[14/5 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: “Kişi dostunun dini yani hayat tarzı ve yaşantısı üzeredir. O halde kişi dost edineceği kimseye dikkat etsin.”
(Ebu Davud, Edeb 16, tirmizi, Zühd 45)
[14/5 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.
HÛD Sûresi 123.Ayet
[14/5 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: KİTAPLAR
1- Tevrat, Mûsâ Aleyhisselâm’a,
2- Zebûr, Dâvûd Aleyhisselâm’a,
3- İncil, Îsâ Aleyhisselâm’a,
4- Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberimiz MUHAMMED
MUSTAFA’ya (s.a.v.) gelmiştir. Kur’ânın gelmesiyle ilk
üçünün hükmü kaldırılmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm 114 sûre, 6666 âyettir. İki durak arasına
bir âyet denir. Kur’ân’ın bir harfi bile değişmemiştir.
Dünyadaki bütün Kur’ân’lar aynıdır. Kur’ân-ı Kerim
ebediyen Allah’ın himayesinde olup değişmeyecektir....Daha az
[15/5 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: 88 - Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Şefaat Duasını Ümmeti İçin Saklaması Bâbı
508- Bana Yunus b. Abdila'lâ rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi.
Dedi ki: Bana Malik b. Enes, İbn Şihap'tan, o da Ebû Selemete'bni Abdirrahman'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Her bir peygamberin bir duası vardır. (Allah'a) onunla dua eder. Ben duamı kıyâmet gününde ümmetime şefâ'at etmek için saklıyorum.» buyurmuş.
509- Bana Zuheyr b. Harb ile Abd b. Hümeyd de rivâyet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize Yâkub b. İbrahim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Şihâb’ın kardeşi oğlu amcasından rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Ebû Selemete'bni Abdirrahman Ebû Hüreyre'nin şöyle dediğini haber verdi Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)
«Her peygamberin bir duası vardır. Ben de İnsaallah duamı kıyâmet gününde ümmetime şefâ'at etmek için sakladım.» buyurdular.
510- Bana Zuheyr b. Harb ile Abd b. Hümeyd rivâyet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize Yâkub b. İbrahim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İbn Şihâb'ın kardeşi oğlu, amcasından rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Amr b. Ebî Süfyan b. Esid b. Cariyete' es-Sekafî bu hadisin mislini Ebû Hüreyre'den, o da Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti.
511- Bana Harmaletü'bnû Yahya rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Vehb haber verdi.
Dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihab'dan naklen haber verdi. Ona da Amr b. Ebi Süfyan bin Esîd bin Cariyete's-Sekafi haber vermiş ki: Ebû Hüreyre Kâ'bul ahbar'a söyle demiş: Nebiyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
Her peygamberin Allah'a dua ettiği bir duası vardır. Ben de inşallah duamı kıyâmet gününde ümmetime şefâ'at için saklamak istiyorum.» buyurdular.
Kâb Ebû Hüreyreye: «Bunu Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’den sen mi işittin?» diye sormuş. Ebû Hüreyre: «Evet» demiş.
512- Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Lafız Ebû Küreyb'indir. Dediler ki bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, o da Ebû Salih'den o da, Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti.
Dedi ki: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır ve her peygamber duasını evvelce yapmıştır. Fakat- ben duamı kıyâmet gününde ümmetime şefaat etmek için sakladım. İnşallah ümmetimden Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmadan ölenlere nasip olacaktır.» buyurdular.
513- Bize Kuteybetü'bnü Said rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerir Umâradan —ki İbn Ka'kaa'dır— o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Dedi ki Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Her peygamberin dua ettiği müstecap bir duası vardır. Onun bu duası kabul olunur da İsteği kendisine verilir. Ben duamı kıyâmet gününde ümmetime şefaat için sakladım.» buyurdular.
514- Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şu'be Muhammed'den ki İbn Ziyaddır rivâyet etti. Dedi ki Ebû Hüreyreyi şöyle derken işittim: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Her bir peygamberin bir duası vardır ki, onunla ümmeti hakkında dua etmiş ve kabul olunmuştur. Ben de İnşallah duamı kıyâmet gününde ümmetime şefaat için geri bırakıyorum,» buyurdular.
515- Bana Ebû Gassân El-Mismaî ile Muhammed b. El-Mu-sennâ ve İbn Beşşâ rda rivâyet ettiler. Lâfiz Ebû Gassân'indır. Dediler ki: Bize Muâz Yani İbn Hişam rivâyet etti.
Dedi ki: Bana babam, Kâta-de'den rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Enes b. Malik rivâyet etti ki Ne-biyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Her bir peygamberin ümmeti için dua ettiği bir duası vardır. Ben de duamı kıyâmet gününde ümmetime şefaat için sakladım.» buyurdular.
516- Bu hadisi bana Züheyr b. Harb ile İbn Ebî Halef de rivâyet ettiler. Dediler ki bize Kavh rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şu'be Katâde'den bu isnadla rivâyet etti.
517
[15/5 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâla hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.'
Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533).
Kütüb-i Sitte
[15/5 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: 48. Hz.Câbir bin Abdullah radıyallahu anh'dan rivayet edilmiştir: Rasûllullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;'Cennent'in anahtarı namaz,namazın anahtarı ise abdesttir'.(Müsned'i Ahmed)
[15/5 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Filistin Topraklarında İşgalci İsrail Devleti’nin İlanı 1948
• Hava Şehitlerini Anma Günü ve Havacılık Haftası 15-21 Mayıs
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları tutan onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.”
Maide 51
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Zulüm, zalim için kıyamet gününde zifiri karanlık olacaktır.”
Buhârî, Mezâlim, 8
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: ZULÜM CEZASIZ KALMAZ
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrâhîm, 14/42)
Bu ayet, mazlumlar için bir umut ve teselli; zalimler için bir ihtar ve tehdittir. Bu tehdide aldırış etmeyen zalimler, dünyada da ahirette de huzur bulamayacaktır. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır. Resûl-i Ekrem (sas)’in buyurduğu gibi, “Zulüm, zalim için kıyamet gününde zifiri karanlık olacaktır.” (Buhârî, Mezâlim, 8.)
İnsaf, vicdan ve merhamet duygularının yitirildiği, zulmün sıradanlaştığı ve zalimin destek bulduğu bir çağda yaşıyoruz. Hak ve hukuk tanımayan zorbalar, çocuk, yaşlı, kadın demeden mazlum Filistin halkının üzerine bombalar yağdırıyor. Gözü dönmüş caniler, dünyanın gözleri önünde Filistinli masum kardeşlerimizi katlediyor. Kan ve gözyaşından beslenenler, Kudüs ve çevresindeki Müslümanları, baskı ve şiddetle evlerinden, yurtlarından çıkarıyor, yaşama haklarını ellerinden alıyor. Mabet dokunulmazlığını hiçe sayıp Mescid-i Aksâ’nın maneviyatını çiğniyor. Ancak biz inanıyoruz ki mazlumla Allah arasında perde yoktur. “Kahhâr” olan Rabbimiz, zalimleri kahr u perişan edecektir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ أَسْرَعَ الدُّعَاءِ إِجَابَةً دَعْوَةُ غَائِبٍ لِغَائِبٍ. (د)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak duaların en çabuk kabul olunanı, bir kimsenin, diğer bir kimsenin gıyâbında yaptığı duadır.” (Sünen-i Ebû Dâvûd)
15 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: SULTANIN MUVAFFAKİYETİNİN SEBEBİ
Nureddin Mahmud Zengî (vefatı 1174), Selçukluların Dımaşk ve Halep atabeği olup Selçuklu Sultanı Rukneddin Mesûd’un damadıdır. Adaleti ve dindarlığıyla meşhur İslâm hükümdarlarındandır.
