Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[27/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: 75 - Resûlüllah Sallalahu aleyhi ve Selleme Vahyin Başlaması Bâbı
 
422- Bana Ebü't-Tahir Ahmed b. Amr b. Abdillâh b. Amr b. Şerh rivâyet etti
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
 
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihâptan naklen haber verdi,
 
Dedi ki: Bana Urvetü'bnûz-Zübeyr, rivâyet etti, onada Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in zevcesi Âişe haber vermiş
 
Dedi ki:
 
— Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ilk vahyin başlaması uykuda sadık rüya görmekle olmuştur. Hiçbir rüya görmezdi ki sabahın aydınlığı gibi (apaçık) zuhur etmesin. Sonra kendisine tenhada kalmak sevdirildi. Artık Hirâ mağrasına çekilir orada ailesi nezdine dönmeden birkaç gün tehannüs ederdi. (Tehannüs ibâdet etmek temektir.) Bu maksatla yanına azıkta alırdı. Sonra Hadice'nin yanına döner yine o kadar bir müddet için azık tedarik ederdi. Nihayet Hirâ mağarasında bulunduğu bir sırada ansızın (emr-i) Hak karşısına çıkıverdi. (Şöyle ki): Kendisine melek gelerek: «Oku!» dedi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Ben okumak bilmem.» cevabını verdi. Fahr-ı Kâinat (sallallahü aleyhi ve sellem) buyuruyorlar ki:
 
O zaman melek benî alarak takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine:
 
— «Oku!» dedi. Ben de:— «Okumak bilmem.» dedim.
 
Melek benî yine alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı.
 
Sonra beni bırakıp yine:
 
— «Oku!» dedi. Ben de:
 
— «Okumak bilmem.» dedim. Nihayet beni yine üçüncü defa olarak takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp şu âyetleri okudu:
 
'Yaratan Rabbinin ismiyle oku! O Allah ki, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Her halde oku! Senin Rabbin kalemle yazı yazmayı öğreten kerîmler kerîmidir. İnsana bilmediğini öğretmiştir.' Sûre-i Alâk, âyet: 1-5.
 
Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o sıkıştırma sebebi İle (heyecandan) boyun etleri titreyerek döndü. Ve Hadîce' nin yanına giderek:
 
«Beni örtün, beni Örtün!» dedi. Korkusu gidinceye kadar mübarek vücudunu sarıp örttüler. Ondan sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hadice'ye:
 
«Ey Hadice! Acep bana ne oluyor?» dedi: ve olup bitenleri ona haber verdi. «Kendimden korktum» dedi. Hadice ona şunları söyledi:
 
— Öyle deme sevin! Allah'a yemin ederim ki Allah seni hiç bir vakit utandırmaz vallahi. Çünkü sen akrabana bakarsın, sözün doğrusunu söylersin, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin, Fakire verir kimsenin kazandıramayacağını kazandırır, misafiri ağırlarsın,. Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında (Halka) yardım edersin.
 
Bundan sonra Hadice Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i beraberine alarak Varakatu'bnü, Nevfel b. Esed b. Abdil Uzza'ya götürdü. Bu zat Hadice'nin amcası oğlu yani baltasının kardeşi oğlu idi. Cahili-yet zamanında hıristiyan dinine girmiş bir kimse olup arapça yazı yazmasını bilir; incilden Allah'ın dilediği kadar öteberi bazı şeyleri Arapça yazardı. Varaka gözleri görmez olmuş bir pir-i fâni idi. Hadice kendisine:
 
— Ey amıca! dinle bak kardeşin oğlu neler söyleyecek dedi. Varakatu'bnü Nevfel:
 
— Ne var kardeşim oğlu? diye sorunca Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) gördüğü şeyleri kendisine haber verdi. Bunun üzerine Varaka:
 
— Bu gördüğün Mûsâ (sallallahü aleyhi ve sellem)'e indirilen Namus-u Ekberdir. Ah keşke senin davet günlerinde genç olaydım. Keşke kavmin seni çıkaracakları zaman hayatta bulunsaydım dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Onlar beni çıkaracaklar mı ki?» diye sordu
 
Varaka:
 
— Evet (Çıkaracaklar; zira) senin gibi bir şey getirmiş hiç bir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramasın. Şayet senin davet günlerine yetişirsem sana son derece yardım ederim cevabını verdi.
 
423- Bana Muhammed b. Rafi'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrezâk rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'mer haber verdi dedi ki Zührî: Bana Urve de
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Esma (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Seleften hiç kimse Kur'ân-ı Kerim'in tilâveti sırasında bayılıp düşmezdi. Onlar ağlarlar ve ürperirlerdi. Sonra bedenleri ve kalpleri zikrullah için yumuşardı.'
 
Rezîn ilavesidir. (Bağavî Tefsiri'nden alınmıştır 7, 238).
 
 
Kütüb-i Sitte
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: 30. Azaları yıkarken sırayı gözetmek.(Tertibe riayet etmek Şafii mezhebinde farzdır)(Bahr'ur Râik,27)
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  II. Abdülhamid Han’ın Tahttan İndirilmesi 1909
•  Türkiye’de İlk Radyo Yayını Başladı 1927
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.” 
 
Nisa 83
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Yalan yere yemin ederek bir Müslümanın hakkını gasbeden kimseye  Allah cehennemi vâcip, cenneti de haram kılar.” 
 
