Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[7/4 16:24] Ömer Tarık Yılmaz: ANKARA
İkindiye
00:08:22
 
Sonsuz Hayat Ahiret
Giriş Tarihi: 5.4.2023  10:48 Güncelleme Tarihi: 5.4.2023  13:13
 
Asr-ı Saadet'te bir adam telaşlı bir şekilde Mescid-i Nebevî'ye girdi ve gür sesiyle Peygamberimize 'Ey Allah'ın Resûlü, kıyamet ne zaman kopacak?' diye sordu. Ashâb-ı kirâm, ona susmasını işaret ettiyse de o, aynı soruyu sesini alçaltmadan üç defa tekrarladı. Resûl-i Ekrem (s.a.s), önce namazı kıldırdı, sonra da 'Kıyametin ne zaman kopacağını soran kişi nerede?' diye sordu. Adam, 'Benim, Yâ Resûlallah.' diye cevap verdi. Peygamberimiz, 'Peki sen kıyamet için ne hazırladın?' buyurdu. Soruyu soran kişi bu defa 'Benim çok fazla amelim yok. Fakat ben, Allah ve Resûlü'nü gerçekten çok seviyorum.' deyince, Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: 'Kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiğinle beraber olacaksın.'1 Böylelikle Allah Resûlü (s.a.s), kıyametin ne zaman kopacağıyla ilgilenilmesinden ziyade ahiret için hazırlık yapılmasını ümmetine hatırlatmıştır.
 
Dünya, insan için bir sınav yeri ve misafirhanedir. Ahiretin tarlası ve ona hazırlık yeridir. Ahiret ise, kulluk yolculuğumuzun sonsuzluk durağıdır. Bizim asıl yurdumuz ve ebedi meskenimizdir. Ahiret, dünyada iken ektiklerimizi biçeceğimiz, büyük veya küçük, iyi ya da kötü bütün yaptıklarımızın hesabını vereceğimiz yerdir.
 
Ahirete iman etmek, hayatımıza, tutum ve davranışlarımıza anlam katar. Yaratılış gayemizi idrak etmemizi sağlar. Rabbimize imanımızı, ibadet ve itaatimizi güçlü kılar. Canlı cansız bütün mahlûkata karşı sorumluluk bilinci kazandırır.
 
Ahirete iman eden kişi, ilahi bir gözetim altında olduğunun bilincindedir. Daima ölçülü ve dengelidir. Affedicidir, bağışlayıcıdır, hoşgörülüdür. Zorluklar karşısında sabırlı ve metanetlidir. Hiçbir zaman ümidini yitirmez, daima Allah'a tevekkül eder. Huzuru ve mutluluğu, O'na imanda ve O'nun rızasını kazandıracak amellerde arar. Zira mümin, bilir ki; وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَراًّ يَرَهُ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُۜ 'Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.'2
 
Peygamberimiz (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: 'Ben, dünyada bir ağacın altında gölgelendikten sonra yola koyulup orayı terk eden bir yolcu gibiyim.'3 Evet, hepimiz ahiret yolcusuyuz. Bir misafir misali konakladığımız bu dünyadan göç edeceğiz. O büyük gün geldiğinde, dünyada yapıp ettiklerimizle yüzleşeceğiz. Amel defterimiz elimize verilecek, adalet terazileri kurulacak ve hesaba çekileceğiz. Her iyiliğimizin mükâfatını göreceğimiz gibi, her günahımızın da hesabını vereceğiz. Ne mutlu, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışanlara! Ne mutlu, mahşer günü kitabı sağından verilenlere! Razı olacakları bir hayat kendilerine bahşedilenlere!
 
Rabbimizin şu ayetiyle bitiriyoruz: 'Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.'4
 
1- Tirmizî, Zühd, 50.
2- Zilzâl, 99/7, 8.
3- Tirmizî, Zühd, 44.
4- Haşr, 59/18.
 
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
 
DİĞER HABERLER
TÜMÜ
 
Zekât: İslam’ın dayanışma köprüsü
 
Gıybet ve Nemime’nin zararları
 
Kaybolmayan Miras: Güzel Ahlâk
 
VAV Radyo&TV artık tek uygulamada!
 
Mütevazı olanı Allah yükseltir
 
Şükretmek
 
LİVE
MUSTAFA GIDEN
FETİH SURESİ 27 İLA 29. AYETLER
FREKANSLAR
ADANA MERKEZ
98.9
ADIYAMAN MERKEZ
98.8
AFYONKARAHİSAR BOLVADİN
105.2
AFYONKARAHİSAR MERKEZ
105.2
AFYONKARAHİSAR DİNAR
105.2
AĞRI MERKEZ
105.2
AKSARAY MERKEZ
102.5
AMASYA MERKEZ
105.5
ANKARA MERKEZ
101.3
ANTALYA ALANYA
105.2
ANTALYA KAŞ
106.6
ANTALYA KORKUTELİ
105.2
ANTALYA MERKEZ
106.6
ARTVİN MERKEZ
101.3
[8/4 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: 56 - İslamın Kendinden Önce Amellerin Hükmünü Yıktığı; Hicret İle Haccin da Böyle Olduğu Bâbı
 
336- Bize Muhammed b. el-Müsenna el-Anezî ile Ebû Ma'n Er-Rakaaşi ve İshâk b. Mansûr, toptan Ebû Âsım'dan rivâyet ettiler. Lâfız İbn'l Müsenna'nındır.
 
(Dedi ki): Bize Dahhâk yani Ebû Âsim rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Hayvetü'bnü Şüreyh haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Yczıd b. Ebî Hahib, İbn Şumasete'l Mehri'den rivâyet etti. İbn Şumâse şöyle dedi:
 
Amr Ibnî As'ın yanına vardık kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu:
 
Babacığım Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) seni filân şeyle müjdelemedi mi? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) seni filân şeyle müjdelemedi mi? Demeye başladı. Bunun üzerine Amr yüzünü (bize) çevirerek:
 
Şüphesiz ki; hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin onun Rasulü olduğuna şahadet getirmektir. Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Düşünüyorumda «Bir vakitler» Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e benim kadar şiddetle buğuz eden yoktu. İmkânını bulupta onu Öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hal üzre Ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah İslâmı kalbınıe, yerleştirdiği zaman Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek; Uzat sağ elini de sana bey'at edeyim dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben elimi çektim Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ne oldu sana ya Amr?» dedi.
 
— Şart koşmak istedim dedim. «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular.
 
— «Af olunmamı» dedim.
 
«Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günâhları yok eder, Hicret de ondan önceki günahları yok eder, Hac da ondan önceki günahları yok eder?.» buyurdular.
 
 (Artık) Benim nazarımda Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. Ona karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu tavsif etmemi isteseler buna takat getiremem. Çünkü ona doya doya bakamazdım. Şayet bu hal üzere ölmüş olsam cennetlik olmamı kuvvetle ümid ederdim. Sonra birtakım şeyler üzerimize aldık ki onlar hakkında halim nice olur bilmiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiç bir yasçı ve ateş bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşeyiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıpta eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim. Ve Eabbimin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim, dedi.
 
Bu hadis Ashâb-ı kirâmdan Amr b. Âs (radıyallahü anh)’in vefatını anlatmaktadır. Müslim sarihlerinden Muhammed El-Übbî Hazret-i Amr hakkında şunları naklediyor: Amr akıl, fikir ve lisan itibariyle Arapların dâhisi idi Hazret-i Ömer b. El Hattab birisi ile konuşurken karşısındaki söz anlamazsa: «Seni ve Amr b. El-Âs'ı yaratan Allah'ı tenzih ederim» dermiş Hazret-i Amr, Mısır'da on sene üç ay Hazret-i Ömer zamanında dört sene Hazret-i Osman zamanında iki sene üç ayda Hazret-i Muâviye zamanında valilik etmiş; ve 43 tarihinde 90 yaşında vefat etmiştir. Vefatı için başka tarih söyleyenlerde vardır. Vefatında 325.000 altın ve 2.000.000 dirhem gümüş ile 1.000.000 kıymetinde meşhur bir çiftlik bırakmıştır.
 