Harplerden dolayı masrafların çok olduğu bir yıl, vezirlerden bazıları Nureddin Zengî’ye gelerek:
“Birçok beldedeki fakirlere, dervişlere, ilim talebelerine ve âlimlere tahsis ettiğiniz gelirler vardır. En azından şu sıkıntılı zamanda onları biraz azaltıp bu miktarı ordunun ihtiyaçlarına sarf etseniz.” dediler. Sultan bu söze gazaplanarak şu cevabı verdi:
“Vallâhi ben, her giriştiğim işte muvaffakiyeti ancak onların hayır dualarından bilirim. Onlar, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in, ‘Sizler ancak zayıflarınız sebebiyle rızıklandırılır, nusret ve zafere nâil oluyorsunuz.’ hadîs-i şerîfiyle kastettikleri kimselerdir.
Ben yatağımda uyurken; benim için hedefini aslâ ıskalamayan (dua) oklarıyla çarpışanlardan şu kadarcık iyiliği nasıl keserim! Bir de siz çıkmış onların haklarını; attığı ok hedefe ulaşıp ulaşmayacağı belli olmayanlara, vermemi istiyorsunuz! Hem o talebelere verdiğim, beytülmâldeki asıl haklarıdır. Bunu başkasına vermem aslâ uygun olamaz.”
Bunun üzerine vezirler, sultanın sözünü tasdik ederek sükût ettiler.
TURNALARIN GİTME ZAMANI
Turna kuşu, leyleğe benzer, uzun bacak ve boyunlu göçmen kuşlar sınıfındandır. Sivri gagaları, leyleğin gagasından daha küçüktür. Turnalar; kış aylarında güneye, ilkbahar ve yaz aylarında ise kuzeye göç ederler. Eski zamanlarda çiftçiler, turnaların göçünün ardından yağmur geleceğini anlayıp tohum ekmeye başlarlardı.
İSİMLERİMİZ: Erkek: Fatih, Kız: Elif
15 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil. ” (Fatiha, 1/6-7)
[15/5 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: DÜŞKÜNLERE YARDIM
Düşkün, yoksulluk sebebiyle geçim sıkıntısına düşmüş veya yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü kaybetmiş ki- şidir. İslam dini, düşkünlere yardım etmeyi emretmiştir. Do- layısıyla zekât, sadaka, fidye ve fitre gibi ibadetlerde öncelik fakir ve düşkünlerindir. Mali ve bedeni gücünü kaybeden düş- künlerimizi zekât, sadaka ve fiili yardımlarla desteklemeliyiz.
Unutmayalım ki, düşkünlere yapılan her türlü yardım Allah’a verilen güzel bir borçtur. Allah ise borcunu fazlasıyla öde- yecektir. Düşkünlere yardım ederken, güler yüzlü, tatlı dilli olmalı; gönül incitmekten ve başa kakarak eziyet vermeden kaçınmalıyız. Aynı hassasiyeti yaşlılığı nedeniyle düşkün hale gelen büyüklerimize de göstermeliyiz.
DİNÎ KAVRAMLAR
MAHŞER
İnsanların hesaba çekilmek üzere tekrar dirilişten sonra bir araya toplandıkları yer.
“Allah, onları sanki gü- nün ancak bir saati kadar kaldıklarını sandıkları bir durumda yeniden diriltip toplayacağı gün araların- da birbirleriyle tanışırlar. Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette za- rara uğramışlardır. Çünkü onlar doğru yola gitmemiş- lerdi.” (Yûnus, 10/45)
ÖZLÜ SÖZ
Gerçek dost, kendisini unutanı unutmayandır. (Baki)
[15/5 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır. Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır.
Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir. Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından zengin sayılır. Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra 'nisab' tabir edilir. Borcundan ve tabii ihtiyaçlarından fazla nisab miktarı artıcı mala sahip olan ve bu malının üzerinden bir kamerî yıl geçen kimse zekât ödemekle mükellef olur.
Zekâtın rüknü, yani onun yapısından bir parça teşkil eden unsur, zenginlik ölçüsü sayılan miktardaki maldan zekât borcunu çıkarmak ve onu hak sahibine temlik ve teslim etmektir.
Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay) senesi geçen kimselere farzdır. Bu farzın sahih olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir.
Görüldüğü gibi zekâtın farz olabilmesi için hem mükelleflerle ve hem de mallarla ilgili şartlar vardır. Aynı şekilde bu farzın edasının sıhhati için de birtakım şartlar aranmaktadır.
A) YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI
Bir kimsenin zekâtla yükümlü (mükellef) tutulabilmesi için gereken şartlar, ilmihal dilinde, vücûb şartları veya zekâtın farziyetinin şartları olarak da anılır. Zekâtla yükümlülük için gereken şartların bir kısmı mükellefte, bir kısmı da malda aranan bazı özelliklerdir.
a) Mükellef ile İlgili Şartlar
Zekât, İslâm'ın beş esası arasında yer alan bir ibadet olması sebebiyle, namaz ve oruçla mükellefiyette söz konusu olan şartlar, ilke olarak, zekâtta da aranır. Ancak zekât, sosyal yardımlaşma ve dayanışma içeriği de taşıyan malî bir mükellefiyet olması ve üçüncü şahısların haklarını da ilgilendirmesi sebebiyle, diğer ibadetlerde aranan akıl ve bulûğ şartının bunda aranıp aranmayacağı tartışma konusu olmuştur.
Zekât bir ibadet sayıldığı için, öteden beri, zengin gayri müslim vatandaşların, zekâtla yükümlü olmaları hiç gündeme gelmemiş, bunun yerine onlardan başka isimler altında başka vergiler alınmıştır.
Çocuk ve akıl hastalarının 'öşür' denen toprak ürünleri zekâtından sorumlu olduklarında görüş birliği bulunmakla birlikte, bunların zekâta tâbi diğer mallarından zekât alınıp alınmayacağı konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür. Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukukunun bir parçası olarak alınan zekât türü hariç, zekâtla mükellef tutmamıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tâbidir. Bu borcu veli ve vâsileri öderler. Zekât vekâletle yerine getirilebilen malî bir ibadettir. Veli zekâtta çocuğun ve akıl hastasının vekilidir. Bu vecîbeyi yerine getirmede onun yerini almaktadır, dolayısıyla onlar adına zekât verir.
