[29/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Güç ve zor zamanlarda(aşırı soğuk veya sıcak havalarda soğuk veya sıcak suyla)bile olsa abdesti tam ve mükemmel almak, mescidlere gidişte adımları çoğaltmak, namazdan sonra ikinci bir namazı beklemek. işte bağlanmanız gereken, rağbet etmeniz gereken şeyler bunlardır.”
(Müslim, taharet 41)
[29/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece 'zann'a uyarlar ve saçmalarlar.
EN'ÂM Sûresi 116.Ayet
[29/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Helâl
'Haram'ın karşıtı olan 'helâl', sözlükte bir fiilin mubah, câiz ve serbest
olması ve yasağın kalkması gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak da
helâl, şer‘an izin verilmiş, hakkında şer‘î bir yasaklama ve kısıtlama bulunmayan
davranışı ve onun dinî-hukukî hükmünü ifade eder. Câiz, mubah,
mutlak gibi terimler de aralarında cüz'î anlam farklılıkları bulunmakla birlikte
genelde aynı anlamda kullanılır ve mükellefin yapıp yapmamakta muhayyer
bırakıldığı davranışları belirtmek üzere kullanılır.
Helâl de esasında câiz ve mubahla eş anlamlı olmakla birlikte, dinî literatürde
daha çok haramın zıt anlamlısı olarak yani bir şeyin yasaklanmamış
ve kınanmamış olduğunu bildiren bir terim olarak kullanılır. Kur'an'da ve
hadislerde sıklıkla geçen helâl ve hill tabirleri de genelde bu son anlamda
kullanılmıştır (bk. Âl-i İmrân 3/93; el-Mâide 5/5, 88; Yûnus 10/59; en-Nahl
16/16). ...Daha az
[30/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: 78 - Sidretü'l-Münteha Hakkında Bir Bap
449- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ebû Üsârae rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Malik b. Migvel rivâyet etti. H.
Bize İbırî Nümeyr ile Züheyr b. Harb da hep birden Abdullah b. NÜ-meyr'den rivâyet ettiler lâfızları birbirine yakındır. İbn Nümeyr dedi ki: Bize babam rivâyet etti
(Dedi ki): Bize Malik b. Miğvel, Zübeyr b. Adiy’den, o da Talha'dan, o da Mürra'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti.
Abdullah Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) göklere çıkarıldığı gece Sidretü’l-Müntehaya götürüldü. Sidre altıncı semâdadır. Yer yüzüaden semâya çıkarılan onda nihayet bulur ve sonra ondan alınır. Onun yukarısından inen şeyler de onda karar kılar sonra ondan alınır. (Abdullah burada) o dem ki:
«Sidreyi Allah'ın azamet ve celâli (toplayabildiğine kaplıyordu.» Âyetini okumuş ve onu altından pervaneler diye tefsir etmiştir. Sonra (rivâyetine devamla): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e (orada) üç şey verilmiştir.
1) Beş vakit namaz verilmiştir.
2) Bakara sûresinin son âyetleri verilmiştir.
3) Ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların büyük günahları mağfiret olunmuştur.» demiş.
450- Bana Ebur-Râbî' Ez-Zehranî de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abbad — ki İbn'l-Avvam, dır — rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şeybanî rivâyet etti dedi ki: Zirr b. Hubeyş'e Allah Azze ve Cel-le'nin:
«İki yay arası kadar veya daha yakın oldu.» Âyet-i kerimesinin mânasını sordum (cevaben) «Bana İbn Mes'ut Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Cibrîl'i gördüğünü onun altı yüz kanadı bulunduğunu haber verdi» dedi.
451- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs b.. Gıyâs, Şeybani'den, o da Zirr'dan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti. Abdullah
Dedi ki:
«Onun gördüğünü kalp yalanlamadı.» âyetinin mânâsı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîl (aleyhisselâm)'ı görmüştür. Cibrîl'in altıyüz kanadı vardır, demektir.
452- Bize Ubeydullah b. Mu'az el Amberi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti dedi ki: Bize Şube, Süleyman eş-Şeybani'den rivâyet etti, o da Zirr b. Hubeyş'den, o da Abdullah'tan dinlemiş. Abdullah:
«Yemin olsun ki, o Rabbinin en büyük âyetlerinden bazılarını görmüştür.» âyet-i kerimesi hakkında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Cibrîli altı yüz kanadı olduğu halde kendi suretinde görmüştür demiş.
Bu hadisin bütün asıl nüshalarında Sidre-i Münteha'nın altıncı semâda olduğu rivâyet edilmektedir. Halbuki İsrâ hadisinin Enes rivâyetlerinde onun yedinci katta olduğunu görmüştük. Kâdî îyâz o rivâyetin esah olduğunu söyledikten sonra: «Ekseri ulemânın kavli de budur. Münteha ismi verilmeside bunu iktiza eder» diyor.
Nevevî: Bu rivâyetlerin arasını cem etmeye çalışmış ve: «Sidreniri kökü altıncı katta büyük bir kısmı da yedinci katta olabilir. Çünkü onun son derece büyük olduğu malûmdur. Hali (rahimehüllah) «Bu ağaç yedinci kattadır. Bütün semâvatı ve cenneti gölgelendirir, demiştir.» şeklinde müteâlââ yürütmüştür.
Sidre-i Münteha hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır «Hak dini Kur'ân dili» tefsirinde aşağıdaki malûmatı vermektedir.
Münteha: İsmi mekân ve masdar-ı mimi olabileceğine göre nihayet sidresi veya son haddin sidresi mefumunu ifâde eder bir isim olmuştur. Sidre, yukarılarda da geçtiği üzre bir ağaçtır. Kamus tercümesinde: «Sidr» sinin kesri ve daim sükûnu ile şecere-i nebk ismi dir ki Arabistan kirazı tabir olunur. Trabzon hurması o nevidendir. Müfredi Şiiredir. Cem'i siderât ve sidirât ve sider ve südür gelir ve şecere-i mezbur iki gûnâ olur. Biri Büstânî'dir ki yemişi hoş olup yaprağı ile de gaslolunur. Birisi berridir, ki yemişi kekre olur. Ve ikisininde gölgesi begayet koyu ve. lâtif ve hafif olur,» denilmiştir.
Bu maddede bir hayret mân
[30/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs'ın daha önce zikri geçen: 'Bana haber verildi ki sen gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de namaz kılıyormuşsun, doğru mu?..' diye başlayan hadis bu konuya girer.
