Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[10/4 11:35] Ömer Tarık Yılmaz: GİRİŞ:
DUANIN ANLAMI VE ÖNEMİ,
ÇEŞİTLERİ, USULÜ, ÂDÂBI VE
İNSAN HAYATINA ETKİSİ
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“Kovulmuş Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
 
Rahman ve rahim Allah’ın adı ile.
 
Her türlü övgü Allah’a mahsustur. O’na hamd ederiz, O’ndan yardım isteriz, O’ndan bağışlanma dileriz, O’na tövbe ederiz.
 
Nefislerimizin şerrinden ve işlerimizin kötülerinden Allah’a sığınırız.
 
Allah’ın hidayete erdirdiği kimseyi saptırabilecek kimse yoktur. Allah’ın sapıklıkta bıraktığı kimseyi de hidayete erdirebilecek yoktur.
 
Tanıklık ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilâh yoktur, O’nun ortağı da yoktur. Yine tanıklık ederiz ki Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir. Allah ona, âline ve bütün ashabına rahmet eylesin.”
[11/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: 59 - Allahü teâlânın Takat Getirilemeyecek Şeyleri Teklif Etmediğini; Beyan Bâbı
 
344- Bana Muhammedi b. Minhâl ed-Darîr ile Ümeyye-tü'bnü Bistâm el-Ayşî rivâyet ettiler:. Lâfız Ümeyye'nindir. Dediler ki: Bize Yezil b. Zürey' rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ravh —ki İbnü’l-Kâsım'dir—, Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre’den işitmiş olmak üzere rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi:
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e:
 
'Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ındır. Siz gönüllerinizdekini açsaniz da gizlesenizde Allah onunla sizi hesaba çeker; Ve dilediğini affeder; dilediğini de azâb. Allah her şeye kaadirdir Sûre-i Bakara, âyet: 284.' âyeti nâzil olduğu vakit, bu âyet Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabına şiddeti: geldi. Hemen Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e. geldiler ve diz çöküp oturarak:
 
«Ey Allahın Resûlü! (Eskiden) bize gücümüzün yeteceği ameller: namaz, oruç, cihâd ve sadaka (gibi ibâdetler) teklif olun (muş) du. (Şimdi) sana şu âyet indirildi. Biz buna takat getiremeyiz.» dediler.
 
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Sizden önce geçen iki tane ehl-i kitab (kavın)’in dedikleri gibi işitti ve İsyan ettik, demek mi istiyorsunuz? Bilakis, siz: dinledik ve itaat ettik gufranını niyaz eyleriz Ya Rabb! varışımız da ancak sanadır, deyin!» buyurdular.
 
Ashâb: «Dinledik ve itaat ettik; gufranını niyaz eyleriz ya Rabb varışımız da ancak sanadır. Dediler.
 
Cemâat bunu okuyunca dilleri ona yatıştı. Hemen arkasından Allah şu âyeti indirdi:
 
'Peygamber Rabbinden kendisine indirilene imân getirdi. Mü'minler de her biri: Allaha, onun meleklerine, kitaplarına Peygamberlerine — Peygamberleri arasında hiç bir fark gözetmeyiz, diyerek — İmân getirdiler. Ve dinledik, itaat ettik. Gufranını niyaz eyleriz yâ Rabb! Varışımızda ancak sanadır, Sûre-i Bakara, âyet: 285 dediler.'
 
Onlar bunu yapınca Allahü teâlâ da o âyeti neshederek:
 
«Allah hiç bir kimseye takat getiremeyeceği bir şey teklif etmez. He kesin kazandığı kendine, irtikab ettiği de (yine) kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâ edersek bizi muâhaze buyurma!.. » (Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu duaları okudukça Allahü teâlâ Hazretleri peki (yaptım) buyurmuştur.
 
Ey Rabbimiz, hem bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! (Allahü teâlâ hazretleri peki buyurmuş.)
 
Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi de yükleme!
 
 (Allahü teâlâ hazretleri: Peki buyurmuş.)
 
Bizi Affet! Bizi mağfiret eyle! Bize merhamet buyur! (Çünkü) bizi mevlâmız ancak sensin. Binaenaleyh kâfirler güruhuna karşı bize nusr eyle! (Allahü teâlâ hazretleri: Peki buyurmuş.) Sûre-i Bakara, âyet: 286
 
345- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İshâk b. İbrahim rivâyet ettiler. Lâfız Ebû Bekir'indir. İshâk (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Vekî, Süfyan'dan, o da Hâlid'in âzadlısı Âdem b. Süleyman'dan, naklen rivâyet etti; dediler. Âdem Şöyle dedi: Said b. Cübeyr'i, İbn Abbâs'dan naklen rivâyet ederken dinledim,
 
Dedi ki:
 
Şu 'Siz gönüllerinizdekini açsanızda gizlesenizde Allah onunla sîzi hesaba çeker...' âyeti nâzil olunca ashabın kalplerine başka hiç bir şeyden girmeyen bir endişe girdi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Siz, dinledik, itaat ettik ve teslim ettik deyin» buyurdular. Müteakiben Allah imânı onların kalplerine yerleştirdi. Ve şu âyet-i kerîmeyi inzal buyurdu:
 
'Allah hiç bir kimseye takat getiremeyeceği bir şey teklif etmez. Herkesin kazandığı kendine irtikâbettiği de (yine) kendi aleyhinedir. Ey rabbimîz! Unutur veya hata edersek bizi muâhaza buyurma!' Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu duaları okudukça (Allahü teâlâ hazretleri) Pekiyi (yaptım) buyurmuştur.
 
«Ey Rabbîmiz! Hem bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.»
 
 (Allahü teâlâ haz
[11/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: 'Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin.' Bir rivayette de: '...Isındırın, nefret ettirmeyin...' buyrulmuştur.
 
Buhârî, İlm 12, Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7, (1732-1733).
 
 
Kütüb-i Sitte
[11/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hz. Hasan (r.a.)’ın Doğumu 624
•  Otlukbeli Zaferi 1473
•  Şanlıurfa’nın Fransız İşgalinden Kurtuluşu 1920
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“İnkarcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması sakın seni aldatmasın.” 
 
Al-i İmran 196
[11/4 22:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ashabım! Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on gününün tek gecelerinde arayınız.” 
 
Buhârî, Leyletü’l-Kadr 3
[11/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: İTİKÂF NEDİR, NASIL YAPILIR?
 
