[21/6 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: 14 - Zorluklara Rağmen Abdesti Yerli Yerince Almanın Fazileti Bâbı
610 - Bize Yahya b. Eyyüb ile Kuteybe ve İbn Hucr toptan İsmail b. Ca'fer'den rivâyet ettiler, İbn Eyüb dedi ki: Bize İsmail rivâyet etti.
(Dedi ki): Bana Ala' babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Size Allah'ın günahları neyle imlıa ettiğini ve dereceleri neyle yükselttiğini göstereyim mi?» buyurmuş Ashab:
— «Hay hay ya Resûlüllah!» demişler.
— «Güçlüklere rağmen abdesti yerli yerince almak, mescidlere doğru adımı çok atmak ve namazdan sonra (diğer) namazı beklemektedir. İşte sizin ribatınız budur.» buyurmuşlar.
611 - Bana İshâk b. Mûsâ el-Ensari rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize ma'n rivâyet etti.
Dedi ki: Bize Malik rivâyet etti. H.
Bize Muhammed b. el-Müsenna da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Şu'b rivâyet etti. Bunlar ikisi birden Ala' b. Abdirrahman'dan bu isnadla rivâyet etmişler. (Yalnız) Şu'be'nin hadisinde ribatın zikri geçmemiştir. Malik'in hadisinde iki defa:
«İşte sizin ribatınız budur, işte sizin ribatınız budur.» buyurulmuştur. '
[21/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Osman İbnu Affan radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Gerek satıcı ve gerekse alıcı iken kolaylık gösteren kimseyi Allah cennete koydu.'
Kütüb-i Sitte
[21/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: 80. Esnemek şeytandandır.Mümkün mertebe esnememeye gayret etmeli,yoksa elle ağzı kapamalıdır.(Buhari,Edep 165)
[21/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Zonguldak’ın Kurtuluşu 1922
• Yılın En Uzun Gündüzü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ....muhakkak ki ziyana uğramışlardır.”
En’am 140
[21/6 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Din nasihattır (ihlâstır). Allah, Kitabı, Rasûlü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattır.”
Müslim, Îmân 95
[21/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: OSMANLI DEVRİNDE HAC NASIL YAPILIRDI?
Hacı kafileleri “Şam ve Mısır Mahmilleri” Her sene gerek Osmanlı memleketlerinden ve gerek diğer İslâm ülkelerinden hal ve vakti ve sıhhati müsait olan binlerce Müslüman, Mehd-i İslâm olan Mekke-i Mükerreme’ye giderek evvelâ müminlerin kıblegâhı olan, Beytullah, yani Kâbe’ye ve ondan sonra Medine-i Münevvere’ye uğrayıp, Ravza-i Mutahhara denilen Cenâb-ı Peygamber’in kabirlerini ziyaret ettikten sonra memleketlerine dönerlerdi ki bugün de aynı tarz devam etmektedir.
Osmanlı memleketlerinden her sene devletçe birinci derecede ehemmiyet verilen iki kafilenin Hacca gitmesi adetti. Bunlardan Şam Mahmili denilen Mahmil, Şam’dan, Mısır Mahmili denilen Mahmil, Mısır’dan hareket ederdi. Anadolu’dan, Rumeli’den ve diğer yerlerden gelen ziyaretçiler kafilenin hareketine kadar Şam’da toplanmış olurlardı. Sürre Emini yolda kendisine iltihak edenlerle beraber Şam’a gelirdi. Hacıların su ihtiyaçlarını temin için Üsküdar’dan itibaren, birinci ve ikinci olmak üzere enderunlu iki Sakabaşı tayin olunur ve bunların gözetilmeleri için, yol üzerindeki vali, beylerbeyi, kadı ve naiblere bir fermanla emrolunurdu.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[21/6 23:42] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: لَنْ يَنَالَ اللهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُهَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ... (سورة الحج، 37)
Allâhü Teâlâ buyurdu -meâlen-: “Elbette onun (kurbanın) etleri de kanları da Allâh’a ulaşmaz. Velâkin O’na, sizin takvânız ulaşacaktır. Böylece o(kurba)nları size müsahhar kıldı (onları kesmeye sizleri muktedir kıldı) ki size yolunu gösterdiğinden dolayı Allâh’a tekbirde bulunasınız...” (Hac Sûresi, âyet 37)
21 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[21/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: KURBANIN BAZI HİKMETLERİ
Etinin yenilmesi câiz olan hayvanlar, Allâh’ın ismi zikredilerek (Bismillâhi Allâhü Ekber, denilerek) kesilirse etinin yenilmesi helâl olur. Boğazından kesilmek sûretiyle de necis (pis) olan kanından temizlenmiş olur.
Kurban, Allâhü Teâlâ’nın, kullarına ziyafetidir. Kurban kesmek, Allâhü Teâlâ yolunda bir fedâkârlıktır ve O’nun verdiği nimetlere bir şükürdür. Ayrıca sevap kazanmaya ve Allâh’a yakınlığa vesiledir, belalara karşı da bir kalkandır.
Dünyanın her tarafında her gün yüz binlerce hayvan kesiliyor. Fakat bunlardan yalnız maddî imkânı olanlar istifade edebiliyor. Bayramda kurban edilen hayvanların etlerinden ise fakirler de istifade etmektedir. Şahsın menfaati yerine de cemiyet menfaati gözetiliyor. Kurban kesmek, İslâm’ın insanî ve ictimâî büyük bir fedâkârlığıdır.
Kurban Bayramı, kesilen hayvan sayısını çok artırmış olmaz. Çünkü kasaplar, Kurban Bayramı günlerinde et satamayacağından, kesecekleri hayvan sayısı azalır.
Kendi zevkleri için her gün on binlerce hayvanın kesilmesini çok görmeyenlerin, senede bir kere Allah için ve insanların da faydasına olan kurban kesilmesini çok görmeleri insaflı bir tavır değildir.
Hulâsa kurban; dînî, ahlâkî, ictimâî birtakım hikmetler ve maslahatlar için emredilmiştir.
ŞEYHÜLİSLAM İBN-İ KEMÂL’DEN BEYİTLER:
Hemîşe çok yanılır söyleyen çok (Hemîşe: Dâimâ)
Ki söyler bulduğun, dilde kemik yok.
Kıl iyilik suya at, bile balık
Balık bilmezse bilir ânı Hâlık.
Ululuk kişiye Hak’tan atâdur, (Ata: Bağış)
Küçük görmek uluları, hatâdur.
Kişinün kadri, eldeyken bilinmez,
Yerinde gevhere rağbet kılınmaz. (Gevher: Mücevher)
Kuru yaş ile âdem baş olmaz,
Kişiden iş sorulur yaş sorulmaz.
21 Haziran 2023
Fazilet Takvimi
[21/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler (boyun eğerler).
[Nahl Sûresi.49]
[21/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: DÜĞÜNLER ÖLÇÜLÜ OLMALI
İsraf, sahip olunan maddi ve manevi bütün değerlerin, gerek- siz saçılıp savrulmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de; “...Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.” (Araf,7/31) buyrulmaktadır.
