Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[9/4 20:20] Ömer Tarık Yılmaz: 56 - İslamın Kendinden Önce Amellerin Hükmünü Yıktığı; Hicret İle Haccin da Böyle Olduğu Bâbı
336- Bize Muhammed b. el-Müsenna el-Anezî ile Ebû Ma'n Er-Rakaaşi ve İshâk b. Mansûr, toptan Ebû Âsım'dan rivâyet ettiler. Lâfız İbn'l Müsenna'nındır.
(Dedi ki): Bize Dahhâk yani Ebû Âsim rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Hayvetü'bnü Şüreyh haber verdi.
Dedi ki: Bana Yczıd b. Ebî Hahib, İbn Şumasete'l Mehri'den rivâyet etti. İbn Şumâse şöyle dedi:
Amr Ibnî As'ın yanına vardık kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu:
Babacığım Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) seni filân şeyle müjdelemedi mi? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) seni filân şeyle müjdelemedi mi? Demeye başladı. Bunun üzerine Amr yüzünü (bize) çevirerek:
Şüphesiz ki; hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin onun Rasulü olduğuna şahadet getirmektir. Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Düşünüyorumda «Bir vakitler» Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e benim kadar şiddetle buğuz eden yoktu. İmkânını bulupta onu Öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hal üzre Ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah İslâmı kalbınıe, yerleştirdiği zaman Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek; Uzat sağ elini de sana bey'at edeyim dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben elimi çektim Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Ne oldu sana ya Amr?» dedi.
— Şart koşmak istedim dedim. «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular.
— «Af olunmamı» dedim.
«Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günâhları yok eder, Hicret de ondan önceki günahları yok eder, Hac da ondan önceki günahları yok eder?.» buyurdular.
(Artık) Benim nazarımda Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. Ona karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu tavsif etmemi isteseler buna takat getiremem. Çünkü ona doya doya bakamazdım. Şayet bu hal üzere ölmüş olsam cennetlik olmamı kuvvetle ümid ederdim. Sonra birtakım şeyler üzerimize aldık ki onlar hakkında halim nice olur bilmiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiç bir yasçı ve ateş bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşeyiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıpta eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim. Ve Eabbimin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim, dedi.
Bu hadis Ashâb-ı kirâmdan Amr b. Âs (radıyallahü anh)’in vefatını anlatmaktadır. Müslim sarihlerinden Muhammed El-Übbî Hazret-i Amr hakkında şunları naklediyor: Amr akıl, fikir ve lisan itibariyle Arapların dâhisi idi Hazret-i Ömer b. El Hattab birisi ile konuşurken karşısındaki söz anlamazsa: «Seni ve Amr b. El-Âs'ı yaratan Allah'ı tenzih ederim» dermiş Hazret-i Amr, Mısır'da on sene üç ay Hazret-i Ömer zamanında dört sene Hazret-i Osman zamanında iki sene üç ayda Hazret-i Muâviye zamanında valilik etmiş; ve 43 tarihinde 90 yaşında vefat etmiştir. Vefatı için başka tarih söyleyenlerde vardır. Vefatında 325.000 altın ve 2.000.000 dirhem gümüş ile 1.000.000 kıymetinde meşhur bir çiftlik bırakmıştır.
Vefat edeceği zaman malına bakarak: «Keşke ya sen bir deve tezeği olaydın ya ben selâsil gazasında öleydim. Öyle işlere girdim ki Allah huzurunda onlar hakkında hüccetimin ne olacağını bilmiyorum. Muâviyenin dünyasını düzelttim. Ama kendi ahiretimi hatırdım. Aklımı şaşırdım nihayet ecelim geldi. İşte ecel, ile pençeleşmekteyim. Malımı aldı. Ailem hakkındaki hilâfetimi berbad etti» demiş sonra oğluna dönerek bana bir bukağı getirde onunla elimi boynuma bağla demiş. Oğlu babasının dediğini yapmış. Sonra Amr (radıyallahü anh) başını semaya kaldırarak ;
«Allah'ım sen bana emir buyurdun ben
[9/4 20:21] Ömer Tarık Yılmaz: 57 - Kafirin Müslüman Olmazdan Önceki Amelinin Hükmünü Beyan Bâbı
338- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
(Dedi ki): Bana Yunus, İbn Şıhâp'tan naklen haber verdi.
Dedi ki: Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr haber verdi onada Hakîm b. Hîsâm haber vermiş kendisi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e:
Cahiliyet devrinde benim yaptığım bir takım ibâdet işleri hakkında ne buyurursun? Bunlardan bana bir fayda var mıdır? diye sormuş Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona:
«Sen geçmişte yaptığın hayırlarla müslüman oldun.» cevabını vermiş. Tchanntis: İbadet etmek demektir.
339- Bize Hasan el-Hulvanî ile Abd b. Humeyd rivâyet etti. (Hulvânî: Bize rivâyet etti dedi) Abd: Bana Yâ'kub —ki İbn İbrahim b. Sa'd'dîr— rivâyet etti dedi. Ya'kub: Bize Babam Sâlih'den, o da İbn Şihâb'dan naklen rivâyet eyledi, demiş. İbn Şihâb da
Dedi ki: Bana Urvetu'bnü's-Zübeyr haber verdi. Ona da Hakim b. Hizam haber vermiş ki, kendisi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e:
— Ey Resûlüllah, bir takım işlere ne buyurursun: ben cahiliyet devrinde sadaka vermek, köle âzad etmek yahud akrabaya yardım kabilinden olan bu işlerle ibâdet yapardım. Bunlarda ecir var mıdır? diye sormuş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Sen eskiden yaptığın hayırlarla müslüman oldun.» buyurmuşlar.
340- Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Abdurrazak haber verdi.
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Zühri'den bu isnadla haber verdi. H.
Bize yine İshâk b. İbrahim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye haber verdi.
(Dedi ki): Bize Hişâm b. Urve, Babasından, o da Hakim b. Hizâm'dan naklen rivâyet etti. Hakim Şöyle dedi.
— Yâ Resûlüllah, bâzı şeylere ne buyurursun? Ben onları cahiliyet devrinde yapardım; dedim. (Hişâm: Bunlarla tâat yapardım demek istiyor; demiş). Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Sen kendin İçin evvelce yaptığın hayırlarla müslüman oldun.» buyurdular.
— Öyle ise vallahi ben de cahiliyet devrinde yaptığım hiç bir şeyin mislini İslâmda da yapmadan bırakmam; dedim.
341- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdullah b. Nümeyr, Hişâm b. Urve'den, o da Babasından naklen rivâyet etti, ki Hakim b. Hizam cahiliyet devrinde yüz köle âzâd; yüz deve yükü de mal tesadduk etmiş. Bilâhare İslâmda dahi yüz köle âzâd ve yüz deve yükü mâl tesadduk eylemiş. Sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelmiş...
Müteakiben babası, Ötekilerin hadisi gibi rivâyet etmiş.
Hadis muttefekun aleyhtir. Buhârî onu zekât, Buyu' Rehin ve Edeb bahislerinde tahric etmiştir.
