Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[3/4 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: 51 - (Kendini Öldürenin Tekfir Edilmediğinin Delili Bâbı)
 
326- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim hep birden Süleyman'dan rivâyet ettiler. Ebû Bekr dedi ki: Bize Süleyman b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Haccâc-i Savvâfdan, o da EbûVZübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivâyet etti ki, Tufeyl b. Amr ed-Devsî Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek: Yâ Resûlüllah! Muhkem bir kal'aya ve muhafızların yanına gitmek ister misin? demiş, (Cabir: câhiliyet devrinde Devs'e aid bir kal'a vardı, diyor) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buna razı olmamış; çünkü Allah muhafızlığı Ensara ayırmıştı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret edince Tufeyl b. Amr da onun yanına hicret etmiş. Onunla birlikde kavminden bir zât da hicret etmiş. Fakat Medine'de sıkılmışlardı. O zât hastalanmış; ve sabırsızlık ederek oklarım almış; onlarla parmak eklerini kesmiş. Derken ellerinden kan fışkırmış. Neticede ölmüş. Müteakiben Tufeyl b. Amr onu rü'yasında görmüş. Kılık kıyafeti güzelmiş. Ama elleri sarih imiş. Tufeyl ona: Kabbın sana ne yaptı? diye sormuş. O da: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına hicret ettiğim için beni -affetti, diye cevap vermiş. Tufayl: neden seni ellerinimış görüyorum? deyince: «Bana, senin bozduğun bir uzvunu biz düzeltemeyiz» dediler, cevabını vermiş, Tufeyl bu rü'yayı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e anlatmış. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah'ım onun ellerini de afveyle!» diye dua etmiş. sıkıldılar; canlan sıkıldığı ve bir nevî hasta oldukları için orada oturmaktan bıktılar demektir. Ebû Ubeyd ile Cevheri ve başkalan bu kelimenin ma'nası: «nimet içinde bile olsa bir yerde kalmaktan hoşlanmamaktır.» demişlerdir. Cevheri, Hattâbî'den naklen bunun (dâü's-Sıle) denilen iç hastalığı olduğunu söylemiştir.
 
Hazret-i Âişe (radıyallahu anhâ)’dan rivâyet edilen bir hadisde hicretten sonra Ebû Bekir ve Bilâl (radiyallahu anhüma)’nın da Medine'de ihasta oldukları ve Mekke-i Mükerreme'yi hasretle yâd edecek şiirler söyledikleri, bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendilerine Medine'yi de Mekke kadar hatta daha fazla sevdirmesi için Cenab'ı Hakka niyaz ettiği beyân olunmuştur. O zaman Medine'nin havası ağır ve sıtmalı imiş. Fakat sonradan Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in duası kabul buyurulmuş, Medine herkesin yaşayabileceği şîrîn bir yer hâlini almıştır.
 
«......» Mişkasın cem'idir. İmâm Halil ile İbn Fâris'in ve başkalarının beyanına göre mişkas: geniş yüzlü ok demektir. Bazıları onun geniş değil uzun ok mânasına geldiğini söylemiş; Cevherî ise: «mişkas, uzun ve geniş oktur» demiştir. Nevevî, burada Cevherinin ta'rifini daha muvafık bulmaktadır.
 
«......» kendisine kötülük etmek isteyene karşı gösterilen şeref ve himayedir. Bazılarına göre menea: mânün cem'i olup, kötülük etmek istiyenden koruyacak cemaat demektir.
 
Hadis-i Şerif Ehl-i sünnetin büyük bir kaidesine hüccettir. Bu kaide: Kendini öldüren veya başka büyük bir günah irtikab eden ve tevbesiz ölen bir kimsenin kâfir olmamasıdır. Böylelerin cehennemlik olduğuna ka-ti'yetle hüküm verilemez. Bunlar Allahın meşietine kalmışlardır. Nitekim yerinde görmüştük. Bu hadis, intihar edenleri ve diğer büyük günahlardan birini işleyenleri ebedî cehennemde kalacaklarmış gibi gösteren hadisleri şerh etmekde ve ayrıca bazı günahkârların ceza göreceklerini bildirmektedir. Binaenaleyh:
 
1 - Büyük günah işleyen fâsik olur ve ebediyyen cehennemde kalır, diyen mu'tezüe ile.
 
2 - Büyük günah işleyen kâfir olur; diyen hâricilere ve:
 
3 - îmânı olan bir kimseye hiç bir günah zarar vermez: diyen mürcie taifelerine karşı ehl-i sünnetin delilidir.
 
 
 
 
[3/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Koca Sinan Paşa’nın Vefatı 1596
•  Şair Necdet Evliyagil’in Vefatı 1992
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“İmanı küfürle değiştirenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremeyeceklerdir. Onlar için elem verici bir azap vardır.” 
 
Al-i İmran 177
[3/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin.  Şayet biri kendisine hakaret eder ya da çatarsa ‘Ben oruçluyum’ desin.” 
 
Buhârî, Savm, 9
[3/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: ORUCUN KEFARETİ NEDİR?
 
Orucun kefareti, bilerek oruç bozmanın bir cezası olup 60 gün aralıksız oruç tutmak ve tutulamayan orucun kazasını eklemek suretiyle yerine getirilir. Kur’ân’da doğrudan oruç kefareti ile ilgili bir hüküm yoktur.
Oruçla ilgili kefaret hükmü, Kur’ân’daki zıhar kefareti ile aynıdır. Zıhar câhiliye döneminde; bir kocanın eşini annesine veya bir yakınına benzeterek, onu kendisine haram kıldığı bir çeşit yemindi.
Hz. Peygamber; “Kim Ramazan ayında kasten orucunu bozarsa, onun üzerine zıhar yapan kimseye gereken şey (kefaret) vardır.” buyurmuştur. Burada orucun bozulma şeklinden söz edilmediği için Hanefîlere göre bilerek yeme-içme yoluyla bozulan oruç için de kefaret gerekir. Diğer yandan Hz. Aişe (r.anhâ)’nın rivayet ettiği, “Oruç ancak yenilen içilen şeylerden bozulur, çıkandan bozulmaz.” hadisi de, orucun bozulma şekli konusunda, genel anlam ifade etmektedir.
Buna göre; mutat olarak yenilen-içilen bir şeyi oruçlunun bilerek yemesi ve içmesi orucu bozar ve bu durumda hem kaza hem de kefaret gerekir. Ancak bu arada hastalık, hayız ve nifas hâli, yolculuk, zorlanma, korkutma ve yanılma gibi oruç tutmamayı mübah kılan bir özür ortaya çıkarsa yalnız kaza yeterli olur, kefaret düşer.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[3/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
[Enbiya Sûresi.30]
[3/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. İSHAK (A.S.)
İshak (a.s.), İbrahim (a.s.)'ın Hz. Sâre'den doğan oğlu ve Kur'an'da adı geçen peygamberlerden biridir. Hz. Sare'nin ço- cuğu olmuyordu. Hz. İbrahim ve eşi Sare’nin yaşları da bir hayli ilerlemişti. Allah onlara İshak adında çocukları olaca- ğını müjdeledi. Hz. Sare, “Vay başıma gelenler! Ben bir koca- karı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu çok şaşılacak bir şey!” diyerek şaşkınlığını izhar etti. Bu olay Kur'an’da geniş bir şekilde anlatılmaktadır. (Hud, 11/69-73)
Babasının ölümünden sonra Şam bölgesinde peygamberlik görevini ifa eden Hz. İshak, bu günkü Filistin'in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş, babası İbrahim (a.s.)'ın kabrinin yanına defnedilmiştir.
 