Dinî bir terim olarak itikâf akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına gelmiş bir Müslümanın beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet ve Allah’a yakınlık elde etme niyetiyle bir süre durması demektir. İtikâfa giren kimse, camide yer, içer, uyur ve ihtiyacı olan şeyleri mümkün olduğu takdirde camide tedarik eder. Tuvalete gitmek, abdest almak ve gerekli olduğunda gusletmek gibi tabiî ihtiyaçları için ise kısa süreliğine camiden dışarı çıkabilir.
Hz. Peygamberin (s.a.s.) Ramazan’da ve özellikle bu ayın son on gününde itikâfta bulunduğunu bildiren birçok hadis-i şerif vardır.
Nafile olan itikâfın en azı bir gündür. Ebû Yusuf en az süreyi, bir günün yarıdan fazlası olarak belirlerken İmam Muhammed itikâf için bir saati de yeterli bulur Merğînânî, el-Hidâye, II, 290.
Yukarıda izah edildiği şekli ile camide itikâf erkeklere mahsustur. Kadınlar ise evlerinin namaz kılmak üzere belirledikleri bir yerinde itikâfta bulunabilirler.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: 14. Ağza üç defa ve burna üç defa ayrı ayrı su çekmek.(Şafi mezhebinde bir avuç su ile ağza ve burna aynı anda su vermek daha evladır)(Müslim,Müsafirin,294/832)
[11/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: Her ne olursa olsun barış her zaman savaştan iyidir. Sulh hayırdır.[Sadi Şirazî]
[11/4 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: ABDULLAH İBN ABBAS
Tefsir ve fıkıh alanlarında otorite olarak kabul edilen Abdul- lah İbn. Abbas, Peygamberimizin (s.a.s.) amcası Abbâs (r.a.)'ın oğludur. Hicretten üç yıl kadar önce Mekke’de doğ- muştur.
Abdullah İbn. Abbas daha küçük yaşından itibaren Rasûlul- lah’ın (s.a.s.) yanında bulunmuş ve O’ndan feyz almıştır. Pey- gamberimizin “Allahım! Ona hikmeti ve kitabın (Kur’an) te’vilini öğret”, (İbn Mâce, “Sünne”, 11) “Allahım! Onu dinde ince anlayışlı kıl” (Buhâri, “Vudû”, 10) şeklinde özel olarak duasına mazhar olan İbn-i Abbas, derin ilmiyle ashabın önde gelen- lerinden sayılmıştır.
İslam tarihinde ilmi ve sağlam şahsiyeti ile tanınan İbn-i Abbas hicrî 68 yılında Taif ’te vefât etmiştir.
 
TEKÂSÜR SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 8 âyettir. Kur’an-ı Kerim’in 102. suresidir.
Sûre, adını 1. âyette geçen “Tekâsür” kelimesinden al- mıştır. “Tekâsür”; mal, mülk ve çoluk çocuğun çokluğuyla övünmek demektir.
Bu sûre; insanların hayatın al- datıcı şeyleri ile meşgul ol- duklarından ve dünya malını biriktirmeye olan düşkünlük- lerinden bahseder.
 
ÖZLÜ SÖZ
Akıllıların âdeti sûkût, cahilin âdeti unutkanlıktır. (Feriduddin Attar)
[11/4 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Ululuk ve ikram sahibi
 
Dhul-Jalali Wal-Ikram : The Lord of Majesty and Bounty who possesses both greatness and gracious magnanimity.  
 
Cenabı Hak buyuruyor.
'Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.' (1)
'Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.' (2)
Resulullah buyuruyor: 'Yâ Ze'l-celâli ve'l-ikram'ı sıkça tekrarlayın'
Bütün azamet ve ikramlar Allah'a aittir. Bütün iyilik ve ikramlar O'ndan kaynaklanır. O'nun genelde insanlara, özelde dostlarına ikramının sınırı yoktur.
İkram, nimet verenin değer verdiği, sevgi ve saygı  gösterdiği kimselere nimet verdiğinde kullanılır. Örneğin; velilere verdiği keramet nimetlerini ifade etmek için 'ekremehu' (ona ikramda bulundu) denilir. Allah, başkalarına ikram etmediği nimetleri kendilerine ikram ederek onları onurlandırmış, değer vermiş ve üstün makamlarla onları ödüllendirmiştir.Allah, kullarına bu dünyada ikramda bulunabileceği gibi onu, ahirete de erteleyebilir. Allah, nimetini hak edene de etmeyene de verir. Ancak ikramı, hak etmeyenden başkasına vermez. Ahirette nimetini hak etmeyenlere vermediği gibi. (3)
Dünyada insanın hoşuna gidecek sayısız nimet vardır. Allah kullarının hoşnut olacağı çeşitli detaylarla dünyayı süslemiştir. Ancak elbette Allah'ın sonsuz kerem ve ihsanını asıl olarak göstereceği yer cennettir. Kuran'da tasvir edilen cennet, O'nun sonsuz ikramını gözler önüne sermektedir. Cennetin Kuran'da anlatılan en belirgin özelliklerinden biri 'nefislerin arzuladığı herşeyin' verilmiş olmasıdır. 
Cennetin altından ırmaklar akar,
Yemişleri ve gölgelikleri süreklidir, 
Ne sıcak ne soğuk, tam kararında bir gölgelik vardır. 
Müminlere istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol  verilecektir. 
Yüksek köşkler bina edilmiştir. Bu köşklerin altlarından ırmaklar akmaktadır. 
Özenle işlenmiş mücevher tahtlar üzerinde oturur ve etraflarını 'bakıp seyrederler.
Yapılan ikram da son derece ihtişamlıdır. 
Kendileri için hizmet eden civanlar çevrelerinde gümüşten billur kaplar ve kupalar dolaştırırlar
Müminlerin giyimleri de son derece göz alıcıdır.  (4)
 