Kütüb-i Sitte
[30/4 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: 33. Artan abdest suyundan içmek.Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem abdest aldıktan sonra Kâbe'ye yönelerek 3 yudum su içerdi.(Şifa-i Şerif,Buhari,Mezahir'i Hak 4/138)
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Muş’un Düşman İşgalinden Kurtuluşu 1929
• Gazneli Mahmut’un Vefatı 1030
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Mü’minlerden -özür sahibi olanlar dışında – oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenlar bir olmaz...”
Nisa 95
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Ramazan orucunu tutan ve buna Şevvâl ayında altı gün oruç daha ekleyen kişi, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibidir.”
Müslim, Sıyâm, 204
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: GAZNELİ MAHMUT
Gazneli Mahmut, 970’te doğmuştur. Çocukluğundan itibaren eksiksiz bir dinî öğrenim görmüş, Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiştir. İslâm’ı iyi öğrenmiş, Hanefi fıkhında bir fakîh derecesine ulaşmıştır.
Devletini yönettiği Mart 998-30 Nisan 1030 tarihleri arasındaki uzun saltanat yıllarında, hepsinde ordusunun başında bulunduğu ve önceliği İslâm’ın neşrine verdiği, çok sayıda seferler gerçekleştirmiştir.
Gazneli Mahmut, 61 yıllık ömrünün 32 senesini sultan, daha öncesinde de babasının nezaretinde olmak üzere 45 senesini, tam anlamıyla gaza ve cihad hedefine yönelik olarak hareket hâlinde geçirmiştir. Bu hareketli hayata sığdırılan Hint seferlerinin sayısı ise 17’dir.
Bu seferlerine Birûnî gibi döneminin önde gelen din âlimlerini de yanında götüren Gazneli Mahmut, bir taraftan ülkeler fethedip devletinin sınırlarını genişletirken, diğer taraftan da İslâm’ın aydınlığını yeni ufuklara ulaştırmayı hedeflemiştir.
Sultan Mahmut, yönetimindeki ülkelerde halkın her türlü tehlikeden emin bir biçimde yaşayabilmesinin tedbirlerini alırdı. Nitekim Nizâmülmülk’ün meşhur Siyasetnâme’sinde onun bu yönünü gösteren dikkat çekici örnekler bulunmaktadır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلسَّخِيُّ قَرِيبٌ مِنَ اللهِ قَرِيبٌ مِنَ الْجَنَّةِ قَرِيبٌ مِنَ النَّاسِ بَعِيدٌ مِنَ النَّارِ. (ت)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Cömert (kimse), Allâh’a (ve onun rahmetine) yakındır, Cennet’e yakındır, insanlara yakındır, Cehennem’den uzaktır.” (Sünen-i Tirmizî)
30 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: SA‘D BİN UBÂDE HAZRETLERİNİN CÖMERTLİĞİ
Sa‘d bin Ubâde Hazretleri, babası ve dedesi gibi, pek ziyade olan cömertliğiyle meşhur idi. Oğlu da kendisi gibi cömert idi. Hattâ Medîne sokaklarında, “Kim, içyağını ve eti severse Sa‘d bin Ubâde’nin evine gelsin” diye nidâ ettirirdi. Muhammed İbn-i Sîrîn rahmetullâhi aleyh’den rivâyet olunduğuna göre; Sa‘d bin Ubâde Hazretleri, her gece Ashâb-ı Suffe’den seksen zâta yemek ikram ederdi.
Şöyle dua ederdi: “Allâh’ım, bana cömertlik yapmayı ve şükretmeyi nasip eyle. Cömertlik, bir şeyler vermekle olur, vermek ise malla olur. Allâh’ım, az mal, bu işler için kâfî gelmez, ben de bu hayır işlerini yapamadan duramayacağımdan, az mal bana uygun değildir.”
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Medîne-i Münevvere’ye hicret ettiklerinde, bulundukları haneye, Sa‘d Hazretleri her gün bir kap yemek gönderirdi. Yemek de ekseriyetle et tiridi olurdu.
KARINCADAN ALINAN İBRET
Emîr Timur’a, “Emîrlik gibi yüksek bir makama nasıl eriştin?” diye suâl ettiler. Şöyle cevap verdi:
“Aslâ ümitsizliğe düşmedim ve hiçbir güçlükten yılmadım. Maksadıma erişmek için bir karıncadan ibret aldım. Bir gün düşmanlarımdan kaçmış, bir harabeye sığınmıştım. Âkıbetimden endişe etmekteydim. Ansızın gözüm bir karıncaya tesadüf etti. Kendinden daha büyük bir buğday tanesini almış, duvardan yukarı çıkıyordu. Yolun yarısına varınca, buğday ağır olduğu için yere düşüyordu. Karınca tekrar alıp çıkmaya çalışıyordu. Saydım; bu hâdise altmış-yetmiş defa tekrar etti. Karınca, vazgeçmedi ve en sonunda buğday tanesini, duvardan yukarıya çıkarıp maksadına erişti. Bu vaziyeti görünce, ondan ibret aldım. Bende bir ümit peydâ oldu ve kendi kendime, ‘Ben, bu karıncadan daha âciz değilim!’ dedim ve maksadıma erişinceye kadar aslâ ümitsizliğe düşmedim, hiçbir güçlükten yılmadım.” (Orta Şekerli Tarih, Yedikıta Kitaplığı)
30 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[30/4 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Güzel ahlâkın en güzeli sana gelmeyene senin gitmendir, seni mahrum edene senin iyilik etmendir. Sana zulmedeni affetmendir. Halkın sana ihtiyacı, Hakkın nimetinin revaç bulmasıdır.[Erzurumlu İbrahim Hakkı]
[30/4 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: ZEYD B. SÂBİT (R.A.)
Bu azîz sahâbî Peygamberimiz (s.a.s.)’in vahiy kâtiplerindendir. Kur'an konusunda derin bir bilgiye sahip olduğu için kıraat ilminde, fetvada ve özellikle mîras hukûkunda önder bir şahsiyetti.
Peygamberimiz (s.a.s.) Medine’ye hicret ettiği zaman, 11 yaşında bir yetimdi. Çocukken 17 sûre ezberlemişti. Peygamberimiz (s.a.s.) ha- yattayken Kur'an'ın tamamını ezberleyen 3 kişinin arasında yer al- mıştı. Ezberinde olan Kur'an'ı Peygamberimiz (s.a.s.)’e arzetmişti.
