Prof. Dr. Baran Yıldız
Günün yazısı
[18/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 12- Abdeste Guere ve Tahcili Uzatmanın Müstehab Olduğunu Beyan Bâbı.
602 - Bana Ebû Küreyb Muhammed b. Ala' ile Kâsım b. Zekeriyyâ b. Dinar ve Abd b. Humeyd rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Halid b. Mahled, Süleyman b. Bilâl'dan rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Umaratü'-bnü Gaziyyete'l-Ensarî , Nuaym b. Abdillah el-Mücmir'den rivâyet etti. Şöyle dedi: «Ebû 'Hureyre'yi abdest alırken gördüm yüzünü yıkadı. Ve abdesti tertemiz aldı. Sonra sağ elini ta bazuya geçinceye kadar yıkadı. Sonra sol elini bazuya geçinceye kadar yıkadı. Sonra başına mesh etti. Sonra sağ ayağını tâ baldırlarına kadar yıkadı, sonra sol ayağını da baldırına geçinceye kadar yıkadı sonra:
«Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in işte böyle abdest aldığını gördüm» dedi ve şunu söyledi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Siz abdesti yerli yerince aldığınızdan dolayı kıyâmet gününde alınlarınız sakar, bacaklarınız sekir (olarak) haşredileceksiniz. Binaenaleyh sizden kim yapabilirse sakar ve sekirliğini uzatsın!..» buyurdu.
603 - Bana Harun b. Said el-Eyli'de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana İbn Vehb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Amr b. Haris, Said b. Ebi Hilâl den o da Nuaym b. Abdillâh'tan naklen haber verdi ki Nuaym Ebû Hureyre'yi Abdest alırken görmüş yüzünü ve iki elini nerdeyse omuzlarına varacak kadar yıkamış Sonra ayaklarını ta baldırlarına kadar yıkamış. Sonra şunları söylemiş: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Ummetim kıyâmet gününde abdest eserinden yüzleri sakar, ayakları sekir olarak gelecekler. Binaenaleyh sizden hanginiz sakarlığını uzatabilirse bunu hemen yapsın» buyururken işittim.
604 - Bize Süveyd b. Sa'id ile İbn Ebi Ömer hep birden mervan el-Fezari'den rivâyet ettiler. İbn Ebi Ömer dediki bize Mervan Ebû Malik el-Eşca'ı Said b. Târik dan o da Ebû Hazımdan o da Ebû Hureyre den naklen rivâyet etti ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlaı:
«Benim havzım Eyle ile Aden arasından daha uzundur. O kardan daha beyaz, sütle karışık baldan daha tatlıdır. Kabları yıldızların adedinden çoktur. Ben bir kimsenin kendi havuzundan başkalarının develerini kovduğu gibi insanları ondan kovacağım.» Ashab:
— Ya Resûlâllâh! O gün sen bizi tanıyabilecekmisin? demişler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Evet, sizin (o gün) hiç bir ümmette bulunmayan bir simanız olacak. Benim yanıma abdest eserinden yüzleriniz ve ayaklarınız nur içinde geleceksiniz.» buyurmuşlar.
605 - Bize Ebû Küreyb ile Vasıl b. Abdil A'lâ da rivâyet ettiler. Lâfız Vâsıl’ındır. Dediler ki bize İbn Fudayl, Ebû Malik-i Eşca'ı'den, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ümmetim havza, benim yanıma gelecek. Ben de tıpkı bir adamın kendi develerinden başkasının develerini kovduğu gibi insanları havuzumdan kovacağım.» buyurdular. Ashab:
— «Ya Nebiyyallah! Sen bizi taniyabilecekmisin?» dediler.
— «Evet, sizin başka hiç kimsede bulunmayan bir simanız olacak, benim yanıma abdest eserinden yüzleriniz ve ayaklarınız nurlu olarak geleceksiniz. Ama sizden bir taife benim yanıma gelmekten mutlaka men edilecek ve gelemeyecekler. Ben: Ya Rabbi! Bunlar benim ashabınıdandır, diyeceğim bana bir melek cevap verecek:
— «Onların senden sonra ne (bidat) ler çıkardıklarını biliyor musun? diyecek.» buyurdular.
606 - Bize Osman b. Ebi Şeybe dahi rivâyet etti.
(Dedi ki) Bize Ali b. Müshir, Sa'd b. Tarık'tan o da Rib'ı b. Hıraş'tan o da Huzeyfe'den naklen rivâyet etti. Huzeyfe şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Gerçekten benim havzım Eyle ile Aden arasından daha uzundur. Nefsim yed’i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, ben bir takım insanları kişinin yabani develeri havuzundan kovduğu gibi ondan kovacağım.» buyurdu. Ashab:
— «Ya
[18/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Attab İbnu Esad radıyallahu anh'ın anlattığına göre: 'Resulullah aleyhissalatu vesselamonu Mekke'ye gönderdiği zaman kendisini, satın alıp da henüz teslim alınmamış bir malın karından men etmiştir.'
Kütüb-i Sitte
[18/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: 77. Aksıran kişi hamd etmezse Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem 'Allah sana rahmet etsin' demezdi.(Müslim-412)
[18/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• BM, Uluslararası İnsan Hakları Deklarasyonu’nu Kabul Etti 1948
• 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a Suikast 1988
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/6 23:08] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır...”
En’am 125
[18/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Hiçbiriniz ben ona babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça îmân etmiş olmaz.”
