazı kılıp bitirince çocuğun yanına gelip karnına dürttü ve: Ey çocuk baban kimdir? Diye sordu. Çocuk da:
 
-Babam falan çobandır, diye cevap verdi. Bunun üzerine halk Cüreyc’e dönerek onu öpmeye ve okşamaya başladılar ve:
 
-Sana altından bir ibadethane yapacağız, dediler. Cüreyc ise:
 
-Hayır, ibadethaneyi önceden olduğu gibi çamurdan yapın, dedi ve öylece yaptılar.
 
Beşikte konuşan üçüncü çocuğun durumu da şöyledir: Çocuğun biri günün birinde annesini emerken güzel bir ata binmiş iyi giyinmiş yakışıklı bir adam oradan geçti. Çocuğun annesi: Allah’ım benim çocuğumu da böyle yap diye dua etti. Çocuk memeyi bırakarak atlıya döndü ve onu süzerek:
 
-Allahım beni onun gibi yapma dedi ve sonra emmeye koyuldu.
 
Ebu Hüreyre der ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in şehadet parmağını ağzına koyarak çocuğun emişini hikaye ettiği hali gözümün önündedir
 
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) sözüne şöyle devam etti:
 
Zina ettin, hırsızlık yaptın diye dövülen bir cariye(köle kadın)ın yanından geçtiler. Cariye ise Bana Allahım yeter, O ne güzel vekildir, diyordu. Durumu gören anne çocuğumu bunun gibi yapma diyordu. Çocuk ise yine memeyi bıraktı ve cariyeye bakıp: Allahım beni onun gibi yap, dedi.
 
Bundan sonra anne ile çocuk konuşmaya başladılar. Anne:
 
-Yakışıklı bir adam geçti, Allahım benim oğlumu da bu gibi yap diye dua ettim, sen ise Allah’ım beni onun gibi yapma dedin. O cariyeyi hırsızlık ettin, zina ettin diye döverek götürdüler de ben de Allahım çocuğumu onun gibi yapma dedim sen ise beni onun gibi yap dedin, sebebini anlıyamadım, deyince çocuk şöyle cevap verdi:
 
-O adam zalim ve merhametsizin biri idi, bu sebeple beni bu gaddar gibi yapma, dedim. O cariye ise zina etmediği halde zina ettin, hırsızlık yapmadığı halde hırsızlık yaptın diye dövüyorlardı. Bunun için de beni onun gibi yap diye dua ettim, dedi.(Buhari, Amel Fissalat 7, Müslim Birr 8)
[31/3 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET............ GÜZEL AHLÂK

Bugün, yeryüzünde, değiştirilmemiş, bozulmamış, Allahü teâlânın râzı olduğu tek hak din vardır; o da, İslâmiyyettir.

[Âl-i İmrân, 19 ve 85; Mâide, 3]
Dünyada ve âhırette rahata kavuşmak için, İslâmiyyete uymak, Müslüman olmak lâzımdır.
Bizlere her nîmeti gönderen ve en büyük nîmet olarak, Müslüman yapmakla ve Muhammed aleyhisselâma ümmet kılmakla şereflendiren Allahü teâlâya ne kadar hamd ve şükretsek azdır.
Yüce Rabbimiz; iyi, güzel ve faydalı şeyleri yaratıp, dostunu-düşmanını ayırmadan, herkese gönderiyor. Bu cümleden olarak, Peygamberleri vâsıtasıyla, beşeriyete saadet yollarını göstermiş, iyi-kötü, güzel-çirkin her şeyi onlara öğretmiştir. Dolayısıyla Allahın bize öğrettiği edep ve ahlâk, değişmeyen en güzel ve en doğru ahlâktır.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:” ... Allahü teâlânın ihsânı o kadar boldur ki, günah işleyenlerin rızıklarını kesmiyor. Günahları örtmesi o kadar çoktur ki, emrini dinlemeyen, yasaklarından sakınmayan azgınları, herkese rezîl ve rüsvâ etmiyor ve nâmus perdelerini yırtmıyor. Affı ve merhameti o kadar çoktur ki, cezâyı ve azâbı hak edenlere azap vermekte acele etmiyor. Ni’metlerini, ihsanlarını, dostlarına ve düşmanlarına saçıyor. Kimseden bir şey esirgemiyor...” 
[Mektûbât - C. 3-17]
Tabîî ki, bu dünyada cezaları tehîr edilen kişiler, âhırette hesâba çekilmekten kurtulamayacaklardır. Burada önemine binaen, mühim bir noktanın altını çizerek belirtelim ki, bizim mukaddes dînimizde, Peygamber Efendimizin teblîğâtında, yine çok zengin olan kültürümüzde ve yüksek medeniyetimizde, eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de ailesine, milletine, vatanına ve devletine, İslâmiyete ve Müslümanlara, hatta bütün insanlığa faydalı birer unsur meydana getirmek olmuştur. 
Ali bin Emrullah buyuruyor ki:
“Ahlâk ilmi, çok şerefli, pek kıymetli, en lüzûmlu bir ilimdir. Çünkü rûhun kötülükleri bu ilim ile temizlenebilir. Rûhun iyi huyları, sıhhati, kuvveti bununla kolayca elde edilir. Kirlenmiş, hasta rûhlar, bu ilim yardımı ile temizlenir, iyi ahlâka kavuşurlar.” Peygamber Efendimiz buyurdu ki: 
“İslâm, güzel ahlâktır.” [Deylemî] 
“Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”         [Beyhekî]
Prof. Dr. Ramazan Ayvallı          TÜRKİYE GAZETESİ     
  28.03.2022

