Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[22/5 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: “İpekle ve kaplan derisiyle kaplanmış eğer, semer ve minderler üzerine oturmayınız.”
(Ebu Davud, Libas 39)
[22/5 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: 'Bu, Allah'a ait; şu da ortaklarımıza ait' demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah'a ulaşmamakta, fakat Allah'a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür.
EN'ÂM Sûresi 136.Ayet
[22/5 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Sabah Namazı
Sabah namazı ikisi sünnet, ikisi farz olmak üzere 4
rek’attir. İlk önce sünnet, sonra farz kılınır. Namaz kılmak
isteyen kimse, abdestli olarak kıbleye döner ve
ayakta olduğu halde, kalbinden “sabah namazının
sünnetini kılmaya” niyet edip, “Allâhü Ekber” diyerek
tekbîr alır ve aynen “Namaz nasıl kılınır?”
bölümünde tarif edildiği gibi iki rek’at namaz kılar.
Böylece sabah namazının sünnetini kılmış olur. Sabah
namazının farzı da tıpkı sünneti gibi kılınır. Farza
başlarken kâmet getirir ve kalbinden “Bugünkü sabah
namazının farzına” diye niyet eder. (Kadınlar
hiç bir namazda kâmet getirmezler.) Bilenlerin sabah
namazının farzında uzun sûre okumaları sünnettir. İki
rek’at bitip selâm verdikten sonra yukarıda tarif edildiği
gibi, tesbihleri okur ve duâ eder....Daha az
[24/5 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: 95- Mü'minlerin Birbirlerile Yardımlaşması ve Başkalarile Alakayı Keserek Onlardan Uzak Kalmaları Bâbı
 
541- Bana Ahmet b. Hanbel rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Câ'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be, İsmail b. Ebî Hâlid’den, o da Kays'dan, o da Amr b. Âs'dan naklen rivâyet eyledi.
 
Dedi ki: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'i gizli değil açıkça şöyle buyururken İşittim:
 
«Dikkat edin!.. Ebû... oğulları (yani, Ebû filân oğulları) benim velilerim değildirler. Benim velim ancak Allah ile mü'minlerin salihleridir.
 
Bu hadisi Buhârî . «Kitabû-l' Edep» te tahriç etmiştir. Onun rivâyetinde sarahaten «Âl-î ebî filân» denilmişse de Müslim'in rivâyetinde yalnız «Âl'ebi »zikredilmiş sonunu «Yani filân» diyerek tamamlamıştır. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) bununla kimi kasdettiğini ya kendi nefsi hakkında yahut eshabma ait bir fitne ve fesat mülâhaza ettiği için tasrih buyurmamiştır. Kürtûbî Müslim'in asıl nüshalarında »filân» kelimesinin yeri açık bırakıldığını sonradan bazı kimselerin tashih yolu ile oraya «fûlân» kelimesini yazdığını söyler. Bu kelime bir isimden kinayedis. Kâdî îyâz bununla Hakem b. Ebîl Âs’ın kasdedildiğini söylemiştir. Hadis-i Şeriften murad Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in velisi yalnız Allah ve salih mü'minler olduğunu bildirmektedir. Yani:
 
«Salih mü'minler akrabam olmasada benim içîn velîdirler. Salih mü’min olmayanlar akrabam dahi olsalar benim için velî olamazlar.» demek istemişlerdir.
 
İbn Tîn'in nakline göre bu sözden murad Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'in akrabasından müslüman olmayanlardır. Binaenaleyh bu söz küllü itlâk cüz'ü murad kabilinden mecaz-ı mürsel olur. Hattabî:
 
«Burada nefyedilen vilâyet din hususundaki vilâyet değil karabet ve ihtisas ciheti ile olan vilâyettir» demiştir.
 
Kurtubî'ye göre; bu hadisin faidesi yakın akraba dahi olsa mü'minle kâfirin arasındaki vilâyetin kesildiğini anlatmaktır.
 
Tîybî'de şunları söylemiştir:
 
«Hadisin mânası: Ben hiç bir kimseye akrabalık sebebi ile muvâlât ve dostlukta bulunmam. Ben ancak Allah'ı severim. Çünkü O'nun kulları üzerine vacip olan bir hakkı vardır. Salih mü'minleri de Allah rızası için severim. Sevdiklerime iman ve Salâhlarından dolayı muvâlât eylerim. Bu hususta akrabam olup olmamaları mevzubahis değildir. Şu kadar var ki; akrabamın akrabalık haklarına da riayet eylerim. Bu tefsir büyük ulema tarafından söylenmiş büyük sözlerdir.»
 
Mü'minlerin salihlerinden kimlerin kastedildiği ihtilaflıdır. Bu hususta birkaç kavil vardır. Şöyle ki:
 
1- Taberî'nin Katade'den rivâyetine göre bunlardan murad Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dir.
 
2- İbn Ebî Hatîm'in Süddi'den rivâyetine göre murad sahabe-i kirâmdır.
 
3- Yine İbn Ebi Hatim'in Dahhâk'tan rivâyetine göre mü'minlerin salihleridir.
 
4- Yine İbn Ebû Hatim'in Hasan-ı Basrî'den rivâyetine göre Ebi Bekr, Ömer, ve Osman (radıyallahu anhüm) hazarâtıdır.
 
5- Taberî'nin İbn Mes'ud'dan merfu' olarak tahriç ettiği bir rivâyete göre Ebû Bekr ile Ömer (radıyallahü anhumâ)'dır. Fakat bu hadisin senedinde zaaf vardır.
 
6- İbn Ebi Hatim'in sahih bir senedle Sa'id b. Cübeyr'den tahriç ettiği bir rivâyete göre yalnız Ömer (radıyallahü anh) dır
 
7- Kurtubî'nin Müseyyeb b. Şerik'den rivâyetine göre hasseten Ebû Bekr (radıyallahü anh)'dır.
 
8- İbn Ebi Hatim'in Mücahit'ten rivâyetine göre yalnız Ali (radıyallahü anh)'dır.
 
 
 
 
[24/5 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: İbnu Mes'üd (radıyallâhu anh.) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâlâ hazretleri aklı yarattığı zaman ona: 'Gel!' dedi, o da geldi. Sonra 'Geri dön!' diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: 'Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlükâtın en sevgilisi olana bindireceğim.'
 
Rezin ilavesi.
 
 
Kütüb-i Sitte
[24/5 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: 56. Arkadaş öldükten sonra,onun çoluk çocuğunu,yakınlarını sevmek,onlarla ilgiyi kesmemek de vefadandır.(Ebu Dâvud Edep 18/4)
[24/5 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Selçuklu Devleti Kuruldu 1040
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/5 23:50] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Allah onlara şöyle demişti: ‘Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım...’” 
 
Maide 12)
[24/5 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Duâ ibadetin özüdür.” 
 