Bu iki farklı görüşten, çoğunluğun görüşü daha güçlü ve tercihe şayan görünmektedir. Çünkü zekât netice itibariyle zenginliğin borcudur, topluma karşı bir yükümlülük mahiyetindedir ve sosyal adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir.
b) Mal ile İlgili Şartlar
Kur'an zekâta tâbi olan mallara genel olarak temas etmiş (bk. et-Tevbe 9/103), Hz. Peygamber de hadislerinde hangi malların ne şartlar içinde zekâta tâbi olacaklarını belirtmiş, zekât memurlarına vermiş olduğu tâlimatlarda bu mallardan nasıl ve ne şekilde zekât tahsil edileceğini öğretmiştir. Zekâtla ilgili olarak daha sonraki dönemde oluşan fıkıh doktrini de Hz. Peygamber ve sahâbe dönemindeki bu uygulama örnekleri etrafında gelişmiştir. Bunun sonucu olarak, bir malın zekâta tâbi olabilmesi için 'tam mülk olma', 'art
[15/5 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbin bal arisina: Daglardan, agaçlardan ve insanlarin yaptiklari çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylastirdigi yaylim yollarina gir, diye ilham etti Onlarin karinlarindan renkleri çesitli bir serbet (bal) çikar ki, onda insanlar için sifa vardir Elbette bunda düsünen bir kavim için büyük bir ibret vardir (NAHL/68-69)
Müttakîlere vâdolunan cennetin durumu söyledir: Içinde bozulmayan sudan irmaklar, tadi degismeyen sütten irmaklar, içenlere lezzet veren saraptan irmaklar ve süzme baldan irmaklar vardir Orada meyvelerin her çesidi onlarindir Rablerinden de bagislama vardir Hiç bu, ateste ebedî kalan ve bagirsaklarini parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu? (MUHAMMED/15)
[15/5 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: SÛRET VE PERDELERLE İLGİLİ KERÂHET
2144 - Ebü Talha el-Ensârî (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: 'Melekler, içerisinde köpek ve timsaller bulunan eve girmezler.
Buhâri, Libâs 92, 88, Bedü'l-Halk 6, 14, Megâzî 11; Müslim, Libâs 102, (2606); Ebü Dâvud, Libâs 48, (4155); Tirmizî, Edeb 44, (2805); Nesâî, Zînet 112, (8, 212, 213); İbnu Mace, Libâs 44, (3649).
2145 - Sefine (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Hz. Ali (radıyallâhu anh), Resülullah (aleyhissalatu vesselam)'ı hazırladığı bir yemeğe dâvet etti. Efendimiz gelip, içeri girmek üzere elini kapının kirişleri üzerine koyunca, evin bir köşesine gerilmiş bir kırâm görmüştü ki hemen geri döndü. (Resülullah'a geri dönüşünün) sebebi sorulunca: 'Bir peygambere tezyin edilip süslenmiş bir eve girmek uygun olmaz' cevabını verdi.'
Ebü Dâvud, Et'ime 8, (3755); İbnu Mâce, Et'ime 56, (3360).
2146 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cibrîl (aleyhisselâm) geldi ve: 'Dün sana gelmiştim (ama yanına girmedim).' Girmeyişimin sebebi de üzerinde timsaller bulunan perde bezi idi. Orada bir de köpek vardı, kapının üzerinde de insan resimleri bulunuyordu. Timsallerin başlarının koparılmasını emret ki ağaç şekline dönsün. Örtüden ayak altına atılacak iki minder yapılmasını, köpeğin de dışarı çıkarılmasını söyle!' Bu söylenenler yapıldı.'
Müslim, Libâs 102 (2112); Ebü Dâvud, Libâs 48, (4158); Tirmizî, Edeb 44, (2807); Nesâî, Zînet 113, (8, 216). Bu rivayet Ebü Dâvud ve Tirmizî'nin metnine mutabıktır.
2147 - Hz Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular k‹: 'İçerisinde resim, cünüb ve köpek bulunan eve (rahmet) melekleri girmez.'
Ebü Dâvud, Tahâret 90, (227); Libâs 48, (4152); Nesâî, Tahâret 168, (1,141), Sayd 11, (7,185).
2148 - İbnu Abbas (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) (Mekke'nin Fethi günü), Beytullah'ta tasvirler görünce, içeri girmedi. Önce onların imhasını emretti ve imha edildiler. İçeride Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil (aleyhimesselâm)'in ellerinde kumar okları bulunur vaziyetteki suretlerini görmüştü. Şöyle buyurdu: 'Allah canlarını alsın. Vallahi onlar asla oklarla kısmet aramadılar.'
Buhârî, Enbiya 8, Hacc 54, Megazî 48.
[15/5 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: 'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir'.
Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).
[15/5 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
[Bakara Sûresi.43]
[15/5 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[15/5 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Akılsız güç yıkılabilir ama yapamaz.[Cenap Şahabettin]
[15/5 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SEVBAN
Hz Sevbân aslen Yemenliydi Esîr olarak satılıyordu Peygamberimiz esâret parasını vererek onu satın aldı, sonra da serbest bırakarak hürriyetine kavuşturdu Fakat Hz Sevbân, engin şefkat deryâsı olan Resûl-i ekreme bir anda ısınmıştıOndan ayrılmak istemedi Bunu farkeden Peygamberimiz, kendisine şu teklîfte bulundu:
- İstersen ailenin yanına dön, onlarla yaşa; istersen bizimle, Ehl-i beytimizin arasında bulun
Makâmını yükseltir
Bu, Hz Sevbân’ın dört gözle beklediği bir teklîfti Hiç düşünmeden, Kâinâtın efendisiyle beraber kalmayı kabûl etti
Hz Sevbân, böylece Peygamber efendimizin ve ailesinin hizmetinde bulunmak şerefine erdi Peygamberimizin husûsî hizmetkârlık vazîfesini de yürüttü Akıllı, dirâyetli ve zekî bir insandı Peygamberimizin her emrine koşar, her işini görür ve en mükemmel şekilde istediklerini yerine getirirdi
Bir gün Müslümanlar Resûlullahın hizmetçisi Sevbân’a bir hadîs-i şerîf nakletmesini ricâ ettiler: Hz Sevbân dedi ki:
Resûl-i ekrem efendimiz buyurdular ki: “Bir Müslüman cenâb-ı Hakka bir secde ederse, cenâb-ı Hak onun makâmını bir derece yükseltir ve günâhlarını affeder”
Eshâb-ı Suffa’dan olan Hz Sevbân, Resûl-i ekremden sonraki ilim, fazîlet ve fetvâ sahibi kimseler arasında sayılmaktadır Geniş bir ders halkası ve talebeleri vardı Hz Sevbân, Resûl-i ekreme, hizmet ve ta’zîmde öyle bir derecede idi ki, Müslümanlar bunu kelimelerle izâh etmekte âciz kalırlardı
Resûl-i ekreme olan bu sevgi ve bağlılığından dolayı defalarca zarar görmüş, hattâ yaralanmıştı Nitekim bir gün, bir Yahûdî gelerek, Resûl-i ekreme, “Esselâmü aleyke yâ Muhammed!” demişti Orada bulunan Hz Sevbân, “Niçin, yâ Resûlallah, demedi” diye Yahûdîyle dövüşmüş ve yaralanmıştı
Hz Sevbân, “Peygamberimizin ismini, yalnız başına söylemeyi günâh kabûl ederim” derdi
Hz Sevbân, Peygamber efendimizin söz ve emirlerini bütün gönlüyle, pür dikkat dinler ve bunlara titizlikle uyardı Bir defa Resûl-i ekrem Sevbân’a;
- Kimseden bir şey isteme ve suâl sorma! diye buyurmuşlardır
Hidâyet kandilleri
Bundan sonra, Hz Sevbân, ömrünün sonuna kadar kimseden bir şey istememiş ve kimseden bir şey sormamıştır Hattâ son zamanlarında, atına binmek veya atından inmek husûsunda kendisine yardım etmek isterler, fakat o reddederdi
Hz Sevbân’ın bildirdiği bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(İhlâs sahibi olanlara müjdeler olsun! Bunlar hidâyet kandilleridir Onların üzerinden bütün karanlık fitneler kalkar)
Hz Sevbân buyururdu ki:
Bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan hariç, her yalan günâhtır
Hz Sevbân, Resûlullahtan ayrı kalmaya hiçbir zaman dayanamayan bir Peygamber âşığıydı Çeşitli hizmetler dolayısıyla ba’zan Resûlullahtan ayrı kaldığı olurdu Bir gün perişan bir hâlde Resûl-i ekremin huzuruna geldi Rengi uçmuş, vücudu zayıflamış, simâsında hüzün ve keder belirtileri noktalanmıştı Onu bu vaziyette gören Peygamberimiz, hâlini sordu:
- Neyin var, hasta mısın, ey Sevbân?
