[17/7 22:29] Ömer Tarık Yılmaz: 28 - Durgun Suya Bevl Etmekten Nehiy Bâbı
681 - Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Leys haber verdi. H.
Bize Kuteybe de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Leys, Ebû'z-Zübeyr’den o da Cabir'den, o da Resûlullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti ki Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Durgun suya bevl edilmesini nehiy buyurmuşlar.
682 - Bana Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Cerir Hişâm'dan, o da İbn Şîrîn'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti: «Sakın biriniz durgun suya bevl etmesin. Sonra ondan yıkanır.» buyurmuşlar.
683 - Bize Muhammed b. Râfi'de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'ten rivâyet etti.
Dedi ki: Ebû Hüreyre'nin Resûlüllah Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet ettikleri şunlardır. Diyerek bir takım hadisler zikretmiştir. Onlardan biride şudur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Akmayan durgun suya bevl etme, sonra ondan yıkanırsın.» Buyurdular.
[17/7 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Enson inen ayet, faizle ilgili olan ayettir. Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm onu bize açıklamadan vefat etti. Öyleyse faizi de faiz şüphesi olan muameleyi de bırakın.'
Kütüb-i Sitte
[17/7 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: 99. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yatacağı zaman şöyle derdi:'Allah'ım! Senin tasarrufun altında bulunan şeyin şerrinden,Kerim olan zatına ve her yönü ile mükemmel kitaplarına sığınırım.Allah'ım! Borcu ve günahı Sen dağıtırsın.Allah'ım! Senin ordun mağlup olmaz,vaadin de bozulmaz.Güçlüye gücü fayda vermez;güç ve azamet ancak Sendendir.Sana hamd ederek Seni(noksanlıklardan tenzih ederim)'.(Ebu Dâvud-5052,Süneni Kübra-Nesai-10531)
[17/7 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin Vefatı 1166
• Mimar Sinan’ın Vefatı 1588
• TÜBİTAK’ın Kuruluşu 1963
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17/7 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki başarıya ulaşasınız.”
Enfal 45
[17/7 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Allah Teâlâ dedikoduyu, çok soru sormayı ve lüzumsuz yere mal sarf etmeyi de kötü görmüştür.”
Müslim, Akdiye 10
[17/7 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: MİMAR SİNAN
Mimar Koca Sinan, (1494-99) yılları arasında kesin bilinmeyen bir tarihte Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim Han zamanında, 1512 yılında genç yaşta İstanbul’a getirilmiş ve devlet hizmetine alınmıştır.
Önceleri taşra hizmeti yaptı, Acemî Oğlanlar ocağında asker eğitimi sırasında dülgerlikle uğraştı. Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî devrinde birçok sefere katılan Mimar Sinan, 1526 Mohaç Savaşından sonra “Zemberekçibaşı” rütbesine yükseldi.
Van gölünü geçmek için üç gemi inşa etti. “Haseki” rütbesine getirildi. 1537 Korfu seferinden sonra “Subaşı” ünvanı aldı, 1538 Kara Buğdan seferinde kısa sürede inşa ettiği köprü, kendisine büyük bir ün kazandırdı. Sefer sırasında mimarbaşının ölümü üzerine, yeniçeri ağasının da izniyle 1538’de Osmanlı’nın IV. Mimarbaşı oldu. Bu göreve tayininde daha önce de yapı işlerinde çalışmasının rolü oldu. Katıldığı seferlerle birçok kültürleri gördü, görgüsü ve mimarlık bilgisi arttı.
Mimar Koca Sinan, Mimarbaşı olduktan sonra elli yıl gibi uzun bir sürede, 336’sı İstanbul’da olmak üzere 477 yapı inşa etti. Bunların yarısı günümüze ulaşamamıştır. 204 tanesi orijinal şeklini korumaktadır. Sâi Mustafa Çelebi’nin kalebe aldığı “Tezkiret’ül Bünyan” isimli eser O’nun kendi ağzından hayatını eserlerini ihtiva eder.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[17/7 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللهِ الْمُحَرَّمُ وَأَفْضَلُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلَاةُ اللَّيْلِ. (م)
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ramazan (ayı orucun)dan sonra en faziletli oruç, Allâh’ın ayı olan Muharrem orucudur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.” (Sahîh-i Müslim)
17 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[17/7 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: MUHARREM AYI
Muharrem ayı, Hicrî senenin birinci ayıdır.
Bu ayın ilk gecesi, akşam namazı ile yatsı namazı arasında Allâhü Teâlâ’nın rızası için iki rekât namaz kılınır. Namaza şöyle niyet edilir:
“Yâ Rabbi! Bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi, hakkımızda mübarek kılman, afv-ı İlâhî’ne, feyz-i İlâhî’ne mazhar kılman, dünyevî ve uhrevî saadetlere nâil eylemen için, Allâhü Ekber.”
Her rekâtte 7 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü’l-Kürsî, 7 İhlâs-ı şerîf okunur.
Namazdan sonra:
11 defa, “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît, ve hüve Hayyün lâ yemût, biyedihi’l-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”
11 istiğfâr-ı şerîf, 11 salevât-ı şerîfe okunup dua yapılır.
Duada, geçmiş senenin günahlarının affı ve yeni seneye günahsız girmek için ilticâ edilir.
Muharrem ayının birinci gecesi ayrıca şu şekilde niyet ederek bir Tesbîh Namazı kılınır:
“Yâ Rabbi! Bu yeni senede beni mağfiret-i İlâhiye’ne, rızâ-yı İlâhî’ne ve hidâyet-i İlâhiye’ne mazhar eyle, yeni açılan amel defterimi rızâ-yı İlâhî’ne muvâfık amel ile doldurmayı bana nasip eyle, beni gadab-ı İlâhî’ne dûçâr edecek amellerden muhafaza buyur.”
Tesbîh Namazı’nda (15 tesbîhden sonra) şunlar okunur:
1. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî,
2. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âmene’r-rasûlü… (Sûre-i Âl-i İmrân’ın ilk 2 âyeti de ilave edilerek)
3. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Hüvellâhüllezî…
4. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 İhlâs-ı şerîf.
