Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[13/4 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana dua (ibadet) etmeğe tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60)
 
Sahabeden Nu’mân ibn Beşîr, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in minberde,
 
 
 
“Dua ibadettir” dediğini, sonra sözüne delil olarak bu ayeti okuduğunu söylemiştir. (Tirmizî, De’avât, 2; bk. İbn Mâce, Dua, 1; Ebû Davut, Salât, 358)
 
2. Salât
Sözlükte dua anlamına gelen “salât” kelimesi Kur’ân’da; namaz anlamında kullanıldığı gibi sözlük anlamında da kullanılmıştır: Şu ayetleri örnek olarak verebiliriz:
 
 
 
“Ve onlara dua et; çünkü senin duan, onlara huzûr ve sükûn verir.” (Tevbe, 9/103)
 
 
 
 
 
“Görmedin mi, göklerde ve yerde olan kimseler ile kanatlarını çırparak uçan kuşlar Allah’ı tespih ederler? Her biri kendi duasını ve tespihini bilmiştir…” (Nûr, 24/41)
 
3. Nidâ
Sözlükte çağrı anlamına gelen “nidâ” kavramı, Kur’ân’da dua anlamında da kullanılmıştır. Şu örneği zikredebiliriz:
 
 
 
“(Ey Peygamberim!) Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, ‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen merhametlilerin en merhametlisisin’ diye yalvarmıştı (nâdâ).” (Enbiya, 21/83)
 
4. Kavl
Lügatte söz anlamına gelen “kavl” kelimesi, Kur’ân’da dua anlamında da kullanılmıştır. Şu ayeti örnek olarak zikredebiliriz:
 
 
 
 
 
“O, Rabbim! Beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sen, çok lütufkârsın, dedi /diye dua etti.” (Sâd, 38/35; Âl-i İmrân, 3/38)
 
5. Tazarru
Yalvarmak anlamına gelen “tazarru” kelimesi dua ile eş anlamlıdır. Şu ayeti örnek olarak verebiliriz:
[14/4 12:22] Ömer Tarık Yılmaz: 62 - İmanda Vesvere ve Onu Kendinde Hisseden Kimsenin Ne Diyeceğini Beyan Bâbı
 
357- Bize Zübeyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Cerir Süheyl' den, o da Babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bazı kimseler gelerek ona şunu sordular:
 
— Gönüllerimizden öyle şeyler geçiyor ki, her hangi birimiz onları söylemeyi bile büyük (bir suç) sayıyor Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Hakikaten böyle bir şey hissettiniz mi?» diye sordu. Ashab:
 
Evet, dediler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«İşte açık açık imân budur.» buyurdular.
 
358- Bize Muhammed b. Beşşâr da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Ebû Adiy, Şu'be'den rivâyet etti. H.
 
Bana Muhammed b. Amr b. Cebelete'bni Ebî Ravvâd île Ebû Bekr b. İshâk dahi rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû'l-Cevvâb, Ammâr b. Ruzeyk'dan rivâyet etti. Şu'be ile Ammâr’ın ikisi birden A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen bu hadisi rivâyet ettiler.
 
359- Bize Yusuf b. Yakub es-Saffâr rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Aliyyü'bnü Assam, SÜayr b. Hıms'dan, o da Mugire'den, o da İbrahim'den, o da Alkame'den, o da Abdullah'dan naklen rivâyet etti. Abdullah Şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e vesvese soruldu.
 
«O mahz-ı imândır.» buyurdular.
 
360- Bize Harun b. Ma'ruf ile Muhammed b. Abbâd rivâyet ettiler. Lâfız Harun'undur. Dediler ki: Bize Süfyân, Hişâm'dan o da Babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet eti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«İnsanlar bir birlerine suâl sormakta devam edecekler. Hattâ şu da söylenecek: Mahlükaatı Allah yarattı, Ya Allah'ı kîm yarattı? İşte kim bu nevi'den bir şeye rastlarsa hemen: Ben Allah'a imân ettim, desin!»
 
361- Bize Mahmud b. Gaylân'da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû'n-Nadr rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Said el-Müeddip Hişâm b. Urve'den, bu isnadla rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlar:
 
«Şeytan birinize gelir de; Gök yüzünü kim yarattı? yeri kim yarattı? der. O da Allah, diye cevap verir.»
 
Sonra hadisin mislinin zikretti, (yalnız (Allah'a imân ettim» cümlesinden sonra) «Peygamberlerine de» ifadesini ziyâd etti.
 
362- Bana Züheyr b. Harb ile Abd b. Humeyd toptan Ya'kub’dan rivâyet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize Ya'kub b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Şihabın kardeşi oğlu, amcasından rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr haber verdi ki Ebû Hüreyre şunlan söylemiş: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Şeytan sizden birinize gelerek: filân ve filân şeyi kim yarattı? der. En sonunda ona: Rabbini kim yarattı? der. İş bu dereceye varınca o kimse hemen Allah'a sığınsın ve (düşünceden) vazgeçsin» buyurdular.
 
363- Bana Abdülmelik b. Şuayb b. el-Leys rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Babam, Dedemden rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Ukayl b. Hâlid rivâyet etti.
 
Dedi ki: İbn Şihâb: Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr Ebû Hureyre’nin şöyle dediğini haber verdi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Kula şeytan gelir de: Filân ve filân şeyi kim yarattı? der...» buyurdu; Ve hadisi İbn Şihâb'ın kardeşi oğlu gibi rivâyet etti.
 
364- Bana Abdulvârîs b. Abdissamed rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Babam Dedemden, o da Eyyûb'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den, o da Ebû Hüreyre’den o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Buyurmuşlar ki:
 
«İnsanlar size mutlaka her şeyi soracaklar. Hattâ: Her şeyi Allah yarattı, fakat Allah'ı kim yarattı?» diyecekler.
 
Ebû Hüreyre bir zâtın elinden tutarak: Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir. Filhakika bana (şimdiye kadar) iki
 
365- Bana bu hadisi Züheyr b. Harb ile Ya'kûb ed-Devraki de rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail —ki İbn
[14/4 12:23] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: 'İşlerin en hayırlısı orta ve itidal üzere olanıdır'. (Bu son iki hadisi Rezîn tahric etti).
el-Makasıdu'l-Hasene bu rivayeti İbnu's-Sem'ânî'nin Zeylü Târîhi'l-Bağdâd'da kaydettiğini, senedinde meçhul ravinin yer aldığını belirtir.
 