Vefat edeceği zaman malına bakarak: «Keşke ya sen bir deve tezeği olaydın ya ben selâsil gazasında öleydim. Öyle işlere girdim ki Allah huzurunda onlar hakkında hüccetimin ne olacağını bilmiyorum. Muâviyenin dünyasını düzelttim. Ama kendi ahiretimi hatırdım. Aklımı şaşırdım nihayet ecelim geldi. İşte ecel, ile pençeleşmekteyim. Malımı aldı. Ailem hakkındaki hilâfetimi berbad etti» demiş sonra oğluna dönerek bana bir bukağı getirde onunla elimi boynuma bağla demiş. Oğlu babasının dediğini yapmış. Sonra Amr (radıyallahü anh) başını semaya kaldırarak ;
 
«Allah'ım sen bana emir buyurdun ben
[8/4 22:58] Ömer Tarık Yılmaz: Enes (radıyallahu anh) şöyle der: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde mevcut olan şeylerden (kelime-i şehadet dışında) hiçbirini artık göremiyorum.' Kendisine 'namazı da mı?' diye itiraz edilince: 'Namaza da ne yaptığınızı bilmiyor musunuz, (öğleyi akşama yakın kılmadınız mı)?' cevabını verir.
 
Buhârî, Mevâkît 7; Tirmizî, Kıyâmet 17, (2449).
 
 
Kütüb-i Sitte
[8/4 22:59] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Nusretiye Camii İbadete Açıldı 1826
•  Picasso’nun Ölümü 1973
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/4 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki, biz ‘Rabbinize inanın’ diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’an’ı) işittik hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz.” 
 
Al-i İmran 193
[8/4 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Oruçlu yemesini, içmesini ve şehvetini sırf benim için terk ediyor. Bu nedenle  onun mükafatını ben vereceğim. İyiliğin karşılığı ise on misliyledir.” 
 
Buhârî, Savm, 2
[8/4 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: Çalışanların iş verimini düşürmesi endişesiyle oruç tutmamaları caiz midir?
 
Ramazan orucu, ergenlik çağına ulaşmış ve akıl sağlığı yerinde her Müslümana farzdır. Mazeretsiz olarak oruç tutmayanlar büyük günah işlemiş olurlar. Zira Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Allah’ın tanıdığı bir ruhsat olmadan, Ramazan’da bir gün orucunu tutmazsa, bütün yılın orucu bile o günün yerini tutmaz.” Ebû Dâvûd, Savm, 38; bkz. Buhârî, Savm, 29
Ailesinin rızkını temin etmek için ağır işlerde çalışmak zorunda olup da oruç tutmaları sağlığına zarar verenlerin o günlerde oruç tutmayıp daha sonra kaza edebilecekleri, kaza etme imkânlarının olmaması durumunda ise her gün için bir fidye vermeleri şeklinde görüşler vardır İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 401.
Ancak çok ağır olmayan günlük işlerde çalışmak orucu terk için özür sayılmaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” Nûr, 24/37.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/4 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.
[Nahl Sûresi.100]
[8/4 23:00] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBERİN ŞAİRİ HASSAN B. SABİT (R.A.)
İhtiyar yaşta müslüman olan Hassan b. Sâbit, şiirleriyle bir çok kişi ve toplumunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Şiirle- rinde Rasulullah’ı, islamiyeti ve müslümanları övmüş ve destek- lemiştir. Cihadı teşvik eden şiirleri savaş meydanlarında çok etkili olmuştur. Peygamberimiz, onun hakkında 'Hassan'in beyitleri düş- mana ok darbesinden daha etkilidir' (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, III, s. 26) buyurmuştur.
Mescid-i Nebevî’de onun için bir minber yaptırılmış, şiirleriyle tebliğini buradan yapmıştır. Peygamberimizin vefatına duyduğu üzüntü sebebiyle gözleri görmez olmuş; duygularını uzun mersi- yelerle dile getirmiştir. Peygamberimizin 'Muhakkak ki Allahu Teâla, Rasûlünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassân'ı Ceb- râil ile takviye etmektedir' hadisi onun tek tesellisi olmuştur. (Müs- lim, “Fadailü's-Sahabe”, 157)
 
ZİLZÂL SÛRESİ
Kur’an’ın 99. sûresidir. Medine döneminde inmiştir. 8 âyettir.
Sûrede kıyamet sırasındaki büyük yer sarsıntısından bahse- dildiği için “deprem” anlamına gelen “zilzâl” ismini almıştır.
Sûrede kıyamet kopması sıra- sındaki şiddetli yer sarsıntısının ardından kıyamet gününde ya- şanacak olan sıkıntı ve dehşet verici haller anlatılmaktadır.
Ayrıca dünyada işlenen hayır veya şerrin karşılığının âhirette görüleceği bildirilmektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Sinek rüzgârla beraber yaşayamaz. (Feriduddin Attar)
[8/4 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Affeden, bağışlayan
 