Namazdan sonra istiğfâr edilir, salevât-ı şerîfe getirilir ve arkasından dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
İSİMLERİMİZ: Erkek: İsmail, Kız: İclâl
17 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[17/7 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Beni, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gökten) gelecek tehlikelere karşı koru, altımdan (yerden) gelecek tehlikelerden senin azametine sığınırım.” (Hakim, Deavat, No:1902, I, 517)
[17/7 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. MUSA (a.s.) ve FİRAVUN
Firavun, ülkesinde büyüklük taslamış, halkını sınıflara ayır- mıştı. İsrailoğullarını eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınları- nı ise sağ bırakıyordu. İsrail oğulları eski ata yurtları Kenan diyarına gitmek istiyorlardı. Ancak Firavun'dan kurtulup bir türlü bunu başaramıyorlardı. Böyle bir zamanda Musa (a.s.) dünyaya gelmişti. Kur’an’a göre Musa (a.s.), mucizevi şekilde Firavun’un elinden kurtulmuş, hatta onun sarayında annesi- nin kucağında büyümüş, Firavun'u ve Kıptileri tevhit inancı- na, Allah’ın birliğine çağırmış, ancak imana gelmeyen Firavun ilahlık taslamıştı. Firavun, Musa (a.s.) ve ona inananlara zul- metmek ve saldırmak üzere takibe koyulduğu sırada isyanları ve diğer günahları sebebiyle askerleriyle birlikte denizde he- lak edilmiştir (Yunus, 10/90-91; Şuara, 26/63-66).
DİNÎ KAVRAMLAR
EVVABİN NAMAZI
Tevbe eden ve Allah Teâlâ’ya sığınanların namazı an- lamına gelen bu ibadet, akşam namazından sonra kılınır. Hadis-i şerifte Pey- gamber (s.a.s.) Efendimiz; “Kim akşam namazından sonra kötü bir şey konuş- maksızın altı rek’at namaz kılarsa, bu kendisi için on senelik ibadete denk olur” buyurmuştur (Tirmizi, “Salât”, 202).
ÖZLÜ SÖZ
En iyi insan kendine hâkim olan kişidir. Çünkü başkaları ile uğraşmaz. (Sadi Şirazî)
[17/7 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: İçecekler kelimesi, sözlük anlamı itibariyle içilebilen bütün sıvı maddeleri kapsamakla birlikte, hem dinî literatürde hem de örfî kullanımda, içilmesi din tarafından yasaklanan veya dinî hükmü tartışmalı olan sarhoş edici sıvı maddelerin özel adı olmuştur. Fıkıh eserlerinde genellikle bu konuya ayrılmış bölüm de 'el-eşribe' başlığını taşır. Türkçe'de de 'içki' deyince aynı anlam, yani içilmesi dinen yasak olan sarhoş edici alkollü sıvı maddeler anlaşılır. İçkiyle bazı yönlerden benzerliği bulunan sigara ve uyuşturucu maddeler de ayrı başlıklar altında ele alınacaktır.
İnsanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi bulunan ve hemen hemen bütün dönem ve toplumlarda görülen içki alışkanlığı ve bağımlılığı, Kur'an'ın nâzil olduğu dönem Hicaz-Arap toplumunda da büyük ölçüde yaygındı. İslâm dini, insanlığa yol göstermeyi, onları zulüm, sapma ve kötülüklerden uzaklaştırıp huzur ve düzene kavuşturmayı amaçlayan bir rahmet dini olduğundan sarhoşluk veren içkileri açık ve kesin bir dille yasaklamış, insanı bu kötü alışkanlık ve bağımlılığa karşı aklı ve iradesi ile vereceği mücadelede yalnız bırakmayıp ona destek ve dayanak olmuştur.
Kur'an'da insan yeryüzündeki en değerli varlık türü olarak nitelendirilmiş ve ona diğer varlıklar arasında ayrı bir kabiliyet ve yetkinlik verildiği belirtilmiş, insanın beden ve ruh sağlığının korunması, onun dünyevî ve uhrevî mutluluğu İslâm'ın en başta gelen hedefi olmuştur. Bu yüzden dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması İslâm'ın beş aslî ilkesi sayılmış, bunu sağlamaya yönelik olarak Kur'an ve Sünnet'te birtakım emir ve yasaklar getirilmiştir. İslâm'ın, sarhoşluk veren, aklî ve ruhî dengeyi bozan, sinir sistemini uyuşturan maddelerin kullanımını haram kılması ve bu alanda birtakım cezaî müeyyideler koyarak insanları bunlardan uzak tutmaya çalışması böyle yüce bir anlam taşır.
Kur'an'da bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurulur: 'Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?' (el-Mâide 5/90-91). Bu âyet içki konusunda nâzil olan en son âyettir. İçki kullanımı o dönem Arap toplumunda çok yaygın olduğu için, Kur'an bu konudaki yasaklamayı insanları buna hazırlayarak tedrîcî bir surette getirmiştir. Hz. Âişe'nin değerlendirmesine göre, içki yasağının birden bire değil de tedrîcî olarak hükme bağlanmış olması, kökleşmiş bir âdet olan bir hususa ilişkin olan bu yasağın herhangi bir hoşnutsuzluk, bir direnç ve itiraz görmeden kolayca kabul edilip yerleşmesini sağlamıştır. Daha önce inen âyetlerde (el-Bakara 2/219; en-Nisâ 4/43) açık ve kesin bir yasaklama üslûbunun kullanılmayıp sadece büyük günah olduğunun belirtilmesi ve sarhoşken namaz kılınmamasının istenmesi bu sebepledir. Toplumda Allah'a iman, İslâm'ın daima her şeyin en iyi ve doğrusunu isteyeceğine, kötü ve çirkin şeyi de yasaklayacağına güven tam olarak yerleşince bu konuda yukarıdaki kesin yasak nâzil olmuştur. Hz. Peygamber de, 'Her sarhoşluk veren şey hamrdır (şarap), her hamr da haramdır' (Buhârî, 'Edeb', 80; Müslim, 'Eşribe', 73), 'Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır' (Tirmizî, 'Eşribe', 3; Ebû Dâvûd, 'Eşribe', 5) sözleriyle bu yasağın özü ve kapsamı konusuna açıklık getirmiştir.
