Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[6/6 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!..”
(Tirmizi , Kıyame 60)
[6/6 22:37] Ömer Tarık Yılmaz:  Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.
NİSÂ Sûresi 36.Ayet
[6/6 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: EDİLLE-İ ŞER’İYYE
Edille-i şer’iyye, dînî ve şer’î hükümlerin çıkarıldığı ve dayandıkları kaynaklardır ki, bunlar da dörttür:  
 1-Kitap: Kur’ân-ı Kerîm.
 2-Sünnet: Peygamberimizin (s.a.v.) mübârek sözleri, işledikleri ve başkaları tarafından yapılan işlerde o işi tasvip mâhiyetindeki sükûtlarıdır.
 3-İcmâ-ı Ümmet: Bir asırda, Ümmet-i Muhammed’in müctehidlerinin bir mesele hakkında ittifak etmeleridir.
 4-Kıyâs-ı Fukahâ: Bir hadisenin kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmetle sabit olan hükmünü; aynı illete dayandırarak o hadisenin tam benzerinde de ictihad yolu ile isbât etmekten ibârettir. 
İctihâd: Şer’î hükmü, şer’î delîlinden çıkarma husûsunda olanca ilmî kuvvetini sarfetmektir.
Müctehid: Herhangi bir şer’î hükmü âyet-i kerîme
ve hadîs-i şeriflerden çıkaran, kıyas yapabilen büyük
âlimdir. Müctehid olabilmek için, bütün İslâmî ilimlere
vakıf olduktan sonra mevhibe-i ilâhî (Allâh vergisi) olan
ledünnî ilme de sahip olmak lâzımdır.
İlmin Yolları ve Bilgi Vasıtalarımız
İlmin yolları üçtür.
1- Havâss-i selîme: Görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama isimlerini verdiğimiz beş duygu.
2- Haber-i sâdık: Doğru haberdir ki, iki kısımdır:
a- Peygamberlerin verdiği haber,
b- Yalanda birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun verdiği haber.
3- Akıl....Daha az
[7/6 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: 6 - Abdesti Müteakip (Okunması) Müstahab Olan Dualar Bâbı
 
575 - Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâviye b. Salih , Rabia' dan yani İbn Yezid'den, o da Ebû İdris el-Havlâni' den, o da Ukbetü'bnü Âmir' den naklen rivâyet etti. H.
 
576 - Bana Ebû Osman dahi Cübeyr b. Nüfeyr' den, o da Ukbetü'bnü Â'mir'den naklen rivâyet etti. Ükbe şöyle dedi. Üzerimizde deve gütme vazifesi vardı. Nevbetim gelince akşamlayın develeri ağıllarına götürdüm.
 
Sonra Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ayakta cemaata bir şeyler söylerken yetiştim. Yetiştiğim sözü şudur:
 
«Eğer bir Müslüman tertemiz abdest alır, sonra kalkarak iki rekât namaz kılar, kalbi ve yüzüyle o iki rekâta yönelirse o kimseye cennet vacip olur.» buyurdular. Ben:
 
— Bu ne güzel şey dedim. Birde baktım Önümde biri: Bundan önceki daha güzeldi diyor!...
 
Baktım ki Ömer'miş (bana):
 
— Ben seni demin gelirken gördüm Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) sen gelmezden Önce şöyle buyurdular, dedi.
 
«Eğer sizden biriniz abdest alır, onu yerli yerince yapar, yahut tastamam icra eder de sonra: 'Ben Allah'tan başka ilâh olmadığına; Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim.' derse o kimseye cennetin sekiz kapısı (birden) açılır. Onların hangisinden dilerse ondan girer.»
 
577 - Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebi Şeybe'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Zeyd b. Hubab, rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muâviyetü'bnü Salih, Rabiatü'bnü Yezid'den, o da Ebû İdris el-Havlânî ile Ebû Osman'dan, onlarda Cübeyr b. Nüfeyr b. Malik el-Hadremi'den. o da Ukbetü'bnü Âmir el-Cühenîden naklen rivâyet etti. Ukbe Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu diyerek bu hadisin mislini rivâyet etmiş. Şu kadar var ki o:
 
«Her kim abdest alır da bir Allah'tan başka ilâh yoktur, onun şeriki yoktur; ben Muhammed'in onun kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim.» buyurdu demiş.
 
 
 
 
[7/6 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: '(Meşru) bir işten (helal rızık) kazanan kimse o işe devam etsin
 
 
Kütüb-i Sitte
[7/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: 68. İbni Abbas(Radıyallahu anh.) demiştir ki:'Ahdine kim vefasızlık edip bozarsa,Allah(Celle Celalühü) mutlaka ona bir düşman musallat eder'.(Muvatta,Cihad 12)
[7/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Yazar ve şair Mevlana İdris Zengin’in Vefatı 2022
•  Cahit Zarifoğlu’nun Vefatı 1987
•  Süleymaniye Camii’nin İbadete Açılışı 1557
•  Ekin Biçme Zamanı
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[7/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“De ki; Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki?” (O zaman) O’na gizli gizli yalvararak ‘Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız’ diye dua edersiniz.” 
 
En’am 63
[7/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Allah Teâlâ, yemek yedikten veya bir şey içtikten sonra kendisine hamdeden kuldan razı olur.” 
 
Müslim, Zikir 89
[7/6 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Tevziat
 
İlâhi nizamdır yorulmaz, şaşmaz
Bulutlar dünyaya rahmet dağıtır.
Zerreden kürreye haddini aşmaz
Yıldızlar semaya rahmet dağıtır.
 
Seyreyle âlemi ibret içinde
Görene hikmet var hikmet içinde
Türlü renk, sayısız lezzet içinde
Topraklar meyveye rahmet dağıtır.
Toplar çeşme, kaynak, dereyi, çayı
Aksatmaz günleri, haftayı, ayı
Ezelden ebede asırlar boyu
Irmaklar deryaya rahmet dağıtır.
 
