Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[1/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: 50 - Ganimete Hıyanetin Şiddetle Haram Kılındığı ve Cennete (Mü'minlerden Başka Kimsenin Giremiyeceği Bâbı)
 
323- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâşim b. El-Kâsım rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İkrimetü'bnü Ammâr rivâyet eyledi.
 
(Dedi ki): Bana Simak el-Hanefi Ebû Zümeyl rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Abdullah b. Abbâs rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Ömeru'nü'l-Hattâb rivâyet etti.
 
Dedi ki: Hayber gazasının vuku' bulduğu gün Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in ashabından bir ka'ıkişi gelerek: filân şehîd, filân şehiddir, dediler. Nihayet bir adamın yanına uğrayarak (onun hakkında da) filân şehiddir, dediler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Hayır! Ben onu (ganimetten) aşırdığı bir hırka yahud bir yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.» dedi. Bundan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ey Hattab oğlu! git. de: (cennete mü'minlerden başkası giremez) diye cemaatin içerisinde nida et!» buyurdu. Ben de çıktım ve:
 
Dikkat! «cennete mü'minlerden başkası giremez» diye nida ettim.
 
324- Bana Ebû't-Tahîr rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana İbn Vehb Mâlik b. Enes'den, o da Sevr b. Zeyd ed- Düclî'den, o da İbn Mutîin âzadlısı Ebû’l-Gays Salim’den, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. H.
 
325- Bize Kuteybetü'bnü Said dahi rivâyet etti. Bu hadis onundur.
 
(Dedi ki): Bize Abdülaziz yani İbn Muhammed, Sevr'den, o da Ebû’l-Gays'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Hayber (gazvesin)’e çıktık. Allah da bize fethi müyesser kıldı. Ganimet olarak altın ve gümüş almadık. (Sadece) eşya, yiyecek ve giyecek aldık. Sonra Vâdi'-ye çekildik. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanında bir kölesi vardı. Bu köleyi ona Cüzam kabilesine raensub olan Dubeyb oğullarından Rif â'atü'bnü Zeyd namında bir zât hibe etmişti. Vadiye indiğimiz zaman Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kölesi tahtırevanına girmek için ayağa kalktı. Bu esnada kendisine bir ok isabet etti. Eceli de bundan oldu. Bunun üzerine biz: ona şebadet mübarek olsun ya Resulâllâh! dedik. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (ise):
 
«Hayır!.. Muhammed'in nefsi kabza-i kudretinde olan Allaha yemin ederim ki; Hayber muharebesinde taksim edilmeyen ganimetlerden almış olduğu şu hırka ateş olmuş onun üzerinde alev alev yanmaktadır.» dedi. Herkesi bir korku almıştı. Derken bir zat bir yahud iki adet pabuç tasınası getirdi. Ve:
 
Yâ Resulâllâh! (Bunu) Hayber gününde almıştım; dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ateşden bir papuç tasınası, yahud; ateşten İki papuç tasınası...» buyurdular.
 
Bu hadisi Buhârî «Kitab ü’l-Megâzî » ile «Kitâbü'l-Eymân ve'n-Nüzür» de, Ebû Dâvûd ve Nesâî «Kitabü's-Siyer »de tahric ettikleri gibi İbn Hibbân, Hâkim ve İbn Mendeh dahi rivâyet etmiştirlerdir.
 
Bazıları vak'anm Huneyn'de geçtiğini rivâyet etmişlerse de doğrusu bu hadisde rivâyet edildiği vecihle Hayber'de olmasıdır.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabının tebriklerine: «Hayır!..» diye cevap vermesi ölen adam hakkında verdikleri hükmü reddetmek ve bir kimse hakkında cennetlik veya cehennemliktir diye birden hüküm vermenin doğru olmadığına işaret içindir.
 
Bürde: Çizgili kumaştan yapılmış kaftan veya hırka gibi elbisedir. Müteradifi semle ve nemiradır. Abâe: yağmurluk demektir.
 
Gulûl: Ebû Ubeyde'nin beyanına göre hassaten ganimet malına hıyanet etmektir. Bazıları onun her nevi hıyanete âmm ve şâmil olduğunu söylerler.
 
Hadisde zikredilen vadiden murâd: Medine’ye yakın « Vadilkura» ismini taşıyan köydür.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kölesinin ismi Mid'am idi. Bazıları bu kölenin kerkire olduğunu söylerler. Bu köleyi Rifâ'-atü'bnü Zeyd Hudeybi'ye musâlehasında bir cemaatla Peygamber (salla
[1/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  II. İnönü Zaferi 1921
•  Dünya Kanser Haftası 1-7 Nisan
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.” 
 
Al-i İmran 163
[1/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Biriniz orucunu açacağı zaman hurma ile açsın çünkü hurma bereketlidir.  Eğer hurma bulamazsa orucunu su ile açsın çünkü su temizdir.” 
 
Ebû Dâvûd, Savm 21
[1/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: KANSERDEN KORUNMA ÖNLEMLERİ
 
• Sigara başta olmak üzere tütün ürünlerinin hiçbirini kullanmamak
Sigara kullanımı akciğer kanserinin en sık görülen nedenidir.
• Alkollü içeceklerden uzak durmak
Yapılan araştırmalar, alkolün oral kavite (ağız boşluğu), farinks (yutak), larinks (gırtlak), özofagus (yemek borusu) ve kalın bağırsak (kolorektal), meme ve karaciğer kanseri riskini arttırdığını göstermektedir.
• Sağlıklı kiloya ulaşmak ve bunu korumak
19 yaş ve üzeri erişkinler, beden kütle indekslerini (BKİ) hesaplayarak normal kiloda olup olmadıklarını öğrenilebilirler.
• Yeterli ve dengeli (sağlıklı) beslenmek
• Yeterli düzeyde fiziksel aktivite yapmak
Yetişkinlerin en az 10 dakika olmak kaydıyla haftada ortalama 150 dakika, gençlerin ise her gün en az 60 dakika fiziksel aktivite yapması önerilmektedir.
• Güneş ışınlarına fazla maruz kalmamak, dik geldiği zamanlarda uzak durmak ve koruyucu önlemler almak
• Çalışma ortamlarında kansere neden olabilecek maddelere karşı kaynağında koruyucu önlemler almak
Özellikle kanserojen olduğu bilinen kimyasal maddelerin üretildiği veya kullanıldığı iş yerlerinde çalışan bireylerde bu risk yüksektir.
• Kanser taramalarını düzenli şekilde yaptırmak
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[1/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Emriyle göğün ve yerin (kendi düzenlerinde) durması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yerden (kalkmaya) bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki (dirilmiş olarak) çıkıyorsunuz.
[Rum Sûresi.25]
[1/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBERİMİZ VE MİZAH
İnsanlar yaratılışının gereği birbirleriyle zaman zaman şaka yaparlar. Şaka, hayatın bir nevi tadı tuzudur. Fakat şakanın mutlaka bir dozu olmalıdır. Başkasına maddi veya manevi ba- kımlardan zarar verecek davranışlar şaka olamaz. Başkasının hoşuna gitmeyecek söz ve hareketler de şaka değildir. Muha- tabının, duyduğu zaman hoşlanmayacağı, üzüleceği isimlen- dirmeler, lakap takmalar da şaka değildir. Eskiler güzel bir ölçü koymuş bunun için: Latife latif gerek. Yani yapacağımız lati- feler insanda bir güzellik duygusu uyandırmalı, ince bir dü- şünce olmalı. Latifede Müslümanlar için bir ölçü olan Peygamber Efendimiz, “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma.' buyurmuş ve o da zaman zaman latifeler yapmıştır.
 