Kaynaklar:
1) Rahman, 27
2) Rahman, 78
3) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
4)Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[11/4 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'an'da bizim Peygamberimiz'den önceki peygamberlerin namaz kılmakla emrolundukları değişik vesilelerle belirtilmektedir (bk. el-Bakara 2/83; Yûnus 10/87; Hûd 11/87; İbrâhim 14/37, 40; Meryem 19/30-31, 54-55; Tâhâ 20/14; el-Enbiyâ 21/72-73; Lokmân 31/17). Bundan anlaşıldığına göre namaz ibadeti sadece Muhammed ümmetine has olmayıp önceki dinlerde de bulunmaktaydı.
Siyer kitaplarındaki mevcut bilgilere göre, ilk vahyin sonrasında Hz. Peygamber'e risâlet yüküne dayanmasını, sabretmesini öneren âyetler gelmiş ve bunu izleyen fetret döneminden sonra namaz farz kılınmıştır. Namazın daha önceki dinlerde de emredilmiş olduğu hatırlanınca, namazın güçlüklere direnç göstermede bir fonksiyonu bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bir âyette 'Ey inananlar sabır ve namaz (salât) ile yardım isteyin' (el-Bakara 2/153) buyurulmaktadır. Namaz farz kılınınca Cibrîl, Hz. Peygamber'e gelerek onu vadi tarafına götürmüş, orada fışkıran su ile önce Cibrîl sonra Hz. Peygamber abdest almış ve beraberce iki rek`at namaz kılmışlardır. Hz. Peygamber mutlu bir biçimde eve gelmiş, eşi Hatice'nin elinden tutarak oraya götürmüş ve aynı şekilde Hatice ile birlikte abdest alıp iki rek`at namaz kılmışlardır. Kimi bilginlere göre İsrâ sûresindeki 'Namazda yüksek sesle okuma' (el-İsrâ 17/110) âyeti, bu gizli namaz dönemiyle ilgilidir.
İslâm'ın başlangıç yıllarında namaz, sabah ve akşamleyin kılınan ikişer rek`attan ibaret iken, yaygın kabul gören görüşe göre, Mi`rac olayından sonra beş vakit namaz farz kılınmıştır. 'Kendi nefsinde bir yakarış ve ürperiş için-de ve pek yüksek olmayan bir sözle sabah ve akşam Rabbini an; gafillerden olma' (el-A`râf 7/205) âyeti namazın başlangıçtaki durumuyla ilişkili görülmektedir. Yine yaygın kabule göre, Cibrîl'in Hz. Peygamber'e Kâbe'de, namazın vakitlerini göstermek üzere imamlık etmesi Mi`rac olayının ertesi günü olmuştur.
Her din, yaratıcı kudret karşısında boyun eğmek ve kutsal ile bağlantı kurmak temeli üzerine kurulur ve her dinde bunu sağlamak üzere öngörülen merasimler bulunur. İslâm dininde yüce yaratıcı Allah'a yaklaşmanın yolu, ona yükselmenin basamağı ve bu bakımdan en parlak ve önemli ibadet, namaz ibadetidir. Bu özelliğinden dolayı namaz diğer bütün ibadetlerin özü ve özeti sayılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber bir hadislerinde 'Namaz dinin direğidir' (Tirmizî, 'Îman', 8; Müsned, V, 231, 237; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, I, 31-32) buyurmuş, secdeyi de kulun Allah'a en yakın olduğu hal olarak nitelendirmiştir (Müslim, 'Salât', 215; Nesâî, 'Mevâkýt', 35).
Kelime-i şehâdetten sonra İslâm'ın en önemli rüknü olan namaz, günde beş ayrı zaman diliminde olmak üzere kadın ve erkek her müslüman için bir görevdir. Esasen namaz ibadetinin hiçbir amaç ve hikmeti olmasa bile, diğer ibadetlerde olduğu gibi, namaz ibadetini sırf inanılan dinin bir gereği, yüce yaratıcının bir emri olduğu için, hiç değilse bunun için yerine getirmelidir.
İbadetler, akla aykırı olmamakla birlikte, yapı ve muhtevaları itibariyle akıl yoluyla kavranabilir, açıklanabilir konular dışında yer alırlar. Fakat namazın, salt emredilmiş şekillerden ibaret anlamsız bir şey olmayıp amaç ve hikmetlerinin bulunduğuna işaret eden âyet ve hadisler bulunmaktadır. Bir kere, namaz diye tercüme ettiğimiz salât kelimesi, Arapça'da 'dua etmek, övmek, tâzim etmek' gibi anlamlara gelmektedir. İlgili âyet ve hadislere göre namazın farz kılınmasındaki hikmetlerden biri de, namaz kılan kimsenin Cenâb-ı Allah'ın kudret ve kuvvetini, azabını, rahmetini, hayal ve hâfızasına nakşederek nefsini tehzip etmesi ve bu suretle kendisini her türlü fenalıklardan, hatalardan, suçlardan alıkoymasıdır. Allah düşüncesi ve kalbi Allah'a bağlama, insanı her türlü fenalıktan alıkoyar. Namaz da Allah'ı sürekli hatırlamanın en büyük vesilesidir. Nitekim âyette 'Beni hatırlamak/anmak i�
[11/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Çardakli ve çardaksiz (üzüm) bahçeleri, ürünleri çesit çesit hurmalari, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narlari yaratan O'dur Herbiri meyve verdigi zaman meyvesinden yeyin Devsirilip toplandigi gün de hakkini (zekât ve sadakasini) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez  (EN'AM/141)
[11/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: MESCİD İNŞA ETMENİN FAZİLETİ
 
5468 - Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim: Allah'ın rızasını talep ederek bir rnescid inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder.'
 
Bir diğer rivayette: '.. Allah, onun için, cennette bir mislini inşa eder' buyrulmuştur.
 
Buhâri, Salât 65; Müslim, Mesâcid 25, (533); Tirmizî, Salât 237, (318).
 
5469 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Ümmetimin ücreti bana arzedilip gösterildi. Öyle ki mescidden çıkarılıp atılan bir çer-çöpün sevabını bile gördüm. Ümmetimin günahı da bana arzedi(lip gösteril)di. Kişiye Kur'an'dan kendine gelen sure veya ayeti unutmasından daha büyük bir günah görmedim.'
 
Ebu Dâvud, Salât 16, (461); Tirmizî, Fezâilu'l-Kur'ân 19, (2917).
 
MESCÎDLERİN İNŞA EDİLMESİ
 
5470 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu
 
vesselâm Medine'ye geldiği zaman, Medine'nin yüksek kısmında, kendilerine Beni Amr İbni Avf denen bir kabileye indi. Onların yanında ondört gece kaldı. Sonra Benî Neccâr'a haber gönderdi. Onlar kılınçlarını kuşanmış olarak geldiler. Ben (şu anda) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı devesi üzerinde; Ebu Bekir de terkisinde, Beni Neccâr'ın ileri gelenleri etraflarını sarmış olarak görür gibiyim. Aleyhissalâtu vesselâm, (yükünü) Ebu Eyyûb el-Ensârî'nin evinin avlusuna indirdi.
 
'Ey Benî Neccâr! buyurdular, şu bahçenin iyatında pazarlık edelim!' buyurdu. Onlar:
 
'Hayır! dediler. Vallahi biz senden onun bedelini istemiyoruz, Allah'tan istiyoruz !'
 
Bu arsada hurma ağaçları, müşriklere ait kabirler ve bazı yıkıntılar vardı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hurma ağaçlarının kesilmesini, müşrik kabirlerinin kaldırılmasını, harabelerin de düzlenip arazinin tesviyesini emretti. Hurma kütükleri mescidin kıble tarafına (direkler halinde) dizildiler, kapının iki yanı taşla örüldü.
 
(Bu işaat devam ederken müslümanlar) şu beyti terennüm ediyorlardı, Resûlullah da onlara katılıyordu:
 
'Ey Rabbimiz, ahiret hayrından başka hayır yok!
 
Öyleyse muhâcir ve ensâra yardım et!'
 
Buhârî, Salât 48, Fezailu'l-Medine 1, Büyü' 41, Vesâya 27, 30, 34, Menâkıbu'l-Ensâr 46; Müslim, Mesâcid 9, (524); Ebu Dâvud, Salât 12, (453, 454); Nesâî, Mesâcid 12, (2, 39).
 
5471 - Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Mescid, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında kerpiçten yapılmıştı. Tavanı hurma dallarıyla örtülmüştü. Direklerini hurma kütükleri teşkil ediyordu. Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh buna (gerek tezyin ve gerekse tevsi yönüyle) hiç bir ilâve getirmedi. Hz. Ömer radıyallahu anh, (enini boyunu) artırarak mescidi, Resûlullah devrindeki tarz üzere (kerpiç ve hurma dallarıyla) yeniden inşa etti. Onu esaslı şekilde Hz. Osman radıyallahu anh (hem tezyin hem tevsî yönleriyle) değiştirdi ve pek çok ilavelerde bulundu. Duvarlarını nakışlı taşlarla ve kireçle inşa etti. Direklerini de nakışlanmış taşlardan yaptı. Tavanını da (pek kıymetli olan) sâc ağacından yaptı.'
 
Buhâri, Salât 62; Ebu Dâvud, Salât 12, (451).
 
5472 - Amr İbnu Abese radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kim içerisinde Allah(ın adı) zikredilsin diye bir mescid bina ederse, Allah da cennette bir ev bina eder.'
 
Nesâî, Mesâcid 1, (2, 31).
 
5473 - Ebu'l-Velîd anlatıyor: 'İbnu Ömer radıyallahu anhüma'ya Mescid(-i Nebevî)deki çakıldan sordum. Dedi ki:
 
'Bir gece yağmura yakalanmıştık. Yerler hep ıslandı. Kişi giysisinin içinde çakıl taşı taşıdı ve onu altına yaydı. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm namazı tamamlayınca: 'Bu (yaptığınız) ne iyi!' buyurdular.'
 