Korkulu, karanlık, kör gecelerde
Aklın, hissin, ilmin bittiği yerde
Mânâ ülkesinden açılır perde
Uykular rüyaya rahmet dağıtır.
 
Yıl, beş yüz yetmiş bir, bir mübarek an
Arz’a teşrif eder en yüce Sultan
Elinde ALLAH’ın kelâmı KUR’AN
Fâniden ukbâ’ya rahmet dağıtır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[7/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ مَالٌ يَتَصَدَّقُ بِهِ فَلْيَسْتَغْفِرْ لِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ. (طس)‏
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Elinde sadaka verecek hiçbir malı olmayan kimse, erkek ve kadın bütün müminlere istiğfar etsin. Muhakkak, bu da bir sadakadır.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat)
 
07 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[7/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: HAZRET-İ CÜVEYRİYE (R. ANHÂ) VÂLİDEMİZ -2
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Cüveyriye radıyallâhü anhâ’nın mükâtebe bedelini ödediler ve onu âzât edip nikâhlandılar.
 
Bu haber diğer Müslümanlara ulaşınca, onlar da “Bunlar artık Resûlullâh’ın akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!” diyerek ellerindeki esirlerin tamamını âzât ettiler. Bu sebeple, “Biz, kavmine Cüveyriye’den daha hayırlı bir hanım görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik’ten yüz aile halkı âzât olundu.” derlerdi.
 
Hazret-i Cüveyriye (r. anhâ) şöyle demiştir:
 
“Müslüman oldum ve Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), beni nikâhına aldılar. Medîne-i Münevvere’ye döndüğümüz zaman Müslümanlara bakıyordum. Onlar, harpte gördüğüm gibi (korku verici) değillerdi. Anladım ki bu, Allâhü Teâlâ’nın Müslümanlara karşı müşriklerin kalplerine verdiği bir korku idi. Benî Mustalik’ten Müslüman olan herkes, ‘Baskın günü, o günden önce ve o günden sonra bir daha hiç görmediğimiz, alaca atlara binen beyaz elbiseli insanlar görmüştük.’ diyorlardı.”
 
Yine demiştir ki: “Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, bizim yurdumuza gelmeden üç gece önce rüyamda, Ay’ın Medîne’den gelip kucağıma düştüğünü gördüm. Bunu, hiç kimseye anlatamadım. Üç gün sonra Resûlullah (s.a.v.) ordusuyla geldi. Yapılan harp neticesinde biz esir düştük. Bu sırada rüyamın gerçekleşmesini ümit etmiştim.”
 
Cüveyriye (r. anhâ), Hicret’in 56. senesi Rebîulevvel ayında, 65 yaşında iken Medîne-i Münevvere’de vefat etmiş ve Cennetü’l-Bakî‘a defnedilmiştir.  
 
Bu evlilik, Mustalikoğulları ile Müslümanlar arasındaki düşmanlığı gidermiş, hidâyetlerine vesile olmuş; Mustalikoğulları bu evlilikten sonra İslâm ile müşerref olmuşlardır.
 
İSİMLERİMİZ: Erkek: Cevdet, Kız: Cüveyriye
 
 
 
07 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[7/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, hastalığı, gamı, kederi, gönül hoşluğu meydana çıksın ve anlaşılsın diye yaratmıştır.[Mevlâna]
[7/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: TİCARETTE DÜRÜSTLÜK
Dürüstlük, kişisel ilişkilerden toplumsal ilişkilere, ticari ve mesleki faaliyetlerden kamu görevlerine kadar uyulması ge- reken bir erdemdir. Bu bakımdan Yüce dinimiz İslam, münte- siplerine dürüst ve güvenilir olmayı emretmiştir. (Hud,11/112)
Ölçtüğünü eksik ölçen, tarttığını eksik tartan, malın gerçek fiyatını, varsa ayıp ve kusurunu söylemeyen insanların bu tür davranışlarını İslam’ın dürüstlük prensibiyle bağdaştır- mak mümkün değildir. Böyleleri için Peygamberimiz (s.a.s.), “Bizi aldatan bizden değildir” (Müslim, “İman”, 164) buyurmuş- lardır. Buna karşılık; “Doğru sözlü ve güvenilir tacir (ahiret- te) peygamberler, sıddîkler ve şehitlerle beraberdir (İbn Mâce; “Ticârât”,1) hadisleriyle doğru sözlü ve güvenilir tüccarı övmüş- lerdir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
KERAMET
Keramet, ilahi emirleri dikkatle yerine getiren, günahlardan sakı- nan, bazı salih mü'minlerin gös- terdikleri olağanüstü hallerdir.
Keramet, Allah’ın veli kuluna bir ikramıdır. İki çeşit kerâmet vardır: Büyük kerâmet; kişinin istikâmet üzere bulunması, hal ve hareket- lerinin Kur’an ve Sünnet’e uygun düşmesi. Küçük kerâmet; Su üze- rinde yürüme, ateşte yanmama, uzun mesafeyi kısa zamanda alma vb. durumlar.
 