Kur'an'ın temel ilke ve yasaklarını, Hz. Peygamber'in açıklama ve uygulamalarını kavrayıp içinde yaşadıkları topluma aktaran İslâm bilginleri içki yasağının mahiyeti, kapsamı ve amacı üzerinde ayrıntılı bir biçimde durmuş, böylece İslâm kültür tarihi içinde bu konuda zengin bir bilgi birikimi ve literatür oluşmuştur. İslâm hukukun
[17/7 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Eger (borçlu) darlik içinde ise, eli genisleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir) Eger (gerçekleri) anlarsaniz bunu sadakaya (veya zekâta) saymak sizin için daha hayirlidir (BAKARA/280)
Ey iman edenler! Belirlenmis bir süre için birbirinize borçlandiginiz vakit onu yazin Bir kâtip onu aranizda adaletle yazsin Hiçbir kâtip Allah'in kendisine ögrettigi gibi yazmaktan geri durmasin; (her seyi oldugu gibi) yazsin Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdirsin, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdirmasin Sayet borçlu sefih veya akli zayif veya kendisi söyleyip yazdiramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdirsin Erkeklerinizden iki de sahit bulundurun Eger iki erkek bulunamazsa riza göstereceginiz sahitlerden bir erkek ile -biri yanilirsa digerinin ona hatirlatmasi için- iki kadin (olsun) Çagirildiklari vakit sahitler gelmemezlik etmesin Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir seyi yazmaktan sakin üsenmeyin Böyle yapmaniz Allah nezdinde daha adaletli, sehadet için daha saglam, süpheye düsmemeniz için daha uygundur Ancak aranizda yapip bitirdiginiz pesin bir ticaret olursa, bu durum farklidir Bu durumda onu yazmamanizda sizin için bir sakinca yoktur (Genellikle) alisveris yaptiginizda sahit tutun Ne yazan, ne de sahit zarara ugratilsin Eger bunu yaparsaniz (zarar verirseniz) süphe yok ki bu, sizin yoldan çikmaniz demektir Allah'tan korkun Allah size gerekli olani ögretiyor Allah her seyi bilmektedir (BAKARA/282)
Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsaniz (borca karsilik) alinmis bir rehin de yeterlidir Birbirinize bir emanet birakirsaniz, emanet birakilan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun Sahitligi bildiklerinizi gizlemeyin Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdir Allah yapmakta olduklarinizi bilir (BAKARA/283)
Allah size, çocuklariniz hakkinda, erkege, kadinin payinin iki misli (miras vermenizi) emreder (Çocuklar) ikiden fazla kadin iseler, ölünün biraktiginin üçte ikisi onlarindir Eger yalniz bir kadinsa yarisi onundur Ölenin çocugu varsa, ana-babasindan her birinin mirastan altida bir hissesi vardir Eger çocugu yok da ana-babasi ona vâris olmus ise, anasina üçte bir (düser) Eger ölenin kardesleri varsa, anasina altida bir (düser Bütün bu paylar ölenin) yapacagi vasiyetten ve borçtan sonradir Babalariniz ve ogullarinizdan hangisinin size, fayda bakimindan daha yakin oldugunu bilemezsiniz Bunlar Allah tarafindan konmus farzlardir (paylardir) Süphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir (NİSA/11)
Yapacaklari vasiyetten ve borçtan sonra eslerinizin, eger çocuklari yoksa, biraktiklarinin yarisi sizindir Çocuklari varsa biraktiklarinin dörtte biri sizindir Çocugunuz yoksa, sizin de, yapacaginiz vasiyetten ve borçtan sonra, biraktiginizin dörtte biri onlarindir (zevcelerinizindir) Çocugunuz varsa, biraktiginizin sekizde biri onlarindir Eger bir erkek veya kadinin, anababasi ve çocuklari bulunmadigi halde (kelâle seklinde) mali mirasçilara kalirsa ve bir erkek yahut bir kizkardesi varsa, her birine altida bir düser Bundan fazla iseler üçte bire ortaktirlar (Bu taksim) yapilacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara ugramaksizin (yapilacak)tir Bunlar Allah'tan size vasiyettir Allah her seyi hakkiyle bilendir, halîmdir (NİSA/12)
Andolsun ki Allah, Israilogullarindan söz almisti (Kefil olarak) içlerinden on iki de baskan göndermistik Allah onlara söyle demisti: Ben sizinle beraberim Eger namazi dosdogru kilar, zekâti verir, peygamberlerime inanir, onlari desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyaci olanlara Allah rizasi için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarinizi örterim ve sizi, zemininden irmaklar akan cennetlere sokarim Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa dogru yoldan sapmis olur (MAİDE/12)
Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düskünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (Islâm'a) isindirilacak olanlara, (hürriyetlerini satin almaya çalisan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalisip ci
[17/7 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİRKETLER
2274 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allahu Zülcelâl hazretleri buyurdu ki: 'Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.'
Ebü Dâvud, Büyü 27, (3383).
Rezîn şunu ilave etmiştir: '... Şeytan gelir.'
2275 - İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Ben, Ammar ve Sa'd, üçümüz Bedir'de nasibimize düşecek ganimette ortak olduk. Derken Sa'd, iki esirle geldi, Ammâr ve ben ise hiçbirşey getiremedik.'
Ebü Dâvud, Büyü 30, (3388); Nesâî, Büyü 109, (7, 319).
2276 - Zühre İbnu Ma'bed, ceddi Abdullah İbnu Hişam'dan naklen anlatıyor: 'Abdullah Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı görmüş idi. Annesi Zeyneb Bintu Humeyd onu (Abdullah'ı) Resülullah'a götürüp şöyle dedi:
'Ey Allah'ın Resülü; bundan biat al!' Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz:
'0 henüz küçük!' deyip başını okşadı, bereketle dua etti.
Onu (Zühre İbnu Ma'bed'i) ceddi AbduIIah İbnu Hişam çarşıya çıkarır, yiyecek satın alırdı. Bir gün, ona İbnu Ömer'le, İbnu'z-Zübeyr (radıyallâhu anhümâ) rastladılar:
'(Satın aldıklarına) bizi de ortak kıl, zîra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sana bereketle dua buyurdu!' dediler. O, (bu teklifi kabul ederek) onları ortak yaptı.
(Abdullah İbnu Hişam o duanın bereketine) bazan bir deve yükü kâr ederdi de olduğu gibi eve gönderirdi.'
Buhârî, Şirket 13, Daavât 31, Ahkâm 46.
2277 - Saib İbnu Ebi's-Sâib (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim. Beni O'na zikredip hakkımda medh u senada bulun(arak tanıt)maya başladılar. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz:
'Ben onu sizden iyi tanırım!' buyurdu. Ben (hemen atılıp):
'Annem, babam sana kurban olsun dedim, doğru söyledin, zîra sen benim ticaret ortağım idin, sen ne iyi ortaktın, ne itham görmüştüm, ne de münakaşa yapmıştık!'
Ebü Dâvud, Edeb 20, (4836); İbnu Mâce, Ticârât 63, (2287).
[17/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Eş-Şerrîd İbnu's-Süveyd es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, annem bana kendisi adına mü'mine bir cariye âzad etmemi vasiyet etti. Benim yanımda, Sûdanlı (nûbi) siyah bir cariye var, onu âzad edeyim mi?' Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Çağır, onu (göreyim)' dedi. Çağırdım ve geldi. Cariyeye sordu: 'Rabbin kim?' Cariye: 'Allah!' dedi, tekrar sordu: 'Ben kimim?' Cariye: 'Allah'ın elçisisin!' cevabını verince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bunu âzad et, zira mü'minedir' buyurdu.
Ebu Dâvud, Eymân 19 (3283); Nesâî, Vesâya 8, (6, 251).
[17/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır.