İNŞİRÂH SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 8
âyettir.
İnşirah, açılmak, genişlemek de- mektir.
Sûrede Yüce Allah’ın Hz. Pey- gamber’e manevî lutufları özet- lenmekte, her güçlükle birlikte mutlaka bir kolaylığın olduğu bildirilerek, Mekke’de putperest- lerin baskısı yüzünden sıkıntı çeken Rasulullah ile müslüman- lara teselli ve ümit verilmekte; onlardan Allah’a ibadet ve itaat- lerini sürdürmeleri istenmekte- dir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Kendi nefislerine faydası olmayanın, sana da faydası yoktur. (İmam-ı Şafii)
[3/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Bütün varlıkları idare eden
 
Al-Walí : The Protecting Friend who administers this vast universe and all its  passing phenomena. 
 
Vali demek, maiyerindeki kişileri idare eden demektir. O'nun idaresi bir plan dahilindedir. Kimseye zulmatmez, kimseyi incitmez ve ağlatmaz. O'nun idare etmesi kendi kudretiyledir. Valiliği mutlaktır, şarta bağlı değildir. (2)
Mahlukatın işlerini yola koyan ve gereği gibi idare eden ancak O'dur. Bütün işlerin valisi şüphe yok ki, Allah'tır. O işleri önce tedbir etmiştir, ikinci defa tahkik sahasına çıkarmıştır, üçüncü defa da onları devam ettirmiş ve idaresinde bulunmuştur. (3)
 
Kaynaklar
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985 
2) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
3) Esmaü'l Hüsna, İmam-ı Gazali, Ferşat Yayınları, 2005
[3/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Namaza çağrıyı sembolize eden ezan ve kamet, müslümanların gerek ibadet hayatında gerekse mûsikiden mimari ve edebiyata kadar İslâm kültür ve medeniyetinde ayrı bir önem taşmaktadır. Burada sadece ezan ve kametle ilgili temel fıkhî bilgiler üzerinde durulacaktır.
Ezan sözlükte 'duyurmak, bildirmek' anlamına gelir. İlmihaldeki anlamı ise, farz namazlar için belli vakitlerde okunan 'bilinen özel sözler'dir. Ezan okuyan kişiye müezzin denir.
Müslümanlığın ilk zamanlarında bugün bildiğimiz şekilde ezan okunmuyordu. Namaz Mekke döneminde farz kılındığı halde, Hz. Peygamber'in Medine'ye gelişine kadar namaz vakitlerini bildirmek için bir yol düşünülmemiş ve belki de cemaatle kılınmadığı için buna ihtiyaç duyulmamıştı. Medine'ye gelindiğinde bir süre sokaklarda 'es-salâh es-salâh' (namaza, namaza) veya 'es-salâtü câmia' (namaz insanları toplayıcı ve bir araya getiricidir veya namaz birçok güzellikleri ve şükür çeşitlerini kendisinde toplar) diye bağırılmışsa da bu yeterli olmamıştı. Hicretin ilk yılında Medine'de Mescid-i Nebî'nin inşası tamamlanıp müslümanlar düzenli bir şekilde toplanıp cemaatle namaz kılmaya başlayınca, Peygamberimiz namaz vakitlerinin girdiğini ve topluca namaz kılınacağını duyurmak için ne yapılabileceğini arkadaşlarıyla görüşmeye başladı. Sonunda birkaç sahâbînin aynı şekilde rüya görmeleri üzerine bugünkü bilinen şekliyle ezan ilk defa olarak Hz. Bilâl tarafından sabah namazında, Neccâroğulları'ndan bir kadına ait yüksekçe bir evin damında okunmuş ve artık Müslümanlığın bir şiârı, alâmeti haline gelmiştir. Bu bakımdan esasen müekked sünnet olmakla birlikte, bir bölgede hiç okunmamasına karşı sert yaptırımlar bulunduğu için, vâcip veya farz-ı kifâye ağırlığında olduğu kabul edilmektedir.
Ezan aracılığı ile halka hem namaz vaktinin girdiği ve cemaatle namaz kılınacağı duyurulmuş olmakta, hem de Allah'ın büyüklüğü, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in O'nun elçisi ve namazın kurtuluş yolunun kapısı olduğu ilân edilmektedir. Namaz vakitleri güneşin hareketine göre düzenlendiği için yeryüzünde namaz vakitleri değişik anlara rastlamakta ve bu suretle yukarıda belirtilen hakikat, gece gündüz fâsılasız olarak haykırılmış olmaktadır.
Ezanın sözleri şöyledir:
Allâhü ekber
Allâhü ekber
Allâhü ekber
Allâhü ekber
Eşhedü en lâ ilâhe illallah
Eşhedü en lâ ilâhe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Hayye ale's-salâh
Hayye ale's-salâh
Hayye ale'l-felâh
Hayye ale'l-felâh
Allâhü ekber
Allâhü ekber
Lâ ilâhe illallâh
Ezanın sözleri memleketimizde bir müddet aşağıdaki şekilde tercüme edilip okunmuş, daha sonra bu uygulamadan vazgeçilmiştir.
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı'dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı'dan başka yoktur tapacak
Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı'nın elçisidir Muhammed
Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı'nın elçisidir Muhammed
Haydin namaza
Haydin namaza
Haydin felâha
Haydin felâha
Tanrı uludur
Tanrı uludur
Tanrı'dan başka yoktur tapacak
Sabah ezanında 'Hayye ale'l-felâh' denildikten sonra iki defa 'es-salâtü hayrün mine'n-nevm' (Namaz uykudan hayırlıdır) denilir. O sırada ezanı dinleyenlerin bu sözden sonra 'sadakte ve berirte' (doğru ve iyi söyledin) demeleri güzel bulunmuştur.
Erkekler yalnız başlarına yahut cemaatle namaz kılacakları zaman ikamet yapılır, Türkçe'deki deyişiyle kamet getirilir. Ezanın sözleri aynen okunur, sadece 'Hayye ale'l-felâh'tan sonra iki kere 'Kad kameti's-salâh' (Namaz başladı) denilir.
Ezan okumak için vaktin girmiş olması şarttır. Vakit girmeden okunan ezanın vakit girince yeniden okunması (iade) gerekir. Diğer mezheplerde sabah ezanının vakit girmeden okunabileceği kabul edilmiştir. Çünkü onlara göre sabah namazını ilk vaktinde kılmak
[3/4 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Kendilerine yazik eden kimselere melekler, canlarini alirken: 'Ne isde idiniz!' dediler Bunlar: 'Biz yeryüzünde çaresizdik' diye cevap verdiler Melekler de: 'Allah'in yeri genis degil miydi? Hicret etseydiniz ya!' dediler Iste onlarin barinagi cehennemdir; orasi ne kötü bir gidis yeridir (NİSA/97)
 
Musa kavmine dedi ki: 'Allah'tan yardim isteyin ve sabredin Süphesiz ki yeryüzü Allah'indir Kullarindan diledigini ona vâris kilar Sonuç (Allah'tan korkup günahtan) sakinanlarindir'  (A'RAF/128)
 
Ey kavmim! Iste size mucize olarak Allah'in devesi Onu birakin, Allah'in arzinda yesin (içsin) Ona kötülük dokundurmayin; sonra sizi yakin bir azap yakalar  (HUD/64)
 
Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarindan eksilttigimizi görmediler mi? Allah (diledigi gibi) hükmeder, O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur Ve O hesabi çabuk görendir  (RA'D/41)
 
Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerlestirecegiz Iste bu, makamimdan korkan ve tehdidimden sakinan kimselere mahsustur  (İBRAHİM/14)
 
Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Yeryüzüne iyi kullarim vâris olacaktir' diye yazmistik  (ENBİYA/105)
 
Ey iman eden kullarim! Süphesiz, benim arzim genistir O halde (nerede güven içinde olacaksaniz orada) yalniz bana kulluk edin  (ANKEBUT/56)
 
O, gökleri görebildiginiz bir direk olmaksizin yaratti, sizi sarsmasin diye yere de ulu daglar koydu ve orada her çesit canliyi yaydi Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydali nebattan çift çift bitirdik  (LOKMAN/10)
 
(Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarim! Rabbinize karsi gelmekten sakinin Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardir Allah'in (yarattigi) yeryüzü genistir Yalniz sabredenlere, mükâfatlari hesapsiz ödenecektir  (ZÜMER/10)
[3/4 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: KİBİR VE UCUB
 
5180 - Ebu Said ve Ebu Hureyre radıyallahu anhümâ anlatıyorlar: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: 'Büyüklük ridâmdır, izzet de izarımdır. Kim bu iki şeyde benimle niza ederse ona azab veririm.'
 
Müslim, Birr 136; Ebu Dâvud, Libas 29, (4090).
 
5181 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!' buyurmuştu. Bir adam: 'Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: 'Allah Teâla hazretleri güzeldir, güzelliği sever! Kibir ise hakkın ibtali, insanların tahkiridir' buyurdular.'
 
5182 - Bir diğer rivayette: 'Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez.'
 
Müslim, İman 147; Ebu Dâvud, Edeb 29. (4091); Tirmizi, Birr 61, (1999).
 
5183 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Yakışıklı bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek: 'Ben güzelliği seviyorum. Gördüğünüz gibi bana güzellik de verilmiş. Kimsenin beni, ayakkabı bağı bile olsa bu hususta geçmesinden hoşlanmıyorum. Ey Allah'ın Resülü! Bu (haram olan) kibre girer mi?' diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Hayır! buyurdular. Ancak kibr, hakkı ibtal, halkı tahkirdir!'
 
Ebu Dâvud, Libas 29, (4092).
 
5184 - Amr İbnu Şu'ayb an ebihi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıyamet günü, mütekebbirler küçük karıncalar gibi haşrolunurlar. Onları her yönden zillet bürümüştür. Cehennemde Bûles denen bir hapishâneye sevkedilirler Ateşlerin ateşi onları bürür. Cehennem ehlinin irinleri kendilerine içecek olarak verilir. Bu içeceğe tînetu'l-habâl denir.'
 
Tirmizi, Kıyamet 48, (2494).
 
5185 - Selemetu'bnu'I-Ekvâ' radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kişi kendisini (halktan büyük görüp) uzak tuta tuta cebbarlar arasına kaydedilir de onların başına gelen musibete düçar olur.'
 
Tirmizi, Birr 61, (2001).
 
5186 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulûllah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'İnsanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla övünmekten vazgeçerler, yahut da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir derekeye düşerler. Allah Teâlâ hazretleri sizlerden cahiliye kibrini temizledi. Artık o, muttaki bir mü'min yahut bedbaht bir,fâcirdir. İnsanların hepsi Hz. Âdem'in evlatlarıdır. Adem ise topraktan yaratılmıştır.'
 
Ebu Dâvud, Edeb 120, (5116); Tirmizi, Menâkıb (3950, 3951).
 
5187 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Allah, Kıyamet günü, büyüklenerek elbisesini sürüyenin yüzüne bakmayacaktır.'
 
Bir diğer rivayette: 'Elbisesini çalımla sürüyene bakmayacaktır' denmiştir.
 
Buhâri, Libas 1, 2, 5, Fezâilu'l-Ashab 5, Edeb 55; Müslim, Libas 42, (2085); Muvatta, Libas 11; (2, 914);.Tirmizi, Libas 8, (1730); Nesâi, Zinet 102, (8, 206); Ebu Dâvud, Libas 28, (4085).
 
5188 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim namazda izarını (gömleğini) çalımla yere değecek kadar uzatırsa, Allah onun ne günahını affeder, ne de onu kötü amellere karşı korur.'
 
Ebu Dâvud, Salât 83, (637).
 
5189 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Bir adam, nefsinin hoşuna giden bir takım elbise içinde saçları da yapılmış olarak giderken yürüme sırasında kibre düşmüştü ki, birden yere battı. Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla batmaya devam edecek.'
 
Buhâri, Libâs 5; Müslim, Libâs 49, (2088).
 
5190 - Câbir İbnu Atik radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıskançlıkta
[3/4 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: 'Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: 'Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz' cevabını verdi. 
Buhârî, Cenâiz 1.
[3/4 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
[Bakara Sûresi.80]
[3/4 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!” (Şu’arâ, 26/84)
[3/4 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Âlim ile sohbet etmek lâl ü mercân incidir, / Câhil ile sohbet etmek günde bin can incitir.[Lâedrî]
[3/4 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.EBU KATADE
 
Ebû Katâde radıyallahu anh Fârıs-ı Resûlullah = Rasûlullah’ın süvârısı lakabıyla meshur bır yıgıt...Rasûl-ı Ekrem sallallahu aleyhı vesellem efendımızın Zû Kared gazvesınde özel ıltıfatına mazhar bır cengâver...
Ismı Harıs, künyesı Ebû Katâde’dır Hazrec kabılesının Seleme koluna mensuptur. Babası Rebı Ibnı Beldehe, annesı Kebse bıntı Mazhar’dır. Aılesı, sahabî olan Sülafe bıntı Berrâdır. Bu zevcesınden Abdullah, Ma’bed, Abdurrahman ve Sâbıt adında dört oglu dünyaya geldı.
 
Ebû Katâde ıkıncı Akabe bey’atınden sonra müslüman oldu. Bedır’den sonrakı bütün gazvelere katıldı. Onun cesaret ve kahramanlıgı Zû Kared gazvesınde baskıncı müsrıklerın baskanı Mes’âde ıle karsı karsıya geldıgınde bârız olarak görüldü. Bu karsılasmayı kendısı söyle anlatıyor:
 
“Medıne’de bır at satın almıstım.Mes’ade atı görmüstü de bana: Ey Ebû Katâde! Bu atı nıçın aldın dıye sormustu.Ben de:“Rasûlullah (s.a.)’ın yanında bır cıhad atı bulundurmayı ıstedım.” demıstım. Mes’ade:“Sızı öldürmek, hıç de kolay olmayacak!” dıye karsılık verınce: “Bu at üzerınde senınle karsılasmayı Allah’dan dılerım.” dıye cevap verdım. Zû Kared mevkıınde baskıncı müsrıklere saldırdıgımız zaman yüzüme bır ok ısabet ettı. Oku ve demırı yüzümden çekıp çıkardım tekrar saldıracagım zaman bana dogru bır atlı geldı. Mıgferını kaldırıp yüzünü açtı ve “Ey Ebû Katâde! Iste kavustuk” dedı. Meger Mes’adet’ül-Fezârı ımıs. Benı önemsemeyerek, çarpısmak mı yoksa güresmek mı?Hangısını ıstersın dıye sordu. Ben de:Bunu sana bırakıyorum dedım. Öyle ıse güres! dedı. Hemen atından ındı kılıcını bır agaca astı. Ben de atımdan ınıp kılıcımı baska bır agaca astım. Sonra karsılıklı sıçrastık. Allah Teâlâ kolaylık verdı de bır hamlede onu yere yıkıp gögsüne oturdum. O sıra basıma bır sey dokundu. Baktım kı Mes’ade’nın agaca asılı kılıcı. Hemen uzanıp kılıcı aldım ve kınından sıyırdım. Senı sag bırakmayıyacagım dedım. Mes’ade: “Ey Ebû Katâde ne olur benı öldürme! Bızım küçükler kıme kalacak?” dıye yalvarmaga basladı. Fakat canına kastedene acımak olmazdı. Dolayısıyla onu öldürdüm. Kaftanımı da çıkarıp üzerıne örttüm. Atına bındım ılerlerken, Mes’ade’nın kardesı oglunun üzerıme geldıgını gördüm. Onu da mızrakla sırtından vurup yere yıktım.
 
