Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[18/7 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: 30 - Bevl ve Diğer Necasetler Mescidde Vuku Bulursa Onları Yıkamanın Vücübü ve Yerin Kazmaya Hacet Kelmaksızın Su İle Temizleneceği Bâbı
 
685 - Bize Kuteybetü'bnü Said rivâyet etti,
 
(Dedi ki): Bize Hammâd ki İbn Zeyddir Sâbit'ten, o da Enes'den naklen rivâyet etti ki bedevinin biri mescide bevl etmiş cemaatın bir kısmı (Döğmek için) ona doğru ayaklanamışlar bunun Üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)«Bırakın onu, bevlini kestirmeyin!» buyurmuşlar.
 
Enes: «A'rabi bevlini bitirince (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kova su istedi ve onu bevilin üzerine döktü». Demiş.
 
686 - Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivâyet etti
 
(Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd El-Kattan, Yahya b. Saîd El Ensâriden rivâyet etti. H.
 
Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybetü'bnü Saîd hep birden Derâverdî'den rivâyet ettiler. Yahya b. Yahya dedi ki: Bize Abdülâziz b. Muhammed El - Medenî, Yahya b. Saîd'den naklen haber verdi ki Enes b. Mâlikî şunları söylerken işitmiş: A'rabînin biri mescidin bir tarafına durarak oraya bevl etti de cemâat kendisine seslendiler. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Bırakın onu!» dedi. A'rabi işini bitirince Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kova (su) getirilmesini emir buyurdu ve kova bevlinin üzerine döküldü.»
 
687 - Bize Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ömer b. Yûnus El-Hanefî rivâyet etti.
 
(Dedi ki) bize İkrimetü'bnü Ammâr rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İshâk b. Ebî Talha rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bana Enes b. Malik - ki İshâkın amcasıdır - rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bir defa biz mescidde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) birlikte bulunuyorduk. Ansızın bir bedevi çıka geldi ve mescidin içine bevletmeğe kalkıştı. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Ashabı:
 
Heey... Heey!... dediler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Onun bevlini kesmeyin: Bırakın onu!» buyurdular.
 
Ashâb da bevlini bitirinciye kadar onu bıraktılar. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırarak kendisine şunları söyledi.
 
«Şüphesiz ki, bu mescidler ne şu bu bevlden, ne de pislikten hiç bir şeye yaramazlar. Bunlar ancak Allah azze ve celleyi anmak, namaz kılmak ve Kur'ân okumak için (bina edilmişler) dîr.» Yahut Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in dediği gibidir. Müteakiben peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) cemaattan birine emir buyurdu o da bir kova su getirerek bevlin üzerine serpti.
 
 
 
 
[18/7 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Salih İbnu Süheyb, babası Süheyb (İbnu Sinan)'dan naklediyor: 'Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki: 'Üç şey vardır ki onlarda bereket vardır: 'Belli bir vade ile olan satış, Mukâraza (denilen ortaklık çeşidi), satmak için değil, ev için buğday-arpa karışımı.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[18/7 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: 100. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:'Kim ki sabahladığı zaman: Allah'tan başka ilâh yoktur;yalnız O vardır,O'nun ortağı yoktur.Mülk O'nundur,hamd O'nundur ve O,her şeye kadirdir;derse,Hazreti İsmail(Aleyhisselâm) evladından bir köle azat etmek kadar sevap alır,ona on hasene yazılır,ondan on günah düşürülür,on derece yükseltilir ve akşama girinceye kadar şeytandan korunmuş olur.Bu kelimeleri gecelediği zaman söylerse,sabahlayıncaya kadar aynen bu mükâfatı alır'.(Buhari-6403,Müslim-2694,Tirmizi-3468)
[18/7 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Büyük Millet Meclisi’nin Misak-ı Milli Üzerine Yemin Etmesi 1920
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/7 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“(Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah, bunlarla ancak dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.” 
 
Tevbe55
[18/7 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ne mutlu o kimseye ki amel defterinde çokça istiğfar (tevbe) bulur.” 
 
