[8/7 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: 10 - Yıkanacak Yerlerin Her Tarafını Kaplayarak Yıkamanın Vücubu Bâbı
599 - Bana Selemetü'bnü Şebîb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hasen b. Muhammed b. A'yen rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Mâ'kıl, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivâyet etti. Cabir Şöyle dedi: Bana Ömer b. Hattab haber verdi ki; bir adam abdest almışda ayağının üzerinde (yıkanmadık) tırnak kadar bir yer bırakmış Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu görerek:
«Dön de abdestini güzel al» buyurmuşlar. Bunun üzerine o zat dönerek (tekrar abdest almış) ve namaz kılmış.
[8/7 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Vâsile İbnu'l-Eska' radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kirn bir şeyi ayıbını açıklamadan satarsa daima Allah'ın gadabına ve meleklerin lânetine maruz kalır:'
Kütüb-i Sitte
[8/7 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: 93. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu ki,sabahladığın zaman,gecelediğin zaman ve yatağına gireceğin zaman şunları söyle:'Ey gökleri ve arzı yaratan,gaibi ve hazırı bilen,her şeyin Rabbi ve maliki olan yüce Allah'ım! Şahitlik ederim ki,Senden başka ilâh yoktur.Nefsimin şerrinden,şeytanın şerrinden ve şirkinden Sana sığınırım'.(Tirmizi-2763)
[8/7 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Srebrenitsa Katliamını Anmak için “Marş Mira” Günü
• Sıcak Rüzgârların Sonu
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/7 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“...Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınız ermiyor mu?”
A’raf 169
[8/7 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed (s.a.v.)’in yoludur.”
Müslim, Cum’a 43
[8/7 21:40] Ömer Tarık Yılmaz: TEMMUZ AYINDA YAPILACAK İŞLER
Tarla Bitkileri
• Zararlılarla mücadeleye devam edilir.
• Hasat işleri başlar.
• Anız bozumu yapılır.
• Pancar sulaması yapılır.
• Çeltiklerde gübreleme ve yabancı ot mücadelesi yapılır.
Baklagiller
• Mercimek hasadı yapılır.
• Nohut hasadı başlar.
• Fasulyelerde sulama yapılır.
Meyvecilik
• Meyve bahçelerinde ot alma ve sulama işlerine devam edilir.
• Temmuz ayının ikinci yarısında durgun göz aşılarına başlanır.
• Elma iç kurdu, kırmızı örümcek, yaprak galerileri ve diğer zararlılara karşı ilaçla mücadele sürdürülür.
• Çöğür tavaları sulanır, otları alınır ve yapılan göz aşıları kontrol edilir.
Sebzecilik
• Son turfanda domates fideleri şaşırtılır.
• Kabak, kavun ve karpuzlarda telli böcek; biber ve domateslerde yeşil kurt; domateslerde mildiyö mücadelesine devam edilir.
• Yazlık sebzelerin hasadına devam edilir. Bu arada yeşil aksamın canlılığını koruyabilmesi için sulama yapılır ve sulama öncesi az miktarda azotlu gübre verilir.
• Lahana ve karnabahar sebzelerinin ekimi yapılır. Ekimin erken yapıldığı yerlerde ise şaşırtma işlemine başlanır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[8/7 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ جُرْعَةٍ أَعْظَمُ عِنْدَ اللهِ مِنْ جُرْعَةِ غَيْظٍ كَظَمَهَا مُسْلِمٌ ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللهِ. (طس)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Allâhü Teâlâ’nın rızâsına nâil olabilmek için bir Müslümanın öfke yudumunu yutmasından -Allah indinde- daha faziletli bir yudum olamaz!” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat)
08 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[8/7 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: TİMUR HAN
Timur Han, İslâm dünyasının büyük cihangirlerinden biridir. 1336 senesinde doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emîr Turagay, Timur’un aklî ve naklî ilimler ile kumandanlık bilgilerini, ehil hocalardan öğrenmesini temin etti.
Timur, babasının vefatından sonra onun yerine geçen emîrlerle mücadele etti. 1370’te Mâverâünnehir’e tek başına hâkim olunca Semerkand’a gelerek tahta çıktı.
Büyük askerlik vasıflarını üzerinde taşıyan Timur Han, Azerbaycan ve İran’ı hâkimiyeti altına aldı. Harezm’i kendine bağladı. Uygurları itaat altına aldı. İdil (Volga) Irmağı doğusuna hâkim oldu. Daha sonra Hindistan üzerine de sefere çıkıp, 1399’da Kuzey Hindistan’ı zapt ederek büyük başarılar kazandı. Timur Han 1401-1402’de Suriye’yi, 1402 Ankara Savaşı sonunda bazı Osmanlı topraklarını hâkimiyeti altına aldı. İzmir’i Hıristiyan şövalyelerden temizledi, Anadolu’daki sapık fırka mensuplarını cezalandırdı. Böylece Çin’e ve Delhi’ye kadar bütün Asya’yı, Irak, Suriye ve İzmir’e kadar Anadolu’yu aldı. 200.000 kişilik bir ordunun başında Çin’e sefere giderken 1405’te vefat edince ülke, oğulları ve torunları arasında bölüşüldü.
Timur Han, ilim sahibi, âlim, büyük bir hükümdardı. Âlimleri severdi. Devletini, evliyâ zatlar ile birlikte manevî temeller üzerine kurmuştu. Pek çok medrese ve kütüphane yaptırdı. Bilhâssa Semerkand şehrini îmâr etti. Burada pek çok sanat eseri yaptırarak, örnek ve zengin bir şehir hâline getirdi. Tüzükât-ı Timur adıyla kanunlar çıkardı. Çağatay dilinde yazdığı bu kanunlar Farsça’ya ve Avrupa dillerine de tercüme edildi.
Orta Asya Türkleri, Timur öncesinde, doğudan Moğol putperestliğinin, güneyden Hind Budizm’inin, batıdan Fars Zerdüştlüğünün baskısı ve tesiri altındaydı. Türkler bu baskılardan kurtulup yeniden İslâm’a sarıldı. Timur Han, göçebe Orta Asya Türklerini şehirleştirdi. Obaları iskân etti. Su kanalları inşasıyla insanları ziraate başlattı. Büyük şehirleri, ticaret yollarına bağladı. Fetihleriyle âlimleri, sanatkârları, Orta Asya’ya topladı.
08 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[8/7 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla!” (İbrâhim, 14/41)
[8/7 21:41] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. İBRAHİM (a.s.)-I
Kur’an’da kendisinden en çok söz edilen büyük peygamber- lerden biridir.