 
 
31.03.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[31/3 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Suresi 193
Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın . Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.
[31/3 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Davud,  Tirmizi
lülerinizin iyiliklerini zikredin, kötülüklerini zikretmeyin.
[31/3 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: El-Cebbar: İstediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan.
[31/3 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Abdest Namazı : Hz. Osman -radıyallâhu anh-, insanlara öğretmek için abdest aldıktan sonra:
 
– Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i bu şekilde abdest alırken gördüm. Abdesti bitince de şöyle buyurdu:
 
“Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rekât namaz kılar ve namazda nefsinin vesvesesinden uzak durursa, geçmiş günâhları affedilir.” (Buhârî, Vudû, 24)
 
***
 
Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Bilâl -radıyallâhu anh-’e:
 
“– Bilâl! Müslüman olduktan sonra yaptığın ibâdetler arasında en fazla sevap beklediğin hangisidir? Çünkü ben cennette, senin ayakkabılarının sesini önümde duydum!” diye sordu. Hz. Bilâl de:
 
– Gece veya gündüz abdest aldıktan sonra kılabildiğim kadar namaz kılarım. En fazla sevap beklediğim ibâdet budur, dedi. (Buhârî, Teheccüd, 17)
 
Abdest Namazı Kaç Rekattır: Abdest Namazı 2 rekat olarak kılınır.
 
Abdest Namazı Ne Zaman Kılınır: Namaz kılmanın mekruh olduğu kerahat vakitler haricinde her zaman kılınabilir.
[31/3 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Malik, Dua
Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.
[31/3 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberlik vazifesi
Resûlullah, zor şartlar altında Peygamberlik vazifesine başladı. İnsanlara doğru yolu göstermek için pek çok sıkıntılara katlandı. Yeryüzüne îmânı, adâleti, merhameti, muhabbeti yerleştirmek için çalıştı. İnsanların hem dünyalarını hem de ebedî olan Âhiret hayatlarını kurtarmak için kendisini helâk edercesine büyük bir gayret gösterdi.
 
Peygamber Efendimiz, İslâm’a dâvet ederken en yakınlarından başlamış, zaman ve mekâna göre davranmış, muhâtabının hâlet-i rûhiyesini ve anlayış seviyesini gözetmiş, tedrîcîliğe riâyet etmiş, bulduğu her fırsatı değerlendirmiş, hiçbir zaman zorlaştırmamış, dâimâ kolaylaştırmış, hep müjdelemiş, aslâ nefret ettirmemiştir.
[31/3 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Nas Suresi
Nas suresi, Medine döneminde inmiştir. Nas suresi 6 âyettir. Nas, insanlar demektir.
 
Allah Teâlâ insanları yaratıp maddî ve mânevî nimetleriyle hem bedenen hem de ruhen beslediği, yetiştirdiği, eğittiği için kendi zâtını rab ismiyle anmıştır. Râgıb el-İsfahânî, “m

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17