Peygamberimiz (s.a.s.), Zeyd’e Süryânîce’yi ve İbrânîce’yi öğrenme- sini emretti. O da öğrenerek tercümanlığını ve yazışmalarını yürüttü. O’nun vefatından sonra Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in katipliklerini; mushafı cem’ etmek/derlemek ve çoğaltmak üzere vahiy katiplerin- den ve önde gelen hafızlardan oluşturulan komisyonun da başkanlı- ğını yapmıştı.
RİYA
Dinî bir kavram olarak, sırf Allah rı- zası için yapılması gereken ibadetle- ri ve güzel davranışları kendini beğendirmek ve insanlara göstermek amacıyla yapmak demektir.
Riya, yapılan ibadet ve güzel amelle- rin sevabını ortadan kaldırır (Bakara, 2/264). Riyanın iki sebebi vardır: İmandaki zayıflık; mal, mülk, makam ve şöhret gibi dünyalık hırsı.
Riya daha çok nâfile ibadetlerde olursa da farzlarda olması da müm- kündür. Allah Teâlâ, Kur’an’da: “ Ya- zıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almaz- lar.Onlar (namazlarıyla) gösteriş ya- parlar.” (Mâ’ûn, 107/4-6) buyuruyor.
ÖZLÜ SÖZ
Uryan geldim yine uryan giderim, Ölmemeğe elde fermanımmı var Azrail gelmişte can talep eyler, Benim can vermeğe dermanımmı var. (Karacaoğlan)
[30/4 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: A) RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Ramazandan bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasten veya yanılarak niyeti terketmek suretiyle olabilir. Her ne sebeple olursa olsun gününde tutulamamış ramazan orucunun kazâ edilmesi gereklidir. Aynı şekilde kefâret, adak veya başlanıp bozulmuş nâfile oruçların kazâsı da gereklidir. Başlanıp tamamlanmamış nâfile oruç meselesinde, Şâfiîler hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezken, Mâlikîler sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.
Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir. Şâfiîler'e göre ise bir ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.
B) KEFÂRET ORUCU
Ramazanda özürsüz olarak oruç tutmamak büyük günahtır. Müslüman kişinin mazeretsiz olarak oruç yemesi son derece uzak ihtimaldir. Bununla birlikte ramazanda mazeretsiz olarak kasten oruç yemek, ramazanın saygınlığını ihlâl etmek anlamına geleceği için kefâret ödemek gerekir. Kefâret için genel olarak önerilen üç seçenekten sadece ikisinin günümüzde tatbik imkânı vardır ki bunlardan birisi iki ay peş peşe oruç tutmak, ikincisi 60 fakiri doyurmaktır. Toplumsal şartlar gereği ve bir anlamda köleliğin kaldırılması hedefine yönelik olarak önerilen köle âzat etme seçeneği köleliğin ortadan kalkmasıyla uygulama dışı kalmıştır.
Hanefîler, kefâret seçeneklerinde sıra gözetmenin gerekli olduğunu savundukları için öncelikle iki ay peş peşe oruç tutmayı, bu mümkün olmazsa diğer seçenek olan altmış fakiri doyurma seçeneğinin uygulanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Mâlikîler ise, sıra gözetmeksizin herhangi bir seçeneğin yerine getirilmesini yeterli görmüşlerdir.
Araya hayız ve nifas gibi doğal mazeretlerin girmesi durumu kefâret orucunun peş peşe oluş özelliğine zarar vermez. Bu haller geçtikten sonra yeniden niyet edilerek kalınan yerden devam edilir.
Ramazanda oruç bozmanın kefâretle cezalandırılmasının altında, ramazanın saygınlığına karşı işlenmiş bir suç bulunması yatar. Ramazanda oruç bozmak, ramazan ayına ve ramazan orucuna yapılmış bir hürmetsizlik olduğu için böyle yapan kimseler için kefâret öngörülmüştür. Bu espriyi dikkate alan bazı fakihler, kefâreti oruç tutmamanın değil, orucu bozmanın cezası olarak değerlendirip, ramazan ayında ramazan orucuna niyet edilmediği takdirde oruç yemenin kefâreti gerektirmediğini söylemişlerdir. Fakat bu görüş, pek anlamlı ve isabetli görünmemektedir. Çünkü, niyet etsin veya etmesin, ramazanda mazeretsiz olarak oruç yiyen/tutmayan kişi, ramazan orucuna olmasa bile ramazan ayına saygısızlık etmiş olmaktadır. Öte yandan bir ramazanda birden fazla oruç yemek durumunda sadece bir kefâretin öngörülmesi, kefâret konusunda tek başına orucun değil, bir bütün olarak ramazanın göz önünde tutulduğunu göstermektedir. Şayet kefâretin sebebi ramazan orucu olacak olsaydı, bozulan her bir ramazan orucu için kefârete hükmedilmesi gerekirdi.
Esasen ramazan ile ramazan orucunu birbirinden ayırmak da gerçekte mümkün değildir. O halde Hanefîler'in ortaya attığı bu görüşün anlamı nedir? Öyle sanıyoruz ki, ramazan ayı ile ramazan orucunun birbirinden ayrılması zihnen mümkün olsa bile gerçekte böyle bir şeyin mümkün olmadığını elbette onlar da bilmekteydiler. Fakat hukuk tekniği bakımından kendi görüşleri arasındaki tutarlılığı kaybetmemek ve bu yönden tenkide mâruz kalmamak için bu ayırımı yapmak durumunda kalmışlardır. Bu bakımdan teknik bir ayrıntının sonucu olan bu görüşü, aslî bir görüş gibi değerlendirip, 'canım, niyet etmediğimi
[30/4 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Hac, bilinen aylardadir Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramini giyerse), hac esnasinda kadina yaklasmak, günah sayilan davranislara yönelmek, kavga etmek yoktur Ne hayir islerseniz Allah onu bilir (Ey müminler! Ahiret için) azik edinin Bilin ki azigin en hayirlisi takvâdir Ey akil sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakinin (BAKARA/197)
[30/4 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: ORUCUN VE RAMAZAN AYININ FAZİLETİ
3082 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: 'Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti.'
'Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''
3083 - Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: 'Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa 'ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''
Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).
3084 - Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''
Tirmizi, Cihâd 3, (1624).
3085 - Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.''
'Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''
Nesâi, Sıyam 43, (4, 165).
3086 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.'
Buhari, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43, (4, 168); Tirmizi, Savm 55, (765).
Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyâde var: 'Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.''
3087 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: 'Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.''
Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746).
3088 - Yine Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'ResuluIIah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.'
Buhari, Savm 5, Bed'ü'I-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4, 129).
3089 - Nesâi 'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: 'Bir münâdi, her gece şöyle nida edip bağırır: 'Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden tut!''