Al-Afu : The Pardoner who pardons all who sincerely repent.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Hakikaten Allah çok bağışlayıcı ve mağfiret edicidir.' (1)
'Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.' (2)
'Bil ki Rabbin, affı bol olandır ' (3)
Afüv kelimesi, kur'an'da; toplam beş ayette geçip dört yerde buna yakın bir mana ifade eden 'el-Gafur' ismiyle, bir yerde ise 'el-Kadir' ismiyle birlikte kullanılmıştır.
Afüv, kullarının hataları ve günahları nedeniyle oluşan izleri silen ve onları cezalandırmayandır. Kullar işeledikleri günahları terk edip tevbe ettiklerinde ve Allah'tan bağışlanma dilediklerinde, Allah onların bu  günahlarını affeder ve hatta onları iyiliklere çevirir.
Allah, bu dünyada tevbe eden günahkar kullarını affeder. Günahlarda ısrar edip tevbe etmeyen mümin kullarını da ahirette affeder.
Bu İsmi Bilmenin Faydaları: 
Her müslüman Allah'ın mutlak affedici olduğunu ve şirk dışında bütün günahları affedebileceğini bilmeli ve böyle inanmalıdır. 
Yüce Allah şöyle buyuruyor : 'Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.  (4)
Kul, kendide, insanların hatalarını bağışlamalı ve onlara kin beslememelidir. Bunu yapmakla, Allah'ın affedenler hakkındaki övgüsüne ve verdiği sevaba kavuşur.
Yüce Allah şöyle buyuruyor : 'Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir.' (5)
Sana haksızlık eden ve sana kötülük yapam kimseleri affetmelisin. Bilmelisin ki, Allah affedenleri sever. 
Kaynaklar:
1) Hac, 60
2) Zümer, 53
3) Necm, 32
4) Nisa, 48
5) Şura, 40
6) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[8/4 23:01] Ömer Tarık Yılmaz: Nâfile, farz ve vâcip olan ibadet yerine getirildikten sonra, onlar dışında daha fazla sevap elde etme amacıyla yapılan ilâve ibadeti ifade eder. Bunun ötesinde aşağıda görüleceği gibi nâfile kapsamında yer alan sünnet namazları mümkün oldukça kılmak, kılmaya çalışmak, Peygamberimiz'e olan muhabbeti ve bağlılığı pekiştirme bakımından son derece yerinde bir tutum olur.
A) REVÂTİB SÜNNETLER
Bir vakti bulunan nâfile namazlara revâtib sünnetler denir. Bunlar belli bir düzen ve tertip içinde, beş vakit farz namazlarla birlikte kılındığı için bu şekilde adlandırılmıştır. Bunların bazıları müekked, bazıları gayr-i müekked sünnettir. Hanefî literatüründe, sünnet-i müekkede olan nâfile namazlar kısaca 'sünnet' diye, gayr-i müekked olanlar ise 'müstehap' veya 'mendup' diye adlandırılmıştır. Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan teravih namazı da, sünnet-i müekkede türündendir ve ramazan ayına mahsus olmak üzere teravihten sonra düzenli olarak kılındığı için aynı zamanda revâtib kapsamında yer alır.
a) Vakit Namazlarıyla Birlikte Düzenli Olarak Kılınan Sünnetler (Farzlara Tâbi Olan Nâfile Namazlar)
Farzlara tâbi nâfile namazlar; sabah namazının farzından önce iki; öğle namazının farzından önce dört, farzından sonra iki; ikindi namazının farzından önce dört; akşamın farzından sonra iki; yatsının farzından önce dört, farzdan sonra iki olmak üzere toplam 20 rek`attır. Cuma namazının farzından önce ve sonra kılınan dörder rek`atlık nâfile namazlar da farzlara tâbi nâfile kapsamında yer alır. Bunların bir kısmı müekked, bir kısmı gayr-i müekkeddir.
aa) Müekked Sünnetler
Sabah, öğle, akşam ve cuma namazının sünnetleri ile yatsının son sünneti müekked sünnettir. Hz. Peygamber bunları daima kılmış, ender olarak terketmiştir. Mümkün oldukça bunlara riayet etmelidir.
Şâfiî mezhebine göre müekked sünnetler, sabahın farzından önce iki, öğlenin farzından önce ve sonra ikişer, akşamın farzından sonra iki ve yatsının farzından sonra iki olmak üzere toplam 10 rek`attır. Cuma namazının farzından önce ve sonra kılınan ikişer rek`at sünnet de müekked sünnettir.
bb) Gayr-i Müekked Sünnetler
İkindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk sünneti gayr-i müekkeddir. Peygamberimiz bunları bazan kılmış bazan terketmiştir. Bunları da kılmaya çalışmalı, kılmamayı alışkanlık haline getirmemelidir.
Şâfiî mezhebine göre, öğlenin sünnetlerini dörder rek`at kılmak, ikindinin farzından önce dört rek`at, akşamın farzından önce iki rek`at namaz kılmak gayr-i müekked sünnet sayılmıştır. Cuma namazının sünnetlerini dörder rek`at olarak kılmak da böyledir. Hanefîler'den farklı olarak Şâfiîler'de, yatsının farzından önce dört rek`at sünnet yoktur, buna mukabil yine Hanefîler'in tersine olarak akşam namazından önce iki rek`at sünnet vardır.
Nâfile namazların en kuvvetlisi sabah namazının sünnetidir. Bu yüzden bütün nâfile namazlar oturarak kılınabildiği halde, sabah namazının sünnetini mazeret olmaksızın oturarak kılmak câiz görülmemiştir. Aynı şekilde, cemaat imamla birlikte namaza başladıktan sonra mescide gelen kişinin nâfile namaz kılması câiz değilken, sabah namazı bundan istisna edilmiştir. Buna göre, sabah namazının farzı kılınırken, imamın selâm vermesinden önce farza yetişebileceğini kestiren kişi önce sabah namazının sünnetini, gerekirse en kısa şekilde kılar, sonra imama uyar. Sabah namazının sünnetinin ilk rek`atında Fâtiha'dan sonra Kâfirûn, ikincisinde İhlâs sûresini okumak sünnettir.
Sabah namazının sünnetinden sonra en kuvvetli sünnet, bazı âlimlere göre akşamın sünnetidir ve bundan sonra öğle namazının ilk sünneti gelir. Kimi âlimler ise sabah namazının sünnetinden sonra en kuvvetli sünnetin öğle namazının ilk sünneti olduğunu, geri kalanların aynı kuvvette bulunduğunu söy
[8/4 23:02] Ömer Tarık Yılmaz: Biz, Israilogullarini denizden geçirdik Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldirmak üzere onlari takip etti Nihayet (denizde) bogulma haline gelince, (Firavun:) 'Gerçekten, Israilogullarinin inandigi Tanri'dan baska tanri olmadigina ben de iman ettim Ben de müslümanlardanim!' dedi  (YUNUS/90)
 
De ki: Kim sapiklikta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan seyi -ya azabi (müminler karsisinda yenilgiyi), veya kiyameti- gördükleri zaman, mevki ve makami daha kötü ve askeri daha zayif olanin kim oldugunu ögreneceklerdir  (MERYEM/75)
 
Ve o yerde onlari hakim kilmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularina, onlardan (Israilogullarindan gelecek diye) korktuklari seyi göstermek (istiyorduk)  (KASAS/6)
 
Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldi O, sonunda kendileri için bir düsman ve bir tasa olacakti Süphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanlis yolda idiler  (KASAS/8)
 
O ve askerleri, yeryüzünde haksiz yere büyüklük tasladilar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandilar  (KASAS/39)
 
Biz de onu ve askerlerini yakalayip denize ativerdik Bak iste, zalimlerin sonu nice oldu!  (KASAS/40)
 
Halbuki ilâhlarin onlara yardim etmeye güçleri yetmez Aksine kendileri bunlar için yardima hazir askerlerdir  (YASİN/75)
[8/4 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: LİAN'IN AHKAMI
 
5278 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Allah Teala hazretlerinin (Tebük seferinden geri kalmaları sebebiyle) tevbelerini kabul edip affettiği üç kişiden biri olan Hilâl İbnu Ümeyye radıyallahu anh geldi. (Anlattığına göre) tarlasından evine yatsı vaktinde dönmüştü. Hanımının yanında bir adam buldu. Manzarayı gözleriyle görmüş, kulaklarıyla işitmişti. Sabah oluncaya kadar adamı ürkütüp telaşlandırmadı. Sabah olunca doğru Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına gitti.
 
'Ey Allah'ın Resûlü dedi, ben aileme geceleyin dönmüştüm, yanlarında bir adam buldum. Üstelik gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim.'
 
Resülullah aleyhissalâtu vesselâm getirdiği bu haberden hoşlanmadı, adama karşı sert davrandı. Bunun üzerine:
 
'Kendi hanımlarına zina isnad eden, ancak, kendisinden başka şahidi bulunmayan kimse ise, doğru söylediğine dair Allah adına yemin ederek dört defa şahitlik eder. Beşinci şahitliğinde ise, eğer yalan söylüyorsa Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ister. Kadının Allah adına yemin ederek kocasının yalan söylediğine dâir dört def'a şahidlik etmesi ve beşinci şahitliğinde, eğer kocası doğru söylüyorsa Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını istemesi, onun hakkındaki cezayı kaldırır' (Nur 6-9) meâlindeki  ayet nazil oldu. Vahiy hali Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın üzerinden kalkınca:
 
'Ey Hilâl, müjde! Allah senin için bir kurtuluş ve kurtuluş yolu gösterdi' buyurdular. Hilâl:
 
'Ben Rabbim Teâla hazretlerinden bunu ümid ediyordum!' dedi. Resûlullah aleyhissalatu vesselâm:
 
'Kadına adam gönderin gelsin!' emretti. Kadın geldi. Ayet-i kerimeyi Resûlullah ona okudu. İkisine de meselenin ciddiyetini hatırlattı ve ahiret azabının dünyadaki azabtan daha şiddetli olacağını haber verdi. Bunun üzerine Hilâl:
 
'Vallahi kadın hakkında doğruyu söyledim!' dedi. Kadın da:
 
'Hayır yalan söyledin!' dedi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Aranızda lânetleşin' emretti. Hilâl'e: 'Şehadet getir!' dendi. O da doğru söylediğine dair dört kere Allah'a şehadet etti. Beşinci sefer olunca kendisine:
 
'Ey Hilâl, Allah'tan kork, zira dünya azabı âhiret azabından pek hafiftir, senin bu yaptığın, üzerine azâbı vacib kılmaktadır!' dendi. O yine:
 
'Allah'a yemin olsun, ona iftira ediyorum diye bana celde yapılmadığı gibi, Allah da onun sebebiyle bana azab vermeyecektir!' dedi ve 'Eğer yalancı ise, Allah'ın lâneti üzerine olsun!' diye beşinci kere şehadette bulundu.
 