Bana haber ver demektir. kelimesi bazı rivâyetlerde şeklinde zabtedebilmiştir. Ancak rivâyet sahîh olmakla beraber ma'na itibarile bu kelime yanlıştır. Buhârî'nin üstadlarından biri burada vehmetmiştir deniliyor. İbn fin: «Bu kelimenin etehan-netü şeklinde okunduğu takdirde bir vechi olup olmadığını bilmiyorum.» demiştir. îsmâili ise; Buhârînin onu şeklinde rivâyet ettiğini söyledikten sonra şöyle deditir:, rivâyeti tashifdir; doğrusut dür. Bu kelime (hıns) dan alınmıştır. Hıns günah demektir.
Hazret-i Hakim: «Bunlarla ben günaha sokacak şeylerden korunuyordum» demek istemiş olacaktır!»
Bazıları kelimesine ma'na vermeye çalışmış; ve bunun meyhane ma'nasına gelen (hânût) dan alınmış olması ihtimalinden bahsetmişlerdir. Bu takdirde ma'nanın ne olacağı zikredilmemişse de meyhane yerine bu işlerle meşgul oluyordum. Benim meyhanem bunlardı.» ma'na-sı kadedilmiş olması muhtemeldir.
İmâm Nevevî'nin beyanına göre «tehannüs: teabbüddür. Nitekim hadisde de Müslim onu bu ma'na ile tefsir etmiştir. Diğer rivâyette onu: Teberrür diye izah eder. Teberrür, birr, yani tâat yapmaktır. Lügat uleması; Tehannüsün aslı günahdan çıkacak bir iş yapmaktır; demişlerdir...
«Sen geçmişte yaptığın hayırl
[9/4 20:21] Ömer Tarık Yılmaz: İbnu Abbâs (radıyallahu anh)'dan rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: 'Kim Allah'ın Kitabını öğrenir ve sonra da onda bulunanlara uyarsa, Allah onu, dünyada dalâletten çıkarıp doğru yola sevkeder, âhirette de kötü hesabtan korur.'
Kütüb-i Sitte
[9/4 20:22] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Nusretiye Camii İbadete Açıldı 1826
• Picasso’nun Ölümü 1973
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki, biz ‘Rabbinize inanın’ diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamberi, Kur’an’ı) işittik hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz.”
Al-i İmran 193
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Oruçlu yemesini, içmesini ve şehvetini sırf benim için terk ediyor. Bu nedenle onun mükafatını ben vereceğim. İyiliğin karşılığı ise on misliyledir.”
Buhârî, Savm, 2
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: Çalışanların iş verimini düşürmesi endişesiyle oruç tutmamaları caiz midir?
Ramazan orucu, ergenlik çağına ulaşmış ve akıl sağlığı yerinde her Müslümana farzdır. Mazeretsiz olarak oruç tutmayanlar büyük günah işlemiş olurlar. Zira Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Allah’ın tanıdığı bir ruhsat olmadan, Ramazan’da bir gün orucunu tutmazsa, bütün yılın orucu bile o günün yerini tutmaz.” Ebû Dâvûd, Savm, 38; bkz. Buhârî, Savm, 29
Ailesinin rızkını temin etmek için ağır işlerde çalışmak zorunda olup da oruç tutmaları sağlığına zarar verenlerin o günlerde oruç tutmayıp daha sonra kaza edebilecekleri, kaza etme imkânlarının olmaması durumunda ise her gün için bir fidye vermeleri şeklinde görüşler vardır İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 401.
Ancak çok ağır olmayan günlük işlerde çalışmak orucu terk için özür sayılmaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Öyle erkekler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” Nûr, 24/37.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Mora Zaferi 1770
• Türkiye’de Yerli Ampül Üretimi Başladı 1945
• Mimar Sinan ve Mimarlar Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”
Al-i İmran 190
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Sadaka/zekât vermek, maldan hiçbir şey eksiltmez...”
Müslim, Birr, 69
[9/4 20:23] Ömer Tarık Yılmaz: NİSAN AYINDA YAPILACAK İŞLER
Tarla Bitkileri
• Yabancı ot ilaçlaması yapılır.
• Fasulye ekimi başlar.
• Ayçiçegi ekimine devam edilir.
• Pancarların çapalanması ve tekleme işlerine başlanır.
• Mısır ekimine başlanır.
• Çeltiklerin tavaları hazırlanır. Tirler sıkıştırılır.
• Ayın ikinci yarısında, çeltik ekimi yapılır.
Meyvecilik
• Fidanlıklarda ot çapası yapılır.
• Nisan ayının ilk haftasında, yabani meyve ağaçlarında ve çeşit değiştirmelerde , kalem aşısı işleri sonuçlandırılır.
• Meyve bahçelerinde toprak işlemesi bitirilir.
Sebzecilik
• Tohum ekimi yapılacak tarlaların son sürümü yapılır ve iri toprağı parçalamak için diskaro çekilir. Tavın korunması için tapan ve sürgü çekilir.
• Diskaro çekilmeden önce gübreleme yapılır ve dikimle ilgili hazırlıklar tamamlanır.
• Fideliklerde günlük sulama, zayıf gidiyorsa gübreleme ve kapak kapatma işlemleri yapılarak yabancı otlar ayıklanır. Mavi küf ve kök çürüklüğüne karşı ilaçlı mücadele yapılır.
• Ilık yastıklara şaşırtılmış bulunan biber, domates ve patlıcan fideleri 15 nisandan sonra, tarladaki yerlerine dikilmeye başlanır.
• Çileklerin ilkbahar çapası yapılır.
• Bamya, fasulye, hıyar, kabak, karnabahar, lahana ve soğan tohumlarının ekimine devam edilir.
• Kavun, karpuz tohumları hazırlanan yerlere ekilir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[9/4 20:26] Ömer Tarık Yılmaz: 12. Ağza ve burna elle su vermek ve sol el ile sümkürmek.(İbni Mace Taharet 6,Müslim Taharet 32)
[9/4 20:26] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı , hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.'
[Maide Sûresi.97]
[9/4 20:26] Ömer Tarık Yılmaz: SABIR VE MÜKÂFAT
Sabır: Kişinin musibetler karşısında, telaşa kapılmadan güçlü olması, her şeyin Allah’tan geldiğinin bilinci ile tahammül et- mesi, dayanma gücü göstermesidir.
Sabır güzel bir huy, üstün bir fazilettir. İnsan güzellikler kar- şısında sevinir ve Rabbine şükreder. Sıkıntı anlarında ise sı- kıntıyı ortadan kaldırmanın yollarını ararken diğer taraftan Rabbinden sabır, güç ve kolaylık ister. İman eden kişinin ba- şına gelen her şey bir gizli sebebin bir hikmetin gereğidir. Mü’min, karşılaştığı her sıkıntıyı doğal olarak karşılar ve sab- reder. Sabır sadece zorluklar karşısında değil, hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir.
“Sabır acı, meyvesi tatlıdır”. Sıkıntılara, belalara sabır gösteren sonunda huzura kavuşur.
ÂDİYÂT SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir.
Âdiyât hızlı koşan atlar demek- tir.
İnsanoğlunun nankörlüğü ve mala düşkünlüğü, ahiret hayatı için harcama yapmaması ve bu yüzden onu kötü bir sonucun beklediği söz konusu edilmek- tedir.