İbn-i Mâce, Edeb, 57
[18/7 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: YAMAK
 
Ahi birliklerinde bir gencin meslek yaşamının ilk kademesine yamaklık denirdi. Bir esnafa yamak olabilmek için 10 yaşından küçük olmak, velisi tarafından işe devamını sağlamak ve iki yıl parasız ve sürekli çalışmayı kabul etmek gerekiyordu. Yamaklara ücret ödenmez, boğaz tokluğuna çalışırlardı.
Bu süreyi tamamlayanlar özel bir törenle çıraklığa yükselirdi. Yamaklar iş yerinde meslekî eğitim görürken, zaviyelerde de dinî ve sosyal bilgileri alarak eğitimlerini bir bütünlük içinde devam ettirirlerdi.
Yamaklara öncelikle teşkilatın âdâb ve erkânı ile kaçınmaları gereken tutum ve davranışlar öğretilirdi. Yamağın ise devamını velisi tarafından sağlanacağının taahhüt edilmesi de şarttı.
Yamaklar veya diğer bir deyişle muptediler, iş yerlerinde sanat öğrenir, ilgili iş kolunun zaviyesinde ise diğer konularda eğitim görürlerdi. Günümüzde bu anlamda bazı esnafların yetiştirmek üzere yanına aldıkları kişilere yamak denilmektedir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18/7 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنْ كُنْتَ صَائِمًا بَعْدَ شَهْرِ رَمَضَانَ فَصُمِ الْمُحَرَّمَ فَإِنَّهُ شَهْرُ اللهِ فِيهِ يَوْمٌ تَابَ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ وَيَتُوبُ فِيهِ عَلَى قَوْمٍ آخَرِينَ. (ت)
 
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ramazân-ı şerîf ayından sonra oruç tutmak istersen Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allâhü Teâlâ’nın ayıdır. Onda, bir gün vardır ki Allâhü Teâlâ, o günde bir kavmin tevbesini kabul etti. Yine o günde, nice kavimlerin de tevbesini kabul edecektir.” (Sünen-i Tirmizî)
 
18 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[18/7 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: MUHARREM AYININ BİRİNCİ GÜNÜNDE NE YAPILIR?
 
Muharrem ayının birinci gününde, her birinde besmele çekerek, bir defada 1000 İhlâs-ı şerîf okuyanları, Cenâb-ı Hak lütfuyla, keremiyle bu âlemden kul borcu ile huzuruna getirmeyecek, dünyada ödemeye muvaffak kılacaktır.
 
Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak, faziletli ibadetlerdendir. Bu on günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10. günlerde oruç tutmalıdırlar. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), 9. günü seferde bulunduğundan yalnız 10. günü oruç tutmuşlar ve “Sağ olursak, gelecek sene 9. günü de tutarız.” buyurmuşlardır.
 
Bu ayın perşembe, cuma, cumartesi günlerinde peş peşe oruç tutulursa 900 senelik nâfile oruç sevabı verilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
 
MUHARREM AYI İCTİMÂI, RU’YET VE BAŞLANGICI
 
Hicrî-Kamerî 1445 yılı Muharrem ayı ictimâı, 17 Temmuz günü Türkiye saati ile 21.32’dedir. Ru’yet ise 18 Temmuz Türkiye saati ile 11.09’dadır.
 
Hilâl ilk olarak Asya Kıtası’nın güneyinden ve Avustralya Kıtası’nın kuzeyinden itibaren görülmeye başlayacaktır.
 
19 Temmuz günü de Muharrem ayının 1. günüdür.
 
MÜSLÜMANLARA BAZI SUÂLLER VE CEVAPLARI
 
S: Mezhep nedir? C: Büyük din müctehidlerinin şer‘î delillerden çıkardıkları meseleler ve hükümler topluluğudur.
 
S: İtikâdda mezhebin nedir?
 
C: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat Mezhebi’dir.
 
S: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat’in itikâdda mezhep imâmları kaçtır?
 
C: İkidir; İmâm Ebû Mansur Muhammed Mâtürîdî ve İmâm Ebü’l-Haseni’l-Eş’arî Hazretleridir.
 
S: Ehl-i Sünnet’in amelde mezhebi kaçtır ve imâmları kimlerdir?
 
C: Dörttür; 1-Hanefî, 2- Şâfiî, 3-Mâlikî, 4-Hanbelî mezhepleridir. İmâmları; 1-İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe, 2-İmâm Şâfiî, 3-İmâm Mâlik, 4-İmâm Ahmed bin Hanbel (rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn).
 