Sonra kadına: 'Şehadet getir!' dendi. Kadın da: 'Hilâl yalancıdır diye dört kere Allah'a şehadette bulundu. Beşinci şehadete sıra gelince, kadına:
 
'Allah'tan kork, zira dünyadaki azab ahiret azabından hafiftir. Bu yaptığın, üzerine azabı vacib kılmaktır!' dendi. Kadıncağız bir müddet durakladı. Sonra:
 
'Kavmimi, geri kalan zamanlarda rezil rüsvay edemem!' dedi ve beşinci defa: 'Hilâl doğru söyledi ise Allah'ın gadabı üzerime olsun!' diye şehadette bulundu.
 
Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm aralarını ayırdı. Kadının çocuğuna babasının adıyla çağrılmamasına, kadına zina isnad edilmemesine, çocuğa da veled-i zina denmemesine, kim kadına veya çocuğa böyle bir isnadda bulunacak olursa, hadd-i kazfe maruz kalacağına hükmetti. Keza bunlar ne boşanma ne de ölüm sebebiyle ayrılmadıkları için Hilâl üzerinde, ne kadın için mesken ne de çocuk için nafaka mesuliyeti olmadığına hükmetti. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Eğer kadın kızılımsı, kabaları etsiz, sivri omuzlu, iki kabası sivri, bacakları ince bir çocuk dünyaya getirirse, bu çocuk Hilâl'dendir. Eğer esmer, kısa saçlı, iri yapılı, iri bacaklı, iri kabalı bir çocuk dünyaya getirirse bu çocuk, zina nisbet edilen şahsa aittir' buyurdular. Gerçekten kadın esmer renkli, kısa saçlı, iri yapılı, iri bacaklı, iri kabalı bir çocuk doğurdu. Aleyhissalâtu vesselâm:
 
'Eğer (şehadetlerle yapıl
[8/4 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattâb (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?' diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: 'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şöyle buyurmuştu: 'İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak'. 
Buhârî, İman 1; Müslim, İman 22 (....); Nesâî, İman 13, (9, 107-108); Tirmizî, İman 3, (2612).
[8/4 23:03] Ömer Tarık Yılmaz: İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.82]
[8/4 23:04] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahçup etme!” (Şu’arâ, 26/87-89)
[8/4 23:04] Ömer Tarık Yılmaz: Allah birdir Peygamber Hak / Rabbül alemindir mutlak / Senlik benlik nedir bırak / Söyleyeyim geldi sırası[Aşık Veysel]
[8/4 23:05] Ömer Tarık Yılmaz: Allah birdir Peygamber Hak / Rabbül alemindir mutlak / Senlik benlik nedir bırak / Söyleyeyim geldi sırası[Aşık Veysel]
[8/4 23:05] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.EBU TALHA ZEYD BİN SEHL
 
Ebu Talha (r.a.) Medınelı muslumanlar arasında bag ve bahceye en cok sahıb olandı. Mescıd-ı Nebevı'nın karsısında Beyruha adlı bır bahcesı vardı. Hurma agacları, asma ve tatlı suyu ıle meshurdu. Efendımız sık sık buraya ugrar, suyundan ıcerdı. Bu bahceyı Allah rızası ıcın ınfak edıp amcazadelerıne bagısladı. O, bagıs yapılacak yerde malıyla, savas meydanlarında da canıyla comerttı.
 
Ebu Talha radıyallahu anh Peygamber asıgı bır genc... Gonlu cıhad ruhuyla dolu bır yıgıt... Allah yolunda ınfakta malıyla, cıhadda canıyla comertlık yapan bır kahraman...
 
Musluman olduktan sonra Rasulullah sallallahu aleyhı ve sellem efendımızden ayrılmayan asıklardandı. Efendımızı canı gıbı sever, ona hızmetı seref bılırdı. Huzur-ı alılerınde pur edeb dız cokerek otururdu. Onu golge gıbı takıb ederdı. Butun savaslara ıstırak ettı. Uhud gunu en zor anlarda dahı yanından ayrılmadı. 'Canım canın ıcın feda, yuzum yuzun ıcın kalkandır Ya Rasulallah' dıyerek vucudunu sıper ettı.
 
O oylesıne asık ıdı kı, evınde pısırdıgı yemegı yalnız yıyemezdı. Sevgılı Peygamberımıze haber gonderır onun ıstırakını ısterdı. Efendımız de zaman zaman gıder, Ummu Suleym'ın hazırladıgı yemegı yer ve orada oyle uykusuna yatardı. Kucuk Enes o gunlerı soyle anlatıyor:
 
'Rasulullah (s.a.) evımıze sık gelır gıderdı. Cocukları sever ve oksardı. Bızlerle ılgılenır ve latıfeler ederek neselendırırdı. Bırlıkte namaza durur bızler de arkasına dızılır, saf olur, namaz kılardık.'
 
Yıne bırgun Ebu Talha (r.a.)'nın evınde guzel bır yemek pısırılmıstı. Enes'ı Peygamberımıze gonderıp yemege davet ettı. Ikı Cıhan Gunesı Efendımız de mescıdde ehl-ı suffe ıle bırlıkte oturuyordu. Enes'ın gelısınden yemege davet edıldıgını anladı ve yetmıs kadar ashabıyla kalkıp Ebu Talha'nın evıne gıttı. Kalabalıgı goren Ebu Talha bıraz telaslanır gıbı oldu. Aılesı Ummu Suleym (r.anha) ıse;' Rasulullah (s.a.) varken telasa ne gerek var' dıyerek onu teskın ettı. Rasul-ı Ekrem (s.a.) efendımız yemegın bereketlenmesı ıcın dua ettıkten sonra gruplar halınde ashabını sofraya oturttu. Hepsı doyasıya yedı ve kalktı. Sonunda daha o kadar kısıye yetecek yemek kaldıgı goruldu.
 
Ebu Talha (r.a.) Medınelı muslumanlar arasında bag ve bahceye en cok sahıb olandı. Mescıd-ı Nebevı'nın karsısında Beyruha adlı bır bahcesı vardı. Hurma agacları, asma ve tatlı suyu ıle meshurdu. Efendımız sık sık buraya ugrar, suyundan ıcerdı. Ebu Talha (r.a.) 'Sevdıgınız seylerden Allah yolunda harcamadıkca en ustun sevabı kazanamazsınız.' (Al-ı Imran; 92) ayet-ı kerımesının nazıl oldugunu ısıtınce Sevgılı Peygamberımızın yanına gıttı ve bu bahceyı Allah rızası ıcın ınfak ettıgını soyledı. Dıledıgı sekılde kullanmasını ıstedı. Onun bu davranısını takdır eden Efendımız (s.a.) bahceyı akrabalarına vermesının daha uygun olacagını soyledı. Bunun uzerıne o, bu bahceyı amcazadelerıne bagısladı.
 
O, bagıs yapılacak yerde malıyla, savas meydanlarında ıse canıyla comertlık yapardı. Ashab arasında cesaretı, yıgıtlıgı ve bılhassa gur sesıyle tanınırdı. Sevgılı Peygamberımızın: 'Ebu Talha'nın asker ıcınde sesı yuz kısıden daha hayırlıdır.' ıltıfatına mazhardı.
 
