Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[6/4 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 54 - Mü'minin Amelinin Boşa Gideceğinden Korkması Bâbı
 
329- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize el-Hasen b. Mûsa rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme, Sabit el-Bunanî'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivâyet eyledi ki, Enes şöyle dedi:
 
Şu: 'Ey îmân edenler: Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne kaldırmayın' Sûre-i Hucurât, âyet: 2. âyeti sonuna kadar nâzil olduğu zaman Sabit b. Kays evine kapandı ve:,
 
— Ben cehennemlikim diyerek Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) (le görüşmek)’den habs-i nefseyledi. Derken; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Sa'd b. Muâz'a:
 
«Yâ Ebâ Amr! Sabitten ne haber, hasta mı oldu?» diye sordu. Sa'd:
 
— O benim komşumdur; bir şikâyetini bilmiyorum; dedi. Bunun üzerine Sa'd ona giderek:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in söylediklerini anlatmış. Sabit:
 
— Şu âyet indirildi. Pek âla bilirsiniz ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e karşı sizin en yüksek sesi (e hıtab eden) inizi benim. Demek ki ben cehennemlikim; demiş; Sa'd bunu Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem)’e anlattı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Bilâkis, o cennetlikdir.» buyurdular.
 
330- Bize Katan b. Nüseyr rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ca'fer b. Süleyman rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Sabit, Enes b. Mâlikîden naklen rivâyet eyledi. Enes; Sabit b. Kays b. Şemmâs Ensarın hatibi idi. Şu âyet nâzil olunca... diyerek Hammâd’ın hadisi gibi rivâyet etmiş. Yalnız Enes hadisinde Sa'd b. Muâzın zikri geçmez.
 
331- Bu hadisi bana Ahmed b. Saîd b. Sahr ed-Dârimi de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâbbân rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süleyman b. el-Muğîre, Sabitten, o da Enes'den naklen rivâyet eyledi. Enes:
 
'Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne kaldırmayın...' âyeti nâzil olunca; diyerek rivâyet etmiş; fakat hadisde Sa'd b. Muâz'i zikretmemiş.
 
332- Bize Hüreym b. Abdil'a'lâ el-Esedî dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize el-Mu'temir b. Süleyman rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Babamı Sabitten, o da Enes'den naklen anlatırken dinledim. Enes:
 
— Bu âyet indiği vakit... diyerek hadisi rivâyet etmiş; ama Sa'd b. Muâzı zikretmemiş. Yalnız:
 
 (Biz Sâbit'i aramızda gezinen cennetlik bir zât olarak görüyorduk) cümlesini ziyade etmiş.
 
Bu hadis-i şerif Sabit b. Kays (radıyallahü anh)'ın büyük menkabesini anlatmaktadır. Hazret-i Sabit Ensar'mve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hatibi idi. Yüksek sesli bir zât olup konuşurken sesi fazla gürleşirdi. Bu sebeble herkesden ziyade endişeye düşmüştü. Fakat Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisini cennetle müjdeleyince bütün üzüntüleri bir anda sürura münkalib oldu. Hadisde zikri geçen âyet-i kerime bir rivâyete göre onun hakkında nâzil olmuş; diğer bir rivâyete göre ise Ebû Bekir'le Ömer (radiyallahu anhüma) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda bir meseleyi yüksek sesle münakaşa ettikleri zaman inmiş; bundan sonra onlar da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzurunda adetâ fısıltı ile konuşmuşlardır. Ayetin Benî Temim hey'eti hakkında nâzil olduğunu söyleyenler olduğu gibi daha başka sebeb-i nüzul zikredenler de vardır. El-Übbi'nin beyanına göre Hazret-i Sabitin korkarak evine kapanması âyetin inmesinden evvele aid değildir. Çünkü o zaman henüz huzuru Nebevide yüksek sesle konuşmak yasak edilmiş değildi. Onun endişesi ileriye aitti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in huzuruna çıktığı zaman mutlaka konuşmak mecburiyetinde kalacaktı. O bunu düşündükçe üzülüyor; korkuyor; ihtiyata riâyet ediyordu. Nihayet endişesi görülmedik bir sürür la neticelendi.
 
Hadis-i şerif, âlim veya büyük bir zât arkadaşlarından bazısını bir kaç zaman görmezse araştırıp soruşturması gerektiğine delildir.
 
 
 
 
[6/4 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Orhan Bey’in Bursa’yı Fethi 1326
•  İlk Modern Olimpiyat Oyunları Atina’da Başladı 1896 Anadolu Ajansı’nın Kuruluşu 1920
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/4 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” 
 
Al-i İmran 185
[6/4 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Müslümanların evleri arasında en hayırlı ev, içinde kendisine iyi davranılan  bir yetimin bulunduğu evdir.” 
 
İbn Mâce, Edeb, 6
[6/4 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: BURSA’NIN FETHİ
 
Bursa fethinin Osmanlı tarihinde önemli bir yeri ve değeri olduğu şüphesizdir. Ele geçirilmesinden önce Osman Gazi’nin kuşatıp uzun süre beklemesine rağmen fethetmeyi gerçekleştiremediği şehri, oğlu Orhan Gazi -genel kabul gören bilgiye göre- 6 Nisan 1326 tarihinde fethetmiştir. Bu açıdan bakıldığında Osmanlı’nın kurucu kenti/başkenti Bursa’dır.
Bursa, fethedilmesinden itibaren başkentin Edirne ve İstanbul’a geçmesine ve hatta Osmanlı’nın sonuna kadar, itibar ve önemini devam ettirmiş, yüzyıllar boyunca coğrafyanın tarihî, sosyal, kültürel, ekonomik, dinî ve ilmî merkezlerinden biri olmayı sürdürmüştür.
Bursa şehri Osmanlılar gözünde o kadar değerlidir ki, sözgelimi, 1855 yılında Bursa’da yaşanan büyük deprem sonrası resmî hasar raporu eline ulaştığında dönemin sadrazamı Keçecizâde Fuad Paşa, bu duruma son derece üzülmüş ve dilinden şu sözler dökülmüştür: “Eyvah, Osmanlı’nın dîbâcesi yıkıldı.”  (Dibace: giriş, önsöz)+G99
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/4 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin.” (Âl-i İmrân, 3/38)
[6/4 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: MADDÎ TEMİZLİK
Dinimiz temizliği imanın belirtilerinden saymıştır. Namazın sahih olması için beden, elbise ve namaz kılınacak yerin temiz ol- ması şarttır. Birçok ibadet için abdest ve guslün farz ya da sünnet kılınması temizliğe verilen önemi göstermektedir. Bunlardan başka haftalık temizlik için; “Haftada bir kere yıkanmak her Müs- lüman’ın görevidir.” (Buhârî, “Cuma”, 12) buyrulmuştur.
Peygamberimiz diş temizliği üzerinde de ısrarla durmuştur: “Mis- vak hem ağzı temizler, hem de Hakk’ın rızasını kazandırır.” (Nesai, “Tahare”, 5)
Tırnakların kesilmesi, koltuk altı ve kasık kıllarının temizlenmesi, fıtratın bir gereği kabul edilmiştir. Saç bakımı da Peygamberimi- zin teşvik ettiği hususlardandır: Bu konuda 'Saçı olan bakımına özen göstersin' (Muvatta, 2/949) buyurmuşlardır.
 