Müslim, Îmân 218
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: FEDAKÂRLIK
 
Fedakârlık kısa vadede yorucudur, sizi her anlamda yıpratır. Bazen tahammülünüz kalmaz bu yükü taşımaya fakat sonrasında birilerinin ruhuna şifa, dertlerine deva olduğunuzu gördükçe; o çaresiz ve yorgun insanların yüzlerinde mutluluk çiçekleri açtıkça, gönlünüzün de tüm pencereleri açılır, içinize tarifsiz bir ferahlık dolar ve insan olmanın ardındaki o gerçek ve bir bakıma da gizil anlama kavuşmuş olursunuz. Gizil diyorum çünkü günümüzde anlama dair ne varsa geri çekiliyor, öteleniyor ve yerine kâr-zarar analizleri konuluyor.
‘Birilerine nasıl faydalı olabilirim?’ sorusu yerine ‘bu işin bana faydası ne?’ sorularına muhatap kalıyoruz artık. Güçlü olan hayatta kalacak, zayıflar elenecek inancıyla bizi bir hayatta kalma savaşına sürüklüyor tüketim sistemi...
Bu insanlık dışı tutumlara karşı vereceğimiz cevap, üstleneceğimiz ödev ve sorumluluklar dünyanın nasıl bir yer olacağını belirleyecek. Bizler ötekini düşündükçe, sevgimizi ve malımızı istiflemeyip paylaştıkça, inandığımız değerler için büyük fedakârlıklar yaptıkça anlam dünyamız genişleyecek ve insanlara başka bir hayatın, başka bir düzenin mümkün olduğunu da göstermiş olacağız.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[27/4 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مِنْ سَعَادَةِ الْمَرْءِ حُسْنُ الْخُلُقِ وَمِنْ شَقَاوَتِهِ سُوءُ الْخُلُقِ. (فيض)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Güzel ahlâk, kişinin saadetindendir (dünya ve âhiret saadetine vesiledir). Kötü ahlâk ise kişinin şekavetindendir (dünya ve âhiret bedbahtlığına sebep olur).” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
 
27 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[27/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: KÖTÜ AHLÂKIN İLACI
 
Ahlâk; insanın ruhundaki “huy” denilen bir meleke, bir husûsiyet demektir. Güzel melekelere ve bunların güzel neticelerine “güzel ahlâk”; çirkin melekelere ve bunların çirkin neticelerine de “kötü ahlâk” denilir. Mesela; edep, tevazu, birer güzel ahlâktır. Kibir, cimrilik de birer kötü ahlâktır.
 
Bütün kötü ahlâkların ilacı, kısaca şu sekiz şeydir:
 
1. Cimrilik, kibir ve benzeri manevî hastalıkların hakikatlerini, zararlarını, sebeplerini bilmek, o hastalıkların zıtları olan cömertlik, tevazu gibi güzel ahlâkı ve bunların faydalarını öğrenmek.
 
2. Kötü ahlâktan meneden, güzel ahlâk ile ahlâklanmaya teşvik eden nasihatleri dinlemek ve amel etmeye çalışmak.
 
3. Kendinde manevî hastalıkların olup olmadığını, varsa neler olduğunu araştırmak, düşünmek ve ayıplarını kendisine bildirecek sâdık, samimi dostlar edinmek. Zira mümin, kardeşinin aynasıdır ve herkes kendi ayıbını kendi başına bilemez.
 
4. Manevî hastalıkların sebeplerini birbirinden ayırt etmek. Çünkü sebepleri ayırt edilmezse tedavi yolları bilinemez.
 
5. O hastalığın sebeplerini gidermek, o kötü ahlâka mukabil ve zıt olan faziletli ameller işlemek ve onları öğrenmek uğrunda meşakkatlere katlanmak. Zira hastalıklar, zıtları ile tedavi edilir.
 
6. Kendini, gizli ve aşikârda ayıplayarak, kınayarak, nefsine (bu kötü ahlâkı işlediği için) yumuşaklık göstermemek.
 
7. Nefsinin istediğinin zıddını yapmak. Mesela cimriyse kendini, sadaka vermeye alıştırmak.
 
8. Eğer bu anlatılanlarla tedavi mümkün olmazsa adaklar adamak, yeminler etmek sûretiyle kendisini zorlamak.  
 
BEYİT:
 
Her nefeste eyledik yüz bin günâh
 
Bir günâha etmedik hiçbir gün âh.
 
                                 Süleyman Çelebi
 
 
 
27 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[27/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Nefsime takvasını ver ve nefsimi (her türlü kötü şeylerden) temizle, sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen nefsimin dostu ve mevlasısın.” (Müslim, Dua, 73)
[27/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: DÜĞÜNLER ÖLÇÜLÜ OLMALI
Düğünlerimizde uymamız gereken esas; her işimizde olduğu gibi helâl ve haram sınırını gözetmek , isyana ve israfa düş- mekten kaçınmak olmalıdır. Düğünler anne-babalar ve evle- necek gençler için sevinç ve mutluluk vesilesidir. Bu sebeple dinimizin yasakları çiğnenmeden ve başkaları rahatsız edil- meksizin eğlenilmesinde bir sakınca yoktur.
Bu mutluluğu paylaşmanın en güzel yollarından biri de; eş, dost, komşu ve akrabalara velîme/düğün yemeği verilmesidir. Peygambermiz(s.a.s.), 'Bir koyunla da olsa, düğün yemeği verin.' (Buharî, “Nikâh”, 68) buyurmuştur.
Bu ziyafette de, içki ve dinin yasaklamış olduğu aşırılıklar bu- lunmamalı; sınıf ayrımı yapılmayarak zengin-fakir, büyük- küçük toplumun her kesimi çağrılmalıdır.
 