Hayatının sonuna kadar cıhad askıyla dolu olarak yasadı. Omrunun cogu harblerde gectıgı ıcın nafıle oruc tutmazdı. Cenk ıcın kuvvetlı olmak gerekır derdı. Bu yuzden Rasul-ı Ekrem (s.a.) efendımızın: 'Oruc yıyerek dusmanınıza karsı kuvvetlenınız' emrıne uyardı. Onun bu halını uvey oglu Enes soyle anlatıyor:
 
'Ebu Talha cenk ıcın oruc tutmazdı. Fakat Rasulullah (s.a.)'ın ırtıhalınden sonra 30 veya 40 yıla yakın ben onun orucsuz gun gecırdıgını gormedım. Yalnız Ramazan ve Kurban bayramlarında oruc tutmazdı.'
 
Yıne Enes Ibnı Malık (r.a.) soyle nakledıyor:
 
'Nebı
[8/4 23:06] Ömer Tarık Yılmaz: Güneş, İrfan Güneşiyle Birlikte Gurub Etti
 
      Sultan Veled, yatağının basucunda. sevgili babasının ateşler içinde yanan ellerini soğuk sularla yıkıyor, yaşlı gözlerini göstermemek için bakışlarını başka yöne çeviriyordu. Kerra Hatun, kızı Melike, diğer oğlu Emir Âlim Çelebi yanıbaşındaydı. Çelebi Hüsameddin'le birlikte, bütün aile günlerden beri uyku dünek görmemişlerdi.
    Son gece Mevlâna yatağından doğruldu. Yüzünde ilâhî bir neşe, tatlı bir mahzunluk vardı. Baş ucunda bekleyen oğlu Sultan Velede:
    — Veled, oğlum... Ben iyiyim artık.. Git, yat. Biraz dinlen..
    dedi. Sultan Veled istemeyerek itaat etti. Mevlâna arkasından kesik kesik son gazelini söylüyordu:
    'Git başını yastığa koy, yat; bırak beni, şu geceleri dönüp dolaşan yanmış biçâreyi..
    Biz gecelen ta sabahlara kadar sevda dalgaları arasında bocalar dururuz istersen gel bağışla bizi. istersen git. cefâ et bize... Benden kaç da sen de belâya uğrama: selâmet yoluna. Gözyaşları dökerek gam bucağında sürünüyoruz. Akar] gözyaşlarımızın yolunda, yüz yerde yüz değirmen kur.
    Kuvvetli biri var ki, bizi çekip götürmede; mermerden bir gönül var onda. adamı alır, götürür de kimse ona hesap bile soramaz..
    Güzeller padişahına, âşıklara vefa vacip değil: ey yüzü sararmış âşık, sen sabret, sen vefakâr ol.
    Bir dert ki, ölümden başka devası yok; artık ben nasıl olur da derde çare bul diyebilirim...'
    Ertesi gün, iyi görünüyordu, ama bu görünüşte sevgili Allah'ına bir an evvel kavuşmanın heyecanı vardı. Artık ebedilik fermanı yazılmış, Mevlâna bu fermanı çok önceden okumuştu:
    'Ben o padişah değilim ki, tahttan ineyim de tâbuta bineyim. Benim fermanımın yazısı ebediliktir..' diyordu.
    O gün, 17 Aralık 1273 Pazar günüydü. Mevsim kış olmasına rağmen parlak bir güneş ağır aheste, Konya'nın batısındaki Takkeli dağlara doğru süzülüyordu. Yatağın başında Sultan Veled, sağında Hüsameddin Çelebi.. Mevlâna biri öz, diğeri mânevi iki sevgili oğluna yaslanmış, dudaklarında kelime-i şehadet, vuslat anını bekliyordu.
    Akşama yakın, güneş Takkeli dağlarda gurup ederken, beri yanda bir irfan güneşi de fânî âleme 'Can ve Beka âlemi'ne kanat açıyordu.
    Yarabbi! Bu ne bekleyiş, bu ne arzu. bu ne tatlı ölümdü!
    Rabbiııe şöyle sesleniyordu:
    'Canı, sen aldıktan sonra, ölmek şeker gibi tatlı.. Seninle olduktan sonra, ölüm tatlı candan daha tatlı..'
    Akşam ezanıyla birlikte bir feryattır koptu Konya'da.. Mevlâna, bu diyardan o diyara göçtü..
    Bu feryat dalga dalga sardı şehri.. Günlerden beri için için ağlayan şehir, şimdi hıçkırıklarla boşalıyordu. Uzun kış gecesi uykusuz geçti. Cenaze ertesi gün kaldırılacaktı. Son hizmetler yerine getirildi.
    Mevlâna'nın medresesinden gelen hafızların yanık sesleri,hıçkırıklara karışıyor, gecenin bitimiyle yeni bir sabah daha başlıyordu.
[8/4 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç fidyesi ne demektir?
 
Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır.
Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır.
Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır.
Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse Allah’tan af diler. Günler uzun olduğu için oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır.
Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ayı başında da verilebilir.
[8/4 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Âyet-el Kürsî
 
Kur'ân-ı kerîmde Bekara sûresinin, fazîletiyle bilinen 255. âyet-i kerîmesi. Kur'ân-ı kerîmdeki âyetlerin en üstünü Bekara sûresinde bulunan Âyet-el-kürsî'dir. Bu âyet, bir evde okunduğu zaman, şeytan muhakkak oradan uzaklaşır. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî) Farz namazlardan sonra Âyet-el-kürsî okuyan kimse ile Cennet arasında ölümden başka mâni yoktur. (Hadîs-i şerîf-Rûh-ul-Beyân) Evinden çıkarken Âyet-el-kürsî'yi oku. Zîrâ, her işinde muvaffak olur ve hayırlı işler başarırsın. Peygamber efendimiz 'sallallahü aleyhi ve sellem' buyurdu ki  'Bir kimse, evinden çıkarken Âyet-el-kürsî'yi okursa, Hak teâlâ, yetmiş meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar, ona duâ ile istigfâr ederler. (Allahü teâlâdan günâhının bağışlanmasını isterler) ' Evine gelince de okursan iki Âyet-el-kürsî arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir. (Süleymân bin Cezâ) Namazlardan sonra hemen Âyet-el-kürsî okumak lâzım iken, önce selâten tüncinâyı ve başka duâları okumak bid'attır, sapıklıktır. Bunları Âyet-el-kürsî'den ve tesbihlerden sonra okumalıdır. (Ali Mahfûz) Fâtiha, Âyet-el-kürsî, Kâfirûn, İhlâs ve Muavvizeteyn sûrelerini okumak hastaya şifâ verir. (Muhammed Osman Dehlevî)
[8/4 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Huneyn savaşı nasıl sonuçlanmıştır?
 
Bugün “eş-Şerai’ Vadisi” diye bilinen Huneyn, Harem-i Şerif’e 36 km. uzaklıktadır. Hevazin ordusunun komutanı Malik b. Avf otuz yaşlarında, gösterişe düşkün, tecrübesiz ve maceraperest bir gençti. Askerlere cesaret vermek ve firarı önlemek amacıyla kabilenin kadınlarını, çocuklarını ve hayvanlarını da savaş alanına getirtmişti. Dolayısıyla Hevazinliler bir bakıma ölüm kalım savaşına hazırlanmışlardı. Diğer taraftan Hz. Peygamber (s.a.s.) Huneyn vadisinde toplanan müşriklerin üzerine yürümeye karar verdi. On iki bin kişiden oluşan İslam ordusunun iki bini yeni Müslüman olmuş Kureyşlilerden oluşuyordu. Seksen kadar Kureyşli de henüz iman etmemişti. Hz. Peygamber (s.a.s.) Kureyşli Safvan b. Ümeyye’den emanet olarak yüz zırh ve daha başka silahlar aldı. Hz. Peygamber (s.a.s.) savaştan önce Abdullah b. Ebu Hadred adlı sahabiyi bilgi toplamak üzere gizlice karşı tarafa gönderdi. Abdullah düşman ordugahında birkaç gün kalarak elde ettiği bilgileri Hz. Peygamber (s.a.s.)’e getirdi. Bu arada İslam ordusu arasından “Bize çokluğumuzdan dolayı bugün kimse galibiyet elde edemez” şeklinde sözler sarfedenler oldu. Okçularına ve askerlerinin savaş kabiliyetine güvenen Hevazinliler, Huneyn Vadisi’nin kendilerine göre en uygun yerini önceden tutarak İslam ordusuna pusu kurdular. İslam ordusunun öncü kuvvetleri, düşmanın şiddetli saldırısı karşısında başlangıçta bozularak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu durum tüm orduyu etkiledi; Müslümanlar Hevazin okçuları karşısında paniğe kapıldılar. Peygamberimiz (s.a.s.) soğukkanlılığını koruyarak yerinde sebat etti. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abbas ve oğulları, Üsame b. Zeyd gibi sahabiler onun yanından ayrılmadılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gayreti ve Hz. Abbas’ın gür sesiyle yaptığı çağrı üzerine Müslümanlar tekrar toparlanarak düşmanı bozguna uğrattılar. Bozguna uğrayan Hevazinliler kadınlarını ve çocuklarını savaş alanında bırakarak kaçtılar. Huneyn savaşında altı bin esirin yanı sıra, yirmi dört bin deve, kırk binden fazla koyun ve bir miktar gümüş Müslümanların eline ganimet olarak geçti (8/630).
[8/4 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: HATÎM ve HICR-İ KÂBE
 