KADR SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir.
Sûre, Kadir gecesini anlattığı için bu adı almıştır.
Kadr, azamet ve şeref demektir
.
Kur’an’ın Kadir gecesinde indi- rildiği bildirilmekte ve bu gece- nin önemi anlatılmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Para adamı pek çabuk rezil eder. (Feriduddin Attar)
[6/4 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: Tövbeleri kabul eden
 
At-Tawwib : The Acceptor to Repentance.   He who is ever ready to accept repentance and to forgive sins.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor.
'Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.' (1)
'Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister.' (3)
'O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.' (4)
'O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden.' (5)
'Allah   tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.' (6)
'Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.' (7)
Allah, tevbeleri kabul eden, merhamet edendir ve hem tevbeleri kabul eden ve merhametli olan O'dur. O, o kadar merhametli bir Allah'dır ki, kulunu bir kere terkedivermekle ilel'ebed terkedivermez. Kulu dönüp tevbe ettikçe, İblis gibi ısrar etmedikçe yine bakar, yine bakar, sonsuz olarak bakar, bir oldu, iki oldu, nihayet üç oldu, 'yetişir artık' demez, sayısız olarak döner bakar, çünkü çok merhametli'dir. Tevbe, esasen asla dönmek demektir. Şu halde kula nisbet edildiği zaman geçici olan günah halini bırakıp, aslî olan düzgün haline dönmek demek olur. Allah'a nisbet edildiği zaman da geçici olan öfke nazarından, aslî olan rahmet nazarına dönmek mânâsını ifade eder. Bunun için tevbenin şer'î mânâsı, kulun günahını itiraf ve ondan pişmanlık duyup, bir daha yapmamağa azmetmesi, Allah'ın da bu tevbeyi kabul ile günahı mağfiret etmesi diye açıklanır. (2)
Kulun tövbesi tekerrür ettikçe Tevvab olan Allah Teala'dan da kabulü tekerrür eder.
Bilinmelidir ki, bilgisizlikle, kasten veya sehven işlenen hiçbir günaha tam bir kararlılıkla dönmemek, tevbenin temel esasını oluşturur. Bu yüzden her ne surette olursa olsun günahtan tevbe etmek fazrdır.
Şunu bil ki, her günahtan tevbe edilebiir Tevbe eden günahkar kul, sanki hiç günah işlememiş gibi olur. 
Tevbeler, ölüm anına kadar kabul edilmektedir. Bireysel olarak her insanın can çekişme anı gelmeden yapacağı tevbe kabul olunur. Genel olarak herkes için tevbe, Hz.Peygamber'in haber verdiği ve Kur'an'ın işaret ettiği alametler ortaya çıkmadıkça kabul olunur. 
Resulullah (s.a.v) buyuruyor. 
Allah, güneş henüz batıdan doğmadan önce tevbe edenin kimsenin tevbesini hkabul eder. (9)
'Ey insanlar! Rabbinize tevbe edin. AIIah kasem olsun ben Rabbim Tebârek ve Teâlâ hazretlerine günde yüz kere tevbe ederim. (10)
Kaynaklar:
  1) Bakara, 37
  2) Elmalı Tefsiri, Bakara, 37
  3) Nisa, 27
  4) Şura, 25
  5) Mümin, 3
  6) Tevbe, 118
  7) Nur, 31
  8) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
  9) Muslim, Zikr 43
10) Muslim, Zikr 42
[6/4 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: Vitir (vitr) Arapça'da çiftin karşıtı olan 'tek' anlamındadır. Hz. Peygamber, günün kılınan son namazının tek (vitr) olmasını tavsiye ve teşvik etmiş (Müslim, 'Salâtü'l-müsâfirîn', 53) ve kılınma vaktine ilişkin olarak da sabah namazının sünnetinden biraz önceki vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesine yakın bir vakti önermiş (Tirmizî, 'Vitr', 12; Ebû Dâvûd, 'Vitr', 8), bununla birlikte gece uyanamayacağından endişe edenlerin yatmadan önce kılabileceklerini belirtmiştir (Müslim, 'Salâtü'l-müsâfirîn', 21).
Ebû Hanîfe vitir namazının vâcip olduğunu söylerken, Ebû Yûsuf ve Muhammed ile diğer üç mezhep imamı bunun müekked sünnet olduğunu söylemişlerdir. Vitir namazının vakti, yatsı namazının sonrasından fecrin doğmasına kadardır. Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre, fecirden sonra kılınmaz. Mâlik, Şâfiî ve Ahmed'e göre ise, sabah namazını kılmadığı müddetçe, fecirden sonra da vitir namazı kılınabilir.
Vitir namazı Hanefîler'e göre akşam namazı gibi bir selâmla kılınan üç rek`attan ibaret olup akşam namazından farkı, bunun her rek`atında Fâtiha ve ardından bir sûre ve son rek`atta rükûdan önce tekbir alınarak Kunut duası okunmasıdır. Bu tekbiri almak ve Kunut duasını okumak Ebû Hanîfe'ye göre vâciptir ve hangisi terkedilse sehiv secdesi gerekir. Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre Kunut duası okumak sünnettir.
Mâlik, üç rek`at vitir namazı kılmayı müstehap görmüştür. Bu üç rek`atın arası selâmla ayrılmalıdır, yani her birinde selâm verilmelidir. Mâlikîler'e göre vitir bir rek`at olarak da kılınabilir.
Vitir namazı binek üzerinde kılınabilir, binek nereye yönelirse yönelsin, sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber bunu binek üzerinde kılmıştır. Bu husus, vitir namazının farz olmadığına da gerekçe yapılmaktadır. Şöyle ki; Hz. Peygamber hiçbir farz namazı binek üzerinde kılmadığı halde, vitiri binek üzerinde kılmıştır. Öyleyse vitir namazı farz değildir.
Hanefîler'e göre Kunut duası sadece vitir namazında okunur. Şâfiî ve Mâlik'e göre, her zaman sabah namazının farzında rükûdan sonra ayakta Kunut duası okunabilir. Bu Kunut duası, Mâlikîler'e göre müstehap, Şâfiîler'e göre sünnettir. Sabah namazında Kunut duasını okuyan bir Şâfiî veya Mâlikî imama uyan Hanefî, susup bekleyebileceği gibi içinden Kunut duasını da okuyabilir.
Vitir namazı, müstakil bir namaz olduğu için yatsı namazıyla birlikte kazâya kaldığı vakit kazâ edilmesi gerekir.
Kunut duası:
Allâhümme! İnnâ nesteînüke ve nestağfiruke ve nestehdîk; ve nü'minü bike ve netûbü ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleyke'l-hayra kullehü neşkuruke, velâ nekfüruk; ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.
Allâhümme! İyyâke na`büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes`â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbek. İnne azâbeke bi'l-küffâri mülhık.
Bu duayı okuyamayan kimse 'Rabbenâ âtinâ' duasını okur veya üç kere 'Allahümmağfir lî' veya üç kere 'Yâ Rabbi' der.
Vitir namazı tek kılınır. Cemaatle kılınması sadece ramazan ayına mahsustur. Diğer günlerde vitir namazını, yatsı namazını kılıp uyuduktan sonra gecenin sonuna doğru kılmak daha faziletli olmakla birlikte ramazanda cemaatle kılmak gecenin sonuna bırakmaktan evlâdır.
[6/4 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: Kahroldu o hendegin sahipleri, O çirali atesin , Onlar (yakanlar) da baslarina oturmuslar, Müminlere yapmakta olduklari iskenceyi seyrediyorlardi Onlardan, sirf, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldilar  (BÜRUC/4-8)
[6/4 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: LUKATA (BULUNTULAR)
 