ÖZLÜ SÖZ
Söylemediğin sözü söyleyebilirsin, fakat söylediğini gizleyemezsin. (Feriduddin Attar)
[9/4 20:27] Ömer Tarık Yılmaz: Çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen, kolaylık sağlayan
Ar-Ra'uf : The Kind who is very Compassionate.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
' O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.' (1)
'Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, azabınızı çarçabuk verirdi. Gerçekten Allah Rauf'dur, Rahim'dir.' (2)
'Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.' (3)
'Muhakkak Rabbiniz Rauf'dur, Rahimdir' (4)
Rauf'un anlamı ilk anda 'Rahim' kelimesinin anlamıyla aynı gibi görünüyorsa da, Kuran-ı Kerim'de geçtiği yerlerde Cenab-ı Hakk iki sıfatı da beraber zikrettiği durumlarda Rauf'u Rahim'den önce buyurmuştur.
Raûf, kullarına kolaylık sağlayan demektir. Çünkü Yüce Allah kullarına kaldıramayacakları ibadetler ve yükler yüklememiştir. Yaşlılık, hastalık ve zayıflık gibi hallerde onları birçok ibadetlerdn muaf tutmuştur.
Allah'ın yarattığı tüm canlılar kusursuz, üstün bir yaratılış ve kompleks bir yapı sayesinde yaşamlarını sürdürmektedir. Bu, O'nun merhametinin ve rahmetinin bir delilidir. Çünkü hiçbir canlı kendisi için en uygun, en elverişli şekilde yaşamak için güç sarfetmemiş, sadece Allah'ın üstün aklına teslim olmuştur. O, ihtiyaç duyabileceği herşeyi zaten kendisine vermiştir.
Mesela bütün canlıların kendilerini savunmak için farklı yetenekleri vardır. Kimisi son derece korkutucu bir görünüme sahiptir, kimisi zehirli, kötü kokulu veya yakıcı gazlar püskürtür. Bazıları atik ve çabuktur; düşmanlarından hızla kaçarlar, böyle olmayanlar ise farklı bir savunma şekli olarak dayanıklı zırhlarla kaplıdır. Bir kısmı bedenlerini düşmanlarından saklayabilecek şekilde bir görüntüye sahiptir, diğer bir bölümü de ölü taklidi yaparak düşmanı kandırabilecek şekilde var edilmişlerdir. Şüphesiz canlılar bütün bu niteliklere tesadüfen ya da kendi istekleriyle ulaşmamışlardır.
Her müslüman Allah'ın dışında mutlak şefkat sahibi kimse olmadığını bilmelidir.Allah'ın kullarına bol nimetler vermesi, onlar çeşitli tehlikelerden koruması- nefislerinin arzu ve isteklerinin peşinden koşmalarına mani olması, O'nun kullarına olan şefkat ve merhametindendir. Bazen bir musibet vererek onları tökezleterek doğru yola girmelerini sağlaması, O'nun şefkat ve merhametinin gereğidir. Bu bela ve musibetler dıştan böyle görünebilir; ancak gerçekte bunlar, kendileri için şefkat ve merhamettir. (6)
Nefsinize Acıyınız: Allah'ın bu ismini bilen kimse, Allah'ın kendisine şefkat ve merhamet ettiği gibi o da, nefsine acımalı, ona gücünden fazla yük yüklememeli ve yapısını aşan şeylerden sorumlu tutmamalıdır. Nefse acımak demek, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından ve tehlikelerinden onu korumak demektir. Nefsine acıyıp ona şefkat gösterdiğin gibi, başka insanlara da acımalı ve onlara da şefkat elini uzatmalısın. Böylece şefkatli bir kalbe sahip olur, her iki dünyada Allah'ın şefkat ve merhametinin seni kuşatmasını sağlamış olursun. (6)
Kaynaklar:
1) Tevbe, 117
2) Nur, 20
3) Bakara, 143
4) Bakara, 207
5) Nahl, 7
6) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[9/4 20:27] Ömer Tarık Yılmaz: Namaz İslâm dininde önemli bir ibadet olduğu için, olağan durumlarda kılınmasına özen gösterildiği gibi, olağan dışı durumlarda da çoğu zaman terkine müsamaha edilmemiş, bunun yerine, olağan dışı durumun mahiyetine ve ağırlığına göre, namaz kılışta bazı kolaylıklar sağlanmış ve böylece her gün namaz ibadeti vasıtasıyla yüce Rab ile bağlantı kurma imkânı devam ettirilmiştir.
A) HASTA NAMAZI
Hastalık ve yolculukta genel olarak meşakkat ve sıkıntı bulunduğu için bu durumlar, bedenî ibadetlerden özellikle namaz ve oruçta bir hafifletme, kolaylaştırma sebebi sayılmıştır.
Taat, takata göre olduğundan, yani buyruğun yerine getirilmesi kişinin gücü ölçüsünde olduğundan hastanın namazı kendi gücüne göre belirlenmiş, hastalığın artması ve şiddetlenmesi nisbetinde namazın eda biçiminde eksiklik ve kolaylığa izin verilmiştir. Bu itibarla meselâ kıyam, namazın önemli bir rüknü olduğu halde ayakta duramayan veya zorlukla duran kimseler nasıl mümkün ve kolay ise o şekilde oturarak kılabilirler. Oturarak dahi kılamayan, yani bu durumda rükû ve secde etmekten âciz olan kimse, imkânına göre durarak veya oturarak veya yatarak ima (başıyla, hatta bazı müctehidlere göre gözüyle işaret) eder. Tabiatiyla aslolan şekillerin korunması değil, özün yani Allah'la kurulan ilâhî bağlantının sürdürülmesi olduğundan, olağan dışı durumlarda kişi, her zaman olması gerektiği gibi, namazı kurtulunmak istenen bir yük, üzerinden atılması gereken bir borç haline getirmeden, kendi durumuna uygun bir şekilde yerine getirmeye çalışmalıdır.
Hasta bir şekilde farz namazı kılmaya güç yetirememişse, aklı başında olduğu sürece geçirdiği namazları beşten çok değilse, sağlığına kavuştuğu zaman kazâ eder. Sağlığına kavuşamaz ise bu durumda kimi âlimlere göre ıskat etmeleri için vârislerine vasiyet eder. Aklı başında değilse yahut kaçırdığı namazları beşten fazla ise sıhhatine kavuştuğu zaman onları kazâ etmesi gerekmez (Iskat-ı salât ve devir konusu için bk. Cenaze bölümü).
B) YOLCU NAMAZI
a) Seferîliğin Mahiyeti
Kişinin herhangi bir nedenle ikamet ettiği yerden kalkıp başka bir yere gitmesi veya gitmek için yola koyulması, Arapça'da sefer veya müsaferet olarak adlandırılmakta olup, bu şekilde yola çıkmış kişiye de seferî veya müsafir denilir. Seferînin mukabili mukimdir ve mukim bir yerde yerleşik bulunan, yolcu olmayan kişi anlamındadır. Türkçemiz'de seferîlik veya müsaferet yerine, çoğunlukla yolculuk tabiri kullanılmaktadır. Fıkıh ve ilmihal kitaplarında seferîlik veya yolculuk sözlük anlamına yakın olmakla birlikte, ondan farklı olarak, belirli bir mesafeye gitmek anlamındadır. Yolcu olan kişiyi ilgilendiren bazı özel ruhsat hükümleri bulunduğu için seferin tanımının ve mahiyetinin iyi belirlenmesi gerekir.