Tirmizî, Deavât, 1/3371
[24/5 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: BİZ DEMEYİ ÖĞRENMEK
 
İçinde kadıların da yer aldığı Ahilik sistemi, devletin gözetiminde bir teşkilatlanma olduğu için esnaf ve sanatkârın ahlaki temeller üzerinde çalışması ve bu düzeni bozanlara asla müsaade edilmemesi gerektiğini herkese hissettiriyordu. 
Bu yüzden hileli mal üreten, yanlış işler yapan veya eksik mal tartanlar önce ikaz edilir, eğer tutumunu değiştirmiyorsa o esnafın pabucu çıkartılıp dama atılır ve dükkânı kapatılırdı. “Pa­bu­cu dama atılmak” deyimi buradan gelmektedir. Bu anlayışla toplum düzeni, güven ve insanların ruh sağlığı her şeyin üzerinde tutuluyordu. 
Günümüzde tüketicinin korunması için yapılan birtakım çalışmalar nasıl insanımızı korumayı amaçlıyorsa ve tüketici haklarını koruma dernekleri gibi kuruluşlar oluşuyorsa geçmişte de aynı vatanın sahipleri yani vatandaşlar korunuyordu. Pazarda, çarşıda satılan malların fiyatını belirleyen Ahilik teşkilatı hem üretici hem de tüketiciyi koruyordu. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[24/5 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سُئِلَ عَنْ أَفْضَلِ الْأَعْمَالِ فَقَالَ إِيمَانٌ بِاللهِ وَجِهَادٌ فِي سَبِيلِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ وَحَجٌّ مَبْرُورٌ. (حم)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e, amellerin en faziletlisinden suâl olundu da “Allâhü Teâlâ’ya iman etmek, Allah Azze ve Celle yolunda cihâd etmek ve kabul olunmuş hacdır.” buyurdular. (Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
 
24 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[24/5 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: HACCIN ŞARTLARI VE KISIMLARI
 
Haccın farz olmasının şartları: Müslüman olmak. Haccın farz olduğunu bilmek. Bâliğ (ergin) olmak. Akıllı olmak. Hür olmak. Hacca gidip geleceği nakil vasıtası ve yol masrafları için parası olmak. Vakit (hac ayları). Hacca gidip dönünceye kadar, bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimlerini temin etmiş olmak.
 
Haccın farz olması için zekâtta olduğu gibi belli bir nisâb yoktur.
 
Haccın edâsının farz olmasının şartı: 1- Sıhhatli olmak, 2- Yol emniyetinin olması, 3- Hacca gitmeye (hapislik gibi) bir mâni olmaması, 4- Kadınların yanında kocası veya güvenilir bir mahreminin bulunması, 5- Kocası ölen veya boşanmış olan kadının iddetinin bitmiş olması.
 
Hac, hükmü itibarıyla üç kısımdır:
 
Farz Hac: Kendisinde haccın şartları bulunan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları icap eden hacdır.
 
Vacip Hac: Bir kimsenin nezrederek (adayarak) üzerine vacip kıldığı hacdır. Başlandıktan sonra bozulan nafile haccın kazâsı da vaciptir.
 
Nafile Hac: Farz ve vacip olan hac dışındaki hac, nafiledir. Henüz hac kendisine farz olmayan çocuğun veya kölenin yapacağı hac da nafiledir.
 
Farz, vacip yahut nafile hac, edâsı itibarıyla üç türlüdür:
 
Hacc-ı İfrâd: Hac mevsiminde umresiz olarak yapılan hacdır.
 
Hacc-ı Temettû: Aynı senenin hac aylarında umre ve haccı, ayrı ayrı ihramlarla (niyetlerle) edâ etmektir. Temettû haccına niyet eden kimse -umresini yapıp ihramdan çıktıktan sonra tekrar hac için ihrama girmeden önce- dilediği zaman bir Mekkeli gibi umre yapabilir. Hacc-ı temettû, hacc-ı ifrâddan daha faziletlidir.
 
Hacc-ı Kırân: Bir ihrâmla (niyetle) umre ve haccı beraber yapmaktır. Hacc-ı kırân, hacc-ı ifrâd ve hacc-ı temettûdan daha faziletlidir. Hacc-ı kırân ve hacc-ı temettû, âfâkî olanlar (Mîkât hâricinden Mekke’ye gelenler) içindir.
 
 
 
24 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[24/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?
[Ankebut Sûresi.10]
[24/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: YETİMLERE KARŞI GÖREVLERİMİZ
Yetimler ve öksüzler Allah’ın bizlere birer emanetidir. Müs- lümanlar yetimlere sadece haksızlık yapmaktan kaçınmakla yetinmeyip, onlara iyi bir gelecek hazırlamak için de çaba sarf etmek durumundadırlar. Rabbimiz, yetimlere daima iyi dav- ranmamızı, şefkatle yaklaşmamızı emretmiştir.
Toplumda birlikte yaşadığımız yetimleri sevelim. Onların başlarını okşayıp sevindirelim. Onlara samimi duygularımızı gösterelim. Yetim ve öksüzlere hizmet veren çocuk yuvası ve yetiştirme yurtlarını sık sık ziyaret edelim. Buralara maddi ve manevi her türlü desteği sağlayalım. Böyle bir görevimiz oldu- ğunu unutmayalım. Bunu ihmal etmenin hem Allah katında sorumluluğa, hem de toplumda birtakım huzursuzluklara ne- den olacağını bilelim.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
VESVESE
Şeytanın (A’raf, 7/20) veya nef- simizin (Kâf, 50/16) içimize düşürdüğü kötü düşüncele- re vesvese denir. Bazı insan- lar, “Abdestim oldu mu?”, “Bu kadar su gusle yeter mi?”, “Namazda aklıma ge- reksiz düşünceler geliyor.” gibi kuruntulara kapılır- lar. Bunlara değer verme- mek gerekir. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), mü'minlere, vesvese ile ha- reket etmemelerini tavsiye etmiştir (Buhârî, “Talâk”,11).
 
ÖZLÜ SÖZ
Kötülüğe engel olmak da iyilik yapmak gibidir. (Ebu Hanife)
[24/5 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber'in hadislerinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızâsını kazanmaktır.
Zekât, sadece farz diye bilinen hükümlerden biri olmayıp aynı zamanda üzerine İslâm binasının inşa edildiği beş büyük sütundan biridir.
Zekât her şeyden önce bir ibadettir. Müslüman bu ibadeti Allah'ın emrine uyarak, O'nın rızâsına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Çünkü, ancak bu şekilde eda edilen zekât Allah katında kabul görebilir.
Müslüman zekâtını öncelikle yüce Allah'ın emri olduğu için öder, bu ve diğer ibadetleri O'na yakın olma, O'na şükretme amacıyla yerine getirir, böylece âhiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah'a yakın olmaya ehil olur.
Zekâtın bu dinî ve mânevî hikmetleri yanı sıra toplumda sosyal adaleti sağlama, zenginlerle fakirler arasındaki maddî ve hissî uçurumları kapatıp karşılıklı sevgi ve saygı tesis etme, sosyal amaçlı gider ve yatırım alanlarından bir kısmını karşılama gibi önemli yararlar taşıdığı da açıktır. Öte yandan Hz. Peygamber ve sahâbe döneminden itibaren belli malların zekâtının devlet tarafından toplandığı ve bu sosyal ve kamusal alanlara harcandığı da bilinmektedir.
Zekâtın bu ikinci grupta yer alan sosyal amaçları ve kamu hukukunu ilgilendiren yönleri, öteden beri İslâm âlimleri arasında zekâtın, aynı mal veya gelirden devlete verilen vergiden farklı olup olmadığı, vergi ile zekâtın aynı şeyin iki farklı isimlendirmesi mi, yoksa tamamıyla farklı şeyler mi olduğu tartışmasının da ana sebebini teşkil etmiştir.
Bilindiği üzere vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere devletin tek taraflı olarak ve vergileme yetkisine dayanarak, kişilerin gelir ve mallarından aldığı ekonomik değerlerdir. Başka bir tarifte vergi, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla fert ve işletmelerden, karşılıksız olarak ve kamu hukukunun kuralları çerçevesinde aldığı paralardır.
Bu son tarifte yer alan unsurları kısaca özetlemek gerekirse denebilir ki, vergi alma yetkisi sadece devlete aittir, ancak kamu idare üniteleri de devletin devrettiği yetkiye dayanarak vergi koyabilirler.
Vergiyi fertler ve işletmeler hukukî zor altında öderler ve bu ödeme karşılığında devletten, vatandaşlık konumlarından doğan genel ve kamusal haklar hariç, herhangi bir hak iddia edemezler. O halde vergiden doğan hukukî ilişki bir alacak borç ilişkisidir. Bir alacak veya borcun meydana gelmesi için esas itibariyle iki tarafın bulunması gerekir. Vergi ilişkisinde taraflardan biri vergi alacaklısı, diğer vergi borçlusudur; her iki tarafın da yetki ve ödevleri kanundan doğar.
Devletin kendinden beklenen hizmet, yatırım ve görevleri yapabilmesi için gelire ihtiyacı vardır. Günümüzde devletler için en önemli gelir kaynağı vergilerdir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında zekât ve verginin benzer ve farklı yönleri şu şekilde sıralanabilir:
a) Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları
1. Zekât ile vergi arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle zekâtın Allah tarafından konulmuş, Kur'an'da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir.
2. Vergi kanunla konup kanunla kaldırıldığı gibi, onun miktar ve nisbetleri de kanunla düzenlenir, gerektiğinde aynı usulle arttırılır eksiltilir.
Zekâtın nisab ve nisbetleri Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu nisab ve nisbetler Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve müteakip dönemlerde aynen korunmuş, tarih içinde hiç değiştirilmemiştir. Zekâtın bu unsurlarının değiştirilmesi, onun malî bir ibadet
[24/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Allah nezdinde hak din Islâm'dir Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradir ki, aralarindaki kiskançlik yüzünden ayriliga düstüler Allah'in âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'in hesabi çok çabuktur (AL-İ İMRAN/19)
 