5269 - Yezid Mevlâ'l-Münbais anlatıyor: 'Zeyd İbnu Hâlid radıyallahu anh'ı işittim. Diyordu ki: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a altın veya gümüş buluntu hakkında sorulmuştu.
 
'Kesesini ve bağını belle, sonra onu bir yıl ilan et. (Sahibini) bilemezsen, onu harca. O yanında bir emânet olsun. Günün birinde arayanı gelecek olursa, ona ödersin' buyurdu. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm'a kaybolmuş develerden soruldu.
 
'Kaybolan develerden sana ne? Onları (kendi hâline) bırak. Zira sahibi onu buluncaya kadar, ayağında çarığı, sırtında su tulumu vardır. Suya gider, ottan yer' buyurdular. Bu sefer (kaybolmuş) davardan soruldu:
 
'Onları alın. Zira onlar ya senindir, ya (kaybeden) kardeşinindir, ya da kurdundur' buyurdular.
 
Buhârî, İlm 28, Şürb 12, Lukata 2, 3, 4,11, Talâk 22, Edeb 75; Müslim, Lukata 1, (1722); Muvatta, Akdiye 46, (2, 757); Ebu Dâvud, Lukata 1, (1704, 1705, 1706, 1707,1708); Tirmizî, Ahkâm 35, (1372, 1373).
 
5270 - Amr İbnu şuayb an ebîhi an ceddihi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a (dalında) asılı meyve hakkında sorulmuştu:
 
'İhtiyaç sahibi, sepetine almaksızın ağzıyla ulaşırsa, kendine bir vebal gelmez. Ancak kim de, eteğinde (birşeyler) alarak oradan çıkarsa, aldığının iki kat değeriyle borçlanır. Ayrıca (tâzir nevinden) ceza da yer. Kim de yığın yapıldıktan sonra meyveden çalarsa ve bunun değeri miğfer fiyatını bulursa, eli kesilir' buyurdu. Sonra kendisine lukata (buluntu)dan sorulmuştu:
 
'İşlek yolda bulunmuş olanla, insanların çokça yaşadığı meskun karyede bulunmuş olanı bir yıl boyu ilân et. Eğer sahibi gelirse hemen ver. Eğer gelmezse artık o senin olmuştur. Harâbede bulunmuş ise, bununla, maden için humus (beşte bir) vergisi vardır' buyurdular.'
 
Ebu Dâvud, Lukata 1, (1710, 1711, 1712, 1713); Nesâî, Kat'u's-Sârik 11, (8, 84-85).
 
5271 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: 'Ali İbnu Ebi Talib radıyallahu anh, (bir gün), Hz. Fatıma radıyallahu anhâ'nın yanına girmiş idi. O sırada Hz. Hasan ve Hüseyin ağlamakta idiler. 'Niye ağlıyorsunuz?' diye sordu. Hz. Fâtıma: 'Acıktılar!' dedi.
 
Hz. Ali (bir yiyecek temin etmek üzere) çıktı. Derken yolda bir dinar para buldu. Dönüp Hz. Fâtıma'ya gelerek haber verdi. O da:
 
'Falan yahudiye git, bununla un satın al!' dedi. Ali radıyallahu anh ona vardı ve un aldı. Yahudi ona:
 
'Sen, kendini Allah elçisi zanneden şu zâtın damadı mısın?' dedi. Hz. Ali'nin 'evet'i üzerine:
 
'Dinarını al, un da senin olsun!' dedi. Ali oradan ayrılıp, Fâtıma radıyallahu anhâ'ya unu ve dinarı getirdi, durumu da anlattı. Hz. Fâtıma:
 
'Şimdi de şu falan kasaba git, bize bir dirhemlik et al!' dedi. Hz. Ali gidip, dinarı bir dirhemlik et mukabilinde rehin bıraktı. Eti Hz. Fâtıma'ya getirdi. O hamur yaptı, (tencereye) koydu, ekmek pişirdi. Babasına haber gönderdi. Resûlullah yanlarına gelince, Hz. Fâtıma:
 
'Ey Allah'ın Resûlü! (şu yemeğin) hikayesini size anlatayım da eğer helalse yiyelim, bizimle siz de yiyin. Bunun mahiyeti şöyle şöyledir...' diye antattı. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Allah'ın adıyla yiyin!' buyurdular ve hep beraber ekmekten yediler. Onlar daha yerlerinde iken, bir köle gelip, Allah ve İslâm adına dinar bulan var mı?' diye sormaya başladı. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm onu çağırıp (dinarı hakkında) sordu. Köle:
 
'Çarşıda benden düştü!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Ey Ali! Haydi kasaba git. Ona: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm sana 'Dinarı bana göndersin, dirhemini ben ödeyeceğim!' diyor de!' emretti. Kasap dinarı gönderdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu köleye verdi.'
 
Ebu Dâvud, Lukata 1, (1714).
 
5272 - İyaz İbnu Hımâr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim bir buluntu ele geçirirse, buna adâlet sahibi birini şâhid kılsın, ne filanı terkederek buluntuyu gizlesin, ne de (bir başka yere yolla
[6/4 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Mes'ud el-Hüzelî (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre, bir adam kendisine 'Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?' diye sordu. Ona şu cevabı verdi:'Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine sülûk ederse yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakîme sülûk ederse o da cennet'e ulaşacaktır.' İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: 'İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar....' (En'âm 152) 
(Rezîn İbnu Muâviye'nin ilâvesidir).
[6/4 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.82]
[6/4 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) Beni, naim cennetine girenlerden eyle!” (Şu’arâ, 26/85)
[6/4 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Alkolün sarhoşluğu ölüme, sanatın sarhoşluğu ölümsüzlüğe götürür.[Peyami Safa]
[6/4 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.EBÛ SELEME
 
Allahü teâlânın emriyle sevgili Peygamberimiz, Müslümanlara Medîne'ye hicret için izin verdiler. Bunun üzerine birçok sahâbî hicret hazırlıklarına başladılar. 
 
Hz. Ebû Seleme de devesini getirip, hanımını bindirdi. Oğlunu, kucağına oturttu. Hayvanın yularını çekip, kaldırmaya çalışıyordu. O sırada ba'zı öfkeli adamlar gelerek, elindeki yuları aldılar.
 