Önceki fakihler yolcu olmanın tanımında iki farklı kriteri göz önünde bulundurmuş; kimi gidilecek mesafeyi, kimi de bu mesafe katedilirken harcanan zamanı ölçü almıştır. Her iki kriter de yaya yürüyüşü veya kafile içerisindeki deve yürüyüşüne göre hesaplanmıştır. Hanefîler'in çoğunluğunun kabulüne göre yolculuk, orta bir yürüyüşle üç günlük bir mesafeden ibarettir. Buna 'üç konak' veya 'üç merhale' de denir. Bir kişinin günde ancak altı saat yolculuk yapabileceği kabul edilince üç günlük yolculuk on sekiz saatlik bir zamana tekabül etmiş olmakta ve buna göre karada böyle bir yürüyüş ile, denizde ise mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile on sekiz saat sürecek bir mesafe 'sefer süresi' sayılmıştır. Seferîlik belirlenirken yolun yalnız gidiş mesafesi esas alınır, dönüş mesafesi hesaba dahil edilmez. Yolculuk yapan kimse süratli gider ve bu mesafeyi daha kısa sürede katederse, bu mesafe hesabına göre yine yolcu sayılır.
Yolculukta üç günün esas alınması ve üç günün zaman ve mesafe olarak ifade edilmesi konusunda
[9/4 20:29] Ömer Tarık Yılmaz: Çardakli ve çardaksiz (üzüm) bahçeleri, ürünleri çesit çesit hurmalari, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narlari yaratan O'dur Herbiri meyve verdigi zaman meyvesinden yeyin Devsirilip toplandigi gün de hakkini (zekât ve sadakasini) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez (EN'AM/141)
[9/4 20:29] Ömer Tarık Yılmaz: Yahya İbnu Ya'mur haber veriyor: 'Basra'da kader üzerine ilk söz eden kimse Ma'bed el-Cühenî idi. Ben ve Humeyd İbnu Abdirrahmân el-Himyerî, hac veya umra vesîlesiyle beraberce yola çıktık. Aramızda konuşarak, Ashab'tan biriyle karşılaşmayı temenni ettik. Maksadımız, ondan kader hakkında şu heriflerin ettikleri laflar hususunda soru sormaktı. Cenâb-ı Hakk, bizzat Mescid-i Nebevî'nin içinde Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anh)'la karşılaşmayı nasib etti. Birimiz sağ, öbürümüz sol tarafından olmak üzere ikimiz de Abdullah (radıyallahu anh)'a sokuldu. Arkadaşımın sözü bana bıraktığını tahmîn ederek, konuşmaya başladım: 'Ey Ebu Abdirrahmân, bizim taraflarda bazı kimseler zuhur etti. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'i okuyorlar. Ve çok ince meseleler bulup çıkarmaya çalışıyorlar.' Onların durumlarını beyan sadedinde şunu da ilâve ettim: 'Bunlar, 'kader yoktur, herşey hâdistir ve Allah önceden bunları bilmez' iddiasındalar.' Abdullah (radıyallahu anh): 'Onlarla tekrar karşılaşırsan, haber ver ki ben onlardan berîyim, onlar da benden berîdirler.' Abdullah İbnu Ömer sözünü yeminle de te'kîd ederek şöyle tamamladı: 'Allah'a kasem olsun, onlardan birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve hepsini de hayır yolunda harcasa kadere inanmadıkça, Allah onun hayrını kabul etmez.'
Sonra Abdullah dedi ki: Babam Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh) bana şunu anlattı:
'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delalet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı: Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver! Haz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: 'İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'a haccetmendir.' Yabancı: '-Doğru söyledin' diye tasdîk etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik.
Sonra tekrar sordu: 'Bana iman hakkında bilgi ver?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: 'Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna da inanmandır.' Yabancı yine: 'Doğru söyledin!' diye tasdik etti. Sonra tekrar sordu: 'Bana ihsan hakkında bilgi ver?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) açıkladı: 'İhsan Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor.'
Adam tekrar sordu: 'Bana kıyamet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver?'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu sefer: 'Kıyamet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!' karşılığını verdi.
Yabancı: 'Öyleyse kıyametin alâmetinden haber ver!' dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı:
'Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir -Müslim'in rivayetinde fakir kelimesi yoktur- davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir.'
Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. -Bu ifade Müslim'deki rivayete uygundur. Diğer kitaplarda 'Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'la karşılaştım' şeklindedir- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ey Ömer, sual soran bu zatın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Ben: 'Allah ve Resûlü daha iyi bilir' deyince şu açıklamayı yaptı: 'Bu Cebrail aleyhisselâmdı. Size dininizi öğretmeye geldi.'
Müslim, İman 1, (8); Nesâî, İman 6, (8, 101); Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4695); Tirmizî, İman 4, (2613).
Ebu Dâvud, bir başka rivayette 'Ramazan orucu'ndan sonra 'cünüblükten yıkanmak' maddesini de ilâve eder.
Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivayetinde şu ziyâde vardır: 'Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: 'Ey Allah'ın Resûlü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi, yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi?' Resûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Olup bitan bir işi' dedi.
Adamcağız -veya cemaatten biri- yine sordu: Öyleyse niye çalışılsın ki? Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamada bulundu: 'Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır.'
Benzer bir hadisi, Buhârî (rahimehullah) Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'den kaydeder.
Bu hadise Tirmizî hâriç diğerlerinde de rastlanır. Mevzubahis rivayette, 'şehâdette bulunman' yerine 'Allah'a ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmaman' ifadesi de yer alır.
Bu hadiste ayrıca 'Yalın ayak, üstü çıplak kimseler halkın reisleri olduğu zaman' ziyadesi de mevcuttur.
Şu ziyade de mevcuttur: (Kıyametin ne zaman kopacağı), Allah'tan başka hiçkimse tarafından bilinmeyen beş gayıptan (mugayyebât-ı hamse) biridir buyurdu ve şu ayeti okudu: 'Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir. Rahimlerde bulunanı o bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiç kimse nerede öleceğini bilmez...' (Lokman, 34),
Buhârî, İman 37.
Bir başka rivayette 'üstü çıplaklar' tâbirinden sonra 'sağır ve dilsizler arzın melikleri (kralları) oldukları zaman' ziyadesi vardır.
Nesâî'nin Sünen'inde şu ziyade mevcuttur: 'Dedi ki: Hayır, Muhammed'i hakikatle birlikte irşad ve hidayet edici olarak gönderen zât'a yemin olsun, ben o hususta (kıyametin ne zaman kopacağı hususunda) sizden birinden daha bilgili değilim. O gelen de Cibril aleyhisselamdı. Dıhyetu'l-Kelbî suretinde inmiştir.'
[9/4 20:30] Ömer Tarık Yılmaz: Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
[Bakara Sûresi.83]
[9/4 20:30] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbim! Gerek bana gerekse anne babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19)
[9/4 20:30] Ömer Tarık Yılmaz: Allah eğer hikmetiyle bir kapıyı kaparsa, rahmetiyle başka kapıyı açar.[Sadi Şirazî]
[9/4 20:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.EBÛ TALHÂ
İslâm Güneşi Mekke'de parlarken, Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı...
Medîne'nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde, eğlence ve içki toplantıları vardı. Zenginliği sâyesinde, bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu...
Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi, Puta tapmaktaydı..
Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu. Fakat o, sadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı.
Evlenme teklifinde bulundu.
Ümmü Süleym adlı bu hanımın, kocası, yeni ölmüştü. Şu cevabı verdi:
- Yetîm oğlum büyüyünceye kadar, evlenmeyi düşünmüyorum.