LEYL SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 21
âyettir.
Leyl, gece demektir.
Sûrede insanoğlunun iki zıt huyundan, cömertlik ve cimri- likten bahsedilir.
İmanla cömertlik ve imansız- lıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.
 
ÖZLÜ SÖZ
İbret almak istersen, hata sahibi kişilerin akıbetlerine bak da mütenebbih ol. (İmam-ı Şafii)
[1/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Görünen, varlığı aşikar olan
 
Az-Zahir : The Manifest One who is Evident. 
 
 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'O Evvel'dir, Ahir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır.' (Hadid, 3)
Zâhir, varlığı her şeyde açıkça görülen demektir. Çünkü her şey O'nun varlığına delildir. Hiçbir şey yoktur ki varlıkta ortaya çıkarken daha evvel O'nun varlığını isbat etmiş olmasın. Mamafih her görüneni de O zannetmemelidir. Çünkü O, âşikâr olmakla beraber gizlidir de. Duygularla hissedilemeyip hayal ile algılanamayacağı gibi, varlığının hakikatı da, akılların idrak ve kavrayışına sığmaktan münezzehtir. Binaenaleyh O'nun için ne yalnız Zâhir ne de yalnız Bâtın diye hükmetmemeli, hükmü, âtıftan sonraya bırakarak 'Zâhir ve Bâtın' demelidir.  (2)
 
O görünmeyen Zâhir, gizlenmeyen Bâtın'dır. Yardım etme ve rızık vermede Zâhir, varlıkların oluşumunu sağlayan Bâtın'dır. Allah'ın Zâhir oluşu, O'nun her şeyden üstün olmasını gerektirir. (3)
 
Bu İsmi Bilmenin Faydası 
 
Allah'ın bu ismini bilmek, kalbin tek bir ilaha yönelmesini ve ona ibadet etmesini sağlar. Bu isim insana, bütün içtenliğiyle yöneldiği, ihtiyaçlarını ilettiği ve sıkıntılı anlarda sığınıp dayandığı, hiçbir şeye muhtaç olmayan gerçek bir ilahın var olduğunu anlamasını sağlar. Bu anlam kulun kalbinde yer ettiğinde ve kul, Rabb'ini Zâhir ismiyle tanıdığında ibadetleri bir düzen ve intizama girer. Bu ibadetler kendisi için bir sığınak, barınak ve korunacak bir yer olur. Dilediği zaman bu sığınağa girer ve huzur bulur. (3) 
 
Cuma namazından sonra 15 kere 'Yâ Zâhir' ismini okursa batını, iç alemi münevver olur, nurlanır.
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Elmalı Tefsiri, Hadid
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı)  Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
[1/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir müslümanın namaz esnasında, yukarıda ayrı ayrı sayılan namazın farz, vâcip, sünnet ve âdâbını en iyi şekilde yerine getirmeye gayret etmesi ve bu ibadetin mâna ve gayesine aykırı her türlü davranıştan da kaçınması gerekir. Namaza aykırı davranışlar, bu aykırılığın derecesine göre namazın mekruhları ve namazı bozan şeyler şeklinde ikili bir ayırım içinde ele alınır.
A) NAMAZIN MEKRUHLARI
Namazda yapılması hoş karşılanmayan davranışlara 'namazın mekruhları' denir. Genel olarak namaz için öngörülmüş bulunan biçimsel yapıya aykırı olan davranışlar ile namazın gerektirdiği saygı, tâzim, tevazu, boyun bükme ve sükûnet haline de aykırı olan ve namazda kalbi meşgul edecek ve insanı ibadetin gerektirdiği kalp huzurundan ve huşûdan alıkoyacak davranışlar mekruh sayılmıştır. Namaz esnasında elbiseyle veya vücudun bir yeriyle oynamak gibi namazla ilgisi olmayan ve onunla bağdaşmayan bir hareketin yapılması mekruhtur. Çünkü bu şekildeki davranışlar namazın biçimsel yapısına aykırıdır ve aynı zamanda namazın gerektirdiği saygı ve tâzim vaziyetiyle de bağdaşmamaktadır.
Bunun yanında namazın vâciplerinden ve sünnetlerinden birini terketmek de mekruh sayılmaktadır.
Namazın vâciplerinden birini, meselâ Fâtiha sûresini okumayı kasten yani bilerek ve isteyerek terketmek tahrîmen mekruhtur. Bir vâcibin terkedilmesi sebebiyle tahrîmen mekruh olan bu namaz esas itibariyle sahih yani geçerli olup kişiden namaz borcunu düşürür ise de iade edilmesi yani yeniden kılınması vâciptir.
Namazın sünnetlerinden birini, meselâ Sübhâneke okumayı, rükû veya secdelerdeki tesbihleri kasten terketmek mekruhtur. Namazın sünnetlerinden birini terketmek, genel olarak tenzîhen mekruh olmakla birlikte, tenzîhen mekruh sayılan şeylerin bir kısmı tahrîmen mekruha yakındır. Meselâ müekked bir sünneti terketmek, bir vâcibi terketmek derecesine yakın bir mekruhluğu (kerâhet) ifade eder. Müstehap (mendup) olan bir şeyi terketmek ise mekruh olmayıp daha iyi ve faziletli olanı terketmek (terk-i evlâ) sayılır.
Namazda mekruh sayılan şeyler şunlardır:
1. Bir zararın giderilmesi veya namazın tamamlanması amacı olmaksızın namaz dışı bir davranışta bulunmak. Meselâ alnın secde mahalline yerleşmesini engelleyen sarık vb. şeyleri çekmek namazın tamamlanması amacı taşıdığından ve akrep gibi zararlı hayvanları öldürmek de bir zararın giderilmesi amacı taşıdığından mekruh sayılmamıştır. Buna karşılık parmak çıtlatmak, giysisinin kolunu kıvırmak, bunu gerektiren bir özür olmadığı halde -peş peşe olmamak üzere- birkaç adım yürümek, sinek vb. haşeratla meşgul olmak gibi davranışlar mekruhtur. Namaz dışı davranış amel-i kesîr (bk. Namazı Bozan Şeyler) boyutuna varırsa namaz bozulur.
2. Namaza ilişkin fiilleri özürsüz yere, namazın sünnet ve âdâbına uymaksızın yerine getirmek. Meselâ bir özrü olmaksızın duvar, direk, baston vb. bir şeye hafifçe yaslanmak; daha dizleri yere koymadan elleri yere koymak, secdeden kalkarken dizleri ellerden önce kaldırmak; oturuşlar esnasında bağdaş kurmak veya dizleri dikmek; kıyam esnasında elleri yana bırakmak; erkekler için secde esnasında kolları tamamıyla yere yapıştırmak böyledir.
3. Kıyam, rükû ve secde aralarındaki tekbir ve zikirleri kendi yerlerinden sonraya bırakmak. Meselâ kıyamdan rükûa vardıktan sonra 'Allahüekber' demek, rükûdan doğrulduktan sonra 'Semiallahu limen hamideh' demek mekruhtur. Rükû tekbiri alınmaya ayakta iken başlanmalı, rükûa varırken bitirilmelidir. Söz ile fiil eş zamanlı olmalıdır.
4. Namazda esnemek, gerinmek ve boğazı açıyormuş gibi yapmak. Mümkün olduğunca esnemeyi önlemeye çalışmalı, esnemek durumunda kalınca sağ el ile ağzı kapatmalıdır. Nezle vb. sebepten burnu akan kişi, burnunu mendille siler. Grip olan kişi de öksürecek olduğunda ağzını eliyle veya mendiliyle kapatmalıdır. Bu d
[1/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim! Bana tarafindan hayirli bir nesil bagisla Süphesiz sen duayi hakkiyla isitensin, dedi (AL-İ İMRAN/38)
 