Buhârî, Îmân, 8
[18/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: ANNE-BABA RIZASI, RABBİMİZİN RIZASINA VESİLEDİR
İnsanın bu dünyaya gelmesine vesile olan anne-babası, onun büyüyüp yetişmesi ve ilk eğitimini alarak şahsiyet kazanması için yıllarca emek verir. Bu yüzden yüce dinimiz, insana anne-babasıyla iyi geçinmeyi, onların hatırını saymayı ve haklarını korumayı emreder. Zorluklar karşısında maddi ve manevi anlamda anne-babaya destek olmanın, bilhassa yaşlandıklarında muhabbet ve merhamet göstererek ihtiyaçlarını karşılamanın vefa borcu olduğunu anlatır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anne-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Merhamet göstererek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl koruyup büyüttülerse, sen de öylece onlara merhamet göster.’”
Bir adam Peygamberimize gelerek, “Amellerin en üstünü hangisidir?” diye sorunca Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle cevap vermiştir: “Vaktinde kılınan namaz ve anne-babaya iyilik etmektir. Sonra da Allah yolunda cihat etmek gelir.”
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ أَيَّامٍ أَحَبُّ إِلَى اللهِ أَنْ يُتَعَبَّدَ لَهُ فِيهَا مِنْ عَشْرِ ذِي الْحِجَّةِ يَعْدِلُ صِيَامُ كُلِّ يَوْمٍ مِنْهَا بِصِيَامِ سَنَةٍ وَقِيَامُ كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْهَا بِقِيَامِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ. (ت)
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Hiçbir günde yapılan sâlih amel, Allâhü Teâlâ’ya Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan sâlih amelden daha sevimli olamaz. Bu günlerde tutulan bir gün oruç bir senelik oruca, bir gecesini (ibadet ile) ihyâ etmek de Kadir Gecesi’ni ihyâ etmeye denktir.” (Sünen-i Tirmizî)
18 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[18/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: ZİLHİCCE AYI VE İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR?
Hicrî-Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esâsından biri olan hac farîzasının îfâ edildiği umûmî af ayıdır. Arafat’a çıkıldığı, Allâhü Teâlâ için milyonlarca kurbanın kesildiği ve bir senelik hesapların görülüp amel defterlerinin kapandığı mukaddes bir aydır.
Zilhicce ayının ilk on gecesi “leyâlî-i aşere” yani 10 mübarek gecedir. Bu ayda, noksanların tamamlanması için istiğfâr-ı şerîf, salevât-ı şerîfe, diğer dualar ve tesbîh namazına devamda hayır vardır.
Hacca gidemeyen müminlerin bu günlerde oruç tutmaları çok büyük fazilettir. Kurban Bayramı’ndan evvel dokuz gün oruç tutmak ve 10’uncu günü kurban kesilinceye kadar bir şey yemeyip ilk olarak kurban etinden yemek mendûbdur. Hiç olmazsa 8’inci günü ile beraber 9’uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır.
Arefe günü sabah namazından bayramın 4’üncü günü ikindi namazı da dâhil, bütün farz namazların arkasından teşrîk tekbîri (Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd) okumak, kadın-erkek her mükellef Müslümana vaciptir.
Zilhicce ayının birinden onuna (yani Kurban Bayramı’nın ilk gününe) kadar, her gün sabah namazlarından sonra:
10 salevât-ı şerîfe; Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.
10 istiğfâr-ı şerîf; “Estağfirullâhe’l-Azîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ Hüve’l-Hayyü’l-Kayyûmü ve etûbü ileyk ve nes’elühü’t-tevbete ve’l-mağfirate ve’l-hidâyete lenâ innehû hüve’t-Tevvâbü’r-Rahîm.”
10 tevhid; “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemût, bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in Kadîr” okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
18 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[18/6 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.
[Nisa Sûresi.147]
[18/6 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: BAŞKALARINA ZARAR VERMEK
İnsan cemiyet halinde yaşayan bir varlıktır. Cemiyet halinde yaşamak ise, birtakım hak ve sorumlulukları beraberinde ge- tirmektedir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde, “Müs- lüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görme- diği kimsedir. Mümin de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir.” (Tirmizî, “İman”, 12) buyura- rakMüslümanınzararverendeğil,güvenliinsanolduğunu beyan buyurmuşlardır. Veda hutbesinde Rasûlullah, (s.a.s.) “Sizin kanlarınız, mallarınız, (ırzlarınız) kişilikleriniz birbiri- nize haramdır.” (Buhârî, “Hac”, 132) buyurmak suretiyle de hak mefhumuna dikkat çekmişlerdir.
DİNÎ KAVRAMLAR
MİHRAP
Mihrap; Kur’an-ı Kerim’de ibadet edilen yer anlamın- da geçer. (Âl-i İmrân, 3/37) Camilerin kıble tarafında bulunan, cemaatle namaz kılınırken imamın durdu- ğu, genellikle duvardan dışa doğru çıkıntılı olan yere denir. Caminin mimari tarzına göre değişik şekil- lerde süslenen mihraplar tezhib ve güzel yazı gibi el sanatlarının nadide örnek- lerini de yansıtır.
ÖZLÜ SÖZ
Ey akıl sahibi, gül ile diken beraberdir.
Niçin dikenle uğraşıyorsun, sen gül demetle. (Sadi Şirazî)
[18/6 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[18/6 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç gecesinde kadinlariniza yaklasmak size helâl kilindi Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz Allah sizin kendinize kötülük ettiginizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bagisladi Artik (ramazan gecelerinde) onlara yaklasin ve Allah'in sizin için takdir ettiklerini isteyin Sabahin beyaz ipligi (aydinligi), siyah ipliginden (karanligindan) ayirt edilinceye kadar yeyin, için, sonra aksama kadar orucu tamamlayin Mescitlerde ibadete çekilmis oldugunuz zamanlarda kadinlarla birlesmeyin Bunlar Allah'in koydugu sinirlardir Sakin bu sinirlara yaklasmayin Iste böylece Allah âyetlerini insanlara açiklar Umulur ki korunurlar (BAKARA/187)
Görmedin mi Allah gökten su indirdi Onunla renkleri çesit çesit meyveler çikardik Daglardan (geçen) beyaz, kirmizi, degisik renklerde ve simsiyah yollar (yaptik) (FATIR/27)
[18/6 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: YİYECEK ALETLERİ
3839 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ne sükürrüce (denilen tahta sofra) üzerinde yemek yediğini, ne ona inceltilmiş (yufka) ekmek yapıldığını ve ne de yemek masası (hıvân) üzerinde yemek yediğini hatırlamıyorum.'