Ümmü Süleym fakir olduğu halde, küçük oğlunu, üvey baba eline bırakmak istemiyordu.
Ebû Talhâ, çâresiz bekliyecekti!..
Evlenmem mümkün değil
Epeyce zaman sonra, bizzat kendisi gitti. Nezâketle evlenme teklifini tekrarladı:
- Oğlun artık büyüdü, Ey Ümmü Süleym!.. Kararını vermelisin, dedi.
O'nun niyetinin iyi olduğunu anlıyan zeki kadın, başka bir şeyden endişeliydi. Açık açık söylemeyi uygun buldu:
- Yâ Ebû Talhâ! Ne yazık ki, seninle evlenmem mümkün değil.
Neccar Oğulları Kabîlesinin bu en yiğit, en zengin ve en yakışıklı delikanlısı; hayretle sordu:
- Niçin?
- Çünkü sen, müşriksin. Putlara tapıyorsun.
Ebû Talhâ'nın hayreti arttı:
- Putlarımız sana, bir zarar mı verdiler? diye sordu. Ümmü Süleym, gâyet sâkin:
- Onlar kimseye; ne zarar verebilir, ne de fayda!.. dedi ve devam etti:
- Çünkü sen de biliyorsun ki; tahta putlarınızı, aşağı mahalledeki marangoz köleleriniz yapmaktadır! Taş ve toprak putllarınızı da, yukarı mahalledeki köleleriniz yaparlar.
Ebû Talhâ gözlerini açmış, evlenmek istediği kadını dinliyordu. O, sözlerini şöyle tamamladı:
- Taptığınız putları, ateşe atsan yanar! Kayaya çarpsan dağılır, toz olurlar! Senin gibi asîl bir efendinin işe yaramaz oyuncaklara secde etmesi, yakışır mı?
Biraz düşüneyim...
Zekî Medîneli, ne diyeceğini şaşırdı, sâdece sordu:
- Peki sen, nelere inanıyorsun? Nasıl düşünüyorsun?
Kadın, cevap verdi:
- Seni, beni, yeri, göğü yaratan ve yaşatan ve öldüren Allah; birdir ve büyüktür. Muhammed aleyhisselâm, O'nun kulu ve elçisidir. İşte, benim inandığım budur.
Zengin delikanlının aklı karıştı:
- Biraz düşünmek istiyorum! diyebildi.
Tek başına kaldığı zaman, gerçekten uzun uzun düşündü. Sonra tekrar, Ümmü Süleym'in yanına vardı.
- Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh. diyerek, Kelime-i Şahâdet getirdi. Müslümanlık şerefine erişti.
Ebû Talhâ kelime-i şehâdet getirip Müslüman olunca, O mü'mine hanım da:
- Ey Ebû Talhâ! Şimdi seninle, hiçbir karşılık istemeden; evlenmeyi kabul ediyorum, dedi.
Ümmü Süleym hakikaten sevinçliydi. Çünkü bir insanı, hem de kocası olacak bir insanı; sapık fikirlerden kurtarmıştı. Ancak Müslüman olduktan sonra Ebû Talhâ hazretleri, o iyi kalbli hanımla evlenebildi. Böylece dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmuş oldu.
Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz, Allahın emriyle; Medîne'ye hicret, ettiler. Bu şerefe eren Medîne halkı, gerekli herşeyi; Muhacîrlere, göç edenlere te'mîn ediyordu.
Lütfen kabul buyurun
Hz. Ebû Talhâ ve muhterem hanımı da, Peygamber efendimizin huzurlarına vardılar.
- Yâ Resûlallah. Biz de size, şu küçük oğlumuzu armağan ediyoruz. Lûtfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşâallah size hizmette, kusur etmez, dediler.
Bu küçük oğlu, Enes idi.
Efendimizin memnun oldukları, gözerinden anlaşılıyordu. Küçük Enes'i, kendi terbiyelerine aldılar. Bir sâyede Ebû Talhâ'nın üvey oğlu, büyük bir şerefe nâil oldu.
Cenâb-ı Hak bir müddet sonra onlara, yeni bir oğul verdi. Yeni bebek, evlerine sevinç getirmişti. Çünkü artık Sevgili Peygamberimiz de sık sık, onlara uğruyorlardı. Hatır soruyor, cemâ'atle namaz kıldırıyorlardı.
Ne yazık ki çocukcağız, bir gün hasta
[9/4 20:32] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Cenazesi Sabah Erkenden Hazırlanmıştı
Sabahın erken saatlerinde, minarelerden yükselen sala sesleri şehri bir daha sarstı.. Mevlâna'nın yakın dostlarından İmam İhtiyareddin, cenazeyi teneşire çıkardı. Kendi eliyle yıkıyor, teneşirden dökülen sulan dervişler, bir damla bile yere düşürmeden topluyorlardı Cenaze kefenlendi, tabuta kondu. Medresenin avlusundan dışarı çıkardıkları zaman, işte kıyamet o anda koptu.
Konya, tarihi boyunca böyle çeşitli, böyle renkli bir kalabalığa sahne olmamıştı. Sultanlar, emirler, bilginler, cahiller, imamlar, papazlar, siyahlar, beyazlar, her sınıf halk, her dinden, her mezhepten insan.. Irklar, sınıflar ve dinler ilk defa burada, Mevlâna'nın medresesinin önünde bir araya gelmişlerdi. Rubaîsindeki, 'Gelsin, varlık namına ne varsa gelsin.. Kâfiri, putperesti, mecûsî'si gelsin' mısraı bugün için söylenmişti bugün için, bu düğüne davet olunmuşlardı sanki..
Tabut omuzlar üzerinde yükseldiği zaman, bir vaveyla koptu. Halk hücum etmiş, tabuta el sürebilmek için birbirlerini çiğnemişlerdi. Sıkışıklık son dereceyi bulmuştu. Tabutu taşıyanlar oldukları yerde kalmışlar, bir adım olsun ilerleyememişlerdi. Buna bir çare bulmak lâzımdı. Ama nasıl? Halk'tan ileri gelen birkaç kişi kalabalığa haykırdı:
— Müslüman olmayanlar çekilsin.
Mümkün değil. Kimse yerinden kımıldamıyor, üstelik kalabalık gittikçe büyüyordu. Müslümanlardan bir grup biraz ileride cenazeyi bekleyen Başvezir Sahip Ata Fahreddin Ali ile Emir Süleyman Pervaneye şikâyette bulundular:
— Mevlâna, müslümanların şeyhidir. İsevîler, Museviler, diğer din sakinlerinin aramızda işi ne? Bunlar ne yüzle cenazeye geliyorlar? Çekilip gitsinler, biz de rahat rahat vazifemizi yapalım..
Bunu işiten papazlar, hahamlar atıldılar:
— Hayır, bu din padişahı bizim reisimiz sayılır. Biz, Musa'nın ve bütün peygamberlerin hakikatim, onun açık sözlerinden anladık. Kendi kitaplarımızda okuduğumuz peygamberlerin hareket ve kişiliğini O'nda gördük... Siz müslümanlar, Mevlâha'yı nasıl devrinin Muhammed'i olarak tanıyorsanız, biz de, zamanın Musa'sı olarak biliyoruz. Siz nasıl O'nun muhibbi iseniz, biz de O'nun muhibbi ve müridiyiz. O, 'Yetmiş iki millet sırrını bizden işitir. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney'iz..' demedi mi? Söyleyiniz; demedi mi?