Kibirlenip de kendilerine yasak edilen seylerden vazgeçmeyince onlara: Asagilik maymunlar olun! dedik  (A'RAF/166)
 
(Iblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdirmana karsilik ben de yeryüzünde onlara (günahlari) süsleyecegim ve onlarin hepsini mutlaka azdiracagim!  (HİCR/39)
 
Babacigim! Seytana kulluk etme! Çünkü seytan, çok merhametli olan Allah'a âsi oldu  (MERYEM/44)
 
Allah'a ve Resûlüne karsi gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltildigi gibi alçaltilacaklardir Biz apaçik âyetler indirmisizdir Kâfirler için küçük düsürücü bir azap vardir  (MÜCADELE/5)
 
Allah'a ve Peygamberine düsman olanlar, iste onlar en asagilarin arasindadirlar  (MÜCADELE/20)
 
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babalari, ogullari, kardesleri, yahut akrabalari da olsa- Allah'a ve Resûlüne düsman olanlarla dostluk ettigini göremezsin Iste onlarin kalbine Allah, iman yazmis ve katindan bir ruh ile onlari desteklemistir Onlari içlerinden irmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardir Allah onlardan razi olmus, onlar da Allah'tan hosnut olmuslardir Iste onlar, Allah'in tarafinda olanlardir Iyi bilin ki, kurtulusa erecekler de sadece Allah'in tarafinda olanlardir (MÜCADELE/22)
 
Bu, onlarin Allah'a ve Peygamberine karsi gelmelerinden dolayidir Kim Allah'a karsi gelirse bilsin ki Allah'in cezalandirmasi çetindir  (HAŞR/4)
[24/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: TEVEKKÜL VE YAKiN
 
7230 - Halid'in oğulları Habbe ve Sev  radıyallahu anhüm anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bir şey tamir etmekte iken yanına girdik. O işte kendisine yardım ettik. 'Başlarınız kımıldadığı müddetçe rızık hususunda yeise düşmeyin. Zira insanı annesi kıpkızıl, üzerinde hiçbir şey olmadığı halde doğurur, sonra aziz ve celil olan Allah onu her çeşit rızıkla rızıklandırır' buyurdular.'
 
7231 - Amr İbnu'l-As radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Şüphesiz, her derede, âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) Allah ona yeter.'
[24/5 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: 'Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: 'Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz' cevabını verdi. 
Buhârî, Cenâiz 1.
[24/5 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
[Bakara Sûresi.80]
[24/5 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.” (Şu’arâ, 26/83)
[24/5 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Alkolün sarhoşluğu ölüme, sanatın sarhoşluğu ölümsüzlüğe götürür.[Peyami Safa]
[24/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.UMEYR İBNİ VEHB
 
Umeyr İbni Vehb radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin kendisine göstermiş olduğu açık mûcize karşısında hayrette kalan ve derhal gönlünü islâm'a açan bir yiğit... 
O, islâm'la şereflenmeden önce Kureyşin azılılarındandı. Cesur, keskin görüşlü bir yiğitti. Bedir Gazvesinde müşrikler safında yer aldı. Kavmi onu müslümanların sayısını öğrenmek ve arkalarında yardımcı kuvvetleri olup olmadığını araştırmak üzere seçip gönderdi. Kavmine döndüğünde gördüklerini sanki bir müslüman gibi nakletti. şöyle ki: 'Ey Kureyş topluluğu!.. Onların sayıları azdır. Arkalarında yardımcı kuvvetleride görünmüyor. Fakat onların herbirini ölüme susamış kişiler olarak gördüm. Sizlerden birini öldürmedikçe onlardan birisinin öldürülmesi mümkün değildir. Onların sayısı kadar sizden de ölen olacaksa hayatın ne tadı kalır? Ona göre kararınızı veriniz...' dedi. 
 
Bu sözlerden Kureyş'in bazı ileri gelenleri etkilendi. Savaş yapmadan Mekke'ye dönmeyi bile gönüllerinden geçirdi. Fakat 'Kureyş'in şeytanı' diye bilinen Ebu Cehil'in kin, kibir ve gururu baskın çıktı. Harb ateşi yakıldı. Başlarına gelen belaya ne kendisi ne de kavmi engel olamadı. Kureyş hezimete uğrayarak geri döndü. Umeyr İbni Vehb'de yara-bere içerisinde güç belâ Mekke'ye döndü. Oğlu esir olarak Medine'de kaldı. Zamanla Umeyr'in yaraları iyileşti. Ama islâm'a düşmanlığı daha bir koyulaştı. Kendisinin Resûlullah'a ve ashabına yaptığı ezâ ve cefalar aklına geliyor ve oğluna işkence yapılmasından korkuyordu. 
 
Bir gün amcazâdesi Safvan İbni Ümeyye ile Kâbe'de Hicir mevkiinde oturmuş hasbihal ediyorlardı. Bedir felaketinden ve esirlerden bahsediyorlardı. Safvan 'Bedir'den sonra hayatın tadı tuzu kalmadı.' dedi. Umeyr de: 'Gerçekten öyle... Bundan sonra yaşamaya değmez. Şayet şu borçlarım olmasa, çoluk çocuğumu geçindirmek düşüncem bulunmasaydı, Medine'ye varır, Muhammed'i öldürürdüm. Oğlumun ellerinde esir olması da bu iş için iyi bir bahânedir.' dedi. 
 
Safvan çok zengindi. Bedir'de kaybettiği yakınlarının intikamını almak istiyordu. Umeyr'in bu sözlerini fırsat bildi ve ona: 'Umeyr!... Eğer Muhammed'i öldürürsen, senin bütün borçlarını öderim. Çoluk çocuğuna da benimkilerle birlikte ölene kadar bakarım. Malım onların hepsine yeter' dedi. Umeyr'in istediği de buydu. Peki öyleyse dedi. Fakat bu anlaşmamızı gizli tut! Sakin kimseye söyleme diye tenbih etti. 
 