TEYEMMÜM NEDİR?
Suyun bulunmadığı veya bulunsa bile kullanılması mümkün olma- dığı durumlarda Abdest ya da boy abdesti almak için niyet ederek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye, ellerini vurup yüzünü ve kollarını mesh etmeye teyemmüm denir. Teyemmüm etmek, abdest ve gusül yerine geçer. Teyemmümün farzları niyet etmek ve elleri temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye iki defa vurmaktır. Yapılışı: Kollar sıvanır, niyet edilir,eller temiz toprağa veya toprak cinsin- den bir şeye bir defa vurulur ve yüzün tamamı mesh edilir.Eller tekrar toprağa vurularak sağ ve sol kol dirseklerle beraber mesh edilir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Ödleklerle hoş değildir aramız, Teke tek düşmana varmak töremiz Muhannete sardırmayız yaramız, Yarayı kendimiz saranlardanız. (Köroğlu)
[27/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîler'e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler'in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde 'vâcib' terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır.
Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir. Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu 'muayyen farz', diğerleri ise 'gayr-i muayyen farz' olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir.
Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî'nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir.
Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler'e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî'ye ve Mâlik'ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
Oruç Tutmanın Mendup Olduğu Günler
1. Şevval Orucu. Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimiz'in, ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş
[27/4 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ibrahim, babasi Âzer'e: Birtakim putlari tanrilar mi ediniyorsun? Dogrusu ben seni de kavmini de apaçik bir sapiklik içinde görüyorum, demisti  (EN'AM/74)
[27/4 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: EVLENMENİN FAZİLETİ
 
6527 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
 
'Nikah benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı siz(in çokluğunuz) ile iftihar edeceğim. Kimin maddi imkanı varsa hemen evlensin. Kim maddi imkan bulamazsa (nafile) oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır.'
 
6528 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Sevişenler için nikah kadar sevgiyi artırıcı bir şey görmedik veya görülmedi.'
 
EN EFDAL KADIN
 
6531 - Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın azadlısı Sevban radıyallahu anh anlatıyor: 'Gümüş ve altın (biriktirme) ile ilgili ayet (Tevbe 34) nazil olduğu zaman halk: 'Öyleyse hangi malı biriktirmeliyiz?' diye birbirlerine sordular. Hz. Ömer: 'Bunu, ben sorup size haber vereyim!' dedi ve hemen devesine atlayıp gitti. Ben de peşinden gittim. Hz. Ömer: 'Ey Allah'ın Resulü hangi maldan edinelim?' diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da: 'Her biriniz, şükreden bir kalp, zikreden bir dil, ahiret işinize yardımcı olacak mü'mine bir kadın edinsin' buyurdular.'
 
6532 - Ebu Ümame radıyallahu anh'ın rivayetine göre: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuşlardır: 'Mü'min, Allah'a takvadan sonra en ziyade saliha bir zevceden hayır görür. Böylesi bir kadına emretse itaat eder. Ona baksa sürur duyar, bir şeyi yapıp yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadınından ayrılıp uzak bir yere gitse, kadın hem kendi namusu ve hem de adamın malı hususunda hayırhah ve dürüst olur.
 
DİNDARLA EVLENMELİ
 
6533 - Abdullah İbnu Amr radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla diyaneti esas alarak evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahi dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) efdaldir.'
 
BEKARLAR EVLENDİRİLSİN
 
6534 - Üveym İbnu Saide radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Bakire kızlarla evlenin. Çünkü onların ağızları daha tatlı, rahimleri daha doğurgandır, aza da razı olurlar.'
 
HÜR VE VELUD OLANLA EVLENİLSİN
 
6535 - Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın şöyle söylediğini işittim: 'Kim Allah'a pak ve temizletilmiş olarak kavuşmak isterse hür kadınlarla evlensin.'
 
6536 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Evleniniz! Zira ben (Kıyamet günü diğer ümmetlere karşı) çokluğunuzla iftihar edeceğim.'
 
EVLENECEĞİN KADINA BAKMAK
 
6537 - Muhammed İbnu Mesleme radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben bir kadınla evlenmek istedim ve kadını gizlice görmeye çalıştım. Sonunda onu kendi hurma bahçesinde gördüm.'
 
Bu açıklaması üzerine, kendisine: 'Sen Resulullah'ın ashabından olduğun halde bunu yaptın mı?' diye ayıpladılar. O da şöyle cevapladı: 'Ben Aleyhissalatu vesselam'ın 'Allah bir kimsenin kalbine bir kadınla evlenme arzusu attığı zaman, ona bakmasında bir beis yoktur!' dediğini işittim.'
 
6538 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Mugire İbnu Şu'be bir kadınla evlenmek istemişti. Resulullah aleyhissalatu vesselam kendisine: 'Git önce onu bir gör! Zira böyle yapman, aranızdaki ülfet ve sevginin devamı için daha uygundur' buyurdular. O da öyle yaptı ve evlendiler. Bilahare Mugire radıyallahu anh, aralarındaki uyumdan bahsettiler.'
 
6539 - Mugire İbnu Şu'be anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'a gelip evlenmek istediğim bir kadından bahsettim. Bana: 'Git onu bir gör! Bu, onunla muhabbet ve ünsiyetinizin devamı için daha uygundur' dedi. Ben de
[27/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir.' 
Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57). 
Bir rivayette şu ziyâde vardır: 'Bu şûbelerden en üstünü 'Lâilâhe illallah' sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.'
[27/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
[Bakara Sûresi.110]
[27/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zayi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle.” (Hâkim, Deavâat, No:1878)
[27/4 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.NEVFEL BİN HÂRİS
 
Nevfel bin Hâris, Kureyş kervanını kurtarmak ve Müslümanlarla savaşmak için hazırlanan müşrik ordusuna katılmak istemiyordu. Resûlullah İslâmiyeti bütün insanlara duyurmaya, anlatmaya başladığı zamanlarda, daha müslüman olmamıştı. Ancak karşı da çıkmak istememişti. İlk senelerde O'na muhalefet etmesine rağmen bunu isteyerek yapmıyordu. 
 
Fakat diğer müşriklerin zorlamaları ile Bedir savaşına katılmaya mecbur oldu. Savaş sonunda müşrikler mağlup olup birçok esir verdiler. Bunların arasında Hz. Nevfel de bulunuyordu. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
 
- Yâ Nevfel fidye verip kendini kurtar.
 
Cevap verdi:
 
- Yâ Resûlallah! Kendimi esirlikten kurtarmak için verecek bir şeyim yok!
 