Biz O'na Ishak ve (Ishak'in oglu) Yakub'u da armagan ettik; hepsini de dogru yola ilettik Daha önce de Nuh'u ve O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'i, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yi ve Harun'u dogru yola iletmistik; Biz iyi davrananlari iste böyle mükâfatlandiririz  (EN'AM/84)
 
Kralin su kabini ariyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahsis) var dediler (Içlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi (YUSUF/72)
 
'Ihtiyar halimde bana Ismail'i ve Ishak'i lütfeden Allah'a hamdolsun! Süphesiz Rabbim duayi isitendir'  (İBRAHİM/39)
 
Dogrusu ben, arkamdan is basina geçecek olan yakinlarimdan endise ediyorum Karim da kisirdir Tarafindan bana bir veli (ogul) ver  (MERYEM/5)
 
Melek: Ben, yalnizca, sana tertemiz bir erkek çocuk bagislamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi  (MERYEM/19)
 
Nihayet Ibrahim onlardan ve Allah'tan baska taptiklari seylerden uzaklasip bir tarafa çekildigi zaman biz ona Ishak ve Yâ'kub'u bagisladik ve her birini peygamber yaptik  (MERYEM/49)
 
Onlara rahmetimizden bagista bulunduk; kendilerine hakli ve yüksek bir söhret nasip ettik  (MERYEM/50)
 
Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardesi Harun'u bir peygamber olarak armagan ettik  (MERYEM/53)
 
Ona (Ibrahim'e), Ishak'i ve fazladan bir bagis olmak üzere Ya'kub'u lütfettik; herbirini sâlih insanlar yaptik  (ENBİYA/72)
 
Biz onun da duasini kabul ettik ve ona Yahya'yi verdik; esini de kendisi için (çocuk dogurmaya) elverisli kildik Onlar (bütün bu peygamberler), hayir islerinde kosusurlar, umarak ve korkarak bize yalvarirlardi; onlar, bize karsi derin saygi içindeydiler  (ENBİYA/90)
 
(Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karsilik mi istiyorsun? Rabbinin verecegi daha hayirlidir O, rizik verenlerin en hayirlisidir  (MÜ'MİNUN/72)
 
(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydinlatacak esler ve zürriyetler bagisla ve bizi takvâ sahiplerine önder kil! derler  (FURKAN/74)
 
Ben (simdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayim elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler (Elçiler, hediyelerle) Süleyman'a gelince söyle dedi: Siz bana mal ile yardim mi ediyorsunuz? Allah'in bana verdigi, size verdiginden daha iyidir Hediyenizle (ben degil) siz sevinirsiniz  (NEML/35-36)
 
Ona Ishak ve Ya'kub'u bagisladik Peygamberligi ve kitaplari, onun soyundan gelenlere verdik Ona dünyada mükâfatini verdik Süphesiz o, ahirette de sâlihler (zümresin) dendir  (ANKEBUT/27)
 
O : 'Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver', dedi  (SAFFAT/100)
 
Biz Davud'a Süleyman'i verdik Süleyman ne güzel bir kuldu! Dogrusu o, daima Allah'a yönelirdi  (SAD/30)
 
Süleyman: Rabbim! Beni bagisla; bana, benden sonra kimsenin ulasamayacagi bir hükümranlik ver Süphesiz sen, daima bagista bulunansin, dedi  (SAD/35)
 
Göklerin ve yerin mülkü Allah'indir Diledigini yaratir; diledigine kiz çocuklari, diledigine de erkek çocuklari bahseder  (ŞURA/49)
 
Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'i ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarin yerlerine ulasmasini menedenlerdir Eger (Mekke'de) kendilerini henüz tanimadiginiz mümin erkeklerle mümin kadinlari bilmeyerek çignemeniz sebebiyle üzüntüye kapilmaniz ihtimali olmasaydi (Allah savasi önlemezdi) Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmistir Eger onlar birbirinden ayrilmis olsalardi elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptirirdik  (FETİH/25)
[1/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: KUR'ÂN VE HADİSE UYMAYA DAİR
 
52 - İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şunu söylemiştir: 'Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetce asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti'.
 
Muvatta, Kader 3, (2, 899).
 
53 - Yezid İbnu Erkam (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ' Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu, Allah'ın Kitabı'dır. Semâdan arza uzatılmış bir ip durumundadır. (Diğeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim'dir. Bu iki şey, cennette Kevser havuzunun başında bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacağınızı siz düşünün'
 
Tirmizî, Menâkıb 77, (3790).
 
54 - İrbâz İbnu Sâriye (radıyallahu anh) dedi ki: 'Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok mânidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: 'Ey Allah'ın Resûlü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?' dedi. 'Size, buyurdu, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefâ-i Râşidîn'in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de dalalettir, sapıklıktır.'
 
Tirmizî, İlim 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne 6, (4607).
 
55 - Mikdâm İbnu Ma'dîkerib (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: 'Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz' diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir'
 
Ebu Dâvud, Sünne, 6, (4604); Tirmizî, İlm 60, (2666); İbnu Mace, Mukaddime 2, (12).
 
Ebu Dâvud'un rivayetinin baş kısmında şu ziyâde vardır: 'Haberiniz olsun, bana Kitap ve bir o kadar da (sünnet) verildi.' Rivayetin gerisi yukarıdaki mânada devam eder.
 
Ebu Dâvud'un rivayetinin sonunda şu ziyade de mevcuttur: 'Haberiniz olsun (Kur'an'da zikri geçmiyen) ehlî eşeğin eti de size helâl değildir, vahşi hayvanlardan parçalayıcı dişi (köpek dişi) olanlar, keza muâhedeli olanların yitikleri de haramdır. Ancak eşya sâhibi, ihtiyacı olmadığı için, kasden terketmişse o müstesna. Bir kimse bir kavme uğradığı zaman, ona ikram etmek, o kavme vazife olur. Şayet ikram etmezlerse, o kimse, hak ettiği ikramın mislince onları cezalandırır.'
 