Nesâi, Savm 5, (4, 130).
3090 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?'' diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
'Ramazanı ta'zim için Şa'bân!' Tekrar soruldu:
'Hangi sadaka efdaIdir?''
'Ramazanda verilen!'' cevabını verdi.''
Tirmizi, Zekat 28, (663).
ORUCUN FARZLARI, SÜNNETLERİ VE AHKÂMI
3091 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ramazanı zikrederek buyurdular ki: 'Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın, yine (müteakip) hilâli görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin.''
Buhari, Savm 11, 5, 13, TaIâk 25; Müslim, Sıyâm 9, (1080); Muvatta, Sıyâm 1, (1, 286); Ebu Dâvud, Savm 4, (2320); Nesâi, Savm 10, 11, (4, 134).
Buhari'nin bir rivayetinde: 'Bulut, görmenize mâni olursa sayıyı otuza tamamlayın'' denmiştir. Müslim ve Nesâi'nin Ebu Hüreyre'den kaydettikleri bir rivayette: 'Hava bulutlu ise otuz gün
[30/4 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Hz. Enes (radıyallahu anh) bildiriyor; Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: 'Sizden biri, beni, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz'
Buhârî, İman 8; Müslim, İman 70, (44); Nesâî, İman 19,(8,114, 115).
Nesâî'nin bir rivayetinde '...malından ve ailesinden daha sevgili...' denmektedir.
[30/4 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.115]
[30/4 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bizi bağışla, bize merhamet eyle, (ibadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı, dualarımızı) kabul eyle, bizi cennete koy, bizi cehennemden azad eyle, bütün işlerimizi ıslah eyle.” (Ibn Ebû Şeybe, Duâ, 135,No:29342)
[30/4 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Ana baba âhı alma. Ana baba âhının zehirini içen kurtulamaz.[Prof. Ali Fuat Başgil]
[30/4 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.RİBİ BİN ÂMİR
Hz. Ömer'in hilafeti zamanı idi. İslâm adaleti altında müslümanlar, bir taraftan altın devirlerini yaşarken, diğer taraftan da İslâm orduları, dört bir cephede yeni fetihler yapıyor, zaferler kazanıyor ve İslâm topraklarını genişletiyorlardı. Zincirlerle bağlıydılar
Sâd ibni Ebî Vakkas'ın kumandası altındaki 34 bin kişilik İslâm ordusu, Acem topraklarına dayanmıştı. Resul-i ekremin duâsının gerçekleşmesine çok az bir zaman kalmıştı. İran Kisrası Resul-i ekremin mektubunu parçalamış, Resulullah efendimiz de, “Ya Rabbi, nasıl o benim mektubumu parçaladıysa, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et” diye duâ etmişti.
Bu duâ gerçekleşmiş, İran Kisrası, oğlu tarafından hançer ile öldürülmüş, şimdi sıra mülkünün parçalanmasına gelmişti.
İran kisrası Yezd-i Cürd'ün kumandanı Rüstem, İslâm ordusuna karşı hazırlıklarını tamamlamıştı. İslâm ordusunun 34 bin mevcuduna karşılık, İran ordusunun 80 bin yedeği yanında 120 bin mevcudu vardı. Bu mevcudun 30 bini, kaçmaması için zincirlerle birbirine bağlanmıştı.
İslâm ordusu, dinimizin emrine uyarak, elçiler göndererek, önce düşmanını İslâm dinine davet ediyordu. Bunun için Rüstem'e de birkaç defa elçi gönderilmişti. Rüstem her seferinde reddetmişti.
Rüstem'in yanına giden ikinci elçi de Ribî bin Âmir idi. Rüstem'in yanına vardığında, hiç görmediği şatafatlı bir manzara ile karşılaştı. Rüstem'in bulunduğu yer, nakışlı yastıklar, kadifeden halılar, inci ve yakutlar ve daha birçok zinetlerle süslenmişti. Rüstem, altından yapılmış bir koltukta oturuyor, etrafındaki insanlar bir köle gibi kendisine hizmet ediyorlardı.
Ribî'nin ise eski bir kıyafeti, eğri bir kılıcı, yer yer eğilmiş bir kalkanı ve çelimsiz bir atı vardı. Ancak gördüğü şatafat Ribî bin Âmir'i hiç mi hiç cezbetmemişti. Bütün bu gördüklerine karşılık, onun da sarsılmaz bir imanı, yıkılmaz bir şecaati ve cesareti vardı.
Böyle kabul ederseniz...
Halılarla örtülü yere varınca, atından indi ve hemen oraya atını bağladı. Silahı, zırhı üzerinde ve miğferi başında idi. Ona, “Silâhını bırak” dediler. O da şu cevabı verdi:
- Beni böyle kabul ederseniz ne âlâ, yoksa döner giderim.
Orada bulunanlar, bu çelimsiz insandan çıkan cesurane sözler karşısında şaşırıp kalmışlardı.
Rüstem, “Bırakın onu” dedi. Ribî ilerledi ve Rüstem'in yanına yaklaştığında, mızrağını yere sapladı. Yerde ise ipekli yastıklar vardı. Mızrağın keskin ucu, ipek yastıkları delip geçti. Etrafındakilerin fevkalâde değer verdiği bu süslü yastıkların, Ribî için hiçbir ehemmiyeti yoktu. Onun tek düşündüğü, elçilik vazifesini, İslâmın izzetine uygun bir şekilde yerine getirebilmekti. Ribî, süslü yastıklara aldırmayıp yere oturdu.
İslâm elçisi Ribî bin Âmir'in, huzurunda mızrağını yere saplamasından sonra, Rüstem dedi ki:
- Ne diyorsan, anlat bakalım!
Ölen için cennet var
Ribî şöyle cevap verdi:
- Allahü teâlâ, dilediği kimseleri, kula kulluktan kendisine
kulluğa, dünya sıkıntılarından feraha çıkaralım, bâtıl dinlerinin zulmünden kurtarıp İslâm adaletine ulaştıralım diye, bize bir Peygamber gönderdi. Kim bu dini kabul ederse, bizden olur, biz de döner gideriz. Kim de kabul etmezse, Allahın vâd ettiğine kavuşuncaya kadar onunla savaşırız.
- Allahın vâd ettiği nedir?
- Kâfirlerle savaşırken ölen için cennet, geride kalanlar için ise zaferdir.
- Söylediklerini dinledim. Bu mevzuu düşünmemiz için bize mühlet verir misin?
- Evet, istediğiniz mühleti veririz.