Düğün ve törenlerde, milli ve dini geleneklerimize uygun olarak eğlenmek, ziyafetler vermek, cemiyetler düzenlemek, sevinç ve mutluluklarımızı dostlarımızla ve sevdiklerimizle paylaşmak zengin kültürümüzün bir parçasıdır. Ancak, meş- ru ölçüler dışına çıkarak aşırı harcamalarda bulunmak doğru değildir. Düğünlerde tabakların kırılarak masaların yakılması, paraların yerlere saçılması israf olduğu gibi, alkollü içkilerin tüketilmesi de haramdır. Düğün ve törenlerimizi inancımıza ve kültürel değerlerimize uygun olarak yapmalıyız.
DİNÎ KAVRAMLAR
FARZ-I AYIN
Farz-ı ayın; beş vakit na- maz, oruç gibi, her mükel- lefin yapması gereken farz demektir. O emri başka- larının yerine getirmekte oluşu kişiyi sorumluluktan kurtarmaz.
ÖZLÜ SÖZ
Tatlı meyve yapraklar, dallar arasında gizlidir. Ebedi hayat da ölümün ardında. (Mevlâna)
[21/6 23:43] Ömer Tarık Yılmaz: Yukarıda zekâtın vücûb ve sıhhat şartları ile hangi mallardan ne oranda verilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Şimdi ise bu zekâtın ne zaman ve ne şekilde ödeneceği üzerinde durulacaktır.
A) ZEKÂTIN ÖDENME ZAMANI
Fakihler şartları gerçekleşen malda zekâtın derhal (fevrî) yani sene biter bitmez ödenmesi gerektiğinde görüş birliğine varmışlardır. Çünkü malda gerçekleşen zekât borcu, artık kul hakkıdır. Bu borcun ödenmesini -özürsüz olarak- geriye bırakmak câiz değildir. Hanefî mezhebinde fetvaya esas olan görüş bu olduğu gibi, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'in görüşü de bu yöndedir.
İslâm'da prensip olarak ibadetler hemen yerine getirilmesi istenen bir husustur. Çünkü Cenâb-ı Allah, 'Hayırlar(ı işlemede) yarış yapınız' (Âl-i İmrân 3/133) buyurur. Bütün hayır işlerinde acele etmek övüldüğüne göre, malda gerçekleşen fakir hakkının bir an önce hak sahiplerine ödenmesi de övülmeye değer bir iştir.
Altın, gümüş ve parada, ticaret malları ve hayvanlarda zekât, bir kamerî yılın tamamlanması ile farz olur ve bu mallardan zekât her senede bir defaya mahsus olmak üzere ödenir.
Toprak ürünlerinden zekât, senede kaç kere ürün alınırsa o kadar verilir. Yani bir araziden bir senede iki kere mahsul alan kişi iki kere zekât verir.
Toprak ürünlerinde zekâtın vücûb vakti konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte ağırlıklı görüş, bunun hasat esnasında olduğu yönündedir. Bununla birlikte olgunlaşmaya başladığı andan itibaren takriben hesaplanıp verilebileceği gibi, hasattan kısa bir müddet sonra vermek de mümkündür. Toprak ürünleri hasattan sonra sahibinin kusuru olmaksızın helâk olsa veya çalınsa zekâtı düşer. Bu tarihleme meyveler için de geçerlidir.
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler madenlerde zekâtın, nisab miktarı maden istihsal edilmesiyle, Hanefî ve Hanbelîler de balda zekâtın, nisab miktarı bal elde edilmesiyle vâcip olacağı görüşündedir. Ancak toprak ürünlerinden zekât, ekinler sürülmeden, meyveler de toplanmadan alınmaz.
Görüldüğü gibi toprak ürünlerinden zekât tahsili güneş takvim sistemine göre 'hasat zamanı'; hububat harmanlanıp sapından çıkarılınca, meyveler toplanınca yapılmaktadır. Madenlerin de elde edilince zekâtı ödenmektedir. Bunların dışındaki mallar; altın, gümüş, para, ticaret malları ve hayvanlar ise üzerinden bir kamerî yıl geçmekle zekâta tâbi olmaktadır. Acaba bu ikinci grup malların zekât borçlarını mükellef isterse sene dolmadan da verebilir mi? Veya bunun aksi olarak zekât borcu ertesi yıla tehir edilebilir mi?
Hz. Ali'den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber, amcası Abbas'ın zekâtını vaktinden önce ödeyip ödeyemeyeceğini sorması üzerine ona ödeyebileceğini söylemiş, Abbas da iki senelik zekât borcunu peşin ödemiştir (Ebû Dâvûd, 'Zekât', 22, 37; İbn Mâce, 'Zekât', 7).
Fakihlerin çoğunluğu, bu uygulamadan hareketle, zekâtın vücûb sebebi nisab bulunduğu takdirde kişinin zekâtını vaktinden önce ödeyebileceğini söylemişlerdir. Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel bu görüştedir.
İmam Mâlik ile Dâvûd ez-Zâhirî ise, mal ister nisaba ulaşsın ister ulaşmasın vaktinden önce zekâtının verilmesinin câiz olmadığı görüşündedir. Bu iki müctehide göre, sene geçme şartı (havl) nisab gibi zekâtın vücûb şartlarından olup, nasıl namaz vaktinden önce kılınmazsa zekât da vaktinden önce ödenemez.
Zekâtın zamanında ödenmesi, ihtiyaç sahiplerinin haklarını doğrudan ilgilendirdiğinden, mükellefin haklı ve geçerli bir sebep bulunmaksızın zekât borcunu geciktirmesi doğru bulunmaz. Hatta fıkıh kitaplarında, zaruret olmaksızın zekâtı vaktinde ödemeyen kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği, onun bu fiiliyle tıpkı, istendiğinde emaneti sahibine iade etmeyen emanetçi konumunda olacağı ifade edilerek zekâtın vaktinde ödenmesinin önemi vurgulanmak istenmiştir.
�
[21/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: Ey iman edenler! Allah'in (koydugu, dinî) isaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmis) kurbana, (ondaki) gerdanliklara, Rablerinin lütuf ve rizasini arayarak Beyt-i Haram'a yönelmis kimselere (tecavüz ve) saygisizlik etmeyin Ihramdan çikinca avlanabilirsiniz Mescid-i Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karsi beslediginiz kin sizi tecavüze sevketmesin! Iyilik ve (Allah'in yasaklarindan) sakinma üzerinde yardimlasin, günah ve düsmanlik üzerine yardimlasmayin Allah'tan korkun; çünkü Allah'in cezasi çetindir (MAİDE/2)
Allah, Kâbe'yi, o saygiya lâyik evi, haram ayi, hac kurbanini ve (kurbanin boynuna asilan) gerdanliklari (maddi ve manevi yönlerden) insanlarin belini dogrultmaya sebep kildi Bu da Allah'in, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildigini ve Allah'in her seyi bilici oldugunu (sizin de anlayip) bilmeniz içindir (MAİDE/97)
Onlarin Beytullah yanindaki dualari da islik çalmak ve el çirpmaktan baska bir sey degildir (Ey kâfirler!) Inkâr etmekte oldugunuz seylerden ötürü simdi azabi tadin! (ENFAL/35)
'Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazi dosdogru kilmalari için ben, neslimden bir kismini senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yaninda, ziraat yapilmayan bir vâdiye yerlestirdim Artik sen de insanlardan bir kisminin gönüllerini onlara meyledici kil ve meyvelerden bunlara rizik ver! Umulur ki bu nimetlere sükrederler' (İBRAHİM/37)
Sonra kirlerini gidersinler; adaklarini yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler (HAC/29)
Onlarda (kurbanlik hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakim yararlar vardir Sonra bunlarin varacaklari (bitecegi) yer, Eski Ev'e (Kâbe'ye) kadardir (HAC/33)
Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde oldugu gibi açilip saçilmayin Namazi kilin, zekâti verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahi gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor (AHZAB/33)
[21/6 23:44] Ömer Tarık Yılmaz: TAKILAR HAKKINDA
2068 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) (İran Kisrasına göndermek için) bir mektub yazmıştı. Kendisine: 'Onlar mühürlü olmayan mektubu okumazlar' denildi. Bunun üzerine gümüş bir mühür yaptırdı. Üzerine Muhammed Resülullah cümlesini kazdırdı. Cemaate de:
'Ben bir mühür yaptırdım. Üzerine Muhammed Resülullah kazdırdım, kimse bunu yüzüğüne kazdırmasın' buyurdu.'