Kimse bilmiyordu
 
Resûlullah efendimiz tebessümle buyurdu:
 
- Cidde'deki mızraklarını versene! 
 
Bunu duyan Nevfel şaşkınlık içinde:
 
- Allaha yemin ederim ki, Cidde'de mızraklarımın bulunduğunu benden ve Allahtan başka kimse bilmiyordu. Ben, şehâdet ederim ki, sen Resûlullahsın! diyerek Müslüman oldu. 
 
Hz. Nevfel, mızraklarını verip kendini esirlikten kurtardı. Bunların sayısı bin tane kadar vardı. O zamanlar mızrak en kıymetli savaş âleti idi. Bunun için iyi para ediyordu. 
 
Kendisi Peygamber efendimizin amcası Hâris'in oğlu olup, Hâşimoğulları'ndan Müslüman olanların en yaşlısı, hattâ Hz. Hamza ve Hz. Abbas'dan daha yaşlı idi. Yine Haşimoğulları'ndan kardeşleri Rebia ve Abdüşşems'den de büyük idi. 
 
Bundan sonra Hz. Nevfel, Mekke'ye geri döndü. Bir müddet orada kaldıktan sonra Hz. Abdullah bin Abbâs ile beraber Hendek savaşı sırasında Medîne'ye, Resûlullahın yanına hicret etti. Peygamber efendimiz onunla Abbâs bin Abdülmuttalib'i kardeş yaptı. Câhiliyet devrinde malları ortaktı. Birbirlerini severlerdi. Resûlullah ikisi için Mescid-i Nebevi'nin bitişiğinde bir ev verdi. Bu ev bir duvar ile ikiye ayrılmıştı.
 
Kemiklerini kırdığını görüyorum
 
Hz. Nevfel Medîne'de iken ilk önce Mekke'nin fethine katıldı. Tâif ve Huneyn seferlerinde büyük yardımlar ve mahâretler gösterdi. Bilhassa Huneyn savaşında Resûlullaha üçbin mızrak ile yardım etti. Peygamberimiz ona buyurdu ki: 
 
- Sanki ben senin bu mızraklarının müşriklerin sırt kemiklerini kırdığını görüyorum. 
 
O Huneyn savaşında Resûlullahın sağ tarafında en önde bulunuyordu. İslâm ordusunun ön safları dağıldığı zaman büyük kahramanlık göstererek kendisi gibi birkaç yiğit mücahid ile düşmana hücum etti. Müşrikler kaçmaya başlayınca Müslümanlar toparlandılar. Netîcede savaş İslâm ordusunun zaferi ile bitti.
 
Peygamber efendimiz Hz. Nevfel'i hatırladıkları zaman hayırla anarlardı. 
 
Kendisi Resûlullaha büyük bir muhabbet ile bağlı, son derece kuvvetli îmâna ve cesârete sahip idi. Çok cömert idi.
 
Hz. Nevfel Hz. Ömer'in halîfeliği sırasında Medîne'de 636 da vefât etti. Namazını Hz. Ömer kıldırarak Cennetül Bakî kabristanına defnedildi.
[27/4 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: İhtilam olmak, cünüp olarak sabahlamak oruca zarar verir mi?
 
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça hemen boy abdesti alınmalıdır.
[27/4 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Adâlet-i ictimâiyye
 
Sosyal adâlet; Herkesin; çalışması, bilgi ve kâbiliyeti, gördüğü iş nisbetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi. (Bkz. Sosyal Adâlet)
[27/4 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Borçlunun kurban kesmesi gerekir mi?
 
Kurban, zorunlu ihtiyaçları ve borçları dışında belirli (nisap) miktarda mala sahip olan kişiye vaciptir. Hz. Peygamber (s.a.s.) imkan bulduğu halde kurban kesmeyenlerle ilgili ağır ifadeler taşıyan hadisiyle (İbn Mace, Edahi, 2), bir taraftan kurban ibadetinin imkan bulmaya, güç yetirmeye bağlı olduğunu ifade ederken, bir yandan da güç yetirenin kurban kesmesinin gerektiğine işaret etmektedir. Buna göre kurban ibadetiyle yükümlü olabilmek için belli bir mali imkana sahip olmak gerekir ki, bunun ölçüsü de, ister nami (artıcı) olsun isterse nami olmasın, üzerinden bir yıl geçmiş olsun ya da olmasın, temel ihtiyaçları ve borçlarından başka, nisap miktarı mala sahip olmaktır. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir ve kurban keser (Mevsıli, İhtiyar, İstanbul, V, 723). Kişinin malı olmakla birlikte borçlu da olsa ve borcu ile asli ihtiyaçları çıktıktan sonra nisap miktarı malı kalsa o kişi kurban keser. Fakat temel ihtiyaçları ve borçları için ayıracağı para haricinde bu kadar bir mala sahip olmayan kişinin kurban kesmesi gerekmez.
[27/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: MESCİD-İ HARÂM
 
 
 
Mekke'de ortasında Kâbe'nin bulunduğu câmi-i şeriftir. Buna 'Harem-i Şerif' de denir.'Harâm' denilmesinin sebebi, ihtirâm ve saygı vâcip olduğu içindir. Kendisine karşı saygısızlık câiz olmadığı için, Mekke'ye de 'Belde-i Harâm' denilir. Bir Hadîs-i Şerif'te: 'Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdâldir. Mescid-i Harâm'da kılınan bir namaz da sâir mescitlerde kılınan yüzbin namazdan efdaldir.' buyurulmuştur.
[27/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.'
(Fussilet, 41/34)
 http://www.duavesureler.com
[27/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de Cennet'e götürür. Kişi doğru söyleye söyleye sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de Cehennem'e götürür. Kişi yalan söyleye söyleye kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.'
(Buhârî, Edeb, 69; Müslim, 'Birr',103, 104)
 http://www.duavesureler.com
[27/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım Recep ve Şaban ayını hakkımızda mübarek eyle! Bizi Ramazan ayına ulaştır!
(Taberanî, el-Mu'cemü'l-Evsât, IV, 189)
 http://www.duavesureler.com
[27/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah Teâlâ bir kuluna, önce nimet verip peşinden onu alarak yerine sabır verirse; bu sabır, kendisinden alınan nimetten daha hayırlıdır.' Ömer b. Abdülaziz [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[27/4 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Zina ve Faizden Tehlikeli Günah
 
Gıybet kadar dinî hayatı altüst eden, birlik ve beraberliği temelinden dinamitleyen, kardeşliği yerle bir eden, insanları birbirine düşman eden başka bir hastalık düşünmek zordur.
 