ÖZLÜ SÖZ
Merhametin yok diyelim nefsine, Merhamet etmez misin evladına. (Mehmet Akif Ersoy)
[7/6 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun yasakları, doğrudan söylenirse yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktır; tersinden söylenirse orucun yasakları, orucun bozulmasına sebep olan şeylerdir. Bölüm başında da belirttiğimiz gibi oruç, yeme, içme ve cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Dolayısıyla bu üç hususa dikkat edildiği takdirde oruç tutulmuş olur. Bununla birlikte bazı davranışların, sayılan bu üç şeyin kapsamına girip girmediği konusunda gerekli veya gereksiz tereddütler oluşabilmektedir. Yine orucun bozulmasına yol açmamakla birlikte, orucun genel havasına, anlam ve gayesine yakışmayan şeyler konusunda da dikkatli olmak gerektiği için burada günlük hayatta karşılaşılabilecek bazı durumlara kısaca işaret etmek istiyoruz.
A) ORUCUN MEKRUHLARI
Öteden beri fıkıh ve ilmihal kitaplarında mekruh olarak nitelendirilen şeylerin bir kısmı, orucun anlam ve gayesine yakışmayan şeyler, bir kısmı da biraz ileri gidildiği takdirde orucun bozulmasına sebep olabilecek şeylerdir. Meselâ bir şeyi tatmak ve çiğnemek mekruhtur; çünkü ağza alınan bir şeyin yutulma tehlikesi bulunmaktadır. Fakihler yine aynı gerekçeyle, bir insanın eşiyle öpüşmesini, ona sarılmasını mekruh saymışlardır. Çünkü bu davranış, orucu bozacak bir fiili işlemeye götürebilir. Esasen bir insanın eşiyle öpüşmesi oruca zarar vermez. Nitekim Âişe vâlidemiz, Peygamberimiz'in oruçlu iken hanımlarıyla elleşip şakalaştığını ve öpüştüğünü anlatmıştır (İbn Mâce, 'Sıyâm', 19; Muvatta, 'Sıyâm', 13).
Aşırı titizlikleri gereği misvak kullanmayı dahi mekruh sayanlar bulunmakla birlikte, âlimlerin çoğunluğu bunu mekruh görmemişlerdir. Günümüz-de yaygın olduğu şekliyle ağız ve diş temizliğinin diş fırçası ve diş macunu kullanılarak yapılması da oruca zarar vermez; üstelik aksatılmaması gereken yerinde bir davranış da olur. Ağız ve diş temizliğini gündüz yapmamayı tercih edenler, bunu mutlaka sahurdan sonra yapmış olmalıdır. Oruçlunun normal temizlik için veya cünüplükten temizlenmek için yıkanması mekruh olmamakla birlikte, serinlemek maksadıyla yıkanması oruç esprisine aykırı-lık gerekçesiyle mekruh sayılmıştır. Oruçlunun güzel koku sürünmesi veya güzel kokan bir şeyi özel olarak koklaması da mekruh sayılmaz.
Ayrıca, esasen orucu bozmamakla birlikte, oruçlunun direncinin kırılmasına ve güçsüz düşmesine yol açan, kan aldırmak vb. şeyler mekruhtur. Konunun başında sahurun geciktirilmesi ve iftarın vakit girer girmez yapılmasının anlamına ilişkin olarak söylediğimiz hususlar burada da geçerlidir.
B) ORUCU BOZAN ŞEYLER
Yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozan şeylerdir. Bunların hangi durumda sadece kazâ, hangi durumda kazâ ile birlikte kefâreti gerektirdiğini görelim.
a) Kazâ ve Kefâreti Gerektiren Durumlar
Orucu bozup hem kazâ hem de kefâreti gerektiren durumların başında rama-zan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki gelmektedir. Zaten Peygamberimiz oruç kefâreti hükmünü, o zaman vuku bulan böyle bir cinsel ilişki olayı üzerine ver-miştir. Oruç kefâreti konusunda eldeki tek örnek ve delil de budur. Bu bakımdan bütün fıkıh mezhepleri, ramazan günü oruçlu iken bilerek ve isteyerek normal cinsel ilişkide bulunmanın, hem kazâ ve hem de kefâreti gerektireceği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bir şey yiyip içmenin kefâreti gerektirip gerektirmediği konusu ise mezhepler arasında tartışmalıdır. Hanefîler, bilerek ve isteyerek bir gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi almayı da bu hükme kıyas ederek, bu durumda da hem kazâ hem de kefâret gerekeceğini söylemişlerdir.
Peygamberimiz zamanında cereyan eden ve oruç kefâretinin gerekçesi olan olay şudur:
Bir adam 'Mahvoldum' diyerek Peygamberimiz'e gelmiş ve ramazanın gündüzünde eşiyle cinsel ilişkide bulunduğunu söylemiş, bunun üzerine Peygamberimiz;
- Köle âzat etme imkânın var mı?
- Hayır, yok.
- Peş peşe iki ay or
[7/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: (Bedir'de) karsi karsiya gelen su iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardir Biri Allah yolunda çarpisan bir gurup, digeri ise bunlari apaçik kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup Allah diledigini yardimi ile destekler Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardir (AL-İ İMRAN/13)
 
Hani sen, sabah erkenden müminleri savas mevzilerine yerlestirmek için ailenden ayrilmistin  -Allah, hakkiyle isiten ve bilendir-O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmustu Halbuki Allah onlarin yardimcisi idi Müminler, yalniz Allah'a dayanip güvensinlerAndolsun, sizler güçsüz oldugunuz halde Allah, Bedir'de de size yardim etmisti Öyle ise, Allah'tan sakinin ki O'na sükretmis olasinizO zaman sen, müminlere söyle diyordun: Indirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli degil midir?Evet, siz sabir gösterir ve Allah'tan sakinirsaniz, onlar (düsmanlariniz) hemen su anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nisanli bes bin melekle sizi takviye ederAllah, bunu size sirf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasin diye yapti Zafer, yalnizca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katindandirAllah, kâfirlerden bir kisminin kökünü kessin veya onlari perisan etsin, böylece bozulmus bir halde dönüp gitsinler diye, size yardim eder) (AL-İ İMRAN/121-127)
 
Bir kisim insanlar, müminlere: 'Düsmanlariniz olan insanlar, size karsi asker topladilar; aman sakinin onlardan!' dediklerinde bu, onlarin imanlarini bir kat daha arttirdi ve 'Allah bize yeter O ne güzel vekîldir!' dediler (AL-İ İMRAN/173)
 
Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalik dokunmadan, Allah'in nimet ve keremiyle geri geldiler Böylece Allah'in rizasina uymus oldular Allah büyük kerem sahibidir (AL-İ İMRAN/174)
 