Enes'in bu sözünü rivayet eden Katâde'ye 'Pekiyi neyin üzerinde yemek yiyorlardı?' diye sorulmuştu. 'Sofralar üzerinde' diye cevap verdi.'
Buhari Et'ime 8, 26, Rikak 17; Tirmizi, Et'ime 1, (1789).
3840 - Ebu Hâzım rahimehullah anlatıyor: 'Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh'a sordum: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hiç (kepeksiz has undan yapılmış) beyaz ekmek yedi mi?' Bana şu cevabı verdi: 'Hayır! Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Allah'ın O'nu peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kadar hiç beyaz ekmek görmedi.' Ben tekrar sordum: 'Elekleriniz var mıydı?'
'Hayır!, dedi, Aleyhissalatu vesselam Allah'ın kendisini peygamber olarak gönderdiği günden ölünceye kkadar hiç elek görmemiştir.'
'Öyleyse, dedim, siz arpa ununu elemeden nasıl yiyebiliyordunuz?'
'Arpayı öğütüyorduk, sonra üflüyorduk, üfrüğümüzün tesiriyle uçabilen (kepek) uçuyor geri kalan kısmına su katıp (hamur yapıyor) ve yiyorduk' diye cevap verdi.'
Buhari, Et'ime 22, 10; Tirmizi, Zühd 38, (2365).
BESMELE ÇEKMEK
3841 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında yemeğe oturunca, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm yemeye başlamadıkça, kesinlikle elimizi yemeğe vurmazdık. Bir seferinde yine O'nunla yemeğe oturmuştuk. Derksen bir cariye (küçük kız çocuğu) geldi, sanki arkasından bir iteni var gibi hemen elini yemeğe soktu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm elinden tuttu. Arkadan bir bedevi geldi, sanki onun da arkasından iten biri vardı, alelacele o da elini yemeğe soktu. Aleyhissalatu vesselam onun da elinden tuttu. Ve şunu söyledi:
'Şeytan, üzerine Allah'ın ismi zikredilmeyen yemeği kendine helâl addeder. Nitekim, sayesinde yemeğimizi kendine helal kılmak için bu cariyeyi getirdi. Ben de elinden tuttum. Bunun üzerine şu bedeviyi getirip onunla yemeği kendine helal kılmak istedi, ben onun da elinden tuttum. Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun şeytanın eli o ikisinin eliyle birlikte avucumdadır.' 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bunları söyledikten sonra besmele çekip yemeye başladı.'
Müslim, Eşribe 102, (2017); Ebu Davud, Et'ime 16, (3766).
3842 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sizden kim bir şey yerse 'Bismillah (Allah'ın adıyla)' desin. Bidayette söylemeyi unutmuşsa, sonunda şöyle söylesin: 'Bismillahi fi evvelihi ve âhirihi (başında da sonunda da Bismillah).'
Ebu Davud, Et'ime 16, (3767); Tirmizi, Et'ime 47, (1859).
Yine Hz. Aişe demiştir ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ashabından altı kişi içerisinde yemek yiyordu. Derken bir bedevi geldi. (Besmele çekmeksizin) iki lokmada yutuverdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Eğer bu adam besmele çekseydi yemek hepinize yeterdi! buyurdu.'
Tirmizi, Et'ime 47, (1859).
3843 - Vahşi İbnu Harb an ebihi an ceddihi Vahşi İbnu Harb el-Habeşi anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Ashabı dediler ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! biz yiyoruz, ancak bir türlü doymuyoruz (ne yapalım)?' Bunun üzerine, Resûlullah: 'Ayrı ayrı yemekte olmayasınız?' diye sordu. 'Evet' dediler. Resûlullah da: 'Öyleyse yemeğinizde toplanın (bir sofra kurarak hep beraber yiyin), yemeğe Allah'ın ismini zikrederek (Bismillahirrahmanirrahim diyerek) başlayın. Böyle yaparsanız yemeğiniz, hakkınızda mübarek kılınır.'
Ebu Davud, Et'ime 15, (3764); İbnu Mace, Et'ime 17, (3286).
3844 - Ümmeyye İbnu Mahşiyy radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm otururken bir adam besmele çekmeden yemek yiyordu. Yemeğini yemiş, geriye tek lokması kalmıştı. Onu ağzına kaldırırken: 'Bismillahi evv
[18/6 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: 'Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: 'Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz' cevabını verdi.
Buhârî, Cenâiz 1.
[18/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
[Bakara Sûresi.80]
[18/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: “Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşürler: “Rabbimiz! sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmrân, 3/191)
[18/6 23:12] Ömer Tarık Yılmaz: Ahlakı kötü insanlarla arkadaşlık kurma ki, onlar günah işlemeye seni yöneltmesinler.[Ebu Hanife]
[18/6 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SAFİYYE BİNTİ HUYEY
Safiyye binti Huyey, Hayber’de, soyluluğu, güzelliği, iyi ahlâk ve namusluluğu ile herkesçe beğenilirdi. Hayber’de ilk önce meşhur bir şair ve kumandan olan yahûdi Sellam bin Mişkem ile nişanlandı. Bundan ayrılarak, Hayber’in en meşhur kalesi olan Şemmus kalesinin, çok zengin kumandanı Kenane bin Hakik ile evlendi.