Fakat yazık ki, Kur’an ve Sünnet’in onca ikazına rağmen, günümüz toplumunda halen som altın gibi rağbet görebilmektedir. Üstelik kişisel planda da kalmayarak, gazeteler, dergiler, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla virüs gibi bütün bir toplumu sarmıştır.
 
Bu  gıybet kültürü  önü alınmadığı takdirde toplumu çürütecek bir hastalıktır. Çünkü Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bu bulaşıcı hastalığın tahribatından söz ederken,  Denize bulaşsa denizi dahi bozar  buyurmuştur (Ebû Davud).
 
İşte bu kişisel ve toplumsal tahribatından dolayı Kur’ân-ı Kerîm’de  ölü kardeşinin etini yemeye  benzetilen gıybet, pek çok hadiste gayet tehditkâr ifadelerle yasaklanmıştır.
 
Dünya Üç Gündür
 
Hasan-ı Basrî [kuddise sırruhû] diyor ki:  Dünya üç gündür: Dün içindekilerle beraber geçip gitti. Yarına gelince ona ulaşmayabilirsin. İşte bugün senin günündür, onu iyi değerlendir. 
 
Semerkand Takvimi
[27/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.'
(Fussilet, 41/34)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=p3f45FP66vc=
[27/4 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin!'
(Tirmizî,' Birr ve Sıla', 16; Buhârî, 'Edeb', 13)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=p3f45FP66vc=
[27/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Kalplerimizi birleştir, aramızı ıslah et, bize kurtuluş yollarını göster, bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar, bizi her türlü çirkinliklerden, açığından ve gizlisinden uzaklaştır…'
(Hâkim, 'Te’min', No:977; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 996)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=p3f45FP66vc=
[27/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hayırlı bir işe yol gösterip vesile olana, o hayırlı işin yapanın sevabı kadar mükafat verilir. Hadis-i Şerif
[27/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.
 
(Kasas, 28/77)
[27/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır.
 
(Al-Tirmidhi)
[27/4 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Hayatımı devam ettirdiğin sürece rahmetini, bana günahları terk ettirerek göster. Beni ilgilendirmeyen şeylere dalarak bunların yükünü çekmekten kurtar beni. Senin rızanı kazandıracak şeyleri güzel görmeyi nasip et.
[27/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Bedi
 
Bir şeyi nümûnesi olmadan yaratan, vâr eden, îcât eden
[27/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Tövbe
 
   Ebu Said (r.a) anlatıyor: 
 
 'Resûlullah (a.s) buyurdular ki: 
 
 Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarifedildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu. 
 
 Râhib: 
 
 - Hayır yoktur! dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. 
 
 Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu. 
 
 Âlim: 
 
 - Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir? dedi. Ve ilâve etti: 
 
 - Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer. 
 
 Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. 
 
 Rahmet melekleri: 
 
 - Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allah yönelmişti, dediler. 
 
 Azab melekleri de: 
 
 - Bu adam hiçbir hayır işlemedi, dediler. 
 
 Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. 
 
 Hakem onlara: 
 
 -Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin,dedi. 
 
 Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.'
[27/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.
اَللّٰهُمَّإِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنٰى
َ
Allahumme inni es’elukel-huda vet-tuka vel-‘afafe vel-ğına.
[27/4 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: İnsan, ailesi, malı, nefsi, çocuğu ve komşusu ile sınanır; oruç, namaz, sadaka ve iyiliği emredip kötülükten sakındırma işte bu sınanma (esnasındaki kusurlarına) kefaret olur.
(Müslim, Fiten, 26; Buhârî, Mevâkîtü's-salât, 4)
[27/4 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET.......... MÜHİM BİR TENBİH

Büyük İslâm âlimi Yusuf Nebhânî “rahmetullahi teâlâ aleyh” Hülasat-ül Kelâm kitâbında şöyle buyuruyor:

“Dünya hayatı çok kısadır. Her günü geçip hayâl olmaktadır. Her insanın sonu ölümdür. Bundan sonrası da, ya daimî azap veya ebedî nîmetlerdir. Bunların vakitleri, herkese sürat ile yaklaşmaktadır.
Ey insan! Kendine merhamet et! Aklından gaflet perdesini kaldır! Öldüğün vakti düşün! Başına geleceklere hazırlan! Hakka tâbi olmadıkça, ebedî azaptan kurtulamazsın! Son pişmanlık fayda vermez. Ey insan! Başına gelecekleri düşün! Ömrün tükenmeden, aklını başına topla! Etrafında gördüğün, konuştuğun, sevdiğin, korktuğun kimselerin hepsi, birer birer öldüler. Birer hayâl gibi, gelip gittiler. İyi düşün! Ebedî ateşte yanmak, ne büyük azaptır! Sonsuz nîmetler içinde yaşamak ise, ne büyük nîmettir. Bunlardan birini seçmek, şimdi senin elindedir. Herkesin sonu, bu ikisinden biri olacaktır. Bundan kurtulmak imkânsızdır. Bunu düşünmemek ve tedbir almamak, büyük cinnettir!..”                           TÜRKİYE GAZETESİ              06.02.2022

 

GÜNÜN TARİHİ.................  TARİHÎ İHÂNET

 

Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl’ini tebliğ edecek heyetin seçiminde, İttihatçılar, ihânete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Ârif Hikmet, Selânik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Toptanî’den meydana geliyordu. Ermeni Aram’ın düşmanlığı, Abdülhamid Hânın Anadolu’da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî pâdişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye’ye de ihânet etmiş bir hâindir.