 
Kütüb-i Sitte
[14/4 12:23] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Sakız Adası’nın Fethi 1566
•  Galata Köprüsü Hizmete Girdi 1912
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[14/4 12:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” 
 
Nisa 1
[14/4 12:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” 
 
Buhârî, Savm 8, Edeb 51
[14/4 12:23] Ömer Tarık Yılmaz: KONUK
 
Her yıl bir ay için oruç mimarı bize konuk gelir. Gelir gelmez de kollarını sıvar ve işe koyulur. Bir kahve içimlik bile beklemez, dinlenmez. Kutsallığın işçisidir o. İlkin vücut evini şöyle bir yoklar. Bir sarsar insanı. Öyle sarsar ki, bacalarda ne kadar birikmiş kurum varsa dökülür.
Tabiat etkisiyle gevşemiş ve kopmaya yüz tutmuş sıvalar düşer. Yerinden oynamış kiremitler kayar. Organlar arasında, kasların eklem yerlerinde, hareketsizliğin ve ölümün sembolü olarak gerilmiş kaç örümcek ağı varsa yırtılır. Vücut konağı, böylece konuğun, büyük konuğun gelmiş olduğunu bilmiş olur.
Sonra Oruç onarmaya başlar. Her hücreye iner ve hücre içinde bir kaynaşma, yumurta sarısının oluşumuna benzer bir tazeleniş başlar. Ölüm sularında gezen, dolaylarında, çevrelerinde dolaşan her hücre, bu kaynar su yeniliğinde, hayata döner. Her hücre, ölümün bir yumurta kabuğu gibi ördüğü kireç zarını kırar. Bir diriliştir başlar. Her hücre, yeni doğmuşçasına dirilir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[14/4 12:24] Ömer Tarık Yılmaz: 17. Hz.Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem,Abdest aldıklarında,bir avuç su ile çeneleri altından sakallarını hilallerler ve şöyle buyururlardı:'Rabbim Bana böylece emretti.' Sünnet olan şekli şöyledir: Kişi elin dış kısmını kendisine doğru,içini ise dışa doğru çevirerek parmaklarını sakalının arasına sokarak ıslatır.Şayet cilt gözükecek derecede sakalları seyrek ise cilde suyu ulaştırmak lazımdır.(İbni Mace-34;Şami-117)
[14/4 12:24] Ömer Tarık Yılmaz: Huzur ve afiyet, bir köşede oturmak değildir. Afiyet nefsinden kurtulmaktır. Kurtul da ondan sonra dilersen bir köşede otur. Dilersen halk içine karış![Molla Camî]
[14/4 12:24] Ömer Tarık Yılmaz: KUTLU DOĞUM HAFTASI
Kutlu Doğum Haftası, Hz. Muhammed’in güzel ahlakının, insanlığa tanıtılmasını hedeflemektedir. Hafta boyunca Baş- kanlığımız, yurt içinde ve dışında çeşitli sosyal-kültürel faali- yetler, konferanslar düzenlemektedir.
Peygamber sevgisinin gönüllerde yeşermesine bir nebze olsun katkıda bulunabilmek, âlemlere rahmet olan o kutlu nebînin sünnet-i seniyyesinden bir hikmeti, günümüz insanını aydın- latan bir kandile dönüştürebilmek, her müminin arzusudur. Anmayı, anlamaya dönüştürebildiğimizde, onun, hayatta gö- remediği bizlere yüzyıllar ötesinden seslenişini duyabilir, “Sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir” (Tevbe, 9/128) aye- tindeki mesajı gönülden hissedebiliriz.
 
FÎL SÛRESİ
Fîl Sûresi Kur’an-ı Kerim’in 105. sûresi olup, beş ayettir. Mekke devrinde inmiştir.
Sûre adını birinci âyette geçen “fîl” kelimesinden almıştır.
Sûrede Fil ordusu kıssası anla- tılmaktadır. Hz. Peygamberin doğduğu yıl veya ondan biraz önce vuku bulan tarihte Kâbe’yi yıkmak isteyen Ebrehe’nin fil- lerle Mekke’ye hücumu, so- nuçta yok olup gitmeleri konu edinmiştir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Deme şu niçin şöyle, Yerindedir o öyle, Bak sonunda sabreyle Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler...
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[14/4 12:25] Ömer Tarık Yılmaz: Çok zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan
 
Al-Ghani : The Rich One who is infinitely Rich and completely independent.  
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur.' (1)
'O'nun ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur.' (2)
'Biliniz ki Allah zengindir.' (3)
'Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir.' (4)
'Şüphesiz Allah, âlemlerden hiçbirine kesinlikle muhtaç değildir. ' (5)
'Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hakikaten Allah, yalnız O zengindir, övgüye değerdir.' (6)
' Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah alemlere muhtaç değildir.' (7)
Gerek zat ve sıfatlarında, gerek işlerinde hiçbir zaman, hiçbir surette, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bunun yanında herşeyin kendisine muhtaç olduğu tek zengin O'dur. Allah'ın başkasının kendisine ibadet etmesine de ihtiyacı yoktur. O'na inanıp ibadet etmeleri, kendisine bir yararı olmadığı gibi, inanmamaları ve emirlerine itaat etmemelerinin de kendisine bir zararı yoktur. (8)
Din ve ibadet Allah'ın ihtiyacı değil, insanların ihtiyacıdır. Hem yarattıkları içinde Allah'a ihtiyacı en çok olan fakirler sadece insanlardır. İnsan zayıf olarak yaratılmış olmakla, hangi mertebede olursa olsun hiçbir zaman Allah'a ihtiyaçtan kurtulamayacağı gibi, emaneti taşıyan insan ruhunun duyduğu ihtiyaç o kadar çoktur ki, onun yanında diğer yaratıklara fakir bile denmez. İnsanın bu ihtiyacını tatmin etmek için de Allah'tan başka mabud bulunmaz. Başkaları bir kıtmire bile malik değil Allah ise ganiydir. Hiçbir ihtiyacı olmayan ve her şeyden müstağni, tam mânâsı ile zengin, ganiy O, yalnız O'dur. O sizin ibadetinize muhtaç olmadığı gibi, bütün ihtiyaçlarınızı tatmin edebilecek güce de sahiptir. (9)
Kaynaklar:
1) Fatır, 15
2) Yunus, 68
3) Bakara, 267
4) Zümer, 7
5) Ankebut, 6
6) Hac, 64
7) Al-i İmran, 97
8) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
9) Elmalı Tefsir, Fatır
[14/4 12:25] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın buyrukları ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bu bakımdan, Allah'ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kesindir. Kur'ân-ı Kerîm'de akla aykırı hiçbir emir ve yasak bulunmamakla birlikte, bütün emir ve yasakların yarar ve hikmetlerini bilmek de mümkün değildir. Kaldı ki, ibadetler dinin bir yönüyle akıl üstü ve bir yönüyle sembolik törenleri kapsamında değerlendirildiği vakit, o dinin mensupları, benimsemiş oldukları dinin bu gereklerini bir hikmet, bir yarar arama telâşına düşmeden yerine getirmek durumundadırlar. Bununla birlikte öteden beri İslâm bilginleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirmeye çalışmışlardır. İbadetleri, bir hedefe erişmenin yolu olarak görebilenler için bu kulluk görevleri, artık sırtta taşınan ve bir an önce indirilmeye çalışılan bir yük olmaktan çıkar ve âdeta üzerinde yükseklere ulaşılan bir araç haline gelir. İbadet esasen Hakk'ın emrine riayet olduğu gibi, sonuç itibariyle, halkın hakkına riayeti de içerir. Bu sebeple de ibadette Hakk'ın ve halkın hukukuna riayet birlikte gerçekleşir.
İslâm dini ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun yaratıcı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de getirmiştir. Hukuka riayet bakımından halkı ve Hakk'ı birbirinden ayırmak isabetli olmadığı gibi, halk ile ilişkilerin Hakk'ı ilgilendirdiğini göz ardı etmek de mümkün değildir. Peygamberimiz'in 'İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmez' (Ebû Dâvûd, 'Edeb', 11), 'Merhamet etmeyene merhamet olunmaz' (Buhârî, 'Edeb', 18; Müslim, 'Fezâil', 65) ve 'Hakkında üç komşusunun olumlu tanıklıkta bulunduğu kişiyi Allah affetmiştir' (Tirmizî, 'Cenâiz', 63) gibi ifadeleri bu bağlantıyı işaretlemektedir. Yûnus da her halde 'Yaratılanı sevdik yaratandan ötürü' derken vurguyu aynı noktaya yapıyordu. Bu itibarla İslâm, kişinin yaratanı ile gönül bağına, kendisiyle barışık olmasına önem verdiği gibi insanlarla 'iyi geçim'ine de aynı önemi vermiştir.
Gazzâlî orucun üç derecesinden bahsederken, bedende iştah ve şehvetin tatmin yeri ve aracı olan iki âzayı yani mide ve cinsel organı, iştah ve şehvet duyduğu şeylerden mahrum etmekten ibaret olan orucu, 'sıradan insanların orucu' (avam orucu) olarak; buna ilâveten gözü, kulağı ve diğer âzaları günahtan korumayı 'özel kişilerin orucu' (havas orucu) olarak ve tüm bunlara riayet ettikten başka, kalbini düşük emellerden, dünya düşüncelerinden kısaca, mâsivâdan arıtarak bütün varlığıyla Allah'a bağlanmayı ise 'daha özel kişilerin orucu' (ehassü'l-havâs orucu) diye tanımlar. Orucun hangi derecesi alınırsa alınsın, ibadetin toplumsal ilişkilere, toplumsal hayata, kısaca 'iyi geçim'e yönelik olumlu sonuçları açıkça görülecektir.
İnsanların arasındaki çekişmenin, kavganın temel sebeplerinden biri insanların, iştah ve şehvetlerini ölçüsüzce tatmin etmeye çalışması ve belki bu amacı gerçekleştirmek üzere mal ihtiraslarıdır. Birinci kademedeki oruç bile bu ihtirası dizginlemenin, iştah ve şehveti kontrol altına almanın bizzat gerçekleştirilen ve tecrübe edilen bir yolu olmaktadır. İştah ve şehveti alabildiğine ve ölçüsüzce tatmin peşinde koşmak şeytanî bir tutum olup oruç tutmak bu yönüyle şeytanı zincire vurmak anlamına gelir.
Peygamberimiz'in, orucun ikinci yönünü vurgulayan 'Oruç bir kalkandır; sakın, oruçluyken, cahillik edip de kem
[14/4 12:26] Ömer Tarık Yılmaz: Nefsanî arzulara, (özellikle) kadinlara, ogullara, yigin yigin biriktirilmis altin ve gümüse, salma atlara, sagmal hayvanlara ve ekinlere karsi düskünlük insanlara çekici kilindi Bunlar, dünya hayatinin geçici menfaatleridir Halbuki varilacak güzel yer, Allah'in katindadir (AL-İ İMRAN/14)
 