56 - Ebu Mûsa Abdullah İbnu Kays el-Eş'arî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidâyetin misali, bir araziye düşen yağmur gibidir. (Bilindiği üzere), bazı araziler var, tabiatı güzeldir, suyu kabul eder, bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısım arazi var, münbit değildir, ot bitirmez, ama suyu tutar. Onun tuttuğu su ile Cenab-ı Hakk insanları yararlandırır: Bu sudan kendileri içerler, hayvanlarını sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir araziye daha isabet eder ki, bu ne su tutar ne ot bitirir.
 
Bu temsilin biri Allah'ın dininde ilim sâhibi kılınana delalet eder, böylesini Allah benimle göndermiş olduğu hidâyetten yararlandırır; yani hem öğrenir, hem öğretir. Temsilden biri de, buna iltifat etmeyen Allah'
[1/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Süheyb İbnu Sinân (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sâdece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır'. 
Müslim, Zühd 64, (2999).
[1/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
[Bakara Sûresi.77]
[1/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!” (Kehf, 18/10)
[1/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem büyük bir insan, insan da küçük bir âlemdir.[Farabi]
[1/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.DIHYE BİN HALİFE EL-KELBİ
 
Hayatının ilk ve son yılları hakkında pek bilgi edinilemeyen Hz. Dihye (r.a) geç müslüman oldu. Ashabın büyüklerindendir. Kuzey Arabistan'daki Kelp kabilesine mensuptur. Eşi ve çocukları hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. 
 
Bedir gazasından önce müslüman olduğu halde bu savaşa katılmamış fakat Uhud gazvesinden itibaren önemli savaşlarda bulunmuş bir seriyyenin de kumandanlığını yapmıştır. Künyesi yoktur. Kızkardeşi Şeraf binti Halifetülkelbi, meşhur kadın sahabelerdendir.
 
Hz. Dihye b. Halife el-Kelbi (r.a) yüzünün ve endamının güzelliği bakımından o devirde yaşayan insanların en güzeli idi. Kadınların fitnesinden korunması için Hz. Peygamber (s.a.v) çarşıda yüzü kapalı dolaşmasını istediği rivayeti vardır. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir idi. İslamiyet'ten önce de Hz. Peygamber'in dostu idi. Bir rivayete göre ortağı idi. Ticaret maksadıyla bir çok seferler yapmış ve o çevreyi ve insanlarını yakından tanımıştır. 
 
Peygamberimizin habercilerinden biriydi. Yaptığı seyahatlerden her döndüğünde mutlaka Peyamberimize hediyeler getirirdi. Peygamberimizin de ona hediyeler verdiği bilinmektedir.
Ruhul-Beyan tefsirinde müslüman oluşu geniş olarak anlatılmaktadır. Buna göre; Peygamberimiz Kelbi'nin müslüman olmasını bilhassa arzu ediyordu. Zira onun müslüman olmasıyla eli altındaki yediyüz kişilik ehl-i beyti de müslüman olacaklardı.
 
Dihye'nin İslamı kabul etmeye karar vermesi üzerine Hz. Allah (c.c) vahyiyle durumu bildirdi. Ashabına 'Dihye'ye teenni ile davranın' buyuran Rasulüllah (s.a.v) O içeri girince de ridasını sırtından çıkarıp Dihye'nin önüne serdi, 'Şu ridanın üzerine otur!' diye işaret ettiler. Dihye bu kereme tahammül edemeyip ağladı. Ridayı alıp başına koydu. Yüzüne gözüne sürdü.
 
Kelime-i tevhidi huzur-u Risalet penahi'de getirdikten sonra malını ve canını ortaya koyduğunu, nasıl dilerse öyle davranacağını söyledi. Günahlarının keffaretinin ne olduğunu sordu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) 'lailahe illallah' demekle geçmiş günahlarının affedildiğini bildirdi. Hz. Peygamber heyetler tertip ederek komşu kabile ve devlet başkanlarına dine davet mektupları göndermiştir. Bunlardan Bizans İmparatoru Hirakl'e yazılan mektup, Dihye b. Halife tarafından hicretin yedinci yılı Muharrem'inde götürülmüştür. O sıralarda Filistin'de bulunan krala mektubu bizzat vermiştir. 
 
Hirakl, Hz. Peygamber'in mektubunu okuduktan sonra Rumiye'de oturan yakın dostu Dağatır'a götürmesini ve İslamiyet hakkında onunla görüşmesini istedi. Zaten Dağatır'a da ayrı Hz. Peygamber'den bir mektup getiren Hz. Dihye onun yanına gitti. Dağatır, İslamiyet'i hemen kabul etti. Kiliseye gidip Rumlar'a İslamiyet'i kabul etmelerini teklif etti. Fakat onlar Dağatır sözlerini bitirir bitirmez hep birden üzerine atıldılar ve onu döverek öldürdüler.
 
Bir mucize olarak Peygamberimiz'in elçileri gönderildikleri ülkelerin lisanlarını bellediler ve onlarla kendi dilleriyle konuştular. Bu meyanda Hz. Dihye'nin Rumca bildiği kitaplarda kaydedilmektedir.
 
Cebrail (a.s) insan suretinde vahiy getirdiği zaman çoğu kez Hz. Dihye'nin suretinde gelirdi. Bu vahiy şekli Hz. Peygamber'e en kolay olanı idi. Dihyetül Kelbi hane-i saadete geldiğinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e de hediye getirirdi. Hatta onlar Dihye'nin ceplerini ararlardı. Bir defasında Hz. Cebrail'i Dihye sanıp ceplerini aradılar, bir şey bulamadılar. İşin nedenini Hz. Peygamber (s.a.v) açıklayınca, Cebrail (a.s)'ın Cennet'e uzanıp taze üzüm ve narı Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e ikram ettiği de rivayet edilmiştir.
Hz. Peygamber'in vefatından sonra Hz. Ebu Bekir (r.a) zamanında Suriye taraflarındaki savaşlara iştirak etti. Hz. Ömer (r.a) devrinde Şam valisi tarafından Tedmür'ün fethi ile görevlendirildi. Bu şehri İslam hudutları içine soktu. Yermuk savaşında da bulundu.
 
Suriye'nin fethinden sonra Şam'ın Mizze sem
[1/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Torunu Ulu Arif Çelebi'nin Doğumu
 