Ebu Dâvud, Salât 15, (458).
 
5474 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'(Mesciddeki) çakıllar, kendilerini dışarı çıkaran kimsenin
[11/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm'dan soruyormuş. 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Gece ve gündüzde beş vakit namaz' demişti ki adam tekrar sordu: 
'Bu beş dışında bir borcum var mı?' 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Ramazan orucu da var' deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Hayır!' Ancak dilersen nâfile tutarsın' dedi. 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam: 'Zekât dışında borcum var mı?' dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Hayır, ama nâfile verirsen o başka!' dedi. 
Adam geri döndü ve gider ayak: 'Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım' dedi. 
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da: 'Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir' buyurdu. Veya 'Sözünde durursa cennetliktir' buyurdu. 
Ebu Dâvud'da 'Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun' şeklinde te'kidli olarak gelmiştir. 
Buhârî, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesâî, Siyâm, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 1, (391); Muvatta, Kasru's-Salât fi's-Sefer 94, (1, 175).
[11/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.'
[Bakara Sûresi.85]
[11/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbimiz! Sadece sana dayanıp güvendik, sana yöneldik; dönüş de ancak sanadır.' (Mümtehine, 60/40)
[11/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Allah ile olduktan sonra, ömür de hoş ölüm de.[Mevlâna]
[11/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.HACCAC İBNİ İLAT
 
Haccac İbni Ilât radıyallahu anh, servet sahibi, zekî ve siyasî bir tüccar... İslâm’la şereflendikten sonra alacaklarını tahsil etme konusunda siyâsî dehâsını kullanan ve Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden özel izin alarak Mekke’li müşrikleri kendine hizmet ettiren bir yiğit...
 
O, Beni Süleym kabilesine mensuptur. Bu kabilenin topraklarında altın madenleri çıkardı. Bu madenlerin zekâtını vermek ilk defa ona nasip oldu. Onun İslâmiyeti kabûlü şöyle gerçekleşti:
 
Haccac ibni Ilât, Süleym oğulları kabilesinden bir grub ile Mekke’ye gidiyordu. Gece olunca ıssız bir vadide konakladılar. Arkadaşları Haccac’ın nöbet tutmasını istediler. O da onların emniyeti için kabul etti. Kalktı, etrafı dolaşmağa başladı. Kendi kendine: “Ben ve arkadaşlarım sağ sâlim dönünceye kadar Allah’a sığınırız.” diyordu. Bir ara birinin şöyle dediğini işitti: “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden (köşe ve bucağından) çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa haydi geçip gidiniz. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.” (Rahman: 33)
 
Bu sözlerin âyet olduğunu bilmeyen Haccac onları ezberledi. Mekke’ye vardığında Kureyşlilerin ileri gelenlerinin katıldığı bir mecliste bulundu. Orada geceleyin başlarından geçen olayı anlattı. Ezberlediği âyeti onlara okudu. Bunun üzerine Kureyşliler ona: “Ey Ilât! Sen de sapıtmışsın. Muhammed de bu sözlerin kendine Allah tarafından vahyedildiğini söylüyor.” dediler. Ona pek değer vermediler. Haccac da: “Vallahi bu sözleri, hem ben hem de yanımdaki arkadaşlar birlikte duyduk.” diyerek hadisenin ciddiyetini onlara duyurmaya çalıştı.
 
Haccac ibni Ilât’ın gönlünde bir ışık belirmişti. Bu olay ona çok tesir etmişti. Resûlullah (s.a.) Efendimizin nerede olduğunu sorup öğrendi. Onu görebilmek için vakit kaybetmeden yola çıktı. Medine-i Münevvere’ye geldiğinde İki Cihan Güneşi efendimizin Hayber’e gittiğini haber aldı. Yine orada eğlenmeden hemen Hayber’e doğru hareket etti. Hayber Gazvesi günlerinde Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimize ulaştı. Kendisiyle görüştü ve müslüman oldu. Hayber fethine de katıldı.
 
Haccac ibni Ilât (r.a.) servet sahibi zengin bir tüccardı. Kabilesinin topraklarında altın madenleri çıkardı. Mekke’de bir hayli alacakları vardı. Ailesi de orada kalmıştı. Malı-mülkü ve eşyası onun yanındaydı. Hem alacaklarını tahsil etmek hem de ailesinin yanındaki mallarını alıp Medine’ye getirmek istedi. Bunun için İki Cihan Güneşi Efenmdimizin huzuruna çıktı ve: “Yâ Resûlâllah Mekke’de bir takım kimselerde alacaklarım var. İzin verirseniz onları alıp diğer mallarımla birlikte Medine’ye getirmek istiyorum.” dedi. Efendimiz ona izin verdi. Haccac’ın gönlünü tırmalayan, zihnini meşgul eden bir konu daha vardı. Onu da Efendimize sormalıydı. Şöyle dedi: “Ya Rasûlâllah! Eğer müşrikler benim müslüman olduğumu anlarlarsa bana hiçbir şey vermezler. Mallarımı kurtarabilmek için belki senin hakkında münasip olmayan sözler söyleme zorunda kalabilirim. Bu hususta ne buyurursunuz?” dedi. Fahr-i Kâinât (s.a.) efendimiz bu konuda da ona izin verdi.
 
Haccac (r.a.) zekî idi. Siyâsî kabiliyete sahipti. Bu sebebten fırsatları değerlendirmesini iyi biliyordu. Karşısına çıkacak meseleleri, problemleri iyi hesap ediyordu. Buna göre sorular soruyordu. Aldığı cevaplardan memnundu. Gönlü huzur içinde Mekke’ye vardı. Kureyş müşriklerinin zaaf noktalarını tesbit etti. Onları oradan yakaladı. Alacaklarını tahsil hususunda onları kendine hizmet ettirdi. Müşriklerle aralarında geçen hadiseyi kendisi şöyle anlatıyor:
 
Kureyşliler o günlerde Rasûlullah (s.a.) efendimizin Hayber üzerine yürüdüğünü duymuşlardı. Fakat gelişmelerden haber alamamışlardı. Mekke’ye vardığımda çevremi sardılar. Bana sorular sormağa başladılar. Benim henüz müsl�
[11/4 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'nın Ölüm Günü Gerdek Gecesiydi
 