Onlara (düsmanlara) karsi gücünüz yettigi kadar kuvvet ve cihad için baglanip beslenen atlar hazirlayin, onunla Allah'in düsmanini, sizin düsmaninizi ve onlardan baska sizin bilmediginiz, Allah'in bildigi (düsman) kimseleri korkutursunuz Allah yolunda ne harcarsaniz size eksiksiz ödenir, siz asla haksizliga ugratilmazsiniz  (ENFAL/60)
 
Atlari, katirlari ve esekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yaratti) Allah su anda bilemeyeceginiz daha nice (nakil vasitalari) yaratir  (NAHL/8)
 
Aksama dogru kendisine, üç ayaginin üzerine durup bir ayagini tirnaginin üzerine diken çalimli ve safkan kosu atlari sunulmustu  (SAD/31)
 
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi Nihayet günes batti (O zaman:) Onlari (atlari) tekrar bana getirin, dedi Bacaklarini ve boyunlarini sivazlamaya basladi  (SAD/33)
 
Allah'in, onlardan (mallarindan) Peygamberine verdigi ganimetler için siz at ve deve kosturmus degilsiniz Fakat Allah, peygamberlerini diledigi kimselere karsi üstün kilar Allah her seye kadirdir  (HAŞR/6)
[14/4 12:26] Ömer Tarık Yılmaz: MÜSÂBAKA VE ATICILIKLA İLGİLİ HÜKÜMLER
 
2184 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Şu üç şeyde armağan vardır: Deve yarışı veya at yarışı veya ok yarışı.'
 
Ebü Dâvud, Cihad 67, (2574); Tirmizî, Cihâd 22, (1700); Nesâî, Hayl 14, (6, 226, 227).
 
2185 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) atı antremana tâbi tutar, (sonra da) onunla yarışa katılırdı.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 67, (2577).
 
2186 - Yine İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) atlar arasında yarışma yaptırdı. Hedefte, beş yaşına basanları tafdîl etti.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 67, (2576).
 
2187 - Yine İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), antrenmanlı atı el-Hafya'dan Seniyyetu'l-Vedâ'ya kadar koşturdu. Antrenmanlı olmayanı da Seniyyetü'l-Vedâ'dan Benî Zürayk Mescidi'ne kadar koşturdu.'
 
Buhârî, Salât 41, Cihâd 56, 57, 58, İ'tisam 16, Müslim. İmâret 95, (1870); Muvatta, Cihâd 45, (2, 467, 468); Ebü Dâvud, Cihâd 67, (2575), Tirmizi, Cihâd 22, (1699); Nesâî, Hayl 13, (6, 226).
 
2188 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim, iki at arasına, geçeceğinden emin olunmayan bir üçüncü at dahil ederse, bu kumar olmaz. Kim de geçeceğinden emin olunan atı dahil ederse bu kumar olur.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 69, (2579).
 
2189 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)'ın Adbâ adında bir devesi vardır. Bu bütün yarışları kazanırdı. Bir gün binek devesi üzerinde bir bedevi geldi ve yarışta Adbâ'yı geçti. Bu durum Ashâb'ın ağrına gitti. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), üzüntülerini yüzlerinden okuyunca şu açıklamayı yaptı:
 
'Yeryüzünde, yükselttiği herşeyi arkadan alçaltmak Allah üzerine bir haktır.'
 
Buhârî, Cihâd 59, Rikâk 38; Ebü Dâvud, Edeb 9, (4802); Nesâî, Hayl 14, (6, 227).
 
2190 - Fukaym el-Lahmî anlatıyor: 'Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh)'e dedim ki: 'Sen yaşlanmış bir ihtiyar olduğun halde bu iki hedef arasında gidip geliyorsun, artık bu sana meşakkat veriyor olmalı.'
 
Bana şu cevabı verdi:
 
'Eğer Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan işittiğim bir söz olmasaydı kendimi bu sıkıntıya atmazdım. Efendimizin şöyle söylediğini işittim:
 
'Kim atıcılık öğrenir ve sonra brakırsa o bizden değildir - ueya: asi olmuştur.'
 
Müslim, İmaret 169, (1919),
 
2191 - Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
 
'Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar:
 
1- Onu yapan; yeter ki bunu hayır maksadıyla yapsın.
 
2- Atan.
 
3- Atana ulaştıran.'
 
Ebü Dâvud, Cihâd 24, (2513); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 11, (1637); Nesâî, Cihâd 26, (6, 28), Sayl 8, (6, 222, 223).
 