Hz. Ebû Seleme, ne olduğunu anlıyamadı. Adamlar, hanımına bağırıyorlardı: 
 
- İn deveden aşağı! Çabuk ol!
 
Kabîlemizin kızıdır
 
Bunlar, Mugîreoğulları olup hanımının akrabaları idiler. Bir yandan zorla kadıncağızı çekiyorlar, öbür yandan da kocasına: 
 
- Sen kendin, bizi dinlemedin! Putlarımızı bırakıp, Müslüman oldun. Şimdi de kabîlemizin kızını, kaçırmaya çalışıyorsun! Onu daha nerelere götüreceksin? Buna aslâ müsaade edemeyiz, diye çıkışıyorlardı.
 
Tabii oğlu da, annesiyle birlikte deveden indirildi. Zâten O'nun elini sıkı sıkı tutuyordu. Mugîreoğulları, kalabalık idiler. O zorbalarla başa çıkmak mümkün değildi. Buna rağmen münâkaşa çok uzadı. Olayı işiten, Esedoğulları da oraya koştular. Bunlar da, Hz. Ebû Seleme'nin kabîlesinden idiler. Ne olduğunu sordular. Onların da çoğu, Müslüman değildi. Fakat buna rağmen direttiler: 
 
- Mâdem ki sizler, bizim akrabamızın hanımını bırakmıyorsunuz; biz de onun oğlunu size bırakmayız!
 
Anasının elinden kopmak istemiyen yavrucağızı, çekiştiriyorlardı. İtişme, kakışma arasında küçük çocuk ağlamaya başladı. Çünkü, kolu çıkmıştı. Bu kadar zorbalık sonunda; çocuğu Esedoğulları, Anasını da Mugîreoğulları alıp, uzaklaştılar. Hz. Ebû Seleme oracıkta, sâdece devesiyle kalakaldı.
 
İlk Müslümanlar buna benzer eziyet, işkence ve felâketlere artık alışmışlardı. Olaylar karşısında, sabır ve metânet göstermeye çalışıyorlardı. Çünkü sevgili Peygamberimizin emirleri öyle idi.
 
Ebû Seleme hazretleri de işte bu yüzden, Hicrete tek başına devam etmeye katlandı. Allah rızâsını kazanmak ümidiyle, yollara düştü. Gözyaşları arasında nihâyet Medîne'ye vardı. Mekke'de kalan hanımı ise her sabah, şehir dışındaki Ebtah mevkiine çıkıyordu. Orada, Medîne'den gelen yolcuları bekliyor ve kocasından haber almaya çalışıyordu.
 
Hiç insanlık yok mu?
 
Yanında kimse olmadığı zamanlar, uzun uzun ağlıyordu. Zorla ayırdıkları oğlu ve eşi için gözyaşı döküyordu. Amcaoğullarından birisi, O'nu o vaziyette gördü. Perişân hâline acıdı. Doğruca, kendi kabîlesinin zorbalarına giderek bağırmaya başladı: 
 
- Bu zavallıya, daha ne kadar zulmedeceksiniz? Onu hem kocasından, hem oğlundan kopardınız. Sizde hiç insanlık yok mudur? Üstelik kendi akrabanıza işkence ediyorsunuz.
 
Bu sözler üzerine, Zorbalar insâfa geldiler. Sonra da kederli kadıncağıza: 
 
- İstersen, gidip kocana kavuşabilirsin, dediler. 
 
O'nun Medîne'ye yollanacağını öğrenen, Esedoğulları da dayanamadılar. Getirip, oğlunu teslim ettiler.
 
Allah ve Resûlullah yolunun yolcuları, ışıklı günlere doğru yürüyorlardı. Hz. Seleme'nin ana-babasının, duâları kabûl olmuştu. Uzun ayrılık ve hasretten sonra nihâyet, Kubâ'da hepsi birbirlerine kavuştular.
 
Hicretten sonra mübârek Medîne'de, İslâmın ve Ebû Seleme ailesinin, güzel günleri başladı. Bütün Mü'minler İslâmiyeti yaymak için, canla-başla çalışıyorlardı. Bedir'de Mekkelilere karşı ilk zafer kazanıldı. Bu zaferi kazanan mücâhidlerden biri de, Hz. Ebû Seleme idi.
 
Hz. Ebû Seleme sevgili Peygamberimizin yakın akrabası idi. Hz. Ebû Seleme'nin annesi, Peygamber efendimizin halaları idi. Ebû Seleme hazretleri, cihâd ve gazâ olmadığı zamanlar, daha çok ibâdet etmeye çalışıyordu.
 
Sevindirici söz 
 
Bir gün Mescîd-i Nebevîden, sevinçle evine geldi. Kendisini karşılayan hanımına dedi ki: 
 
- Şimdi, Allahü teâlânın Resûlünden çok sevindirici bir söz duydum. 
 
Hanımı mer
[6/4 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Dili Üzerine
 