[Bakara Sûresi.98]
[17/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrâhim, 14/38)
[17/7 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Allah temiz insanların davranışlarına bir iken on yazar. Sen de kimde bir iyilik görürsen onun bazı kusurlarını siliver.[Sadi Şirazî]
[17/7 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: ALAK SÛRESİ
Kur'ân-ı kerîmin doksan altıncı sûresi. Alak sûresi, Mekke-i mükerremede nâzil olmuştur (inmiştir). On dokuz âyet-i kerîmedir. 'İnsanı kan pıhtısından yarattı' meâlindeki ikinci âyet-i kerîmede (kan pıhtısı) mânâsına gelen 'alak' kelimesi bu sûreye isim olmuştur. Sûre, ikra' (oku) diye baş ladığı için İkra' sûresi de denir. İlk beş âyet-i kerîmesi Kur'ân-ı kerîmin ilk inen âyetleridir. Sûrede çeşitli hususlar bildirilmekte ve bu arada Peygamber efendimize cephe alanlar, kavuştukları nîmete karşılık nankörlükte bulunanlar, gurûra kapılanlar tehdit edilmekte, Resûlullah efendimize, bu gibi kimselere iltifat etmemesi, secdeye (namaza) ve sâlih (iyi) işlere devam ederek Allahü teâlâya mânevî yakınlığa kavuşmaya çalışması emrolunmaktadır. (İbn-i Abbâs, Kurtubî, Taberî) Alak sûresinde meâlen buyruldu ki İnsan, ihtiyâçsız olunca, elbette azar. (Âyet 6)
[17/7 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Aktekin
T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
[17/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Cenazeyi yıkamanın hükmü nedir?
Ölen bir Müslümanın yıkanması, kefenlenmesi ve namazının kılınarak defnedilmesi farz-ı kifayedir (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 300, 306 318; Mevsıli, el-İhtiyar, I, 91). Bunların, meşru bir mazeret bulunmaması halinde vakit geçirilmeden yapılması ise müstehaptır.
[17/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Veda Hutbesi
Bismillahirrahmanirrahim
'Ey insanlar!
'Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim.
'Insanlar!
'Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.
'Ashabim!
'Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapıkliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.
'Ashabim!
'Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.
'Ashabim!'
'Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.
'Ey insanlar!
'Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.
'Ey insanlar!
'Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
'Ey mü'minler!
'Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.
'Mü'minler!
'Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.
'Ey insanlar!
'Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.
'Ey insanlar!
'Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.
'Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.
'Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz.
'Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:
Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
Zina etmeyeceksiniz.
Hırsizlik yapmayacaksiniiz..
'Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlar
[17/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Ta-Sîn. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.
(Neml, 27/1-3)
http://www.duavesureler.com
[17/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bizi doyurup içiren ve bizi Müslümanlardan eyleyen Allah'a hamdolsun.'
(Ebu Dâvûd, 'Eti'me', 53; Tirmizî, 'De'avat', 56 )
http://www.duavesureler.com
[17/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bize bu dünyada da iyilik, güzellik ve nimet yaz, ahirette de. Biz sana yöneldik.'
(A’râf, 7/157)
http://www.duavesureler.com
[17/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: • Abdülkadir-i Geylânî Hazretlerinin Vefatı (1166)
• Mimar Sinan’ın Vefatı (1588)
Semerkand Takvimi
[17/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Candan Kıymetli Dost
Hz. Ömer [radıyallahu anh], bir gün Allah Resûlü’ne [sallallahu aleyhi vesellem] edep içinde,
Ben sizi, nefsim hariç her şeyden çok seviyorum dedi. Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem],
Beni nefsinden de daha fazla sevmedikçe, bu iş tamam olmaz buyurdu.
Hz. Ömer sustu. Allah Resûlü [sallallahu aleyhi vesellem] kendisine yönelip birkaç defa şefkatle nazar etti; o esnada kalbine nur ve feyiz akıttı. Hz. Ömer gönlünü yokladı, aslında onu her şeyden çok sevdiğini anladı ve samimi olarak,
Sizi nefsimden de çok seviyorum diye itiraf etti. Resûl-i Kibriya Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem],
İşte şimdi oldu! buyurdu (Buhârî).
Allah Teâlâ buyurur ki:
Resûlüm de ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallarınız, zarar etmesinden korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız evleriniz sizlere Allah’tan, resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez (Tevbe 9/24).
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] buyurur ki:
Sizden biri beni aile efradından, malından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe kâmil manada iman etmiş olmaz (Buhârî).
Semerkand Takvimi
[17/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
Ta-Sîn. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.
(Neml, 27/1-3)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=+mIvrHJFDBA=
[17/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Kıyâmet gününde (ameller tartılırken) mü’minin mizânında güzel ahlâktan daha ağır (gelecek) bir şey yoktur. Şüphesiz ki Allah Teâlâ, kötü huylu, çirkin sözlü kimseleri sevmez.'
(Tirmizî, 'Birr', 62)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=+mIvrHJFDBA=
[17/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allahım! Çabamızı karşılıksız bırakma, günahlarımızı bağışla, ibadetimizi en güzel şekilde yerine getirmemizi sağla.'
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=+mIvrHJFDBA=
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin. Hadis-i Şerif
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
(Bakara, 2/208)
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
'İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız.' diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız; bilakis, iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamayı içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz.
(Al-Tirmidhi)
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, sevabın hayırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum. Beni dinimde sabit kıl, mizanda sevaplarımın ağır gelmesini nasip eyle, imanımı gerçek eyle, derecelerimi yükselt, namazımı kabul eyle, günahımı bağışla...
(Hâkim)
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Musavvir
Yarattıklarına şekil ve özellik veren
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Abdestsiz Süt Vermedim
Ahmed-i Bîcân bir gün, Gelibolu'nun en büyük câmisinde vâz veriyordu. Herkes huşû içinde söylenenleri dinliyordu.
“Kardeşlerim! İnsanı Rabbinden uzaklaştıran perdelerin en büyüğü, kalbi öldürmek, karartmaktır. Kalbin ölmesine kararmasına sebep de dünyayı sevmektir. Bir hadîs-i kutsîde buyruldu ki:“Ey Âdemoğlu! Kanâat et zengin ol. Hasedi terket, râhat ol! Dünyâyı terket, dînin halis olsun.“
Kim gıybeti terkederse, Allahü teâlâya karşı olan sevgisi çoğalır. Kim az ve doğru konuşursa, aklı tam olur. Kim aza kanâat ederse, gerçekten Allahü teâlânın ahdine inanmış olur. Kim dünyâ için kaygılanırsa Allahü teâlâdan uzaklaşır.“
Ahmed-i Bîcân hazretleri vâz ettiği kürsüden bir ara başını kaldırdı. Câminin giriş kapısında ağabeyini gördü. Ayakta bekliyor ve kendisine tebessüm ediyordu. İçeri girip bir yere oturmamasına hayret etmişti. Sonra mânevî bir huzurla vâzına devâm etti. Ağabeyinin bu şekilde beklemesi bir türlü aklından çıkmıyordu.