Umeyr kılıcını bileyip zehirledi. Devesine binip Medine'nin yolunu tuttu. Mescid-i Nebevî'nin kapısına yakın bir yerde devesini indirdi. Hz. Ömer (r.a) onun devesinden inip, kılıcını kuşanmış olarak Mescide doğru gittiğini görünce: 'Bu, Allah düşmanı Umeyr'dir. Buraya mutlaka bir kötülük yapmak için gelmiştir' dedi. Kendisi derhal Rasûl-i Ekrem (s.a) efendimizin huzuruna geldi ve durumu arz etti. İki Cihan Güneşi Efendimiz: 'Onu bana getirin.' buyurdu. Hz. Ömer (r.a) geri dönüp Umeyr'in yanına geldi. Yakasından tuttu. Boynundaki kılıcı sımsıkı yakalayarak Rasûlullah'ın huzuruna götürdü. Efendimiz Umeyr'i bu halde görünce: 'Onu serbest bırak Ömer!... Sen geri dur!... Sen de yakın gel ey Umeyr!... Yaklaş ya Umeyr!' buyurdu. Sonra aralarında şu konusma geçti. Efendimiz ona: '-Ey Umeyr! Buraya niçin geldin?' dedi. O da '-Oğlum elinizde esir. Bir iyilik edip onu bırakasınız diye geldim' dedi. 'Boynundaki şu kılıç ne oluyor?' '-Öyle kılıç olmaz olsun! Bize ne faydası dokundu ki... Bedir'de bir fayda verdi mi?' dedi. Efendimiz tekrar: 'Bana doğru söyle! Buraya niçin geldin?' diye sordu. O da: '-Sadece bunun için geldim' dedi. Aldığı bu cevaplardan sonra Fahri Kâinat (s.a) efendimiz ona: '-Peki öyleyse Hicir'de Safvan İbni Ümeyye ile yaptığınız anlaşma neydi? Orada, Bedir'de kuyuya atılan kimselerden bahsettiniz. Sonra sen, borcum ve şu çocuklarım olmasaydı, gider Muhammed'i öldür
[24/5 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Kan aldırmak orucu bozar mı?
 
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber, ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır (Buharî, “Tıb”, 11, “Sayd”, 11, “Savm”, 22). Ayrıca Hz. Peygamber: “Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak” (Tirmizi, “Savm”, 24) buyurmuştur.
[24/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: AHKÂF SÛRESİ
 
Kur'ân-ı kerîmin kırk altıncı sûresi. Ahkâf sûresi, Mekke-i mükerremede nâzil olmuştur (inmiştir). Otuz beş âyettir. Yirmi birinci âyet-i kerîmede geçen Ahkâf kelimesi sûreye isim olmuştur. Ahkâf, uzun ve yüksek kum yığınları demektir. Sûrede adı geçen Ahkâf, Arabistan'ın güneyinde Umman ile Mehre arasındaki kumluk bölgedir. Bu hususta başka rivâyetler de vardır. Hûd aleyhisselâm, Âd kavmini(milletini) burada îmâna dâvet etti, çağırdı. Sûrede, Allahü teâlânın birliğinin delilleri, şirkin (cenâb-ı Hakk'a ortak koşmanın) yanlışlığı bi ldirilmekte, inananların, Allahü teâlâdan korkarak günahlardan sakınanların büyük mükâfâtlara kavuşacakları müjdelenmekte, mü'minlerin, analarına, babalarına iyi davranmakla mükellef (yükümlü) oldukları, dünyânın fânî, geçici varlığına ve lezzetlerine kapılmanın uygun olmadığı anlatılmakta, Âd kavminin kıssası ve Hûd aleyhisselâma inanmamaları, ona karşı gelmeleri netîcesinde acı bir azabla helak oluşları haber verilmekte ve daha başka konular yer almaktadır. (Abdullah ibni Abbâs, Senâullah Dehlevî) Kur'ân-ı kerîmde Ahkâf sûresinde buyruldu ki  'Rabbimiz Allah'tır' deyip de sonra istikâmet üzere bulunanlara (evet) onlara (kıyâmet günü) korku yoktur. Onlar (ölürken) mahzun da olmayacaklardır. (Âyet  13) Hâlâ şu hakîkati bilmediler mi ki gökleri ve yeri zahmetsiz, yorulmadan yaratan Allahü teâlâ, ölüleri de diriltmeye kâdirdir. Evet O, her şeye elbette kâdirdir, gücü yetendir. (Âyet  33) (Habîbim) Ülü'l-azm peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlara azâb verilmesi için duâ etmekte acele eyleme. (Âyet  35) Kim Ahkâf sûresini okursa, onun için, dünyâdaki kumların her birine karşılık on sevâb yazılır. (Hadîs-i şerîf-Envâr-ut-tenzîl ve Esrârü't-te'vîl)
[24/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?
 
Yolcu (seferi) kurban kesmekle mükellef değildir (Fetavay-ı Hindiyye, V, 292). Ancak kesmesi halinde sevabını kazanır. Kişi, kurbanını ikamet ettiği yerde kesebileceği gibi, bayram dolayısıyla veya başka bir sebeple gitmiş olduğu yerde de kesebilir. Seferi olması, kurban kesmesine ve kestiği kurbanın makbul olmasına engel değildir.
 
 Seferi iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden kurban kesmeleri gerekmez. Yine kurban bayramının başında mukim iken sefere çıkana da vacip olmaz. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenlerin, kurban kesmeleri gerekir (Kasani, Bedaiü’s-Sanai, V, 63).
 
 Başta Şafii mezhebi olmak üzere kurbanın sünnet olduğu görüşünde olanlara göre, seferilik durumunda da aynı hüküm geçerlidir (Nevevi, el-Mecmu, VIII, 383).
[24/5 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: TAVAF'IN NEVİLERİ
 
 
 
Kudûm tavafı:
Mekke'ye geliş tavafı demektir. İfrad veya kıran haccı yapan âfâkîler için sünnettir. Sâdece umre veya temettu haccı yapanlar ile mîkat sınırları içerisinde bulunanlar, kudûm tavafı yapamazlar.
 
Ziyâret tavafı:
Buna 'ifâza tavafı' da denir. Hac'da farz olan tavaf budur. Arafat vakfesinden sonra yapılır.
 
Vedâ tavafı:
'Sader tavafı' da denir. Mîkat sınırları dışından gelen hacıların ziyâret tavafından sonra Mekke'den ayrılırken son defa yaptıkları tavaftır.
 
Umre tavafı:
Sâdece umre yapmak üzere Mekke'ye gelenler ile temettü veya kıran haccı yapanların Mekke'ye geldiklerinde ilk yapacakları tavaftır. Bu tavaftan sonra umrenin sa'yi yapılacağından, ıztıba ve ilk üç şavt'ta remel de yapılır.
 
Nezir (adak) tavafı:
Herhangi bir sebeple tavaf etmeyi adayan kimsenin, nezrini yerine getirmesi vaciptir. Bunun için, bir zaman belirlemişse, belirlediği zamanda; belirlememişse, dilediği zamanda yapar.
 
Tahiyyetü'l-mescid tavafı:
Tahiyyetü'l-mescid namazı yerine, Mescid-i Harama her ne zaman gidilse hürmeten ve mescidi selamlamak için yapılan nâfile tavaftır. Üzerinde başka tavaf olmayanlara müstehaptır. Başka tavaf yapılırsa, bunun yerini tutar.
 