Islâm süvarılerı baskıncı müsrıklerı bozguna ugratıp gerı dönerken Sevgılı Peygamberımız de Zû Kared mevkııne gelmıs ve oraya karargâh kurmustu. Ikı Cıhan Günesı efendımız Ebû Katâde’yı görünce: “Allah’ım onun saçına, derısıne bereket ver. Onu zınde yasat!” dıye dua buyurdu. Ona: 'Mes’ade’yı sen mı öldürdün?' dıye sordu. O da: 'Evet!' dedı Fahr-ı Kâınat efendımız:'Yüzüne ne oldu?' dedı. O da:“Bır ok ısabet ettı Ya Rasûlallah!” dedı. Sefkat pınarı efendımız: “Yanıma yaklas” buyurdu ve Ebû Katade’nın yarası üzerıne püskürdü. Hıç bır agrısı sızısı kalmadı. Ayrıca Mes’ade’nın atını ve kılıcını ona verdı. Resûl-ı Ekrem (s.a.) efendımız bır gün bır gece Zû Kared’de kaldı. Sabaha çıkınca“Bu gün süvarılerımızın hayırlısı Ebû Katade, yayalarımızın hayırlısı da Ebû Seleme oldu.' buyurdu.
 
O, bırçok serıyyelere ıstırak ettı. Hıcretın 8. senesınde bır kesıf kuvvetının basında Hadre tarafına gönderıldı. Burada Gatafan kabılesı oturuyordu. Ikıde bır müslümanların arazısıne saldırıp yagma ederek rahatsız edıyorlardı. Ebû Katade (r.a.) bu kabıleyı muhasara ettı. Onları fenâ halde sıkıstırdı ve kaçırdı.Mallarını ganımet olarak aldı ve Medıne’ye döndü. O, aynı senenın Ramazan ayında Batnı Eham, Zı Hasab, Zı Merve taraflarına da gönderıldı. O havalıdekı eskıyayı temızleye
[3/4 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna, Şeyh Sadi-i Şirazi İle Konya'da Görüştüler
 
    Mevlâna'nın şöhreti, Konya sınırlarını çoktan aşmış, ülkeleri içine almıştı. O'nün adını duyanlar, ziyaretine koşuyor, şiirleri eden ele dolaşıyor, hikmetli sözleri dillerden düşmüyordu. Fars edebiyatının büyük şâiri Şirazlı Şeyh Sadi de onun devrinde yaşıyor, Şiraz'a kadar uzanan şiirlerini okuyor, hayran oluyordu. Eflâkî'nin bir rivayetine göre, Fars eyaleti emirlerinden Semseddin, Sadî'den beğendiği bir gazeli göndermesini istemiş, Sadî de Mevlâna'nın, 'Her nefes âvaz-ı âşk mîresed ez çep-u rast - Her nefeste sağdan soldan aşk sesi geliyor' diye başlayan yeni bir gazelini sunmuştu. Gazelin sonuna da. 'Anadolu ülkesinde bir büyük zat zuhur etmiştir. Bu gazel ondan gelen hoş bir kokudur ve bundan daha güzeli de ne söylenir ne de yazılır. En büyük arzum, Anadolu'ya giderek, bu gönül sultanını ziyaret etmektir' diye bir de not koymuştu. Emir Semseddin, gazelden çok hoşlanmış. Şeyh Sadî'ye de onun Konya'ya gitmesini sağlayacak kadar dünyalık ihsan etmişti.
    Sadî böylece Konya yoluna düşmüştü.
    'Acayib'ül Buldan' adlı esere göre. Şeyh Şadî-i Şirazî, Konya'ya Mevlâna'yı ziyarete giderken, yolda. Mevlâna üslûbunda bir gazel yazmayı düşünmüş ve; 'Sermest eğer der ayi âlem behem ber âyed' diye bir mısra söylemiş, fakat arkasını getirememişti. Konya'ya ulaştığı gün, doğruca Mevlâna'nın medresesine koşmuş, daha kapıdan girer girmez Mevlâna. 'Hâk-i vücûd-u mara gerd-ez adem ber âyed' diyerek ikinci mısrası söylemiş.beyti böylece tamamlamış, bununla da kalmayarak bu beyitle başlayan uzun gazelini okumuştu, ilk beytin anlamı sudur:
    'Eğer sarhoş olarak içen girersen, âlem birbirine karışır' 'Bizim vücudumuzun toprağı, yokluk tozundan meydana gelir' Sadî, Mevlâna ile böyle karşılaşmış, günlerce sohbet etmişlerdi. Yine bir başka rivayete göre. Sirazlı Şeyh Sadî, 'Gülistan' adlı eserini yazdıktan sonra Konya'ya gelmiş, Mevlâna'yı ziyaret ederek, eserinin bir nüshasını takdim eylemişti. Ertesi günü Şeyh Sadî, eseri hakkında Mevlâna'nın fikrini sormuş. Mevlâna'da:
    — Binemek...
    Yani, 'tuzsuz' demişti. Sadî'nin yüzünde bir hüzün belirmiş, 'Nasıl olur?' der gibi yaşlı gözlerle Mevlâna'ya bakmıştı. Mevlâna sözüne bir kelime daha eklemiş:
    — Helvaest..
    Yani, 'helvadır' demiş, tuzsuz ama helva gibi tatlıdır, helvaya tuz atılmaz, demek istemişlerdi.
    Sirazlı Şeyh Sadî, bu sözlerden memnun olmuş. Mevlâna'nın ellerini öpmüştü.
    Bu rivayetlerin birleştiği noktalardan biri Şeyh Sadî Şirazî'nin Mevlâna yi ziyaret maksadı ile Konya'ya gelmiş olduğudur. Ömrünün otuz yılını seyahatle geçiren ve birçok memleketleri dolaşan Şeyh Sadî'nin Mevlâna'nın sağlığında Konya'ya gelmesi ve O'nu ziyaret etmiş olması hiç te uzak bir ihtimal değildi. Nitekim, iran'da Mevlâna üzerinde ciddî araştırmalarda bulunan ve eserlerini yayan Prof. Furûzanfer. bu konuda geniş bilgiler verdikten sonra, 'Mevlâna ve Şeyh Sadî. bu iki ulunun görüştüğünden asla şüphe edilemez' demek tedir.
    Mevlâna'yı ziyaret için. Şiraz'dan İsfahan'dan, Buhara'dan, Semerkant'tan pekook bilgin ve mutasavvıf Konya'ya geliyordu. Mevlâna'dan sonra da geleceklerdi..
[3/4 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! Bu günde tuttuğum orucu gerçek oruç tutanların orucu gibi ve ibadetimi gerçek ibadet edenlerin ibadeti gibi kıl; bu günde beni gafillerin uykusundan uyandır; suçumu bu günde bağışla; ey âlemlerin ilâhı! Affet beni, ey suçları affeden. Rabbim!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde beni kendi hoşnutluğuna yakınlaştırıp, gazap ve azabından uzaklaştır. Bu günde ayetlerini okumaya beni muvaffak kıl; rahmetin hakkına ey merhametlilerin en merhametlisi.
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde bana zekâ ve uyanıklık (ibadet ve itaatten gafil olmama) hali ver; beni cahillik ve batıl işlerden uzaklaştır. Bu günde indirdiğin her hayırdan bana da bir nasip ayır; cömertliğin hakkına ey cömertlerin en cömerdi!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde emrini uygulamak için beni güçlendir; bu günde zikrinin güzel tadını bana tattır; kereminle beni bu günde şükrünü eda etmek için hazırla; bu günde hıfzın ve örtünle beni (günah ve beladan) koru; ey basiretlilerin en basiretli!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde beni mağfiret dileyenlerden, sana itaat eden salih kullarından ve mukarreb velilerinden kıl; lütuf ve şefkatin hakkında ey merhametlilerin en merhametlisi!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Sana karşı işlediğim günahtan ötürü bu günde beni yalnız bırakma; azap kırbacınla beni cezalandırma; bu günde gazabına vesile olacak şeylerden beni uzaklaştır; sonsuz lütfün ve nimetlerin hakkına, ey şevkli insanların en büyük arzusu!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde oruç tutup ibadete durmam için bana yardımcı ol; bu günün sürçme ve günahlarından beni uzaklaştır; bu günde sürekli olarak seni zikretmeği bana nasip eyle; tevfikinle ey yolunu şaşanları hidayet eden!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde öksüzlere merhamet etmeyi, fakirlerin karnını doyurmayı, karşıma çıkan herkese Selâm vermeyi ve değerli insanlarla oturup kalkmayı bana nasip eyle; iyilik ve ihsanınla, ey arzu edenlerin sığınağı
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde beni sana tevekkül edenlerden, sana göre saadete erişenlerden ve sana yakınlaşan kimselerden kıl; ihsanınla ey arayanların en büyük talebi!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde iyilik ve ihsanı bana sevdir; fısk ve günahtan beni nefret ettir; gazabını ve –cehennem- ateşini bana haram kıl; yardımınla ey imdat isteyenlerin imdadı!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde örtü ve iffetle beni ziynetlendir; bugün kanaat ve elde olana yetinme libasını bana giydir; beni bu günde adalet ve insafa sevk et ve korktuğum her şeyden beni emniyete al; koruma ve ismetinle; ey korkanları koruyan Rabbim
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde beni (maddi ve manevi bütün) kir ve pisliklerden temizle; bu günde olması taktir edilen olaylara karşı beni sabırlı kıl. Bu günde takvalı olmaya ve iyi insanlarla arkadaşlık yapmaya beni muvaffak eyle; yardımınla, ey zavallı ve miskin insanların göz nuru!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde ayak sürçmelerimden dolayı beni cezalandırma; hata ve yanlışlarımı bağışla. Bu günde beni bela ve afetlerin hedefi etme; izzetinle, ey Müslümanların izzeti
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde bana huşu ehlinin itaatini nasip eyle; mütevazı insanlar gibi dönüş yapıp tövbe etmemle göğsümü genişlet; emanınla, ey korkanların emanı ve güveni
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde iyi insanlarla arkadaş olmaya beni muvaffak kıl ve kötü insanların arkadaşlığından beni uzaklaştır. Rahmetinle bana ebediyet ve sükûnet yurdu olan cennette yer ver; ilahlığın hakkına, ey âlemlerin ilahı!
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günde beni salih amellere hidayet et; bu günde beni hacet ve arzularıma kavuştur. Ey açıklamaya ve sormaya ihtiyacı olmayan; ey âlemdekilerin göğsünde bulunanları (içinde geçenleri) bilen Rabbim! Muhammed’e ve onun tertemiz Ehlibeyti’ne rahmet et.
 