Hz. İbrahim’in orta boylu, ela gözlü, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı olduğu ve Peygamber Efendimize benzediği bildirilmek- tedir (Buhârî, “Libas”, 68). Hz. İbrahim son derece ağır başlı ve yumuşak huyluydu, varlığını Allah’a adamıştı (Tevbe, 9/114; Hûd,11/57).
Halkı Allah’a imana davet ettiği için, güneşe ve yıldızlara tapan Babil Hükümdarı Nemrud tarafından ateşe atıldı. Fakat “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol’ dedik” (Enbiyâ, 21/69). Allah’ın emri ile ateş onu yakmadı. Kendisine inananlarla bir- likte önce Harran’a oradan da Filistin’e göç etti. Mısır’a gitti, orada da ilahî davete inanan kimse bulamadığı için, tekrar Filistin’e döndü.
DİNÎ KAVRAMLAR
KELİME-İ ŞAHADET
Müslüman olmak isteyen insanların diliyle ikrar kal- biyle tasdik ettiği “Şahadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Hz. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.” mealindeki “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden ab- dühü ve Rasûlüh” cümlesi kelime-i şahadettir.
ÖZLÜ SÖZ
Eğer sen kendini kınayabilirsen başkaları seni ayıplayamaz. (Sadi Şirazî)
[8/7 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber hakkında 've sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin' (el-Kalem 68/4) buyurulmakta ve bu yüce ahlâka eriştirilen sevgili Peygamberimiz yine Kur'ân-ı Kerîm'de bize 'en güzel örnek' (el-Ahzâb 33/21) olarak tanıtılmaktadır.
Hiç kuşkusuz Hz. Peygamber her hususta olduğu gibi ibadet hayatı hususunda da inananlar için en güzel örnektir.
Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber'e hamd, tesbih, secde, ibadet, kulluk, ibadette sabır gibi hususlarda bazı emir ve yükümlülükler vermiş (bk. en-Nahl 16/98-99; Meryem 19/65; Hûd 11/123; Tâhâ 20/14), ayrıca bazı ibadetlere işaretle Resûl-i Ekrem'den onları yerine getirmesini istemiştir. Meselâ namazla ilgili tâlimat içeren âyet meâlleri şöyledir:
'Ey Muhammed! Kitaptan sana vahyolunanı oku. Namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor' (el-Ankebut 29/45).
'Ey Muhammed! Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki, Rabbinin rızâsına eresin' (Tâhâ 20/130).
'Ehline namaz kılmasını emret, kendin de onda devamlı ol' (Tâhâ 20/132).
Kevser sûresinde ise 'Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes' (108/2) buyurularak namazla kurban bir arada zikredilmiştir.
Şüphesiz ki bu ve benzeri âyetlerde Hz. Peygamber'in şahsında bütün müslümanlara yönelik bir kısım emir ve tavsiyeler bulunmaktadır. Nitekim diğer pek çok âyet-i kerîmede de namaz, bütün müminleri kapsayacak tarzda bazan tek olarak, çoğu yerde de zekâtla birlikte emredilmiştir (bk. el-Bakara 2/110, 183-184; en-Nisâ 4/77; et-Tevbe 9/71; en-Nûr 24/56).
'Ey bürünüp sarınan (resulüm), kalk ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı, kalbini tertemiz tut. Kötü şeyleri terke devam et' (el-Müddessir 74/1-5) meâlindeki âyetlerin nüzûlünden sonra Hz. Peygamber, Cebrâil'in tarifiyle abdest alıp namaz kılmış, daha sonra Hz. Hatice'ye de abdest aldırıp namaz kıldırmıştır. Bu dönemde namaz, sabahın erken ve akşamın geç vaktinde olmak üzere günde iki vakitte ikişer rek`at olarak kılınırdı.
İlk namazda Cebrâil, sabahleyin Kâbe civarında Hz. Peygamber'e imamlık yapmış, daha sonra namazlar Hz. Peygamber'in imâmetiyle devam etmiş, hemen ilk gün akşam vaktine cemaat olarak Hz. Hatice, ertesi gün Hz. Ali katılmıştır. Hz. Ali, akşamleyin amca oğlu Hz. Peygamber ile yengesi Hz. Hatice'yi namaz kılarken görmüş, davete uyarak ertesi gün o da büyük bir çocuk iken cemaate katılmıştı. Daha sonra Zeyd b. Hârise ve Hz. Ebû Bekir bunlara eklenmiştir.
Risâletin ilk döneminde alenî namaz kılınamıyordu; Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi de yanına alarak Mekke dışında dağ aralarında namaz kılıp dönüyordu. Diğer müslümanlar da öyle yapıyorlardı. Bir defasında Sa`d b. Ebû Vakkas dağ arasında müşriklerin takibine, alay ve tazyikine mâruz kalınca eline geçirdiği bir deve çene kemiği ile birinin başını yarmış ve 'Allah yolunda ilk kan akıtan kişi' diye anılmıştı. 'Ey Muhammed! Artık, sana buyurulanı açıkça ortaya koy, müşriklerden yüz çevir' (el-Hicr 15/94) meâlideki âyet nâzil olduktan sonra açık davet başlamış, böylece Kâbe ve civarındaki yerlerde namaz da kılınır olmuştu. Ancak bu durum kıyasıya bir mücadeleyi gerektiriyordu. Meselâ, bir defasında Hz. Ebû Bekir'in de ısrarıyla müslümanların Kâbe önünde topluca namaz kılma gayreti müşriklerin hücumuyla önlenmek istendi. Bu olayda Hz. Ebû Bekir dahil bazı müslümanlar ölümden döndüler. Kezâ Hz. Ebû Bekir'in evinin avlusunda namaz kılıp, Kur'an okumasının engellenmesi de bu zamanlara rastlar. Peygamberliğin altıncı yılında önce Hz. Hamza, daha sonra Hz. Ömer'in müslüman olmasıyla Kâbe'de iki saf olarak ilk defa açıkça ve topluca namaz kılındı.