Gözü morardı
Hz. Safiyye, Kenane ile evliyken, rüyasında; Ay’ın, onun odasına düştüğünü görmüştü. Bu rüyasını kocasına anlatınca; Kenane, “Sen ancak Hicaz’ın meliki Muhammed’i istiyorsun” deyip, yüzüne bir tokat attı. Gözü morardı. Peygamber efendimiz, Hayber’i 629 senesinde fethetti. Safiyye’nin babası ve kocası öldürülüp, kendisi de esir edildi.
Esirler paylaşılınca, Safiyye de âlemlere rahmet olarak yaratılan Peygamber efendimizin hissesine düştü. Peygamber efendimiz, Safiyye’yi azat etti. Bunun üzerine Safiyye, seve seve iman edince, Resulullahın nikâhıyla şereflendi. Bütün müslümanların annesi oldu.
Sehba mevkiinde düğünü yapılıp, kavun ve hurma velime [Düğün yemeği] olarak verildi. Gözünün morarmasına, Resulullah efendimiz, 'Nedir bu iz?' diye buyurunca, şöyle arz etti:
- Bir gece rüyamda sanki Ay gökten inip, koynuma girmiş görmüştüm. Kocam Kenane’ye anlattım. “Sen şu üzerimize gelen Arap melikinin hanımı olmaya göz dikmişsin” diyerek yüzüme bir tokat vurdu. O tokatın izidir.
Hz. Safiyye İslâmiyetle şereflenince, çok samimi bir müslüman oldu. Vaktini ibadet ve zikir ile geçirdi. Zinet eşyası fazla olduğundan, bunu Peygamber efendimizin hanımları arasında paylaştırdı. Çok yardımsever olup, daima fedakârlıklarda bulunurdu.
Peygamberimize karşı çok büyük muhabbeti vardı. Peygamber efendimizin hastalığında dedi ki:
- Ey Allahın Resulü! Keşke sizin bütün ağrılarınızı, acılarınızı ben çekseydim.
Hz. Safiyye akıllı, halim, selim ve ağırbaşlı bir hanımdı. Hakkında şu hadise anlatılır:
Metanetini bozmadı
Müslümanlar Hayber’i fethettiklerinde, Safiyye, akrabaları ve ahalisi esir edilmişti. Peygamberimizin yanına getirilirken, yahûdilerin cesetlerinin bulunduğu yerden geçmek zorunda kalındı. Hz. Safiyye’nin yanında bulunan kadın bağırıp, çağırarak, başına toprak attı. Fakat, o metanetini bozmadı. Hatta, geçerken kocasının cesedini de gördü. Fakat, istifini bile bozmadı.
Hz. Safiyye çok cömertti. Eline geçenleri dağıtırdı. Vefatında bir evi kalmıştı. Emlakının üçte birini yeğenine, kalanı da fakirlere sadaka olarak verilmesini vasiyet etti.
Hz. Safiyye, Hz. Harun’un neslindendir. Annesi Berre binti Semvan idi. Baba tarafından Benî Nudayr ve anne tarafından da yahûdilerin Benî Kureyza aşiretinin ileri gelenlerindendi. Babası Huyey bin Ahtab, Arabistan’daki bütün yahûdilerin başı sayılırdı. Annesi Berre’nin babası Semvan Arabistan’da şecaat ve cesareti ile şöhretliydi.
Hz. Safiyye’nin Hayber’de 611 senesinde doğduğu tahmin edilmektedir. Medine’de 671 senesinde, altmış yaşında vefat etti.
[18/6 23:13] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçluya müstehap olan şeyler nelerdir?
1. Sahura kalkmak.
2. Sahur yemeğini biraz geç yemek. Yemeği şüpheli bir vakte kadar geciktirmek ise mekruhtur.
3. Güneş battığı iyice anlaşıldıktan sonra iftarda acele etmek. İftarı namazdan önce yapmak da müstehaptır. İftarda şu duayı okumak sünnettir:
'Allahümme leke sumtu ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme'l-Ğadi min şehri Ramazane neveytü, feğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü.'
Anlamı: 'Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana inandım ve sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açtım ve Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet ettim. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!'
[18/6 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: AKÎKA
Çocuk nîmetine karşılık, Allahü teâlâya şükr niyeti ile kesilen hayvan. (Çocuk doğduğunda) yedinci günü akîka hayvanı kesilir, ismi konur, saçı traş edilir. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Ahmed bin Hanbel) Akîka, erkek çocuğu için iki, kız çocuğu için bir koyun kesmektir. (Hadîs-i şerîf-Şir'ât-ül-İslâm) Hicretin sekizinci yılında, oğlu İbrâhim dünyâya gelince, yedinci günü Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem İbrâhim'in başını traş ettirip, saçının ağırlığı kadar gümüş sadaka verdi ve akîka olarak iki koç kesti. Saçlarını gömdü. (İmâm-ı Kastalânî) Çocuğa yedinci günü isim koymak ve başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş, kız için gümüş sadaka vermek ve erkek için iki, kız için bir akîka hayvanı kesmek müstehâbdır. Akîka hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır. Son ra da kesilebilir. Hanefî mezhebinde, etleri pişmiş veya çiğ olarak, zengin, fakir herkese verilebilir. (Seyyid Alizâde) Akîka, çocukları belâlardan, hastalıklardan korur. Akîkası yapılanlar, kıyâmette anaya babaya ayrı bir şefâat ederler. (Seyyid Alizâde)
[18/6 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Ahsen
A. Yakışıklı, güzel
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[18/6 23:14] Ömer Tarık Yılmaz: Kuyruksuz veya kuyruğu kesik koyunlar kurban edilebilir mi?