Hiçbir şeyim yoktur
Hz Sevbân derdini şöyle anlattı: - Ne hastalığım, ne de ağrım var Hiçbir şeyim yoktur, yâ Resûlallah! Biz huzuruna gelip gittikçe cemâline bakıyor, yanında oturuyor, sohbetinde bulunuyoruz Ancak sizi görmediğim zamanlar muhabbetim artıyor, sana kavuşuncaya kadar kederden bunalıyorumSonra âhıreti hatırlıyorum ve orada sizi görememekten korkuyorum Çünkü siz Cennette diğer Peygamberlerle beraber yüksek makâmlarda bulunacaksınız Ben ise Cennete girsem bile senin derecenden aşağı makâmlarda bulunacağımdan dolayı, sizi orada görememekten endişe ediyorum
Bunun üzerine Nisâ sûresinin 69-70 âyet-i kerîmeleri nâzil oldu Bunlarda meâlen buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ ve Peygamberlere itâat edenler, işte bunlar, Allahü teâlânın kendilerine ni’met verdiği Peygamberlerle, sıddîklarla, ş
[15/5 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozar mı?
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.
[15/5 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Ahd-i Atik
Eski ahd. Hıristiyanlarca Mûsâ aleyhisselâma inen kitab. Bu ismi ilk olarak hıristiyanlar kullanmışlardır. Hıristiyanların Kitab-ı mukaddes denilen kitabları Ahd-i Atîk ile Ahd-i Cedîd'den meydana geldiğinden onlar da Ahd-i Atîk'i kutsal kabul etmekt edirler. Yahûdîler, Ahd-i Atîk yerine Tanah demektedirler. Bugün elde mevcut olan Ahd-i Atîk, hazret-i Mûsâ'dan asırlarca sonra yazılmıştır. Çocuklara Kitâb-ı Mukaddesi okuturken çok dikkat ediniz. Çünkü Kitâb-ı Mukaddesin içinde, gayr-i ahlâkî fuhuş hikâyeleri mevcuttur. Bunları okuyan çocuklarda, âile fertleri arasındaki münâsebetler hakkında, çok hatâlı fikirler hâsıl olabilir. Bilhass â, Ahd-i Atik kısmında bulunan bu fuhuş münâsebetleri, Kitâb-ı mukaddesten çıkarılmalı ve ancak ondan sonra çocuklara okutmalı. (Plain Truth) Bugün hıristiyanların ellerinde bulunan İncillerde ve Ahd-i Atik'te de bütün tahriflere (değişikliklere) rağmen, Îsâ aleyhisselâmdan sonra bir peygamber geleceği yazılıdır. (Rahmetullah Efendi)
[15/5 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Kurban kesen kasaba ücret vermek caiz midir? Kurban etinin bir kısmı kesim ücreti olarak verilebilir mi?
Hayvanın kesim ameliyesi ibadet değildir. Bu yüzden kurban kesen kasabın ücret alması caizdir. Ancak kurban etinden kesim işini yapan kişinin ücreti verilemez. Çünkü verildiği taktirde, kurban ibadetini yerine getirmek için gerekli maddi külfetin bir kısmı bizzat ibadetin kendisi üzerinden karşılanmış olur. Hz. Ali’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulüllah (s.a.s.), develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını yoksullara paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve’kasap ücretini biz kendimiz veririz’ buyurdu.” (Buhari, Hac, 120; Müslim, Hac, 348; Buyu, 21; Ebu Davud, Menasik, 21)
[15/5 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: REMY-İ CİMÂR (Şeytan Taşlamak)
Mina'da 'Cemre' adı verilen taş kümelerine ufacık taşlar atmak demektir. Hac'da bayram günlerinde Mina'da 'Akabe, Orta ve Küçük Cemre' adı verilen, üç Cemre'ye usulüne göre ufacık '7' şer taş atmak vaciptir.
[15/5 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.'
(Haşr, 59/7)
http://www.duavesureler.com
[15/5 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanların arasını düzeltmek için iyilik maksadıyla söz taşıyan veye iyilik maksadıyla (yalan) söyleyen, yalancı değildir.'
(Buhârî, 'Sulh', 2)
http://www.duavesureler.com
[15/5 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Benim için bir korunak olan dinî hayatımı ıslah eyle. içinde hayatımı sürdürdüğüm dünyamı benim için yararlı kıl. Dönüp varacağım yer olan âhiret hayatımın her bakımdan güzel olmasını nasip et.'
null
http://www.duavesureler.com
[15/5 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: 'İhsan, Allah’ı görüyor gibi O’na kulluk yapmandır. Her ne kadar sen O’nu göremesen de O seni görmektedir.' (Hadis-i Şerif)
Semerkand Takvimi
[15/5 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Velinin Duası
Hacca gitmek için Ebü’l-Hasan el-Lü’lü gemiye biner. Yolculuk esnasında fırtınaya yakalanırlar ve gemi batar. Gemidekilerle beraber Ebü’l-Hasan canlarını zor kurtarırlar. Karaya çıkınca arkadaşları suda kaybolan eşyalarının derdine düşer. Eşyaları denizden çıkarmanın çarelerini aramaya başlarlar. O ise arkadaşlarına uymaz. Hac yolculuğuna devam etmek için acele ile her şeyini bırakarak oradan ayrılmak ister. Yanında bulunanlar, Hacda ne buldun ki büyük servetini denizde bırakıp gidiyorsun? diye hayretle sorunca onlara daha önce başından geçen şu olayı anlatır: Hacca ancak Allah dostları gider. Bana Allah dostlarının duası yeter...