'Ey örtünüp bürünen (resulüm)! Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl...' (el-Müzzemmil 73/1-4) âyetleri ile gece namazı farz kılındı. Bir
[8/7 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetistirdi Zekeriyya yi da onun bakimi ile görevlendirdi Zekeriyya, onun yanina, mâbede her girisinde orada bir rizik bulur ve 'Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?' der; o da: Bu, Allah tarafindandir Allah, diledigine sayisiz rizik verir, derdi (AL-İ İMRAN/37)
O, gökten su indirendir Iste biz her çesit bitkiyi onunla bitirdik O bitkiden de kendisinde üstüste binmis taneler bitirecegimiz bir yesillik; hurmanin tomurcugundan sarkan salkimlar; üzüm baglari; bir kismi birbirine benzeyen, bir kismi da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik Meyve verirken ve olgunlastigi zaman her birinin meyvesine bakin! Kuskusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardir (EN'AM/99)
Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çikar; kötü olandan ise faydasiz bitkiden baska birsey çikmaz Iste biz, sükreden bir kavim için âyetleri böyle açikliyoruz (A'RAF/58)
Dünya hayatinin durumu, gökten indirdigimiz bir su gibidir ki, insanlarin ve hayvanlarin yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürlesip birbirine girer Nihayet yeryüzü zinetini takinip, (rengârenk) süslendigi ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarini sandiklari bir sirada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmus gibi kökünden koparilarak biçilmis bir hale getiririz Iste iyi düsünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açikliyoruz (YUNUS/24)
Onlara sunu da misal göster: Dünya hayati, gökten indirdigimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelisip) birbirine karismis; arkasindan rüzgârin savurdugu çerçöp haline gelmistir Allah, her sey üzerinde iktidar sahibidir (KEHF/45)
O, yeri size besik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir Onunla biz çesitli bitkilerden çiftler çikardik (TAHA/53)
O, gökleri görebildiginiz bir direk olmaksizin yaratti, sizi sarsmasin diye yere de ulu daglar koydu ve orada her çesit canliyi yaydi Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydali nebattan çift çift bitirdik (LOKMAN/10)
Yeryüzünü de dösedik ve ona sabit daglar koyduk Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetistirdik (KAF/7)
Bitkiler ve agaçlar secde ederler (RAHMAN/6)
Yaprakli daneler ve hos kokulu bitkiler vardir (RAHMAN/12)
Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmistir (NUH/17)
Size tohumlar, bitkiler,yetistirmek için (NEBE'/15)
[8/7 21:43] Ömer Tarık Yılmaz: ÎLÂ
108 - Enes (radıyallahu anh) 'in anlattığına göre, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i bir at yere atmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın (sağ) tarafı veya (sağ) omuzu ezildi. Bu O'na ayakta duramayacak kadar ızdırab verdi. O sıralarda hanımlarını da bir ay müddetle terketti. Bu esnada, hurma kütüğünden yapılmış bir merdivenle çıkılan tenezzüh odasına (meşrübe) çekildi. Ashâb (radıyallahu anhum ecmaîn) kendisine 'geçmiş olsun' ziyaretine geliyorlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oturarak namaz kılardı, onlar ise ayakta durarak namaza uymuşlardı. Selâmı verince şöyle dedi: 'İmam, kendisine uyulmak için vardır. Öyle ise ayakta namaz kıldırıyorsa siz de ayakta kılın, şâyet oturarak kıldırıyorsa siz de oturarak kılın, imam rükuya varmadan rükuya gitmeyin, o başını kaldırmadan siz de kaldırmayın.'
Râvi der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ayın 29'unda meşrübeden indi. Ashâb: 'Ey Allah'ın Resûlü, sen bir aylık bir müddet için îlâ'ya (ayrı kalmaya) karar vermiştin' dediler. Onlara: 'Bu ay yirmi dokuz gündür' cevabını verdi.'
Buhârî, Salat 18, Ezan 51, 82, 128, Sıfatu's-Salat 83, 128, Savm 11, Mezâlim 25, Nikâh 91, Talâk 21, Eymân 20; Tirmizî, Savm 6, (690); Nesâî, Talak 32, (6, 166).
Buhârî ve Müslim'de Ümmü Seleme'den gelen bir rivayette: 'Bu ay yirmi dokuz çekiyor' buyurmuştur.
Müslim'de Câbir (radıyallahu anh)'dan kaydedilen bir rivayette: 'Sonra iki elini üç sefer uzattı, ikisinde her iki elinin bütün parmaklarıyla, sonuncu kerede sadece dokuz parmağıyla işaret etmişti' diye (yirmi dokuzu gösterdiği açıklanır) (Sıyam 24).
109 - İbnu Ömer (radıyallahu anh), 'Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer erkekler (o müddet içinde kefaret yaparak zevcelerine) dönerlerse şüphe yok ki Allah cidden gafur ve rahîmdir...' (Bakara 226) âyetinin açıklaması ile alakalı olarak) şöyle demiştir: 'Ayette zikredilen) dört ay geçtikten sonra ya rücu etmek veya boşamak üzere zevc tevkif olunur. Îlâ yapan fiilen boşamayınca (bu müddetin dolmasıyla) boşanma husule gelmez.' Bu görüş, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ebu'd-Derda ve Hz. Aişe (radıyallahu anhüm ecmaîn)'den ve Ashab'tan on iki kişiden de rivayet edilmiştir.
Buhârî, Talak 21; Muvatta Talak 19, (2, 557).
Buhârî'nin bir başka rivayetinde İbnu Ömer demiştir ki: 'Cenâb-ı Hakk'ın âyette zikrettiği îlâ, dört aylık müddet dışında hiç kimseye helal olmaz. Bu müdded dolunca ya tatlılıkla hanımını tutar veya, Allah'ın emrettiği şekilde boşamaya karar verir. (Îlâ müddetini uzatarak kocasının ayrıca birde boşanmasını beklemek gibi üçüncü bir yola sülûk edilemez.)'
110 - Hz. Ali (kerremallahu vechehu) buyurmuştur ki: 'Bir kimse hanımına yaklaşmamaya yemin ederse (îlâ'ya karar verirse), bundan boşanma hâsıl olmaz. Dört aylık müddet geçince, îlâ yapan koca tevkif olunur, ya boşar ya da kefaret ödeyerek rücu eder.'
Muvatta, Talak 17, (2, 556).
İmam Mâlik der ki: 'Bir kimse, çocuğu sütten kesilinceye kadar hanımına yaklaşmamaya yemin edecek olsa, bu îlâ yemini sayılmaz. Bana Hz. Ali'den ulaşan bir rivayete göre, bu durumdan kendisine sorulduğu vakit bunun îlâ olmadığını belirtmiştir.'
111 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) hanımlarına yaklaşmamaya yemin etti (îlâ kararı verdi) ve (bal yemeyi de kendi kendine) haram etti. Böylece helal olan bir şeyi kendisine haram kılmıştı. Sonra kefâret karşılığında yeminini bozdu'
Tirmizî, Talak 21, (1201).
[8/7 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Vehb İbnu Münebbih'in anlattığına göre kendisine: 'Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi? dendi de: 'Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz' cevabını verdi.
Buhârî, Cenâiz 1.