Nâfile (tavavvu) tavaf:
Mekke'de bulunan süre içinde, hacla ilgili olarak yapılması gereken tavaflar dışında, fırsat bulundukça ve arzu edildikçe yapılan tavaflardır.
Afâkilerin, nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Hâram'da nâfile namaz kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında, Mekke'liler için de hüküm aynıdır.
 
Diğer ibâdetlerde olduğu gibi, niyet edilip başlanılan nâfile bir tavafın bitirilmesi vâcip olur. Hac'la ilgili tavaflar: kudûm, ziyaret ve vedâ tavaflarından ibârettir.
[24/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.'
(Hucurât, 49/15)
 http://www.duavesureler.com
[24/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: 'İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz. '
(İbn Mâce, 'Ruhûn', 4)
 http://www.duavesureler.com
[24/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Günahlarımın küçüğünü büyüğünü, öncesini sonunu, açığını ve gizlisini, hepsini bağışla.'
(Müslim, 'Salât',216)
 http://www.duavesureler.com
[24/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: • Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu (1040)
• Topraktan Suyun Çekilmesi
 
Semerkand Takvimi
[24/5 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Kötü Huylardan İyi Huylara Hicret
 
Birçok âyet ve hadislerle üzerinde durulan  iyi niyet ,  anne babaya iyilik  gibi birçok amel, peygamber lisanıyla  hicret  ayarında ameller olarak ifade edildiği gibi, zor şartlar altında (fitne ortamında) dinin her tatbikinin bir hicret olduğu, anne ve babaya yapılacak bir hizmetin hicretten daha ehemmiyetli ve faziletli olduğu belirtilmiştir.
 
Şüphesiz amellerin kıymeti niyetlere göredir. Kimin niyeti neye ise, eline geçecek olan da odur. Hicret de dinî bir vecibe olduğuna göre, buradaki niyet Allah rızasını taşımıyorsa, makbul olmayacağı âyetlerden ve hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır. Nitekim Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem],  Küçük cihaddan büyük cihada döndük  (Beyhakî) buyurmaları, asıl mücadelenin nefisle olan mücadele olduğuna, maddeden manaya, nefsin arzu ve isteklerinden, Allah ve Resûlü’nün [sallallahu aleyhi vesellem] emirlerine yönelmeye olduğunu beyan buyurmuşlardır.
 
İşte, gerçek hicret, nefisle mücadele ederek kötü huylardan iyi huylara, hoş olmayan alışkanlıklardan iyi ve güzel olan alışkanlıklara ulaşmaktır.
 
Semerkand Takvimi
[24/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.'
(Hucurât, 49/15)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=wTAOdzTjZ4Q=
[24/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Allahım sen affedicisin, cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet.'
(Tirmizî, 'De'avât',89)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=wTAOdzTjZ4Q=
[24/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenasül uzvumun şerrinden Sana sığınırım.'
(Tirmizî, 'De’avât', 76; Nesâî, 'İstiâze', 4, 27)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=wTAOdzTjZ4Q=
[24/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Kıyamet günü ümmetimin alnı secdeden dolayı beyaz, el ve ayakları ise abdestten dolayı parlaktır. Hadis-i Şerif
[24/5 23:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).
 
(Bakara, 2/263)
[24/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız buyurmuştur.
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[24/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah'ım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım; zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırım.
 
(Buhârî, Ebu Dâvûd, Nesâî)
[24/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Afüvv
 
Çok affedici, çok bağışlayan
[24/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Kurtların Vazifesi
 
   Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine;  
 
 'Bâyezîd-i Bistâmî'nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir kerâmet gösterirse velî olduğunu kabûl edeyim. Böylece onu imtihân etmiş olayım.' diye düşündü. Bu düşünce ile, Bâyezîd-i Bistâmî'nin bulunduğu yere geldi.  
 
 Bâyezîd-i Bistâmî onu görünce buyurdu ki;  
 
 'Biz kerâmetlerimizi, talebelerimizden Ebû Saîd Râî'ye havâle ettik. Sen ona git.'  
 
 Bu kimse gidip, Ebû Saîd Râî'yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor, koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse kendisinden tâze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamânı da değildi. Ebû Saîd Râî, asâsını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin tarafına, diğer kısmını da kendi tarafına dikti. Allahü teâlânın izni ile, hemen o parçalar asma oldu ve tâze üzüm verdi. Fakat, Ebû Saîd tarafında bulunan üzümler beyaz, gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah idi. O kimse, üzümlerin renklerinin farklı olmasının sebebini sordu.  
 
 Ebû Saîd Râî;  
 
 'Ben, Allahü teâlâdan, yakîn yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile istedin. Dolayısıyle, renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana geldi.' buyurdu ve o kimseye bir kilim hediye edip, kaybetmemesini tenbih etti.  
 
 O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat, kilimi, Arafat'da kaybetti. Çok aradı ise de bulamadı. Hac dönüşünde, Bistâm'a, Bâyezîd hazretlerinin yanına uğradı. Baktı ki kaybettiği kilim, Bâyezîd-i Bistâmî'nin önünde duruyor. Bu hâdiselere şâhid olduktan sonra, böyle yüce bir zâttan, kerâmet istediğine çok pişmân oldu. Tövbe ve istigfâr edip, Bâyezîd-i Bistâmî'nin talebeleri arasına katıldı.
[24/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım, açlıktan Sana sığınırım; o, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten Sana sığınırım; o, ne kötü bir sırdaştır.' (Ebû Davud)
[24/5 23:59] Ömer Tarık Yılmaz: …İhsan, O'nu görüyormuş gibi Allah'a ibadet etmendir. Sen O'nu göremesen de O seni görmektedir…
(Buhârî, Tefsîr, (Lokmân) 2)
[25/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 95- Mü'minlerin Birbirlerile Yardımlaşması ve Başkalarile Alakayı Keserek Onlardan Uzak Kalmaları Bâbı
 
541- Bana Ahmet b. Hanbel rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Câ'fer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Şu'be, İsmail b. Ebî Hâlid’den, o da Kays'dan, o da Amr b. Âs'dan naklen rivâyet eyledi.
 
Dedi ki: Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'i gizli değil açıkça şöyle buyururken İşittim:
 
«Dikkat edin!.. Ebû... oğulları (yani, Ebû filân oğulları) benim velilerim değildirler. Benim velim ancak Allah ile mü'minlerin salihleridir.
 
Bu hadisi Buhârî . «Kitabû-l' Edep» te tahriç etmiştir. Onun rivâyetinde sarahaten «Âl-î ebî filân» denilmişse de Müslim'in rivâyetinde yalnız «Âl'ebi »zikredilmiş sonunu «Yani filân» diyerek tamamlamıştır. Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) bununla kimi kasdettiğini ya kendi nefsi hakkında yahut eshabma ait bir fitne ve fesat mülâhaza ettiği için tasrih buyurmamiştır. Kürtûbî Müslim'in asıl nüshalarında »filân» kelimesinin yeri açık bırakıldığını sonradan bazı kimselerin tashih yolu ile oraya «fûlân» kelimesini yazdığını söyler. Bu kelime bir isimden kinayedis. Kâdî îyâz bununla Hakem b. Ebîl Âs’ın kasdedildiğini söylemiştir. Hadis-i Şeriften murad Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in velisi yalnız Allah ve salih mü'minler olduğunu bildirmektedir. Yani:
 
«Salih mü'minler akrabam olmasada benim içîn velîdirler. Salih mü’min olmayanlar akrabam dahi olsalar benim için velî olamazlar.» demek istemişlerdir.
 