2192 - Bir rivâyette ise şöyle buyurulmuştur: '(Allah tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Yapan, yeterki hayır maksadıyla yapsın, atan) ve oku atana veren (münebbil). Atın, binin. Sizin (ok) atmanızı, ben binmenizde daha çok seviyorum. Her eğlence batıldır. Eğlenceleriniz içinde sadece şu üç şey (mübahtır), övgüye değer: Kişinin atını te'dib etmesi, hanımıyla mulatafede bulunması, yayla ok atıp, atılan okları toplaması. Bunlar Hakk'tandır. Kim öğrendikten sonra atışı, nefretle terkederse bilsin ki, bir nimeti terketmiştir -veya şöyle dedi-: 'Bu nimete karşı nankörlük etmiştir.'
 
Ebü Davud, Cihâd 24, (2513).
 
2193 - Seleme İbnu'l-Ekva' (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) çarşıda ok yarışı yapan Benî Eslem'den bir grupla karşılaşmıştı. Onlara: 'Ey İsmailoğulları atın, zîra atalarınız atıcı idiler. Atın, ben falan kabileyi tutuyorum' dedi.
 
Bu söz üzerine bir grup atıştan vazgeçti. Efendimiz:
 
'Ne oldu, niye atmıyorsunuz?' diye sordu.
[14/4 12:26] Ömer Tarık Yılmaz: Muâviye İbnu'l-Hakem es-Sülemî anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip: 'Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırıyor, koyunlarımı otlatıyordum. Yakınlarda bir koyunumu yitirdi. Ne oldu? diye sorunca, kurt kaptı dedi. Koyunun kaybolmasına üzüldüm. İnsanlığım icabı câriyenin suratına bir tokat vurdum. Bu davranışımın kefareti olarak bir köle azad etmeyi adadım. Onu âzad edebilir miyim?' diye sordum. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) cariyeye: 'Allah nerede?' diye sordu O:
'Göktedir' deyince, 'Pekâlâ ben kimim? dedi. Cariye: 'Sen Allah'ın Resûlüsün' cevabını verince, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bana yönelerek: 'Bunu âzad et, zira mü'minedir' buyurdu. 
Müslim, Mesâcid 33, (537); Muvatta, Itk 8, (2, 776); Nesâî, Sehv 20 (3, 18); Ebu Dâvud, Eymân 19 (3282).
[14/4 12:27] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
[Bakara Sûresi.99]
[14/4 12:27] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Rabbimiz, bize ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.' (Haşr 59/10)
[14/4 12:27] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, hastalığı, gamı, kederi, gönül hoşluğu meydana çıksın ve anlaşılsın diye yaratmıştır.[Mevlâna]
[14/4 12:27] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.HÂTİB BİN EBİ BELTEA
 
Hz. Hâtib, genç yaşında Yemen’den Mekke-i Mükerreme’ye gelmiştir. Buraya yerleşen Hz. Hâtib, burada evlenmiş ve birçok çocuğu olmuştur.
Hâtib bin Ebî Beltea, Müslüman olmadan önce, şâirliği ile meşhurdu. İyi bir süvâri idi. Hicretten önce Müslüman olmakla sereflenmiş olup, 
bunun kesin tarihi bilinmemektedir. Mekkeli Müslümanlarla birlikte, Peygamber efendimizin hicretinden önce Medîne’ye hicret etmiştir.
 
Îmânı kuvvetli, teslimiyeti tamdı
 
Medîne’de bir süre Ensardan Münzir bin Muhammed’in evinde misâfir kalmıştır. Resûlullah efendimiz, onu Ensardan Hâlid bin Râhile ile kardeş yapmıştı.
 
Hâtib bin Ebî Beltea hazretlerinin, îmani kuvvetli ve Resûlullaha olan sevgisi ve teslimiyeti tamdı. Bedir, Uhud, Hendek harblerinde ve Bîat-ı Rıdvân ve Hudeybiye’de bulundu.
 
Bedir savaşı, Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılan ilk harptı. Bu harbe katılan Eshâb-ı kirâmın gösterdikleri cesâret, sabır, fedakârlık ve Resûlullaha olan bağlılıklarından dolayı, Allahü teâlâ, Bedir harbine katılan 313 Sahâbînin, Cennette kavuşacakları nîmetleri haber vermiştir. Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri de bu müjdeye kavuşanlardandır.
 
Peygamber efendimiz, 1400 kadar Eshâbı ile hac niyetiyle Medîne’den yola çıkmıştı. Hz. Hâtib da bunlar arasındaydı. Bunu haber alan Mekkeli müşrikler, onları Mekke’ye sokmamaya karar verdiler.
 
Elçi olarak gönderilen Hz. Osman’dan bir haber gelmeyince, buradaki mü-minler canlarını fedâ ederek Resûlullahı koruyacaklarına söz vermişlerdi. “Bîat-i Rıdvan” adı verilen bu hâdiseyi, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde, Fetih sûresi 18. âyet-i kerîmesinde haber vererek, onlardan râzı olduğunu bildirmiştir. Bu âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki:
 
“Ağaç altında sana bîat eden, emirlerini kayıtsız şartsız yapmaya söz veren müminlerden Allahü teâlâ râzıdır ve onlara sekîne [kalblerine kuvvet] veriyor ve sana olan sevgilerini, Sıdk ve ihlâsı biliyor ve onları yakın bir feth ve zafer ile sevâblandıracağını müjdeliyor.”
 
Sözleri çok tesirliydi
 
Câbir bin Abdullah’ın bildirdiği hadis-i şerifte de Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
 
“Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!”
 
Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri, hicretin yedinci senesinde Hayber gazâsında, Yahûdilere karşı büyük bir cesâretle, kahramanca savaşan ve kalelerini muhâsara eden süvârilerden biriydi. O, kuvvetli bir hitâbete ve iknâ edici bir konuşma kabiliyetine sahipti.
 
Sözleri çok tesirliydi. Dinleyenleri mest ediyor, etkisi altında bırakıyordu. Sûreti, görünüşü çok güzeldi. Güler yüzlü, tatlı dilliydi. İyi bir şâirdi.
 
Resûlullah efendimiz, hicretin altıncı yılında, Mekkeli müşriklerle bir sulh antlaşması yaptıktan sonra, Medîne civarında bulunan altı hükümdara mektup göndererek, onları İIslâm dînine dâvet etmişti.
 
Her bir hükümdara gönderdiği elçiler, Eshâbının en seçkinleri olup, sûretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı.
 
Ben götürürüm!
 
Peygamber efendimiz, Hâtib bin Ebî Beltea’yı Mısır kralı Mukavkis’a göndermişti. Peygamber efendimiz, onu göndermeden önce sordular:
 
- Ey Eshâbım! Mükâfatı Allahü teâlâdan beklemek üzere, şu mektubu, Mısır hükümdarına kim götürür?
 
Bunun üzerine Hz. Hâtib, hemen yerinden fırlayıp, ayağa kalktı ve Peygamberimize dedi ki:
 
- Yâ Resûlallah! Ben götürürüm!
 
Bunun üzerine Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
 
- Ey Hâtib! Bu vazifeni, Allahü teâlâ senin hakkında mübârek eylesin!
 
Hâtib bin Ebî Beltea hazretleri, mektubu Peygamberimizden aldı. Vedâ edip, evine gitti. Yol için hayvanını hazırladı. Âilesi ile de vedâlaştıktan sonra yola çıktı. Önce Mısır’a vardı. Mukavkis’i orada bulamayınca, İskenderiye’ye gitti. Orada hükümdarın sarayını buldu.
 