Vaktiyle hac yolunda suyumuz bitmişti. Su kalmamıştı. Su aramaya çıktık. Birkaç mil uzaklaştım ki, bir adam gördüm. Adam kumlar üzerinde oturmuş, asâsını yere saplamıştı. Asâsını sapladığı yerden billur gibi bir su kaynıyordu. Devemden indim ve o sudan içtim. Kırbamı doldurdum. Dönüp arkadaşıma haber verdim. Onlar da gelip o sudan içtiler. İşte böyle mübarek Allah dostları hacda toplanırlar. Bütün müminlerin bağışlanması için dua ederler. Onların dualarını bütün dünyaya değişmem.
Semerkand Takvimi
[15/5 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.'
(Haşr, 59/7)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=9xnO4cAt08c=
[15/5 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! (rahmetini) umarak, (azabından) korkarak kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Senden başka sığınak, senden başka dayanak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.”
(Buhârî, “Vudu”, 75, “De'avât”, 6, 9; Müslim, “Zikir”, 56)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=9xnO4cAt08c=
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'(Allah'ım!) Kulun ve Peygamberin Muhammed (s.a.s)’in istediği şeyleri Senden istiyorum. Kulun ve Peygamberin Muhammed (s.a.s.)’in Sana sığındığı şeylerden ben de Sana sığınıyorum. Hakkımda hükmettiğin işlerin sonucunu hayır yapmanı istiyorum.'
(Hâkim, 'De’avât', No: 1914; bk. İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 869; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 32, No: 29336)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=9xnO4cAt08c=
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir. Hadis-i Şerif
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Bu Kur’an, bizim indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. Şu halde ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
(En’âm, 6/155)
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Doğru sözlü ve güvenilir tüccar (ahirette) peygamberler, sıddîkler ve şehitlerle beraber bulunacaktır.
(Al-Tirmidhi)
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Senden bütün hayırlı işlerde sebat etmeyi ve doğruda kararlı olmayı istiyorum. Senden nimetlerine şükretmek ve Sana en güzel biçimde ibadet etmek istiyorum…
(Hâkim, İbn Hıbbân)
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Habir
Her şeyden haberdar olan, gizli âşikâr her şeyi bilen, haber veren
[15/5 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Buğday Satıcısı
Adamın biri satmak için pazara buğday götürmüş. Akşam olmuş, pazar toplanmaya başlamış. Herkes malını satıp savmış. Bu adamın malına müşteri çıkmamış. Çıkan da pazarlıkta uyuşmamış. Adam koca çuvalı geri getirmenin sıkıntısıyla düşünürken meşayıhten birinin yolu pazara uğramış:
O zat sormuş:
-Ne o evladım malını satamadın mı? Bak pazar toplanıyor.
Adamcağız boynu bükük:
-Müşteri çıkmadı, Efendi Hazretleri! demiş.
Şeyh efendi yerden avuç avuç kum alıp buğdaya karıştırmaya başlamış ve:
- Şimdi çıkar evlad! demiş.
Adam şeyhin bu hareketine itiraza yeltenecekmiş ki; hemen yanı başında beliren müşteri mala talip olmuş.
Tebessümle oradan ayrılmak üzere olan şeyhin eteğine yapışıp:
-Bu ne haldir Efendi Hazretleri!' diyen buğdaycıya şeyh şu cevabı vermiş:
-Sus! Para, layık olduğu mala gider.
[15/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: O inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) «Hiç şüphe yok o bir delidir» derler. Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür.
وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَـفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّ كْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ ﴿٥١﴾وَمَا هُوَ اِلَّا ذِ كْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ﴿٥٢﴾
(Kalem 51-52)
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semiûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemîn.
[15/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Şu üç özellik kimde bulunursa o kimse imanın tadını alır: Allah ve Resûlü'nü her şeyden çok sevmek, bir kimseyi yalnızca Allah rızası için sevmek, Allah kendisini kurtardıktan sonra tekrar inkârcılığa dönmekten ateşe atılmaktan kaçındığı gibi kaçınmak.
(Müslim, Îmân, 67)
[15/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: DÜNYA............ AVRUPA YAŞLANIYOR
GÜNÜN TARİHİ............İZMİR’İN İŞGALİ
I. Dünya Sava-şı’nın galip devletleri, 1919’da yurdumuzu kâğıt üzerinde parselleyip, bunu uygulamaya başladılar. Başta İngiltere olmak üzere, Fransa, İtalya ve Rusya tarafından, İstanbul da dâhil olmak üzere, güzel yurdumuzun birçok yeri işgal edildi. Bu arada, Yunanistan da, Avrupa devletlerinin teşviki ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti. Bu tarihten sonra, yurdun her köşesinde teşkilâtlar kurularak, düşmanlara karşı mücadeleye başlandı. 3 yıl 3 ay 25 gün süren acılı günlerden sonra, Türk Ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’i ve yurdumuzun büyük bir kısmını düşman işgalinden kurtardı.
15.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[15/5 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Muhammed İbnu Şihab ez-Zühri (ra)
Bana Abdurrahman İbnu Abdillah İbni Ka'b İbni Malik nakletti: Abdullah İbnu Ka'b -ki babası Ka'b gözlerini kaybettiği zaman kardeşleri değil, kendisi babasına rehberlik etmişti- kavmi içinde Resulullah (sav)'ın ashabının hadislerini en iyi bilen ve en iyi öğrenmiş olanıydı. Abdullah dedi ki: 'Babam Ka'b İbnu Malik'in, Resulullah (sav) Tebük seferine çıktığı zaman, sefere katılmayışı ile ilgili hikayeyi kendisinden dinledim. Şöyle anlatmıştı: 'Ben Tebük gazvesi hariç Resulullah (sav)'ın çıkardığı gazvelerden hiçbirine katılmamazlık etmemiştim. Gerçi Bedir gazvesine iştirak etmedim. Ancak buna katılmayanlardan kimseyi Resulullah (sav) kınamadı. O seferde Resulullah (sav) ve Müslümanlar savaşı değil, Kureyş'in kervanını ele geçirmeyi düşünüyorlardı. Ne var ki Cenab-ı Hakk bunlarla düşmanı beklenmedik anda karşı karşıya getirdi. Ben Akabe gecesinde İslam'la müşerref olup ilk andlaşmayı yaptığımız esnada Resulullah (sav)'la beraberdim. Ben Akabe'de hazır bulunmayı Bedir'de hazır bulunmaya değişmem, halk Bedir gazasını Akabe biatından daha çok ansa da. Benim Tebük seferinden geri kalışımla ilgili habere gelince, gerçekten ben hiçbir zaman, o sıradaki kadar güçlü ve zengin olmamıştım. Allah'a kasemle söylüyorum, daha