Bu hadiseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmişti. Yıldız’ın çok zengin kütüphanesi, Hâfız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kurtarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri girmelerini önlemiş, bir tâlih eseri kendisinin Kalkandereli oluşu ve askerler arasında birçok Kalkandereli bulunması sayesinde sözü dinlenmiş ve böylece kütüphaneye girilmemiştir.

 
 
27.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[27/4 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Vail İbnu Hucr (ra)
Resulullah (sav) sol ayağını yere yaydı, elini sol uyluğunun üzerine koydu, sağ ayağını da dikti. Nesai'nin bir rivayetinde: 'Kollarını, uyluklarının üzerine koydu. Şehadet parmağıyla işaret ederek dua ediyordu (teşehhüdü okuyordu).' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Salat 218, (292), Nesai,Sehv 30, (3, 35)
 
Hadisin Açıklaması:
Bu kısımda yer alan onbeş kadar rivayet namazın celselerinde sünnete uygun oturuş tarzını beyan etmektedir. Bu rivayetlerden ortaya çıkan hükümleri şöyle tesbit edebiliriz:
 
1- İlk iki rek'atteki oturuş ile son rek'atteki oturuş, şekil olarak aynı olsa bile müddet olarak farklıdır. Birinci oturuş kısadır. Bundaki kısalık 2650 numaralı hadiste latif bir teşbihle ifade edilmiştir: 'Kızgın taş üzerine oturmuş gibi oturmak.' Şârihler, bu teşbihten maksadın cülûsun hafifliğini ifade olduğunu belirtirler. Yani sadece teşehhüd okunup kalkılacak, salavât ve duâ ilave edilmeyecek demektir. Hanefîlere göre ilave bir şey okunursa sehiv secdesi gerekir. Şâfiîler salavât da okunabilir demiştir.
 
2- Namazda oturuşun kendine has bir şekli var.  Bu şekil, ayakların vaziyetinden, ellerin ve hatta parmakların vaziyetine kadar bazı teferru-âta şâmildir. Şöyle ki:
 
* Sağ ayak, parmaklar, kıble istikâmetinde olacak şekilde dikilecek; sol ayak, sırtı üzerine yere döşenecek ve sol ayak üzerine oturulacak, sağ el sağ uyluk, sol el de sol uyluk üzerine dize yakın olarak konulacaktır, diz üzerine de konulabilir.
 
Ancak 2640 numarada İbnu'z-Zübeyr'den gelen rivayet sol ayağı sağ uylukla baldırın altına koyup sağ ayağı da yere döşeyip onun üzerine oturmayı tarif etmektedir. Bu rivayette sağ ayağın yere döşenmesi epeyce bir ihtilaf konusu olmuştur, zîra oturuşta sağ ayağın dikileceği hususunda ulema ittifak eder. Ancak Kadı İyâz sağ ayağı döşemenin mânası onu parmaklar üzerine dikmeyip ayağını yatırmak diye bir açıklama yapar. Bu muhtar kavildir. Öyle ise meşrû olan iki sûret ortaya çıkmaktadır:
 
a) Sağ ayağı dikerek oturmak,
 
b) Yatırarak oturmak. Her ikisi de sahih rivayetlerde geldiği için ulema: 'Dikmek müstehab ise de terki de câizdir, Resûlullah cevazı göstermek için her ikisine de yer vermiştir' demiştir.
 
Ancak, bazı âlimler daha ileri giderek teverrük denen, ayakları yatırarak[17] oturmanın son oturuşa, iftirâş denen ve sağ ayağı dikip, sol ayağı da yatırarak üzerine oturmaktan ibaret şeklin birinci oturuşa ait olduğunu söylemiştir. Şâfiî ve bazı fakihler bu görüştedir.
 
Ebû Hanîfe ve fakihler her iki cülûsta da erkeklerin iftirâş kadınların teverrük sûretinde oturmasını efdal kabul eder.
 
Mâlikîlere göre her iki cülûsta teverrük efdaldir.
 
* Sağ elin parmakları şu şekilde yumulacak: Baş parmakla orta parmak bir halka yapacak şekilde bir araya gelecek şehadet parmağı kıble istikametini işaret eder şekilde yumulmayıp düz kalacak. 2638 numaralı rivayette geçen elliüç akdini, Nevevî şöyle izah eder: 'Hesap ilmi mensuplarına göre, bu tabirle, serçe parmağının kenarının yüzük parmağı üzerinde konması ifade edilir. Ancak burada murad o değildir. Sadedinde olduğumuz hadiste bu tabirle serçe parmağının el ayası üzerine konarak hesapçıların ellidokuz dedikleri şekli vermektir.'
 
* 2643 numaralı hadiste geçen avuçları iç içe kavuşturarak bacaklar arasına koyarak oturma tarzı hakkında daha önce açıklama geçmiştir (2590 numaralı hadis).
 
* Sağ el parmaklarının yumulup, şehadet parmağıyla işaret verilmesi ile ilgili olarak da bir kısım teferruât üzerinde ihtilaf edilmiştir. Mesela parmakların yumulma zamanı, baş parmağın vaziyeti diz üzerinde sâbit mi, hareket edecek mi?... gibi. Bu mevzuya giren hadislerin hepsine Teysîr yer vermez. Sözgelimi 2641 numaralı hadiste şehadet parmağıyla ilgili olarak geçen 'hareket ettirmeksizin' tabiri ile 2646 numaralı hadiste geçe
[27/4 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. (Haşr, 59/24)
[27/4 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Kim Allah Teala hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safiline (asağıların asağısına) atar. Ravi: Kütüb-i Sitte, 7235
[27/4 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parmakla çakıl atmayı yasakladı ve: 'O, avı öldürmez, düşmanı paralamaz, ancak göz patlatır, diş kırar!' buyurdu.
 