     Mevlâna'nın sevgili oğlu Sultan Veled'in on, oniki çocuğu olmuşsa da. bunlardan yalnız Mutahhara ve Celâle adında iki kızı yaşamış, diğerleri daha pek küçükken bu âlemden göçüp gitmişlerdi. Mevlâna bir erkek toruna hasret çekiyordu.
    Derken, Sultan Veled'in karısı Fatma Hatun'un yeniden gebe olduğu haberi Mevlâna'ya ulaşmıştı. Mevlâna, bu defa gelininin fazla dikkatli olmasını, ağır işlerde çalışmamasını, her arzusunun yerine getirilmesini tavsiye etmiş, doğum gününü beklemeye başlamıştı. Gerçekten bir süre sonra 7 Haziran 1272 Salı günü, Fatma Hatun normal bir doğum yaparak, nur topu gibi bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Mevlâna'ya ilk müjde ulaştırıldığı zaman, koşarak lohusa odasına girmiş, Fatma Hatun'un başına altınlar saçmış, kundaklanan bebeği geniş kollu hırkasına sararak hücresine götürmüştü. Sevinç göz yaşlan döken Sultan Velede:
— Veled . ben bu çocukta yedi velinin nurunu görüyorum, Yüce Allah, o nurları onun canına yoldaş etmiştir!
demişti. Sultan Veled:
— Bu nurlar içinde sizinki de vardır, değil mi? diye sorunca, Mevlâna şu cevabı vermişti:
— Evet, bizimki de: yani Baha Veled. Seyyid Burhaneddin, Şemş-i Tebrizî. Şeyh Selâhaddin. Çelebi Hüsameddin, benim ve şenin.. Bu çocuk bizim arifimizin nurları. Şimdi. O'nun adı Feridun olsun. Bu onun anne babasının yani Şeyh Selâhaddin Feridun'un adıdır. Fakat siz ona Emir Arif diye sesleniniz. Çünkü şen beni Hüdâvendigâr diye çağırıyorsun, adımı hiç söylemiyorsun. Torunuma bu ad, benim mânevi bir hediyem olsun.' Adını Çelâleddin Emir Ârif 'diye yazsınlar..
Mevlâna'nın sevinci büyüktü. Torununa ifhafen şöyle bir gazele başladı:
'Kutlu olsun Feridun bize. Çünkü o din sultanı olacak. Gökteki ay gibi parlak ve aydın, tatlı şekerlerle dolu olsun. Feridun'
'Mısır gibi şekerlerle dolu, tatlı olsun hep.. Saadet meydanında top oynatsın, devlet atını eğerlesin, sevgi ue temizlik içinde her türlü düşmanlıktan uzak, kinden arı-duru, ay gibi ikbal burcunda doğsun..'
Yüzünde celâl nurları parlayan bu yavruyu Mevlâna'nın eşi Kerra Hatun büyütüyor, Mevlâna onu kimseye bırakmıyordu. Daha altı aylıkken bir gün beşiğine yaklaşan Mevlâna, çocuğun üzerine eğilerek, 'Arif. Allah Allah de..' dedi. Çocuk 'Allah, Allah' demeye başlad. Mevlâna, O'nun ağzına öpücükler konduruyor. 'Yarının şeyhi Ârifimizdir' diyordu.
Küçük Arife 'Allah' nidaları, ney ve rebab şeşleri ninni oluyor, büyüyordu.
O. dedesi Mevlâna'dan sonra da çok büyüyerek 'Ulu Ârif Çelebi' olacak, babası. Sutan Veled'den sonra posta oturacak, Mevlevîliği kuranlar, teşkilatlandıranlar arasında ön safı alacaktı. Yalnız bununla kalmayacak, yüzyılarca devam edegelen Mevlâna torunları. Çelebiler onun soyundan gelecektir.
Ne yazık ki Mevlâna, bu sevgili torununu ancak bir buçuk yıl görebilmişti.
[1/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:
- Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.
Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:
- Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)
- Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
 
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem bir gün ashabıyla otururken bir an kıyametten bahsetmeye başladı. Anlatır ... anlatır, kıyamet günü kulun amellerine konu gelir. 
Kıyamet günü birçok kimse Tehame kadar sevapla gelir. Allah Teala onların amellerini boşa çıkarır.
Bu dehşetli tablo karşısında ürperen Salim Mevla Huzafe Hazretleri atılarak; 
-Anam babam sana feda olsun ya Resulullah, Biz o kavmi nasıl tanıyacağız? 
-Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum. 
-Ey Salim! Onlar oruç tutarlar namaz kılarlar ama kendilerine haramdan bir şey teklif edildiği zaman Allah Teala'dan korkmadan haram işlerler. İşte Allah onların amellerini kabul etmez.
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
 
Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: 'Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık'. Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu. 
Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken: 
'Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi.' Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan. 
Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi. 
Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini. 
Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı. 
Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken : 
'Canım' dedi, hıçkırıp ağlayarak. 
'Benim güzel evlad
[1/4 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: ÂŞİR
 
İslâm devletlerinde, şehir dışında durarak; müslüman tüccârdan o anda yanında bulunan ticâret malının zekâtını, müslüman olmayanlardan ise, gümrük denilen vergiyi toplayan me'mur. Hükûmetin âşirlerle müslüman tüccardan zekâtları toplaması, onların bu ibâdeti yerine getirmelerine yardımcı olmak içindir. ( İbn-i Hümâm) İslâm devletlerinde yaşayan zımmî (gayr-i müslim vatandaş) ve harbî (İslâm hükûmetinden izin alarak, müslüman memleketine giden pasaportlu gayr-i müslim) tüccârın, mal ve can güvenliklerinin korunmasına karşılık her çeşit ticâret mallarından alınan v ergiler de âşirler tarafından toplanırdı. (İbn-i Âbidîn) Amr bin Şuayb şöyle rivâyet etti  Müslüman olmayan Menbic halkı, hazret-i Ömer'e mektûb yazarak; 'Bize memleketine girmemize izin ver, ticâret yapalım. Biz kazanır size de vergi veririz' dediler. Hazret-i Ömer, Eshâb-ı kirâmı (Peygamber efendimizin a rkadaşlarını) toplayıp, mes'eleyi istişâre etti, görüştü. Uygun görülünce, âşirler vâsıtasıyla uşr (gümrük vergisi) denilen bir vergi almaya karar verdiler. Harbîlerden ilk gümrük vergisi, hazret-i Ömer zamânında alındı. (İmâm-ı Ebû Yûsuf)
[1/4 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Hendek savaşı hakkında bilgi verir misiniz?
 
Mekkeli Müşrikler Uhud Muharebesi’nde kesin bir zafer kazanamamışlardı. Ayrıca Uhud Muharebesi’nden sonra Müslümanlar, Medine’nin doğusuna ve kuzeyine bazı seferler yaparak Mekke kervanlarının Mısır, Suriye ve Irak yolunu kapattırmışlardır. Mekkeli Müşrikler kendi birliklerinin yanı sıra, Ehabiş, Kinane, Tihame, Gatafan, Fezare, Beni Esed ve Necd kabilelerinden de paralı askerler aldılar. Onların harekete geçtiğini haber alan Müslümanlar, öncelikle savaş için strateji belirlediler. Buna göre açıkta savaşılmayacak, savunma savaşı verilecekti. Savunmayı kolaylaştırmak amacıyla Selman-ı Farisi’nin teklifiyle şehrin (Medine) bazı stratejik yerlerine hendekler kazılmasına karar verildi. Ayrıca kadın ve çocuklar da zarar görmemeleri için şehirdeki bazı kulelere yerleştirildiler. Sel’ dağında karargah kuran Müslümanlar, küçük gruplara ayrılarak hendeği korumaya ve muhtemel hendeği aşma girişimlerini engellemeye çalıştılar. Bir iki girişim dışında Müşrikler hendeği aşmayı denemediler. Savaş karşılıklı ok atışlarıyla geçti. Yiyecek stoklarının tükenmesi ve kuşatmanın etkisiz kalması nedeniyle müşrikler, Beni Kurayza Yahudilerini savaşa katılmaları için razı ettiler. Buna göre, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e saldırmazlık sözü veren Beni Kurayzalılar, Müslümanları karadan vuracaklardı. Ancak durumu haber alan Hz. Muhammed (s.a.s.), bazı ufak birlikleri bu yöne sevk etti. Bunu duyan Beni Kurayzalılar önemli bir girişimde bulunamadılar. Yalnızca bazı Yahudilerin, ailelerin bulundukları kulelere başarısız saldırma girişimleri oldu. Bunların birinde Hz. Muhammed (s.a.s.)’in halası Safiyye, kuleye tırmanan bir Yahudi’nin başını keserek diğer Yahudilerin önüne attı. Müşriklerin kuşatması 23 gün sürdü. Soğukların artması, hatta çıkan bir fırtınanın çadırlarını dağıtması sebebiyle Müşrikler, kuşatmayı kaldırdılar. Böylece Hendek Muharebesi müşrikler için bir hezimet olarak tarihe geçti (5/627).
[1/4 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: HACCIN KISIMLARI
 