Hatirlayin ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureys ordusundan) birinin sizin oldugunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanin (kervanin) sizin olmasini istiyordunuz Oysa Allah, sözleriyle hakki gerçeklestirmek ve (Kureys ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardini kesmek istiyordu (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakki gerçeklestirmek ve bâtili ortadan kaldirmak içindi Hatirlayin ki, siz Rabbinizden yardim istiyordunuz O da, ben pespese gelen bin melek ile size yardim edecegim, diyerek duanizi kabul buyurdu Allah bunu (meleklerle yardimi) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatissin diye yapmisti Zaten yardim yalniz Allah tarafindandir Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir O zaman katindan bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldiriyordu; sizi temizlemek, seytanin pisligini (verdigi vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine baglamak ve savasta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yagmur) indiriyordu Hani Rabbin meleklere: 'Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüregine korku salacagim; vurun boyunlarina! Vurun onlarin bütün parmaklarina! diye vahyediyordu  (ENFAL/7-12)
 
(Ey kâfirler!) Eger siz fetih istiyorsaniz, iste size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz) Ve eger (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir Yine (Peygamber'e düsmanliga) dönerseniz, biz de (ona) yardima döneriz Toplulugunuz çok bile olsa, sizden hiçbir seyi savamaz Çünkü Allah müminlerle beraberdir  (ENFAL/19)
 
Hatirlayin ki, (Bedir savasinda) siz vâdinin yakin kenarinda (Medine tarafinda) idiniz, onlar da uzak kenarinda (Mekke tarafinda) idiler Kervan da sizden daha asagida (deniz sahilinde) idi Eger (savas için) sözlesmis olsaydiniz, sözlestiginiz vakit hususunda ihtilâfa düserdiniz Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanin açik bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olmasi, yasayanin da açik bir delille yasamasi için (böyle yapti) Çünkü Allah hakkiyla isitendir, bilendir Hatirla ki, Allah, uykunda sana onlari az gösterdi Eger onlari sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu is hakkinda münakasaya girisecektiniz Fakat Allah (sizi bundan) kurtardi Süphesiz O, kalplerin özünü bilir Allah, olacak bir isi yerin
[7/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: GADR (VEFASIZLIK)
 
4303 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Kıyamet günü, Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: 'Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır' denilir.'
 
Buhari, Edeb, 99, Cizye 22, Hiyel 9, Fiten 21; Müslim, Cihad 10, (1735); Ebu Davud; Cihad 162, (2756); Tirmizi, Siyer 28, (1581).
 
4304 - Müslim'in el-Hudri'den nakline göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle demiştir:
 
'Her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, amme hizmetlerini üzerine alandan daha büyük vefasız yoktur.'
 
Müslim, Cihad 15, (1738).
[7/6 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Muâz İbnu Cebel el-Ensârî (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kimin (hayatta söylediği) en son sözü Lâ ilâhe illallah olursa cennete gider' 
Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3116).
[7/6 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
[Bakara Sûresi.42]
[7/6 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[7/6 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Adalet, nimeti yerine koymaktır; su çeken her köke değil. Zulüm nedir? Yersiz yere koymaktır. Bu sadece belaya kaynak olur.[Mevlâna]
[7/6 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜMM-İ ŞERİK
 
Devs’de müslüman olan Ümm-i Şerik, kendisiyle birlikte hicret edecek bir arkadaş bulamamıştı. Medine’ye giden bir yahudî ailesine katıldı. Yolculuk esnasında suyu tükendi. Yahudî ailenin yanında su vardı. Fakat yahudî, Ümm-i Şerik’e, dininden dönmedikçe su vermeyeceğini söyledi. Hanımını da, “Ona su verirsen fena yaparım” diye tehdit etti.
 
Hava çok sıcaktı. Güneş âdeta kavuruyordu. Bu şartlarda susuz olarak yolculuk yapmak, Ümm-i Şerik’i iyice hâlsiz düşürmüştü. Zorlukla yürüyor, zorlukla konuşabiliyordu. Bu durum yahudîyi ümitlendiriyor, Ümm-i Şerik’in biraz sonra dininden döneceğini zannediyordu.
 
Su içmiş birinin sesi 
 
Fakat Ümm-i Şerik imanın tadını almıştı bir kere. Dünyayı ahirete hiçbir zaman tercih etmeyecek kadar kuvvetli bir imana sahipti. Cenab-ı Hakkın mutlaka bir yerden yardım göndereceğine de inancı sonsuzdu.
 
Nitekim geceleyin Allaha olan teslimiyetinin peşin mükâfatını gördü. Herkesin uyuduğu bir sırada, göğsünün üzerine bir miktar suyun konduğunu hissetti. Aldı ve içti. Suya kanmıştı. Biraz sonra yol arkadaşlarını uyandırmak için seslendi. Yahudî onun sesini işitince dedi ki: 
 
- Ben su içmiş birinin sesini duyuyorum.
 
Yahudî şaşırmıştı. Hanımını sıkıştırdı. Kızdı, bağırdı. Ümm-i Şerik, suyu hanımının vermediğini söyledi. Cenab-ı Hakkın lütfuna mazhar olduğunu bildirdi. Yahudî, inanmıştı. Gördüğü bu keramet karşısında kelime-i şehadet getirerek müslüman oldu.
 
Böylece Ümm-i Şerik, hem dininde sebat etmiş, hem de kendisini yahudî olmaya zorlayan birinin müslüman olmasına sebep olmuştu. Ayrıca cenab-ı Hakkın ihsanını kazanmıştı.
 
Ümm-i Şerik’in bir yağ tulumu vardı. Onunla Resulullah efendimize yağ hediye ederdi. Birgün çocukları ondan yağ istediler. Ümm-i Şerik başka yağı olmadığı için kalkıp tuluma baktı. Tulumdan yağ damlıyordu. Onlara bir miktar yağ çıkardı. Çocuklar bu yağdan bir müddet yediler.
 
Uzun zaman yetecekti 
 
Bir müddet sonra bir daha yağ istediler. Bu sefer tulumu ters çevirip boşalttı. Böylece yağ bitti. Ümm-i Şerik durumu Resulullah efendimize arz etti. Resulullah efendimiz ona buyurdu ki: 
 
- Yağı boşalttın mı? Şayet ters çevirip boşaltmasaydın uzun zaman sana yetecekti.
 