=-=-=-=-=-=-=-
 
Allah’ım! Bu günün seherlerinin bereketlerinden yarar
[3/4 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: ÂYÂT-I HIRZ
 
Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olan âyet-i kerîmeler. Bir köylü, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. Kardeşinin ağır hasta olduğunu söyledi. 'Hastalığı nedir?' buyurdukta, cin çarpması dedi. 'Kardeşini buraya getir' buyurdu. Resûl-i ekrem bâzı âyetleri okuyup, hastaya üfledi. Hemen iyi olup kalktı. Bu âyet-i kerîmeler şunlardır Fâtiha, Bekara sûresi başından dört âyet, (Ve ilâhiküm) 'den başlayarak ( Ya'kılûn 'e) kadar, iki defâ 163 ve 164. âyetleri, Âyet-el kürsî ( Hâlidûn 'e) kadar, Bekara sûresi sonundaki (Lillahi) 'den başlayan üç âyet, Âl-i İmrân sûresinin (şehidallahü) ile başlayan on sekizinci âyeti, A'râf sûresinin (İnne Rabbeküm) ile başlayan elli dördüncü âyeti, Mü'minûn sûresinin (Fe-teâlellahü) ile başlayan yüz on altıncı âyeti, Cin sûresinin (Ve ennehû teâlâ) ile başlayan üçüncü âyeti, Sâffât sûresinin başından on âyet, Haşr sûresinin sonunda (Hüvallâhü) ile başlayan üç âyet, İhlâs ve Mu'avvizeteyn sûreleridir. Abdest alıp, yedi istigfâr ve on bir salevât okuyup hastanın sıhhatine niyyet ederek,güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra günde iki defâ âyet-i hırzı okuyup hasta üzerine üflemeli, şifâ buluncaya kadar (kırk gün kadar) devâm etmelidir. (Abdülazîz Dehlevî)
[3/4 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hudeybiye barış anlaşmasının önemi nedir?
 
Hudeybiye Barış Antlaşması İslam tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Antlaşma, ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünmesine rağmen, lehlerinde gelişmelere vesile olmuştur. Bu gelişmelerin başında İslam’ın hızla yayılması gelmektedir. Hudeybiye Barışı’ndan bir yıl önceki Hendek Savaşı esnasında Müslümanlar Medine’yi üç bin mücahid ile savunmuşlardı. Fakat Hudeybiye’den yirmi iki ay sonra gerçekleşecek olan Mekke’nin Fethi’ne on bin Müslüman katılacaktır. Bundan başka, Hudeybiye Barışı, Hicaz bölgesinin iki önemli yerleşim merkezi olan Hayber’in ve daha sonra Mekke’nin fethine zemin hazırlamıştır. Ayrıca, Müslümanların Kureyş müşrikleri tarafından resmen tanınmasını sağlamıştır. Nitekim müşrikler, o zamana kadar tanımadıkları Müslümanları bu antlaşma ile siyasi bir güç olarak kabul etmişlerdir. Bu durum diğer müşrik Arap kabilelerinin korkuya kapılmalarını sağlamıştır. Nitekim daha önce Müslümanlarla irtibat kurmak istemelerine rağmen Kureyş’ten çekinen bazı Arap kabileleri bundan böyle Hz. Peygamber’le (s.a.s.) rahatça görüşme ve İslam hakkında bilgi sahibi olma imkanına kavuşmuşlardır. Hatta bir kısmı İslam’ı kabul etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.), barış ortamından yararlanarak komşu ülkelerin devlet başkanlarına İslam’a davet mektupları göndermiştir. Öte yandan Hudeybiye Barışı, Hayber Yahudilerini kuvvetli müttefikleri olan Mekke müşriklerinden ayırmıştır. Çünkü bu antlaşmadan sonra, eskiden birbirlerine müttefik gözü ile bakan Hayber Yahudileri, Kureyş, Gatafan ve Fezare gibi kabileler arasındaki işbirliği bozulmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.), antlaşma sayesinde Kureyş’in arkadan vurma ihtimali ortadan kalktığı için, Hudeybiye’den döndükten sonra Hayber üzerine yürümüştür. Dolayısıyla bu antlaşma, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in diplomatik açıdan büyük bir başarısıdır. Bütün bunlara ek olarak Hudeybiye Barış Antlaşması’ndan sonraki ortamda İslamiyet hızla yayılmıştır. Öyle ki, antlaşmanın ardından gelen iki yıl zarfında İslam’a girenlerin sayısı, o zamana kadar Müslüman olanlardan daha fazladır.
[3/4 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: HÂCER-İ ESVED
 