 
 
Hükmü itibariyle hac, farz, vâcib ve nâfile olmak üzere 'üç' kısımdır.
 
Farz olan hac: Belirli şartları hâiz olan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları gereken hacdır. Bu şartların neler olduğu yerinde açıklanacaktır.
Vâcip olan hac: Üzerine farz veya vacip olmadığı halde, bir kimsenin adayarak üzerine vacip kıldığı hacdır. Başladıktan sonra bozulan nâfile haccın, kazasıda vâciptir.
Nâfile hac: Farz olan hac edâ edildikten sonra, ikinci, üçüncü defa yapılan hac nâfile olduğu gibi, haccetmekle yükümlü olmayan çocuk veya kölenin yapacağı hac da nâfile olur.
[1/4 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ مِنَ الذُّنُوبِ ذُنُوبًا لَا يُكَفِّرُهَا إِلَّا الْهَمُّ فِي طَلَبِ الْحَلَالِ. (الجامع الصغير(
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Günahlardan öyleleri vardır ki onlara ancak helâl kazanç uğrunda çekilen sıkıntılar keffâret olur, onları temizler.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
 
01 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: HELÂL KAZANMAK FARZDIR
 
Cenâb-ı Hak, geçimlerini sağlamak ve ibadetlerine yardımcı olmak üzere çalışıp kazanmayı kullarına farz kılmıştır. Her Müslümana ilmihâli öğrenmek farz olduğu gibi helâlinden kazanmak da farzdır.
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki:
 
“Helâl kazanmak, her Müslümana farzdır.”
 
“Helâl kazanmak, Allah yolunda düşmanlarla çarpışmak gibidir. Kim helâlinden kazanmak uğrunda yorgun hâlde gecelerse, muhakkak bağışlanmış olarak geceler.”
 
Bir gün Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Sa‘d bin Muâz radıyallâhü anh ile musafaha etmişti. Sa‘d Hazretlerinin ellerinin nasırlanmış olduğunu görünce, sebebini suâl ettiler. O, “Ailemin geçimini sağlamak üzere kazma ve kürek ile hurmalığımda çalışıyorum.” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “İşte bunlar, Allâhü Teâlâ’nın sevdiği ellerdir.” buyurdular.
 
Buradan anlaşılacağı üzere kişi, ailesinin zarûrî ihtiyaçlarını temin için çalışırken bile yüksek derecelere nâil olabilir. Zira o, Allâh’ın farz kıldıklarını yerine getirmeye imkân kazanmak için çalışmaktadır.
 
İnsan, farzları edâ etmek için, beden kuvvetine muhtaçtır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Müminin bedeni, bineğidir. Öyleyse ona iyi baksın.” Yani kâfî olan miktarı nefsinden kesmesin, buyurmuştur. Bu ise ancak, çalışıp kazanmakla elde edilir. Yine namaz için abdest, abdest için suyu koyacağı bir kap vesaire gerekir. Namazı kılmak için setr-i avret (avret mahallini örtmek) de şarttır. Setr-i avret, elbise ile olur. İşte bu gibi farzların yapılabilmesi için gereken her şey, çalışmakla elde edilir.
 
Hadîs-i şerîfte, “İbadet yahut cihâd, on cüzdür. Dokuzu helâl kazanmaktır.” buyurulmuştur. Yani ailesinin ihtiyaçlarını görmek için helâlinden kazanmak da bir ibadettir.
 
 
 
01 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'Gönül yarasından sakınmak gerekir, çünkü onun cihanda merhemi yoktur. Elinden geliyorsa gönül yıkma, çünkü yıkık gönlün ahı âlemi yıkar.' Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Kur’an ve Bereket Ayı
 
Büyük âlim ve sûfî İmâm-ı Rabbânî [kuddise sırruhû] ramazan ayı için der ki:
 
 Ramazan ayı bütün hayır ve bereketleri kendinde toplamıştır. Sene içinde herhangi bir yolla kişiye ulaşan bütün bereket ve hayırlar, kıymeti büyük olan ramazan ayının bereket deryasından bir damladır. Bu ayda sağlanan toparlanma hali, sene boyunca elde edilecek olan toparlanmanın sebebidir. Bu ayda düşülen dağınıklık hali ise sene boyunca dağınıklığa yol açar.
 
Ramazan ayı, kendisinden hoşnut ve razı olduğu halde ayrılan kimseye ne mutlu! Ramazan ayı, kendisine kızgın ve kendisinden memnun olmadığı halde ayrılan kimseye de yazıklar olsun. Çünkü o kimse, birçok bereket ve hayırdan mahrum kalmıştır.
 
Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmenin sünnet oluşu, bu ayın bütün kemalat ve bereketlere erişmeye vesile olmasındandır. Ramazan ayı ile Kur’an hatmini bir araya toplayan kimsenin, ramazan ayının bereket ve hayırlarından mahrum kalmaması umulur. Bu ayın gündüzlerinde bulunan bereket diğer aylarınkine benzemez. Gecelerinde bulunan hayırlar da başka ayların geceleri ile kıyas edilemez. 
 
Semerkand Takvimi
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
 
(Nisâ, 4/58)
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Size cehenneme girmeyecek kimseleri bildireyim mi? Cana yakın, uysal, yumuşak huylu ve kolay geçinilen herkes.
 
(Al-Tirmidhi)
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ya Rabbi! Biz , başkasına değil, yalnız senin rab oluşunu kabul eder ve ancak sana boyun eğeriz. Ancak sana itaat etmekle iç huzuru ve gönül ferahlığı buluruz. Çünkü bütün korku ve ümidimizin ilk ve son kaynağı yalnız sensin. Sen korku vermezsen korku yok. Sen ümit vermezsen ümit yok. Sen lezzet duyurmadın mı her şey elem, sen elem duyurmadın mı herşey lezzet.
 
(Elmalılı Hamdi Yazır)
[1/4 22:15] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Mümit
 
Varlıkların hayatlarına son veren, canlarını alan
[1/4 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Beni Kendinle Meşgul Eyle
 
   Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı. Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeğe gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı. 
 
 O da;  
 
 'Yâ Rabbî! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat âcizliğimden sabredemiyorum.' diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı.  
 