Bir rivâyette şöyle gelmiştir: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sağ (eli) ne gümüş bir yüzük taktı. Kaşı Habeşi idi. Karşı avucunun içine geliyordu.'
Buhâri, Libâs 46, 50, 51, 54, 55; Müslim, Mesâcid 222, (640); Libâs 55-63, (2092-2095); Ebü Dâvud, Hâtim 1-2, (4214-4217, 4221); Tirmizi, İsti'zân 25, (2719), Libâs 14-17, (1739-1748); Nesâi, ZÎnet 48-82, (8,173-195); İbnu Mâce, Libâs 39, (3639), 41, (3645).
2069 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine altından bir yüzük yaptırdı. Bunun üzerine halk da altın yüzükler yaptırdı. Bilahare aleyhissalâtu vesselâm minbere çıkıp oturdu, yüzüğü çıkardı ve:
'Vallâhi bunu ebediyen takmıyacağım!' dedi. Halk da yüzüklerini çıkarıp attılar.'
Buhâri, Libâs 45, 46, 50, 53, Eymân 6, İ'tisâm 4; Müslim, Libâs 53, 55, (2091); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 37, (2, 936); Ebü Dâvud, Hâtem 1-2, (4218, 4219, 4220); Tirmizi, Libâs 16, (1741); Nesâi, Zinet 43, 53, (8,165,178); İbnu Mâce, Libâs 40, (3642-3644).
Bir rivâyette şu ziyâdeyi yaptı: 'Yüzüğü sağ eline takmıştı. 'Bir diğerinde de şu ziyâde vardır: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) gümüşten bir mühür edindi, eline takmıştı. Sonra Hz. Ebü Bekir'in eline intikal etti, sonra Hz. Ömer'e, sonra da Hz. Osmana (radıyallâhu anhüm)'a intikal etti. Eriş kuyusuna düşünceye kadar onun elinde kaldı. Üzerindeki yazı Muhammed Resülullah idi.'
2070 - Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına, parmağında demir yüzük bulunan bir adam uğramıştı. (Yüzüğü görünce): 'Niye bazılarınızın üzerinde ateş ehlinin süsünü görüyorum!' buyurdu. Adam derhal onu çıkarıp attı. Sonra parmağında sarı renkli (pirinç) yüzük taşıyor olduğu halde geldi. Bu sefer.
'Niye sende putların kokusunu hissediyorum?' dedi Bilahare adam altın yüzük takmış olarak geldi`? Bu sefer de:
'Sende niye cennet ehlinin süsünü görüyorum?' dedi. Bunun üzerine adam:
'Öyleyse yüzüğüm neden olsun?' diye sordu.
'Gümüşten dedi, ancak ağırlığı bir miskale ulaşmasın.'
Tirmizi, Libâs 43, (1786); Ebü Dâvud, Hatem 4, (4223); Nesâi, Zänet 47, (8,172).
2071 - İbnu Abbas (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir adamın elinde altından bir yüzük gördü. Onu çıkarıp attı ve:
'Biriniz tutup ateşten bir parçayı alıp eline koyuyor!' buyurdu. Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) gidince adama: 'Yüzüğünü al (başka sürette) ondan faydalan' dediler. O:
'Hayır! Vallâhi ebediyen almayacağım, onu Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) attı' dedi.'
Müslim, Libâs 52, (2090).
2072 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a Habeş kralı Necâşi'den hediyeler geldi. İçerisinde Habeşi kaşlı bir de altın yüzük vardı. Resülullah onu bir çöple veya tiksinerek bir parmağıyla aldı. Kızı Zeyneb'in kızı Ümâme Bintu Ebi'l-Âs'ı çağırıp: 'Yavrucuğum al şunu, takın!' dedi.'
Ebü Dâvud, Hâtem 8, (4235).
2073 - Said İbnu'l-Müseyyeb anlatıyor: 'Hz. Ömer, Süheyb (radıyallâhu anhümâ)'e: 'Niye parmağında altın yüzük görüyorum?' dedi. Beriki: 'Onu senden daha hayırlı olan da gördü, ama ayıplamadı' deyince, Hz. Ömer:
'O da kimmiş?' dedi. Süheyb: 'Resülullah!' cevabını verdi.'
Nesâi, Zinet 42, (8,164,165).
2074 - Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) yüzüğümü
[21/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Ömer İbni'l-Hattâb (radıyallahu anh)'ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?' diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: 'Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şöyle buyurmuştu: 'İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kâbe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak'.
Buhârî, İman 1; Müslim, İman 22 (....); Nesâî, İman 13, (9, 107-108); Tirmizî, İman 3, (2612).
[21/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.82]
[21/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vaat ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın.” (Âl-i İmrân, 3/194)
[21/6 23:45] Ömer Tarık Yılmaz: Ahmak kimsenin ahmaklığı, zeki ve akıllı kimselere çabuk geçer.[Zernuci]
[21/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: Sahur ve iftarın fazileti nelerdir?
Sahurda kalkıp yemek müstehabdır. Peygamberimiz: 'Sahurda yemek yeyiniz, çünkü sahur da bereket vardır'40 buyurmuştur. Sahur yemeği, oruca dayanma gücü verir. Duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahur zamanıdır. Oruçlu sahura kalktığı zaman, dilekleri için dua etmeli ve Allah'tan günahlarının bağışlanmasını istemelidir.
Oruçlulara iftar yemeği vermek hayırlı bir davranış olduğu gibi bu sofralarda misafir ağırlamak unutulmaması gereken geleneklerimizdendir de.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
'Bir oruçluya iftar veren kimseye, o oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Ancak o oruçlunun sevabından da bir şey eksilmez.'
Oruç ibadetini tamamlayıp iftar vaktine yetişen kimse, bundan büyük bir mutluluk ve sevinç duyar. O, tuttuğu orucun mükâfatını almak üzere, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna vardığı zaman en büyük sevinci tadacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor: 'Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftar ettiği vakit, diğeri de Allah'a kavuştuğu zamandır.'
İftar vakti yapılan dualar kabul edilir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur: 'Üç kimsenin duası geri çevrilmez, kabul edilir:
1- Oruçlunun iftar vaktindeki duası,
2- Adaletli hükümdarın duası,
3- Mazlumun duası.