 
 
18-19 cm. kutrunda, kırmızımsı, esmer, parlak bir taştır. Kâbe inşa edilirken Hz. İsmail tarafından Ebû Kubeys dağından getirilen bu mübârek taş, tavafa başlanacak yere işâret olmak üzere, hâlen bulunduğu köşeye konulmuştur. Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa'ye başlarken bu taşı istilâm etmek sünnettir;
 
Hz. Ömer:'Çok iyi biliyorumki sen, faydası da zararı da olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlüllah (s.a)'ın öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim' demiştir.
[3/4 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ خَيْرَ التَّابِعِينَ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أُوَيْسٌ. (م)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak Tâbiîn’in en hayırlısı, kendisine Üveys (el-Karanî) denilen zâttır.” (Sahîh-i Müslim)
 
03 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[3/4 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: ÜVEYS EL-KARANÎ HAZRETLERİ
 
Halk arasında Veysel Karanî diye bilinen Üveys bin Âmir el-Karanî rahimehullah, Yemen’deki Murâd kabilesinin Karan koluna mensuptur. Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) hâli hayatlarındaki zamana yetişip Müslüman olmuş, fakat annesine olan şefkat ve yardımı sebebiyle huzûr-ı saâdete gelmek ve zâtını görmekle müşerref olamamıştır.
 
Veyse’l-Karanî rahimehullâh, Tâbiîn arasında derecesi en yüksek olan zât olarak kabul edilir. Zira o, zâhiran Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’i görmese de Peygamber Efendimizin rûhaniyetleri tarafından terbiye ve irşâd edilmişti. Bu sebeple cismen beraber olamadığı hâlde üstâzının rûhâniyetiyle terbiye olunan ve feyz alan kimselere, Üveys el-Karanî Hazretlerine nisbetle, “Üveysî” denilir.
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, bir hadîs-i şerîflerinde Üveys el-Karanî Hazretlerinin vasıflarını şöyle bildirmişlerdir:
 
“O, elâ gözlü, kızıl saçlıdır. Omuzları arası geniş, orta boylu, koyu buğday tenlidir. Hep çenesini göğsüne yapıştırır. (Namazda iken) gözlerini secde mahallinden öteye uzatmaz, sağ elini sol eli üzerine koyar. Nefsinin kusurları için dâimâ ağlar. Eski iki parça elbisesi vardır, yünden bir izâr, yünden bir ridâ giyer, halk -zâhirine bakıp- kendisine ehemmiyet vermez. Yeryüzü halkı arasında bilinmez, ama semâ ehli (melâike-i kirâm) arasında meşhurdur. Eğer Allâhü Teâlâ’ya yemîn etse muhakkak Allâhü Teâlâ onun yemînini yerine getirir.
 
Dikkat edin, onun sol omuzu altında beyaz bir nokta vardır. Dikkat edin, kıyamet günü olduğunda kullara: “Cennet’e giriniz.” denilir. Üveys’e ise “Dur ve şefâat et.” denilir. Allâhü Teâlâ onu, Rebîa ve Mudar kabîlesi(nin koyunlarının tüyleri) adedince kişiye şefâatçi kılar. Ey Ömer ve ey Ali! Onunla karşılaştığınızda sizin için istiğfâr etmesini isteyiniz ki Allâhü Teâlâ sizi bağışlasın.”
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Selim, Kız: Fehime
 
 
 
03 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[3/4 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: • Bereketli Yağmurların Gelişi
'Akıllı kişi, ihtiyacı kadar konuşur, fazlasını bırakır.' Ebû Bekir es-Saydalânî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[3/4 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Teravih Namazı ile İlgili Dikkat Edilmesi Gereken Konular
 
1. Teravih namazı, yirmi rekâttır.
 
2. İkişer rekât halinde kılmak daha faziletlidir.
 
3. Yatsı namazından sonra kılınır.
 
4. Cemaat halinde veya tek başına da kılınabilir.
 
5. Teravih namazı cemaatle kılınırken vitir namazı da cemaatle kılınır.
 
6. Teravih namazı  hatim  ile kılınabilir.
 
7. Teravih namazını insanlara ağır gelmeyecek şekilde kıldırmak zamanımızda daha faziletlidir.
 
8. Ancak çok acele ile kılmak, namazın bir an önce bitirilmesi için harfler belli olmayacak şekilde hızlı okumak doğru değildir.
 
9. Vaktinde kılınmayan teravih namazı daha sonra kazâ edilmez.
 
10. Yirmi rekât halinde tek selâmla kılmak mekruhtur.
 
Semerkand Takvimi
[3/4 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Eğer eşlerinizden biri kafirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız  eşleri gidenlere sarfettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
 
Mümtehine - 11. Ayet
[3/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
...Güzel konuşuyor dedirtmek için uzun uzun konuşanlar, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenler ve bilgiçlik etmek için lügat paralayanlar, en sevmediğim ve kıyamet günü bana en uzak mesafede bulunacak kimselerdir.
 
(Al-Tirmidhi)
[3/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Ben gerçekten nefsime çok zulmettim, günahları ancak Sen bağışlarsın, beni katından bir mağfiret ile bağışla, bana merhamet et, şüphesiz Sen çok bağışlayansın, çok merhametli olansın.
 
(Tirmizi, İbn Ebi Şeybe)
[3/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Kayyum
 
Zatı ile kaim olan, ezelî ve ebedî, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen
[3/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Tecrübe İyidir
 
   Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış. Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış .İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, herkes komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış. 
 
 İşte bir gün yaşlılardan birini, oğlu ormana götürüp bırakmak istemiş. Kış mevsimiymiş. İhtiyar, oğul ve küçük torun beraberce ormana gitmişler. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp almalarını söylemiş. Babası umursamayınca da: 
 
 – Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım, demiş. 
 
 Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış. 
 
 Bir süre sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş. İhtiyar oğluna şöyle demiş: 
 
 – Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap. 
 
 Oğlan ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş. 
 
 Bayram geldiğinde her sene olduğu gibi, o sene de köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar oğluna şu öğüdü vermiş: 
 
 – Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Bu sene kurban kesme. 
 
 Gerçekten de bir iki ay içinde bütün köy, tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanı varmış. 
 
 İlkbahara doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanılabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne serpeceklerini, gelecek senenin mahsülünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış. İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt vermiş: 
 
 – Yavrum, ahırın çatısı samanla doldurulmuştur. Onları çıkar,  yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin. 
 
 Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş. Bütün köy halkı bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Öyle ya, herkesin işi kötü giderken, bu evde garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş.  
 