Doğuştan kuyruksuz olan veya besili olması için küçük yaşta kuyrukları boğulmak suretiyle düşürülen koyunların kurban edilmelerinde bir sakınca yoktur. Ancak bir kaza ile değerini azaltacak şekilde kuyruğunun tamamı veya yarısından çoğu kopan hayvanın kurban edilmesi caiz değildir (İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, Beyrut, IX, 514).
[18/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: 6.
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
“(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin.[5] Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz. Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara, 2/198-199)
[5] .Meş’ar-i Haram, Müzdelife’de bir yerdir. Müzdelife vakfesinin burada yapılması sünnettir.
[18/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.'
(İsrâ, 17/11)
http://www.duavesureler.com
[18/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.'
(Müslim, 'Îmân', 78; Ebu Dâvûd, 'Salât', 248; (Tirmizî, 'Fiten', 11)
http://www.duavesureler.com
[18/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Öyle içten bir tövbe nasip et ki onu bir daha ebediyen bozmayayım ve bana öyle bir istikamet ver ki ebediyen bu doğrultudan sapmayayım.'
null
http://www.duavesureler.com
[18/6 23:15] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanoğlunu şu üç şey mahvetmiştir: İzzet, makam arzusu, fakirlik korkusu.' Sehl b. Abdullah et-Tüsterî [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[18/6 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları – Ölüm ve Sonrası
1. Akıllı kişinin yapması gereken; gelip geçici olan dünya hayatına bağlanmamak ve ebedî hayat için kendini hazırlamaktır.
2.Ölüm anında ve sonrasında pişman olmamak için yaşadığımız bu hayatın bir gün son bulacağını aklımızdan çıkarmamalı ve deyim yerindeyse ölmeden önce ölmeliyiz.
3. Yakınlarımızdan biri öldüğünde yapmamız gereken, onun için bol bol dua etmek, Kur’ân-ı Kerîm okumak ve okutmaktır.
4. Yakınlarımızın ölümüne hüzünlenmemiz normaldir. Fakat bu hüzün bizi isyana sevketmemelidir.
5. Taziye ziyaretlerini geciktirmek uygun değildir. Hayli sonra bu ziyarette bulunmak, cenaze sahiplerine acılarını hatırlatmaya sebep olur.
6. Cenaze ve taziyelerde siyah giyinmek, güneş gözlüğü takmak, siyah kurdele takmak, ağıtlar yakıp dövünmek yapılmaması gereken davranışlardandır. Aynı şekilde cenaze sahiplerinden yiyecek içecek ikramı da beklenmemelidir. Aksine cenaze evinin yeme içme ihtiyaçlarının karşılanması ve onların her türlü ihtiyaçları için yardımda bulunulması gerekmektedir.
Semerkand Takvimi
[18/6 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.'
(İsrâ, 17/11)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=h9VEaQCwYBg=
[18/6 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Müslüman kardeşini hor görmesi, kişiye kötülük olarak yeter.'
(Müslim, 'Birr',32)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=h9VEaQCwYBg=
[18/6 23:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Yolculuğun güçlüklerinden, üzücü manzaralarla karşılaşmaktan, iyiyken kötü olmaktan, mazlumun bedduasından ve dönüşte mal ve çoluk çocuğu kötü hâllerde bulmaktan sana sığınırım.'
(Nesâî, 'İsti’âze', 41–42)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=h9VEaQCwYBg=
[18/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler. Hadis-i Şerif
[18/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar ...
(Lokman, 31/33)
[18/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Cennete, kalpleri kuş kalbi gibi (saf ve temiz) olan insanlar girecektir.
(Muslim)
[18/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Bizi bağışla, bize merhamet eyle, bizden razı ol, (amellerimizi) kabul eyle,bizi cennetine koy, bizi cehennemden kurtar ve bizim her halimizi ıslah eyle.
(İbn Mâce)
[18/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vehhab
Karşılıksız çok nimet veren, ikram ve ihsanda devamlı olan lütfu,, ihsanı ve rahmeti bütün kulları kuşatan
[18/6 23:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Size Bir Emanetim Var
Bir gün dilenci kılığında birisi tarafından Ahmed Kuseyrî'nin evinin kapısı çalınır. Kim olduğu sorulunca, Ahmed Kuseyrî'yi görmek istediğini söyler. Evde olmadığı bildirilince;
- Size bir emânetim var.' diyerek bir dağarcık, bir torba ve küçük bir çıkını bırakıp almalarını söyleyerek ayrılıp gider. Giderken de;
- Sonra uğrarım.' der.
Ahmed Kuseyrî hazretleri geç vakit eve gelir. Hanımı da kapıya gelen ziyâretçiden ve bıraktıklarından bahsetmeyi unutur. Gece yarısı mutfaktan sesler işiterek gidip bakarlar. Bırakılan küçük kaptan kazanlar dolduracak kadar bal taşıyor. Torbadaki bir avuç darı çuvallar dolduracak kadar artıyor. Çıkından ise çil çil altınlar taşıp yerlere dökülüyor.
Ahmed Kuseyrî;
- Nedir bu hâller? diye sorunca hanımı şaşkın ve hayretler içinde;
- Bilmiyorum.' der.
Ahmed Kuseyrî;
- Bugün bize gelen oldu mu? diye sorar.
Hanımı hatırlayıp;
- Evet bir ihtiyar geldi. Sizi sordu. Sonra uğrarım diyerek bunları bıraktı. Bereketlenip taşan bu şeyler ona âittir, dedi.