Akşam annesi ile sohbet ederken bu aklından çıkmayan şeyin sebebini öğrenmek istedi ve; “Anneciğim! Bugün dikkatimi çeken bir şey oldu. Vâz ederken ağabeyim câmi kapısında durmuş, bana bakıyor ve tebessüm ediyordu. Ama içeri girip oturmadı. Sebebini ondan bir suâl eylesen.“ dedi. Evlâdını kıramayan anne ertesi gün büyük oğlu Muhammed Bîcân'a giderek sohbet arasında kardeşinin vâzı arasında niçin câmiye girmediğini sordu. O da; “Kardeşim âlim, ârif biridir. Hâcı Bayram-ı Velî hazretlerini görünce bir başka Ahmed oldu. Sözleri hikmet dolu. Gönülleri alan, ruhları cezbeden bir üslûbu var. İlminden, irfânından istifâde edenlerin sayısı belli değil. Ben de mübârek sözlerini dinlemek için gitmiştim. Meleklerin kanatlarını sererek vâzını dinlediklerini gördüm. Basmamak için içeriye girmedim.“ dedi.
Bu duruma çok sevinen annesi, eve dönerek durumu küçük oğlu Ahmed-i Bîcân'a anlattı. Ahmed Bîcân sevineceği yerde durgunlaştı. Bunu fark eden annesi sebebini sorunca; “Ağabeyim melekleri gördüğü hâlde ben niçin göremiyorum, acabâ sebebi nedir?“ dedi. Annesi hiç beklemediği bu soru karşısında şaşırdı. Ahmed-i Bîcân hazretleri sonra ilâve etti; “Anneciğim bunun sebebini senin bilmen lâzım. Biraz düşün bulacaksın.“ dedi.
Annesi bir süre düşündükten sonra yaşlı gözlerle oğluna; “Sen henüz süt emme çağında idin. Namaza durmuştum. O esnada komşularımdan bir hanım geldi. Sen ağlamaya başladın. Selâm vermeme de az kalmıştı. Kadıncağız ağlamayasın diye seni emzirmeye başladı. Selâmı vermemle birlikte mâni oldumsa da sen bir kaç yudum almıştın. Sonra sordum hanım abdestsiz imiş. Ben seni hiç abdestsiz emzirmedim. Her halde sebebi odur. “ dedi. Ahmed Bîcân; “Doğru söyledin.“ dedi.
[17/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz, Bize merhametinle muamele et.. sürçmelerimizi bağışla.. bütün günahlarımızı ve kusurlarımı affet.. Ömrümüzün geri kalan kısmında da bize sıhhat, âfiyet ver ve bizleri dupduru ve katışıksız salih ameller işlemeye muvaffak eyle!
[17/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: 'Nerede olursan ol, Allah'a karşı gelmekten sakın. Bir kötülüğün arkasından hemen iyilik yap ki onu yok etsin. Bir de insanlara güzel ahlâkla davran!'
(Tirmizî, Birr, 55)
[17/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET........ DIŞARDA 15 TEMMUZ
Filistinli tarihçi Ahmet Musa: Haberi ilk aldığımız andan itibaren sokaklara döküldük. Bütün eller semaya açılmıştı. Dillerimizden bildiğimiz bütün sûreleri okuyup duâlar ediyorduk. Birçok insanın gözlerinde yaş vardı. Türk kardeşlerimizin özgürlüğü, kanı, canı gasp ediliyor ve Kudüs bir hâmisini mi kaybediyor endişesi vardı. Türkiye güçlü olursa bütün Müslümanlar güçlü olur...
Afganistanlı Muhammed Ali Ashna: FETÖ’cü kalkışma duyulduğunda genci yaşlısı ile yüz binlerce Afgan, sokaklara döküldü, Allaha yönelip Türk milletinin bu belâdan kurtulması için duâ etti. Türkiye, Müslümanların son kalesidir. Biz İslâm’ın liderini ve son kalesini korumak için ecdadımızdan geri durmayız dedik ve haykırdık...
Bulgaristanlı Orhan Hafız: Evde televizyon izlediğim esnada olaylardan haberdar oldum. İçimiz yanıyor ve bir şeyler yapmak istiyorduk. O anlarda tek tesellimiz, başta Selimiye Câmii minârelerinden okunan salalar oldu. Bir grup arkadaşımla Hamzabeyli Sınır Kapısı’na kadar gittik. Türkiye’miz, şehîdlerimiz ve gazilerimiz için Allaha yalvardık...
Halepli Avaş Cesim İsa (76): O gece size bir şey olsa bizim hâlimiz nice olurdu? Türkiye’de bir oğlum, bir kızım ve torunlarım var. Burada hepimiz Erdoğan’ın kanatları altında yaşıyoruz. O gece kendi derdimizi unuttuk sadece Türkiye için duâ ettik.
Tanzanyalı Şaban Yusuf: Türk milleti o gece bütün dünyaya vatan nasıl sevilir gösterdi. Hem de tarihe kanları ile yazdıkları bir destan armağan etti. Darbeyi ögrenince göz yaşlarıma hâkim olamadım ve mescitte ağlamaya başladım. Ellerimi semaya açıp bizim kötü gördüğümüz bu durumu hayra tebdil etmesi için Allaha yalvardım...
Sudanlı Doktor Tarık Nur: Darbeyi bir arkadaşımdan öğrendim. Hemen TV’yi açtım, TRT Arapça yayını çıkmadı. Israrla Türk Büyükelçiliğini aradım ancak telefonu cevap vermiyordu. Çok zor saatlerdi. Ailece oturup duâ ettik. Müslümanların lideri Erdoğan’a zarar gelmesin diye samimi gözyaşı döktük...
Özbek akademisyen Zebunisa Hüseyin: Euronews ve Rusya kanallarından takip etmeye başladım. Türkiye, âdeta bir savaşın içinde gibi yansıtılıyordu. Patlamalar, ölümler, tanklar, halkın sokaklarda olduğu görüntüler. “O güzelim ülke savaşlar içinde kaybolacak mı?..
17.07.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[17/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Enes (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Kim güzel bir şekilde abdest alır, Müslüman kardeşine, sevap düşüncesiyle hasta ziyaretinde bulunursa, cehennemden yetmiş yıllık yürüme mesafesi uzaklaştırılır.' Sabit dedi ki: 'Ey Ebu Hamza, harif nedir?' diye Enes'ten sordum. Bana: 'Yıl!' diye cevap verdi.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Cenaiz 7, (3098)
Hadisin Açıklaması:
null
[17/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: O (kıyâmet)gün(ünde) her kimin kitabı sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve kıl kadar zulmedilmeyecekler. (İsrâ Sûresi, âyet 71)
[17/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Kim, Kur'an-ı Kerim'i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona, isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm. Ravi: Tirmizi, Sevabul Kur'an 25
[17/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): 'Köylü adına şehirli satış yapmasın' dedi ve ilave etti: 'Bırakın insanları, Allah birinin sebebiyle diğerini rızıklandırsın' buyurdu.