 Evi gözlemeye başlamışlar.  
 
 Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hâlâ yaşadığı ortaya çıkmış.  
 
 Köylüler genci krala şikâyet etmiş. Kral önce yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış. Bundan böyle çocuklar, anne ve babalarına yaşlılıklarında bakacaklar. Onların gönlünü hoş tutacaklar. Çünkü onların hayat deneyimlerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler var...
[3/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Aişe (ra)
Berire mükatebe bedelini ödemede yardım istemeye geldi...' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari,Mesacid 70,Zekat 61,Büyu 67,73,Itk 10,Mekatib 2,3,4,5,Hibe 7,Şurut 3,10,13,17,Talak 16,Kefaratü'l-iman 8,Feraiz 19,20,22,23,Müslim,Itk 5,(1504),Muvatta,Itk 17,(2, 780),Ebu Davud,Itk 2,(3929-3930), Nesai,85,86(7, 300),Tirmizi,Büyu 33,(1256),Vesaya 7
 
Hadisin Açıklaması:
null
[3/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Abdurrahman İbnu Ebi Leyla anlatıyor: 'Babam Ebu Leyla, Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) ile akşamları biraraya gelip sohbet ederlerdi. Hazreti Ali, kışta yaz elbiseleri, yazda da kış elbiseleri giyerdi. Biz (babama bunun hikmetini bir) sorsanız! dedik. O da sordu. Ali (Radıyallahu Anh) şu açıklamayı yaptı:'Resulullah  (aleyhissalâtu vesselâm), Hayber günü, gözümden rahatsız olduğum bir sırada, bana adam göndererek yanına çağırdı. Ben:'Ey Allah'ın Resulü dedim, gözlerimden hastayım, (vereceğiniz vazifeyi yapamamaktan endişe ederim)' dedim. Bunun üzerine, gözüme mübarek tükrüklerinden sürüp, bir de: 'Allahım, ondan sıcak ve soğuğun vereceği rahatsızlıkları kaldır!' diye dua buyurdular. O günden sonra ne sıcakta terledim, ne de  soğukta üşüdüm' açıklamasını yaptı.'Hazreti Ali, ilaveten Resulullah'ın şöyle buyurduğunu anlattı:'Yarın, Hayber'in fethi için öyle bir zatı komutan yapacağım ki, o Allah'ı ve Resulü'nü hakkıyla sever, Allah ve Resulü de onu severler. O cepheden kaçacak biri de değildir.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (11) - Hds :(6019)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[3/4 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: وَفِى رِوَايَةٍ فِى الصَّحِيحَيْنِ: لَيْسَ الْمِسْكِينَ الَّذِى يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ، تَرُدُّهُ اللُّقْمَةُ وَاللُّقْمَتَان ، وَالتَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَان، وَلكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِى لاَ يَجِدُ غِنًى يُغْنِيهِ، وَلاَ يُفْطَنُ بِهِ فَيُتَصَدَّقُ عَلَيْهِ، وَلاَ يَقُومُ فَيَسْاَلَ النَّاسَ.
 
266: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Bir iki lokma ve bir iki hurmayla kapılardan savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul muhtaç olduğu halde iffetinden dolayı dilenmeyen kimsedir.” (Buhari, tefsiru Sure-i Bakara 48, Müslim, Zekat 102)
 
Buhari ve Müslim’in diğer bir rivayetlerinde ise şöyledir:
 
“Kapı kapı dolaşıp birkaç lokma birkaç hurma ile savuşturulan kimse yoksul değildir. Belki hakiki yoksul kendisini geçindirebilecek mala sahip olmayan, muhtaç olduğu bilinip te kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen kimsedir.” (Buhari, Zekat 53, Müslim, Zekat 101)
 
267- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: السَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ , وَأَحْسبُهُ قال : وَكَالْقَائِمِ الَّذِى لاَ يَفْتُرُ , وَكَالصَّائِمِ الَّذِى لاَ يُفْطِرُ .
267: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dul kadınlarla muhtaç ve yoksulların işlerine yardım eden kimse Allah yolunda cihad eden gibi sevap kazanır.”
 
Ravi: “O kimse bıkmadan gece ibadet eden iftar etmeden gündüzleri oruç tutan kimse gibidir, buyurduklarını zannediyorum.” Diyor.
 
268- وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيَّ
 
قال : شَرُّ الطَّعَامِ طَعَامُ الْوَلِيمَةِ , يُمْنَعُهَا مَنْ يَأْتِيهَا, وَيُدْعَى إِلَيْهَا مَنْ يَأْبَاهَا , وَمَنْ لَمْ يُجِبِ الدَّعْوَةَ فَقَدْ عَصَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ. وَفِى رَوَايَةٍ فِى الصَّحِيحَيْنِ: عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ مِنْ قَوْلِهِ : بِئْسَ الطَّعَامُ طَعَامُ الْوَلِيمَةِ، يُدْعَى اِلَيْهَا ألاغْنِيَاءُ وَيُتْرَكُ الْفُقَرَاءُ.
268: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Yemeklerin (davetlerin) en şerlisi fakirlerden esirgenip zenginlerin çağrıldığı düğün yemekleridir. Mazeretsiz ve canı istemediği için düğün yemeğine gitmeyen kimse Allah ve peygamberine isyan etmiş sayılır.” Müslim, Nikah 110)
 
Yine Buhari ve Müslim’in değişik bir rivayetinde Ebu Hüreyre’den şöyle bildirilmiştir: “Zenginlerin davet edilip fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir.” (Buhari, Nikah 72, Müslim, Nikah 107)
[3/4 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE................... ZOR ZAMANLARDAN GEÇİYORUZ

Dünya genelinde ortaya çıkan salgın hastalıkların meydana getirdiği tablo, tarih boyunca etkisini gıda üzerinde göstermiştir. Her ne kadar günümüzde tarımda makineleşme oranı inanılmaz boyutlara gelmişse de, pandemi sonrasında hakikat değişmedi. (Rusya-Ukrayna Savaşı da bunun tuzu biberi oldu.)

Çünkü Rusya ve Ukrayna’nın tahıl üretimindeki konumu dünyanın ekmek sepeti niteliğinde. Bu iki ülkenin toplam buğday üretimi, dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde yirmi beşine tekabül etmektedir. Tarım Bakanlığı ve TUİK verileri baz alındığında Türkiye buğday üretiminde yüzde on, ayçiçeği yağı üretiminde ise %40 kadar dışa bağımlılık gösteren bir ülke. Türkiye’nin buğdaydaki %10 civarındaki dışa bağımlılığı ‘Dâhilde işlenip satılma’ kapsamında ithal edilen buğdayı da ihtiva etmektedir…
 Malum, Türkiye dünyada en fazla un ve bulgur ihracatı yapan bir ülke. Makarna ihracatında da İtalya’dan hemen sonra geliyor. Türkiye’nin unlu mamul ihracatçısı bir ülke konumunda oluşu kuşkusuz Türkiye’nin işlenmek üzere buğdaya olan ihtiyacını arttırıyor. İşte söz konusu buğday ithalatının kahir ekseriyeti, bu bahsettiğimiz dâhilde işleme rejimi kapsamında iç piyasaya sunulmadan ihraç edilen buğday.
Türkiye un ve unlu mamuller kapsamında gerçekleştirdiği ihracatını 2002 yılından bugüne kadar; unda 11 kat, makarnada 30 kat, bulgurda 15 kat, irmikte 5 kat, bisküvide ise 4 kat arttırdı. Son 19 yılda toplam 22 milyar dolar tutarında 79 milyon ton buğday ithalatına karşılık, 35 milyar dolar tutarında 89 milyon ton buğday ve mamulleri ihracatı gerçekleşti.
 TÜİK verilerine göre Türkiye’nin buğday üretimi son beş yıl içinde 18 milyon ton ile 22 milyon ton arasında değişmektedir. Bunun dışında buğday ve tahıl üretiminde ana girdi niteliğindeki gübre ve akaryakıt fiyatlarındaki olağanüstü artış, çiftçinin önümüzdeki yıl ekim yapmamasına zemin hazırlayabilir.                   Yusuf Alabarda             TÜRKİYE GAZETESİ            10.03.2022