      Halk kafile kafile, Mevlâna'nın henüz bir mezartaşı dahi bulunmayan mezarını ziyaret ediyordu. O 'Ölümümüzden sonra, mezarımızı yerde arama. Bizim mezarımız arif kişilerin gönülleridir' demesine rağmen, onu sevenler mübarek toprağını gözyaşları ile ıslatmaktan kendilerini alamıyorlardı. Oysa, Mevlâna için ölüm, yeniden doğuştu. 'Bu yanda ölümdür ama, o yanda doğumdur' diyordu. Derin bir aşkla Hak'ka vuslatın doğumuydu. O halde ölüm günü, vuslat günü sevgilinin sevgiliye kavuşma günü, yani düğünü; gecesi de gerdek gecesiydi. Kur'an-ı Kerim'de 'Allah'a dönüş' olarak vasıflandırılan ölüm, Mevlâna için yâre kavuşma, visal ve 'Şeb-i Ârus - Gerdek Gecesi'dir.
    Mevlâna, son zamanlarda söylediği bir gazelinde. 'Öldüğüm gün, tabutumu omuzlar üzerinde gördüğün zaman, bende bu cihanın derdi var sanma.. Bana ağlama,'yazık yazık, vah vah  deme. Şeytanın tuzağına düşersen, vah vah'ın sırası o zamandır, yazık yazık o zaman denir.. Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme, benim, buluşmam, görüşmem o zamandır. Beni mezara koydukları zaman 'elveda elveda' deme.. Mezar cennet kapısının perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir. Sana batma görünür ama, o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğmadır. Mezar ise hapishane gibi görünür ama, aslında can'ın hapisten kurtuluşudur. Yere hangi tohum atıldı da bitmedi. Neden insan tohumuna gelince bitmeyecek zannına düşüyorsun. Hangi kova kuyuya salındı da dolu olarak çıkmadı. Can Yusufu kuyuya düşünce, niye ağlasın. Bu tara/ta ağzım yumdun mu. o tarafta aç.. Çünkü artık, hayhuydan uzak. mekânsızlık ûlemindesin' diyordu. Bu 'vuslat' zevki içinde Mevlâna, ölüm gününü bir gam. bir üzüntü günü olarak değil, bir zevk ve nes'e günü olarak kabul ediyordu. Diyor ki, 'Eğer mezarımı ziyarete gelirsen, üstümeki toprak yığınını rakseder görürsün.. Ey kardeşim, meclisime de/siz gelme.. Çünki, Hudâ Meclisi'nde gamlı olmak, yaraşmaz. Çenem bağlanmış mezarda yatmadayım amma, ağzım sevgilinin ebedi sarhoşluğunu durmadan emmededir..'
    O öyle söylüyordu ama Mevlâna'nın ardından gözyaşı dökmemek. O'na üzülmemek elde miydi? Yanıp yakınılmasını istemiyordu ama, bunu yapabilmek mümkün müydü?
    Hak ve peygamber sevgilisi, insanlık âşığı, gönüller saltanı, mânâ eri Mevlâna Celâleddin, bir sevgi pınarı gibi gürül gürül kaynarken, birdenbire kaybolur da ardından ağlanılmaz mıydı? Ölümünden hemen sonra, büyük bilgin Sadeddin Konevî 'O. mânâ gerdanlığının ortasında eşi bulunmaz bir inciydi. Ne yazık ki düşüp kayboldu..'diye döğünüyor, devrin ünlü şairi Bedreddin Yahya, 'Derdinle ağlamıyan göz, yasınla yırtılmayan yaka hani.. Yemin ederim ki toprağın karnına senin gibisi düşmedi' diye inliyordu.
    Kadı Sıraceddin ise. 'Ecel dikeni senin mübarek ayağına battığı gün oturdu, feleğin eli benim başıma helak kılıcını vursaydı da böyle bir günde gözüm cihanı sensiz görmeseydi..' diyor, mersiyeler okuyordu
[11/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Sahurda ezan bitene kadar yemek yenilebilir mi?
 
İmsak vakti ezan ile değil, tan yerinin ağarması ile başlar. Bu sebeple ezan okunsun okunmasın imsak vaktinin başlaması ile yeme içmeye son vermek gerekir. Ezanın imsak vaktinden önce okunması, ezanla birlikte oruca başlamayı zorunlu kılmadığı gibi, ezanın geç okunması hâlinde de imsak vaktinin girmesinden sonra yiyip içmek mübah olmaz.
[11/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Âzâd Etmek
 
Serbest bırakmak, hürriyetine kavuşturmak, kölelikten kurtarmak. Kim kölesine bir tokat atsa yâhut onu döğse, onun keffâreti, köleyi âzâd etmesidir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Bir kimse Ramazân-ı şerîf ayında bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. Hak teâlâ onu Cehennem azâbından âzâd eder. (Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb, Sahîh-i Buhârî) Köle âzâd etmek çok sevâbdır. İslâmiyet, öldürmeğe gelen düşmandan başka kimseyi köle yapmaz. Bu köleleri âzâd edenleri de çok beğenir. İslâmiyet, köle yapmak dîni değil, köle âzâd etmek dînidir. (İbn-i Âbidîn)
[11/4 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in gece namazı ve teheccüdü hakkında bilgi verir misiniz?
 
Kur’an’ı Kerim’de; “Ey örtünüp bürünen (Resulüm)! Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl.” (Müzzemmil, 73/1-4) ayetleri ile gece namazı farz kılındı. Bir süre sonra indirilen aynı surenin 20. Ayetiyle sorumluluk hafifletilerek gece namazı ümmeti Muhammed için nafileye dönüştürüldü. Zaten gelişmeyi takip eden yıl yani Peygamberliğin on birinci yılında Mi’rac gecesinde beş vakit namaz farz kılındı. Mi’racı takip eden günlerde Cebrail gelip Hz. Peygamber’le (s.a.s.) birlikte beş vakit namazı bir gün ilk vakitlerinde, ikinci gün ise son vakitlerinde kılmış ve namaz vakitlerinin başlangıç ve sonunu açıklamıştır (Müslim, “Mesacid”, 31/176).
 
Ayrıca; “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl.” (İsra, 17/79) ayeti ile Hz. Peygamber (s.a.s.)’den gece namazı kılması istenmiştir.
 
Yakınları, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatı boyunca gece namazına devam ettiğini rivayet ederler. Hatta gece namazına olan bu itinası dolayısıyla bazı sahabilerin “Allah senin geçmiş ve gelecekteki günahlarını bağışladığı halde bu kadar zahmete niye katlanıyorsun? “ diye sorduğu, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de “Şükreden bir kul olmayayım mı? “ cevabını verdiği rivayet edilir (Müsned, IV, 251).
 
Peygamberimiz (s.a.s.) gecenin başlangıcında yatsı namazını kılar yatardı. Üçte birlik süre içinde uyanır ve teheccüdü kılar, müteakiben vitir namazını kılar, sonra tekrar yatar ve sabah ezanında çabucak kalkar, abdest alır, sünnetini evinde kılar, farzı için camiye giderdi.
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) teheccüde ilk başlayanlara, bıkkınlık göstermemeleri için iki rek’atla başlamalarını tavsiye ederdi. Kendisi 8 veya 12 rek’at kılardı.
 
Bir defasında Hz. Aişe: “Şayet geceleyin uyanamayıp da vitri geçirirseniz durum ne olur? “ deyince Hz. Peygamber (s.a.s.) ona: “Benim gözlerim uyursa da kalbim uyumaz, zamanı gelince uyanır, önce teheccüdü sonra vitri kılarım.” (Buhari, Menakıp, 24) cevabını vermişti.
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) teheccüdden sonra tekrar yatardı. Bunlardan da anlaşılıyor ki Hz. Peygamber (s.a.s.)’in teheccüd ve vitir için kalktığı saat bazan gecenin ilk üçte biri geçtikten sonraki zamandı, bazan gecenin ortası, bazan da sonuna doğru idi.
[11/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: IZTIBA
 
 
 
Ridâ'nın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak, böylece sağ omuz ve kolu ihram'ın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında 'ıztıba' sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür; tavaf namazı, omuz örtülü olarak kılınır.
Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman ıztıba yapılmaz.
[11/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: اِنَّ رَجُلًا قَالَ يَا رَسُولَ اللهِ مَا حَقُّ الْوَالِدَيْنِ عَلَى وَلَدِهِمَا قَالَ هُمَا جَنَّتُكَ وَنَارُكَ. (هـ)
 