- Kaç gün mühlet verirsiniz?
- Bir veya iki gün ancak mühlet veririz.
Bunun üzerine Rüstem dedi ki:
- Hayır. Âlimlerimiz ve reislerimizle mektuplaşmamız için bu vakit az olur.
Onun bu cevabı üzerine Ribî dedi ki:
- Peygamberimiz düşmanla karşılaştığımız zaman, üç günden fazla mühlet vermememizi em
[30/4 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: Hangi şeyler orucu bozup sadece kazayı gerektirir?
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir. Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup, ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç, kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.
[30/4 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: AFÎF
Temiz, iffetli, nâmuslu, haramdan (günahtan) sakınan. (Bkz. İffet)
[30/4 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten dururken ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?
Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması halinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, III, 215-219). Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75; Mehmet Zihni, Nimet-i İslam, 602).
Fakat hayvan elinde emanet olan kişi, ister satıcı olsun ister başkası, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkar davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75). Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. Çünkü ona kurban kesmek vacip değildi, satın almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştı. Aldığı hayvan ölünce, vucubiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74; Kasani, Bedaiu’s-sanai, Beyrut 1982, V, 68).
[30/4 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: MEŞ'AR-İ HARÂM
Müzdelife'de Kuzeh dağı üzerinde bir tepedir. Zirvesinde silindir biçiminde 'Mîkade' denilen ışıkla aydınlatılmış bir taş vardır. Müzdelife'de yapılan vakfenin Meş'ar-i Harâm yakınında yapılması sünnettir.
[30/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. On(un üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz o, her şeye gücü hakkıyla yetendir.'
(Fussilet, 41/39)
http://www.duavesureler.com
[30/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü'min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.'
(Buhârî, 'Îmân', 7; Müslim, 'Îmân', 71)
http://www.duavesureler.com
[30/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Açlıktan sana sığınırım. Çünkü açlık, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten de sana sığınırım. Çünkü hainlik, ne kötü bir sırdaştır.'
(Ebû Dâvûd, 'Salât', 367; Nesâî, 'İstiâze', 19; İbn Mâce, 'Etime',53 )
http://www.duavesureler.com
[30/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanların en âcizi, duadan âciz olan kimsedir. İnsanların en cimrisi de selâm vermekte cimrilik gösteren kimsedir.' (Hadis-i Şerif)
Semerkand Takvimi
[30/4 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları - Peygamberlere İman
1. İmanın şartlarından biri de peygamberlere inanmaktır. Herhangi bir peygamberi inkâr eden kişiye mümin diyemeyiz.
2. Peygamberler tüm yaratılmışlardan, insanlardan, cinlerden ve meleklerden üstün kılınmışlardır.
3. Peygamberler günah işlemez. Bazı peygamberlerin yaptıkları küçük sayılacak hatalara ise günah denemez. O hatalar bizler için ibret ve hikmet vesileleridir.
4. İlk peygamber Hz. Âdem [aleyhisselâm], son peygamber de Hz. Muhammed’dir [sallallahu aleyhi vesellem]. Peygamber Efendimiz’den sonra da kıyamete kadar bir daha peygamber gelmeyecektir.
5. Peygamberi yalnızca Allah seçer. Peygamberler, insanları kötü işlerden menederek iyiye sevkeden rehberlerdir.
6. Peygamberlerin, Allah’ın ikramı olan mucizeleri vardır. Mucizelerle inkârcılara karşı mücadele etmişlerdir.
7. Allah Teâlâ tarafından insanlara öğretilmek üzere yeni hükümlerle gönderilenlere resûl , kendinden önceki peygamberin getirdiği hükümleri tebliğ etmekle yükümlü olan peygamberlere ise nebî denir. Her resûl aynı zamanda nebîdir; ama her nebî, resûl değildir.
8. Tüm insanlar gibi peygamberler de fânidirler. Bu fânilik zâhirîdir. Çünkü onlar, kabirlerini ziyaret edenleri işitir ve verilen selâma karşılık verirler.
Semerkand Takvimi
[30/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. On(un üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz o, her şeye gücü hakkıyla yetendir.'
(Fussilet, 41/39)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=G01WL6fV4zk=
[30/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Müslüman, kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın.'
(Müslim, 'Büyu', 9)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=G01WL6fV4zk=
[30/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Her türlü övgü Sana mahsustur. Allah’ım! Senin bolca verdiğine mani olacak yoktur, kıstığını açacak da yoktur. Dalalette bıraktığına hidayet verebilecek yoktur, hidayet ettiğini de sapıtabilecek kimse yoktur. Men ettiğini verecek kimse yoktur, verdiğine de mani olacak kimse yoktur. Uzaklaştırdığını yakınlaştırabilecek yoktur, yakınlaştırdığını da uzaklaştıracak kimse yoktur...'
(Hâkim, 'De’avât', No:1898)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=G01WL6fV4zk=
[30/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Kıyamet Gününde Allah katında kulların en üstünü, Allah'ı çok zikredendir. Hadis-i Şerif
[30/4 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı haliniz nice olurdu?
(Nûr, 24/10)
[30/4 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
(Ibn Majah)
[30/4 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Senden sıhhat, iffet, emanete riayet, güzel ahlâk ve takdire rıza niyaz ediyorum.
[30/4 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Kabid
Dilediğine rızkı daraltan, ölüm zamanı gelenlerin ruhlarını kabzeden
[30/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Papaz ve Hz. Ali (r.a)
Hz. Ali r.a. ordusu ile harbe gitmekteyken uğradığı son bir kaç konak yerinde su bulamaz. Sonunda bir kilise görür ve o yana yönelirler. Kiliseye varır su isterler.
Kilisedekiler:
-10 mil uzakta su var.
Hz. Ali r.a.
- Oraya gitmeye gerek yok şurayı kazın.
İşaret edilen yer kazılır. Büyük bir taş ortaya çıkar. Uğraşırlar uğraşırlar değil taşı kaldırmak oynatamazlar bile.
Hazret-i Ali r.a. gelir. Mübârek parmaklarını taşın altına sokarlar, sanki bire tüy misali kalkar. Taşın kalkmasıyla beraber saf, tatlı ve soğuk bir su fışkırır. Sevinç ve şükürle sular içilir, kaplar dolar.
Kilisenin Papazı diğer kilisedekiler uzaktan onları seyretmektedirler, durumu görünce, Sevinç içinde Hz. Ali'nin huzûruna gelir ve sorarlar:
-Peygambermisiniz?. Yoksa...