Kaynak : Buhari, Büyu 58, 64, 67, 69, 70, 71, İcare 14, Şurüt 8, Müslim, Büyu 11, 12, 18-21, (1515, 1520-1523), Nikah 51, 52 (1413), Ebu Davud, Büyu 47, (3442), Tirmizi, Büyu 13, (1223), Nesai, Büyu 17, (7, 256), İbnu Mace, Ticarat 15, (2176), Muvatta, Büyu 96, (2
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[17/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: çok konforlu bir hayat yaşayan kişi kıyamet günü cehenneme bir kere daldırılır ve: Ey Ademoğlu sen hayatında iyi bir gün geçirdin mi? Konforlu bir hayat yaşadın mı? diye sorulur. O kişi de: Vallahi görmedim Ya Rabbi, cevabını verir.
Cennetliklerden olup dünyada şiddet ve ızdırapla gün geçiren bir kişi getirilir. Cennete bir kere daldırılır. Ona da: Ey Ademoğlu sen hayatında hiçbir sıkıntı çektin mi zorluk darlık gördün mü? denilir. O kişi de: Hayır vallahi Rabbim, hiçbir yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim, der. (Müslim, Münafıkîn 55)
463- وعن المُسْتَوْرد بن شدادٍ
، قال : قال رسولُ الله
: مَا الدُنْيَا في الآخِرةِ, إلا مِثْلُ مَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ أُصْبُعَهُ في اليَمِّ، فَلْيَنْظُرْ بِمَ يرْجِعُ .
463: Müstevrid ibni Şeddad (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ahirete göre dünyanın değeri ancak sizden birinin parmağını denize daldırmasına benzer. Parmağıyla denizden aldığı suyu göz önüne getirip bir baksın –kısa, değersiz ve yok denecek kadar az.- (Müslim, cennet 55)
464- وعن جابِرٍ
أن رسولَ الله
مَرَّ بِالسُّوقِ وَالنَّاسُ كَنَفَتَيْهِ، فَمَرَّ بِجَدْيٍ أَسَكَّ مَيِّتٍ، فتَنَاوَلَهُ، فَأخذ بأُذُنِهِ، ثُمَّ قال : أَيّكُمْ يُحِب ُّأن يكُونَ هذَا لَهُ بِدِرهمٍ ؟. فَقالوا : مَا نُحِبُّ أنهُ لَنَا بِشَيْءٍ، وَمَا نَصنَعُ بِهِ ؟ ثم قال : أَتُحِبُّونَ أنهُ لَكُمْ ؟. قالوا : والله لَوْ كان حَيًّا كان عَيْبا, أنهُ أَسَكُّ. فَكَيْفَ وهو مَيِّتٌ ! فقال : فَوَالله لَلدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى الله مِنْ هذَا عَلَيْكُمْ .
464: Cabir (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir gün çarşıya uğramıştı, ashabı da etrafında idi. Küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladı, onu kulağından tutarak: “Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?” buyurdu. Ashab:
-Onu daha az para ile de olsa almayız, onu ne yapalım ki, dediler. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
-Size bedava verilse ister misiniz? diye sordu. Onlar:
-Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa kulaksız olduğu için kusurludur, ölü iken onu ne yapalım? Diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Allah’a yemin ederim ki bu oğlak sizce nasıl değersiz ise dünya da Allah katında ondan daha değersizdir.” Buyurdular.
465- وعن أبي ذرٍّ
، قال : كُنْت أَمْشِي مَعَ النبيِّ
في حَرَّةٍ بالمدينَةِ، فَاسْتَقْبَلَنَا أُحُدٌ فقال : يَا أبَا ذَرٍّ . قلت: لَبَّيْكَ يَا رسولَ الله. فقال : مَا يَسُرُّني عِنْدِي مِثْلَ أُحُدٍ هَذَا ذَهباً تمْضِى عَلَيَّ ثَلاثَةُ أَيَّامٍ وَعِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ، إلا شَيْءٌ أُرْصدُهُ لِدَيْنِ، إلا أن أَقُولَ بِهِ في عِبَادِ الله هكَذَا, وَهكَذَا وَهكَذَا. عن يَمِينِه وعن شمالِه وعن خلفه, ثم سار
[17/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.'
-Yusuf Suresi, 6
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[17/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3626]
'Sizden biri, karnında bir şeyler hissetse ve fiilen çıkıp çıkmadığı hususunda tereddüd içinde kalsa, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidden çıkmasın.'
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[17/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Allah kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Büyük Arş'ın Rabbidir. - Neml - 26. Ayet
[17/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: ...Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol! - Müslim, İman, 162
[17/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Cehenneme götüren fitneden, cehennemin azabından zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.” - Ebû Dâvûd, “Vitr”, 32
[17/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Ali b. Ebû Tâlib, Allah Resûlü’nün amcasının oğlu, kıymetli kızı Fâtıma’nın eşi, “dünyadaki iki reyhanım” diye nitelediği (Buhârî, Edeb, 18) torunları Hasan ve Hüseyin’in babası, Müslümanların râşid halifelerinin dördüncüsüdür. Peygamber evinde yetişme saadetine erişen Hz. Ali, Resûlullah’a iman eden ilk çocuktu. Hz. Peygamber’e olan sadakatini en zorlu anlarda bile göstermekten geri kalmamıştı. Hicret esnasında büyük bir cesaret örneği göstererek müşriklerin hain planlarına rağmen Hz. Peygamber’in yatağında yatmıştı. O, Resûlullah için akrabadan öte bir kardeşti. Nitekim hicretten sonra Allah Resûlü Mekkeli muhacirlerle Medineli ensarı birbirleriyle kardeş ilan ettiğinde, Hz. Ali gözleri yaşlı bir şekilde Resûl-i Ekrem’in huzuruna gelerek “Yâ Resûlallah! Ashabın arasında kardeşlik kurdun fakat benimle kimseyi kardeşleştirmedin.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Sen, benim dünyada ve ahirette kardeşimsin.” diye cevap verdi. (Tirmizî, Menâkıb, 20) - RESÛLULLAH’IN DÜNYA VE AHİRET KARDEŞİ: HZ. ALİ
[17/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: ve Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir.
[17/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Perde-i ismette kaldı mânii Kur'ân henüz.'
'Kâinatın bâkir fikirleri parça parça oldu. Fakat
Kur'an'ın mânâları hâlâ koruma perdesi içinde kaldı.' demiştir.