Bir zât, “Yâ Resûlallah! Anne ve babanın evlatları üzerindeki hakları nedir?” diye suâl etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “(Eğer meşrû olan husûslarda onlara itaat edersen) onlar, senin Cennet(e girme sebeb)in ve (meşrû olan husûslarda onlara isyan edersen) Cehennem(e girme sebeb)indir.” buyurdular. (Sünen-i İbn-i Mâce)
 
11 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[11/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: BÂYEZÎD-İ BESTÂMÎ HAZRETLERİ VE VALİDESİNE HİZMETİ
 
Silsile-i Sâdât’ın beşinci halkası olan Ebû Yezîd Tayfûr el-Bestâmî (k.s.) Hazretlerinin ismi, Tayfûr; künyesi, Ebû Yezîd; lakabı, Sultânü’l-Ârifîn; babasının ismi, İsa’dır. 188 (M. 803) senesinde -İran’ın kuzeyinde, Hazar Denizi yakınında- Bistâm şehrinde dünyaya geldi. Âdem ve Ali isminde iki kardeşi olup üçü de âbid ve zâhid idiler.
 
Şakîk-i Belhî Hazretleri, hacca giderken Bistâm’a uğramıştı. Bir mescitte vaaz ettiği esnada, o vakitler çocuk yaşta olan Bâyezîd-i Bestâmî’nin, arkadaşları ile oynarken arada mescidin kapısına gelerek sohbeti dinlediğini görmüş. Orada bulunanlara, “Bu çocuk, evliyâullahtan olacaktır.” diye müjdelemiştir. Bu müjdeyi işiten validesi, çok memnun olarak oğlunun talim ve terbiyesine ziyâde ihtimam göstermiştir.
 
Validesi, Bâyezîd-i Bestâmî (k.s.) Hazretlerini, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmesi için bir hocaya emanet etti. Bâyezîd-i Bestâmî Hazretleri, hocasından duyduklarını bir defada ezberleyecek kadar zeki ve gayretli idi. Ezberlediği âyet-i kerîmelerin tefsirini de hocasına sorardı.
 
Bir gün Lokman Sûresi’nin, “…Bana ve ana babana şükret…” meâlindeki, 14. âyet-i kerîmesini okurken, hocasından izah etmesini istedi. Manasını anlayınca, izin alarak derhal eve döndü. Validesi, “Niçin erken geldin?” deyince, “Bugün, bir âyet-i kerîme öğrendim. Allâhü Teâlâ hem kendisine hem de sana hizmet etmemi emrediyor. Ya benim için Allâhü Teâlâ’ya yalvar, sana hizmet edeyim yahut bırak, dâima Allâhü Teâlâ’ya ibadet ile meşgul olayım.” dedi. Annesi, “Peki, seni, Allâhü Teâlâ’ya hizmet için serbest bıraktım. Her vakit Allâhü Teâlâ ile ol.” dedi. O da kendisini ilim ve ibadete verdi. Bununla beraber, “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” hadîs-i şerîfinin sırrına mazhar olmak için validesi hayatta oldukça onun hizmetinden de geri durmadı.
 
Hakkıyla yerine getirmeye gayret ettiği bu hizmetinden dolayı validesinin hayır duası sebebiyle kendisine manevî âlemde birçok kapı açılmıştır.
 
 
 
11 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[11/4 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah Teâlâ’nın bir kulda en çok beğendiği haslet, kulun Allah’a kavuşma arzusudur. Kulun da Allah’a en yakın olduğu an, onun yaratıcısına secdeye kapandığı andır.' Ukbe b. Müslim [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[11/4 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: İyilik ve Kötülük Kime?
 
İyilik ve kötülük adına yapılan her şey muhakkak sahibine dönecektir. Böylece iyiliği de kötülüğü de insan kendine yapmaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
 
 Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabb’in kullara (zerre kadar) zulmedici değildir  (Fussılet 41/46).
 
 Kim salih bir amel işlerse kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur  (Câsiye 45/15).
 
Salih amel yani iyi işler yapanlardan Cenâb-ı Hak Kur’an’da övgü ile bahseder:
 
 Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş işlerse elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz  (Nahl 16/97).
 
Günlük hayatta yaptığımız güzel iş ve yardımlar salih amelin içine girmektedir. Ancak unutmamalı ki sadece insanların hoşnutluğunu ve beğenisini kazanmak için, inançsız olarak ya da Allah rızası için olmayan işlerin Allah katında bir kıymeti ve değeri yoktur.
 
Semerkand Takvimi
[11/4 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.'
(Enfâl, 8/46)
 http://www.duavesureler.com
[11/4 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hayra vesile olan, hayrı işleyen gibidir.'
(Tirmizî, ' İlim', 14)
 http://www.duavesureler.com
[11/4 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Sen gönlümüzden geçirip de istemeyi bilemediğimiz  şeylerden hakkımızda hayırlı olanları bizlere ihsan eyle!'
null
 http://www.duavesureler.com
[11/4 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.'
(Enfâl, 8/46)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=r35Ww2atZ+0=
[11/4 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırınız!'
(Müslim, 'İman',93)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=r35Ww2atZ+0=
[11/4 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.'
(Malik, 'Dua', No: 495)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=r35Ww2atZ+0=
[11/4 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Salih mü'minlerden dostlarınızı çoğaltınız. Çünkü Kıyamet günü her bir mü'min için şefaat hakkı vardır. Hadis-i Şerif
[11/4 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
 
(Tegâbün, 64/11)
[11/4 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
 
(Al-Bukhari)
[11/4 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
 
(İbrahim, 14/38)
[11/4 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Rakib
 
İnsanların hallerini, sözleri, yaptıklarını ve davranışlarını bilen, haber alan, murakabe edip koruyan
[11/4 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Biz Sıramızı Savdık
 
   Yavuz Sultan Selîm Han Mısır'ı tamâmiyle Osmanlı mülkü yaptıktan sonra, bir müddet daha idârî teşkilâtı yerleştirmek üzere, burada kaldı. Bu sırada devlet adamları ve askerler asıl vatanları Anadolu'ya, diyâr-ı Rum'a hasret kalıp dönmeyi arzu etmişlerdi. Fakat bu arzularını Pâdişâha söyleyememişlerdi. İleri gelenlerden bâzıları, İbn-i Kemâl Paşaya durumu anlattılar. Çünkü Yavuz Sultan Selîm Han onu çok severdi. Ona dediler ki: 'Ne zamâna kadar bu diyâr-ı gurbette hasret çekeceğiz? Bu durumu Pâdişâh hazretlerine bir arz edip, gitmeye meylettiremez misiniz?' 
 
 Bir gün Ahmed ibni Kemâl, Yavuz Sultan Selîm Han ile gezintiye çıktılar. Konuşmalar arasında Pâdişâh; 'Ortalıkta ne sözler var, durum nasıl?' diye sordu. Kemâl Paşazâde bu soruyu fırsat bilip derhal konuyu ele aldı ve dedi ki: 'Pâdişâhım! Yolda gelirken askerlerin Nil'de davarlarını suluyorlardı. O askerlerden birinin şu türküyü söylediğini duydum. 
 'Nemüz kaldı bizüm mülk-i Arab'da, 
 Nice bir dururuz Şâm ü Haleb'de, 
 Cihan halkı kamu ayş ü tarabda, 
 Gel ahî gidelüm Rûm illerine.' 
 