Ümm-i Şerik, bu yağ tulumunu isteyenlere emanet olarak da verirdi. İçinde yağ yokken bir gün tulumu şişirip kuruması için asmıştı. Daha sonra baktığında tulumun içinin yağla dolu olduğunu görmüştü. Allahü teâlânın bu ikramından dolayı hamdetmişti.
 
Resulullaha iman etmiş ve bu uğurda birçok sıkıntıya katlanmış bahtiyar kadınlardan biri olan Ümm-i Şerik’in asıl adı Gaziyye idi. Devsoğullarındandır. Bütün sıkıntılara rağmen inancında sebat eden, Allaha teslimiyet ve tevekkülden ayrılmayan bu mübarek kadın, birkaç defa cenab-ı Hakkın lütuf ve ikramına nail olmuştu. Hayatı hakkında başka bir bilgi kaynaklarda geçmemektedir.
[7/6 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Orucun karşılığı
 
Oruç tutmak suretiyle Allah'ın emrini seve seve yerine getiren mü'minlerin bağışlanacağını, günahlarının affedileceğini müjdeleyen peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Bir kimse inanarak ve mükâfatını umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.'
Lütuf ve rahmeti sonsuz olan Yüce Allah, ibadetlerimize ve yaptığımız iyiliklere en az bire on kat mükafat vereceğini bildirmiştir. Bu mükâfatın bazı ibadetlerde bire yediyüz katına kadar artırılacağını peygamberimiz haber vermiştir. Ancak oruç bununla da sınırlı değildir, onun mükâfatı çok daha fazla olacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Âdemoğlunun her amelinin karşılığı kat kat verilir. Bir iyilik on katından yediyüz katına kadar mükâfatlandırılır.'
Allah Tealâ buyuruyor ki:
-'Ancak oruç müstesna, zira oruç, doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun mükâfatını ben veririm. Oruçlu yemesini, içmesini ve cinsel arzularını benim için bırakmıştır.'
Görülüyor ki, Yüce Allah, oruca ayrı bir değer vermiş, mükâfatının çok fazla olacağına işaret etmiştir. Çünkü oruç, büyük bir sabır ve fedakârlıkla yerine getirilen bir ibadettir. İnsanın yılda bir ay süre ile imsak vaktinden güneş batıncaya kadar en tabiî hakkı ve zorunlu ihtiyacı olan yemesini, içmesini bırakması, cinsel arzularından uzak durması sağlam bir inancın ve Allah'ın emirlerine tam bir teslimiyetin göstergesidir.
Bu sabır ve fedakârlık; Ancak Allah için yapılır. İnsanların görmediği ve vicdanı ile başbaşa kaldığı yerlerde de orucunu tutan bir mü'min, inancında samimî olduğunu ispat etmiş, büyük bir sınav kazanmıştır. Mükâfatı da ona göre büyük olacak, kat kat verilecektir.
Dünya işlerinde de görevinde üstün başarı gösteren kimseye ödülünü bizzat devlet başkanının verdiğini görürüz. Devlet başkanının verdiği bu ödül, maddî ve manevî büyük bir değer taşır. Oruç ibadetinin mükâfatı da böyledir.
Oruç ibadetini yerine getirenler, Cennete kendileri için özel olarak ayrılan bir kapıdan gireceklerdir.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'Cennette 'Reyyan' denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez.'
Oruç ibadetini yerine getiren ve gerçek anlamda büyük bir sınav kazanan mü'min; ahirette Allah'a kavuşup mutluluğun zirvesine çıktığı gün en büyük sevinci tadacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
'... oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri de (orucunun mükâfatını almak üzere) Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir.'
[7/6 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ahd-i Cedîd
 
Hıristiyanların kutsal kitabı olan Kitâb-ı mukaddes'in ikinci bölümü. İncîl'in Ahd-i Cedîd kısmında doğrudan doğruya bir insanın anlattıkları hikâyeler, herhangi bir işin nasıl yapıldığını gören kimselerin görgü şâhidliği vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar, kilise tarafından insanlara Allah sözüymüş gibi nakledil mektedir. (Kenneth Gragg)
[7/6 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Adal
 
 T. Nam kazan, ün al
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[7/6 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın dini dayanağı nedir?
 
Kurbanın meşru oluşu Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İslam alimleri ve İslam ümmetinin görüş birliği (icma) ile sabit bir ibadettir. Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller mevcuttur. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir (Saffat, 37/107).
 
 Kurban’ın meşruiyetine işaret eden başka ayetler de vardır: “Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hacc, 22/28) “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hacc, 22/34) “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.”, “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 22/36-37)
 
 Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların Allah’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlas ve takva olduğunun bizzat ayetin metninde yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır.
 
 Hz. Peygamber (s.a.s.) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir (Tirmizi, Edahi 11; bkz. Buhari, Hac, 117, 119; Müslim, Edahi 17).
 
 Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz. Peygamber (s.a.s.), kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dahil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade edip; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir (Tirmizi, Edahi 1; İbn Mace, Edahi 3).
 
 Hicretin ikinci yılından itibaren bugüne kadar bütün Müslümanların kurban kesmeleri, bu konuda bir icma-ı ümmet olduğunu göstermektedir (İbn Kudame, Muğni, Beyrut, XI, 95).
[7/6 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: 2.
 
 
اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ
 
 “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur.[2] Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.” (Bakara,2/158)
 
 [2] . Safa ile Merve, Kâbe’nin doğu tarafında bulunan iki tepenin adıdır. Bu iki tepe arasında usulünce gidip gelme demek olan “sa’y”, Hz.İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail’e dayanan bir geleneğin ihyası olup, haccın ve umrenin vaciblerindendir. Cahiliye döneminde Safa ve Merve tepelerinde putlar bulunuyor ve müşrikler de bu tepeler arasında sa’y ediyorlardı. İslâm gelince mü’minler, bu eski müşrik uygulaması sebebiyle, Safa ve Merve arasında sa’y etmekten endişe etmişlerdi. Bu âyet onların endişesini gidermektedir.
[7/6 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.'
(İbrahim, 14/32)
 http://www.duavesureler.com
[7/6 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki (üreme) organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm. '
(Buhârî, 'Rikak',23)
 http://www.duavesureler.com
[7/6 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Kıldığım namazımı, eksik ve kusurları ile birlikte kabul eyle.'
null
 http://www.duavesureler.com
[7/6 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: • İmam Mâlik’in (rah.) Vefatı (795)
• Ekin Biçme Zamanı Başlangıcı
 
Semerkand Takvimi
[7/6 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Kulluğumuzu Bilmek
 
Allah Teâlâ buyuruyor:  Ey iman edenler, Allah’tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan sakının, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir. Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir  (Haşr 59/18-20).
 