Biz mantıkî düşünürken estetiğin ölçülerini, edebî düşünürken de mantığın kural ve ilkelerini feda etmek alışkanlığında olduğumuz için, Kur'ân'daki uyum
ve ahengi bütün yönleriyle bir cetvel çizer gibi düşünce yoluyla ölçemiyor isek de o fıtratı yaşarken onun yüce zevkini vecd ile duyabiliriz. Kur'ân da, bu zevki, okuyanlardan ziyade yaşayanlarına ihsan etmek için 'Bu, takva ehline hidayettir.' (Bakara, 2/1) diye hitap edecektir. Bundan dolayı herşeyden önce gafletimizden, vesvesemizden, şeytanlıklardan arınmak için bütün bilinç gücümüzle Allah'a sığınarak 'Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.' diyelim ve o her şeyi çeken kuvveti yaşamak için; 'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla.' demek olan besmele anahtarına yapışalım ve bir teşekkür duygusu ile Fâtiha'sından başlayalım.
Meâl-i Şerifi
1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah'ın.
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
ÂYETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:
2- Kur'ân'da sûreler, sûrelerin çoğunda kıssalar, kıssalarda âyetler, âyetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık veya kapalı, sözle veya mânâ ile birçok yönden tam bir uyum ve belli bir düzen vardır ki, bunların tek tek araştırılması ve ayrıntılarının açığa çıkarılması sayısız denilebilecek kadar çoktur ve hemen hemen bütün ilimleri ve sanatları da yakından ilgilendirir. Bu ilimlerin en başta geleni de Nahiv (Dilbilgisi) ve Belağat (sözü yerinde söyleme sanatı) ilimleridir. Kur'ân'ın nazmında cümlenin yapısı, sözün öncesiyle ilişkisi, sözün gelişi ve akışı, anlam ve kavram, söz ile mânâ arasındaki uyum (mutabakat), sözün içeriği ile gereği, ibare, işaret, delalet, iktiza, açıklık ve gizlilik, hakikat, temsil, sarahat, kinaye, îmâ, telmih, mantık, hikmet, maksada uygunluk gibi beyan ilmini ilgilendiren yönleriyle sözün öncelikle kulağa hoş gelmesi ve kolay anlaşılması gözetilmiştir. Ondan sonra da sözün kalbe dolmasını ve etki yapmasını sağlayan fesahat (açık ve anlaşılırlık), tatlılık, düzgünlük, akıcılık, incelik, ölçülülük, çarpıcılık, kolaylık, sanatlılık, yenilik, çok yönlülük, tutarlılık, uyum ve ahenk, dile hakimiyet, üslup, söz ile anlam arasındaki denge, sözü uzatma, az ve öz sözle çok anlam ifade etme ve nihayet kimseyi taklit ve tekrar etmemek demek olan ibdâ ve harikuladelik gibi özellikler açısından, hem söz güzelliğini, hem de anlam derinliğini ve zenginliğini birlikte içine alan pekçok güzellik ve estetik incelik bulunmaktadır. Kısacası, Kur'ân'da kelimelerin asıl dil ve sözlük mânâları açısından delalet ettikleri anlam, akıl ve mantık açısından delalet ettikleri anlam, tabiî zevk ve sezgi açısından delalet ettikleri anlam olmak üzere üç çeşit delaletin bileşkesi olan ve sonludan sonsuza doğru yol alan uyum ve ahengin hissedilebilen ilişkilerini özetle dile getiren inceliklerdir bunlar. İşte bunlar tefsirin ruhunu teşkil eder. Genelde avam için dil açısından sözün mânâya delaleti, alimler için akıl ve mantık açısından delaleti, edebiyatçılar ve estetikçiler ve hikmet ehli olanlar için zevk, sezgi ve fıtrata uygunluk açısından delaleti önem taşır. Terceme ile dil değiştiği için birinci ve üçüncü hususlarda kendiliğinden büyük kayıplar olur. Ayrıca bundan akıl ve mantık açısından söz konusu olan delalet de etkilenir.
Bunun için biz bazı yerlerde bu ilişkileri kısaca göstermeye çalış
[17/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: 208 - es-Sâib İbnu Yezîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde bir sâ', bugün sizlerin kullanmakta olduğunuz müdd'le, bir müdden üçte bir müdd miktarında fazla idi. Ancak bu miktara Ömer İbnu Abdilaziz merhum zamanında ilâve bulunuldu.
Buhârî,, İ'tisam 16, Kefârât 5; Nesâî, Zekât 44, (5, 54).
209 - Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sattığın zaman tart, satın alınca tarttır.'
Buhârî, Büyû' 51.
ALIM-SATIMIN ADABINA DAİR MÜTEFERRİK HADİSLER
210 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular: 'Allah'ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah'ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.'
Müslim, Mesâcid 288, (671).
211 - Selman (radıyallahu anh) diyor ki: 'Elinden geliyorsa, çarşıya ilk giren olma. Oradan son çıkan da olma. Çünkü çarşı, şeytanın, (insanları şaşırtmak için kıyasıya) savaş verdiği yerdir, bayrağı da orada dalgalanır.'
Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 100,(2451)
[17/7 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: makâmınıza sunulur ki, sol el, kalb makâmına işâretdir. Kalbin sâhibine yükselmeden öncedir. Yukarıdan indikden sonra kalb makâmına getirirler. Bu makâm başkadır. Sağ ile sol arasında geçitdir. Kavuşanlar, bunu iyi bilir. Sülûk yapmamış olan meczûblar, kalb makâmına varırlar. Bunlara (Erbâb-i kulûb) denir. Kalbin sâhibine kavuşmak için sülûk yapmak lâzımdır. Bir makâmın bir kimseye verilmesi demek, ona bu makâmda husûsî bir şân hâsıl olması demekdir. Bu şân ile, o makâmın erbâbından ayrılır. Ayrılıklarından biri, cezbenin, önce olması demekdir ve o makâmda husûsî bekâsı hâsıl olarak o makâmın bilgilerine ve ma’rifetlerine kavuşur. Kalb makâmının bilgileri ve cezbenin, sülûkün, fenâ ve bekânın ne oldukları ve bunlara benzer bilgiler, bundan evvelki mektûblarda, yazılarak sunulacağı bildirilen kitâbda açıklanmışdır. Mîr Seyyid Şâh Hüseyn, acele ile yola çıkdı, temize çekmek nasîb olmadı. Bu kitâb üzerindeki kıymetli düşüncelerinizi ve emrlerinizi okumakla şerefleniriz inşâallahü teâlâ. Azîz Mütevakkıf cezbe makâmında yukarıdan inmişdir. Fekat yüzü bu âleme değildir. Hep yukarıya bakmakdadır. Yükselmesi başkasının çekmesiyle olduğu için cezbeye uygundur. İnerken, birlikde az birşey getirdi. Nisbetinin aslı, başkasına bağlı olan teveccüh idi. Kendisini bu teveccüh yükseltiyordu. Bu nisbeti şimdi de vardır. Cezbe nisbetinde, ceseddeki rûh gibidir ve karanlıkda bulunan ışık kaynağı gibidir. Fekat bu cezbe, büyüklerimizin bildirdiği cezbe değildir “kaddesallahü teâlâ esrârehüm”. O cezbe, Hâce-i Ahrâr “kuddise sirruh” hazretlerine yüksek dedelerinden gelmişdir. [Ya’nî annesinin dedelerinden gelmişdir. (Reşehât) kitâbı.] O büyüklerin, bu makâmda husûsî şânları vardır. Birkaç talebe rü’yâda gördüler ki, yukarıda adı geçen Azîz Mütevakkıf, Hâceyi yimişdir. Bu rü’yâ, bu makâmın görüneceğini göstermekdedir. Bu cezbenin fâide vermek makâmı ile ilişiği yokdur. Bu makâmda, yüz, hep yukarı doğrudur ve hep şü’ûrsuzluk lâzımdır. Cezbe makâmlarından çoğuna kavuşdukdan sonra bunlar sülûke uygun olmaz. Bunları yazarken o makâma doğru idim. Ba’zı incelikleri göründü. Sebebsiz teveccüh olunamıyor. Herşeyin doğrusunu Allahü teâlâ bilir. O azîz, birkaç aydan beri aşağı inmişdir. Fekat bu cezbe makâmına tam girmiyor. Bu makâmın şânını bilmediği için giremiyor. Dağınık düşünceleri buna sebeb oluyor. Bu saçma yazılar yüksek kapınıza kavuşduğu zemânda, bu makâma tam gireceğini ümmîd ederim. Hâce hazretlerini bundan sonra tam indirirler.