 (Nemiz kaldı bizim bu Arab diyarında, Şam'da ve Haleb'de niçin dururuz? Cihan halkı hep şenlik içinde yaşamakta, gel kardeş, Rum diyarına, Anadolu'ya gidelim.) 
 
 Bu şiir, Yavuz Sultan Selîm Hanın çok hoşuna gidip; 'Bundan sonra burada durmamızı gerektiren işler de kalmadı, döneriz.' diyerek, İstanbul'a döneceğini bildirdi. Bundan bir gün sonra, Yavuz Sultan Selîm Hana Kâbe'nin anahtarı ve diğer mukaddes emânetler teslim edildi ve İstanbul'a dönmek için ordusuyla yola çıktı. 
 
 Yolculukta bir sohbet sırasında söz Ahmed ibni Kemâl hazretlerinin hocası Molla Lütfi'den ve onun öldürülme sebebinden açılmıştı. Yavuz Sultan Selîm Han, ona: 
 
 'Tokatlı Molla Lütfi hocanız imiş. İlmi, irfânı yüksek, değerli, dört başı mâmur bir ilim adamı iken katline sebeb ne oldu.' diye sordu. Kemâl Paşazâde: 
 
 'Hocam hased-i akrân belâsına uğradı. Tam bir âlim, kâmil, müteheccid (gece uyanıp namaz kılan), sâlih, dindâr bir kişi iken, düşmanı çoğalıp hased ettiler ve katline sebeb oldular.' dedi. Bu habere fevkalâde üzülen Sultan: 
 
 'Molla Lütfi ilminin ve vakarının yanında şaka yapmayı çok seven biri imiş. Bâzan öyle şakalar yaparmış ki, işitenler şaka değil, gerçek zannederlermiş. Siz de üstadınız gibi öyle şakalar yapmaz mısınız ki gerçek zannedilsin?' deyince, İbn-i Kemâl hazretleri hemen şu cevabı verdi: 
 
 'Biz geçen gün sıramızı savdık. Şimdi sıra Pâdişâhımız hazretlerindedir.' Bu söz üzerine bir müddet düşünen Yavuz Sultan Selîm: 'Yoksa o geçenki gün yeniçeriler ağzından söylenen kıt'a da öyle bir şaka mıydı? Yeniçeriler ağzından söylenen o sözler sizin sözünüz müydü?' diye sorunca da İbn-i Kemâl: 'Evet, doğrusu Pâdişâhımızın buyurdukları gibidir.' dedi. O espiriyi çok beğenen Pâdişâh, İbn-i Kemâl hazretlerine ihsânlarda bulundu.
[11/4 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
İslam'ın evvelinde mut'a vardı. Kişi, hakkında bilgisi olmayan (tanımadığı) bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikah yapardı. Kadın, böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: 'Onlar namuslarını korurlar. Ancak 'hanımlarına' ve 'cariyelerine' karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar' (Mü'minun 6) mealindeki ayet nazil oluncaya kadar devam etti. (Bu ayet gelince mut'a haram ilan edildi.)' İbnu Abbas (ra) der ki: 'Bu ikisi dışındaki bütün fercler (cinsi tatmin yolları) haramdır.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Nikah 28, (1122)
 
Hadisin Açıklaması:
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), Resulullah'ın mut'ayı yasaklamasıyla  ilgili hadisleri Hz. Ömer zamanında işitmişti.  Ruhsatla ilgili rivayetleri bildiği ve nesihten, yasaklamadan haberdar olmadığı için, bu hususta sorulunca zaman zaman mut'anın cevazına fetva vermiştir. Ancak, az ileride açıklayacağımız üzere, Hz. Ömer zamanında bizzat Hz. Ömer tarafından mesele ele alınıp, Resulullah'ın yasakladığı hatırlatılarak yasak ta'mim edilince, İbnu Abbas eski görüşünden vazgeçmiş, mut'anın yasak olduğunu belirtmiştir. Onun bu dönüşü pek çok rivayetle sabit olmuştur. Onun ruhsatını ifade eden rivayetleri esas alarak İbnu Abbas'ın mut'anın caiz olduğu kanaatini taşıdığını söylemek cinayet olur, gerçeği  aksettirmez
[11/4 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Ka'b İbnu Ucre (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) vukuu yaklaşmış olan bir fitneyi zikretmişti. O sırada başı örtülü birisi yoldan geçti. Aleyhissalâtu vesselâm:'İşte şu (giden), o gün hidayet üzere olacak!' buyurdular. Ben hemen sıçrayıp, Osman (olan o geçen kimse)nin bazularından tutup Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)'ın karşısına geçerek: '(O  söylediğiniz) bu mu?'  dedim.'Evet bu!' buyurdular.
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (11) - Hds :(6016)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[11/4 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: 290- عَنْ اُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِىِّ
 
قال : مَا تَرَكْتُ بَعْدِى فِتْنَةٌ هِىَ اَضَرُّ عَلَى الرِّجَالِ مِنَ النِّسَاءِ.
290: Üsame ibni Zeyd (Allah Onlardan razı olsun)’den bildirildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Benden sonra erkekler için bıraktığım en zararlı imtihan vesilesi kadınlardır.” (Buhari ve Muslum)
 
BÖLÜM: 36
 
AİLENİN GEÇİMİ
 
قال الله تعالى : وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ..
 
“... Süt annelerinin ve çocuğun emzirme süresi içinde her türlü masraflarını karşılamak çocuğun babasına aittir...” (2 Bakara 233)
 
قال الله تعالى : لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ، وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللهُ، لاَ يُكَلِّفُ اللهُ نَفْسًا إلا مَا آتَاهَا..
 
“Geniş imkanlara sahip olan kişi durumuna göre nafaka versin. Rızık imkanları dar olan kimse ise Allah’ın kendisine verdiğine uygun biçimde nafaka vermiş olsun, Allah hiç kimseyi verdiği imkandan fazlasıyla yükümlü kılmaz.”(65 Talak 7)
 
قال الله تعالى : وَمَا أنفَقْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ..
 
“... Siz Allah rızası için başkalarına ne harcarsanız Allah onun yerini daima doldurur...” (34 Sebe’ 39)
 
291- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: وَدِينَارٌ أنفَقْتَهُ فِي رَقَبَةٍ , وَدِينَارٌ تَصَدَّقْتَ بِهِ عَلَى مِسْكِينٍ , وَدِينَارٌ أنفقتَهُ عَلَى أَهْلِكَ , أَعْظَمُهَا أجرا الَّذِي أنفقتَهُ عَلَى أَهْلِكَ
291: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihad için harcadığın para, bir köleyi hürriyetine kavuşturmak için harcadığın para, muhtaç fakire sadaka olarak verdiğin para bir de çoluk çocuğuna harcadığın paralar var ya ! İşte bunlar içinde sana en çok sevap kazandıracak olanı çoluk çocuğuna harcadığın paradır.” (Müslim, Zekat 39)
 
292- عَنْ ثَوْبَان
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: أَفْضَلُ دِينَارٍ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ دِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى عِيَالِهِ , وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ عَلَى دَابَّتِهِ فِي سَبِيلِ اللَّه,ِ وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى أَصْحَابِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
[11/4 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: İLİM-TEKNİK......... ORUÇ VÜCUDU YENİLİYOR

Autopagy kelimesi; hücrelerin kendini sindirmesi, temel olarak vücut hücrelerinin eskiyen mekanizmalarının (proteinler, hücre zarları vs.) canlılığını sürdürecek yeterlikte enerjisi kalmadığı zaman vücudun bu hücreleri geri dönüşüme gönderme süreci anlamına geliyor. Bu durum, daha çok hücrenin programlı ölümü olarak biliniyor. Hücreler belli sayıda bölündükten sonra ölmeye programlanıyor. Bu olay önce ölümle eşdeğer gibi görünse de sağlık için gerekli bir durum. Eskiyen hücrelere proteinleri parçalayacak enzimler gönderilerek, eski hücre zarları ve hücrenin içindeki diğer parçacıklar proteinlere dönüşüyor.