 
 
18 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[18/7 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım seni zikretmek, sana şükretmek, sana güzelce ibadet etmekte bize yardım et.” (Ibn Hanbel, II, 299)
[18/7 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. HARUN (a.s.): KARDEŞ PEYGAMBER 
DİNÎ KAVRAMLAR
Hz. Musa, Medyen dönüşü Sina dağında peygamber olarak TEFRİKA
Tefrika, parçalara ve bölük-
görevlendirilip tebliğ için Firavun’a gitmesi emredilince, bu ağır görevi yerine getiremeyeceği endişesiyle, şöyle dedi:
lere ayırmak, bölücülük ve “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından kor- ayrıcalık yapmak demektir. kuyorum. Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Dindetefrikaşiddetleredde- Harun’a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap).” dilmiştir. Tefrika, İslam’ın te- (Şuara, 26/12-13) mel ilkesi olan tevhîd (birlik) ilkesi ile ters düşmektedir. Cenab-ı Allah, mü'minlere “Topluca / hepiniz Allah’ın ipine (Kur’an’a / İslam’a) sarılın, ayrılığa düşmeyin...” buyurmuştur (Âl-i İmrân, 3/103). Birlikte rahmet, ayrı-
Hz. Musa, yüce Allah’tan güzel konuşan ağabeyi Harun’u kendi- sine yardımcı olarak vermesini istemişti. Bunun üzerine Allah, dileğini kabul etti ve Harun’u da peygamber olarak görevlendi- rip Hz. Musa’ya yardımcı tayin etti.“Rahmetimiz sonucu kardeşi Harun’u bir nebi olarak kendisine bahşettik.” (Meryem, 19/53)
Hz. Harun da hikmetler dolu tevhid mücadelesinde Musa pey- gamberle birlikte kavmine öğütlerde bulundu.
lıkta azap vardır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık. Anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık. (Necip Fazıl Kısakürek)
[18/7 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Beslenme, dolayısıyla gıda maddeleri ve içecekler sağlığımızı yakından ilgilendirdiği, günlük hayatımızın önemli bir parçasını oluşturduğu gibi sosyal ve kültürel hayatımızda da önemli bir yere sahip olmuş, ayrıca bireyin kendisini veya üçüncü şahısları ilgilendiren olumsuz sonuçları itibariyle de dinlerin ilgi alanına girmiştir. Daha önce gıda maddeleri ve içeceklerle ilgili dinî hükümlere temas edildi. Kur'an'da ve Sünnet'te bütün gıda maddeleri ve içeceklerin tek tek sayılıp haklarında ayrı ayrı açıklama yapılmadığını, aksine temel bazı ölçü ve yasaklamalar getirilmekle yetinildiğini biliyoruz. Yiyecek ve içecekler konusunda fıkıh literatüründe yer alan bilgiler, dinî metinlerdeki bu sınırlı hükümlerin fakihler tarafından kendi toplumlarının kültür ve geleneğiyle uzlaşımını sağlayan bir yorumu ve bu çerçevede üretilen çözüm önerileri, bilgi ve tecrübe aktarımları mahiyetindedir. Bu özellik, beslenme ihtiyacının dışında kalan ve fıkhın klasik doktrininin oluşumundan sonra ortaya çıkan sigara ve uyuşturucu madde kullanımı gibi bağımlılıklar hakkında daha da geçerlidir.
A) Sigara
Bağımlılıkların en yaygını ve belki de üzerinde en çok konuşulanı sigara bağımlılığıdır. Batı'da yaklaşık on asırlık bir geçmişi bulunan tütün ve sigara, XV. yüzyıldan itibaren yeni dünyadan İslâm dünyasına da sirayet etmiş, sigara alışkanlığının toplumda yayılmaya başlamasıyla birlikte sigara içmenin dinî hükmü, dinen sakıncalı olup olmadığı da tartışılır olmuştur.
Tıp ve pozitif bilimlerdeki son gelişmeler artık sigaranın zararını şüphe ve tereddütlü bir konu olmaktan çıkarmıştır. Sigaranın yol açtığı hastalıklar, zararlar ve kirlenme konusunu ele alan birçok araştırma sonuçları yayımlanmış, bu konuda müstakil eserler kaleme alınmıştır. Bu araştırmalarda belirtildiğine göre sigara, insan vücudunda bağımlılık (tiryakilik) meydana getirmekte, kurtulunması giderek güçleşen bir alışkanlık halini almaktadır. Ağız, boğaz ve üst solunum yollarında tahribata, mide ve kalp hastalıklarına, damarlarda, sinirlerde fonksiyonel bozukluklara yol açmakta olan sigaranın kanserle de yakın bağlantısının olduğu iddiası giderek kuvvet kazanmaktadır. Sigara içmenin meydana getirdiği ağız, beden ve çevre kirliliği, diğer şahıslara verdiği eziyet de çok ciddi boyuttadır. Örnek kabilinden sayılabilecek bu zararlar, haliyle sigara içmenin dinî hükmünü araştırmayı da gerekli kılmaktadır.
Sigara, on dört asırlık fıkıh tarihi içinde nisbeten yeni bir mesele olduğundan ilk devir müctehidlerinin konuyla alâkalı görüşünün bulunmayacağı açıktır. Çağdaş sayılabilecek son dönem İslâm bilginleri de sigaranın dinî hükmü konusunda üç gruba ayrılmışlardır.
1. Sigaranın zararlarını bilmeyen veya önemsemeyen bir grup bilgin, tütün kullanma (pipo, nargile vb. de dahil), sigara içme hakkında dinde açık bir hüküm bulunmadığını, şâri` tarafından açık bir yasak gelmediğini ileri sürerek sigara içmenin mubah olduğu görüşünü ileri sürmüştür.
2. Diğer bir grup İslâm bilgini ise, sigara içmeyi doğru bulmamakla birlikte, 'haram' da diyemedikleri için 'mekruh' olarak nitelendirmişlerdir.
3. Üçüncü bir grup ise, sigara içmeyi, özellikle tiryakilik derecesinde sigara alışkanlığını sağlık açısından zarara ve ekonomik yönden israfa yol açtığı, nafaka yükümlülüğünü ihlâl ettiği gerekçesiyle 'haram' saymışlardır.
Günümüz İslâm bilginlerinin genel eğilimini yansıtan bir değerlendirme yapmak gerekirse şunlar söylenebilir: Her şeyden önce, sigara içme hakkında dinî bir hükmün ve şâriin yasağının bulunmadığını söylemek doğru olmaz. Şer`î hükümler belli ilkelere dayalıdır ve birtakım gayelere yöneliktir. Naslar her mesele hakkında ayrıntılı ve münferit hüküm vermek yerine genel kurallar
[18/7 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: (O kullar), yalan yere sahitlik etmezler, bos sözlerle karsilastiklarinda vakar ile (oradan) geçip giderler  (FURKAN/72)
 