[8/7 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.81]
[8/7 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! doğrusu biz ‘Rabinize inanın!’ diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! günahlarımızı bağışla, kötülüklerimiz sil ve bize iyilerin ölümünü nasip et.” (Âl-i İmrân, 3/193)
[8/7 21:44] Ömer Tarık Yılmaz: Alkolün sarhoşluğu ölüme, sanatın sarhoşluğu ölümsüzlüğe götürür.[Peyami Safa]
[8/7 21:45] Ömer Tarık Yılmaz: Akl-ı Meâd
Ebedî rahata kavuşmak, Cennet'te ebedî kalmak ve Cehennem azâbından kurtulmak için hâlini ıslâh etmeyi, düzeltmeyi düşünen, uzak görüşlü, dünyâya değil, âhirete değer veren akıl. Akl-ı meâd, peygamberlerde (aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) ve evliyâda bulunur. Akl-ı meâdı kuvvetlendiren şeyler, ölümü ve âhireti düşünen kimselerle bulunmaktır. (İmâm-ı Rabbânî) Bir kimsenin nefsi mutmainne olunca yâni bütün varlığı ile Rabbine dönüp İslâmiyet'in emirlerine baş kaldıramaz hâle gelince, aklı da, akl-ı meâd olur. (Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî) (Bkz. Akl-ı Selîm) Dâimâ Allah adamları ile berâber olmak, akl-ı meâdın artmasına sebeb olur. (Behâeddîn-i Buhârî)
[8/7 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Akın
T. Düşmanı istila hareketi
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[8/7 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Cenazenin bulunduğu yerde Kur’an okunabilir mi?
Yıkanıncaya kadar cenazenin bulunduğu odada Kur’an okunması mekruhtur. Başka bir yerde okunmasında sakınca yoktur. Cenaze yıkandıktan sonra yanında da okunabilir. (el-Fetava’l-Hindiyye, I, 157; İbn-i Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 629). Malikilere göre her durumda, Şafiilere göre ise definden önce Kur’an okunması mekruhtur (Ramli, Nihayetü’l-muhtac, II, 428; Derdir, eş-Şerhu’s-sağir, I, 228).
[8/7 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: 8.
عَنْ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّ الْمُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا تَنْفِي الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ
Hz. Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: ' Hac ve umreyi peşi peşine yapınız. Bu ikisi, körüğün; demir, altın ve gümüşün pasını yok ettigi gibi, fakirliği ve günâhları yok eder. Mebrûr haccın sevabı ancak cennettir' (Tirmizî, 'Hac', 2; Nesâî, 'Hac', 6; İbn Mâce, 'Menâsik', 3)
[8/7 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. '
(Bakara, 2/262)
http://www.duavesureler.com
[8/7 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.'
(Müslim, 'Sıyam',45 )
http://www.duavesureler.com
[8/7 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Kalplerimizi birleştir. Aramızı düzelt ve bizi kurtuluş yollarına ilet. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar ve büyük günahların açığından da gizlisinden de uzaklaştır.'
(Ebu Dâvûd, 'Salât',182)
http://www.duavesureler.com
[8/7 21:47] Ömer Tarık Yılmaz: • Bevârihin (Sıcak Rüzgârlar) Sonu
'Takva, Allah’tan başkasını Allah’a tercih etmemen ve bütün işlerin Allah’ın kudretinde olduğunu bilmendir.' Hasan-ı Basrî [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[8/7 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Neden Cevap Vermedin?
Bir gün Hz. Ali [radıyallahu anh] hizmetçisini çağırdı. Bir kere seslendi, iki kere seslendi ve üç kere seslendi… Hiçbirinde de hizmetçi ona cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Ali [radıyallahu anh] kalkıp onun yanına gitti. Kendisine,
- Ey hizmetçi, sana seslendiğimi duymadın mı, dedi. O,
- Duydum, diye karşılık verdi. Hz. Ali [radıyallahu anh],
- Peki, bana neden cevap vermedin, diye sordu. Hizmetçi,
- Çünkü cevap vermediğim takdirde senin beni cezalandırmayacağını biliyordum, onun için tembellik ettim, dedi. Bunun üzerine Hz. Ali [radıyallahu anh],
- O halde kalk git, Allah için seni âzat ettim, dedi.
Günahtan Daha Fenası
Avvâm b. Havşeb [rahmetullahi aleyh] şöyle diyor:
Şu dört şey işlenen günahtan daha kötüdür:
• Günahı terketmemesine rağmen affedilmeyi beklemek.
• Günahı hemen cezalandırmadığı için Allah Teâlâ’nın müsamaha gösterdiğini düşünmek.
• Günah işlemekte bile bile ısrar etmek.
• Yaptığı ibadeti işlediği günahın karşılığı olarak görüp bağışlandığı düşüncesine kapılmak.
Semerkand Takvimi
[8/7 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. '
(Bakara, 2/262)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=UUnCQD23FuI=
[8/7 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Ameller ancak niyetlere göre değer kazanır ve herkes niyet ettiği şeyin karşılığını alacaktır.'
(Buhârî, ' Bed'ül-Vahy', 1)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=UUnCQD23FuI=
[8/7 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk / hükümranlık bahşet. Şüphesiz, Sen çok bahşedicisin.'
(Sâd, 38/35)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=UUnCQD23FuI=
[8/7 21:48] Ömer Tarık Yılmaz: Evlerinizde Kurân'ı çok okuyunuz. Çünkü Kur'ân okunmayan evin hayrı az, şerri çok olur ve o ailenin geçimi daraltılır. Hadis-i Şerif
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
(Mâide, 5/91)
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
...İşlediğim günahların şerrinden sana sığınırım. Bana lutfettiğin, ni'metlerini i'tirâf ederim, günahımı da i'tirâf ederim.Beni affet çünkü günahları ancak Sen affedersin.
(Al-Bukhari)
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde beni, ana-babamı ve mü’minleri bağışla!
(İbrahim, 14/41)
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
Allah c.c.
O'nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Vurgunculuk Yapman Gerekiyor
Bir kimse Ahmed bin Hadraveyh hazretlerine gelip; 'Fakir ve bitkin bir kimseyim, sıkıntıdan kurtulmam için bana bir yol gösterir misiniz?' dedi.
Onun bu arzusu üzerine; 'Git bütün mesleklerin ve yapılan işlerin isimlerini ayrı ayrı yaz. Bir torbaya doldur bana getir.' dedi.
Fakir kimse söylenilen şeyi yapıp tekrar huzuruna geldi. Yanına gelince, getirdiği torbaya elini sokup bir kâğıt çıkardı. Kâğıdın üzerinde 'vurgunculuk' yazıyordu.
Kâğıdı adama verip; 'Senin vurgunculuk yapman gerekiyor.' dedi.