Bir başka papaz ağlayarak:
— Mevlâna insanlığa, insanlar üzerinde inayet ışıklan saçan bir hakikat güneşidir. Güneşi bütün dünya sever, bütün âlem onun nuruyla aydınlanır. Siz. güneşi, bizden nasıl olur da mahrum edebilirsiniz? Bir Musevi:
Mevlâna ekmek gibidir. Herkes için ihtiyaçtır. Siz hiç ekmekten kaçan bir aç gördünüz mü?
Kim, ne diyebilirdi bu sözlere? Kuşluğa doğru tabut güçlükle yola düzüldü.
[9/4 20:33] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun zamanı hangi vakitler arasındadır?
Oruç tutma zamanı tan yerinin ağarması (fecr-i sadık) ile başlar, güneşin batmasına kadar devam eder. Oruca başlamaya imsak, orucu açmaya ise iftar denir.
[9/4 20:34] Ömer Tarık Yılmaz: ÂZÂD
Kurtulmuş, serbest. İnsanoğlu, gönül verdiği şeyin kulu olur. Ârifler, Allahü teâlâdan başkasına kalblerini bağlamadıklarından, O'ndan başkasının kulu olmaktan âzâd olmuşlardır. Cenâb-ı Hakk'a tam anlamıyla kul olan, O'ndan başkasına kul olmaktan âzâd olur. (İbn-i Arabî)
[9/4 20:35] Ömer Tarık Yılmaz: Mute savaşı nasıl olmuştur?
Bizanslılar ile Müslümanlar arasında yüzyıllar boyu sürecek olan silahlı mücadeleler Mute Savaşı ile başlamıştır. Peygamberimiz (s.a.s.) Hicretin sekizinci yılı Rebiulevvel ayında içlerinde Ka’b b. Umeyr el-Gıfari’nin bulunduğu on beş kişilik bir heyeti Belka’ya bir gecelik mesafedeki Zatu Atlah’a bölge halkını İslam’a davet için göndermişti. Ancak heyet üyeleri oka tutularak hepsi şehit edilmişler; yalnızca yaralı olarak kurtulan Ka’b Medine’ye dönebilmiştir. Bu olaya çok üzülen Hz. Peygamber (s.a.s.) onların üzerine bir ordu göndermeyi düşünmüş; ancak bölge halkının başka yere gittiklerini öğrenince bundan vazgeçmişti. Şartlar olgunlaştıktan sonra Hz. Peygamber (s.a.s.), üç bin kişilik bir ordu hazırladı ve orduyu Seniyyetü’l-Veda’ya kadar uğurladı. Müslümanlardan, bölge halkını İslam’a davet etmelerini; kabul ettikleri takdirde savaşmamalarını; aksi takdirde Allah’a sığınıp onlarla savaşmalarını istedi. Ayrıca Müslümanlara sözlerinde durmalarını, aşırı gitmemelerini; çocukları, kadınları, yaşlıları ve manastırlara çekilmiş kimseleri öldürmemelerini; hurmalıklara zarar vermemelerini, ağaçları kesmemelerini ve binaları yakmamalarını tembih ve tavsiye etti.
İslam ordusu Maan’a kadar ilerledi ve burada karargah kurdular. O sırada Bizans İmparatoru Herakleios’un Beliy kabilesinden Malik b. Zafile kumandası altında Behra, Vail, Bekir, Lahm ve Cüzam gibi Arap kabilelerinden oluşan yüz bin (bazı kaynaklarda yüz bini Rumlardan ve yüz bini de adı geçen Hristiyan Arap kabilelerinden olmak üzere toplam iki yüz bin) kişilik bir ordunun başında Maab’a geldiğini öğrendiler. Müslümanlar Maan’da iki gün kalarak ne yapmaları gerektiğini görüştüler. Sonunda savaşa karar verildi. Maan’dan ayrılan İslam ordusu, savaşın cereyan edeceği Mute’ye giderek savaş düzenine geçti. Savaşta Zeyd b. Harise’nin şehit düşmesi üzerine sancağı Cafer b. Ebu Talib aldı. O da kahramanca çarpıştıktan sonra şehit olunca sancağa Abdullah b. Revaha sahip çıktı. O da şehit düşünce Müslümanlar sancağın Halid b. Velid’e verilmesini kararlaştırdılar. Halid sancağı alır almaz düşman üzerine saldırmaya karar verdi. Bu sırada akşam olmasına rağmen onun bu hareketi tesirini gösterdi. İslam ordusunun sağ kanat komutanı Kutbe b. Katade, Hristiyan Arapların komutanı Malik b. Zafileyi öldürdü. Müslümanlar Halid b. Velid’in etrafında toplanarak pekçok düşman askerini öldürdüler. Geceleyin savaşa ara verildi. Düşman ordusunun sayıca üstün oluşunu göz önüne alan Halid b. Velid değişik bir taktik uygulamaya karar verdi. Ordunun sağ kolundaki askerleri sola, solundakileri sağa, öndekileri arkaya ve arkadakileri öne alarak, düşmanın, Müslümanların geceleyin yardım aldıklarını sanmalarını planladı. Esasında onun asıl hedefi, düşmanın maneviyatını sarstıktan ve şiddetli bir hücum ile onları yıldırdıktan sonra, İslam ordusunu yok olmaktan kurtarıp emniyet içerisinde geri çekmekti. Düşman askerleri ertesi sabah karşılarında değişik askerleri görünce şaşırdılar ve maneviyatları sarsıldı. İslam ordusu ani bir hücumdan sonra geri çekildi. Halid’in planı hedefine ulaştı. Düşman askerleri Müslümanları takip etmeye cesaret edemediler. Halid’in kendilerini çöle çekip orada savaşmak istemesinden endişe ettiler. Sonunda iki ordu birbirinden ayrıldı. İslam ordusu Medine’ye döndü. Peygamberimiz (s.a.s.) ve Medine’de bulunan Müslümanlar, hatta çocuklar, onları Cürf mevkiinde karşıladılar (8/624).
[9/4 20:35] Ömer Tarık Yılmaz: HEDY
Harem bölgesinde, hacla ilgili olarak kesilen kurbanlara 'Hedy' denir.
[9/4 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَاِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى. (سورة طه، 124)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Ve her kim benim zikrimden yüz çevirirse artık şüphe yok ki, onun için maîşet darlığı vardır ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” (Tâhâ Sûresi, âyet 124)
09 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[9/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: KABİR AZÂBINA SEBEP OLAN AMELLER
Amr bin Dînâr rahimehullah’tan şöyle rivâyet olundu:
Bir adamın, bir kız kardeşi vardı. Bu kızcağız bir gün hastalandı ve bir müddet sonra bu hastalığı sebebiyle vefat etti. Cenaze işleri görüldü, kabre defnedildi.
Definden sonra abisi, evine döndüğü zaman, para kesesini, kız kardeşinin kabrine düşürdüğünü fark etti. Arkadaşlarından birisi ile mezarlığa geri döndü. Kabri kazdı ve para kesesini buldu. Arkadaşına, “Sen biraz ötede bekle, kardeşimin ne hâlde olduğuna bakacağım.” dedi. Lahdin bir kısmını açıp baktı ve kardeşinin lahdinin ateşle dolu olduğunu gördü. Hemen kabri kapattı ve annesinin yanına gitti. Vaziyeti anlattı ve “Kardeşim, kabrinde bu hâle düşecek ne amel işledi?” diye sordu.