 
 
Kâbe'nin kuzey batı duvarı (Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî arası)'nın karşısında, zeminden 1 m. kadar yüksek 1,5 m. kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır ki, buna 'Hatîm'; bu duvar ile Beytüllah arasındaki boşluğa 'hıcr' (Hıcr-i Kâbe, Hıcr-i İsmail veya Hatîra)' denir.
 
Hıcr-i Kâbe'de namaz kılınır, dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz.
 
Hz. İbrahim'in yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhildi. Peygamberimizin nübüvvetinden 5 yıl kadar önce Kâbe'nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tâmiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır. Hz. İsmail ile annesi Hâcer'in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir. Kâbe'ye dâhil olduğu için, tavafın, bu duvarın dışından yapılması vâciptir. Kâbe üzerine yağan yağmur sularının aktığı 'Altın Oluk' (Mizâb-ı Kâbe), Beytullah'ın bu kısma bakan duvarının üst kenarının ortasında bulunur.
[8/4 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنِ اعْتَكَفَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ. (كنز)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim faziletine inanarak ve mükâfatını sadece Allâhü Teâlâ’dan ümit ederek îtikâf yaparsa o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Kenzü’l-Ummâl)
 
08 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[8/4 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: ÎTİKÂF VE ŞARTLARI
 
Îtikâf, erkekler için, cemaatle beş vakit namaz kılınan bir mescitte; kadınlar için, kendi evlerinde namazgâh edindikleri (mescit olarak kullandıkları) bir yerde îtikâf niyetiyle bir müddet kalmaktan ibarettir. Îtikâf; vacip, sünnet-i müekkede ve müstehâb olmak üzere üç kısımdır:
 
Nezredilen (adanan) îtikâf, vaciptir.
 
Ramazân-ı şerîfin son on gününde yapılan îtikâf, kifâye olarak müekked sünnettir. Yani, bir beldede bir kişi bu îtikâfı yaparsa diğerlerinden de mesuliyet kalkar.
 
Ramazân-ı şerîf ayı dışında ibadet ve tâat maksadıyla bir mescitte bir müddet yapılan îtikâf da müstehâbdır.
 
Îtikâfın şartları:
 
Îtikâfa girecek kimse; îtikâfa niyet etmiş olmalı, Müslüman ve akıllı olmalı, cünüp, hayız ve nifas hâlinde olmamalıdır.
 
Îtikâf, cemaatle namaz kılınan bir mescitte veya mescit hükmünde bulunan bir yerde yapılmalıdır. Kadınlar için kendi evlerinde mescit olarak kullandıkları yerler, mescit hükmündedir.
 
Vacip îtikâfı yapan kişi, oruçlu olmalıdır.
 
Mûtekîfin (îtikâfa girenin), özrü olmadan mescitten çıkması veya eşi ile cinsî münâsebette bulunması îtikâfını bozar.
 
Mûtekîfin dînî, beşerî veya zarûrî bir ihtiyaçtan dolayı mescitten dışarı çıkması îtikâfı bozmaz. Bulunduğu mescitte cuma namazı kılınmıyorsa cuma namazını kılmak için en yakın bir mescide gitmesi gibi.
 
MÜNÂCÂT
 
İlâhî her nefes, ilhâmın üzre olsun a‘mâlim
 
Rızân üzre geçe dâim cihân içre meh ü sâlim
 
Habîbin gittiği yoldan çıkarma bir kadem taşra
 
Ânın şer‘-i şerîfi üzre olsun cümle ef‘âlim.
 
                                 Sultan Birinci Ahmed Han
 
(Yâ Rabbi! İşlerim devamlı senin ilhâmın üzerine olsun. Bu cihanda aylarım ve yıllarım dâimâ senin rızan üzerine geçsin. Habîbin Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in gittiği yoldan beni bir adım kadar bile olsa dışarıya çıkarma. Bütün işlerim, onun dininin yüce hükümlerine uygun olsun.)
 
 
 
08 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[8/4 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Çok söz, iyilikleri yer bitirir. Hatta yer, kurutur. Tıpkı kuru arazinin suyu yuttuğu gibi olur.' Ebû Abdullah ed-Dîneverî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[8/4 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Cafer-i Sâdık [rahmetullahi aleyh]
 
İmam Cafer-i Sâdık, hem Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] neslinden gelen bir veli hem de âlim bir Allah dostu idi.
 
Dedesi Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] torunu Hz. Hüseyin [radıyallahu anh], annesi ise Hz. Ebû Bekir’in torunu Ebû Muhammed Kasım’ın kızı Ümmü Ferve’ydi. Anneannesi ise Hz. Âişe validemizin kız kardeşi Esmâ [radıyallahu anhâ] annemizdi.
 
İmam Cafer-i Sâdık [rahmetullahi aleyh] devrin gönüller sultanıydı. Kur’an ve Sünnet’i en iyi bilen bir aileden geliyordu. Önce onu dedesi, babası ve annesi Kur’an ve Sünnet ilimleri konusunda yetiştirdi. O, zamanın en önemli ilim ehlinden hiç ayrılmadı. Zamanın en önemli hadis âlimleri Urve, Ata, Nâfi ve İmam Zührî hazretlerinden hadis rivayet etti, onların hadis derslerine katıldı.
 
Kendisinden de Süfyân-ı Sevrî, İmam Mâlik gibi devrin en büyük ilim sahipleri hadis nakletti. Pek çok hadis imamı onun hadislerini kitaplarına  hadislerine güvenilir  (sika râvi) diye aldılar.
 
Semerkand Takvimi
[8/4 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: El-Kayyum
Zatı ile kaim, mahkumları varlıkta duran. 
 
Android: https://bit.ly/3odBzi8 
iOS: https://apple.co/2VonUbA
[8/4 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: (O, yüce Allâh’a itaat eden kullar:) “(Ey Rabbimiz!) Ancak Sana ibadet (ve kulluk) ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz!” (derler.)
 
Fâtiha 5. Ayet
 
Android: https://bit.ly/3odBzi8 
 
iOS: https://apple.co/2VonUbA
[8/4 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve işittiğiniz hâlde (Kur'an'dan) yüz çevirmeyin.'
(Enfâl, 8/20)
 http://www.duavesureler.com
[8/4 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Güzel söz sadakadır.'
(Buhârî, 'Edeb', 34)
 http://www.duavesureler.com
[8/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: '...Allah'ım! Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla.'
(Hâkim, 'De’avât', No:1911)
 http://www.duavesureler.com
[8/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve işittiğiniz hâlde (Kur'an'dan) yüz çevirmeyin.'
(Enfâl, 8/20)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=STGxkbgqISo=
[8/4 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İman, yetmiş (veya altmış) küsur şubedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandan bir şubedir.'
(Buhârî, “Îmân”, 3; Müslim, “Îmân”, 57, 58)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=STGxkbgqISo=
[8/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açıyorum.'
(Ebu Dâvûd, 'Savm', 22)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=STGxkbgqISo=
[8/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Kocaları yanında bulunmayan kadınların yanına girmeyiniz. Çünkü şeytan sizin kan damarlarınızda dolaşmaktadır. Hadis-i Şerif
[8/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.
 