Âyetin tefsirinde,  Allah’tan sakının  ifadesiyle buyruluyor ki: Her türlü kötü işten, cürümden, günahtan, Allah’tan korkarak uzak durun. İsyanı, O’na karşı gelmeyi bırakıp itaat edin. Şükrederek nankörlüğü terkedin. Zikrederek, O’nu hep hatırda tutarak da gafletten sakının.
 
 Herkes yarına ne hazırladığına baksın  ifadesi de şöyle açıklanıyor: Nefis yarın hangi amelleri işleyeceğine bir baksın. Çünkü bu dünyada yaptığı her işin karşılığı kıyamet gününde kesinlikle verilecektir. Öyle ise akıllı olan baksın da Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] şu mübarek sözlerindeki iki sonuçtan hangisini seçeceğini iyi tayin etsin:  Akıllı olan nefsine hâkim olur. Ahmak ise nefsinin kötü isteklerine uyandır. 
 
Semerkand Takvimi
[7/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.'
(İbrahim, 14/32)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=Y9XV3bDvC4Y=
[7/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! hükmettiğin şeylerin şerrinden beni koru, şüphesiz hükmü Sen veriyorsun, Sana karşı hüküm verilemez. Şüphesiz ki Senin dost edindiğin kimseler rezil olmaz. Sen, eksikliklerden münezzehsin ve şanı yüce olansın.”
(İbn Hıbban, 'Ed’ıye', No: 945)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=Y9XV3bDvC4Y=
[7/6 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah'ın adıyla, Allahım, her türlü pislikten ve pis olan şeylerden(erkek ve dişi şeytanların şerrinden) sana sığınırım.'
(İbn-i Mâce, 'Taharet', 9)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=Y9XV3bDvC4Y=
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: İman yönünden üstün mü'min, hanımına en iyi davranandır. Hadis-i Şerif
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.
 
(Nisa, 4/35)
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Temizlik imanın yarısıdır.
 
(Muslim)
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.
 
(Mümtehine, 60/5)
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Et-Tevvab
 
Tevbeleri çok kabul eden, sürekli tevbeleri kabul eden
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Bir Köylünün Duası
 
   Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, büyük bir zat yapan bol dua almaktır. Bir gün alış veriş yaparken alış veriş yaptığı kişiden dua almadan köye döndü. Sonra tekrar o kişinin yanına gitti. Eskiden de köy öyle yakın bir yer değildi, ulaşım da ayrıca bir dertti. Köye geldiğinde adamı buldu.  
 
 Adam:  
 
 -Hayrola bir şey mi oldu neden geri döndün, dedi.  
 
 Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri:  
 
 -Benim bir âdetim vardır, her iş yaptığım kişiden dua alırım, eve gidince senden dua almadığımı hatırladım, dua almak için geldimi deyince adam ellerini açarak:  
 
 -Ya Rabbi aç bunun kalb gözünü, diyerek dua etti.  
 
 İşte Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri yapan dua budur.
[7/6 21:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım, Sen benim Rabbimsin, Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın, Ben, Senin kulunum, gücüm yettiğince Senin ahdin ve vaadin üzereyim; işlediklerimin şerrinden Sana sığınır, üzerimdeki nimetlerini Sana ikram eder, günahımı da itiraf ederim, bundan ötürü beni mağfiret eyle. Senden gayrı kimsecikler günahları bağışlayamaz.' (Buharî)
[7/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.
(Müslim, Birr, 34)
[7/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ.......... SÜLEYMANİYE CÂMİİ

 

Osmanlı döneminin en güçlü pâdişahı olan Kanunî Sultan Süleyman’ın kendi adıyla Mimar Sinan’ın dehasıyla 1551-1557 yıllarında yaptırmış olduğu mîmarî şâheser Süleymaniye Câmii, 465 yıldır büyüsünü ve ihtişâmını ilk günkü gibi korumaya devam ediyor. Klasik Osmanlı Mîmarisinin en önemli örneklerinden biri olan bu yapı, günümüze kadar İstanbul’da 100’den fazla deprem gerçekleşmesine rağmen, câminin duvarlarında en ufak bir çatlak olmaması şaşırtıcıdır. Câminin kıble tarafında içinde Kanunî Sultan Süleyman’ın ve eşi Hürrem Sultan’ın bulunduğu bir türbe mevcuttur. Mimar Sinan’ın türbesi ise, dış avlu duvarlarının karşısında mütevazı küçük bir yapıdır.

Külliye İstanbul yarımadasının Haliç, Marmara, Topkapı Sarayı ve Boğaziçi’ni gören en yüksek tepesinde inşa edilmiştir. Câmi külliyesi, medreseler, dârüşşifa, dârülhadis, çeşme, dârülkurra, dârüzziyafe, imâret, hamam, tabhâne, kütüphâne ve dükkânlardan meydana geliyor.

 

YEMEK.........İŞKEMBE ÇORBASI

 

MALZEME: 1 adet koyun/kuzu işkembesi, 2 adet kaval kemiği, 3 yumurta, yarım kilo yoğurt, 2 kaşık un, 1 kaşık yağ, 1 soğan, 2 domates, 2 patates, 2 yeşil biber, 1 baş sarmısak, sirke veya limon, karabiber.