Ahmed Kuseyrî hazretleri bir an düşünüp;
- Bu gelen Hızır aleyhisselâm mıydı yoksa? deyince, bırakılan kaplardaki artmalar ve taşmalar durdu.
Böylece Hızır aleyhisselâmın bereketine kavuştular.
[18/6 23:18] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.
رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ ﴿٢٥٠﴾
(Bakara 250)
Rabbenâ efrig aleynâ sabren ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
[18/6 23:22] Ömer Tarık Yılmaz: Dua ibadetin özüdür.
(Tirmizî, Deavât, 1)
[18/6 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR............. SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI’ndan
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin,
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını,
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allahı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı, Tekbîr oluyor tek bir ses;
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri,
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i.
Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu,
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Bursa`dan, Konya`dan, İzmir`den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd`den, Van`dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan,
Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;
Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,
Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine.
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı,
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı!..
Yahya Kemal Beyatlı
18.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[18/6 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
Bir grup insan Resulullah (sav)'a gelerek: 'Ey Allah'ın Resulü biz kendi öldürdüğümüzü yiyor, fakat Allah'ın öldürdüğünü yemiyoruz (bu nasıl iş?)' dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: 'Allah'ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olan şeyden yiyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir. Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir. Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin. Bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz müşrik olursunuz' (En'am, 118-122).
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Tefsir, En'am, (3071), Ebu Davud, Edahi, 13, (2817, 2818, 2819), Nesai, Edahi 40, (7, 237)
Hadisin Açıklaması:
Ebu Dâvud'un rivayetinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip soru soranların bir kısım Yahudi olduğu tasrih edilir. Sorunun bir müşkili çözmek, bir bilgi elde etmekten ziyade, muğalata için sorulduğu hemen hissedilmektedir. Çünkü İslâm dininin meyteyi, yani kendiliğinden ölen hayvanı haram etmesi, hayvanın yenmesi için 'besmele ile kesilmiş olma' şartını koyması ile (Mâide: 5/3) alakalı bir sorudur. 'Allah'ın kestiği' tabiriyle kendiliğinden ölen 'meyte' kastedilmektedir.
Hafız İbnu Kesir, tefsirinde hadisin Ebu Dâvud'da gelen vechini kaydettikten sonra rivayette yer alan 'Yahudilerden bir grup' tâbirine itiraz eder ve üç sebep zikrederek, burada bir yanlışlık, bir iltibas olabileceğini belirtir:
1- Yahudiler meyteyi helal addetmezler ki, İslâm'ın bu emriyle mücadele etsinler.
2- Ayet En'am suresine aittir. Bu sure ise Mekke'de nazil olmuştur (Orada Yahudi yoktu).
3- Bu hadisin Tirmizî'de gelen vechinde 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir grup insan gelerek...' denmektedir. Ayrıca Tirmizî hadisin hasen ve garib olduğunu belirtir.'
İbnu Kesir, Taberânî'nin İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)'tan kaydettiği şu hadisi zikreder: 'Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanı yemeyin. Bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır...' (En'am 6/121) ayeti nazil olduğu zaman, İranlılar, Kureyş'e (bir heyet) göndererek: 'Muhammed'e bu hususta karşı çıkın ve deyin ki: 'Sen, kendi elindeki bıçakla kestiğine helal diyorsun da Allahu Zülcelâl Hazretleri'nin altun kılıçla kestiğine -yani meyteye- haram diyorsun, (olur mu böyle şey!)'. Bu itiraz üzerine şu âyet indi: 'Doğrusu şeytanlar, sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz ki müşrik olursunuz' (En'âm: 6/121).
Yâni: İranlı şeytanlar, Kureyşli dostlarına fısıldarlar' demektir.
İbnu Kesir şunu ilâve eder: 'Taberî, muhtelif tarikten bu hadisi İbnu Abbas rivayeti olarak kaydeder, hiçbirinde Yahudiler zikredilmez. İşte bu rivayet mahfuzdur (sıhhatce daha üstün), çünkü âyet Mekkîdir, Yahudiler de meyteyi sevmezler.'
[18/6 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir. (Zilzâl, 99/8)
[18/6 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ü Teala'yı zikir, kalblerin şifasıdır. Ravi: Müsnedü'l - Firdevs
[18/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Ben, Şam'daki Ümeyye Camii'nin merdivenlerinde bir dükkan sahibi olup, her gün elli dinar kazanıp Allah yolunda harcamak ve bu esnada namazlarımı da hep cemaatle kılmak, Allah'ın helal kıldıklarını da haram etmemek şartlarını arzulamaktan ziyade, Allahu Tealanın, haklarında: '...o kimseler ki ne bir ticaret ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten alıkoymaz' (Nur, 36) övgüsünü kullandığı kimselerden olmamaktan korkarım.'