Annesi, “Kardeşin, namazını (vaktinde kılmayıp) geciktirirdi, abdestine ihtimam göstermezdi ve akşam olup da herkes yataklarına çekildiği zaman komşularımızın kapılarını dinlerdi. Sabah olduğunda da işittiklerini insanlara anlatırdı. Yani nemîme (koğuculuk) yapardı. Yaptığım ikazlara da hiç kulak asmazdı. Kabir azâbı çekmesinin sebebi işte budur.” dedi.
Her kim kabir azâbından kurtulmayı ve kabirde Münker ve Nekir’in suâllerine kolayca cevap verebilmeyi isterse bütün günahlardan ve bilhâssa nemîmeden uzak dursun.
YEMEKLERDE BAZI PÜF NOKTALAR
Çorbada ve yemeklerde, yağ kaynatılmaz. Kaynatılmış yağ, sağlığa zararlıdır.
Salçasız, beyaz çorbalarda, un fazla kavrulmaz. Renk vermek için biraz havuç rendelenebilir.
Salçalı çorbalarda, un ve salça güzel kavrulursa çorbanın rengi ve tadı güzel olur.
Terbiye esnasında unun topaklaşmaması için, bir miktar yoğurt ve yumurta, suyla çırpılıp sonra un ilave edilir.
Kemik suyu için kemikleri akşamdan soğuk suda bırakıp kanı akıtılırsa çorba hem kokmaz, hem berrak olur.
Kefler (kaynayan yemeğin üzerinde biriken köpükler) alınmalıdır.
09 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[9/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنِ اعْتَكَفَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ. (كنز)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim faziletine inanarak ve mükâfatını sadece Allâhü Teâlâ’dan ümit ederek îtikâf yaparsa o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Kenzü’l-Ummâl)
08 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[9/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: ÎTİKÂF VE ŞARTLARI
Îtikâf, erkekler için, cemaatle beş vakit namaz kılınan bir mescitte; kadınlar için, kendi evlerinde namazgâh edindikleri (mescit olarak kullandıkları) bir yerde îtikâf niyetiyle bir müddet kalmaktan ibarettir. Îtikâf; vacip, sünnet-i müekkede ve müstehâb olmak üzere üç kısımdır:
Nezredilen (adanan) îtikâf, vaciptir.
Ramazân-ı şerîfin son on gününde yapılan îtikâf, kifâye olarak müekked sünnettir. Yani, bir beldede bir kişi bu îtikâfı yaparsa diğerlerinden de mesuliyet kalkar.
Ramazân-ı şerîf ayı dışında ibadet ve tâat maksadıyla bir mescitte bir müddet yapılan îtikâf da müstehâbdır.
Îtikâfın şartları:
Îtikâfa girecek kimse; îtikâfa niyet etmiş olmalı, Müslüman ve akıllı olmalı, cünüp, hayız ve nifas hâlinde olmamalıdır.
Îtikâf, cemaatle namaz kılınan bir mescitte veya mescit hükmünde bulunan bir yerde yapılmalıdır. Kadınlar için kendi evlerinde mescit olarak kullandıkları yerler, mescit hükmündedir.
Vacip îtikâfı yapan kişi, oruçlu olmalıdır.
Mûtekîfin (îtikâfa girenin), özrü olmadan mescitten çıkması veya eşi ile cinsî münâsebette bulunması îtikâfını bozar.
Mûtekîfin dînî, beşerî veya zarûrî bir ihtiyaçtan dolayı mescitten dışarı çıkması îtikâfı bozmaz. Bulunduğu mescitte cuma namazı kılınmıyorsa cuma namazını kılmak için en yakın bir mescide gitmesi gibi.
MÜNÂCÂT
İlâhî her nefes, ilhâmın üzre olsun a‘mâlim
Rızân üzre geçe dâim cihân içre meh ü sâlim
Habîbin gittiği yoldan çıkarma bir kadem taşra
Ânın şer‘-i şerîfi üzre olsun cümle ef‘âlim.
Sultan Birinci Ahmed Han
(Yâ Rabbi! İşlerim devamlı senin ilhâmın üzerine olsun. Bu cihanda aylarım ve yıllarım dâimâ senin rızan üzerine geçsin. Habîbin Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in gittiği yoldan beni bir adım kadar bile olsa dışarıya çıkarma. Bütün işlerim, onun dininin yüce hükümlerine uygun olsun.)
08 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[9/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: 'Çok söz, iyilikleri yer bitirir. Hatta yer, kurutur. Tıpkı kuru arazinin suyu yuttuğu gibi olur.' Ebû Abdullah ed-Dîneverî [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[9/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: Cafer-i Sâdık [rahmetullahi aleyh]
İmam Cafer-i Sâdık, hem Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] neslinden gelen bir veli hem de âlim bir Allah dostu idi.
Dedesi Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] torunu Hz. Hüseyin [radıyallahu anh], annesi ise Hz. Ebû Bekir’in torunu Ebû Muhammed Kasım’ın kızı Ümmü Ferve’ydi. Anneannesi ise Hz. Âişe validemizin kız kardeşi Esmâ [radıyallahu anhâ] annemizdi.
İmam Cafer-i Sâdık [rahmetullahi aleyh] devrin gönüller sultanıydı. Kur’an ve Sünnet’i en iyi bilen bir aileden geliyordu. Önce onu dedesi, babası ve annesi Kur’an ve Sünnet ilimleri konusunda yetiştirdi. O, zamanın en önemli ilim ehlinden hiç ayrılmadı. Zamanın en önemli hadis âlimleri Urve, Ata, Nâfi ve İmam Zührî hazretlerinden hadis rivayet etti, onların hadis derslerine katıldı.
Kendisinden de Süfyân-ı Sevrî, İmam Mâlik gibi devrin en büyük ilim sahipleri hadis nakletti. Pek çok hadis imamı onun hadislerini kitaplarına hadislerine güvenilir (sika râvi) diye aldılar.
Semerkand Takvimi
[9/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: 'Müminin niyeti amelinden daha makbuldür. Mümin, gece namazına, gündüz orucuna niyetlenir, ama nefsi buna izin vermeyebilir. Böylece onun niyeti amelinden daha ileri olur.' Sâbit el-Bünânî [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[9/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları – Kitaplara İman
1.Kutsal kitaplardaki hükümler Allah Teâlâ’nın kelâmıdır. Vahiy yoluyla peygamberlere bildirilmiştir.
2. Kutsal kitaplar dört tanedir. Bunlar Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm’dir.
3. Tevrat, Hz. Musa’ya; Zebur, Hz. Davud’a; İncil, Hz. İsa’ya; Kur’an, Hz. Muhammed Mustafa’ya indirilmiştir.
4. Tevrat, Zebur ve İncil zaman içerisinde insanlar tarafında müdahaleye uğramıştır. Bugün, bu isimlerle anılan kitaplar orijinal olmadığı için kutsiyetlerini ve geçerliliklerini yitirmişlerdir.
5. Hak Teâlâ tarafından hüküm içeren yeni bir kitap indirildiğinde kendisinden önceki kitap hükümsüz kalır. Yani insanlar, en son kitapta bildirilen kurallara uymakla yükümlüdürler.