YAPILIŞI: İşkembe iyice temiz yıkandıktan sonra kemik ile birlikte bir tencerede kaynatılır. Hafif köpük olunca, suyunu döküp, tekrar sıcak su konur. İçine, soğan, domates, patates, yeşil biber bütün olarak atılıp bir saat kaynatılır. Biraz soğuduktan sonra, kevgir ile içindeki kemik ilikleri alınır. İşkembe küçük küçük doğranıp, sebzeler kevgirden geçirilir. İlikler ve sebzeler ile, kıyılan işkembe bir kaba konur.
Bir tavada yağ, un ve biber kavurulur. Kızarınca, kaynamakta olan kemik suyunun içine dökülür. Ayrı bir kapta yumurtalar yoğurtla, iyice çırpılır ve kaynamakta olan kemik suyunun içine yavaş yavaş karıştırılarak katılır. Kaynayınca diğer malzemeler de içine katılır. Bir taşım daha kaynadıktan sonra, üzerine sarmısak, sirke veya limon dökülerek sıcak servis yapılır.

 
 
07.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[7/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Nafi (ra)
İbnu Ömer (ra) ihramlı olmadıkça yağlanıp kokulanmadan cumaya gitmezdi. 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Cuma 17, (1, 110)
 
Hadisin Açıklaması:
Önceki hadiste, Resûlullah'ın tavsiye buyurduğu hususun Ashab tarafından tatbik edildiğine İbnu Ömer'den bir örnek görmekteyiz. Yağlanma ve kokulanmayı beraberce yapması, bu davranışının cuma günü tezeyyün gayesini güttüğünü ifade eder. Selman-ı Farisî radıyallahu anh der ki: 'Kişi, cuma günü yıkanır ve elinden geldiğince paklanır, yağından yağ, evindeki kokudan koku sürünür çıkıp gider, iki kişinin arasını açmaksızın farz olan namazını kılar, imam konuşunca sessizce dinlerse bu cuma ile diğer cuma arasındaki (küçük) günahları mutlaka affedilir.'
[7/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Kalpleri birbirine ısındıran ancak Allah'tır. (Enfal-63)
[7/6 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Allah Teala hazretleri şöyle buyurdular: Ey ademoğlu! Kendini ibadetine ver, gönlünü zenginlikle doldurayım, fakrını kapayayım. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, fakrını da kapamam. Ravi: Tirmizi, Kıyamet 31
[7/6 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: 'Ödemenin, karnındakinin doğumuna tehiri riba (faiz)dır.'
 
Kaynak : Nesai, Büyu 67, (7.293)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[7/6 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Amir: Allah’a yemin ederim ki Rasulullah mil ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü yoksa göze sürme çekmek için kullanılan mil mi kasdetti bilmiyorum demiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “İnsanlar işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bir kısmı bellerinin hizasına kadar bir kısmı da ağızları hizasına kadar ter içinde kalırlar.” Rasulullah bunu söylerken eliyle ağzına işaret etti. (Müslim, Cennet 62)
 
404- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
 
أن رَسُولَ اللَّهِ
قال : يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ, حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الأرض سَبْعِينَ ذِرَاعًا, وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذانهُمْ,
404: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kıyametin dehşetinden insanlar öyle bir terlerler ki onların terleri yerin yetmiş arşın derinliğine ulaşır. ter onların ağızlarına ve kulaklarına kadar ulaşır.” (Buhari, Rikak, 47, Müslim, Cennet 61)
 
405- وَعَنْهُ قال : كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ
 
إِذْ سَمِعَ وَجْبَةً. فَقال النَّبِيُّ
: هل تَدْرُونَ مَا هَذَا؟ قُلْنَا : اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قال : هَذَا حَجَرٌ رُمِيَ بِهِ فِي النَّارِ مُنْذُ سَبْعِينَ خَرِيفًا, فَهُوَ يَهْوِي فِي النَّارِ الآن حَتَّى أنتهَى إِلَى قعرها ، فَسَمِعْتُمْ وَجْبَتَهَا.
405: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberdik o sırada bir gümbürtü duyduk. Bunun üzerine: “Bu gümbürtünün ne olduğunu biliyor musunuz? diye sordu. Biz: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Rasulullah da:
 
“Bu yetmiş yıl önce cehenneme atılmış bir taş olup şimdiye kadar durmadan yuvarlanıyordu nihayet cehennemin dibine düştü. Şimdi gürültüsünü işitmiş bulunuyorsunuz” buyurdu. (Müslim, Cennet 31)
 
406- عَنْ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ
 
قال : قال رسولُ اللَّهِ
: مَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ إلا سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تَرْجُمَان ، فَيَنْظُرُ اَيْمَنَ مِنْه,ُ فَلاَ يَرَى إلا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ اَشَْأمَ مِنْهُ, فَلاَ يَرَى إلا مَا قَدَّمَ، وَيَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ, فَلاَ يَرَى إلا النَّارَ تِلْقَاءَ وَجْهِهِ، فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ .
406: Adî ibni Hâtim (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Rabbiniz arada bir tercüman bulunmaksızın mutlaka hepinizle konuşacaktır. O gün kişi sağına bakar önceden gönderdiği hayırlı işleri ve sevabını görür, soluna bakar yine önceden işlediği kötülükleri ve günahları görür. Önüne bakar önünde de sadece cehennemi görür. Öyleyse yarım hurmayla da olsa cehennemden korunmaya çalışınız, hayırlı amellerinizi artırınız.” (Buhari, Zekat 9, Müslim, Zekat 67)
[7/6 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: İnanarak ve karşılığını Allah'tan umarak Ramazan gecelerini namaz kılarak ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.
-Müslim, Salâtü'l Müsâfirîn, 173
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[7/6 21:42] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 6044]
 