önce hiçbir zaman devem olmamıştı. Ama o gazve sırasında iki tane binmeye mahsus devem vardı. Bir de Resulullah (sav) gazaya niyet etti mi mübhem ifadeler kullanarak asıl hedefi belli etmezdi. Fakat bu gazvede öyle yapmadı. Çünkü Tebük seferi çok sıcak bir mevsimde oluyordu. Uzak bir seferi ve tehlikeleri göze almış, büyük bir düşmanı hedef edinmişti. Müslümanlar gazve hazırlıklarını tam yapsınlar diye durumu bütün ciddiyetle açıklamış, gidecekleri istikameti gizlemeksizin bildirmişti. Resulullah (sav)'a sefere katılacak Müslümanlar pek çoktu. Askerlerin künyelerini kayıt defreti almıyordu. Kayıt defterinden maksat künyelerin yazıldığı divandır.' Ka'b (rivayetine devamla) der ki: 'Pek az kimse gözden kaybolmayı (katılmamayı) arzu ediyordu. Bunlar da vahiy gelmedikçe, gizlendikleri, Resulullah (sav) tarafından bilinilemiyeceğini zanneden kimselerdi. Bu gazve, tam meyvelerin erdiği, gölgelerin iyice tatlılaştığı bir zamana rastlamıştı. Ben de meyve ve gölgeye düşkün bir kimseydim. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yol hazırlığı yaptılar. Ben de onlarla yol hazırlığı yapmak üzere sabahleyin evden çıkar (kararsızlık içinde) hiçbir şey yapmadan geri dönerdim. Kendi kendime: 'Bu da bir şey mi, dilersem hazırlığı çabucak yapabilirim' diye teselli olur, avunurdum. Bu hal böylece devam etti. Öyle ki, başkaları ciddi dddi hazırlığını tamamlamıştı. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yola çıktılar. Ben hala hiçbir hazırlık yapmamıştım. Yine hazırlık için gittim geldim ama bir şey yapmaya bir türlü elim varmıyordu. Bu hal de sürgü gitti. Askerler sür'atle yol aldılar. Gazve elimden kaçtı. Yine de yola çıkıp onlara kavuşmayı düşündüm. Keşke bunu yapsaydım. Bana bu da nasib olmadı. Resulullah (sav) Medine'den ayrıldıktan sonra halkın arasına çıkınca gördüğüm bir husus beni üzmeye başladı: Çarşı pazarda benim gibi kalanlar meyanında gördüklerim ya münafıklık damgasını yemiş olanlardı veya zayıflıkları sebebiyle Cenab-ı Hakk'ın mazur addettiği kimselerdi. Öte yandan Resulullah (sav) da beni Tebük'e varıncaya kadar hiç anmamış. Orada kalabalığın arasında otururken: 'Ka'b İbnu Malik ne yaptı, (ondan ne haber var?)' diye sormuş. Benü Seleme'den birisi: 'Ey Allah'ın Resulü, onu, yakışıklı iki elbisesi ve çalımla iki tarafına bakması (Medine'de) hapsetti' demiş. Muaz da ona şu cevabı vermiş: 'Ne kötü konuşuyorsun. Ey Allah'ın Resulü Allah'a kasem olsun Malik hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz' demiş. Resulullah (sav) sükut buyurmuşlar. Resulullah (sav) bu durumda ik
[15/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Her hâlde sana bîat edenler ancak Allâh’a bîat ederler, Allâh’ın eli onların elinin üstündedir, onun için her kim cayarsa sırf kendi aleyhine cayar, her kim de Allah ile ahidleştiği şeyi îfâ eder (yerine getirir)se o da ona yarın bir büyük mükâfât verecektir. (Fetih Sûresi, âyet 10)
[15/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksenbin hizmetçisi, yetmişiki zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Câbiye'den San'a'ya kadar uzanan bir büyüklüktedir. Ravi: Tirmizi, Cennet 23
[15/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Bana, el-Adda İbnu Halid Radıyallahu Anh: 'Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'nın bana yazdığı bir mektubu sana okuyayım mı?' dedi. Ben: 'Memnuniyetle!' deyince bir mektup çıkardı. Mektupta şunlar yazılı idi: 'Bu, el-Adda İbnu Halid İbni Zehve'nin Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den satın aldığı şeyi tevsik eder, el-Adda ondan bir köle veya cariye satın aldı. Kölede, ne herhangi bir hastalık, ne (zina, hırsızlık, kaçma gibi) bir düşkünlük ne de (satışını gayr-ı meşru kılan hürr asıllı bulunmak, emanet ve rehin olarak verilmiş olmak gibi) haramlık yoktur. Bu Müslümanın Müslümana satışıdır.'
Kaynak : Tirmizi, Büyu 8, (1216), Buhari, (senetsiz olarak kaydetmiştir) Büyu, 19, İbnu Mace, Ticarat 47, (2251)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[15/5 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: hayat tarzı ve yaşantısı üzeredir. O halde kişi dost edineceği kimseye dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb 16, tirmizi, Zühd 45)
369- عَنْ اَبِى مُوسَى ألاشْعَرِىِّ
أن النَّبِىَّ
قال : اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أحب.
وَفِى رِوَايَةٍ قال : قِيلَ لِلنَّبِىِّ
: اَلرَّجُلُ يُحِبُّ الْقَوْمَ وَلَمَّا يَلْحَقْ بِهِمْ؟ قال : اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أحب.
369: Ebu Musa el Eş’arî (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari, Edeb 96, Müslim, Birr 165)
Bir başka rivayette Rasulullah’a bir kişi bir toplumu sever fakat her yönüyle onların seviyesine erişemezse böyle biri hakkında ne buyuruyorsunuz diye soruldu da Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) : “Kişi sevdiğiyle beraberdir”, cevabını verdi.
370- عَنْ أنس
أن اَعْرَابيا قال لِرَسُولِ اللهِ
: مَتَى السَّاعَةُ؟ قال رسولُ الله
: مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ قال : حبَّ اللَّهِ وَرَسُولِهِ. قال : أنت مَعَ مَنْ أحببْتَ
وَفِى رِوَايَةٍ لَهُمَا: مَا أَعْدَدْتُ لَهَا مِنْ كَثِيرِ صَوْمٍ , وَلاَ صَلاَةٍ , وَلاَ صَدَقَةٍ , وَلَكِنِّي أحب اللَّهَ وَرَسُولَهُ
370: Enes (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre bir bedevi Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e: Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem):
-Kıyamet için ne hazırladın? Buyurdu. Bedevi de:
-Allah ve Rasulünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) :
-O halde sen sevdiğinle berabersin, buyurdu. (Buhari, Edeb 96, Müslim, Birr 163)
* Diğer bir rivayette Bedevînin cevabı: “Ahiret için çok oruç, namaz ve sadaka hazırlayabilmiş değilim, ancak ben Allah’ı ve Peygamberi çok severim”, şeklindedir. (Buhari, Edeb 95, Müslim, Birr 164)
371- عَنِ ابْنُ مَسْعُودٍ
قال : جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ
فَقال : يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تَقُولُ فِي رَجُلٍ أحب قَوْمًا, وَلَمْ يَلْحَقْ بِهِمْ؟ فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أحب
371: Abdullah ibni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e bir adam geldi ve: Ey Allah’ın Rasulü bir topluluğu seven fakat onların işlediği amellerle onlara ulaşamayan kişi hakkında ne dersin?
[15/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir.