Kaynak : Buhari, Edeb 122, Tefsir, Feth 5, Zebaih 5, Müslim, Sayd 54, (1954), Ebu Davud, Edeb 178, (5270), Nesai, Kasame 37, (8, 47)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[27/4 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: 329: Ebu Süfyan Sahr ibni Harb (Allah Ondan razı olsun)’dan –Herakliyüs kısasına ait uzun bir hadiste- Herakliyüs Ebu Süfyana: O peygamber size ne emrediyor? Diye sordu. Ebu Süfyan:
 
- O bize Allah’a ibadet etmemizi, ona hiçbir şeyi denk tutmamamızı, atalarınızın dediği şeyleri ve gittiği yolları bırakmamızı, namazı kılmamızı, doğru ve iffetli olmamızı, akrabayı da görüp gözetmemizi emrediyor, dedim. (Buhari, Bed’ül vahy 6, Müslim, Cihad 74)
 
330- عَنْ اَبِى ذَرٍّ
 
: قال رسولُ الله
: إنكُمْ سَتَفْتَحُونَ أَرْضًا يُذْكَرُ فِيهَا الْقِيرَاطُ.
وَفِى رِوَايَةٍ: سَتَفْتَحُونَ مِصْرَ، وَهِىَ اَرْضٌ يُسَمَّى فِيهَا الْقِيرَاطٌ، فَاسْتَوْصُوا بِاَهْلِهَا خَيْرًا, فَإن لَهُمْ ذِمَّةً وَرَحْمًا.
 
وَفِى رِوَايَةٍ: فَإذا افْتَتَحْتُمُوهَا, فَاَحْسِنُوا اِلَى اَهْلِهَا ، فَإن لَهُمْ ذِمَّةً اَوْ رَحِمًا. اَوْ قال : ذِمَّةً وَصِهْرًا.
 
330: Ebu Zer (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki siz yakında bir yer fethedeceksiniz ki orada para birimi olarak dirhem ve dinar yerine kırat kullanılmaktadır.
 
* Değişik bir rivayette ise : “Siz kırat’ın kullanıldığı Mısır’ı fethedeceksiniz. Oranın halkına iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü onlarla aramızda bir akrabalık bir de hısımlık bağımız vardır.”
 
* Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur: “Siz orayı fethettiğiniz zaman halkına iyi davranın zira onlara karşı hısımlık ve akrabalık bağımız vardır.” (Müslim, Fezailüssahabe 226)
 
331- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
قال : لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ( وَأنذِرْ عَشِيرَتَكَ الأقْرَبِين َ) دَعَا رَسُولُ اللَّهِ
قُرَيْشًا, فَاجْتَمَعُوا فَعَمَّ, وَخَصَّ فَقال : يَا بَنِ عَبْدِ شَمْسٍ , يَا بَنِي كَعْبِ بْنِ لُؤَيٍّ , أنقِذُوا إنفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ , يَا بَنِي مُرَّةَ بنِ كَعْبٍ , أنقِذُوا إنفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ, يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ, أنقِذُوا إنفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ ,يَا بَنِي هَاشِمٍ, أنقِذُوا إنفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ , يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ, أنقِذُوا إنفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ , يَا فَاطِمَةُ, أنقِذِي نَفْسَكِ مِنَ النَّارِ, فَإني لاَ أملك لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا, غَيْرَ أن لَكُمْ رَحِمًا سَأَبُلُّهَا بِبَلاَلِهَا
331: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Yakın akrabalarını uyar.” (26 Şuara 214) ayeti inince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Kureyş kabilesini çağırdı. Onlar da toplandılar. Genel ifadelerle kabilelere özel olarak da şahıslara hitab ederek:
[27/4 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: 'Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.' Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
-Hud Suresi, 40
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[27/4 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3563]
 
Yine Ebu Dâvud'un bir diğer rivâyetinde şöyle gelmiştir: 'Sağ eliyle sol eli üzerine su döktü, sonra her ikisini de bileklere kadar yıkadı.' 
 
Ebu Dâvud, Taharet 50, (109). 
 