[21/6 23:46] Ömer Tarık Yılmaz: AKL (Akıl)
İdrâk kuvveti, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırmaya yarayan kuvvet. ... Akıl, sâhibini iyiliğe götürür, kötülükten alıkor. Aklı olgunlaşmadıkça kişinin dîni doğru ve îmânı kâmil (olgun) olmaz. (Hadîs-i şerîf-İhyâ) Sizin akılca en üstününüz, Allah'tan en çok korkanınızdır. En güzeliniz, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riâyet edeninizdir. (Hadîs-i şerîf-İhyâ) Kişi güzel ahlâk ile gündüz oruç tutup gece ibâdet edenler derecesine ulaşır. Fakat akılca kâmil (olgun) olmadıkça, ahlâkı kâmil olmaz. Aklı olgunlaşınca, îmânı da olgunlaşır. (Hadîs-i şerîf-İhyâ) Akıllı kimsenin, dünyâ ile ilgili bir menfaati kaçırdığı zaman, bunu kendine gam ve üzüntü yapması uygun değildir. Çünkü üzülmekle ele bir şey geçmez. Fazla üzülmek akla zarar verir. (İbn-i Hibbân) Akıl göz gibidir, din bilgileri ışık gibidir. Akıl yalnız başına din bilgilerini, faydalı ve zararlı şeyleri anlayamaz. Bunun için Allahü teâlâ, peygamberleri ile râzı olduğu, beğendiği yol olan İslâmiyet'i bildirdi. Aklın eksikliği peygamberlerin gö nderilmesiyle tamamlandı. (İmâm-ı Rabbânî) Akıl ile anlaşılan şeyler, his uzuvları ile anlaşılanların üstünde olduğu ve bunların yanlışını çıkardığı gibi, yâni his uzuvlarımız, akıl ile anlaşılan şeyleri anlıyamayacağı gibi, akıl da, Peygamberlik makâmında anlaşılan şeyleri kavramaktan âcizdi r. İnanmaktan başka çâresi yoktur. (İmâm-ı Gazâli)
[21/6 23:47] Ömer Tarık Yılmaz: Akay
T. Tam ışıklı dolunay
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[21/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: Memeleri kusurlu olan hayvan kurban edilebilir mi?
Hayvandan beklenen bir menfaati tümüyle yok eden veya hayvanın güzelliğini ortadan kaldıran kusurlar, onun kurban olmasına engeldir. Buna göre ister doğuştan olsun ister sonradan memelerinin yarısı olmayan hayvan kurban olmaz.
[21/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 8.
نَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim[7] vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)” (Al-i İmran, 3/96-97)
[7] . Âyette geçen “Makam-ı İbrahim”in ne olduğu konusunda tefsir bilginleri çeşitli görüşler belirtmişlerdir. “Hac ibadetinin yapılması sırasında ziyaret edilen yerlerden biri”, “Kâbe”, “Harem diye bilinen alan”, “Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ve halkı hacca davet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu alan” şeklindeki açıklamalar bunlardan bazılarıdır.
[21/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf!' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.'
(İsrâ, 17/23)
http://www.duavesureler.com
[21/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 'Kim, ödemek arzusu ile insanların malını alır ise, Allah (onun borcunu) ona bedel eda eder. Kim de telef etmek niyetiyle halkın malını alırsa Allah onu telef eder.'
(Buharî, 'İstikrâz', 2)
http://www.duavesureler.com
[21/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım! Sen benim Rabbimsin! Sen'den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Senin kulunum; gücüm yettiğince (ezelde) sana verdiğim sözümde ve vaadimde durmaktayım...'
(Buhârî,'De’avât', 2, 15)
http://www.duavesureler.com
[21/6 23:48] Ömer Tarık Yılmaz: • En Uzun Gündüz
• Gün Dönümü Fırtınası
Semerkand Takvimi
[21/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Kalp İlleti
Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], iki kişi bile olsak, birimizin yönetme sorumluluğunu üstlenmesini tavsiye etmiştir. Küçük büyük bütün toplumlar bir yönetilen-yöneten, ast-üst hiyerarşisine dayanmak durumundadır. Toplumsal yapılanmada görev, yetki ve sorumlulukların zorunlu kıldığı farklı mevkiler vardır.
Kaçınılmaz olarak birileri bu mevki ve makamlarda görev yapacaktır. Bu birileri niçin ben olmayayım diye düşünebilir insan. Kendini bir makama daha layık görebilir, diğer insanlardan daha iyi hizmet vereceğini zannedebilir.
Fakat makam taleplerinin arkasında kendini başkalarından üstün görme, bencillik, takdir edilme duygularının yahut çıkar sağlama, şöhret ve daha rahat yaşama niyetinin olması da mümkündür. Hatta kişi bu süflî duygu ve hesapların farkında bile değildir çoğu zaman.
İşte bu yüzdendir ki hubb-ı câh denilen makam mevki sevgisi kalp illeti ince bir meseledir. Fıtrî bir duyguyu, mükemmelleşme arzusunu istismar eder. Masum görünür ama çok tehlikelidir. Diğer manevi kalp hastalıklarının artmasına sebep olacak bir potansiyeli vardır.
Semerkand Takvimi
[21/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf!' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.'
(İsrâ, 17/23)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=dKkTYyh94h0=
[21/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Herhangi bir Müslümanın başına yorgunluk, hastalık, düşünce, keder, acı ve kaygıdan diken batmasına varıncaya kadar her ne gelirse, Allah bütün bunları o Müslümanın hatalarına keffaret kılar.”
(Buhârî, 'Merdâ', 1, 3; Müslim, 'Birr', 49)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=dKkTYyh94h0=
[21/6 23:49] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğerbizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!'
(A’râf, 7/23)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=dKkTYyh94h0=
[21/6 23:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü'min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz. Hadis-i Şerif
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.
(Tâ-Hâ, 20/82)
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Mümin, ne insanları karalayan, ne lanet eden, ne kaba ve kötü sözlü, ne de hayâsızdır.
(Al-Tirmidhi)
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Her işimin koruyucusu olan dinim ile beni ıslah eyle, kurtuluşa erdir. İçinde yaşadığım, geçimimi sağladığım dünyamı benim için ıslah eyle, hayırlı kıl. Gidip ebedî yaşayacağım ahiret hayatımı benim için hayırlı eyle. Hayatımda her türlü hayrı ziyadesiyle ihsan eyle. Ölümümü de her türlü şerlerden muhafaza eyle.
(Müslim)
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
Eş-Şehid
Her şeye muttali olan, her şeyi gören, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Cehaletin Tek İlacı Sormak
Câbir radıyallahü anh anlatıyor: Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık. İçimizden birinin başına taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilâm olduğu için, arkadaşlarına:
- Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.
Arkadaşları da:
- Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti. Peygamber aleyhisselâmın huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.
Bunun üzerine Resûlüllah aleyhisselâm:
- Adamı öldürmüşler, Allah onları öldürsün, buyurdu.
Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydılar ya; cehaletin ilâcı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı» diye ilâve etti.
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et.
ربَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ ﴿١٤٧﴾
(Alî İmrân 147
Rabbenagfir lenâ zunûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit akdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: Dinini ve ahlâkını beğendiğiniz bir kimse size (dünür olarak) geldiğinde onu (kızınızla) nikâhlayın. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkar...