-Enfal Suresi, 52
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[15/5 22:14] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3580]
Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle denir: 'Halk ikindi namazı sırasında acele etti ve bir kısmı alelacele abdest aldı. Biz onlara ulaştık. Ökçelerine su değmemiş, parlıyordu. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:
'Öçelerin ateşte vay hâline! Abdesti tam alın!'' buyurdular.''
Müslim, Tahâret 26, (241).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[15/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir. - Zuhruf - 10. Ayet
[15/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Sabah namazını mutlaka kılmanız gerekir. Zira bu namaz arzu edilen her iyi şeye nail olmaya vesiledir. - Camiüssağir
[15/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Resûlullah (s.a.s.) namaza kalktığında şöyle dua ederdi: “…(Allah’ım!) Beni güzel ahlaka eriştir. Senden başka güzel ahlaka eriştirecek yoktur. Kötü ahlakı benden uzaklaştır. Senden başka kötü ahlakı benden uzaklaştıracak yoktur!..” - Müslim, Müsâfirîn, 201
[15/5 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: İslam dini, her işte ve durumda olduğu gibi harcama ve paylaşma konusunda da inananlara itidalli olmalarını, orta yolu tutmalarını emretmiştir. Müslüman, her şeyin gerçek sahibinin ve malikinin Yüce Allah (Âl-i İmrân, 3/180; Hadîd, 57/10) olduğunu, O’nun mülkünü dilediğine verip dilediğinden çekip aldığını (Âl-i İmrân, 3/26) hatırından çıkarmamalıdır. Cömertlikle cennete uzanan yolu görebilmeli, cimrilikle Rabbinden uzaklaştığını fark edebilmelidir. Allah’ın “Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma. Yoksa pişman olur açıkta kalırsın.” (İsrâ, 17/29) ayeti ve Hz. Peygamberin şu tasviri bu konuda ona rehber olmalıdır: “Cömert, Allah’a yakın, cennete yakın, insanlara yakın, ama cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzak, cennetten uzak, insanlardan uzak, ama cehenneme yakındır. Cömert cahil, Yüce Allah katında cimri âbidden daha sevimlidir.” (Tirmizî, Birr, 40) - CÖMERTLİK VE CİMRİLİK
[15/5 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Görevler
13- Aile hayatı, toplumsal varlığın başlangıcıdır. İslamda aile teşkilatı pek önemlidir. Aile ferdleri, başta zevc ile zevceden ve bunların çocuklarından ibarettir. Bunların karşılıklı görevleri vardır.
1) Kocasının başlıca görevleri: Zevcesi ile güzel geçinmek, onu korumak, onun nafakasını (geçim ihtiyaçlarını) karşılamak, kendisine doğruluktan ayrılmamaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sizin hayırlılarınız, kadınları için hayırlı olanlarınızdır.'
Diğer bir hadîs-i şerîf de, şöyle:
'Kadınlara ancak kerim olanlar ikram eder, kötü olanlar da ihanet eder.'
2) Kadınların başlıca görevleri: Kocasının dine uygun olan emirlerini tutmak, onun namus ve şerefini korumak, bulunduğu hale kanaat etmek, israftan kaçınmak, ev hanımı olacak bir şekilde bulunmaktır. Mutlu bir şekilde yaşamanın yolu budur.
3) Çocukların ana-babalarına karşı başlıca görevleri: Onlara saygı gösterip itaat etmektir. Kendilerinin hayatına sebeb olan, kendilerini yıllarca sevgi ve şefkatla kucaklarında beslemiş bulunan ana-babalarına karşı 'öf' bile demeleri caiz değildir. Ana-babasına bakmayan, onların dine uygun emirlerini dinlemeyen, onların ihtiyaç zamanlarında yardımlarına koşmayan bir çocuk, hayırlı evlad olma şerefinden yoksun kalır, toplum içinde yararlı olmaktan çıkar, hem de Yüce Allah'ın azabını hak etmiş olur.
Babalar saygı bakımından, analar da yardım bakımından önde gelirler. Bununla beraber ananın hakkı babadan iki kat fazladır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Cennet anaların ayakları altındadır.'
Hayırlı çocuklar, yalnız babalarına ve analarına değil, onların ölümünden sonra onların dostlarına da saygı gösterir ve mezarlarını ziyaret ederler. Çünkü bu saygı da, ana-babaya hürmet kısmındandır.
4) Ana-babanın çocuklarına karşı görevleri: Dünyaya gelmelerine sebeb oldukları bu yavrularını güçleri yettiği kadar beslemek, terbiye etmek ve okutup bir kazanç yoluna koymaktır.
Baba ile ana, çocuklarına karşı eşit hareket etmeli, onları okşamak ve gözetmek hususunda eşit tutmalıdır ki, bir kırgınlık ve bir çekememezlik duygusu meydana gelmesin.
Ana ile baba, çocuklarına yumuşak davranmalı, kendilerini isyana götürmeyecek şekilde onları terbiye etmeye çalışmalı ve onlara karşı güzel bir fazilet örneği olmalıdır. Dokuz yaşına giren çocuklarını yataklarından ayırmalı, on üç yaşına girdikleri zaman namaz kılmayan çocuklarını hafifçe döğmeli, on altı yaşına giren çocuklarını da bir engel yoksa evlendirmeye çalışmalıdır. İyi çocuklar, Allah'ın birer kıymetli ihsanı demektir.
5) Kardeşlerin başlıca görevleri: Birbirini sevmek, birbirine yardım edip saygı ve merhamet göstermektir. Kardeşler arasında pek kuvvetli bir bağ vardır; bunu daima korumalıdır. Hele büyük kardeşler, baba ve ana yerindedirler. Bunlara karşı büyük bir saygı göstermelidir.
Maddî bir yarar yüzünden birbirine düşman kesilen kardeşler, iyi ruhlu kimseler sayılamazlar. Birbirine tutkun olan kardeşler, hayatta daima başarı sağlarlar.
Şunu da ekleyelim ki, hizmetçiler de aile ferdlerinden sayılırlar. Bunlara karşı da, iyilik ve tatlılıkla hareket edip okşamalı, güçleri yetmeyecek olan işleri onlara yüklememelidir.
Hizmetçiler de, insanlık bakımından efendilerine eşittirler. Bunların da mümkün olduğu kadar terbiyelerine ve güzelce yaşamalarına bakmalıdır. Kusurlarını bağışlayarak onların hallerini güzellikle düzeltmeye çalışmalıdır
[15/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: İçtimaî (Toplumsal) Görevler
14- Bilindiği üzere, insanlar yaratılış bakımından medenîdirler. Toplu bir halde yaşamak ihtiyacındadırlar. Bu yönden aralarında karşılıklı bir takım görevler bulunur. Bunlar gözetilmedikçe, toplum hayatı devam edemez, hiç bir işte düzen bulunamaz. Bu görevlerin başlıcalan şunlardır:
1) Cemiyet ferdlerinin hayatını gözetmek: Her insan yaşamak hakkına sahibdir. Hiç bir kimsenin hayatına haksız yere tecavüz edilemez. İslam gözünde bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Aksine bir insanın yaşamasına sebeb olan bütün insanları hayata kavuşturmuş gibi olur.