    Orta Asya'nın Türkistan ve Horasan bölgelerinde yaşayan halkın büyük bir kısmı Türk. bunların ana dili Türkçe'dir. Bugün dahi, Azerbaycan'dan doğuda Çin şeddine kadar bütün bir Orta Asya'yı içine alan geniş bölgelerde, hiçbir engelle karşılaşmadan rahatça Türkçe konuşabilir, Türkceyı değişik lehçeleriyle her yerde bulabilirsiniz. Bu bölgede Oğuz Türklerinin, XI. Yüzyılın başlarında kurdukları Büyük Selçuklu Devleti, kısa zamanda gelişip yayılmış. Türk dili de. geniş ve yaygın Türk topluluklarının dili olarak tarihi seyrini sürdürmüştür. Büyük Selçuklu Devletinin Horasan. İran. Suriye ve Anadolu Selçukluları adıyla dört kola ayrılmasından sonra da durum değişmemiş. Türkçe, Arap ve Fars dillerinin kuvvetli baskısı altında, varlığını geniş halk yığınları, aşiret ve boylar arasında koruyabilmiştir.
    Türklerin çoğunlukta olduğu ve Parsların çok az sızabildikleri Orta Asya'nın Türkistan ve Horasan bölgesinin ünlü kültür merkezi Belh şehrinde dünyaya gelen ve pek gene yaşındayken Baha Veled'le birlikte Anadolu'ya göçen, yine bir kültür merkezi Konya şehrine yerleşen Mevlâna Celâledciin'in ana dili, soyca sopca Türk olusuyla da şüphesiz Türkçe'dir. Bunun aksini düşünmek, biraz tarihi, tarihin seyrini, Mevlâna'nın doğduğu bölgenin etnik karakterini bilmemek olur. Ne var ki, islâm dininin etkisi ve İslâm halifesinin İslâm devletleri üzerindeki manevi nüfuzu ile Arapça devlet diline hâkimdir. Resmi yazışmalar, fermanlar, beratlar, vakfiyeler, kitabeler Arapça ile yazılmakta medresede Arapça okunulmakta öğretilmektedir. Bunun yanıbaşında Farsça, işlenmiş bir dil olarak tasavvufa ve edebiyata girmiş, kültürlü ve enteilektüel tabakanın bilmesi, okuması, yazması gereken bir dil olmuştur. Mevlâna da daha tahsil çağının eşiğinde bu iki dille karşılaşmış, babasından ve hocalarından Arapça ve Farsça'yı öğrenmiş, bu dillerde yazılan eserleri okumuştur.
    Anadolu'nun Selçuklular eliyle Türkleşmesinden sonra, kalabalık bir Rum halkın oturduğu bölgelere, aralıksız Türk akınları olmuş. Orta Asya'dan getirilen veya Moğol akınlarının şerrinden kurtulmak için kendi arzuları ile göçen Oğuz Türkleri yer yer Anadolu'ya yerleşmiş, bu aşiretler Anadolu'da köyler, kasabalar kurmuş, kısa zamanda yerli halkı aralarında eritmiş, İslâmlaştırmış veya onları azınlık durumuna düşürmüşlerdir. Böyle bir ortamda Mevlâna, ana dili olan Türkçe ile, Konyalı müridlerine seslenirken, azınlıklarla da ilişiğini kesmemiş, Rumca'yı öğrenmiş, hattâ Rumca şiirler söylemiştir
    Evinde, ailesi ve çocuklarıyla, halkla günlük konuşmalarında, vaazlarında Türkçe konuşan Mevlâna, eserlerini devrinin icabı alarak Farsça, bazılarını da Arapça yazmış, yazdırmıştır.
    Mevlâna'nın eserlerindeki Farsça'nın, bir Anadolu Farsçası olduğu. Mevlâna'nın bu dili sonradan öğrendiği üzerinde bilginler, zaman zaman durmuşlardır. Bunlar arasında yer yer Türkçe şiirleri. Türkçe beyit ve ibareleri vardır. Bunlara Divân-ı Kebir ve Mesnev' adlı eserlerinde rastlanır. Bu konuda Martinovitz, Salemann, Veled Çelebi (İzbudak), M.Serafeddin Yaltkaya. Mecdud Mansuroğlu gibi bilginler geniş araştırmalar yapmışlardır. Tarihçi Necip Asım'a göre, Mevlâna'nın Türkçesi, daha çok Kıpçak Türkcesi'ne, Mansuroğlu'na göre de Oğuz lehçesiyle veya onların yakın şiveleriyle konuşan Türk kabilelerinin şivelerine benzemektedir.
    Mevlâna. Mesnevi'sinde, 'Amaç. armağan, aş, götürü, kışlak, yaylak, konuk, sınır. Allah, töre, ulak. yasa. yurt' gibi öz Türkçe kelimeleri ustalıkla kullandığı gibi, Divan-ı Kebîrinde;
    Okçulardır gözleri Hoş nişandır kaşlar; Öldürür yüz suvari Kimdir ol Alparslan.
    veya 'Şems' mahlası ile bastan başa Türkçe, 22 beyittik bir gazelinde:
    '0! kim gide uzak yola gerek azık ala bile Alm
[6/4 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç fidyesi ne demektir?
 
Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır.
Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır.
Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır.
Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse Allah’tan af diler. Günler uzun olduğu için oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır.
Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ayı başında da verilebilir.
[6/4 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: ABESE SÛRESİ
 
Kur'ân-ı kerîmin sekseninci sûresi. Mekke-i mükerremede nâzil oldu (indi). Kırk iki âyet-i kerîmedir. Birinci âyet-i kerîmede yüzçevirdi, iltifat etmedi mânâsına olan Abese lafzı sûreye isim olmuştur. Sûrede, Kur'ân-ı kerîmin Allahü teâlâ tarafından bir mev'ize (nasihat, öğüt) olduğu bildirilmekte, Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve azametine (büyüklüğüne) deliller getirilmekte, kıyâmet gününün dehşetli vaziyeti, o gün iyilerin ve kötülerin halleri ve daha başka hususlar anlatılmaktadır. Abese sûresinde meâlen buyruldu ki  O gün (kıyâmet günü) kişi kardeşinden, anasından, babasından, hanımından ve oğullarından kaçar. O gün onlardan herkesin kendine yeter bir işi vardır. (Herkes kendi derdiyle meşgul olur. Başkasını düşünemez.) O gün yüzler vardır (dünyâda iken yaptığı gece ibâdetleri veya aldığı abdestler sebebiyle) parıl parıl parlayıcıdır. (Gördükleri nîmetler sebebiyle) gülücüdür, sevinicidir. (Bunlar mü'minlerdir.) O gün yüzler de vardır, üzerlerini toz toprak bürümüştür. Onu (da) bir zulmet, karanlık ve siyahlık kaplar. İşte bunlar kâfirler, fâcirlerdir. (Âyet  34-42)
[6/4 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Mekke’nin fethi nasıl gerçekleşmiştir?
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke’nin fethine karar verdiğinde Medine çevresindeki kabilelere haber göndererek Ramazan ayının başlarında Medine’de toplanmalarını istedi. Ardından Kureyş müşriklerine haber sızmasını önlemek amacıyla Mekke’ye giden yolları tuttu; 10 Ramazan 8/1 Ocak 630’da muhacirler, Ensar ve çevreden toplanan kabilelerle Medine’den hareket etti. Bazı kabileler de yolda orduya katıldılar. İslam ordusunun gözcü birlikleri, yolda Hz. Peygamber (s.a.s.)’in faaliyetlerini izlemek üzere Hevazin kabilesinin görevlendirdiği bir casusu yakalayarak onun huzuruna getirdiler. Sorguya çekilen casus, Hevazin kabilesinin bazı Arap kabilelerini de yanına alarak Müslümanlara karşı savaş hazırlıklarına başladığını tüm ayrıntılarıyla haber verdi. Peygamberimiz (s.a.s.)’in emriyle Halid b. Velid tarafından tutuklanan casus, ordu Merruzzahran’da konakladığı esnada kaçtı; fakat Halid tarafından tekrar yakalandı. Halid durumu Peygamberimiz (s.a.s.)’e(s.a.s.) bildirdi. O da Mekke’ye girinceye kadar onun tutukluluk halinin devamını istedi. Casus Mekke fethedildikten sonra Peygamberimiz (s.a.s.)’in İslam’a daveti üzerine Müslüman oldu. Müslümanlar yatsı vakti Mekke yakınlarında Merruzzahran’da konakladılar. Peygamberimiz (s.a.s.) burada İslam ordusunun gücünü göstermek maksadıyla gece vakti asker sayısınca, yani on bin ateş yaktırdı. Bunu gören ve gelenlerin kim olduğunu bilemeyen Mekke müşrikleri telaşa kapılarak liderleri Ebu Süfyan’ı iki arkadaşıyla birlikte durumu öğrenmek ve şayet Hz. Muhammed (s.a.s.)’le karşılaşırsa eman almak amacıyla gönderdiler. Ancak Ebu Süfyan ve arkadaşları İslam ordusunun gözcü birlikleri tarafından yakalanarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in huzuruna götürüldüler. Mekke lideri Ebu Süfyan uzun tereddütlerden sonra Müslüman oldu.
 