 Bir ses duyuldu:  
 
 'Ey Râbia, istersen dünyâ nîmetlerini üstüne saçayım. İstersen, üzerindeki dert ve belâları kaldırayım. Fakat bu dertler, belâlar ile dünyâ bir arada bulunmaz.'  
 
 Bu sözü işitince;  
 
 'Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma.' diye duâ etti.  
 
 Bundan sonra dünyâ zevklerinden öyle kesildi ki; kıldığı namazı; 
 
 'Bu benim son namazımdır.' diye huşû ile kılar, hep Allahü teâlâ ile meşgûl olurdu. Hattâ birisi gelip kendisini Allahü teâlâ ile meşgûliyetten alıkoyar korkusuyla; 
 
 'Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın.' diye duâ ederdi.
[1/4 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
İmam Malik anlatıyor: İbnu'l-Müseyyeb'i, Humeyd İbnu Abdirrahman İbni Avfı, Ubeydullah İbni Abdillah İbni Utbe'yi, Süleyman İbnu Yesar'ı dinledim, hepside Ebu Hüreyre'nin şöyle söylediğini işitmiş olduklarını bildirdiler: 'Ben Hz. Ömer (ra)'i dinledim. Demişti ki: 'Bir kadın kocası, bir veya iki talakla boşayıp, kadını (iddeti bitip de başkasına) helal oluncaya kadar bıraksa, kadın da bir başka erkekle evlense, u ikinci koca ölse veya kadını boşasa, sonra kadın tekrar ilk kocası ile evlense, bu kadın onun yanında, önceden baki kalan talakdar) üzerine olur.' İmam Malik der ki: 'İşte bu, hiç bir ihtilaf olmaksızın kabullendiğimiz sünnettir.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Talak 77, (1, 586)
 
Hadisin Açıklaması:
Bu rivayet, bir kadın bir veya iki talakla boşanıp, iddetin dolması ile talak-ı bâin hâsıl olunca ikinci bir erkekle evlendikten sonra meşru şartlar çerçevesinde eski kocasına tekrar yeni bir evlilikle  dönmesi durumunda, talak adedinin önceki boşanmadan bâki kalan miktar üzerine olacağını ifade eder.
 
İmam Mâlik, Dâru'ssünne olan Medine'de bu görüşün benimsendiğini belirtir. Eimme-i selâse, Sahâbe ve Tâbiîn'in cumhurları da bu görüştedir. Bunlara göre, ikinci koca, üçten aşağı talakları ketmedemez (yok edemez). Çünkü o,  evlenmezden önce evvelkinin kadına ricatine mani olamaz.
 
Ebu Hanîfe ve Sahâbe ve Tâbiînden bazıları ise, ikinci kocanın üçü ketmettiği gibi üçten aşağı talakları da ketmedeceği görüşündedirler. Öyle ise, bunlara göre kadın önceki kocaya döndü mü, bununla ismet-i kâmile üzere olur yani üç talâk bağıyla evlenir
[1/4 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Abdullah İbnu Amr anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teala hazretleri beni kendisine Halil ittihaz etti, tıpkı İbrahim aleyhiselam'ı Halil ittihaz ettiği gibi. Kıyamet günü, cennette benim  menzilimle Aleyhisselam'ın menzili yüz yüzedir. Abbas da  aramızda, iki halil arasında  bir mü'mindir.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (141) - Hds :(6023)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[1/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: BÖLÜM: 33
 
YETİM KİMSESİZ VE ZAYIFLARI KORUYUP GÖZETMEK
 
قال الله تعالى : وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ..
 
“... Mü’minlere kol kanat ger, alçak gönüllü ol ve onları koru.” (15 Hıcr 88)
 
قال الله تعالى : وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهعَهُ وَلاَ تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا.
 
(
“Ve Rabbinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O’na yalvarıp yakaranlarla birlikte sen de sabret. Dünya hayatının cazibesine kapılarak gözlerini onlardan ayırma” (18 Kehf 28)
 
قال الله تعالى : فَاَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ وَاَمَّا السَّائِلَ فَلاَ تَنْهَرْ.
 
(
“O halde yetime haksızlık yapma ve yüzünü ekşitme, yardım isteyeni de hangi çeşit olursa olsun boş çevirme...” (93 Duha 9-10)
 
قال الله تعالى : اَرَاَيْتَ الَّذِى يُكَذِّبُ بِالدِّينِ فَذَلِكَ الَّذِى يَدُعُّ الْيَتِيمَ وَلاَ يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ..
 
“Gördün mü şu dini veya ahiretteki ceza ve mükafatı yalan sayanı. İşte o tip kimseler yetimi itip kakarlar. Fakir ve muhtaçları doyurmaya çalışmadığı bir yana başkalarına bu iş için ön ayak bile olmazlar.” (107 Maun 1-3)
 
262- عَنْ سَعْدِ بْنِ اَبِى وَقَّاسٍ
 
قال : كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ
سِتَّةَ نَفَرٍ فَقال الْمُشْرِكُونَ لِلنَّبِيِّ
: اطْرُدْ هَؤُلاَءِ لاَ يَجْتَرِئُونَ عَلَيْنَا قال : وَكُنْتُ أنا وَابْنُ مَسْعُودٍ وَرَجُلٌ مِنْ هُذَيْلٍ وَبِلاَلٌ وَرَجُلان لَسْتُ أُسَمِّيهِمَا , فَوَقَعَ فِي نَفْسِ رَسُولِ اللَّهِ
مَا شَاءَ اللَّه ُأن يَقَعَ فَحَدَّثَ نَفْسَهُ , فَأنزل اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ : وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ. .
262: Sa’d ibni Ebi Vakkas (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz altı kişi Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında oturuyorduk. Bu durumu gören müşrikler: Şunları yanından kov bize karşı saygısızlık etmeye kalkışmasınlar, dediler. Orada benden başka Abdullah ibni Mes’ud, Hüzeyl kabilesinden biri, Bilal ve şu anda isimlerini veremeyeceğim iki kişi daha vardı. Nihayet Rasulullah’ın kalbine Kureyş büyüklerinin kalblerini islama ısındırmak için bizleri huzurundan uzaklaştırmak geçmişti ki Allah hemen 6 Enam 52 ayetini indiriverdi: (Rabbinin hoşnutluğunu umarak sabah ve akşam ona yalvarıp yakaranları kovma).” (Müslim, Fezailüssahabe 46)
[1/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: YURDUMUZ............ 16 İLİN GEÇİŞ NOKTASI

Doğu Anadolu bölgesini batıya bağlayan Malatya çevre yolunun birinci etabı açıldı. Malatya’nın kara, hava ve demir yolu ulaşım ağlarını buluşturan konumuyla 16 ilin geçiş noktasında bulunuyor. Mevcut Akçadağ-Darende-Gölbaşı ayrımından Pütürge ayrımına kadar uzanarak şehir geçişini sağlayan 35,5 kilometrelik şehir geçişini rahatlatan Malatya çevre yolu hayata geçirildi.