Kaynak : Rezin
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[18/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Rasulullah’da bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah’ın rızasını gözeterek Lâ ilâhe illallah diyen kimseye Allah cehennemi haram kılmıştır.” (Buhari, Salat 45, Müslim, İman 54)
419- عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ
قال : قَدِمَ رسول الله
, بسَبْي فَإذا امرأَةٌ مِنَ السَّبْيِ تسعى, إذ وَجَدَتْ صَبِيًّا فِي السَّبْيِ أخذتْه,ُ فَاَلْزَقَتْهُ بِبَطْنِهَا, فَأَرْضَعَتْهُ فَقال رسول الله
: أَتُرَوْنَ هَذِهِ الْمَرْأَةَ طَارِحَةً وَلَدَهَا فِي النَّارِ ؟ قُلْنَا : لا,َ وَاللهِ فَقال : الَلَّهُ أَرْحَمُ بِعِبَادِهِ مِنْ هَذِهِ بِوَلَدِهَا
419: Ömer ibn-ül Hattab (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) esirler arasında çocuğundan ayrılan bir kadın gördü. Kadın çocuğuna hasretinden dolayı rast geldiği her çocuğu kucağına alıyor ve emziriyordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) çevresindekilere:
-Hiç bu kadın çocuğunu ateşe atar mı? diye sordu. Onlar:
-Asla atmaz, cevabını verdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
-O halde biliniz ki Allah’ın kullarına merhamet ve acıması bu kadının çocuğuna merhametinden çok daha fazladır, buyurdu. (Buhari, Edeb 18)
420- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
قال : قال رسولُ اللَّهِ
لَمَّا خَلَقَ اللَّهُ الْخَلْقَ, كَتَبَ فِي كِتَابٍ, فَهُوَ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ : إن رَحْمَتِي تغلب غَضَبِي.
وَفِى رِوَايَةٍ: غَلَبَتْ غَضَبِى . وَفِى رِوَايَةٍ: سَبَقَتْ غَضَبِى .
420: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah tüm varlıkları yarattığı zaman arşın üstünde bulunan kendi katındaki bir kitaba RAHMEtİM GAZABIMA GALİP GELİR diye yazmıştır.” (Buhari, Bed’ül Halk 1)
* Bir değişik rivayette: “Rahmetim gazabıma galip oldu, üstün geldi” şeklindedir. (Buhari, Bed’ül Halk 4)
* Başka bir rivayette: “Rahmetim gazabımı geçmiştir” şeklindedir. (Buhari, tevhid 15, Müslim, tevbe 14)
421- وَعَنْهُ قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : جَعَلَ اللَّهُ الرَّحْمَةَ مِائَةَ جُزْءٍ, فَأَمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ, وَأنزل فِي الأرض جُزْءًا وَاحِدًا, فَمِنْ ذَلِكَ الْجُزْءِ يَتَرَاحَمُ الْخَلْقُ حَتَّى تَرْفَعَ الدَّابَّةَ حَافِرَهَا عَنْ وَلَدِهَا خَشْيَةَ أن تُصِيبَهُ.
[18/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamber (s.a.v) Efendimiz iftar açtığı zaman şöyle buyururdu: Susuzluk gitti, damarlar suya kavuştu. İnşallah orucun ecri de hasıl olmuştur.
-Ebû Dâvûd, Sıyâm, 22
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[18/6 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3604]
Hz. Ali radıyallahu anh 'tan anlatıldığına göre, su istemiş ve mazmaza ve istinşak yapmış, sol eliyle sümkürmüş sonra da:
'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın temizliği böyleydi '' demiştir.
Nesâi, Tahâret 74, (1, 67).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[18/6 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı haliniz nice olurdu? - Nûr - 10. Ayet
[18/6 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Her dinin (kendine özgü) bir ahlakı vardır. İslam'ın ahlakı da hayâdır. - Muvatta, Hüsnü'l-Huluk,2
[18/6 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: “Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere koyarız.” - Nisâ, 4/31
[18/6 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), bir gün ashabıyla birlikte iken, onlara aralarında kimin oruçlu olduğunu sordu. Orada bulunanlardan, Hz. Ebû Bekir (r.a.) “Ben.” dedi. Allah Resûlü (s.a.s.), “Bugün sizden kim bir cenazenin arkasından gitti?” diye sordu. Yine Hz. Ebû Bekir, “Ben!” cevabını verdi. Ardından Hz. Peygamber, “Bugün sizden kim bir fakiri doyurdu?” diye sordu. Ebû Bekir, yine “Ben!” diye yanıtladı. Resûl-i Ekrem bu defa, “Peki, bugün sizden hanginiz bir hastayı ziyaret etti?” sorusunu yöneltti. Yine Ebû Bekir, “Ben!” cevabını verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s.), Allah’a ibadet etmenin yanında O’nun kullarıyla da güzel ilişkiler içinde bulunmanın ve insanlara yardım etmenin mükâfatını şu sözlerle dile getirdi: “Bu hasletler kimde bulunursa o, mutlaka cennete girer.” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 12) - HZ. EBÛ BEKİR’İ CENNETE ULAŞTIRAN AMELLER
[18/6 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: üzel ve Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük
[18/6 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercemesi şu şekillerden biri olması gerekir:
1- Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)
2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)
3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması )
4- Rahmân Rahim olan Allah adına.
Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki 'olan' sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü 'olmak' fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşeyin ilk sebeb
[18/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: KAZANCA TEŞVİK
6618 - Mikdam İbnu Ma'dikerb ez-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Kişi elinin emeğiyle kazandığından daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin nefsine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine harcadığı sadakadır.'
6619 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Emin, dürüst, müslüman tacir, Kıyamet günü şehidlerle beraberdir.'
6620 - Muaz İbnu Abdillah İbni Hudeyb'in amcası radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz bir cemaatte idik. Başında ıslaklık olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam çıkageldi. Birimiz ona: 'Bugün sizi iyi ve ferah görüyoruz' dedi. 'Evet! Elhamdulillah öyledir!' buyurdular. Sonra halk zenginlik hususunda sohbete daldılar. Aleyhissalatu vesselam: 'Muttaki için zenginliğin bir zararı yok!' buyurdular. Devamla: 'Ancak dediler, sıhhat, muttaki için zenginlikten daha hayırlıdır. Gönül hoşluğu da bir nimettir.'