(Tirmizî, Nikâh, 3)
[21/6 23:52] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH........... TÜRK ve İSLÂM ESERLERİ MÜZESİ
Osmanlı, tarihin değişik dönemlerinde, çeşitli sabeplerle arkeolojik yağmalara maruz kalır. Evkaf Nazırı olan Ürgüplü Mustafa Hayri zamanında dinî eserlerin İstanbul’a taşınması için çağrı yapılır. 1914’de “Evkaf-ı İslâmiyye Müzesi” Süleymaniye Külliyesinde kapılarını açar. Kapılarına kilit vurulan dinî mekânlardan alınan eşyalar, 1926 yılında itibaren müzeye aktarılır. Sonradan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi (TİEM) adı verilen mekâna taşınır. 1983 yılında ise TİEM, İbrahim Paşa Sarayı’na taşınır ve o gün bugündür hizmet verir Sultanahmet’te...
Dört Halîfe devrinden başlayarak ziyaretçilerini, İslâm tarihi içerisinde kronolojik bir seyahate çıkaran müzede; “Şam Evrakı” koleksiyonu, ilk Osmanlı kazılarından nesneler, sakal-ı şerifler, el yazmaları, dinî mekânlardan parçalar ve sanatçı Pâdişahların hat eserleri öne çıkıyor. Bütün bunların yanında müze, dış dünyada en kıymetli halı koleksiyonuna sâhip olmasıyla meşhur oluyor. 1.700’den fazla halının olduğu müzede başka hiçbir yerde olmayan Selçuklu halıları var ki en mühimleri 13. asra âit olanlar...
Hâlihazırda dünyanın en eski Kur’ân-ı kerîminin İngiltere’deki Birmingham Üniversitesinde bulunduğu düşünülüyor. Ancak Türk İslâm Eserleri Müzesi, dünyanın en kadim Kur’ân-ı kerîmini barındırıyor olabilir. Koleksiyona 358 envanter numarası ile kayıtlı olan ve bâzı sayfaları bulunmayan söz konusu Kur’ân-ı kerîmin, Hazret-i Osman tarafından yazdırılarak dünyanın değişik şehirle-rine gönderilen 6 Mushaf’tan biri olduğu ihtimali araştırılıyor.
YEMEK................. SARAYLI OMLET
MALZEME: Yarım kilo ıspanak, 4 yumurta, 2 patates, 1 soğan, 2 diş sarmısak, 1 kaşık sadeyağ, tuz, kırmızı biber.
YAPILIŞI: Yıkanmış ıspanakların sadece yaprakları tuzlu suda 5 dakika haşlanıp, süzülür. Halka hâlinde doğranan patatesler de aynı şekilde haşlanır. Rendelenmiş soğan ve sarmısaklar tencerede yağ ile hafif pembeleştirilir. Üzerine ıspanaklar, patatesler, bir çay bardağı suyla birlikte konulup ağzı kapalı olarak 15 dakika pişirilir. Ateşten indirildikten sonra kaşıkla açılan yerlere yumurtalar kırılıp tuz ve biber ekerek, yumurta pişene kadar takriben 5-6 dakika pişirilir.
21.06.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[21/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Esma (ra)
Bir kadın Resulullah (sav)'a gelerek: 'Kızım çiçek hastalığına yakalandı ve saçları döküldü. Ben onu evlendirdim, iğreti saç takayım mı?' diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: 'Allah takana da taktırana da lanet etmiştir?' diye cevap verdi.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Libas 83, 85, Müslim, Libas 115, (2122), Nesai, Zinet 71, (8,187, 188)
Hadisin Açıklaması:
1- Vasl, iğreti saç takmak mânasına gelir, peruk takmak diye de tercüme etmek mümkündür. Zîra, görüldüğü üzere, hastalık sebebiyle saçını kaybeden kadının, saçlı gösterilmesi için başvurulan bir ameliyedir. Bugünkü dilimizde bu maksadla takılan iğreti saça peruk denmektedir. Dilimizde, peruk için takma saç da denir.
Vâsile, kadına iğreti saç'ı takan kadına denir. Kendisine taksa da başkasına taksa da bu adı alır.
Müstevsıle veya mevsule, isteği üzerine kendisine iğreti saç takılan kadına denir. Bu ameliyeye daha ziyade kadınlar başvurduğu için takan ve taktıran hep müennes kelimelerle ifâde edilmiştir. Ne var ki, Batı menşeli olan 'peruk'a, tarihen erkekler de başvurmuştur.
2- Hâdise Buhârî'nin iki ayrı rivâyetinde buradakinden biraz daha farklı anlatılır. Evlendirilen kız hastalanmış ve saçları dökülmüştür. Bunun üzerine Resûlullah'a başvurularak iğreti saç takma hususunda izin istenmektedir.
3- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), saç takma işine müsâade etmez ve yasağı Buhârî'de gelen muhtelif rivâyetlerde sert bir uslûbla dile getirir: Lanet. لَعَنَ اللّهُ الْواصِلَةَ وَالْمُسْتَوْصِلَةَ 'Allah iğreti saçı takana da, taktırana da lânet etmiştir.'
Ulemâ, Allah'ın lânetine nisbet edilen bu yasağı işlemenin büyük günahlardan olduğunu belirtmiştir. Mesele üzerine farklı görüşler beyan edilmiş ise de, onları, müteakip hadisten sonra kaydedeceğiz
[21/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Kim iyi bir iş yaparsa artık kendi lehinedir ve kim kötülükte bulunursa artık kendi aleyhinedir ve senin Rabb’in kullarına zulmedici değildir. (Fussileî Sûresi, âyet 46)
[21/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulastıran ameli yapmayı isterim. Allah'ım! Senin sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl. Ravi: Tirmizî, Deavât, 73
[21/6 23:53] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Osman İbnu Affân Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Gerek satıcı ve gerekse alıcı iken kolaylık gösteren kimseyi Allah cennete koydu.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (2202) - Hds :(6673)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[21/6 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: geldim. Hadisi uzunca anlatan Ebu Hüreyre sonucu şöyle bağladı. Rasulullah bana şöyle dedi: “Git bu bahçenin dışında Allah’tan başka gerçek kalbiyle samimi bir biçimde şehadet getiren kime rastlarsan onu cennetle müjdele.” (Müslim, İman 52)
426- وعن عبد الله بن عَمْرو بن العاص رضي اللهُ عَنْهُما أن النبي
تَلا قوْلَ الله عَزَّ وَجَلَ في إبراهيم
: رَبِّ إنهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيراً مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَني فَإنهُ مِنِّي.... وَقَوْلَ عيسى
: إن تُعَذِّبْهُمْ فَإنهُمْ عِبَادُكَ وَإن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإنكَ أنت العَزِيزُ الحَكِيمُ. فَرَفَعَ يَدَيْه وقال : اللَّهمَّ أُمَّتِي أُمَّتِي وَبكَى، فقال الله عَزَّ وَجَلَّ : يَاجِبريلُ اذْهَبْ إلى مَحَمَّدٍ وَرَبُكَ, أَعْلَمُ، فَسَلْهُ مَا يُبْكِيهِ ؟ فَأَتَاهُ جبرِيلُ، فَأَخْبَرَهُ رسولُ الله
بِمَا قال : وَهو أَعْلَمُ، فقال الله تعالى: يَا جِبريلُ اذهَبْ إلى مُحَمَّدٍ فَقُلْ: إنا سَنُرضِيكَ في أُمَّتِكَ وَلا نَسُوؤكَ .