-Hayır ben peygamber değilim, ama son peygamberin dâmâdı ve halifesiyim!
Papaz hemen kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olup şöyle der:
-Ey mü'minlerin emiri! Bu kiliseyi, bu taşı kaldıran zâtı bekleyip görmek için yapmışlardır. Kitaplarımızda yazar, büyüklerimiz anlatırdı; burada bir kuyu vardır. Üzerindeki taşı peygamber veya onun Halifesi kaldırabilir. Bu taşı sizin kaldırdığınızı görünce, yıllardır beklediğim arzuya kavuştuk.
Hazret-ü Ali buyurdu ki:
-Allahü teâlâya hamd olsun!
Ve râhib orduya katılıp, şehit olmak saâdetine kavuşur.
[30/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ım! Helâl olan nimetlerinle yetinmemi, haramlardan müstağni olmamı ihsan eyle, fazlı kereminle beni Senden başkasına muhtaç eyleme.
اَللّٰهُمَّاكْفِنِي بِحَ لَالِكَ عَنْ حَرَامِكَ وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ
Allahummekfini bi-halalike ‘an haramike ve eğnini bi fadlike ‘ammen sivake.
[30/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Kâbe'yi haccetmendir.
(Müslim, Îmân, 1)
[30/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR...... ŞAİRLERDE BAYRAK
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, şayet uğrunda ölen varsa vatandır.
A. Mithat Cemal Kuntay
Denildi mi bir yerin adına, Türk beldesi,
Gözüm al bayrak arar, kulağım ezan sesi,
Necip Fazıl Kısakürek
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor.
Mehmet Akif Ersoy
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın,
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Arif Nihat Asya
Benim bayrağım bile tarifsiz bir türküdür!
Yavuz Bülent Bakiler
Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!
Mehmed Emin Resulzade
Göklerde ay yıldızım, sen gururla dalgalan,
Kanımız sana renk, canımız mukaddes vatan.
Cafer Genç
“Ha al bayrak, ha gök bayrak. Kıyâmet kopana dek bizim bayraklarımız inmez.”
Dilaver Cebeci
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin İstiklal!
Mehmet Akif Ersoy
Şehit olursam bu bayrağı üzerime örtün.
Vatan, bayrağın dalgalandığı yer değil midir?
Ömer Seyfettin
Uğruna ölmekse seni yaşatmak,
Bin kere ölürüm de adına leke sürdürmem.
Gururdur, nâmustur, bayrak ve sancak.
Aksa da kanım, zâlimi güldürmem!
Necip Fazıl Kısakürek
GÜNÜN TARİHİ......... GAZNELİ MAHMUD
Gazneli Mahmud “rahmetullahi aleyh”, Müslüman Türklerin yetiştirdiği en büyük hükümdarlardandır. İlk Türk-İslâm devletlerinden olan Gazneliler Devleti, bugünkü Hindistan, Pakistan, İran, Afganistan toprakları üzerinde Sultan Gazneli Mahmud tarafından kurulmuştur. Edebiyat ve ilme çok önem verirdi. Sık sık, İslâm âlimlerini meclisine davet ederdi. Âlimlere, din adamlarına, sanatkâr ve askerlere çok önem verir, ihsanlarda bulunurdu. 45 senesi, harplerde geçti. Büyük asker, 61 yaşında, 30 Nisan 1030’da vefât etti.
30.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[30/4 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Rafi' İbnu Hadic (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Zekatı hakkaniyetle toplayan tahsildar evine dönünceye kadar, Allah Teala yolunda cihad yapan asker gibidir.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, İmaret 7, (2936), Tirmizi, Zekat 18, (645), İbnu Mace, Zekat 14, (1809)
Hadisin Açıklaması:
1- Zekâtı hakkaniyetle toplamaktan maksad adalet üzere, dürüstlükle veya ihlâsla ve sevap kazanmak ümidiyle toplamaktır.
2- Allah yolunda gazi gibi olması, beytü'lmâl için zekâtı tahsil etmesinden ileri gelir. Bu, Allah yolunda yapılan bir amel olduğu için, Allah yolunda yapılan gazâya (cihâda) benzetilmiştir. İbnu'l-Arabî, Ârızatu'l-Ahvazî'de der ki: 'Mâna sahihtir. Zîra Allah büyük lütufların sâhibidir. (Resûlullah) buyurdular ki: 'Kim bir gâziyi techiz etmiş ise o da gazveye katılmış (gibi sevaba iştirak etmiş)tir. Kim de hayırla ailesine nezâret etmişse o da gazveye katılmış (gibi sevaba iştirak etmiş)tir.' Zekât toplayan tahsildar da cihad yapanın halîfesidir. Çünkü, Allah yolunda (cihad için gerekli) malı toplamaktadır. Öyle ise bu kimse ameliyle cihâd yapmış olmaktadır, niyyetiyle de cihâd yapmaktadır. Nitekim aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Medîne'de özrü sebebiyle kalan bir grup vardır ki, onlar, siz hangi vâdiyi geçseniz, hangi beli aşsanız, sevapda sizinle birliktedirler.' Öyle ise cihad edenler için çalışmak, onlara bedel iş görmek, Allah yolunda harcanacak malı toplamak özrüyle cihada katılamayanlar nasıl cihad sevabından mahrum kalırlar? Nasıl cihâd zarûrî ise, cihad için gerekli olan malın toplanması da zarûrîdir. Yani bu iki şey niyette de ortaktır, amelde de ortaktır, öyle ise sevapta da ortak olmaları gerekir.'
[30/4 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Haberiniz olsun ki gerek ehl-i kitaptan olsun, gerek müfriklerden (Allâh’ı ve Resûlü Muhammed Mustafa’yı) inkâr edenler hepsi ebedî olmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar halkın en şerlileridir. (Beyyine Sûresi, âyet 6)
[30/4 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Sizden birisi namaz kıldığında hakikatte Rabbiyle konuşmaktadır. Öyleyse nasıl konuştuğuna dikkat etsin. Ravi: Hakim, Mustedrek 1/336
[30/4 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Câbir Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm kertenkeleyi haram kılmadı. Lakin ondan tiksindi. O, bütün çobanların yiyeceğidir. Allah Teâla hazretleri ondan birçok kimseleri faydalandırır, yanımda olsaydı ben de yerdim.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3239) - Hds :(6951)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[30/4 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: gözetmek, putları kırmak, Allah’ın birliğini kabul edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere” buyurdular.