Kapıcı, içeriye almadan önce, maksadını öğrendi. Kapıcı Hz. Hâtib�
[14/4 12:28] Ömer Tarık Yılmaz: Mevlâna'dan Sonra Yeni Bi Devir
 
      Mevlâna'nın Türbesi tamamlanmıştı. Bu taştan, tuğladan bir yapı değil, âşıklar kâbesiydi. Mevlâna, 'Yere hangi tohum ekildi de bitmedi?' diyordu. Şimdi o toprağa atılan tohumdu, yeniden bitecekti. Ve gerçekten, ölümden sonra filiz vermeye başladı. Arifin gönlünde, neyin nağmesinde, semâm mihverinde, şairin dilinde, dervişin hayalinde hep Mevlâna vardı. Yaşıyordu. Aydınlık, nurlu bir başlangıçla yeni bir devir açılmıştı. O günlerde şâir Gülşehrî:
    Görmedik bir er ki, ölüp yitmedi, Ol Celâleddin cihandan gitmedi diye sesleniyor, Mevlâna'nın potasında pişen ve ölümünden sonra da Konya'dan ayrılan koca âşık Yunus emre:
    Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kılalı Anın görklü nazarı gönlümüz aynasıdır.
    diyerek, sade Türkçesiyle Mevlâna'yı dile getiriyor, şâirler O'nun âşkı ve heyecanıyla şiirler yazıyorlardı.
    Sultan Veled, sevgili babasını ancak su sözlerle anlatabiliyordu. 'Mevlâna gibi ne bir bina. ne de bir bilgin bulunur. O bizzat, baki olan sakiden ilâhî şarap içer. O'nun yanında gerek çirkin, gerek güzel hep açıktır. Gafiller gibi sofuluk taslayarak riya ile sakın huzuruna gitme.. O. aklın da fehmin de ötesindedir. İlimden de. nakilden de hariçtir. O'nun önünde bilgiçlikten, kurrâlıktan ne lâf edersin, o hüsn-ü cemâl denizidir, kemâl içinde kemâldir...'
    O. Abdurrahman Molla Câmî'nin ifadesiyle, 'peygamber değildir ama. kitabı vardır. Mesnevi'si onun yüce mertebesine acık bir delildir.' Ve Mevlâna, yüzyıllar boyunca buydu.O, aslında şeyhlik, pîrlik dâvası gütmemişti. Bir tarikat da kurmamıştı. İnsanlık için aydınlık, açık, huzur dolu, imanlı bir yol göstermiş, mürşidlik etmişti.
    Ölümünden sonra sahibi olduğu âşk kürsüsü, erenler postu boş bırakılamazdı, bırakılmamalıydı. Mevlâna göçmüşse Mevlâna'lar vardı. Çelebi Hüsameddin, Sultan Veled, Ulu Ârif Çelebi vardı. Mevlâna'yı sevenler, onun yolunu yol bilip, izini izleyenler bir araya geldiler.
    Çelebi Hüsameddin, erenler postunu. Sultan Velede teklif etti:
    — Veled. babadan sonra uyulacak kimse, ancak sen olabilirsin. O'nun makamına oturmak sana düşer.. Çünkü senden daha ârif, daha iyi yol bilen yok.
    Sultan Veled, içten gelen bir sarrrimiyetle itiraz etti:
    — Hayır Çelebi, babam ölmedi, O'nun ruhu Allah civarında bâkî. Peygamberimiz, 'Müminler ölmezler, ancak, bir diyardan bir diyara göçerler..' buyurmuşlardır.. Sen. onun zamanında halifemiz idin. Değişen birşey yok.. Şimdi de halifemizsin.. Sana uyarız, seni tanırız. Babamın postuna buyurunuz..
    Çelebi Hüsameddin o gün Mevlâna'dan boşalan posta oturdu. Bu bir post değil, dost makamı idi..
    Çelebi Hüsameddin, onun ölümünden sonra Sultan Veled. ondan sonra da oğlu Ulu Ârif Çelebi. Bunlar Mevlâna'dan sonraki Mevlevîliğin temel taşlan, kurucularıydı.
    Âşk müzik ve semâ ile dolu yeni bir devir..Yeni bir devir, yeni bir devran, devir devir, devran devran..
[14/4 12:28] Ömer Tarık Yılmaz: Cuma günü oruç tutulabilir mi?
 
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.s.); “Kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir” buyurmuştur (Ebû Davud, “Savm”, 50). Buna göre, Cuma günü, kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.
[14/4 12:28] Ömer Tarık Yılmaz: ÂZER
 
İbrâhim aleyhisselâmın amcası ve üvey babası. İbrâhim aleyhisselâmın babasının ismi Târûh idi. Târûh mü'min idi. Âzer putperest idi. Nemrûd taraftarı idi. Târûh ölünce, Âzer, İbrâhim aleyhisselâmın annesini aldı. Böylece üvey babası oldu. (Senâullah Dehlevî) Târûh ile Âzer iki kardeş idi. Arablar amcaya da baba derlerdi. (Abdülhakîm Arvâsî)
[14/4 12:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in miraç mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?
 
Kur’an-ı Kerim’de Miraç ile ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır: “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra, 17/1)
 
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağan üstü olay İslami kaynaklarda, metindeki ilgili fiilin masdarı olan ve “geceleyin yürüme, gece yolculuğu” anlamına gelen “İsra” kelimesiyle anılır. Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan “göklere yükseltilme” safhasının da dahil olduğu tamamı ise “yükselme, yukarı tırmanma” anlamındaki uruc kökünden türetilmiş olan ve “yükselme vasıtası, aleti” manasına gelen mi’rac kelimesiyle ifade edilir.
 
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olmasıyla birlikte putperestlerin Müslümanlar üzerinde kurduğu baskılar, muhtemelen risaletin 6. yılından itibaren Peygamber ailesiyle az sayıdaki Müslümanlara karşı ekonomik ve sosyal bir boykota dönüştü. Üç yıl süren ve büyük acılara sebep olan bu boykotun ardından Rasulüllah, kısa aralıklarla eşi Hz. Hatice ile amcası ve hamisi Ebu Talib’i kaybetti. Dolayısıyla bu yıla Hüzün Yılı denildi. Bu acılı olayların ardından Allah Teala, bir bakıma Resulünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle Mi’rac diye anılan büyük mucizevi olayı gerçekleştirdi.
 
İsra suresinin 1. ayeti ile Necm suresinin ilk ayetleri Mi’rac olayına işaret etmektedir. Aynı konuda hadis mecmualarında da kırk beş kadar sahabi vasıtasıyla bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.)’den bilgiler nakledilmiştir. Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı malumat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için, Mi’racın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir.
 
Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle (Buhari, “Salat”, 1) ve diğer bablarda yer alan hadislere göre bir gece Hz. Peygamber (s.a.s.) Kabe’nin avlusunda (diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühani’nin evinde) “uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken” Cebrail yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu Kudüs’e götürdü. Rasulüllah’ı burada önceki bazı Peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar.
 
Daha sonra semaya yükseltilen Rasulüllah, semanın birinci katında Hz. Adem, ikinci katında Hz. İsa ve Hz. Yahya, üçüncü katında Hz. Yusuf, dördüncü katında Hz. İdris, beşinci katında Hz. Harun, altıncı katında Hz. Musa, yedinci katında ise Hz. İbrahim ile görüştü.
 