426: Abdullah ibni Amr ibn-il Âs (Allah Onlardan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), Allah’ın İbrahim (a.s.) hakkındaki: “Ey Rabbim bu tapınılan nesneler gerçekten insanlardan pek çoğunu yoldan çıkardı onun için her kim bana uyar ve bana katılırsa o bendendir. Bana baş kaldırana gelince şüphesiz sen çok acıyan ve gerçek bağışlayansın.” (14 İbrahim 36) ayetini okudu ve İsa (a.s.)’ın:
“Şayet onları azaba çarptırırsan şüphesiz onlar senin kullarındır ve eğer onları bağışlarsan doğrusu sen çok güçlü ve üstün olansın yaptığın şeyleri yerince yapansın.” (5 Maide 118) ayetini okudu ellerini kaldırarak Allah’ım ümmetim! ümmetim! diye dua etti ve ağladı. Bunun üzerine Allah: Ey Cebrail –Rabbin herşeyi daha iyi bilir ya- git Muhammed’e niçin ağladığını sor, buyurdu. Cebrail gelerek sordu, o da ümmeti için duyduğu endişeden dolayı ağladığını söyledi, -zaten Allah herşeyi en iyi bilendir- Cebrail’in dönüp haber vermesi üzerine Allah: -Ey Cebrail, Muhammed’e git ve ona şu sözümü ilet, buyurdu:
“Ümmetin konusunda seni razı edeceğiz ve üzmeyeceğiz.” (Müslim, İman 346)
427- وعن مُعَاذِ بنِ جَبَل رضي اللهُ عَنْهُ، قال : كُنْتُ رِدْفَ النَّبيِّ
على حِمار فقال : يَا مُعَاذ هَل تَدري مَا حَقّ الله عَلَى عِبادهِ، ومَا حَقُ الْعِبادِ عَلى الله؟ قلت: الله وَرَسُولُه أَعْلَمُ. قال : فَإن حَقَّ الله عَلى العِبَادِ, أن يَعْبُدُوهُ وَلا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئا, وَحَقَّ العِبَادِ عَلى الله أن لاَ يُعَذِّبَ مَنْ لاَ يُشرِكُ بهِ شَيْئاً. فقلتُ : يا رسولَ الله أَفَلا أُبَشِّرُ النَّاسَ؟ قال : لا تُبَشِّرْهُمْ فَيَتّكِلُوا .
427: Muaz İbn-i Cebel (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir:
Bir gün merkep üzerinde Rasulullah’ın arkasında bulunuyordum. Bana şöyle dedi: “Ya Muaz Allah’ın kullar üzerinde ve Kulların da Allah üzerindeki ne hakkı vardır bilir misin?” buyurdu. Beni Allah ve Resulü daha iyi bilir deyince; Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
[21/6 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Peygamber (s.a.v) fıtır sadakasının insanlar bayram namazına çıkmadan önce verilmesini emretti.
-Buharî, Zekât, 76
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[21/6 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3607]
Müstevrid İbnu Ş'eddâd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm. Abdest aldığı zaman ayaklarının parmaklarını serçe parmağı ile hilâlliyordu.'
Tirmizi, Tahâret 30, (40); Ebu Dâvud, Tahâret 58, (148).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[21/6 23:54] Ömer Tarık Yılmaz: İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir. (41-42) - Sâffât - 42. Ayet
[21/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Çocuklarınız açık konuşmaya başladığı zaman onlara 'lâ ilâhe illallah'ı öğretin. Okumaya başladıklarında ise onlara namazı emredin. - Ramuzel Ehadis
[21/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: “Sadakaları açık olarak verirseniz bu ne güzel! Şayet onu yoksullara verirken gizlerseniz bu sizin için daha da hayırlıdır ve sizin bir kısım günahlarınıza keffaret olur…” - Bakara, 2/271
[21/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: Sevgili Peygamberimiz, peygamberlik vasfının yanı sıra, gönderildiği toplumda devlet başkanı, lider, ordu komutanı gibi rollere de sahipti. Ancak Resûl-i Ekrem, etrafındaki insanlara karşı her zaman mütevazı tavırlar sergilemiş, asla kimseyi küçük görmemiş ve kimseye kibirli davranmamıştı. Hatta ashabının kendisine karşı abartılı tazimde bulunmalarından da hoşlanmayarak onları bu konuda uyarma ihtiyacı hissetmişti. Ashabı, kendisine hürmet için ayağa kaktığında, diğer milletlerin hükümdarları için sergilenen bu davranışı kendisi için yasaklamıştı. (Ebû Dâvûd, Edeb, 151) Bir defasında da kendisiyle konuşmak niyetiyle huzuruna bir adam gelmişti. Ancak Allah Resûlü’nün karşısında konuşmanın verdiği heyecanla adamcağız tir tir titremekteydi. Bu durumu gören Hz. Peygamber, adama “Sakin ol! Ben bir kral değilim. Güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” diyerek onu rahatlatmaya çalışmıştı. (İbn Mâce, Et’ıme, 30) - HZ. PEYGAMBER’İN MÜTEVAZİ KİŞİLİĞİ
[21/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir.
[21/6 23:55] Ömer Tarık Yılmaz: bu bağlacın düşürülmesi ile;
5- 'Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;
6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile' demek daha doğru olacaktır. Bunda da Allah zat isminin en önemli olan öne alınmasına riayet edilmemiş ve neticede araya giren fiil ile rahmetin arası açılmış olur. Bundan dolayı Allah ismini sıfatları ile beraber bir isim gibi anlatarak;
7- Allah-i rahmân-i rahim ismi ile, veya;
8- Allah-i rahmân-i rahîm'in ismi ile, denilirse doğrudan Allah ismi başlangıç yapılmış olacak ve bununla beraber rahmet bağlantısı yine temin edilemeyecektir. Bunu 'Allah, rahmân, rahim ismi ile' şeklinde söylemek dilimize göre hepsinden akıcı olacak ise de; bunda da bir teslis şüphesi akla gelebilir. Gerçi ismi ile denilip, isimleri ile denilmemesi bu şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterlidir. Ve aynı zamanda isimlerin ve sıfatların birden çok olması zatın birliğine engel değil ise de böyle teker teker saymak şeklinde üç ismin birer zat ismi gibi düşünülmesi hemen akla geleceğinden bunları sıfat 'i'si ile birbirine bağlayarak bir kelime gibi okumak daha güvenli olacaktır. Fakat bunda da terkiplerin birbiri ardında gelmeleri kuşkusundan kurtulamayacağız.
O halde ne tek tek kelimelerini ve ne de terkiplerini tam olarak terceme etme mümkün olmayan ve hele belağat yönlerini, beyan ahengini nakletmek hiçbir şekilde mümkün olmayan, dudaktan başlayıp bütün karnı dolaştıktan sonra yine dudakta sona eren harflerinin tatlı düzeni bile başlı başına mükemmel ve eşsiz olan ve bununla beraber her müslümanın ve her Türk'ün çok iyi bildiği ve az çok anladığı bir vecize anlamı bulunan besmeleyi bir 'ile' veya 'adıyla' ifade tarzı hatırı için terceme etmeye kalkışmayıp, her zaman aslına göre söylemek ve bu gibi açıklamalar ve tefsirlerle de mânâsını düşünmeye çalışmak kaçınılmaz bir iştir. Bundan dolayı her şeyin anahtarı ve bir tevhid (Allah'ın birliğinin) âyeti olan ' ' kıymetli ve ahenkli sözünü, Allah'ın birliğine inanan kimseyi müşrik durumuna düşürecek olan mânâsını
andıran 'esirgeyici bağışlayıcı tanrı adıyla' gibi beğenilmeyen tercemelerle bozmaya özenmekten sakınmaya mecburuz.