Adam önce şaşırdı sonra da; 'Madem ki bu zat böyle söyledi, bunu çâresiz yapmam gerekiyor.' dedi. Sonra yolkesen harâmilerin yanına gidip, kendisinin de yol kesip vurgunculuk yapmak istediğini söyledi. 'Kabul! Ancak bir şartımız var ne dersek yapacaksın. O zaman seni aramıza alırız' dediler.
'Peki bu şartınızı kabul ettim.' diyerek onlara katıldı.
Birkaç gün yolkesicilerin arasında kaldı. Bir gün bir kervanın önüne çıkıp, soymak istediler. Kervanda çok zengin bir tüccar vardı. Bu adamı yakalayıp, aralarına yeni katılan kimseye; 'Bunun başını kes!' dediler.
Bu teklif karşısında şaşırıp durakladı. Kendi kendine; 'Şu eşkiyânın reisi haksız yere kan döküyor. Tüccarı öldüreceğime onu öldüreyim daha iyi olur.' diye düşündü.
Eşkiyâ reisi ise ona ısrarla; 'Eğer iş yapmak için geldiysen, işin budur bunu yapman lazım. Yoksa git kendine başka bir iş bul.' dedi. Bu sözler üzerine kılıcını çekip eşkıyâ reisinin başını kesti. Diğer vurguncular reislerinin öldüğünü görünce, kaçıp dağıldılar. Böylece kervan soyulmaktan kurtuldu. Ölümden ve soyulmaktan kurtulan zengin tüccar, onun yaptığı işten çok memnun olup, ona pek çok altın ve gümüş verdi. Böylece zengin oldu fakirlikten ve vurguncu olmaktan kurtuldu.
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.
رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا ﴿٧٤﴾
Furkan 74
Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zurriyyâtinâ kurrate a’yunin vec’alnâ lil muttakîne imâmâ(imâmen).
[8/7 21:49] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım! Gazabından rızana sığınırım, cezalandırmandan affına sığınırım. Senden (gelecek her türlü azaptan) Sana sığınırım. Seni lâyıkıyla övmeyi beceremem. Sen, kendini övdüğün gibisin.
(Nesâî, Kıyâmü'l-leyl, 51)
[8/7 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: TARİH.............. KANLI ZARF
27 Mart 1916 tarihinde, Irak Cephesi Felâhiye Muhârebesi’nde boğazından ağır yaralanan 18. Kolordu, 51. Tümen, 9. Alay emir subayı İstanbullu üsteğmen Muzaffer, hayatının son dakikalarına geldiğini görünce, sükûnetle son görevini yapmaya başlamış ve konuşamadığından cebinden çıkardığı bir mektup zarfının üzerine, kurşun kalemle önce: “Kıble ne yöndedir?” diye yazıp o tarafa dönerek, kalbindeki şehâdeti dille söyleyemediğinden, kana boyanan zarfın ortasına, okunaklı bir şekilde Kelime-i şehâdet-i yazdıktan sonra, zarfın üç yerine; “Bölük cihada devam etsin! Benim kanım da yerde kalmasın!” cümlesini yazmış, ikisini imzalayıp üçüncüyü imzalayamadan son nefesini vermiştir.
Muzaffer efendinin bu yüce davranışı, bir Türk subayının hareketi olan o kanlı zarf, Askerî Müze’ye gönderilerek, Türk çocuklarına ve gelecek nesillere cevher değerinde bir miras olmuştur.
6. Ordu Komutanı Halil (11 Temmuz 1916)
(Türkiye Gazetesi Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi 266)
FIKRA....... BMW ALMAK İÇİN
Gazeteci bâzı meslek sâhiplerine sorar:
“BMW almak için ne kadar çalışmanız gerekir?”
Doktor: BMW almak için benim 2 sene çalışmam gerekir.
Mühendis: Benim de 3 sene çalışmam şart.
Muhasebeci: Benim de en az 4 sene çalışmam lâzım.
Sıra dünyanın en zengini Jeff Bezos’a gelir:
Jeff Bezos: Benim ise en az 5 sene çalışmam şart.
Gazeteci: Neden bu kadar uzun bir süre bay Bezos?
Jeff Bezos: Kolay değil, BMW büyük bir şirket...
ZEKÂ BULMACASI .....KİBRİT YIĞINI
80 kibrit 5 küme olacak şekilde ayrılmış.
1. kümedeki kibritlerin 1/5’ini 2. kümeye,
2. kümedekilerin 1/5’ini alıp 3. kümeye,
3. kümedekilerin 1/5’ini alıp 4. kümeye,
4. kümedekilerin 1/5’ini alıp 5. kümeye,
5. kümedekilerin 1/5’ini alıp 1. kümeye ekliyoruz.
Bakıyoruz ki her kümede eşit sayıda kibrit meydana gelmiş. Her kümede önceden kaç kibrit vardı? (Cevabı yarın)
08.07.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[8/7 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Katade (ra)
Onu yüce bir yere yükselttik (Meryem 57). Hz. Enes (ra) Resulullah (sav)'tan şu rivayeti yaptığını belirtir: 'Ben Mirac'da iken dödüncü kat semada Hz. İdris (a.s.)'i gördüm.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3156)
Hadisin Açıklaması:
Hz. İdris (aleyhisselam)'le alakalı olarak Meryem suresinde: 'Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, çok sâdık bir peygamberdi. Biz onu pek yüce bir yere yükselttik' buyurulur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu âyeti açıklama zımnında: 'Ben Miraç'ta iken dördüncü kat semâda Hz. İdris'i gördüm' buyuruyor.
Hz. İdris (aleyhisselam)'in diğer peygamberler arasında mümtaz bir yeri vardır. Rivayetlere göre, kendisine 30 sahifelik kitap gelmiştir. Bu beşerin medenî terakkisinde mühim bir merhale teşkil eder: Kendisinden önce insanlar hayvan postu giyerken, ilk defa elbise dikerek mamul elbise giymiştir. Bu sebeple terzilik sanatının pîri kabul edilir. Yazının ilk defa onun tarafından kullanıldığına dair rivayetler de mevcuttur. İslâmî an'ane, yıldız ve hesap ilmini de onunla başlatır (Aleyhisselam).
Ayrıca Hz. İdris'in, aynen Hz. İsa gibi dünyevî cesedleriyle yaşamakta olduğuna da inanılır. Bunun hayat tabakası hakkında Bediüzzaman şu açıklamayı yapar:
'Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa (aleyhisselam)'nın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levâzımâtından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesbeder. Adetâ beden-i misalî letâfetine ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleri ile semâvatta bulunurlar...'