Hücrelerin aç bırakılması Autophagy'i tetikliyor. Gıda aldığımız zaman kan şekeri yükselirken, enerjinin hücrelerde depolanmasını sağlıyor. Aç kaldığımız zaman ise yaşlı hücrelerdeki enerjinin dışarı çıkması gerekiyor. Bu durumda yaşlı hücrelerdeki glucagon artıyor ve hücrenin içindeki parçacıklar çözülerek enerjiye dönüşüyor. Bunu da uzun süre aç kalmak (oruç) tetikliyor. Uzun süre aç kalınca hücreler çözülüyor, aynı anda büyüme hormonu salgılanarak yeni hücrelerin yapımı harekete geçiriliyor.
Nobel Ödülü kazanan Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi, hücrelerin yenilenmesi için yaşlı hücrelerin parçacıklarının imha edilmesinin gerektiğini, bunun da uzun süre aç kalarak mümkün olduğunu belirttiği teziyle 2016'da Nobel Tıp Ödülü’nü aldı.                              İHA

 

GÜNÜN TARİHİ...........  ŞANLIURFA’NIN KURTULUŞU

 

Birinci Cihan Harbi’nden sonra 7 Mart 1919’da İngilizler Urfa’yı işgal ettiler. Sonra Sevr projesine göre Urfa, Fransa’nın yönetimi altına giren Suriye’ye verildi. Bu karar uygulanmadan Urfalılar 9 Şubat 1920’de Fransızlara karşı ayaklandılar. Aşiretler ve halkın, Fransız kuvvetlerine karşı başlattığı harekât, 2 ay sürdü. Yapılan kanlı çarpışmalar sonucu 11 Nisan 1920’de Urfa düşmandan temizlendi. TBMM tarafından Urfa’ya 1984’de, Şanlıurfa ismi, 2016’da İstiklâl Madalyası verildi.

 
 
11.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[11/4 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? (Saff, 61/2)
[11/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Kişi kendisini (halktan büyük görüp) uzak tuta tuta cebbarlar arasına kaydedilir de onların basına gelen musibete duçar olur. Ravi: Tirmizi, Birr 61
[11/4 22:48] Ömer Tarık Yılmaz: Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur. Zira Allah buyuruyor ki: Oruçlu yemesini, içmesini ve şehvetini sırf benim için terk ediyor. Bu nedenle onun mükâfatını ben vereceğim. İyiliğin karşılığı ise on misliyledir.
-Buhârî, Savm, 2
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[11/4 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3599]
 
Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdest alırsa istinsarda bulunsun (sümkürsün), kim taşla istinca yaparsa teklesin.' 
 
Buhari, Vudü 25; Müslim, Tahâret 20, 22, (237); Muvatta, Tahâret 2, 3, (1,19); Ebu Dâvud, Tahâret 55, (140); Nesâi, Tahâret 70, 72, (1, 66, 67).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[11/4 22:49] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3606]
 
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm abdest alınca bir avuç su alır, onu çenesinin altına tutup onunla sakalını hilâller ve: 'Aziz ve Celil olan Rabbim böyle emretti' derdi.' 
 
Ebu Davud, Tahâret 56, (145).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[11/4 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâk bakımından en güzel olanıdır.
(Ebû Dâvûd, Sünnet, 15)
[11/4 22:50] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurdular: Bir kul İslam’a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün (erleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muamele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.
 
(İMAN VE İSLAM HAKKINDA) (İman ve İslam’ın Fazileti) Kaynak: Buhari, (hadisi talik olarak kaydeder), İman 31; Nesai, İman 10, (8, 105) Rivayet Eden: Ebu Sa’id ibnu Malik
[11/4 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
(Meâric, 70/8-10)
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[11/4 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
Siz bana kendinizden altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Söz verdiğinizde (sözünüzü) yerine getirin. Size bir şey emanet edildiğinde emanete ona riâyet edin. Namusunuzu koruyun. Gözlerinizi (haramdan) sakının. Ellerinizi ( kötülüklerden) çekin.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, V,323)
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[11/4 22:51] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
Ey görünen ve görünmeyeni bilen, gökleri ve yeri yaratan, her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allah’ım! Ben tanıklık ederim ki Senden başka ilâh yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın ve ortaklarının şerrinden sana sığınırım.
(İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 962; İbn Ebî Şeybe, Dua, 22, No: 29265)
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[11/4 22:54] Ömer Tarık Yılmaz: '
 
Sebzeli Çanak Köfte
 
 
Peynirli Gözleme
 
 
Lokumlu Kurabiye
 
Sebzeli Çanak Köfte Tarifi İçin Malzemeler
Yarım kg kıyma
1 büyük boy soğan (Rendelenmiş)
2 dış sarımsak
1 çay bardağı galeta unu (Bayat ekmek de kullanabilirsiniz)
1 adet yumurta
Karabiber, pulbiber, kimyon ve tuz
Garnitür
 
Sosu için
1 yemek kaşığı domates salçası
1 su bardağı su
Tuz
 
Sebzeli Çanak Köfte Tarifi Nasıl Yapılır?
 
Öncelikle köftelerimizi hazırlayalım. Derin bi kaseye kıymamızı alalım.
İçerisine rendelediğimiz soğan ve sarımsakları ilave edelim.
Sırasıyla yumurta, galeta unu ve baharatları ilave edip yoğuralım.
Kıymamızdan parçalar koparıp şekil verip tepsiye dizelim.
Garnitürümüzü yıkayıp süzelim.
Daha lezzetli olması için tavaya 1, 5 yemek kaşığı tereyağını eritip garnitürü hafif kavuralım.
İçerisine karabiber ve tuz ilave edip son kez karıştırıp ocaktan alalım.
Garnitürü hazırladığımız köftelerimizin ortasına dolduralım.
Sosu için salça, tuz ve suyu karıştırıp köftelerin üzerine kenarlarına dökelim.
190 derece fırında 15 dakika pişirip çıkararak üzerlerine kaşarını serpiştirelim.
Kaşarlar eriyip kızarana kadar tekrar fırına verelim. Afiyet olsun.
 
El Açması Peynirli Maydanozlu Gözleme İçin Malzemeler :
Hamuru İçin
3 su bardağı un
1 adet yumurta
1 su bardağına yakın su
1 tatlı kaşığı tuz
İç Harcı İçin
2 yemek kaşığı tereyağ
1 kase lor
1 dilim enize peyniri
1 tutam maydanoz
Pişirmek İçin
Tereyağı
 
El Açması Peynirli Maydanozlu Gözleme Yapılışı :
 
Mayasız el açması gözleme hamuru için, yoğurma kabına 1 adet yumurt

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17