BESMELE'NİN YÜCE TEFSİRİ: Anladık ki besmeledeki kelimelerin sıralanışında en fazla etkili olan nokta baştaki ' = bâ' harfidir. 'Ba' harfi sayesinde biz Allah'ın ismine ulaşırız. Bütün varlıkların ve varlıkların gelişmesinin ilk başlangıç noktası ve tek isteği olan 'Allah-i rahmân-ı rahîm'in ismini; kalbimizde niyet ettiğimiz ve henüz meydana gelmesini görmediğimiz, yapmayı kasdettiğimiz işimize bağlayarak kelimeleri kısa, mânâsı dünyayı kaplayan bir özlü söz söyleyebilmemize vesile olan ancak bu ' = bâ'dır. İşimizde istediğimizi yapmakta ne kadar serbest olursak olalım, yaptığımız şeylerin tam sebebi olmadığımız bir gerçektir. Çünkü bizim isteklerimiz, varlık zincirinin kesin bir ilk sınırı değildir, onun akışı içinde bir değişme anıdır. Ve bunun için biz bütün iradelerimizin istek ve dileklerimizin aksamadan ve sıkıntısız meydana geldiğini görmüyoruz. Demek ki başarılarımız, herşeyin ilk sebebi ile isteklerimiz arasındaki münasebetin bereketine bağlıdır ki, bu bereket başlangıçta Rahmân'a ait, sonunda Rahim'e aittir. Biz ister bilelim, ister bilmeyelim kâinatta bu oran, bu ciddiyet, bu ilişki, bu bağlantı bütünlük arzeden genel bir kanundur ve eşyanın varolması, bu kanunun meydana çıkmasıdır. İşte besmele ' =bâ'sı ile bizde bu kanunu anlaşılır hale getiren bir sözlü etkendir. Bu hiss parıltısından kastedilen en son hedef bu varoluş noktasıdır. Bu açıdan besmelenin tefsirinde odak noktası ' = bâ'dır ve bundan dolayı besmelenin mânâsı ' = bâ'dadır. Bâ'nın sırrı da noktasındadır denilir. Bu hikmete ve bu kanuna işaret etmek içindir ki, Türk şairlerinin övünç kaynağı olan Hâkânî Hilyesi'nde:
'Eğer besmele yazılışında uzatılmasayd�
[21/6 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: TEŞVİK
6618 - Mikdam İbnu Ma'dikerb ez-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Kişi elinin emeğiyle kazandığından daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin nefsine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine harcadığı sadakadır.'
6619 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Emin, dürüst, müslüman tacir, Kıyamet günü şehidlerle beraberdir.'
6620 - Muaz İbnu Abdillah İbni Hudeyb'in amcası radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz bir cemaatte idik. Başında ıslaklık olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam çıkageldi. Birimiz ona: 'Bugün sizi iyi ve ferah görüyoruz' dedi. 'Evet! Elhamdulillah öyledir!' buyurdular. Sonra halk zenginlik hususunda sohbete daldılar. Aleyhissalatu vesselam: 'Muttaki için zenginliğin bir zararı yok!' buyurdular. Devamla: 'Ancak dediler, sıhhat, muttaki için zenginlikten daha hayırlıdır. Gönül hoşluğu da bir nimettir.'
MAİŞET TALEBİNDE İTİDAL
6621 - Ebu Humeyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Dünya talebinde mutedil olun. Çünkü herkes, kendisi için yaratılmış olana müyesserdir (kazanmaya hazırlanmıştır).'
6622 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.'
6623 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Ey insanlar Allah'a karşı muttaki olun ve (dünyevi) talepte mutedil olun. Zira, hiçbir kimse yoktur ki, (Allah'ın kendisine taktir ettiği) rızkını eksiksiz elde etmeden ölmüş olsun. Rızkı gecikse bile ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah'tan korkun ve talepte mutedil olun, (gayr-ı meşru yollara sapmayın), helal olanı alın, haram olanı terkedin.'
KAZANÇ YOLUNU DEĞİŞTİRME
6624 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: '(Meşru) bir işten (helal rızık) kazanan kimse o işe devam etsin
6625 - Nafi anlatıyor: 'Ben Şam ve Mısır'a ticaret malı gönderiyordum. Irak'a da gönderdim ve mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin yanına varıp kendisine: 'Ey mü'minlerin annesi! Ben Şam'a ticarete gidiyordum, şimdi Irak'a gidiyorum' dedim. Bunun üzerine: 'Böyle yapma! Sana ve eski ticaret yerine ne oldu? Zira ben, Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın: 'Allah Teala hazretleri, sizden birine bir ciheti rızkına sebep kılarsa, bu değişinceye veya güçleşinceye kadar onu terketmesin' buyurduğunu işittim' dedi.'
SAN'ATLAR
6626 - Ebu Hureyre radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'İnsanların en çok yalan söyleyenleri boyacılar ve kuyumculardır.'
MUHTEKİR KAYBEDER
6627 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
'Malını satışa arzeden rızka erer, muhtekir (pahalanması için satmayıp bekleten)de lanete uğrar.'
6628 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resullullah aleyhissalatu vesselam'ı işittim, buyurdular ki: 'Müslümanlara bir gıda maddesinde ihtikarda bulunanı Allah Teala hazretleri cüzzam ve iflasa mahkum eder.'
PARAYLA KUR'AN ÖĞRETİMİ
6629 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir adama Kur'an öğretmiştim. Bana bir yay hediye etti. Bunu Resulullah aleyhissalatu vesselam'a haber
[21/6 23:56] Ömer Tarık Yılmaz: Nefahât) kitâbında Şeyh Ebû Sa’îd-i Ebül-Hayrın sözleri arasında diyor ki, (Ayn, ya’nî kendisi kalmadı, eseri ya’nî izi nasıl kalır. Müddessir sûresinin yirmisekizinci âyetinde buyurulduğu gibi, geride birşey kalmaz). Bu söz, ilk bakışda güç göründü. Çünki, Şeyh Muhyiddîn-i Arabî hazretleri ve ona uyanlar diyorlar ki, birşeyin aynı ya’nî kendisi yok olamaz. Çünki, Allahü teâlâ o şeyin varlığını bilmekdedir. Yok olursa, Allahü teâlânın bilgisi bilgisizlik olur. Ayn yok olmayınca eseri nereye gidecek. Bu sözleri zihnimde yerleşmişdi. Ebû Sa’îd hazretlerinin sözü çözülemedi. Çok uğraşdım, Allahü teâlâ, bu sözün iç yüzünü açığa çıkardı. Ayn da kalmaz, eser de kalmaz olduğu anlaşıldı. Kendimi de böyle olmuş buldum. Hiç güçlük kalmadı. Bu ma’rifetin makâmı da göründü, çok yüksek idi. Şeyh Muhyiddînin ve ona uyanların söyledikleri makâmın üstünde idi. Bu iki ma’rifet birbirini bozmuyordu. Çünki, biri bir makâmda, öteki ise başka makâmda anlaşılmışdı. Dahâ çok açıklamak, sözü uzatacak ve usandıracakdır.