İbn Tîn'in nakline göre bu sözden murad Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'in akrabasından müslüman olmayanlardır. Binaenaleyh bu söz küllü itlâk cüz'ü murad kabilinden mecaz-ı mürsel olur. Hattabî:
 
«Burada nefyedilen vilâyet din hususundaki vilâyet değil karabet ve ihtisas ciheti ile olan vilâyettir» demiştir.
 
Kurtubî'ye göre; bu hadisin faidesi yakın akraba dahi olsa mü'minle kâfirin arasındaki vilâyetin kesildiğini anlatmaktır.
 
Tîybî'de şunları söylemiştir:
 
«Hadisin mânası: Ben hiç bir kimseye akrabalık sebebi ile muvâlât ve dostlukta bulunmam. Ben ancak Allah'ı severim. Çünkü O'nun kulları üzerine vacip olan bir hakkı vardır. Salih mü'minleri de Allah rızası için severim. Sevdiklerime iman ve Salâhlarından dolayı muvâlât eylerim. Bu hususta akrabam olup olmamaları mevzubahis değildir. Şu kadar var ki; akrabamın akrabalık haklarına da riayet eylerim. Bu tefsir büyük ulema tarafından söylenmiş büyük sözlerdir.»
 
Mü'minlerin salihlerinden kimlerin kastedildiği ihtilaflıdır. Bu hususta birkaç kavil vardır. Şöyle ki:
 
1- Taberî'nin Katade'den rivâyetine göre bunlardan murad Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dir.
 
2- İbn Ebî Hatîm'in Süddi'den rivâyetine göre murad sahabe-i kirâmdır.
 
3- Yine İbn Ebi Hatim'in Dahhâk'tan rivâyetine göre mü'minlerin salihleridir.
 
4- Yine İbn Ebû Hatim'in Hasan-ı Basrî'den rivâyetine göre Ebi Bekr, Ömer, ve Osman (radıyallahu anhüm) hazarâtıdır.
 
5- Taberî'nin İbn Mes'ud'dan merfu' olarak tahriç ettiği bir rivâyete göre Ebû Bekr ile Ömer (radıyallahü anhumâ)'dır. Fakat bu hadisin senedinde zaaf vardır.
 
6- İbn Ebi Hatim'in sahih bir senedle Sa'id b. Cübeyr'den tahriç ettiği bir rivâyete göre yalnız Ömer (radıyallahü anh) dır
 
7- Kurtubî'nin Müseyyeb b. Şerik'den rivâyetine göre hasseten Ebû Bekr (radıyallahü anh)'dır.
 
8- İbn Ebi Hatim'in Mücahit'ten rivâyetine göre yalnız Ali (radıyallahü anh)'dır.
[25/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: 'Allah'ın meleklerinden olan Arş'ın taşıyıcılarından bir melek hakkında rivâyette bulunmam için bana izin verildi' dedi ve ilâve etti: 'Onun kulak yumuşağı. ile ensesi arasındaki uzaklık yedi yüz senelik mesâfedir'
 
Ebu Dâvud, Sünnet 19, (4727).
 
 
Kütüb-i Sitte
[25/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: 57. Müslüman vefakâr olur.(Ebu Dâvud Edep 18/4)
[25/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Nuri Demirağ’ın Fabrikasında Yapılan İlk Türk Yolcu Uçağı İstanbul’dan Ankara’ya Uçtu 1944
•  Necip Fazıl Kısakürek’in Vefatı 1983
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[25/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Sizi çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O’dur. Bir de O’nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâlâ şüphe ediyorsunuz.” 
 
En’am 2)
[25/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa  bütün vücut iyi olur; bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.” 
 
Buhârî, Îmân 39
[25/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: ÜÇ SİLAHIMIZ: EL, DİL VE KALP
 
Müslümana, her şeyden önce üç silâhı da birleştirmiş olarak eliyle hareket etmesi emredilmiştir. Onu yapamadığı, yâni eli ve kolunun bağlı olduğu yerde iş dile kalmakta, ağız açmaya bile imkân olmayan yerde de kötüyü kalple reddetmekten başka çare kalmamaktadır.
Şu kadar ki, el dururken işi dilde bırakmak, hele kendi kendisini tecrit edici bir susma ve katlanma seciyesiyle yalnız kalpten protesto tesellisine sığınmak, İslâm ruhuna asla uymaz! Ancak kati zor altında kalındığı zaman işleyecek olan ikinci ve üçüncü (fakülte)ler, iyice bellemek ve kavramak lâzımdır ki, kıymetçe, mareşal rütbesinde olan ele nispetle çavuş ve er bile değildir.
Üstelik mâzur vaziyetlerde dahi makbul sayılamazlar. Hele kati zor ve eli işlemekten alıkoyucu sebep bulunmaksızın, lâftan ve yürekteki gizli duygudan ibaret kalmak,
Müslümanı küfrün eşiğine kadar sürükleyen bir iman ve ahlâk zaafına kadar varabilir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[25/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللهِ اَلَا بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ. (سورة الرعد، 28)
 
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “(Onlar), o zâtlardır ki iman etmişlerdir. Ve onların kalpleri Allâh’ı zikirle mutmain olur. Haberiniz olsun ki, kalpler, ancak Allâh’ı zikirle mutmain olur.” (Ra‘d Sûresi, âyet 28)
 
25 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[25/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: İMÂM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİNİN BİR GÜNÜ
 
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, çoğu zaman gecenin yarısından sonra, bazen de gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalkar, abdest alırdı. Abdest alırken kıbleye yönelmek, misvak kullanmak gibi sünnetlere son derece riâyet ederdi. Abdestten sonra teheccüd namazına başlar; tam bir huşû içinde, manen derli toplu olarak ve Yâsîn Sûresi’ni okuyarak kılardı. Teheccüd namazından sonra murâkabeye oturur, sonra da sabah namazı vaktine kadar az bir müddet uyurdu.
 
Sabah namazını talebeleriyle birlikte mescitte kılar, işrak vaktine kadar mescitte, talebeleriyle birlikte murâkabeye oturur ve sonra uzun sûreler okuyarak işrâk namazı kılardı. Sonrasında ise o vakitte okunması icap eden tesbîhler ve dualar ile meşgul olurdu. Sonra evine gider, hanımının ve çocuklarının hâllerini sorar, eve lâzım olan ve yapılması icap eden işleri hâllederdi. Sonra odasına çekilir ve Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Bundan sonra talebelerini çağırır onların hâllerini sorar, yüksek manevî mertebede olan evlatlarını çağırarak onlara sohbet ederdi. Bazen talebelerinin her birine, hâline ve gücüne göre vazifeler verirdi.
 
Duhâ namazını kendi odasında kılardı. Sonra talebeleri ile yemek yer ve sonunda yemek duası yaparlardı.
 
Çoğu zaman oruç tutardı. Oruçlu olmağı günlerde de az yemek yerdi.
 
Öğle vaktinde, sünnet olduğu için bir müddet kaylûle yapar sonra kalkıp abdest alır ve öğle namazını kılardı. Şöyle buyurmuşlardır: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.), vefat edinceye kadar öğle namazının sünnetini terk etmemiştir.” Öğle namazı bittikten sonra hâfızlardan Kur’ân-ı Kerîm dinlerdi.
 
İkindi namazını kıldıktan sonra akşama kadar talebeleriyle beraber murâkabe halkasında otururdu. Sabah ve ikindi halkalarında talebelerinin hâllerine teveccüh ederdi.
 