Kur’an’da “Sidretü’l-münteha” (hudut ağacı) denilen ve bir görüşe göre yaratılmışlarca bilinebilen alanın son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine, Cebrail’in geçme imkanı olmadığı için Hz. Peygamber (s.a.s.) refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü. Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevlendirilmiş olan meleklerin çalışmaları gösterildi. Nihayet bir beşerin insan olma özelliğini koruyarak Allah’a yaklaşabileceği son noktaya kadar yaklaşmıştır (Necm, 53/8-9).
 
Peygamber (s.a.s.)’in Rabbine selam ve ihtiramını arzettiği, Allah’ın da ona selamla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği “Tahiyyat” duasındaki diyalogun Mi’rac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekandan münezzeh olan Allah Teala ile Kur’an’ın “alemlere rahmet” olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında, insan idrakinin kavramaktan aciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu b
[14/4 12:29] Ömer Tarık Yılmaz: Kadir Gecesi; Bir Ömre Bedel Gece
 
 
  
 
  
 
 “Biz Kur’an’ı, Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrâil o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadir, 97/1-5) 
 
 Muhterem Müslümanlar!
 
 Ramazan-ı şerifin son günlerindeyiz. Bayramın esenliğine ulaşmaya sayılı günler kaldı. Bu günler, cehennem azabından kurtuluş günleridir. Bu günler, dünyevi meşgalelerden sıyrılıp bütün vaktimizi ibadet ve taate ayırdığımız itikâf günleridir. Bu günler, ihtiyaç sahiplerini bayram sevincine ortak eden sadaka-i fıtır günleridir. Bu günler, Rabbimizin bin aydan daha hayırlı kıldığı Kadir gecesini içinde barındıran fırsat günleridir.
 
 Aziz Müminler!
 
 Önümüzdeki Pazartesiyi Salıya bağlayan gece, Kadir gecesini idrak edeceğiz inşallah. Kadir gecesi, Cenâb-ı Hakk’ın “Oku!” emriyle başlayan ilahi fermanının insanlıkla buluştuğu vuslat gecesidir. Cehaletin karanlığıyla daralan gönüllerin İslam’ın nuruyla aydınlandığı rahmet gecesidir. Mağfiret kapılarının ardına kadar açılıp günahların affedildiği arınma gecesidir. Yüce Rabbimiz, Kadir suresinde bu gecenin kıymetini bizlere şöyle haber vermektedir: “Biz Kur’an’ı, Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrâil o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”[1]
 
 Kıymetli Müslümanlar!
 
 Ramazanı on bir ayın sultanı, Kadir gecesini bir ömre bedel kılan, Kur’an-ı Kerim’dir. O Kur’an ki; Rabbimizin kullarına en büyük nimeti ve rahmetidir. Sözlerin en doğrusu ve en güzelidir. Müminlere şifadır, hakkın ve hakikatin kaynağıdır. O Kur’an ki; ilim ve irfanı, edep ve hayâyı, helal ve haramı, adalet ve merhameti öğreten bir hidayet rehberidir. Ruhlara huzur veren, yeryüzünü yaşanılır kılan Rabbânî bir nurdur. İnsana, kendini, Rabbini, kâinatı ve varoluşun gayesini hatırlatan son ilahi mesajdır.
 
 Değerli Müminler!
 
 Allah Resûlü (s.a.s) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affedilir.”[2] Öyleyse bu geceyi kendimize milat kılalım. Bu geceyi anlamlı kılan Kur’an-ı Kerim’in rahmet yüklü mesajlarını gönlümüze, zihnimize ve hayatımıza aktaralım. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in Hz. Âişe annemize öğrettiği, اَللّٰهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنّ۪ي “Allah’ım! Sen affedicisin, ikram sahibisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”[3] duasıyla Rabbimizin engin rahmetine sığınalım. Günahlarımıza tövbe edelim, bağışlanmamız için istiğfarda bulunalım. İşte o zaman, bölük bölük inen meleklerin varlığıyla sıkıntılarımız hafifleyecek, inşiraha erecek gönüllerimiz ve sekinet bulacak ruhlarımız.
 
 Aziz Müslümanlar!
 
 Ramazanın bu son günlerinde eda etmemiz gereken ibadetlerden biri de sadaka-i fıtırdır. Toplumumuzda fitre olarak bilinen fıtır sadakası, Ramazana kavuşmanın, bayrama erişmenin şükrüdür. Fıtır sadakası, dayanışma ve paylaşma bilincinin toplumun tamamına yayılmasına vesiledir. O halde, fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize ulaştırmanın gayretinde olalım. Rabbimizin bizlere emaneti olan yetim ve öksüzleri unutmayalım. Onların da neşe içinde bayrama kavuşmalarına katkı sunalım. Unutmayalım ki, hayır ve hasenat olarak ne harcarsak, Allah onun yerine daha iyisini verecektir.
 
 Bu vesileyle Kadir gecemizi tebrik ediyor, birlik ve beraberlik, sıhhat ve afiyet, huzur ve mutluluk içinde, bağışlanmamış tek bir günahı bırakmaksızın bizleri bayram sabahına ulaştırmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
 
   [1]
[14/4 12:30] Ömer Tarık Yılmaz: İHRAM YASAKLARI
 
 
 
İhramlı iken yapılması cezayı gerektiren fiil ve davranışlardır. (Tırnak kesmek, elbise giymek...gibi)
[14/4 12:30] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ لُقْمَانَ قَالَ لِابْنِهِ: يَا بُنَيَّ عَلَيْكَ بِمُجَالَسَةِ الْعُلَمَاءِ وَاسْمَعْ كَلَامَ الْحُكَمَاءِ فَاِنَّ اللهَ يُحْيِي الْقَلْبَ الْمَيِّتَ بِنُورِ الْحِكْمَةِ كَمَا يُحْيِي الْاَرْضَ الْمَيْتَةَ بِوَابِلِ الْمَطَرِ. (مجمع الزوائد)
 
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: Lokman aleyhisselâm, oğluna şöyle dedi: “Ey yavrucuğum! (Hakîkî) âlimlerin meclislerine devam et. Hikmet sahibi zâtların sözlerini dinle. Zira Allâhü Teâlâ, sağanak yağmur ile ölü toprağı dirilttiği gibi, hikmet nûruyla da ölü kalbi diriltir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid)
 
14 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[14/4 12:30] Ömer Tarık Yılmaz: LOKMAN ALEYHİSSELÂM’IN NASİHATLERİNDEN
 
Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen, Lokman (a.s.)’ın oğluna nasihatlerinde birtakım tasavvufî hasletler vardır. Şöyle ki:
 
Yalnızken ve halk arasında iken, içinle ve dışınla dâima Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda olduğunu bilmek. Bu, “Oğulcağızım! Muhakkak ki, o (yaptığın şey) bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, bir kaya içinde veya göklerde veya yer içinde bulunsa Allah onu getirir, (meydana çıkarır)…” meâlindeki, Lokman Sûresi’ndeki 16. âyet-i celîlenin ifadesidir.
 