Onlar, bos söz isittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim islerimiz bize, sizin isleriniz size Size selam olsun Biz kendini bilmezleri (arkadas edinmek) istemeyiz, derler  (KASAS/55)
 
Orada bos bir söz ve günaha sokan bir laf isitmezler  (VAKIA/25)
 
(Bâtila) dalanlarla birlikte daliyorduk,  (MÜDDESSİR/45)
[18/7 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Eş-Şerrîd İbnu's-Süveyd es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, dedim, annem bana kendisi adına mü'mine bir cariye âzad etmemi vasiyet etti. Benim yanımda, Sûdanlı (nûbi) siyah bir cariye var, onu âzad edeyim mi?' Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Çağır, onu (göreyim)' dedi. Çağırdım ve geldi. Cariyeye sordu: 'Rabbin kim?' Cariye: 'Allah!' dedi, tekrar sordu: 'Ben kimim?' Cariye: 'Allah'ın elçisisin!' cevabını verince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bunu âzad et, zira mü'minedir' buyurdu.
Ebu Dâvud, Eymân 19 (3283); Nesâî, Vesâya 8, (6, 251).
[18/7 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır.
[Bakara Sûresi.98]
[18/7 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Şüphesiz ki sen gizlediğimizi de açıkladığımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrâhim, 14/38)
[18/7 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Allah temiz insanların davranışlarına bir iken on yazar. Sen de kimde bir iyilik görürsen onun bazı kusurlarını siliver.[Sadi Şirazî]
[18/7 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: ALEVÎ
 