Akşam namazını ilk vaktinde kılar, akabinde altı rekât evvâbîn namazını kılmayı ihmal etmezdi. Yatsı namazını kıldıktan sonra istirahate geçerdi.
 
 
 
25 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[25/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini, her türlü günahtan uzak ve salim olmayı, her türlü iyilik ve nimetleri, cennete girerek felaha ermeyi, yardımınla cehennem ateşinden kurtulmayı istiyorum.” (Hakim, Deavat, No:1925)
[25/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: ERZURUM’UN SEMBOL KAHRAMANLARINDAN NENE HATUN
Nene Hatun (1857-1955), tarihimizin sembol olmuş kadın kahramanlarındandır.
Nene Hatun, daha 20’li yaşlarındayken, “93 Harbi” olarak da bilinen ve 1877-1878 yıllarında verilen Osmanlı-Rus savaşı sırasında Erzurum’daki Aziziye Tabyası’nın savunmasında büyük kahramanlıklar göstermiştir. Şehrin savunulmasında, Nene Hatun da dâhil, kadınlı-erkekli bütün Erzurumluların taşlı-sopalı, kazmalı-kürekli, göğüs göğse verdiği şanlı müca- dele dillere destandır. İşte bu mücadeleye Nene Hatun, küçük yaştaki iki çocuğunu evde bırakarak katılmış ve hizmetten hiz- mete koşmuştur.
Savaştan sonra da kahramanlara yaraşır bir asaletle yaşamış olan Nene Hatun, 98 yaşında iken 25 Mayıs 1955’te vefat etti.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
HURAFE
Hurafe; dinin aslında olmayan akla, bilime, Kur’an ve Sünnet’e aykırı davranış ve işlerdir.
Toplumumuzda zaman zaman çeşitli hurafelere rastlanmak- tadır. Örneğin; kutsal sanılan yerlere dilek için çaput bağla- mak, türbelerde mum yakmak, nazara karşı kurşun dökmek, iki bayram arasında nikah yap- mamak, baykuş ötmesini uğur- suz saymak, türbelere adak adamak gibi
Halbuki İslam’a göre; içi-dışı te- miz, inancı, ameli hurafelerden uzak, dinine hurafeleri karıştır- mamış bir kul olmak gerekir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Eline, diline, beline sahip ol. (Hacı Bektaş-ı Veli)
[25/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber'in hadislerinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızâsını kazanmaktır.
Zekât, sadece farz diye bilinen hükümlerden biri olmayıp aynı zamanda üzerine İslâm binasının inşa edildiği beş büyük sütundan biridir.
Zekât her şeyden önce bir ibadettir. Müslüman bu ibadeti Allah'ın emrine uyarak, O'nın rızâsına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Çünkü, ancak bu şekilde eda edilen zekât Allah katında kabul görebilir.
Müslüman zekâtını öncelikle yüce Allah'ın emri olduğu için öder, bu ve diğer ibadetleri O'na yakın olma, O'na şükretme amacıyla yerine getirir, böylece âhiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah'a yakın olmaya ehil olur.
Zekâtın bu dinî ve mânevî hikmetleri yanı sıra toplumda sosyal adaleti sağlama, zenginlerle fakirler arasındaki maddî ve hissî uçurumları kapatıp karşılıklı sevgi ve saygı tesis etme, sosyal amaçlı gider ve yatırım alanlarından bir kısmını karşılama gibi önemli yararlar taşıdığı da açıktır. Öte yandan Hz. Peygamber ve sahâbe döneminden itibaren belli malların zekâtının devlet tarafından toplandığı ve bu sosyal ve kamusal alanlara harcandığı da bilinmektedir.
Zekâtın bu ikinci grupta yer alan sosyal amaçları ve kamu hukukunu ilgilendiren yönleri, öteden beri İslâm âlimleri arasında zekâtın, aynı mal veya gelirden devlete verilen vergiden farklı olup olmadığı, vergi ile zekâtın aynı şeyin iki farklı isimlendirmesi mi, yoksa tamamıyla farklı şeyler mi olduğu tartışmasının da ana sebebini teşkil etmiştir.
Bilindiği üzere vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere devletin tek taraflı olarak ve vergileme yetkisine dayanarak, kişilerin gelir ve mallarından aldığı ekonomik değerlerdir. Başka bir tarifte vergi, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla fert ve işletmelerden, karşılıksız olarak ve kamu hukukunun kuralları çerçevesinde aldığı paralardır.
Bu son tarifte yer alan unsurları kısaca özetlemek gerekirse denebilir ki, vergi alma yetkisi sadece devlete aittir, ancak kamu idare üniteleri de devletin devrettiği yetkiye dayanarak vergi koyabilirler.
Vergiyi fertler ve işletmeler hukukî zor altında öderler ve bu ödeme karşılığında devletten, vatandaşlık konumlarından doğan genel ve kamusal haklar hariç, herhangi bir hak iddia edemezler. O halde vergiden doğan hukukî ilişki bir alacak borç ilişkisidir. Bir alacak veya borcun meydana gelmesi için esas itibariyle iki tarafın bulunması gerekir. Vergi ilişkisinde taraflardan biri vergi alacaklısı, diğer vergi borçlusudur; her iki tarafın da yetki ve ödevleri kanundan doğar.
Devletin kendinden beklenen hizmet, yatırım ve görevleri yapabilmesi için gelire ihtiyacı vardır. Günümüzde devletler için en önemli gelir kaynağı vergilerdir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında zekât ve verginin benzer ve farklı yönleri şu şekilde sıralanabilir:
a) Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları
1. Zekât ile vergi arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle zekâtın Allah tarafından konulmuş, Kur'an'da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir.
2. Vergi kanunla konup kanunla kaldırıldığı gibi, onun miktar ve nisbetleri de kanunla düzenlenir, gerektiğinde aynı usulle arttırılır eksiltilir.
Zekâtın nisab ve nisbetleri Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu nisab ve nisbetler Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve müteakip dönemlerde aynen korunmuş, tarih içinde hiç değiştirilmemiştir. Zekâtın bu unsurlarının değiştirilmesi, onun malî bir ibadet
[25/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bilerek hakki bâtil ile karistirmayin, hakki gizlemeyin (BAKARA/42)
 
Ramazan ayi, insanlara yol gösterici, dogrunun ve dogruyu egriden ayirmanin açik delilleri olarak Kur'an'in indirildigi aydir Öyle ise sizden ramazan ayini idrak edenler onda oruç tutsun Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadigi günler sayisinca) baska günlerde kaza etsin Allah sizin için kolaylik ister, zorluk istemez Bütün bunlar, sayiyi tamamlamaniz ve size dogru yolu göstermesine karsilik, Allah'i tazim etmeniz, sükretmeniz içindir (BAKARA/185)
 
Ey ehl-i kitap! Neden dogruyu egriye karistiriyor ve bile bile gerçegi gizliyorsunuz? (AL-İ İMRAN/71)
 
Yahut 'Daha önce babalarimiz Allah'a ortak kostu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onlarin izinden gittik) Bâtil isleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?' dememeniz için (böyle yaptik)  (A'RAF/173)
 
(Bunlar,) günahkârlar istemese de hakki gerçeklestirmek ve bâtili ortadan kaldirmak içindi  (ENFAL/8)
 
Eger Allah'a ve hak ile bâtilin ayrildigi gün, iki ordunun birbiri ile karsilastigi gün (Bedir savasinda) kulumuza indirdigimize inanmissaniz, bilin ki, ganimet olarak aldiginiz herhangi bir seyin beste biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarina yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir Allah her seye hakkiyla kadirdir  (ENFAL/41)
 