 
 
03.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[3/4 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: el-Nahl Suresi 18
Halbuki Allah'ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsanız, onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
[3/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tirmizi, Birr, 58.
(Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.
[3/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: El-Kâdir: Her şeye gücü yeten, her istediğini yapmaya kâdir olan.
[3/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Akşam Namazının Sünneti : Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” (Hûd Sûresi 114)
 
Akşam Namazının Sünneti İle İlgili Hadis
 
Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- üç defa: “Akşamın farzından önce (iki rekat) namaz kılınız” buyurdu. (Buhârî, Teheccüd 35)
[3/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Haysemî, Ed'ıye
Allah’ım! Bilerek ve hata ile işlediğim günahlarımı bağışla. Allah’ım! Bana işlerin ve ahlâkın en iyisini nasip et. İşlerin ve ahlâkın en iyisini ancak sen nasip edersin, kötüsünden de ancak sen alıkoyarsın.
[3/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimiz Nerede ve Ne Zaman Dünyaya Geldi?
Peygamberimiz Nerede ve Ne Zaman Dünyaya Geldi? (Hz. Muhammed (s.a.v.) Ne Zaman ve Nerede Doğdu?)
Hz. Muhammed (s.a.v.) Fil Vakası’ndan 50 veya 55 gün sonra 20 Nisan 571 Pazartesi günü (et-Taķvîmü’l-Arabî, s. 33-44) Adnânîlerin ana yurdu kabul edilen Mekke’de dünyaya geldi.
 
Peygamberimizin Doğumunda Meydana Gelen Mucizeler
Resûlullâh’ın (s.a.v.) kâinâta teşrîf ettiği mübârek gecede bâzı hârikulâde hâller vukû bulmuştur. Bu mûcizelerden birkaçı şöyledir:
 
Hazret-i Âmine’nin bildirdiğine göre kendisi, ne hâmileliği ne de doğum esnâsında hiçbir zahmet çekmemiş ve Allâh Rasûlü dünyâya gelirken doğu ile batı arasını aydınlatan bir nûrun kendisinden çıktığını görmüştür. Peygamber temiz bir şekilde, ellerini yere dayayarak doğmuş ve başını semâya kaldırmıştır. (İbn-i Sa’d, I, 102, 150.)
O anda şeytan, hayâtında hiç olmadığı kadar büyük bir çığlık koparmıştır. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 271.)
İran başkadısı ve din adamı Mûbezân, rüyâsında birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.
Semâve Vâdisi’ni su basmıştır.
Kisrâ’nın sarayından 14 sütun yıkılmıştır.
İranlıların, tapınaklarında bin yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşleri sönmüştür. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 273.)
[3/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: El-Fâtiha Suresi / 5
Kulluk edilecek ve yardım istenecek tek varlık Allah’tır. Çünkü kulun ibâdetini kabul buyuracak ve istediklerini yapabilecek güç ve kuvvet sadece Allah’a aittir. Zaten sûrenin buraya kadar olan kısmı da bu gerçeği ifade etmektedir. Kullar bu hitapla, her şeyi işiten, her şeyi bilen tek merci olan Allah’a yönelmekte ve böylece tevhidin hakikati ortaya çıkmaktadır.
 
Âyette söz konusu edilen اَلْعِبَادَةُ (ibâdet) kelimesi “abede”, “ubûdet” ve “ubûdiyet” köklerinden gelir. “Abede”, bir işi azim ve istekle yapmaktır. “Ubûdet”, tevâzu göstermek, yüzü yerlere sürmek demektir. “Ubûdiyet” ise kulun tanıdığı Rabbine düzenli olarak, belli şartlar çerçevesinde kulluk yapması, boyun büküp tâzimde bulunmasıdır. Dolayısıyla “ibâdet”; itaat ve zilletle, hudu’ ve huşu’ içinde büyük bir azim ve ısrarla boyun eğmek demektir. İbadet Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak, ubudiyet ise Allah’ın yaptığına razı olmak şeklinde de tarif edilmiştir.
 
Şeriat dilinde ibâdet; hâlis bir niyetle, mükâfatını bekleyerek, Allah’a yakınlaşmayı arzu ederek Cenâb-ı Hakk’ın istediği tarzda kulluğu ifa etmektir. İnsanın ruh ve bedeni, dış ve iç âlemiyle yani bütün varlığıyla yalnız Allah için yaptığı şuurlu bir itaat ve yakınlıktır. Görüldüğü gibi bunda ilk önce niyet şarttır. Niyet ise yapılacak işin ifa edilmesinde ancak Allah’a itaat ve yaklaşmayı kastetmek demek olan yeni bir istektir. “Azmetmek” bir işi yapmadan önce, “kastetmek” yapmakla beraber olduğu gibi “niyet” de niyet edilen şeyi bilmekle beraber onu yapmaya bitişiktir. Hem bilgi hem de isteği ihtiva eden bu tam şuur hali, ruh ve kalbin işidir. İkinci olarak, bir amelin ibâdet olması için Allah katında itaat olarak kabul edilen bir amel ortaya koymak gerekir. Yoksa yalnız bir şeyi yapmayı istemek, düşünmek ve hatıra getirmek gibi iç duygularla ilgili ameller, itaat ve yakınlığa sebep olsa da ibâdet sayılamaz. Aynı şekilde niyet edilmeden yapılan ameller de ne olursa olsun ibâdetin şümûlüne giremez. (Elmalılı, Hak Dini, I, 96)
 
اَلْلإسْتِعَانَةُ “İstiâne”, yardım talep etmektir. Bütün hayırlı işlerde başarılı olmamız, ibâdetlerimizi ihlasla ve kolaylıkla yapabilmemiz ve karşılaştığımız bütün zorlukların üstesinden gelebilmemiz için Allah’tan yardım dileriz. Kul yardım isteyecek, Allah da kuluna yardım edecektir. Allah’ın yardımı iki türlüdür. Birincisi zaruri olan, ikincisi zaruri olmayandır. Zaruri olan, rahmetinin bir tecellisi olarak bizi yaratan Allah’ın, mâhiyetimize emanet ettiği ve yaşamamızı mümkün kılan alet ve edevat kısmından sayılacak hususlardır. Bunlar el, ayak, göz, kulak, akıl ve idrak gibi şeylerdir. Mesela biz gözümüzle görür, gözlerimizin aldığı mânaları fikir laboratuarında değerlendirir, bunlarla adeta bal yapıyor gibi mârifet petekleri oluşturmaya çalışırız. Bunu ise kalp ve beyin yapar. Fakat Rabbimiz önceden kalp ve kafamıza bu fakülteleri yerleştirmiş, mekanizmalar arasında hassas bir münasebetler zinciri tesis etmiş ve her şeyiyle işleyen mükemmel bir fabrika haline getirmiştir. Bunlardan bir tanesi

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17