Yine Ebu Dâvud 'un bir diğer rivâyetinde 'Başını üç kere meshetti '' den miştir. 
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (110).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[27/4 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. (2-4) - Yâsîn - 4. Ayet
[27/4 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Müslümanların evleri arasında en iyisi içinde kendisine iyi davranılan yetim bulunan evdir. En kötüsü de, içinde, yetim bulunup da kendisine kötü davranılan evdir. - İbn Mâce, Edeb, 6
[27/4 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: '...Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru.' - (Mü'min, 40/7)
[27/4 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: İlmiyle her şeyi kuşatan ve yarattıklarına sonsuz lütuflarda bulunan Yüce Allah, insanı kendi varlığı ve ahirette hesaba çekeceği konularda peygamberleri aracılığıyla bilgilendirmektedir. Duyuları ve akıl yürütme yeteneğine rağmen insan geçmişi ve geleceği kuşatabilecek mutlaklık ve mükemmellikten yoksundur. Diğer yandan insan arzuları, zayıflıkları ve zaafları ile doğruyu bildiği hâlde verdiği hükümlerde hata edebilir, yanlıştan yana olabilir. İnsan iradesini doğrudan yana harekete geçirebilmek, Yaradan’a karşı görev ve sorumluluklarını bilebilmek için peygamberlere ihtiyaç vardır. Allah’ın kullarına merhametinin tecellisi olarak insanlar arasından seçtiği peygamberler, örnek olma ve takip edilme noktasında da fert ve toplum hayatı için önemli şahsiyetlerdir. Günümüzde bir Yaratıcının varlığını kabul ettiği hâlde dine ihtiyaç bulunmadığını iddia eden görüşlerin aksine Yaratıcının yarattıkları ile iletişimde olması bu elçileri ile mümkün olmaktadır. “Andolsun biz, her ümmete, Allah’a kulluk edin tâğuttan kaçının.’ diye peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36).  - Peygamber gönderilmesinin hikmeti
[27/4 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin 'Remel' yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe 'Hervele' denilir.
14) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından sonra Mekke'de tek bir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
15) Zilhicce'nin sekizinci günü, güneşin doğmasından sonra Mekke'den Mina'ya çıkmak ve o gece Mina'da kalmak. Mina Harem Bölgesindedir.
16) Zilhicce'nin dokuzuncu günü, güneşin doğuşundan sonra Mina'dan Arafat'a çıkmak.
Arafat'da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle namazı ile ikindi namazını birlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife'de bir müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı bilgiler verir.
17) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe okumak ve haccın geri kalan görevlerini anlatmak. Bu hutbe ile beraber üç hutbe okunmuş oluyor.
18) Arafat ve Müzdelife'de kılınan namazlarda yalvarıp yakararak dua etmek ve göz yaşları dökmek veya döker gibi bir tavır takınmak. Hem kendisi, hem de ana-babası için ve bütün müslümanlar için hayırlı dualar yapmak.
Arafat, Harem bölgesi dışında bulunan bir sahadır. Burada hacıların duruşu cuma gününe rastlasa, cuma namazı kılınmaz.
19) Güneşin batışından sonra Arafat'dan yavaş yavaş inmek. Müzdelife'ye varıldığı zaman gelip geçenlere engel olmamak için vadiden yüksekçe bulunup 'Meş'ar-i Haram' denil
[27/4 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ahlâkın Mahiyeti, Nevileri ve Ahlak İlminin Kısımları
1- Ahlâk sözü, hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk, insanın ruhundaki 'huy' dediğimiz bir meleke, özel bir hal demektir. Böyle bir meleke, ya hayırlı bir semere verir veya hayırsız ve zararlı bir semere verir. Bu bakımdan ahlak özellikleri güzel ve çirkin diye ikiye ayrılır. Şöyle ki: Güzel huylara ve bunların güzel meyve ve neticelerine: 'Ahlak-ı Hasene, Ahlak-ı Hamide, Mehasin-i Ahlak, Mekârim-i Ahlak (Güzel Huylar)' adı verilir. Aksine çirkin huylara ve bunların meyvelerine de: 'Ahlak-ı Kabiha, Ahlak-ı Zemîme, Mesavi-i Ahlak, Rezail-i Ahlak (Çirkin huylar)' denir. Örnek: Edeb, tevazu, kerem, birer güzel huy eseridir. Sefahat, kibir, cimrilik de birer çirkin huy eseridir.
İşte bütün bu huylardan ve neticelerinden bahseden ilme 'Ahlak İlmi' denilmektedir
[27/4 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de evini koru! onların haçı ve hilesi düşman olarak senin tedbirine galip gelmesin!' diye Allah'a yalvarmıştı. (Bkz. Fîl Sûresi Tefsiri) .
 
Şu halde 'lâh' isminin başına 'el' getirilerek 'Allah' denilmiş ve özel isim yapılmış demektir. Bazıları ise daha ileri giderek Arapça 'lâh' isminin Süryânice olduğu söylenen 'lâha' isminden Arapça'laştırılmış olduğunu zannetmişlerdir. Çünkü Belhli Ebu Yezid 'lâh' Arapça olmayan bir kelimedir demiştir. Çünkü, Yahudiler ve Hristiyanlar 'lâha' derler. Araplar bu sözcüğü alıp değiştirerek 'Allah' demişler, bunun gibi 'lâhüm' ile ilgili olarak İbrânice'de 'elûhim' vardır. Fakat tarih açısından Arapça'daki 'lâh' mı öncedir, yoksa Süryanice'deki 'lâha' mı öncedir? Bunu tesbit etmek mümkün olmadığı gibi iki dil arasında böyle bir kelimede ilişkinin bulunması, birinin diğerinden nakledildiğine mutlak surette delil olamaz. Eğer arka arkaya gelme yoksa her ikisinin daha önce bulunan bir ana dilden yayıldığını kabul etmek daha uygun olur. Ve bunu destekleyen delil de vardır. Çünkü Allah kelimesinin Arapça'daki kullanılışında hiçbir yabancı dil kokusu yoktur. Sonra 'lâh, lâhüm' her ne kadar Arapça dışındaki bir dilden nakledilmiş olsalar bile 'Allah' 'el' takısı 'lâh' ile birleştirilerek ondan alınmış olsaydı onun hemzesinin nida (çağırma) halinde yerinde kalmasına dilin kuralı müsaade etmezdi. Bunun içindir ki, birçok dil bilgini ve bunların içinde Kufeliler, Allah kelimesinin 'lâh'dan değil, 'ilâh' cins
 
ismi ile eş anlamlı olan 'el-ilâh'dan nakledilmiş olduğunu söylemişlerdir. Bu şekilde ilâhın hemzesi hazf edilmiş ve 'el' belirleme edatının hemzesi onun yerine konmuş ve belirleme lâmı da 'en-Necmü, Es-Sa'ku' gibi kelimenin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bundan dolayı, aslına göre başındaki hemze, cümle içinde hazf ve başka bir harf yerinde kullanıldığına işaret edilerek de nida (çağırma) halinde düşmemiştir. 'İlâh' kelimesi de aslında ilâhet, ulûhet, ulûhiyet gibi ibadet mânâsı ile veyahut serbest olma mânâsı ile vey
[27/4 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
 
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
 
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
 
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
 
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
 
MENDİL
 
3619 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdest aldıktan sonra kurulandığı bir bezi vardı.''
 

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17