[8/7 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Muhakkak ki mü’minler kurtuluşa ermişlerdir. Ki onlar namazlarında huşûludurlar. Boş, faydasız söz ve işten sakınırlar. Ve onlar mallarının zekâtını vermek için çalışırlar. Ve onlar ki ırzlarını muhâfaza ederler. (Mü’minûn sûresi, âyet 1-5)
[8/7 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Yapılan hayırdan (ma'ruf) hiçbir seyi küçük bulup hakir görme, kardeşini güler yüzle karsılaman bile olsa (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme). Ravi: Müslim, Birr 144
[8/7 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Anlattığına göre, kendisi, sekizyüz dirheme bir köle satar ve satarken 'kusursuz' olduğunu söyler. Ancak, satın alan kimse bilahere: 'Kölede bir hastalık var bana söylemedin' der. İhtilaf Hazreti Osman Radıyallahu Anh'a götürülür. Adam: 'Kölede hastalık olduğu halde, haber vermeksizin bana sattı' der. Abdullah Radıyallahu Anh: 'Ben onu kusursuz olarak sattım' der. Hazreti Osman Radıyallahu Anh sattığı zaman kölede kusur olduğunu bilmediğine dair yemin etmesine hükmetti. Abdullah yemin etmekten imtina ederek, köleyi geri aldı. Köle yanında sıhhatine kavuştu. Sonra onu yeniden sattı ve bu sefer binbeşyüz dirhem aldı.
Kaynak : Muvatta, Büyu 4, (2, 613)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[8/7 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: 451- وعَن عبدِ الله بنِ الشِّخِّيرِ
، قال : أَتَيْتُ رسُولَ الله
وهُوَ يُصَلِّي, ولجوْفِهِ أَزِيزٌ كَأَزِيزِ المِرْجَلِ مِنَ البُكاءِ.
451: Abdullah ibni Şıhhir (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) yanına gelmiştim. Namaz kılıyordu. Ağlamaktan dolayı kaynayan tencerenin çıkardığı ses gibi içinden sesler geliyordu. (Ebu Davud, Salat 158)
452- وعن أنس، رضي الله عنه، قال : قال رسولُ الله
, لأبي بن كَعْبِ
: إن الله، عَزَّ وَجَلَّ، أمرني أن أَقْرَأَ عَلَيْكَ: لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا. قال : وسَمَّاني؟ قال : نَعَمْ. فَبَكى أبي. وفي روايةٍ: فَجَعَلَ أبي يَبْكي.
452: Enes ibni Malik (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Übey ibni Ka’b (Allah Ondan razı olsun)’a hitaben şöyle buyurmuştur:
-Allah Lem yekünillezine keferu suresini sana okumamı bana emretti. Übey ibni Ka’b:
-Allah benim ismimi andı mı? dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’de:
-Evet, buyurdu. Übey duygulanarak ağladı. (Buhari, Menakıbül Ensar 16, Müslim, Müsafirin 246)
* Müslim’in başka bir rivayetinde Übey ağlamaya başladı ifadesi geçmektedir. (Müslim, Müsafirin 245)
453- وعنهُ قال : قال أبو بَكْرٍ لعمرَ رضي اللهُ عَنْهُما بعدَ وفاةِ رسُولِ الله
:انطلق بِنا إلى أُمِّ أَيْمَنَ رضي اللهُ عنها أن نَزُورُها كما كان رَسُولُ الله
يَزُورُها, فَلَمَّا انتهَيْنَا إلَيْهَا بكَتْ، فَقالا لها: ما يُبْكِيكِ ؟ أَمَا تَعْلَمينَ ما عِنْدَ الله تَعالى خَيْرٌ لِرَسُولِ الله
! قالتْ : إني لاَ أَبْكِي إني لا أَعْلَمُ أن مَا عِنْدَ الله خَيْرٌ لِرَسُولِ الله
ولكِنِّي أَبكِي أن الْوَحْيَ قَدِ انقَطَعَ مِنَ السَّمَاءِ، فَهَيَّجَتْهُما عَلَى البُكاءِ، فَجَعَلاَ يَبْكِيَان مَعَها.
453: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından sonra Ebu Bekir, Ömer (Allah Ondan razı olsun)’ya : Ümmü Eymen (Allah Ondan razı olsun)’ya gidelim, Rasulullah’ın ziyaret ettiği gibi bizde onu ziyaret edelim, dedi. İkisi beraber oraya geldiklerinde Ümmü Eymen ağladı. Onlar da:
-Niçin ağlıyorsun, Allah katındaki nimetin Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen’de:
-Ben Rasulullah vefat etti diye ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hakkında daha hayırlı olduğunu biliyorum. Fakat ben vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, deyince Ebu Bekir ve Ömer
[8/7 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: 'Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir.'
-Yusuf Suresi, 65
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[8/7 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3618]
Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[8/7 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz. - Bakara - 51. Ayet
[8/7 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Kendinize beddua etmeyiniz, çocuklarınıza beddua etmeyiniz, mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir. - Müslim, Zühd, 74
[8/7 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Allah’ım! Senin ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum ve kudretine sığınarak senden takdirini istiyorum ve senin sınırsız lütfundan bana ihsan etmeni istiyorum; çünkü sen, her şeye kadirsin, ben bir şeye kadir değilim. Sen bilirsin, ben bilmem, Sen bilinmeyenleri bilirsin...' - (Buhârî, 'De'avât', 48)
[8/7 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Antalya’nın Elmalı ilçesinde doğdu. Tahsili esnasında Bakkal Ârif Efendi ile Sami Efendi’nin hat derslerine devam ederek onlardan icazet aldı. 1904 yılında girdiği ruûs imtihanını kazandı. Bu sırada devam ettiği Mekteb-i Nüvvâb’ı birincilikle bitirdi. Elmalılı’ya asıl ününü kazandıran eseri Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiridir. Ona göre Kur’an-ı Kerim hiçbir dile hakkıyla tercüme edilemez. İhtiva ettiği manaları keşfetmek çok zor olmakla birlikte Kur’an’ı tefsir edebilmek için kelimelerin gerçek anlamını belirlemek, lafız ve mana bakımından ilişkili olan kelimeler arasında bağlantı kurmak, lafızların yer aldığı metnin genel kompozisyonunu dikkate almak ve neticede kastedilen asıl mana ile tali manaları ayırt etmek gerekir. Eski ve yeni ilmî teorilerin hepsi doğru veya yanlış addedilmemeli, Kur’an tefsirini, bir zaman için geçerli görülen belli ilmî ve felsefi görüşlerin sınırlarına çekerek fikirleri ve vicdanları daraltmamalıdır. Tefsirde hem rivayet hem dirayet metodunu kullanan Elmalılı tasavvufi konularda bazı kitaplardan alıntılar yapmış, fıkhî konularda ise genellikle Hanefî kaynaklarını kullanmıştır. - ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR
[8/7 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[8/7 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: kaldı mânii Kur'ân henüz.'