16
ONALTINCI MEKTÛB
[17/7 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: İne Satışı
Ana Sayfa
Hukuki ve Ticari Hayat
İne Satışı
Hukuki ve Ticari Hayat
C) İne Satışı
En yaygın tanımlamaya göre ine, “bir malın belli bir fiyat karşılığında vadeli olarak satılıp, satılan fiyattan daha düşük bir fiyatla geri satın alınması”dır. Aynı işlemin, araya üçüncü bir kişi sokularak yapılması da ine satışı kapsamında değerlendirilmektedir. Böyle bir usulün genelde faiz yasağını aşmak ve vadeli kredi temin etmek isteyen kimseler tarafından kullanılmakta olması, ine satışını normal bir alım satım olmaktan çıkarıp faizle yakından ilişkili hale getirmekte, bunun için de fıkıh kültürümüzde konu bu çerçevede ele alınmaktadır.
İslam hukukunda konular incelenirken kişilerin maksat ve niyetlerinden ziyade davranışların dışa akseden objektif görüntülerinin esas alındığı, hukuki işlemlerin mümkün olduğu ölçüde objektif ve açık kurallara bağlandığı bilinmektedir. Çünkü hukuki hayatta düzen ve istikrarın kurulabilmesi, üçüncü şahısların haklarının korunabilmesi bir ölçüde buna bağlıdır. Fakat fıkıhta davranışların dayandığı niyet ve saik de ihmal edilmemiş, en azından hükümler diyani-kazai ayırımına tabi tutularak, bir hukuki işlemin şeklen hukuka uygunluğunun kişilerin Allah katında sorumluluktan kurtulmada yeterli olmayabileceği, zira Allah katında kişilerin iç irade ve düşüncelerinin de önemli olduğu ısrarla vurgulanmıştır. İslam hukukunda ine satışının caiz olup olmadığına ilişkin tartışmaları bu bilgiler ışığında değerlendirmek gerekir.
İne satışı İslam hukukunda, akidlerde şekil şartlarının mı tarafların gerçek niyet ve maksatlarının mı esas alınacağı, akdi yapanların kasıt ve niyetinin akde etki edip etmediği, yasak olan bir sonuca meşru birtakım yollardan gidilerek ulaşmanın yani hile-i şer‘iyyenin caiz olup olmayacağı gibi açılardan ele alınıp tartışılmıştır. Hanefi hukukçular, prensip olarak niyet ve kastın, akdin sıhhatine etki etmeyeceğini kabul ettikleri, hile-i şer‘iyyeye uygulamada sıklıkla başvurdukları ve akdi ilişkilerde prensip olarak akdin rüknünün kusursuz bir şekilde mevcut olmasını yeterli gördükleri halde, Hz. Aişe’nin bu meseleye ilişkin bir sözünü dikkate alarak ine yoluyla satımın caiz olmayıp fasid olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Hanefi hukukçuların bu konudaki dayanağı Hz. Aişe’den nakledilen şu haberdir: “Bir kadın Hz. Aişe’ye gelerek, ‘Benim bir cariyem vardı. Bunu Zeyd b. Erkam’a vadeli (veresiye) olarak 800 dirheme sattım. Sonra da aynı cariyeyi Zeyd b. Erkam’dan 600 dirheme peşin olarak satın aldım ve parasını ödedim. Şimdi benim ondan 800 dirhem alacağım var’ dedi. Aişe, ‘Ne kötü satım yapmışsın ve ne kötü satın alma yapmışsın! Git, Zeyd’e haber ver; Allah onun Hz. Peygamber’le birlikte yaptığı cihadı iptal etti. Ancak, tövbe ederse o başka’ diye cevap verdi. Kadın bunun üzerine Aişe’ye, ‘Ana paramı alıp fazla kısmı iade etsem olur mu?’ diye sordu. Aişe de, ‘Kime rabbinden bir öğüt gelip vazgeçerse, daha önce yaptıkları kendinedir’ (elBakara 2/275) mealindeki ayeti okudu” (Abdürrezzak es-San‘ani, el-Musannef, VIII, 184-185; Şevkani, Neylü’l-evtar, V, 206).
Hz. Aişe’nin sözünün bu görüşe dayanak kılınması şöyle açıklanır: Hz. Aişe’nin böyle bir satım akdi yapan Zeyd b. Erkam hakkındaki ağır ifadesi, yani dinden dönme dışında bir davranış sebebiyle o zamana kadar yaptığı taatlerin boşa gideceğini belirtmesi, akıl ve rey ile bilinebilecek bir konu değildir. Öyleyse Hz. Aişe bunu, Hz. Peygamber’den duymuş olmalıdır. Bu da, Zeyd’in yaptığı akdin fasid olduğunu göstermektedir. Çünkü fasid akid bir masiyettir. Diğer yandan Hz. Aişe bu akdi, “kötü bir satma ve kötü bir satın alma” olarak nitelemiştir. Bu vasıf, fasid akde uygun düşen bir vasıftır.
Hanefi hukukçuları
[17/7 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: Atlamak
Ana Sayfa