2) Ferdlerin hürriyetini gözetmek: Yüce Allah aslında bütün insanları hür olarak yaratmıştır. Hiç bir kimse meşru bir sebep olmaksızın esir edilemez. Ancak hürriyetlerin çerçevesi belirlidir. Her insan her istediğini yapmak yetkisine sahib değildir. Öyle olsa, cemiyetin hürriyeti kaybolur
[15/5 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: açıklayalım: Rahmân, yüce Allah'ın bir özel ismi olduğundan dolayı ezeli ve ölümsüzlüğü içine alır. Bundan dolayı, bu cins rahmet, merhamet ve nimet vermenin kullardan ortaya çıkması düşünülemez. Rahim ise yalnız Allah'a ait olmadığından sonsuzluğu gerektirmez. Ve bundan dolayı
böyle bir merhametin ve nimet vermenin kullar tarafından da yapılması düşünülebilir. Demek Rahmân'ın rahmeti bir şarta bağlı değil iken, Rahîm'in rahmeti şarta bağlıdır, şarta bağlı olarak gerçekleşir.
Rahmân olmanın Allah'a mahsus olması ve ondan başkasına ait bir özelliği ilgilendirmemesi ve ancak izafet ile amel etmesi, bütün âlemlerde bir şeyi şart koşmadan genel bir mânâ ifade eder. Yüce Allah Rahmân olduğu için ezelî rahmeti umumîdir. Her şeyin ilk yaratılışı ve icadında almış olduğu bütün fıtrî kabiliyet ve ihsanlar Allah'ın Rahmân oluşundan kaynaklanan izafî oluşlardır. Bu itibarla içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisi ve cebrîdir. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahmân'a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kâinattaki her şey Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah'ın Rahmân oluşu bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, hayvanlarından insanlarına, çalışanlarından çalışmayanına, itaat edeninden isyan edenine, mümininden kâfirine, Allah'ın birliğine inananından Allah'a şirk koşanına, meleklerinden şeytanına varıncaya kadar âlemlerin hepsi Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur ve bu itibarla korkudan kurtulmuştur. Fakat bu kadarla kalsa idi, ilim ile bilgisizliğin, hayat ile ölümün, çalışma ile boş durmanın, itaat etme ile isyan etmenin, iman ile küfrün, nankörlük ile şükrün, doğru ile eğrinin, adalet ile zulmün hiç farkı kalmamış olurdu. Ve böyle olsaydı kâinatta iradeyi gerektiren iş ve hareketlerden hiçbir iz bulunmazdı. İlim ve irade ile, çalışma ve çabalama ile ilerleme ve yükselme imkanı ortadan kalkardı ve o zaman hep tabiî olurduk, tabiatçılardan (Natüralistlerden), cebriyecilerden olurduk. Hem kendimizi, hem de Allah Teâlâ'yı yaptığı şeylerde mecbur görürdük. Tabiatı, rahmetin gereğine mahkum tanırdık. Çünkü ne onun, ne bizim irade ve seçme hürriyetimizden bir iz bulamazdık, duyduğumuza gidemez, bildiğimizi işleyemez, arzularımızın yanına varamazdık, bütün hareketlerimizde bir taş veya bir topaç gibi yuvarlanır durur veya bir ot gibi biter, yiter giderdik. Ahlata armut, idris ağacına kiraz, limona portakal, Amerikan çubuğuna çavuş üzümü aşılayamazdık; tarlamıza ekin ekemez, ekmeğimizi pişiremez, rızıklarımızı, elbisemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sanatlar ve ustalıklar (meslekler) vasıtası ile elde edemezdik; göklere çıkmaya özenemez, cennetlere girmeye çare bulamazdık; hayvan gelir, hayvan giderdik. Bu şartlar altında ise Allah'ın Rahmân
oluşu mutlak bir kemâl olmazdı. Bundan dolayı yüce Allah'ın kendi irade ve istediği şekilde davranmasını göstermesi ve onun bir eseri olarak irade sahibi varlıkları yaratması ve onları güzel irade ve isteklerine göre terakki ettirerek rahmetinden nimet içinde büyümeleri ve ondan faydalanmaları ve aksi takdirde ise kötü irade ve çalışmalarına göre nimetlerden mahrum etmekle, onları elem ve ceza ile cezalandırması, o iradelerin toplamının kendi iradesi ile uyum ve ahengini
[15/5 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: onları, zirâ ben, abdestli olarak mestlerimi giyindim' buyurdu ve üzerlerine meshetti.''
Bu Sahiheyn'in lâfzıdır.
3667 - Müslim merhumun bir diğer rivayetinde: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) mestleri, başının ön kısmı (alnı) ve sarığı üzerine meshetti '' denilmiştir.
3668 - Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) mestleri üzerine meshetmişti; ben:
'Ey Allah'ın Resulü! yoksa unuttunuz mu?'' dedim.
'Bilakis, dedi, belki sana unutturuldu. Aziz ve celil olan Rabbim, bana böyle emretti.''
Buhari, Vudü 48, 3 5, 49, Salât 7, 25, Cihâd 90, Megâzi 80, Libâs 10, 11; MüsIim, Taharet 77, 79, 81, 82, (274); Muvatta, Tahâret 42, (1, 36); Ebu Dâvut, Tahâret 59; (149, 150; 151); Tirmizi, Tahâret 72, (97, 98, 99, 100); Nesâi, Tahâret 96, 97, 100, 87, (1, 82, 83, 84, 76).
3669 - Hz. Bilal (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) mestleri ve örtüsü üzerine meshetti.'
3670 - Ebu Dâvud'un rivayetinde şöyle denmiştir: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ihtiyacı için (araziye) çıkardı. Ben de O'na su taşırdım. (Kaza-yı hâcet yapınca) abdest alırdı. Bu sırada sarığı ve 'bot'' ları üzerine meshederdi.'
Müslim, Tahâret 84, (275); Ebu Dâvud, Tahâret 59, (153); Tirmizi, Tahâret 75, (101); Nesâi, Tahâret 86, 96 (1, 75, 81).
3671 - Ebu Übeyde İbnu Muhammed İbni Ammâr İbni Yâsir anlatıyor:
'Câbir İbnu Abdillah (radıyallahu anh)'a mest üzerine meshetme hususunda sordum. 'Ey kardeşimin oğlu, bu sünnettir '' buyurdu. Bunun üzerine sarık üzerine meshetme hakkında sordum:
'Saça meshet!'' diye cevap verdi.''
Tirmizi, Tahâret 75, (102).
3672 - Cerir İbnu Abdillah el-Beceli (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre, Cerir, abdest alıp mestleri üzerine meshedince, kendisine:
'Mest üzerine mesh mi yapıyorsun'' diye sormuşlardır. O da:
'Evet demiştir, ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı gördüm. Bevletti sonra abdest aldı. (Sıra ayaklarına gelince, yıkamayıp) mestlerinin üzerine meshetti '' dedi.
Buhari, Salât 25; Müslim, Tahâret 73, (272); Tirmizi, Tahâret 70, (93); Nesâi, Tahâret 96, (1, 81
[15/5 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: görülebilir O?
Ehl-i sünnet âlimleri ba’zı işlerinde kusûr yap