'Kâinatın bâkir fikirleri parça parça oldu. Fakat
Kur'an'ın mânâları hâlâ koruma perdesi içinde kaldı.' demiştir.
Biz mantıkî düşünürken estetiğin ölçülerini, edebî düşünürken de mantığın kural ve ilkelerini feda etmek alışkanlığında olduğumuz için, Kur'ân'daki uyum
ve ahengi bütün yönleriyle bir cetvel çizer gibi düşünce yoluyla ölçemiyor isek de o fıtratı yaşarken onun yüce zevkini vecd ile duyabiliriz. Kur'ân da, bu zevki, okuyanlardan ziyade yaşayanlarına ihsan etmek için 'Bu, takva ehline hidayettir.' (Bakara, 2/1) diye hitap edecektir. Bundan dolayı herşeyden önce gafletimizden, vesvesemizden, şeytanlıklardan arınmak için bütün bilinç gücümüzle Allah'a sığınarak 'Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.' diyelim ve o her şeyi çeken kuvveti yaşamak için; 'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla.' demek olan besmele anahtarına yapışalım ve bir teşekkür duygusu ile Fâtiha'sından başlayalım.
Meâl-i Şerifi
1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah'ın.
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
ÂYETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:
2- Kur'ân'da sûreler, sûrelerin çoğunda kıssalar, kıssalarda âyetler, âyetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık veya kapalı, sözle veya mânâ ile birçok yönden tam bir uyum ve belli bir düzen vardır ki, bunların tek tek araştırılması ve ayrıntılarının açığa çıkarılması sayısız denilebilecek kadar çoktur ve hemen hemen bütün ilimleri ve sanatları da yakından ilgilendirir. Bu ilimlerin en başta geleni de Nahiv (Dilbilgisi) ve Belağat (sözü yerinde söyleme sanatı) ilimleridir. Kur'ân'ın nazmında cümlenin yapısı, sözün öncesiyle ilişkisi, sözün gelişi ve akışı, anlam ve kavram, söz ile mânâ arasındaki uyum (mutabakat), sözün içeriği ile gereği, ibare, işaret, delalet, iktiza, açıklık ve gizlilik, hakikat, temsil, sarahat, kinaye, îmâ, telmih, mantık, hikmet, maksada uygunluk gibi beyan ilmini ilgilendiren yönleriyle sözün öncelikle kulağa hoş gelmesi ve kolay anlaşılması gözetilmiştir. Ondan sonra da sözün kalbe dolmasını ve etki yapmasını sağlayan fesahat (açık ve anlaşılırlık), tatlılık, düzgünlük, akıcılık, incelik, ölçülülük, çarpıcılık, kolaylık, sanatlılık, yenilik, çok yönlülük, tutarlılık, uyum ve ahenk, dile hakimiyet, üslup, söz ile anlam arasındaki denge, sözü uzatma, az ve öz sözle çok anlam ifade etme ve nihayet kimseyi taklit ve tekrar etmemek demek olan ibdâ ve harikuladelik gibi özellikler açısından, hem söz güzelliğini, hem de anlam derinliğini ve zenginliğini birlikte içine alan pekçok güzellik ve estetik incelik bulunmaktadır. Kısacası, Kur'ân'da kelimelerin asıl dil ve sözlük mânâları açısından delalet ettikleri anlam, akıl ve mantık açısından delalet ettikleri anlam, tabiî zevk ve sezgi açısından delalet ettikleri anlam olmak üzere üç çeşit delaletin bileşkesi olan ve sonludan sonsuza doğru yol alan uyum ve ahengin hissedilebilen ilişkilerini özetle dile getiren inceliklerdir bunlar. İşte bunlar tefsirin ruhunu teşkil eder. Genelde avam için dil açısından sözün mânâya delaleti, alimler için akıl ve mantık açısından delaleti, edebiyatçılar ve estetikçiler ve hikmet ehli olanlar için zevk, sezgi ve fıtrata uygunluk açısından delaleti önem taşır. Terceme ile dil değiştiği için birinci ve üçüncü hususlarda kendiliğinden büyük kayıplar olur. Ayrıca bundan akıl ve mantık açısından söz konusu olan delalet de etkilenir.
Bunun için biz bazı yerlerde bu ilişkileri kısaca göstermeye çalışacağız. Çünk
[8/7 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: 6666 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Koyun ve keçi cennet hayvanlarındandır.'
6667 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zenginlere koyun-keçi edinmelerini emretti ve buyurdu ki: 'Zenginlerin tavuk edinmeleri halinde, Allah, köylerin helak olmasına izin verir.'
SIDK VE EMÂNET (GÜVEN)
193 - Ebu Sa'id el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: 'Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve sâlihlerle beraberdir.'
Tirmizî, Büyû 4, (1209); İbnu Mâce, Ticârât 1, (2139).
194 - Tirmizî'nin, Rifâ'a İbnu Râfi'den yaptığı diğer bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kıyamat günü tüccarlar fâcirler (günahkârlar) olarak diriltilecekler. Ancak Allah'tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna'
Tirmizî, Büyû 4 (1210); İbnu Mâce, Ticârât3, (2146)
[8/7 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkın ve hak adamlarının yardımı olmadan,
Melek de olsa kurtulamaz yüz karalığından.
Hindistânın meşhûr şeyhlerinden Şeyh Abdüllah-i Niyâzînin oğlu Şeyh Tâhâ ve hüddâm hâcı Abdül’azîz yüksek kapınızı çok özlemekdedirler. Şeyh Tâhâ da mubârek ayaklarınızdan öper ve kabûl buyurulması için yalvarır. Bu yüksek tarîka girmek istiyor, candan yalvardı. İstihâre yapmasını söyledim. Görünüşde çok uygundur. Burada zikr etmesini öğrenen sevdiklerimizin çoğu râbıta yapmakdadır. Bir kısmı rü’yâ, vâkı’a esnâsında râbıta alıp gelmekdedir. Bir çoğu da Delhiden gelmeden önce râbıta etmişlerdir.Önce huzûra ve şü’ûrsuzluğa dalıyorlar. İçlerinden birkaçı, sıfatları asla veriyorlar, ya’nî ondan görüyorlar. Geri kalanları böyle değildir. Fekat hiçbiri tevhîd-i vücûd ve nûrları görmek ve keşflere kavuşmak yoluna gitmiyor. Molla Kâsım Alî ve Molla Mevdûd Muhammed ve Abdül-Mü’min, görünüşde cezbe makâmının üst noktasına varmışlardır. Fekat Molla Kâsım Alî inmeye başlamışdır. Geri kalan ikisinin inmesi bilinmiyor. Şeyh Nûr da noktaya yakındır, fekat kavuşamamışdır. Molla Abdürrahmân da noktaya yakındır. Kavuşmasına az kalmışdır. Molla Abdülhâdî o makâmda huzûra ve şü’ûrsuzluğa dalmışdır. Diyor ki, (Her bakımdan hiçbirşeye benzemeyen bir varlığı “celle şânüh” her şeyde hiç birine benzemeksizin görüyorum. Her işi Onun yapdığını anlıyorum). Yüksek ni’metleriniz, tâliblere ve elverişli olanlara durmadan yağmakdadır. Bu ni’metleri onlara ulaşdırmakda bu aşağı kölenizin hiç hizmeti olmuyor. Fârisî mısra’ tercemesi:
Ben o eski Ahmedim, hiç değişmedim
[8/7 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: İçecekler
Ana Sayfa
Haramlar ve Helaller
İçecekler
İçecekler kelimesi, sözlük anlamı itibariyle içilebilen bütün sıvı maddeleri kapsamakla birlikte, hem dini literatürde hem de örfi kullanımda, içilmesi din tarafından yasaklanan veya dini hükmü tartışmalı olan sarhoş edici sıvı maddelerin özel adı olmuştur.