İslam ordusu dört koldan şehre girdi. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kumanda ettiği birliğin dışındaki birliklerin başında Halid b. Velid, Zübeyr b. Avvam ve Kays b. Sa’d bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.s.) mecbur kalınmadıkça kan dökülmemesini emretti. İslam ordusu herhangi bir ciddi mukavemetle karşılaşmadan şehre girdi. Peygamberimiz (s.a.s.) “Bugün Kabe’de savaşın helal olacağı gündür.” şeklinde sözler sarfeden komutan Sa’d b. Ubade’yi azlederek elinden sancağı aldı ve oğlu Kays b. Sa’d’a verdi. Sa’d’ın “Bugün savaş günüdür.” sözüne karşılık “Bugün merhamet günüdür.” dedi.
 
İslam ordusu, güneyden şehre giren Halid b. Velid’in komuta ettiği birlik hariç, mukavemetle karşılaşmadı. Peygamberimiz (s.a.s.) muhacirlerin başında Mekke’yi kan dökmeden fethetmenin verdiği huzur içinde ilerlerken, şehrin alt tarafında kılıçların parladığını görünce çok üzüldü. Halid b. Velid’e haber göndererek çarpışmaya son vermesini emretti. Halid daha sonra sorguya çekildiğinde, çarpışmayı müşriklerin başlattığını bildirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke’de evlerinin kapısını kapatanların, silahlarını bırakanların, Mescid-i Haram’a ve Ebu Süfyan’ın evine girenlerin emniyette olduğunu duyurdu. Yaralıların, arkasını dönüp kaçanların ve esirlerin öldürülmemelerini emretti. Bunun üzerine Mekkeliler evlerine kapanıp silahlarını sokaklara attılar. Peygamberimiz (s.a.s.) Zi Tuva mevkiinde durunca insanlar onun etrafında toplandılar. O, Allah’ın kendisine Mekke’nin fethini nasip etmesinden, Müslümanların sayısının çokluğundan ve Allah’a olan tevazuundan dolayı devesinin üzerinde eğiliyor, “Hayat ancak ahiret hayatıdır.” diyordu. Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etti; çevresindeki putları kırdırdı. Kabe’nin bakımını yürüten, anahtarını muhafaza eden Abdüddar ailesinden Osman b. Talha’ya haber gönderip Kabe’nin anahtarını getirterek içeri girdi ve iki rekat namaz kıldı. Öğle vakti gelince Hz. Peygamber (s.a.s.), B
[6/4 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: HAREM BÖLGESİ
 
 
 
Mekke ve etrafında bitkileri koparılmamak ve hayvanları avlanmamak üzere sınırları belirlenmiş bölgeye 'Harem' denir. Bu sınırların dışında kalan yerlere ise 'Hıll' denir. Harem bölgesinin sınırları, Cibril (a.s)'ın göstermesiyle Hz. İbrahim tarafından belirlenmiş, bu sınırları gösteren işâretler Rasûllah (s.a) tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin Mekke'ye en uzak sınırı Cidde istikametindeki 'Hudeybiye'; en yakın sınırı ise Medine istikametindeki 'Ten'im' dir. Harem bölgesinde ikamet edenler, umre için ihrama girmek üzere, genellikle Ten'im'e gittiklerinden buraya 'Umre'; buradaki camiye de 'Umre Mescidi' denilmektedir.
[6/4 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللهَ وَهَبَ لِأُمَّتِي لَيْلَةَ الْقَدْرِ وَلَمْ يُعْطِهَا مَنْ كَانَ قَبْلَهُمْ. (فر)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak Allâhü Teâlâ, önceki ümmetlere vermediği Kadir Gecesi’ni, ümmetime ihsân etti.” (Deylemî, Müsnedü’l Firdevs)
 
06 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[6/4 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: KADİR GECESİ’Nİ ARAMAK
 
Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, müminlerin her geceyi Kadir Gecesi bilip, her gece çokça ibadet etmeleri içindir.
 
İmâm-ı Şa‘rânî Hazretleri, Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı şerîfin ilk gününe göre şöyle tespit etmiştir. Ramazân-ı şerîf;
 
Pazar günü girerse 28’i 29’a bağlayan gece.
 
Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.
 
Salı günü girerse 26’yı 27’ye bağlayan gece.
 
Çarşamba günü girerse 18’i 19’a bağlayan gece.
 
Perşembe günü girerse 24’ü 25’e bağlayan gece.
 
Cuma günü girerse 16’yı 17’ye bağlayan gece.
 
Cumartesi günü girerse 22’yi 23’e bağlayan gece.
 
İmâm-ı Şa‘rânî Hazretleri, 30 sene, Kadir Gecesi’yle bu usûle göre müşerref olmuşlardır. Birçok evliyâ, bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.
 
Kadir Gecesi’nde hava, berrâk ve güzel olur. O gece her şey, Hazret-i Allâh’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Müminler, afv-ı İlâhî ve mağfiret-i Sübhâniye’ye mazhar olurlar. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
 
Bu hesaba göre, Ramazân-ı şerîf hangi gün girerse girsin, Kadir Gecesi, cumartesiyi pazara bağlayan geceye isabet etmektedir. Ramazân-ı şerîfin ikinci yarısındaki iki cumartesi gününden 17, 19 gibi tek sayılı gecelerden biri, Kadir Gecesi olabilir.
 
HAYRİYYE-İ NÂBÎ’DEN
 
Şâir Nâbî’nin Hayriyye isimli manzum eserinden, oğluna, Ramazân-ı şerîf ayının kıymetini bildiren nasihatler:
 
Bî-maraz tâ ola cisminde tüvân
 
Eyleme fevt-i sıyâm-ı Ramazân
 
Savmdur kullarına lutf-i Hudâ
 
Savma bizzât ider Allah cezâ
 
(Vücudun hasta olmasını istemiyorsan sakın Ramazân-ı şerîf orucunu bırakma. Oruç, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bir lütfudur. Onun mükâfatını bizzat Allâhü Teâlâ verir.)
 
 
 
06 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[6/4 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: • Orhan Bey’in Bursa’yı Fethi (1326)
• Kırlangıç Fırtınası
 
Semerkand Takvimi
[6/4 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: İtikâf Ne Demektir?
 
İtikâf, cemaatle namaz kılınan bir mescidde, oruçlu olarak ve itikâfa niyet ederek bulunmak demektir. Buna göre itikâf,  Allahım beni bağışlamadıkça huzurundan ayrılmayacağım  demek olur. Bu şekilde itikâf yapmak, Peygamberimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] yaptığı bir uygulama olup Hanefîler’e göre sünnet-i kifâyedir. Yani bir yerleşim yerindeki cemaat içinde bir kişinin yapmasıyla diğerleri sorumluluktan kurtulmuş olur. Bununla beraber durumu müsait olan daha çok sayıda kişinin de itikâfa girmesi çok faziletli bir davranış olur. İtikâf Şâfiîler’e göre sünnettir.
 