Bedene ve lisâna ait bütün kulluk vazifelerini vaktinde yerine getirmek. Başa gelen belâ ve musîbetlere sabretmek. Bu, dinimizin pek büyük bir rüknüdür.  Bu, Lokman Sûresi’nin, “Oğulcağızım! Namazı dosdoğru kıl, maruf ile emret, münkerden nehyet ve başına gelen musîbetlere (sıkıntılara) sabreyle…” meâlindeki, 17. âyet-i celîlesinin ifadesidir. Burada diğer lisânî ibadetler, iyiliği emredip kötülükten nehyetmeye dâhildir.
 
İmâm Kuşeyrî (rah.) demiştir ki: “Bunun en beliğ ifadesi, evvela kendi nefsini, nehyedilen şeylerden uzaklaştırıp, başkalarına emrettiğin güzel hasletlere sahip olmaya çalışmandır. Zira kendi nefsine hükmedemeyen kimsenin, başkasına hükmü geçmez.”
 
Mütevazı ve yumuşak huylu olmak. Bu haslet, insanlar arasında şeref ve halkı idare edenler için bir yüceliktir. Zira Allâhü Teâlâ, tevazu gösterenlerin derecesini, kendi güç ve gayretleri ile ulaşamayacakları derecelere yükseltiverir. Bu, Lokman Sûresi’nin, “Ve insanlara kibirlenip yüzünü onlardan çevirme ve yeryüzünde çalımla yürüme. Şüphe yok ki Allah, hiçbir böbürleneni, övüneni sevmez.” meâlindeki, 18. âyet-i celîlesinin ifadesidir.
 
Dâima vakarlı, ağırbaşlı ve sükûnet içerisinde olmak. Bu haslet, kalbi, Cenâb-ı Hakk’ın azamet ve yüceliğine karşı tazim ve hürmetle imar etmekle mümkündür.
 
Sözü sakin ve alçak sesle söylemek. Bu haslet, Cenâb-ı Hakk’ın varlığını dâima kalbinde hissetmenin ve O’na yakın olmanın alâmetidir.
 
Bu iki haslet, Lokman Sûresi’nin “Ve yürüyüşünde mûtedil ol, sesini de biraz alçalt…” meâlindeki, 19. âyet-i celîlesinin ifadesidir.
 
 
 
14 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[14/4 12:30] Ömer Tarık Yılmaz: 'Sıdk, kulun sadece yüce Allah’ı isteyerek sıhhatli ve sağlam bir tevhid anlayışına sahip olmasıdır.' Ebû Bekir el-Vâsıtî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[14/4 12:30] Ömer Tarık Yılmaz: Evlilikte Denklik
 
Denklik, evlenecek eşler arasında sosyal durum ve ekonomik seviye bakımından yakınlık ve denklik bulunmasına denir. Evlilikte denklik için en önemli husus dindarlıktır. Açıkça haramlara bulaşan, din ve edepten uzak bir erkek, iyi ahlâk sahibi olan bir kadına denk değildir. İffetini korumak ve dinini yaşamak için evlenmek isteyen bir kadın böyle bir kimseyi tercih etmemelidir. Onun etrafındaki sahte itibarına, zenginliğine veya soyuna aldanmamalıdır.
 
Kadın kendine denk olmayan biriyle evlenirse velisinin razı olması durumunda nikâh geçerlidir. Aksi takdirde veli nikâhı feshetmek için hâkime müracaat edebilir. Denklik arama, hem kadının hem de velinin hakkıdır. Evlilikten sonra meydana gelen farklılıklar evliliğe zarar vermez. Biriyle evlenen ergin bir kız pişman olup,  Bu benim dengim değildir  diyerek nikâhını feshedemez. Kadın hamile olunca artık denklikten dolayı fesih davası açılamaz. Dindarlık ve iyi ahlâk dışındaki denklik ölçüleri, zamandan zamana değişir. Bu her asırda aynı değildir. Bir devirde basit görülen bir meslek diğer devirde itibarlı bir meslek olabilir.
 
Semerkand Takvimi
[14/4 12:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Biz, bu Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik: onlardan bazısı (günaha dalıp) kendilerine zulmeder; bazısı [doğru ile yanlış arasında] bir yol izler, bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlı işlerde başı çekenlerden olur. İşte bu en büyük fazilettir!'
(Fâtır, 35/32)
 http://www.duavesureler.com
[14/4 12:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her duyduğunu nakletmesi kişiye yalan olarak yeter. '
(Müslim,' Mukaddime', 5)
 http://www.duavesureler.com
[14/4 12:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Senden dinde sebat etmemi istiyorum. Senden doğrulukta kararlı olmak istiyorum. Senden nimetlerine şükretmek ve ibadetlerini en güzel biçimde yapmak istiyorum...'
(Tirmizî, 'De’avât', 23; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 35, No: 35, 29349)
 http://www.duavesureler.com
[14/4 12:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Biz, bu Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik: onlardan bazısı (günaha dalıp) kendilerine zulmeder; bazısı [doğru ile yanlış arasında] bir yol izler, bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlı işlerde başı çekenlerden olur. İşte bu en büyük fazilettir!'
(Fâtır, 35/32)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=quG2AusjISc=
[14/4 12:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İnsan ölünce ardından amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesnadır ki onlar sebebiyle kişiye iyilik yazılmaya devam eder. Bunlar: sadaka-i cariye; istifade edilen ilim ve kişinin ardından duacı olacak salih bir evlâttır.'
(Müslim, 'Vasiyyet', 14)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=quG2AusjISc=
[14/4 12:32] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Sevgini, Seni seven kimsenin sevgisini ve sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah’ım! Sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle.'
(Tirmizî, 'De’avât', 74)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=quG2AusjISc=
[14/4 12:33] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmetimin en şereflileri Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibâdet yapanlardır. Hadis-i Şerif
[14/4 12:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!
 
(Ankebût, 29/64)
[14/4 12:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allahım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.
 
(Malik)
[14/4 12:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet.
 
(Tirmizî)
[14/4 12:34] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Mukaddim
 
Öne alan
[14/4 12:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Ateşperest Komşu
 
   Ahmed bin Harb hazretlerinin Behram adlı ateşperest bir komşusu vardı. Bu komşu bir defâsında ticâret için bir yere mal gönderdi. Yolda hırsızlar mallarını alıp kaçtılar. Ahmed bin Harb durumu haber alınca, yanındakilere; 'Haydi komşumuza gidelim. Başına gelen bu hâl için üzülmemesini söyleyip onu teselli edelim. Her ne kadar ateşe tapıyorsa da komşumuzdur.' dedi. Behram'ın evine gelince, kendilerini hürmetle karşıladı ve çok saygı gösterip ikramlarda bulundu. O günlerde çok kıtlık olduğundan bir şeyler yemek için gelmiş olabileceklerini de düşünerek ayrıca yemek hazırlamak istedi. Bunu gören Ahmed bin Harb hazretleri; 'Zahmet etmeyiniz. Malınızın çalındığını duyduk. Üzülebileceğinizi düşünerek, halinizi, hatırınızı soralım diye geldik.' buyurdular. Behram; 'Evet öyledir, ama bunda üç şeye şükretmem lâzım oluyor: Birincisi, başkaları benden çaldılar, ben başkalarından çalmadım. İkincisi, malımın yarısını aldılar, diğer yarısı bende kaldı. Ya hepsini alsalardı. Üçüncüsü, din bende kaldı, dünyâyı aldılar.' dedi.  
 