MAİŞET TALEBİNDE İTİDAL
6621 - Ebu Humeyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Dünya talebinde mutedil olun. Çünkü
[18/6 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözleri arasında diyor ki, (Ayn, ya’nî kendisi kalmadı, eseri ya’nî izi nasıl kalır. Müddessir sûresinin yirmisekizinci âyetinde buyurulduğu gibi, geride birşey kalmaz). Bu söz, ilk bakışda güç göründü. Çünki, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretleri ve ona uyanlar diyorlar ki, birşeyin aynı ya’nî kendisi yok olamaz. Çünki, Allahü teâlâ o şeyin varlığını bilmekdedir. Yok olursa, Allahü teâlânın bilgisi bilgisizlik olur. Ayn yok olmayınca eseri nereye gidecek. Bu sözleri zihnimde yerleşmişdi. Ebû Sa’îd hazretlerinin sözü çözülemedi. Çok uğraşdım, Allahü teâlâ, bu sözün iç yüzünü açığa çıkardı. Ayn da kalmaz, eser de kalmaz olduğu anlaşıldı. Kendimi de böyle olmuş buldum. Hiç güçlük kalmadı. Bu ma’rifetin makâmı da göründü, çok yüksek idi. Şeyh Muhyiddînin ve ona uyanların söyledikleri makâmın üstünde idi. Bu iki ma’rifet birbirini bozmuyordu. Çünki, biri bir makâmda, öteki ise başka makâmda anlaşılmışdı. Dahâ çok açıklamak, sözü uzatacak ve usandıracakdır.
Şeyh Ebû Sa’îd hazretleri bu tecellînin devâmlı olduğunu bildirmişdi. Bu tecellînin ne demek olduğu ve devâmlı olmasının nasıl olduğu da gösterildi. Kendimde de bu hadîsi ya’nî tecellîyi aralıksız buldum. Bu hadîsin dâimî olması çok az kimselere nasîb olur. [İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretlerinin (Hadîs) kelimesi ile anlatdıkları şey, tecellî-i zâtî olduğu başka mektûblardan anlaşılmakdadır. Allahü teâlânın zâtı, başkalarına çok aralıkla tecellî etdiği hâlde, kendisine aralıksız tecellî etmekdedir.]
Kitâb okumak hiç tatlı gelmiyor. Yalnız büyüklerin yüksek makâmlardaki hâllerinin bir yere yazılmasını, sonra bunları okumağı istiyorum. Eski büyüklerin hâllerini okumak, her şeyden dahâ tatlı geliyor. Ma’rifetlerin inceliklerini ve hele tevhîd-i vücûdî ve mertebelerin tenezzüllerini bildiren yazıları okuyamıyorum. Bu hâlimi, Şeyh Alâüddevle-i Semnânî hazretlerine çok uygun buluyorum. Bu bilgilerdeki zevkim ve hâlim onunla birleşmekdedir. Fekat eski bilgilerim, bu ma’rifetleri inkâr etmeme ve sert karşılamama mâni’ oluyor.
Ba’zı hastalıkların giderilmesi için birkaç kerre teveccüh olundu ve te’sîri görüldü. Bunun gibi, birkaç ölünün mezârdaki hâlleri göründü. Bunların da azâblardan, sıkıntılardan kurtulmaları için teveccüh olundu. Fekat şimdi hiçbirşeye teveccüh etmeye gücüm kalmamışdır. Hiçbirşey için kendimi toparlayamıyorum. Birkaç kimse bu fakîre sert davrandılar ve acı söylediler. Bu fakîre bağlı olanlardan çoklarını, boş yere incitdiler ve yerlerinden uzaklaşdırdılar. Bundan dolayı gönlüme hiç bir toz konmadı, bir sıkıntı gelmedi, nerede kaldı onların kötülüğü zihnimizden geçmiş ola.
Sevdiklerimizden birkaçı cezbe makâmında şühûd ve ma’rifet elde etmişlerdi. Ve şimdiye kadar sülûk konaklarına ayak basmamışlardır. Bunların hâllerinden az bir şey sunuyorum. Cezbeyi bitirdikden sonra, Allahü teâlânın bunları sülûk ni’metine kavuşdurmakla şereflendirmesini umuyorum. Şeyh Nûr, bulunduğu makâmda bağlı kalmakdadır. Cezbe makâmındaki dahâ yukarı bir noktaya çıkamıyor. Üzücü hareketleri ve hâlleri oluyor. Kabâhatini anlamıyor. Bunun için onun işi ilerlemiyor. Bunun gibi, sevdiklerimizin çoğu, edebleri iyi gözetmedikleri için, oldukları makâmlarda kalıyorlar. Şuna şaşılır ki, bu fakîr hiç birinin yolda kalmasını dilemiyorum; hattâ hepsin
LİG TABLOSU
Takım
O
G
M
B
Av
P
1.GALATASARAY A.Ş.
26
20
2
4
44
64
2.FENERBAHÇE A.Ş.
27
17
1
9
33
60
3.TRABZONSPOR A.Ş.
26
17
3
6
23
57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş.
26
14
5
7
17
49
5.GÖZTEPE A.Ş.
26
11
5
10
10
43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ
26
12
8
6
14
42
7.SAMSUNSPOR A.Ş.
26
8
7
11
-2
35
8.KOCAELİSPOR
26
9
11
6
-4
33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.
27
8
10
9
-10
33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.
26
7
10
9
-4
30
11.CORENDON ALANYASPOR
26
5
8
13
-4
28
12.TÜMOSAN KONYASPOR
26
6
11
9
-9
27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ
26
6
13
7
-8
25
14.KASIMPAŞA A.Ş.
26
5
12
9
-14
24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR
26
6
14
6
-18
24
16.İKAS EYÜPSPOR
26
5
14
7
-18
22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR
26
3
12
11
-28
20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK
26
4
17
5
-22
17