(Müzzemmil, 73/8)
[8/4 23:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Allahım! Öfkenden rızana; cezandan affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Sana övgüyü saymakla bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.
 
(Muslim)
[8/4 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Öfkenden rızana; cezandan affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Sana övgüyü saymakla bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.
 
(Müslim)
[8/4 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Rafi
 
Peygamber ve müminlerin itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten
[8/4 23:20] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Şeytana Taş Çıkartan Adam
 
   Adamın biri çölde tek başına koyulmuş giderken lânetlik şeytan da insan kılığına bürünerek ardından yetişir ve kendisine yol arkadaşlığı teklif eder.  
 
 Adam ile şeytan yollarına devam ederlerken vakit bir hayli ilerler, akşam olur, gün batar, sabah olur gün doğar. Lânetlik şeytanın kafası önemli bir noktaya takılır. Bakar ki adamda ne sabah, ne öğle, ne ikindi, ne akşam, ne de yatsı namazı. Hiçbirini kılmıyor. Artık yol yürümekten yoruldukları için bir yerde konaklamak üzereyken şeytan ayrılarak koşmaya başlar. Şaşırıp kalan adam ardından, 'Nereye gidiyorsun böyle beni yalnız bırakıp da' diye haykırır.  
 
 Bunun üzerine şeytan duraklayarak adama şu ibret dolu cevabı verir:  
 
 - Arkadaş, ben ömrümde bir defa Allah'a karşı geldim. O yüzden kovuldum. Fakat sen günde beş defa karşı geliyorsun. Korkarım Allah (c.c.) gökten taş yağdırır da bana da isabet eder.
[8/4 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür!
[8/4 23:23] Ömer Tarık Yılmaz: Bir çiftlikte iki erkek kardeş babalarından kalma çiftlikte birlikte çalışıyorlardı. Kardeşlerden biri evliydi ve beş çocuğu vardı. Diğer kardeş ise bekardı. Her günün sonunda iki erkek kardeş ürünlerini ve kârlarını eşit olarak bölüşürlerdi. 
                  Günün birinde bekar kardeş şöyle düşündü;
 
                – Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de adaletli değil. Ben bekarım ve pek fazla ihtiyacım yok.Kardeşimin geniş bir ailesi var.Onun daha fazla ihtiyacı olur.
 
                O günden sonra bekar olan kardeş her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin evindeki tahıl deposuna götürmeye itti.
 
 
                Bu arada evli olan kardeş de kendi kendine; 
 
                – Ürünümüzü ve kârımızı eşit olarak bölüşmemiz hiç de doğru değil. Ben evliyim, eşim ve çocuklarım var ve yaşlandığım zaman onlar bana bakabilirler.Fakat kardeşim yaşlandığı zaman ona bakacak hiç kimsesi yok.İlerde onun daha fazla ihtiyacı olacak.
 
                Böylece evli olan kardeş de her gece evinden çıkıp, bir çuval tahılı gizlice erkek kardeşinin tahıl deposuna götürmeye başladı. İki kardeş de yıllarca ne olup bittiğini bir türlü anlayamadılar. Çünkü her ikisinin de deposundaki tahılın miktarı değişmiyordu. Sonra, bir gece iki kardeş gizlice birbirlerinin deposuna tahıl taşırken karşılaştılar. O anda olan biteni anladılar.Çuvallarını yere bırakıp birbirlerini kucakladılar.
[8/4 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin.
رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء ﴿٣٨﴾
(Alî İmran 38)
Rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeh(tayyibeten), inneke semîud duâ’(duâi).
[8/4 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tevbeve istiğfar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allah'ın, (Kitabı'nda), 'Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.' (Mutaffifîn, 83/14) diye anlattığı pas işte budur.
(Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 83)
[8/4 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Şihab (ra)
Bir rivayette İbnu Şihâb şöyle der: 'O gün  التابوت  kelimesinde ihtilâf ettiler. Zeyd İbnu Sâbit   التابوه   dedi. İbnu'z-Zübeyr ve Saîd İbnu'l-Âs   التابوت   dediler. Anlaşamayıp, ihtilâfı Hz. Osman'a arzettiler. Hz. Osman:   زالتابوت yazın, çünkü o Kureyş lisanıyla (inmiş)tir' dedi.'
 
Bir önceki rivayette geçen   يُحْرَق   kelimesi, bazı rivayetlerde   يُخْرق   diye gelmiştir. Önceki   يحرق imlâya göre 'yakılma' mânasına, ikinci imlâya göre  يُخْرق 'yırtılma' mânasına gelir. Önceki Kur'ân nüshalarının yakılması, onu ayaklar altına düşmekten  korumak için olursa bunda bir mahzur yoktur. Hakâret için olursa o korumaya girmez ve elbetteki câiz olmaz
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: null
 
Hadisin Açıklaması:
Te'lif, burada tertip mânasına gelir.
 
Kur'ân mevzuunda tertip, ya âyetlerin bir sûre içerisindeki sıralanmasıdır, yahut da sûrelerin öncelik, sonralık şeklindeki sıralanmasıdır. Ulemâ, Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrindeki te'lif'den, âyetlerin sûre içerisindeki tertibini anlarlar ve âyetlerin tertibi için 'tevkîfîdir' derler. Yani âyetlerin yerleri -Cebrail (aleyhisselam)'in direktifiyle- bizzat Resûlullah  tarafından tayin edilmiştir, binaenaleyh vahye dayanmaktadır. Her bir sûrenin şeklen vücut bulmasında ulemânın hiçbir rolü olmamıştır. Bu sebeple, selef, bir sûrenin en son âyetinden başlayıp ilk âyetlerine doğru okunmasını hoş karşılamayıp 'haram' demiştir. Böyle bir hükmü de şu sebeple tasrih etmişlerdir: Şâirler, edibler, hafızalarının gücünü izhâr için kasideleri, bazı durumlarda, sondan  başa doğru okurlardı. Bu âdeti, Kur'ân-ı Kerim'e de tatbik etmemeleri için, böyle bir yasaklamaya gerek  duyulmuştur.
 
Ancak sûrelerin tertibi 'tevkîfî' değildir. Cumhur'un görüşüne göre, bugün tertip ıstılâhîdir (ictihadla konmuştur). Hz. Osman (radıyallahu anh) zamanındaki, az sonra açıklayacağımız, teksir heyeti tarafından verilen bir şekildir. Dolayısıyla, namazda veya namaz dışında, tedrisde, tederrüste, tilâvette, Kur'an-ı Kerim'i sondaki sûrelerden başa doğru okumak da mümkündür. Söz gelimi Bakara'dan önce Kehf, Kehf'ten önce Hac sûresi  okunabilir. Hatta, bazı rivayetler Resûlullah'ın gece namazında Âl-i İmrân'dan önce Nisâ sûresini okuduğunu haber vermektedir. Nitekim Übey İbnu Ka'b mushafında sıra böyledir. Hz. Osman'ın mushafı ile, diğer mushaflar arasında görülen sûre sıralamasındaki farklılıklar, 'sûrelerin sıralanma işi içtihâdîdir, ıstılâhîdir' diyenlere delil olmaktadır. [8]
 
12- Zeyd İbnu Sâbit'in hizmeti: Sadedinde olduğumuz rivayette belirtildiği üzere, Zeyd İbnu Sâbit, Kur'ân'ı cem'etme vazifesini kabul edince, Hz. Ömer'in de yardımcı olması kaydıyla işe başlar. Hz. Ebu Bekir, Zeyd'e, cem sırasında hafızasına güvenmemesini, her âyet için, yazılı iki şâhid istemesini şart koştu. Şehirde ilân ederek, yanında yazılı Kur' ân parçası bulunduranların, bunları mescide getirip Zeyd'e teslim etmesini taleb etti. Hz. Ömer, getirilen yazılı nüshaların, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından kontrol edilip  edilmediği hususunda yemin  ettiriyordu. Hatta bâzı âlimler, bu yazılı şahitlerin arza-i  âhirede kontrolden geçen yazılı  nüshalar olduğunu söylerler. Bu durum bile, arza-i âhirenin İslâm tarihindeki ehemmiyetini ve iki sefer oluşunun hikmetini göstermeye kâfidir.
 