 Bu sözler Ahmed bin Harb'in pek hoşuna gitti ve yanındakilere; 'Bu sözleri yazın. Bundan îmân kokusu geliyor.' dedi. Sonra Behram'a; 'Niçin ateşe tapıyorsun?' diye sordu. Behram:  
 
 'Ona tapıyorum ki yarın beni yakmasın, kendisine yakmak için odun verdim ki beni Allahü teâlâya ulaştırsın.' cevâbını verdi.  
 
 Ahmed bin Harb: 'Çok yanılıyorsun. Ateş zayıftır. Ona tapmakla hesaptan kurtulmak mümkün değildir. Bir çocuk, bir avuç su atsa ateşi söndürür. Bu kadar zayıf bir şey başkasına nasıl kuvvet verebilir? Bir parça toprağı bile kendinden atamaz. Seni Allah'a nasıl kavuşturur? Ateş câhildir. Bir şey bilmez, yakarken misk ile necaseti ayıramaz. Hepsini aynı anda yakar ve hangisinin daha iyi olduğunu bilmez. Sen ki, yetmiş senedir ona tapıyorsun. Ben de ömrümde bir kere ona tapmadım. Gel ikimiz de elimizi ateşe sokalım. Seni koruyup korumadığını gör.' buyurdu.  
 
 Behram ateş getirdi. Ahmed bin Harb hazretleri elini ateşe sokup bir saat kadar bekledi. Eli hiç yanmadı ve acımadı. Bu hâli gören Behram çok şaşırdı, kalbinde bir değişme hissederek:  
 
 'Size dört şey soracağım. Cevaplarını verirseniz îmân edeceğim.' dedi.  
 
 Ahmed bin Harb 'Sor.' buyurdu. Behram dedi ki:  
 
 'Allahü teâlâ, insanları niçin yarattı? Mâdem ki yarattı niçin rızık verdi? Mâdem ki rızık verdi. Niçin öldürdü? Mâdem ki öldürdü. Niçin diriltecek?'  
 
 Ahmed bin Harb şöyle cevap verdi:  
 
 'Allahü teâlâ kendini tanımaları için insanları yarattı. Razzâk, ziyâdesiyle rızık verici olduğunu bilsinler diye onlara rızık verdi. Kahhâr olduğunu anlamaları için onları öldürür. Kudretini tanımaları için onları tekrar diriltir.'  
 
 Behram bunları duyunca; 'Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü.' diyerek müslüman oldu.
[14/4 12:34] Ömer Tarık Yılmaz: Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim. 
 
Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-afâfe ve’l-gınâ.
[14/4 12:34] Ömer Tarık Yılmaz: Yüce Allah buyuruyor ki: Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben öyleyim. O, beni anarken ben onunla beraberim. O, beni kendi başına anarsa, ben de onu kendim anarım. O, beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım…
(Müslim, Zikir, 2; Buhârî, Tevhîd, 15)
[14/4 12:35] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Şihab (ra)
Resulullah (sav) Hayber'i beşe taksim edip beşte birini aldıktan sonra geri kalanı, Hudeybiye Seferi'ne katılanlardan Hayber'e iştirak eden ve etmeyenler arasında taksim etti. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Harac 24, (3019)
 
Hadisin Açıklaması:
Âlimler, Hudeybiye Sulhü üzerine nâzil olan Fetih sûresinin 20. âyetinda vâdedilen 'bol ganimet'in Hayber olduğunu söylerler. Müslümanlar, Hudeybiye Sulhü'nü yaparak Zilhicce ayında döndükten sonra Medine'de 20 gece -veya buna yakın bir müddet- geçirirler. Sonra Muharrem ayında, fethetmek üzere Hayber'e hareket ederler.
 
Gerekli açıklamalar önceki rivayette geçmiştir
[14/4 12:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Hazreti Übey İbnu Ka'b (Radıyallahu Anh) anlatıyor: 'Resulullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki:'Hakk'ın musafaha ettiği ilk kimse Ömer'dir. İlk selam verdiği kimse de odur. İlk elinden tutup cennete koyacağı kimse de o olacaktır.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (104) - Hds :(6012)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[14/4 12:35] Ömer Tarık Yılmaz: 299- عَنْ أنس بْنَ مَالِكٍ
 
يَقُولُ : كان أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ الأنصار بِالْمَدِينَةِ مالا مِنْ نَخْلٍ , وَكان أحب أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرُحَاءَ , وَكانت مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ , وَكان رَسُولُ اللَّهِ
يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ. قال أنس : فَلَمَّا أنزلتْ هَذِهِ الآيَةُ : لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ .جَاءَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ
فَقال : يَا رَسُولَ اللَّه ِإن اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أنزل عليك: لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّون. وَإن أحب أَمْوَالِي إِلَيَّ بَيْرُحَاءَ: وَإنهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ تعالى , فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ , فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: بَخٍ! ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ , وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ , وَإني أَرَى أن تَجْعَلَهَا فِي الأقْرَبِين َ. فَقال أَبُو طَلْحَةَ : أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ , فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ .
299: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ebu Talha hurmalık bakımından ensarın en zenginlerinden idi. En sevdiği malı da Mescid’in karşısındaki Beyruha denilen hurma bahçesiydi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu bahçeye girer ve oradaki tatlı sudan içerdi. Enes sözüne devamla dedi ki: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça en iyi olan hayra ve cennete ulaşamazsınız.” (3 Al-i İmran 92) ayeti nazil olunca Ebu Talha Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına gelerek:
 
-Ya Rasulallah “Allah sana sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça en iyiye erişemezsiniz”, ayetini gönderdi. Benim en sevdiğim malım ise Beyruha adlı bahçedir. O Allah için sadakadır. Allah’tan onun sevabını ve ahiret azığı olmasını dilerim. Burayı Allah’ın sana gösterdiği şekilde kullan, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“Aferin sana bu ne kârlı ve ne iyi bir maldır, dediğini işittim. Fakat ben bu malı akrabalarına vermeni uygun görüyorum”, dedi. Ebu Talha:
 
-Öyle yapayım ya Rasulallah, dedi ve bahçeyi akrabaları ve amca çocukları arasında taksim etti. (Buhari, Zekat 64, Müslim, Zekat 42)
 
BÖLÜM: 38
 
AİLEDE DİN EĞİTİMİ
 
قال الله تعالى : وَأمر اَهْلَكَ بِالصَّلاَةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا.
 
(
“Ümmetine ve yakınlarına namazı emret. Kendin de o namaza sımsıkı sarıl veya namazı emretmede dirençli ve dayanıklı ol...” (20 Taha 132)
[14/4 12:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ey insanlar! Haberiniz olsun ki Allah’ın va’di (âhiret, cennet, cehennem) muhakkak haktır. Sakın o dünyâ hayatı, sizi aldatmasın (dünyaya dalıp da dünya için âhiretinizi fedâ etmeyin). (Fâtır Sûresi, âyet 5)
[14/4 12:36] Ömer Tarık Yılmaz: Kıyamet gününde, Allah nazarında en kötü olanlardan bir kısmını da iki yüzlülerin teskil ettiğini göreceksiniz. Bunlar bazılarına bir yüzle, diğer bazılarına da baska bir yüzle giden insanlardır. Ravi: Buhari, Edeb 52
[14/4 12:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir melek şöyle seslenir: 'Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen uzatma, günahlarından vazgeç!' Allah'ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler va

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17