BÖLÜM: 41
ANA BABAYA KARŞI GELMENİN VE
AKRABA İLE İLGİYİ KESMENİN HARAMLIĞI
قال الله تعالى : عَسَيْتُمْ أن تَوَلَّيْتُمْ أن تُفْسِدُوا فِى الأرض وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ اُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمَى اَبْصَارَهُمْ..
“Siz ey münafıklar işbaşına gelecek olursanız yeryüzünde fesat çıkarmak akrabalık bağlarını parçalamak sizden umulur değil mi? Onlar öyle kimselerdir ki, Allah onları lanetleyip sağır yapmış ve gözlerini de kör etmiştir.” (47 Muhammed 22-23)
قال الله تعالى : وَالَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أمر اللهُ بِه أن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الأرض اُولَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ..
“Fakat yaradılışlarının gereği olan doğal bir anlaşmaya dayanır olmalarına rağmen, Allah’la olan bağlantılarını bozup, Allah’ın sıkı tutulmalarına emrettiği bağları kesen ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kimselere gelince. İşte Allah’ın laneti böylelerinedir. Öte dünyada varılacak yerlerin en kötüsü de onlara ayrılmıştır.” (13 Ra’d 25)
قال الله تعالى : وَقَضَى رَبُّكَ ألا تَعْبُدُوا إلا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إحسانا اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّياني صَغِيرًا.
“ Çünkü Rabbin kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya babaya iyilik etmenizi buyurmuştur. Eğer onlardan biri yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ererse onlara öf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle ikisine karşı da merhamet kanatlarını indir, mütevazi ol veya Rabbim, de: Onlar çocukluğumda beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse sen de onlara öylece merhamet et.” (17 İsra 23-24)
338- عَنْ أبي بَكْرَةَ
قال قال النَّبِيُّ
:
ألاأنبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ؟ –ثَلاَثًا- قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ قال : الإشْرَاكُ بِاللَّهِ وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ' وَجَلَسَ وَكان مُتَّكِئًا. فَقال : 'ألا وَقَوْلُ الزُّورِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ' قال : فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا لَيْتَهُ سَكَتَ
338: Ebu Bekre Nüfey ibni Haris (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) : “Büyük günahların en
[30/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Allah sizi, yeminlerinizdeki rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
-Maide Suresi, 89
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[30/4 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3566]
Ebu Dâvud'da, İbnu Abbâs'tan yapılan bir diğer rivâyet şöyledir: 'Ali radıyallahu anh yanıma girdi. Su dökmüş (küçük abdest bozmuş) idi. Abdest suyu istedi. İçinde su olan bir kap getirdik. Bana:
'Ey İbnu Abbâs! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın nasıl abdest aldığını sana göstereyim mi?' dedi. Ben de: 'Evet göster!' dedim. Bunun üzerine su kabını elleri üzerine eğdi ve ellerini yıkadı. Sonra sağ elini kaba soktu, onunla diğeri üzerine su döktü, sonra iki avucunu yıkadı. Sonra mazmaza ve istinşakta bulundu. Sonra iki elini birden kaba soktu. İkisiyle birlikte su avuçlayıp yüzüne çarptı. Sonra başparmaklarını kulaklarının ön kısmına soktu. Sonra ikinci, üçüncü sefer aynı şeyleri tekrar etti. Sonra sağ eliyle bir avuç su aldı ve bunu alnına döktü ve yüzü üzerine akmaya bıraktı. Sonra dirseklerine kadar kollarını üçer kere yıkadı. Başını ve kulaklarının arkasını meshetti. Sonra tekrar her iki elini beraberce kaba soktu. Bir avuç su alıp onu pabuç içinde olan (sağ) ayağına vurdu ve o su ile ayağını yıkadı. Sonra aynı muameleyi diğer ayağına, (sola) yaptı.''
(Abdullaş el-Havlani) der ki: '(İbnu Abbâs'a) sordum: 'Ayaklar ayakkabı içinde olduğu halde mi?''.
'Evet dedi, ayakkabı içinde olduğu halde.'' Ben tekrar sordum:
'Ayakkabı içinde mi?''
'Evet! dedi, ayakkabı içinde!' Ben tekrar sordum: 'Ayakkabı içinde mi?''
'Evet! dedi, Ayakkabı içinde.'
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (117).
Nesâi'nin bir diğer rivâyetinde şöyle denmiştir. '...Sonra bir avuç su ile üçer defa mazmaza ve istinşakta bulundu.'
Nesâi, Tahâret 76, (1, 68).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[30/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır. - Nahl - 106. Ayet
[30/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse, iman etmiş olmaz. - İbn Şeybe, Musannef, İman ve Rüya,6
[30/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” - Muhammed, 47/7
[30/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Havâic-i asliyye temel ihtiyaçlar anlamına gelip zekâta tabi olmayan mallar için kullanılan fıkhî bir tabirdir.##Zekât ve sadaka-i fıtırla yükümlü olmak için kişinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin temel ihtiyaçlardan yani havâic-i asliyyeden fazla olarak nisap miktarı mala sahip olma şartı vardır.##Temel ihtiyaçlar, kişinin yaşamını devam ettirmesi için gerekli zaruri şeylerdir. Bir malın temel ihtiyaçtan sayılmasında kullanılan en temel ölçüt, o malın kişinin sağlık ve güvenlik içinde yaşamasını temin eden veya buna birinci derecede yardımcı olan bir özellik taşımasıdır.##Barınma, nafaka (yiyecek, giyecek ve sağlık giderleri), ulaşım, eğitim, ev eşyası, elektrik, su, yakıt, aidat gibi giderler havâic-i asliyyeden sayılır. Sanat ve mesleğe ait alet ve makineler, kitaplar, güvenlik amacıyla kullanılan aletler de havâic-i asliyye arasındadır. - HAVÂİC-İ ASLİYYE NEDİR?
[30/4 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Ahlâkın Önemi ve Arındırmaya Elverişli Olması
3- İslam dini, ahlaka pek büyük bir kıymet ve önem vermiştir. Aslında İslam, bir ahlak ve fazilet, bir hikmet dinidir. Öyle ki, Peygamber Efendimiz buyurmuştur:
'Ben, ancak mekâkim-i ahlakı (ahlakın iyi ve güzel olanlarını) tamamlamak için gönderildim.'
İslamda, insanların manevî kıymetleri, sahib oldukları ahlaka göredir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır.'
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) diğer bir hadis-i şerifde buyurmuştur:
'Allahü Teala'ya kullarının en sevgilisi, ahlakça en güzel olanıdır.'