İtikâfın Amacı Nedir?
 
İtikâfın amacı; Allah Teâlâ’ya yakınlaşabilmek için dış dünyadan sıyrılıp kalbi dünyevî meşguliyetlerden uzaklaştırmaktır. O’nun keremine dayanmak ve rahmetine yakınlaşmaktır. İtikâf yapan kişi, mescidde geçireceği bütün zamanını ibadete ayırmış demektir.
 
İtikâf ne Zaman Yapılır?
 
Peygamberimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ramazan ayının son on günü girince, gecelerini diğer gecelerine göre daha fazla ihya eder, aile fertlerini uyandırır ve kendisini daha çok ibadete verirdi.
 
Semerkand Takvimi
[6/4 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Bu Kur’an, bizim indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. Şu halde ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
 
(En’âm, 6/155)
[6/4 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Sattığı zaman kolaylık gösteren, satın aldığı zaman kolaylık gösteren ve hakkını isterken kolaylık gösteren kula Allah merhamet eylesin.
 
(Ibn Majah)
[6/4 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hıyanetten temizle. Çünkü sen gözlerin hain bakışlarını ve kalplerin sakladıklarını bilirsin.
[6/4 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Veli
 
Dost, seven, görüp gözeten, yardım eden
[6/4 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Hristiyan ve Hazret-i Ali'nin Zırhı
 
   Hazret-i Ali (r.a)'ın, halifeliği zamanında, Kufe'de zırhı kayboldu. Bir müddet sonra bir Hrıstiyan'ın yanında ortaya çıktı. Hazret-iAli (r.a) onu hakimin huzuruna götürdü.  
 
 -Bu zırh benim malımdır; onu ne sattım, ne de birine bağışladım; şimdi onu, bu adamın yanında buldum,diye iddia etti.  
 
 Hakim:  
 
 -Halife iddiasını söyledi, sen ne dersin? diye Hıristiyan'a sordu. O, bu zırhın, kendi malı olduğunu, aynı zamanda halifenin sözünü yalanlamadığını, söyledi.  
 
 Hakim Hazret-i Ali (r.a)'na dönerek  
 
 - Sen iddia ettin, bu şahıs ise inkar ediyor. Bu durumda iddian için şahit getirmen lazım, dedi.  
 
 Hazret-i Ali (r.a) güldü ve : 
 
 - Hakim doğru söylüyor, şimdi şahit getirmem gerek, fakat hiç bir şahidim yok, dedi.  
 
 Hakim, iddia edenin şahidinin olmamasına dayanarak, hrıstiyan'ın lehine karar verdi. O da zırhı aldı ve gitti.  
 
 Fakat, zırhın, kimin malı olduğunu daha iyi bilen Hristiyan' ın, bir kaç adım yürüdükten sonra vicdanı uyandı ve geri dönerek  
 
 - Böylesine bir hükümet ve davranış şekli alelade insanların keyfinden değil, peygamberlerin hükümet tarzıdır, dedi ve  
 
 - Zırh Ali'nindir' diye itiraf etti.  
 
 Kısa bir zaman sonra, onu, müslüman olarak Hazret-iAli (r.a)'ın sancağı altında, Nehrivan harbinde, savaşırken gördüler.
[6/4 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
Resulullah (sav) kızı Zeyneb'i Ebu'l-As İbnu'r-Rebi'e, altı yıl sonra eski nikahı ile geri verdi (ne nikah, ne mehir) hiçbir şeyi yenilemedi. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Talak 24, (2240), Tirmizi, Nikah 43, (1143)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Kaydedilen son dört  rivayet de daha önce 5700 numarada kaydedilen ve açıklaması yapılan İbnu Abbas rivayetinde olduğu gibi, Müslüman olan karıkocanın nikah durumları üzerinedir. Hemen hepsinde işlenen ana fikir; karıkoca her ikisi de Müslüman oldukları takdirde eski nikahları üzere devam edebilirler. Kadın, erkekten önce Müslüman olmuş ise, kadının iddeti içerisinde -ki bir iddet dört ay on gündür- erkek de Müslüman olduğu takdirde eski nikah üzere beraberlikleri devam eder, yeni bir nikah  akdine, mehir tesbitine hacet yoktur. İmam Muhammed: 'Kadın dar-ı İslam'da Müslüman olur, kocası kâfir kalırsa, erkeğe İslam teklif edilmeden araları ayrılmaz, kocası da Müslüman olursa, kadın onun hanımıdır; eğer Müslüman olmazsa  araları ayrılır, bu ayırma  bâin olan bir boşamadır' der. Bu İbrahim Nehai ve Ebu Hanife'nin de görüşüdür.
 
2- Son iki rivayette, bu meseleye Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kendi kızı Zeyneb ile onun kocası Ebu'l-As örneği zikredilmektedir. Fakat, aralarında cereyan eden ayrılık  müddetinde pek zahir farklılık ve dolayısıyla ihtilaf gözükmektedir. Ancak İbnu Hacer, 'altı yıl'la Hz. Zeyneb'in hicreti ile Müslüman oluşu arasındaki zaman kastedilmiştir. 'İki yıl' veya 'üç yıl'la da  '...Bunlar onlara helal değildir, onlar da bunlara helal değildir...' (Mümtehine 10) ayetinin nüzulü ile Ebu'l-As'ın Müslüman olarak gelişi arasında geçen müddet kastedilmiştir. Çünkü bu iki hâdise arasında iki yıl birkaç aylık müddet var' diyerek telif eder.
 
Ne var ki, iki hadis arasındaki ihtilaf rakamdan ibaret değildir. Amr İbnu Şuayb hadisinde Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kızı Zeyneb ile damadı Ebu'l-As arasındaki nikahı yeni bir akid yeni bir mehirle tecdid ettiğini ifade ederken, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) rivayetinde, bilakis ne nikahın ne de mehrin yenilenmediği ifade edilmektedir. Halbuki ulema, hanım Müslüman olduğu takdirde, kocasını ancak bir iddet müddeti bekleyebileceğini, bu müddet dolunca boşanma hasıl olacağını, bir iddet müddetinin dört ay on gün olduğu, halbuki Hz. Zeyneb ile Ebu'l-As'ın tekrar eski nikahla birleşmelerinin arasından iki yıl  birkaç ay geçtiğini belirterek aradaki müşkilata dikkat çekerler. Bu müşkilatı gidermek için yapılan izahlardan bizce en mâkul olan bir tanesini burada kaydedeceğiz: 'Zeyneb'in Müslüman olmasına ve kocasının küfürde devam etmesine rağmen Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) aralarını ayırmamıştır. Çünkü henüz  'Bunlar onlara helal değildir, onlar da bunlara helal olmaz' (Mümtehine 10) ayet-i nazil olmamış idi. Ayet nazil olunca Aleyhissalâtu vesselâm kızına iddete  başlamasını emretmiştir. Böylece başlayan iddetin müddeti dolmadan Ebu'l-As Müslüman olarak gelmiş, Aleyhissalâtu vesselâm)da eski nikahın devamına hükmetmiştir.' Bu açıklama, aradaki işkali kaldırır. 
 