6. Mukaddes suhuflar, hacmi küçük olan ilâhî emirlerdir. Bu suhuflardan Hz. Âdem’e [aleyhisselâm] on, Hz. Şît’e [aleyhisselâm] elli, Hz. İdris’e [aleyhisselâm] otuz, Hz. İbrahim’e [aleyhisselâm] de on sahife gönderilmiştir. Toplamda 100 sayfadır.
7. Biz, Kur’ân-ı Kerîm’in bütün hitaplarına muhatabız ve orada bildirilen emir ve yasakların tümüne uymakla yükümlüyüz. Kur’ân-ı Kerîm’den önceki bütün hükümlerin hak olduğuna ve Allah Teâlâ tarafından peygamberlerine bildirildiğine de iman etmekle yükümlüyüz.
Semerkand Takvimi
[9/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere davet ettiğinde, Allah ve Resûlü'nün çağrısına uyun!'
(Enfâl, 8/24)
http://www.duavesureler.com
[9/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: 'Haksız yere bir serçeyi öldürenden Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.'
(Nesâi, 'Dahâyâ', 43)
http://www.duavesureler.com
[9/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Ömrün en sıkıntılı günlerine kadar yaşamaktan sana sığınırım. Dünya fitnesinden sana sığınırım.'
(Buhârî, 'De’avât', 36)
http://www.duavesureler.com
[9/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere davet ettiğinde, Allah ve Resûlü'nün çağrısına uyun!'
(Enfâl, 8/24)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=zPkuExqcK5c=
[9/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.'
(Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 71)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=zPkuExqcK5c=
[9/4 20:42] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah'ın ismine sığınıyor ve Allah'a tevekkül ediyorum. Allah'ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan kaymaktan ve kaydırılmış olmaktan haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım.'
(Tirmizî, 'Deâvât', 35; Ebu Dâvûd, 'Edeb', 112)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=zPkuExqcK5c=
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını affeder; on derece yükseltir. Hadis-i Şerif
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: 'Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.
(İsra, 17/85)
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Kıyamet günü insan beş şeyden hesaba çekilmedikçe bırakılmayacaktır. Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp, nerede harcadığından, ilmi ile ne kadar amel edip etmediğinden sorulacaktır.
(Al-Tirmidhi)
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Sana karşı görevlerimde birçok eksiğim var. Yarattıklarının da üzerimde birçok hakkı bulunmaktadır. Allahım! Sana karşı olan eksikliklerimi bağışla. Yarattıklarına karşı olanlardan da beni kurtar.
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Celil
Ulu, kudretli, yüce, azamet ve Kibriya sahibi
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Gurur
Sâlim Şebşîrî'nin talebelerinden Nûreddîn Ali Şebrâmelîsî isminde bir zât, bir gün İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin İhyâ kitâbından gurûr bahsini mütâlaa ediyordu. Orada ilim sâhiplerinden bâzılarının, ilimlerine güvenerek ve ilimlerinin kendilerini kurtaracağını zannederek aldandıklarını, kendini beğenmeye, kibre ve gurûra kapıldıklarını, böylece felâkete sürüklendiklerini okuyunca birden çok duygulandı. Kendisinin de o tehlikelere düşmesinden çok korktu. Şimdiye kadar öğrendiklerim bana yeter düşüncesiyle ilim öğrenmeyi bırakıp, devamlı Kur'ân-ı kerîm okumakla, oruç tutmakla, sırf ibâdet ve tâat yapmakla meşgûl olmaya karar verdi. Artık Sâlim Şebşîrî'den okumayacaktı. Ertesi gün derse gitmeyecekti. Fakat hocası derste göremeyince merak edip sorar veya yanıma gelir diye sırf hatırını gözetmek için derse gitti. Fakat, o günkü dersi mütâlaa etmemişti. Ders esnâsında hep susuyor, derse iştirak etmiyor, hep İhyâ'da okuduğu yeri düşünüyordu.
Ders esnâsında Sâlim Şebşîrî de, onun bu hâlini anlamıştı. Bir ara ona;
'Yâ Ali! Sana ne oldu. Bugün çok suskunsun' dedi.
O da;
'Efendim, bu günkü dersi mütâlaa etmedim' dedi.
Sâlim Şebşîrî onun hâlini kerâmet olarak anladı ve İmâm-ı Gazâlî'nin eserlerini sayarak;
'Yâ Ali! İmâm-ı Gazâlî, Müstesfâ, Vecîz gibi şu şu eserleri telif etmedi mi?' dedi.
Ali Şebrâmelîsî;
'Evet efendim' dedi.
Bunun üzerine sâlim Şebşîrî;
'Anlaşılıyor ki, sen İhyâ'dan Gurûr bahsini okumuşsun ve o sana çok tesir etmiş. İlim ile meşgûl olmamak îcâbetseydi, İmâm-ı Gazâlî hazretleri ilimle bu kadar meşgûl olur ve bu kadar eser yazar mıydı? Sen ilim taleb et! Gücün yettiği kadar Allahü teâlâdan kork. Çeşitli tehlikelere, kibre, gurûra düşmekten O'na sığın. Ümid olunur ki, Allahü teâlâ seni ihlâs sâhibi kullarından eyler' dedi.
Ali Şebrâmelîsî diyor ki: 'Hocamın bu sözleri bana çok tesir etti. Ben önceki düşüncelerimden vazgeçtim. İlim öğrenmeye devâm ettim. Vakitlerim hocamdan okuduğum ve okuyacağım dersleri mütâlaa etmekle geçti.'
[9/4 20:43] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!
رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ ﴿١٩﴾
(Neml 19)
Rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).
[9/4 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin misali, diri ile ölünün misali gibidir.
(Buhârî, Deavât, 66)
[9/4 20:44] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Said (ra)
Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Ta'bir 4, Muvatta, 1, (2,956)
Hadisin Açıklaması:
Hadis, Muvatta'da Ebu Saîdi'l-Hudrî rivayeti olarak değil, Enes İbnu Mâlik (radıyallahu anh) rivâyeti olarak, yakın elfazla geçer
RÜYA PEYGAMBERLİKTEN BİR CÜZDÜR
Sadedinde olduğumuz hadis, mü'minin rüyasını peygamberliğin kırk altı cüzünden biri ilan etmektedir. Mevzuyu bir başka babta tahlil eden İbnu Hacer, bu mesele üzerine muhtelif hadislerde gelen farklı rakamları kaydeder. Buna göre, on kadar farklı hadisten her biri değişik rakamlar vermektedir. En azına göre, rüya, peygamberliğin yirmi altıda biridir, en çocuğuna göre de yetmiş altıda biridir. Arada kırkta, kırk dörtte, kırk beşte, kırk altıda, kırk yedide, kırk dokuzda, ellide, yetmişte bir rakamları geçmektedir. Hadisler sıhatçe farklıdır. İbnu Hacer, 'Mutlak olarak en sahihi birincisidir, onu 'yetmişte bir' rivayeti takip eder' der. Farklı görüşleri 15'e kadar çıkaranlara ayrıca dikkat çeker.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in vefatıyla, nübüvvetin de kesilmiş olması sebebiyle, rüyanın nübüvvetten bir cüz sayılması meselenin izahı zorca bir mesele olduğuna dikkat çektikten sonra İbnu Hacer şunu söyler: 'Bu fikre cevap olarak dendi ki: 'Rüya eğer Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