Bu projede; 13 kavşak köprüsü, 5 alt geçit köprüsü, 3 demir yolu köprüsü ve 4 hidrolik köprü olmak üzere toplam 2.166 metrelik 25 köprü bulunuyor. Yolun güzergâhı Malatya-Gölbaşı ayrımı-Darende kavşağından başlayıp doğu istikametine yöneliyor ve Elazığ-Malatya ayrımı-Pütürge kavşağında sona eriyor. Açılışı yapılan birinci kısım kapsamında 17,4 kilometrelik Darende-Gölbaşı-Sivas ayrımı kesimi ile 8,7 kilometrelik Akçadağ bağlantı yolu olmak üzere toplam 26,1 kilometrelik yol kesimi tamamlandı. Böylece Sivas yolu ayrımı noktasına kadar trafik sağlanmış oldu. Kalan kesimde çalışmalar devam ediyor.
Çevre yolunun tamamının hizmete sunulmasıyla ağır tonajlı taşıt trafiği ve transit taşıt trafiği şehir dışına alınacak ve Malatya şehir merkezindeki trafik yoğunluğu rahatlatılacak. Geçiş süresi 60 dakikaya kadar çıkan şehir geçişi 25 dakikaya düşecek. AA 1.4.2022 

 

FIKRA...........BUDALA

 

Karı-koca kavga ederken erkeğin sabrı taşar. Sinirli şekilde bağırır:

- Sen ancak bir budala ile evlenmeliymişsin!
Kadın cevap verir:
- Ben de öyle yaptım.

 

ZEKÂ BULMACASI...........   8 TOP

 

 

Görünüşleri aynı 8 toptan 7'sinin ağırlığı aynı, biri ise biraz daha ağırdır. Bir terazi ile iki tartıda ağır olan topu bulabilir misiniz?      (Cevabı yarın)

 
 
01.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[1/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Bakara Suresi 56
Sonra şükredesiniz diye sizi ölümünüzün ardından yeniden diriltmiştik.
[1/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Buhari,  Müslim,  Tirmizi
Bir müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsülatından bir kuş veya insan veya hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur.
[1/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: el-Hâdî: Hidayete ve doğru yola erdiren.
[1/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Teheccüd Namazı : Allâh Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber Efendimiz'e husûsî olarak farz kılmıştır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)
 
Teheccüd Namazı ile İlgili Hadis-i Şerifler:
 
Resûlullâh şöyle buyurdu:
 
'Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah'a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.' (Tirmizi, Deavât, 101)
 
“…Farzlar dışında en faziletli namaz, gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 203)
 
“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allâh rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allâh rahmet etsin.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’,18)
 
“Allâh her peygamberde, belirli bir şeye karşı aşırı istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir...” (Heysemî, II, 271)
 
Teheccüd Namazı Kaç Rekattır: Teheccüd namazı 2 rekattan 12 rekata kadar kılınabilir.
 
Teheccüd Namazı Ne Zaman Kılınır: Yatsı namazından sonra ve geceleyin kılınır. Bir süre uyuduktan sonra gece boyunca sabah namazı vaktinin girmesine kadar kılınabilir.
[1/4 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: (Tirmizi, "De'avât", 73)
Allahım! Bana kendi sevgini ve Senin yanında sevgisi bana fayda verecek kimsenin sevgisini ver.
[1/4 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Dönemi
PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÇOCUKLUĞU (Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Çocukluk Dönemi)
Doğumundan iki ay evvel babası, altı yaşındayken de annesi vefât etti. Annesi vefat ettikten sonra Hz. Muhammed’i (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib himaye etti. Abdülmuttalib, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gereken ihtimamı gösterdi. Yanından hiç ayırmadı, ona baba şefkati ve sevgisinin eksikliğini hissettirmedi.
 
Abdülmuttalib ölümünden önce, sekiz yaşında olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bakımını oğlu Ebû Tâlib’e vasiyet etti. Ebû Tâlib, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) çocuklarından daha fazla sevdi, onun uğurlu olduğuna inandı ve iyi yetişmesi için gayret sarfetti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in ikinci annem dediği hanımı Fâtıma bint Esed (r.a.) de ona kendi çocuklarından daha çok alâka gösterdi. Ebû Tâlib nübüvvetten sonra da yeğeninin yanında yer aldı ve kendisini korumak için elinden geleni yaptı.
[1/4 22:18] Ömer Tarık Yılmaz: Kevser Suresi
Kevser suresi, Mekke döneminde inmiştir. Medine döneminde indiği de rivayet edilmiştir. 3 ayettir. Kevser; çok hayır, bereket demektir. Cennet’te Peygamber Efendimize mahsus bir havuzun da adıdır.
 
Hz. Peygamber (s.a.s.), asla “ebter” olamaz. Çünkü Yüce Allah ona Kevser’i lütfetmiştir. اَلْكَوْثَرُ (kevser), çokluk mânasındaki اَلْكَثْرَةُ (kesret) kökünden gelir. O, bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır. Bu mânalardan bazıları şöyledir:
 
Bitmek tükenmek bilmeyen çok hayır, bol nimet,
 
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberlik ve İslâm dini,
 
Kur’ân-ı Kerîm’le alakalı ilimler ve mânalar,
 
Mü’minlere dinî hayatlarında sağlanan kolaylıklar,
 
Makâm-ı Mahmûd, şefaat hakkı,
 
Peygamberimiz (s.a.s.)’e kıyamete kadar iman ve itaat edecek ümmetinin çokluğu,
 
Cennette verilecek havuz ve ırmak.
 
Kevser havuzu ve ırmağı hakkında Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
“Kevser, cennette bir ırmaktır. Her iki kıyısı altındandır. Bu ırmak inci ve yakut üzerinden akar. Toprağı miskten daha hoştur. Suyu bal­dan tatlı, kardan daha beyazdır.”  (Tirmizî, Tefsir 108)
 
Enes (r.a.) anlatıyor:
 
 Biz Resûlullah (s.a.s.)’in huzurunda bulunuyor iken Efendimiz (s.a.s.) kısa bir süre uyuyuverdi. Daha sonra tebessüm ederek başını kaldırdı. Bizler:
 
“- Ey Allah’ın Resûlü! Tebessüm etmenize sebep nedir?” diye sorduk. Şöyle buyurdu:
 
“- Az önce bana bîr sûre in­dirildi” buyurup Kevser sûresini okudu. Sonra:
 
“- Kev­ser nedir, bilir misiniz?” diye sordu. Bizler:
 
“- Allah ve Resûlü daha iyi bilir” de­yince şöyle buyurdu:
 
“- O aziz ve celil olan Rabbimin bana va‘dettiği bir ırmak­tır. Onda pek çok hayır vardır. O kıyamet gününde ümmetimin su içmek için geleceği bir havuzdur. Etrafındaki kapları yıldızların sayısıncadır…” (Müslim, Salât 53-54)
 
Fahr-i Kâinat (s.a.s.) buyuruyor:
 
“Ben sizin Kevser havuzuna ilk erişeniniz olacak ve sizi orada karşılayacağım! Sizinle buluşma yerimiz o havuzdur. Ben şu an onu görüyorum! Ben sizin hakkınızda şe­hâdet edeceğim! Şu an bana yerin ha

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17