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua buyururdu:
'Allah'ım! Ben, senden sağlık, afiyet ve güzel ahlak dilerim.
[30/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre
[30/4 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Resülü! elbiseye değen meziden ne yapmalıyım?'' dedim.
'Bir avuç su alıp, bunu, mezinin değdiğini zannettiğin yerlere serpmen sana yeterlidir!' cevabını verdi.''
Ebu Dâvud, Tahâret 83, (210); Tirmizi, Tahâret 84, (115); İbnu Mâce, Tahâret 70, (506).
3636 - Abdullah İbnu Sa'd el-Ensâri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'dan guslü gerektiren şeyler nelerdir, sudan sonra olan sudan sordum. Şu cevabı verdi:
'Bu mezidir. Her erkek mezi ifrâz eder. Mezi akınca fercini ve husyelerini yıkarsın, ve namaz abdestiyle de abdest alırsın.'
Ebu Dâvud, Tahâret 83, (211).
3637 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben de (meziyi), kendimden ipek ipliği gibi iner görürdüm. Öyleyse bunu sizden biri görünce (telaşlanmayıp) zekerini yıkasın ve namaz abdestiyle abdest alsın.' Burada meziyi kastetmiştir.- '
Muvatta, Tahâret 54, (1, 41).
KUSMUK
3638 - Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (bir keresinde) kustu ve abdest aldı.'' Ma'dân der ki: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ın âzadlısı Sevban radıyallahu anh'a Şam câmiinde rastladım. Bu meseleyi ona hatırlattım ve ondan (mahiyetini) sordum. Şu cevabı verdi:
Doğru söylemiş, o zaman abdest suyunu da Resulullah (aleyhissalatu vesselam)'ın kendilerine ben dökmüştüm.'
Ebu Dâvud, Savm 32, (2381); Tirmizi, Tahâret 63, (87).
KAN
3639 - Misver İbnu Mahreme'nin anlattığına göre: 'Ömer İbnu'I-Hattab radıyallahu anh'ın hançerlendiği gece huzuruna girdi ve Ömer'i sabah namazı için uyandırdı. Ömer radıyallahu anh:
'Namazı terkedenin İslam'dan nasibi yoktur!'' buyurdu. Sonra Ömer, yarasından kan aktığı halde namaz kıldı.''
Muvatta, Tahâret 51, (1, 3 9-40).
3640 - Hz Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor 'Resulullah aleyhissalâtu vesselam'la birlikte Zâtu'r-Rikâ' gazvesine çıktık. (Askerlerden) bir kişi, müşriklerden birinin hanımına temasta bulundu. Kocası da:
'Muhammed'in Ashabından kan dökmeden geri dönmeyeceğim'' diye yemin etti. Evinden çıkıp
[30/4 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Yüksek kapınıza dördüncü olarak sunulur ki, Hâce hazretleri [ya’nî, Ubeydüllah-i Ahrâr] (Fıkarât) kitâbında buyuruyor ki, (Sonunda zikr yapmak emr olunur. Çünki, birçok dilekler vardır ki, zikrsiz ele geçmez). Bu dileklerin ne olduğunu beyân buyurunuz.
Beşinci olarak yüksek kapınıza sunulur ki, çok kimse geliyor tarîkat öğretilmesini istiyorlar. Fekat, yidikleri lokmaların halâl olmasını gözetemiyorlar. Bu gevşek davranışları ile birlikde huzûra ve biraz şü’ûrsuzluğa kavuşdukları görülüyor. Lokmalara dikkat etmeleri için sıkışdırılacak olursa, istekleri gevşek olduğundan, büsbütün bırakıp gidecekler. Bunlara ne yapmamız emr buyurulur? Birçokları da, yalnız bu şerefli zincire halka olmak istiyor, zikr öğretilmesini istemiyorlar. Bu kadarcık bağlanmaları câiz midir, değil midir? Eğer câiz ise, nasıl yapacağımızı emr buyurunuz? Sözü
[30/4 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Hac ve Umre Geçerlilik Şartları
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Hac ve Umre Geçerlilik Şartları
Haccın geçerli yani sahih olabilmesi için üç şartın bulunması gerekir. Bu şartlar;
a) Hac yapmak niyetiyle ihrama girmek,
b) Özel vakit,
c) Özel mekandır.
a) İHRAM
İhram sözlükte “haram etmek, kendini mahrum bırakmak” anlamına geldiği gibi, “tazim edilmesi gereken zamana veya mekana girmek ve bunlara saygı duymak” anlamına da gelir. İhram ilmihal dilinde hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, diğer zamanlarda mubah olan bazı fiil ve davranışları belirli bir süre boyunca yani hac veya umrenin rükünlerini tamamlayıncaya kadar kendi nefsine haram kılması anlamındadır. Namaza başlama tekbiri anlamına gelen tahrime ile ihram kelimeleri aynı kökten türemiş ve anlamları birbirine çok yakın iki kelime olduğu gibi, ait oldukları ibadetteki fonksiyonları da birbirine çok yakındır. Hatta ihram için mecazen’haccın başlama tekbiri’ demek mümkündür.
Normal zamanda helal olan bazı fiiller ihramlı için yasak hale gelir. Kılık-kıyafet, cinsel hayat ve avlanmak gibi hususlarla ilgili olmak üzere gruplandırılabilecek bu yasakların ihlali, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezaları gerektirir. Bu cezalar kurban kesmek, sadaka vermek, bedelini ödemek ve oruç tutmaktan ibarettir.
Bu yasaklar niyet ve telbiye anından itibaren başlar ki, zaten niyet ve telbiye ihramın rüknüdür. Bu bakımdan hac ve umreye niyet edip telbiye yapmaya “ihrama girmek”, ihrama giren kişiye “muhrim” (ihramlı) denir. İhram giymek ise hac törenlerinin ifası sırasında giyilmek üzere yün, pamuk veya ketenden hazırlanmış beyaz renkli giysiyi (ihramlık) giymek anlamındadır.
aa) İhramın Rükünleri
Hanefi mezhebinde ihramın, niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü vardır. Bunlardan birini terkeden kimse ihrama girmiş olmaz. Diğer üç mezhebe göre ise ihrama girmiş olmak için sadece niyet yeterlidir.
1. Niyet. Niyet hac veya umre yapmaya karar vermek ve hangisini yapacaksa onu belirlemekle olur. Niyeti dil ile ifade etmek de müstehaptır.
Bir kimse Kabe’yi ve civarındaki kutsal yerleri ziyaret maksadıyla ihrama girdiği esnada, hacca m