Hz. Ali radıyallahu anh buyurmuştur ki: 'Muhakkak ki ağızlarınız Kur'ân'ın yollarıdır, onları misvakla temizleyin.'
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[7/6 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.' - Cin - 5. Ayet
[7/6 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Kim, ödemek arzusu ile insanların malını alır ise, Allah (onun borcunu) ona bedel eda eder. Kim de telef etmek niyetiyle halkın malını alırsa Allah onu telef eder. - Buharî, İstikrâz, 2
[7/6 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Yolculuğun güçlüklerinden, üzücü manzaralarla karşılaşmaktan, iyiyken kötü olmaktan, mazlumun bedduasından ve dönüşte mal ve çoluk çocuğu kötü hâllerde bulmaktan sana sığınırım.' - (Nesâî, 'İsti’âze', 41–42)
[7/6 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: İbadete niyet ederek bir mescidde veya mescid hükmündeki bir mekânda inzivaya çekilmeye “itikaf ” denir.##İtikafta yeme, içme gibi doğal bazı ihtiyaçların karşılanması dışında dünya işleri ile meşgul olunmaz. Daha çok ibadet, tefekkür ve Allah’ı zikir ile vakit geçirilir. Mescid içinde giderilmesi mümkün olmayan zaruri ihtiyaçların karşılanması için dışarı çıkılabilir. Bu tür hâllerin dışında, itikafta iken mescid ya da mescid hükmündeki mekândan dışarı çıkılmaması gerekir.##İtikaf, Allah’a yakınlaşmak için bir vesiledir. İtikaf müddetince dünya nimetlerinden uzaklaşan insan, dünya ve ahiretin anlamı, varlığın hikmeti, hayatın istikameti hakkında düşünme fırsatı yakalamış olur.##Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicret ettikten sonra, her yıl Ramazan ayının son on gününü itikafa girerek geçirmiştir (Buharî, İtikaf, 3). Peygamberimizin bu uygulaması, Müslümanlar arasında da yaygınlık kazanmıştır.##Kadir gecesini, Ramazanın son on gününde aranmasını tavsiye eden hadislerden dolayısı bu günlerde itikafa girmek, Kadir Gecesi’nin ihyası için de bir imkân sunar. - İTİKAF
[7/6 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına
[7/6 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
 
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
 
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
 
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
 
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
 
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
 
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
 
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
 
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
 
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
 
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
 
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
 
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşeyin ilk sebeb
[7/6 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!' dedim.
 
'Arş'ın altına secde yapmaya gider, bu maksadla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip, izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: 'Geldiğin yere dön!' denir. Böylece battığı yerden doğar. Bu durumu Cenâb-ı Hakk'ın şu sözü haber vermektedir. (Mealen): 'Güneş, duracağı zamana doğru yürüyüp gitmektedir. Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir'(Yâsin 38).
 
Buhârî, Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225).
 
1666 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: 'Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar.'
 
Buhâî, Bed'ül-Halk 4.
 
1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular:
 
'Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder'diye cevap verdi.
 
Onlar tekrar sordular
[7/6 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Nefahât) kitâbında Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözleri arasında diyor ki, (Ayn, ya’nî kendisi kalmadı, eseri ya’nî izi nasıl kalır. Müddessir sûresinin yirmisekizinci âyetinde buyurulduğu gibi, geride birşey kalmaz). Bu söz, ilk bakışda güç göründü. Çünki, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretleri ve ona uyanlar diyorlar ki, birşeyin aynı ya’nî kendisi yok olamaz. Çünki, Allahü teâlâ o şeyin varlığını bilmekdedir. Yok olursa, Allahü teâlânın bilgisi bilgisizlik olur. Ayn yok olmayınca eseri nereye gidecek. Bu sözleri zihnimde yerleşmişdi. Ebû Sa’îd hazretlerinin sözü çözülemedi. Çok uğraşdım, Allahü teâlâ, bu sözün iç yüzünü açığa çıkardı. Ayn da kalmaz, eser de kalmaz olduğu anlaşıldı. Kendimi de böyle olmuş buldum. Hiç güçlük kalmadı. Bu ma’rifetin makâmı da göründü, çok yüksek idi. Şeyh Muhyiddînin ve ona uyanların söyledikleri makâmın üstünde idi. Bu iki ma’rifet birbirini bozmuyordu. Çünki, biri bir makâmda, öteki ise başka makâmda anlaşılmışdı. Dahâ çok açıklamak, sözü uzatacak ve usandıracakdır.
 
Şeyh Ebû Sa’îd hazretleri bu tecellînin devâmlı olduğunu bildirmişdi. Bu tecellînin ne demek olduğu ve devâmlı olmasının nasıl olduğu da gösterildi. Kendimde de bu hadîsi ya’nî tecellîyi aralıksız buldum. Bu hadîsin dâimî olması çok az kimselere nasîb olur. [İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretlerinin (Hadîs) kelimesi ile anlatdıkları şey, tecellî-i zâtî olduğu başka mektûblardan anlaşılmakdadır. Allahü teâlânın zâtı, başkalarına çok aralıkla tecellî etdiği hâlde, kendisine aralıksız tecellî etmekdedir.]
 
Kitâb okumak hiç tatlı gelmiyor. Yalnız büyüklerin yüksek makâmlardaki hâllerinin bir yere yazılmasını, sonra bunları okumağı istiyorum. Eski büyüklerin hâllerini
[7/6 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Şeytan Taşmala
 
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Şeytan Taşmala
Dilimizde “şeytan taşlama” denilen remy-i cimar, haccedenlerin bayram günleri Mina’da Küçük Cemre, Orta Cemre ve Akabe Cemresi adı verilen yerlere ufacık taşlar atması demektir. Halk dilinde küçük şeytan, orta şeytan ve büyük şeytan da denilen bu taş kümelerine taş atmak haccın vaciplerindendir. Mina, Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgedir. Hanefi mezhebinde, şeytan taşlanan günlerde Mina’da gecelemek sünnettir. Diğer üç mezhepte ise, mazereti olmayanların bu gecelerden her birinin yarıdan çoğunda Mina’da bulunmaları vaciptir. Aksi halde ceza gerekir.
 
a) Şeytan Taşlamanın Geçerli Olmasının Şartları
 
1. Taşlar cemrelere el ile fırlatılarak atılmalıdır. Ayakla veya herha

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17