Alimler getirilen iki yazılı nüshaya şahit derler. İki şahit bir üçüncü unsura nisbetledir. Üçüncü unsur veya 'birinci asıl', Zeyd İbnu Sâbit'ti. Kur'ân-ı Kerim'i ezbere baştan sona bilenlerden biri idi. Getirilen yazılı nüshaların kendi bilgisine de uymasını arıyordu. Nitekim bazı istisnalar olmuştur. Tevbe sûresinin en son iki âyetini yazılı olarak bir  kişi getirmişti. Bu âyetler belki de, en son nazil olan âyetlerden olduğ
[8/4 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Şihab (ra)
Bir rivayette İbnu Şihâb şöyle der: 'O gün  التابوت  kelimesinde ihtilâf ettiler. Zeyd İbnu Sâbit   التابوه   dedi. İbnu'z-Zübeyr ve Saîd İbnu'l-Âs   التابوت   dediler. Anlaşamayıp, ihtilâfı Hz. Osman'a arzettiler. Hz. Osman:   زالتابوت yazın, çünkü o Kureyş lisanıyla (inmiş)tir' dedi.'
 
Bir önceki rivayette geçen   يُحْرَق   kelimesi, bazı rivayetlerde   يُخْرق   diye gelmiştir. Önceki   يحرق imlâya göre 'yakılma' mânasına, ikinci imlâya göre  يُخْرق 'yırtılma' mânasına gelir. Önceki Kur'ân nüshalarının yakılması, onu ayaklar altına düşmekten  korumak için olursa bunda bir mahzur yoktur. Hakâret için olursa o korumaya girmez ve elbetteki câiz olmaz
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: null
 
Hadisin Açıklaması:
Te'lif, burada tertip mânasına gelir.
 
Kur'ân mevzuunda tertip, ya âyetlerin bir sûre içerisindeki sıralanmasıdır, yahut da sûrelerin öncelik, sonralık şeklindeki sıralanmasıdır. Ulemâ, Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrindeki te'lif'den, âyetlerin sûre içerisindeki tertibini anlarlar ve âyetlerin tertibi için 'tevkîfîdir' derler. Yani âyetlerin yerleri -Cebrail (aleyhisselam)'in direktifiyle- bizzat Resûlullah  tarafından tayin edilmiştir, binaenaleyh vahye dayanmaktadır. Her bir sûrenin şeklen vücut bulmasında ulemânın hiçbir rolü olmamıştır. Bu sebeple, selef, bir sûrenin en son âyetinden başlayıp ilk âyetlerine doğru okunmasını hoş karşılamayıp 'haram' demiştir. Böyle bir hükmü de şu sebeple tasrih etmişlerdir: Şâirler, edibler, hafızalarının gücünü izhâr için kasideleri, bazı durumlarda, sondan  başa doğru okurlardı. Bu âdeti, Kur'ân-ı Kerim'e de tatbik etmemeleri için, böyle bir yasaklamaya gerek  duyulmuştur.
 
Ancak sûrelerin tertibi 'tevkîfî' değildir. Cumhur'un görüşüne göre, bugün tertip ıstılâhîdir (ictihadla konmuştur). Hz. Osman (radıyallahu anh) zamanındaki, az sonra açıklayacağımız, teksir heyeti tarafından verilen bir şekildir. Dolayısıyla, namazda veya namaz dışında, tedrisde, tederrüste, tilâvette, Kur'an-ı Kerim'i sondaki sûrelerden başa doğru okumak da mümkündür. Söz gelimi Bakara'dan önce Kehf, Kehf'ten önce Hac sûresi  okunabilir. Hatta, bazı rivayetler Resûlullah'ın gece namazında Âl-i İmrân'dan önce Nisâ sûresini okuduğunu haber vermektedir. Nitekim Übey İbnu Ka'b mushafında sıra böyledir. Hz. Osman'ın mushafı ile, diğer mushaflar arasında görülen sûre sıralamasındaki farklılıklar, 'sûrelerin sıralanma işi içtihâdîdir, ıstılâhîdir' diyenlere delil olmaktadır. [8]
 
12- Zeyd İbnu Sâbit'in hizmeti: Sadedinde olduğumuz rivayette belirtildiği üzere, Zeyd İbnu Sâbit, Kur'ân'ı cem'etme vazifesini kabul edince, Hz. Ömer'in de yardımcı olması kaydıyla işe başlar. Hz. Ebu Bekir, Zeyd'e, cem sırasında hafızasına güvenmemesini, her âyet için, yazılı iki şâhid istemesini şart koştu. Şehirde ilân ederek, yanında yazılı Kur' ân parçası bulunduranların, bunları mescide getirip Zeyd'e teslim etmesini taleb etti. Hz. Ömer, getirilen yazılı nüshaların, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından kontrol edilip  edilmediği hususunda yemin  ettiriyordu. Hatta bâzı âlimler, bu yazılı şahitlerin arza-i  âhirede kontrolden geçen yazılı  nüshalar olduğunu söylerler. Bu durum bile, arza-i âhirenin İslâm tarihindeki ehemmiyetini ve iki sefer oluşunun hikmetini göstermeye kâfidir.
 
Alimler getirilen iki yazılı nüshaya şahit derler. İki şahit bir üçüncü unsura nisbetledir. Üçüncü unsur veya 'birinci asıl', Zeyd İbnu Sâbit'ti. Kur'ân-ı Kerim'i ezbere baştan sona bilenlerden biri idi. Getirilen yazılı nüshaların kendi bilgisine de uymasını arıyordu. Nitekim bazı istisnalar olmuştur. Tevbe sûresinin en son iki âyetini yazılı olarak bir  kişi getirmişti. Bu âyetler belki de, en son nazil olan âyetlerden olduğ
[8/4 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) anlatıy

Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman ile Ticaret bakanlıklarına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de

Borsa güne düşüşle başladı

Küresel piyasalar, artan jeopolitik riskler ve Fed'in faiz kararı sonrası negatif seyrediyor

Borsa günü düşüşle tamamladı

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır: GÖKBEY, sivil yolcu taşıma sertifikasyonunu tamamlayan ilk milli hava aracımız oldu

ABD'de üretici enflasyonu şubatta beklentileri aştı

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti yayımlandı

SHURA'ya göre enerji güvenliği için ithal kaynak azaltılmalı, yenilenebilir yatırımları artırılmalı

AB, girişimcilere 48 saatte şirket kurma imkanı sunmaya hazırlanıyor

S&P Global Ratings, petrol üretim kesintileri nedeniyle Irak'ın kredi notunu negatif izlemeye aldı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 27 18 3 6 24 60
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 27 12 8 7 14 43
6.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 27 9 12 6 -9 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.CORENDON ALANYASPOR 27 6 8 13 1 31
11.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.HESAP.COM ANTALYASPOR 27 6 14 7 -18 25
15.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
16.İKAS EYÜPSPOR 27 5 15 7 -19 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17