O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup akti Bu sel, üste çikan bir köpügü yüklenip götürdü Süs veya (diger) esya yapmak isteyerek ateste erittikleri seylerden de buna benzer köpük olur Iste Allah hak ile bâtila böyle misal verir Köpük atilip gider Insanlara fayda veren seye gelince, o yeryüzünde kalir Iste Allah böyle misaller getirir  (RA'D/17)
 
Allah size kendi nefislerinizden esler yaratti, eslerinizden de sizin için ogullar ve torunlar yaratti ve sizi temiz gidalarla riziklandirdi Onlar hâla bâtila inanip Allah'in nimetine nankörlük mü ediyorlar?  (NAHL/72)
 
Yine de ki: Hak geldi; bâtil yikilip gitti Zaten bâtil yikilmaya mahkumdur  (İSRA/81)
 
Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyaricilar olarak göndeririz Kâfir olanlar ise, hakki bâtila dayanarak ortadan kaldirmak için bâtil yolla mücadele verirler Onlar âyetlerimizi ve uyarildiklari seyleri alaya almislardir  (KEHF/56)
 
Bilakis biz, hakki bâtilin tepesine bindiririz de o, bâtilin isini bitirir Bir de bakarsiniz ki, bâtil yok olup gitmistir (Allah'a) yakistirdiginiz sifatlardan dolayi yaziklar olsun size!  (ENBİYA/18)
 
Böyledir Çünkü Allah, hakkin ta kendisidir O'nun disindaki taptiklari ise bâtilin ta kendisidir Gerçek su ki Allah, evet O, uludur, büyüktür  (HAC/62)
 
Sen bundan önce ne bir yazi okur, ne de elinle onu yazardin Öyle olsaydi, bâtila uyanlar kusku duyarlardi  (ANKEBUT/48)
 
De ki: Benimle sizin aranizda sahit olarak Allah yeter O, göklerde ve yerde ne varsa bilir Bâtila inanip Allah'i inkâr edenler (var ya), iste ziyana ugrayacaklar onlardir  (ANKEBUT/52)
 
Çevrelerinde insanlar kapilip götürülürken, bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptigimizi görmediler mi? Hâla bâtila inanip Allah'in nimetine nankörlük mü ediyorlar?  (ANKEBUT/67)
 
Çünkü Allah, hakkin ta kendisidir; O'ndan baska taptiklari ise hiç süphesiz bâtildir Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur  (LOKMAN/30)
 
De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramizda hak ile hükmedecektir O, en âdil hüküm veren, (her seyi) hakkiyla bilendir  (SEBE'/26)
 
De ki: Hak geldi; artik bâtil ne bir seyi ortaya çikarabilir ne de geri getirebilir  (SEBE'/49)
 
Gögü, yeri ve ikisi arasindakileri biz bos yere yaratmadik Bu, inkâr edenlerin zannidir Vay o inkâr edenlerin atesteki haline!  (SAD/27)
 
Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki topluluklar da (peygamberlerini) engellemeye, her ümmet kendi peygamberini yakalamaya azmetmisti Bâtili hakkin yerine koymak için mücadele etmislerdi Bunun üzerine ben onlari kiskivrak yakaladim Iste, cezalandirmamin nasil oldugunu gör!  (MÜ'MİN/5)
 
Ona önünden de ardindan da bâtil gelemez O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmistir  (
[25/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: TEVEKKÜL VE YAKiN
 
7230 - Halid'in oğulları Habbe ve Sev  radıyallahu anhüm anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bir şey tamir etmekte iken yanına girdik. O işte kendisine yardım ettik. 'Başlarınız kımıldadığı müddetçe rızık hususunda yeise düşmeyin. Zira insanı annesi kıpkızıl, üzerinde hiçbir şey olmadığı halde doğurur, sonra aziz ve celil olan Allah onu her çeşit rızıkla rızıklandırır' buyurdular.'
 
7231 - Amr İbnu'l-As radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Şüphesiz, her derede, âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) Allah ona yeter.'
[25/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Mes'ud el-Hüzelî (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre, bir adam kendisine 'Sırat-ı müstakim (doğru yol) nedir?' diye sordu. Ona şu cevabı verdi:'Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da var. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine sülûk ederse yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakîme sülûk ederse o da cennet'e ulaşacaktır.' İbnu Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: 'İşte bu benim sırat-ı müstakimimdir, buna uyun. Başka yollara sapmayın, sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar....' (En'âm 152) 
(Rezîn İbnu Muâviye'nin ilâvesidir).
[25/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.81]
[25/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: “(Rabbim) Beni, naim cennetine girenlerden eyle!” (Şu’arâ, 26/85)
[25/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.[Mithat Cemal Kuntay]
[25/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜSEYD BİN HUDAYR
 
Allah Resulü (s.a.s.)’- in nübüvvet bahçesinde yetişen sahabelerin her birisi ayrı bir koku ve renge sahiptirler. Onlar arasında bir sahabi vardır ki, okuduğu Kur’ân’ı dinlemek üzere gelen melekler, bir bulut halinde göğü kaplardı. O kişi Üseyd b. Hudayr’dır. 
 
Hz. Üseyd’in İslâm’a girdikten sonra yaşama tarzına hâkim olan üç özelliği vardı: Kur’ân okumak ve dinlemek, Efendimiz (s.a.s.)’in huzurunda bulunmaya dikkat etmek ve ölümü düşünmek. Bu özellikler Hz. Üseyd tarafından, “Hiç ayrılmak istemediğim üç hal…”1 şeklinde ifade edilmişti. 
 
Medine’nin iki büyük kabilesinden Evs’e mensup olan Hz. Üseyd’in babası Hudayr kavminin liderliğini yapmaktaydı. Cahiliye döneminde az sayıda okuma yazma bilenlerden biri olan Hz. Üseyd, zekası ve cesareti ile toplumun önde gelen bir şahsiyeti idi. Onun için, İslâm ile şereflenmeden beş sene önce, Hazrec kabilesi ile yaptıkları “Buas” savaşında komutanlık y

Milyonlarca cihazı esir alan siber saldırı şebekesi etkisiz hale getirildi

Sakarya'daki Türkiye'nin ilk hızlı tren fabrikasının yapımında yüzde 55 ilerleme sağlandı

İstilacı türlerle mücadelede yeni düzenlemeler devreye alınıyor

Dünyada 2025'te devreye giren güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesi rekor kırdı

Dünya Ticaret Örgütü, Orta Doğu'daki krizin küresel ticareti yavaşlatacağı uyarısında bulundu

Borsa günü düşüşle tamamladı

Küresel piyasalarda altın ve gümüş fiyatları Fed faiz kararı sonrası geriliyor

Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman ile Ticaret bakanlıklarına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de

Borsa güne düşüşle başladı

Küresel piyasalar, artan jeopolitik riskler ve Fed'in faiz kararı sonrası negatif seyrediyor

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 27 18 3 6 24 60
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 27 15 5 7 18 52
5.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 27 12 8 7 14 43
6.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 27 9 12 6 -9 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.CORENDON ALANYASPOR 27 6 8 13 1 31
11.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
12.TÜMOSAN KONYASPOR 27 7 11 9 -8 30
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 27 6 14 7 -9 25
14.HESAP.COM ANTALYASPOR 27 6 14 7 -18 25
15.KASIMPAŞA A.Ş. 27 5 13 9 -15 24
16.ZECORNER KAYSERİSPOR 27 4 12 11 -27 23
17.İKAS EYÜPSPOR 27 5 15 7 -19 22
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 27 4 18 5 -23 17