Şeyh Ebû Sa’îd hazretleri bu tecellînin devâmlı olduğunu bildirmişdi. Bu tecellînin ne demek olduğu ve devâmlı olmasının nasıl olduğu da gösterildi. Kendimde de bu hadîsi ya’nî tecellîyi aralıksız buldum. Bu hadîsin dâimî olması çok az kimselere nasîb olur. [İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretlerinin (Hadîs) kelimesi ile anlatdıkları şey, tecellî-i zâtî olduğu başka mektûblardan anlaşılmakdadır. Allahü teâlânın zâtı, başkalarına çok aralıkla tecellî etdiği hâlde, kendisine aralıksız tecellî etmekdedir.]
Kitâb okumak hiç tatlı gelmiyor. Yalnız büyüklerin yüksek makâmlardaki hâllerinin bir yere yazılmasını, sonra bunları okumağı istiyorum. Eski büyüklerin hâllerini okumak, her şeyden dahâ tatlı geliyor. Ma’rifetlerin inceliklerini ve hele tevhîd-i vücûdî ve mertebelerin tenezzüllerini bildiren yazıları okuyamıyorum. Bu hâlimi, Şeyh Alâüddevle-i Semnânî hazretlerine çok uygun buluyorum. Bu bilgilerdeki zevkim ve hâlim onunla birleşmekdedir. Fekat eski bilgilerim, bu ma’rifetleri inkâr etmeme ve sert karşılamama mâni’ oluyor.
Ba’zı hastalıkların giderilmesi için birkaç kerre teveccüh olundu ve te’sîri görüldü. Bunun gibi, birkaç ölünün mezârdaki hâlleri göründü. Bunların da azâblardan, sıkıntılardan kurtulmaları için teveccüh olundu. Fekat şimdi hiçbirşeye teveccüh etmeye gücüm kalmamışdır. Hiçbirşey için kendimi toparlayamıyorum. Birkaç kimse bu fakîre sert davrandılar ve acı söylediler. Bu fakîre bağlı olanlardan çoklarını, boş yere incitdiler ve yerlerinden uzaklaşdırdılar. Bundan dolayı gönlüme hiç bir toz konmadı, bir sıkıntı gelmedi, nerede kaldı onların kötülüğü zihnimizden geçmiş ola.
Sevdiklerimizden birkaçı cezbe makâmında şühûd ve ma’rifet elde etmişlerdi. Ve şimdiye kadar sülûk konaklarına ayak basmamışlardır. Bunların hâllerinden az bir şey sunuyorum. Cezbeyi bitirdikden sonra, Allahü teâlânın bunları sülûk ni’metine kavuşdurmakla şereflendirmesini umuyorum. Şeyh Nûr, bulunduğu makâmda bağlı kalmakdadır. Cezbe makâmındaki dahâ yukarı bir noktaya çıkamıyor. Üzücü hareketleri ve hâlleri oluyor. Kabâhatini anlamıyor. Bunun için onun işi ilerlemiyor. Bunun gibi, sevdiklerimizin çoğu, edebleri iyi gözetmedikleri için, oldukları makâmlarda kalıyorlar. Şuna şaşılır ki, bu fakîr hiç birinin yolda kalmasını dilemiyorum; hattâ hepsinin ilerlemesini istiyorum. Fekat, elde olmıyarak işleri öylece duruyor. Hâlbuki bu yol çabuk kavuşdurucudur. Mevlânâ Ma’hûd son noktaya indi. Cezbeyi sonuna ulaşdırdı. O makâmın aracılığına kavuşdu ve kafasını bir bakımdan nihâyete ulaşdırdı. Önce sıfatları, hattâ sıfatları durduran nûru kendinden ayrı görmüşdü. Kendisini boş bir kalıp olarak bulmuşdu. Sonra
[21/6 23:57] Ömer Tarık Yılmaz: Hastalık ve Tedavi
Ana Sayfa
Haramlar ve Helaller
Hastalık ve Tedavi
Yeryüzündeki diğer canlılara göre üstün meziyetlerle yaratılan, düşünme ve iman etme kabiliyetiyle donatılan ve bunun tabii bir neticesi olarak birtakım sorumluluklara muhatap insan, bu yönüyle en şerefli bir varlık olarak anılır.
Fakat bedeni ve fiziki varlığı itibariyle Allah’ın yeryüzünde kurduğu tabii ve fıtri düzene tabidir. Bu bakımdan insan, bazan çok dayanıksız, zayıf ve kısa ömürlüdür.
Hastalık, sakatlık ve ölüm, diğer canlılarda olduğu gibi insanda da belli dünyevi ve tabii sebeplere bağlanmıştır. Bununla birlikte İslam, hastalık, sakatlık, fakirlik, deprem, yangın, sel gibi bir açıdan olumsuz ve üzücü sayılabilecek bu durumları metanetle karşılamayı, bunlarla mücadele etmeyi, gerekli bütün önlemler almayı, sonuçta ise bunu Allah’ın bir imtihanı bilip sabretmeyi telkin eder (el-Bakara 2/155; el-Mülk 67/2).
Hastalık, insanın beden ve ruh sağlığını bozan bir haldir, tedavi ise bu halin giderilmesi, yani hastanın yeniden sıhhate kavuşması için maddi-manevi her türlü çareye başvurulmasıdır. Hastalık ve sakatlıkla mücadele ve gerekli tedavi yollarına başvurmak hem insanın tabii yapısının gereği hem de dinin emir ve tavsiyesidir. Hz. Peygamber, “Allah hem derdi hem de devayı göndermiş, her hastalığa bir çare yaratmıştır. Tedavi olun, ancak tedavide haramı kullanmayın” (Ebu Davud, “Tıb”, 11) buyurmuştur. Bu itibarla bir dert ve hastalıktan kurtulmaya çalışmak, hem tevekküle hem de hakiki şifa verenin Allah olduğu hakikatine aykırı düşmez.
Hastalığın maddi ve manevi birçok sebebi bulunabildiği gibi buna paralel olarak maddi, ruhi ve manevi birçok tedavi yöntemi vardır. Modern bilimin ilerlemesiyle yeni yeni tedavi imkan ve usulleri de ortaya çıkmaktadır. Hastalıkla mücadele ve tedavi esasen tıp biliminin konusu olmakla birlikte tedavide alkollü maddelerin kullanımı, dini metinlerin okunması ve dua ile tedavi usulü, mahremiyet gibi açılardan dini öğreti ve değer hükmünü de ilgilendirmektedir. Tedavi bu yönleriyle fıkıh kitaplarında ele alınmış ve bu konularda İslam bilginleri belli görüş ve eğilimler ortaya koymuşlardır.
a) Haram Maddelerle Tedavi
Haram maddeler denince özellikle alkollü ve uyuşturucu maddeler kastedilir. Fıkıh kitaplarında alkollü ilaç ile tedavi denilince, şarap ve şarap benzeri sarhoş edici içeceklerin tedavide kullanılması kastedilir. Ancak bugün, toz ve hap şeklinde veya damara enjekte edilebilen uyuşturucular da vardır. Bu sebeple, bu tür maddelerin doktor tavsiyesi olmadan alın