Fıkıh eserlerinde genellikle bu konuya ayrılmış bölüm de “el-eşribe” başlığını taşır. Türkçe’de de “içki” deyince aynı anlam, yani içilmesi dinen yasak olan sarhoş edici alkollü sıvı maddeler anlaşılır. İçkiyle bazı yönlerden benzerliği bulunan sigara ve uyuşturucu maddeler de ayrı başlıklar altında ele alınacaktır.
İnsanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi bulunan ve hemen hemen bütün dönem ve toplumlarda görülen içki alışkanlığı ve bağımlılığı, Kur’an’ın nazil olduğu dönem Hicaz-Arap toplumunda da büyük ölçüde yaygındı. İslam dini, insanlığa yol göstermeyi, onları zulüm, sapma ve kötülüklerden uzaklaştırıp huzur ve düzene kavuşturmayı amaçlayan bir rahmet dini olduğundan sarhoşluk veren içkileri açık ve kesin bir dille yasaklamış, insanı bu kötü alışkanlık ve bağımlılığa karşı aklı ve iradesi ile vereceği mücadelede yalnız bırakmayıp ona destek ve dayanak olmuştur.
Kur’an’da insan yeryüzündeki en değerli varlık türü olarak nitelendirilmiş ve ona diğer varlıklar arasında ayrı bir kabiliyet ve yetkinlik verildiği belirtilmiş, insanın beden ve ruh sağlığının korunması, onun dünyevi ve uhrevi mutluluğu İslam’ın en başta gelen hedefi olmuştur. Bu yüzden dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması İslam’ın beş asli ilkesi sayılmış, bunu sağlamaya yönelik olarak Kur’an ve Sünnet’te birtakım emir ve yasaklar getirilmiştir. İslam’ın, sarhoşluk veren, akli ve ruhi dengeyi bozan, sinir sistemini uyuşturan maddelerin kullanımını haram kılması ve bu alanda birtakım cezai müeyyideler koyarak insanları bunlardan uzak tutmaya çalışması böyle yüce bir anlam taşır.
Kur’an’da bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (el-Maide 5/90-91). Bu ayet içki konusunda nazil olan en son ayettir. İçki kullanımı o dönem Arap toplumunda çok yaygın olduğu için, Kur’an bu konudaki yasaklamayı insanları buna hazırlayarak tedrici bir surette getirmiştir. Hz. Aişe’nin değerlendirmesine göre, içki yasağının birden bire değil de tedrici olarak hükme bağlanmış olması, kökleşmiş bir adet olan bir hususa ilişkin olan bu yasağın herhangi bir hoşnutsuzluk, bir direnç ve itiraz görmeden kolayca kabul edilip yerleşmesini sağlamıştır. Daha önce inen ayetlerde (el-Bakara 2/219; enNisa 4/43) açık ve kesin bir yasaklama üslubunun kullanılmayıp sadece büyük günah olduğunun belirtilmesi ve sarhoşken namaz kılınmamasının istenmesi bu sebepledir. Toplumda Allah’a iman, İslam’ın daima her şeyin en iyi ve doğrusunu isteyeceğine, kötü ve çirkin şeyi de yasaklayacağına güven tam olarak yerleşince bu konuda yukarıdaki kesin yasak nazil olmuştur. Hz. Peygamber de, “Her sarhoşluk veren şey hamrdır (şarap), her hamr da haramdır” (Buhari, “Edeb”, 80; Müslim, “Eşribe”, 73), “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır” (Tirmizi, “Eşribe”, 3; Ebu Davud, “Eşribe”, 5) sözleriyle bu yasağın özü ve kapsamı konusuna açıklık getirmiştir.
Kur’an’ın temel ilke ve yasaklarını, Hz. Peygamber’in açıklama ve uygulamalarını kavrayıp içinde yaşadıkları topluma aktaran İslam bilginleri içki yasağının mahiyeti, kapsamı ve amacı üzerinde ayrıntılı bir biçimde durmuş, böylece İslam kü
[8/7 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Atıcılık
Ana Sayfa
A
Atıcılık
İlgili
Rüyada bir av partisinde bir hayvana ates ettigini ve onu vurdugunu görmek,is hayatinda basarili olacagina isarettir.Bir rivayete göre de hükümete yaptigi bir basvuruya hayirli bir cevap alacagina delalet eder.
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[8/7 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Akl-ı Feâl
Ana Sayfa
A
Akl-ı Feâl
İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.
Felsefecilerin akl-ı feâl dedikleri yalnız onların hayâllerinde bulunup, kısa akılları ile ortaya attıkları bir şeydir. İslâm bilgilerine uymamaktadır. Bunların bozuk inanışlarına göre, insan sıkışınca Akl-ı feâle yalvarır, Allahü teâlâdan bir şey istemez. Allahü teâlânın dünyâda olup bitenlerle hiç ilgisi yoktur derler. Bunlar sapık fırkaların hepsinden daha aşağıdırlar.
(İmâm-ı Rabbânî)
İlgili
Akl-ı Selîm
9 Eylül 2021
Benzer yazı
AKL (Akıl)
9 Eylül 2021
Benzer yazı
TESELSÜL
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB
ÂZÂD
Âzâd Etmek
Âzâd Olmak
AZAMET
AZÎM (El-Azîm)
AZÎMET
AZÎZ (El-Azîz)
ÂYET
[8/7 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: ağacın birliğiyle beraber muhtelif başka başka meyveler vermesi ise, kudret-i Samedaniyenin sikkesine ve rububiyet-i İlahi