Bu iki hadis arasındaki ihtilaf ulema arasında uzun tahlillere bâis olmuştur. Burada hepsine yer vermeyi gerekli görmüyoruz. Buhârî şerhlerinde görülebilir. İbnu Hacer şöyle bağlar: 'Bu hadisle ilgli açıklamada benimsenecek en iyi görüş İbnu Abbas'ın hadisini tercih etmektir. Nitekim imamlar da onu tercih etmiş, (aradaki işkalin çözümünü de)  Müslüman olan kadını kocasına haram kılan ayetin nüzulü ile Ebu'l-As'ın müslüman oluşu arasındaki müddetin  uzamasına hamlederek yapmıştır. Bu çeşit bir te'life mani  de yoktur.'
[6/4 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki:'Ebu Bekr (Radıyallahu Anh)'in malı kadar hiçbir mal bana  menfaat sağlamamıştır!'Ebu Hureyre devamla der ki: '(Resulullah'ın bu sözü üzerine) Hazreti Sıddık'ın gözlerinden yaş aktı ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Ben ve malım sadece senin için var değil miyiz! Ey Allah'ın Resulü!' dedi.
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (94) - Hds :(6009)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[6/4 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: وَإن تَرَكْتَهُ, لَمْ يَزَلْ أَعْوَجَ , فَاسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ . وفي رواية في الصحيحين : المرأة كالضلع , إن أقمتها كسرتها , وإن استمتعت بها , استمتعت وفيها عوج .
 
وفي روية لمسلم : إن المرأة خلقت من ضلع , لن تستقيم لك على طريقة , فإن استمتعت بها , استمتعت بها وفيها عوج , وإن ذهبت تقيمها كسرتها , وكسرها طلاقها .
 
275: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kadınlar hakkında birbirinize iyilik tavsiye ediniz. Çünkü kadın cinsi kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğer onu düzeltmeye kalkışırsan kırarsın, kendi haline bırakırsan da eğri kalır, öyleyse kadınlar hakkında birbirinize iyilikler tavsiye ediniz.” (Buhari, Nikah 80, Müslim, Rada 60)
 
*Buhari ve Müslim’in değişik bir rivayetinde ise şöyle buyurulmuştur:
 
“Kadın kaburga kemiği gibidir. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, eğer ondan faydalanmak istersen bu eğri haliyle faydalanabilirsin.” (Buhari, Nikah 79, Müslim, Rada 65)
 
*Müslim’in başka bir rivayetinde ise şöyle buyrulur:
 
“Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Her zaman seni memnun edecek tarzda davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu eğri haliyle faydalanabilirsin. Şayet arzunuza göre doğrultmak isterseniz onu kırarsınız, onun kırılması da boşanmasıdır.” (Müslim, Rada 59)
 
276- عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَمْعَةَ
 
أنهُ سَمِعَ النَّبِىُّ
يَخْطُبُ , وَذَكَرَ النَّاقَةَ الَّذِي عَقَرَهَا , فَقال رَسُولَ اللَّهِ
: إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا ) انبَعَثَ لهَا رَجُلٌ عَزِيزٌ , عَارِمٌ مَنِيعٌ فِي رَهْطِهِ , ثُمَّ ذَكَرَ النِّسَاءَ , فَوَعَظَ فِيهِنَّ , فَقال : يَعْمِدُ اَحَدُكُمْ فَيَجْلِدُ امْرَأتَهُ جَلْدَ الْعَبْدِ , فلَعَلَّهُ يُضَاجِعُهَا مِنْ آخِرِ يَوْمِهِ , ثُمَّ وَعَظَهُمْ فِي ضَحِكِهِمْ مِنَ الضَّرْطَةِ فَقال : لِمَ يَضْحَكُ أَحَدُكُمْ مِمَّا يَفْعَلُ؟
276: Abdullah ibni Zema (Allah Ondan razı olsun)den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’i bir gün hutbe okurken dinledi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Salih peygamberin dişi devesinden ve onu öldüren kişiden bahsederek “Onların en azgını ileri atıldı” ayetini okudu ve Semud toplumunda gücü ve kuvvetiyle tanınan ve son derece fena olan bir adam deveyi öldürmek için ileri fırladı diye açıkladı. Sonra da kadınlardan bahsederek onlar hakkında öğütlerde bulunarak şöyle dedi:
 
“Sizden biriniz hanımını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla bir yatakta yatacaktır.”
[6/4 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: MENKIBE......... KUMANDANLARIN ŞEHÂDETİ

Hicretin 8. senesi Cemaziyelevvel ayında, Mûte Gazâsı oldu. Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem 3000 kişiden müteşekkil bir kuvvet hazırlayıp onu Zeyd bin Hârise’nin kumandasına verdi.

Resûlullah efendimiz, Eshâb-ı kirâma buyurdular ki:
“Cihâda çıkacak olan şu insanlara, Zeyd bin Hârise’yi kumandan tayin ettim! O şehîd olursa, yerine Câfer bin Ebî Talip geçsin! O da şehîd olursa, Abdullah bin Revâhâ geçsin! O da şehîd olursa, Müslümanlar aralarında birini seçsin ve onu kendilerine kumandan yapsın!”
 Bunun üzerine Eshâb-ı kirâm ağlamaya başladılar. Dediler ki: “Yâ Resûlallah! Keşke sağ kalsalar da kendilerinden istifâde etseydik.”
Peygamber efendimiz cevap vermeyip sustular.
İslâm Ordusunun Başkumandanı Zeyd bin Hârise radıyallahü anh, Peygamber efendimizin sancağını eline aldı. Vücudu, Rumların mızrakları ile delik deşik edilip, kanları saçılıncaya kadar çarpıştıktan sonra şehîd oldu.
Sancağı Cafer bin Ebî Talip radıyallahü anh aldı. Zırhlı gömleğini giydi, atına bindi. Sancağı elinde olduğu hâlde ilerledi. Düşmanların ortalarına kadar daldı. Bir müddet sonra o da şehîd oldu. Sancağı alıp, Abdullah bin Revâhâ radıyallahü anha verdiler. Çarpışırken parmağından yaralandı. Atından yere atladı. Yaralı parmağını ayağının altına koyup, çekip kopardı. O sırada, amcasının oğlu kendisine pişirilmiş et getirdi ve; “Al, bunu ye de biraz güçlen!” dedi. Üç günden beri bir şey yememişti. Etten bir defa ısırmıştı ki, o sırada, Müslümanların bulundukları köşede bir kargaşalık oldu. Bu durumu görünce:; “Sen hâlâ bu dünyadasın. Dünyada yiyip-içmekle uğraşıyorsun.” diyerek nefsini kınadı ve hemen elindeki eti bıraktı. Tekrar savaşa girdi. Kahramanca çarpıştı. Düşman askerlerinden biri mızrağını ona nişan alarak fırlattı. Mızraktan yaralanıp yere düştü. Çok arzu ettiği şehâdete kavuştu...

 
 
06.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17