Hazret-i Ali'ye mensûb olan. 1. Hazret-i Ali'nin hazret-i Fâtıma'dan olan çocukları  Hazret-i Hasan, hazret-i Hüseyin ve kıyâmete kadar çocukları. Hazret-i Hasan'ın çocuklarına şerîf, hazret-i Hüseyin'in çocuklarına seyyid denir. 2. Hazret-i Ali ve çocuklarını sevenler ve onların yolunda gidenler. Bunlar diğer Eshâb-ı kirâmın da hepsini severler. Ehl-i sünnet müslümanları böyledir. 3. Bu isimden faydalanarak diğer müslümanları kendi inançlarına çekmek isteyen Eshâb-ı kirâm düşmanı kimseler. Hurûfî denilen bozuk kimseler, temiz müslüman olan hakîkî Alevîleri aldatmak için kendilerine Alevî diyorlar. Bu güzel ismi maske olarak kullanıyorlar. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
[18/7 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Aktekin
 
 T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[18/7 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Gayrimüslim bir kimse müslüman mezarlığına ve müslüman bir kimse gayrimüslim mezarlığına defnedilebilir mi?
 
Ölen bir kimsenin, kendi dininden olan kimselerin mezarlığına gömülmesi genel bir uygulamadır. Bu, ölü ile ilgili işlemler konusunda her dinin kendine has uygulamaları bulunmasından kaynaklanan bir durumdur. Nitekim İslami gelenekte ölünün yıkanıp kefenlenerek defnedilmesi, kabir ziyareti ve ölüye dua gibi uygulamalar vardır. Bu uygulamaların sürdürülebilmesi ve dini kültürün bu alanda ayakta tutulabilmesi açısından Müslüman mezarlarının diğer inanç sahiplerinin mezarlarından ayrı alanlarda bulunması önem arz etmektedir. Nitekim tarih boyunca Müslümanlar bu konuda hassas davranmışlar, Müslüman mezarlarının başka inançtan olanların mezarları ile karışmamasına özen göstermişlerdir.
 
 Bununla birlikte Müslümanlar arasında yaşayan bir gayr-i müslimin ölümü halinde kendi din mensuplarının gömüldüğü bir mezarlığı yoksa ve başka yere nakli de mümkün değilse, bu gayri müslimin cenazesi Müslüman mezarlığının uygun bir yerine defnedilebilir.
 
 Tıpkı bunun gibi, bir Müslüman da gayr-i Müslim bir toplum içinde ölür ve defnedilecek bir Müslüman mezarlığı ya da uygun bir yer bulunamazsa, cenazesi gayr-i Müslim mezarlığının bir köşesine defnedilebilir (el-Fetava el-Hindiyye, I, 159).
[18/7 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: Hac
 
Muhterem Mü'minler!
 
Hac, İslam dininin beş temel esasından biridir. Hicretin 9.yılında farz kılınmıştır. Hem mali hem de bedeni bir ibadettir. Bu ibadet, ergenlik çağına gelmiş, akıllı, sağlıklı, hür ve gücü yeten her Müslümana farzdır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de: 'Gücü yetip de, oraya ulaşabilen insana Allah için Beytullah'ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir' buyurmaktadır.
 
Mü'minlerin gayesi, Allah'ın rızasına ermektir. Onları bu gayeye ulaştıracak amellerden biri de hac ibadetidir. Nitekim Hz.Peygamber (s.a.v.), bir hadis-i şeriflerinde: 'Günahdan ve noksanlıklardan uzak) makbul bir Haccın karşılığı, ancak cennettir' buyurmuştur.
 
Muhterem Mü'minler!
 
Dünyanın dört bir yanında yaşayan, renkleri, ırkları, dilleri, kültürleri ve âdetleri farklı binlerce Müslüman, Hac sayesinde bir araya gelir. Aynı ibadeti yapmanın ve tevhid inancına sahip olmanın mutluluğuna erer. Hac, bir Müslüman'ın, malını ve canını Allah rızası için feda edebileceğini gösteren büyük bir kulluk göstergesidir. Günlük giysilerini çıkararak ihrama giren bir Mümin, dünyanın geçici olduğunu, makam, mevki gibi bütün varlığını burada bırakacağını, ahirete sadece kefenle gideceğini yaşayarak hisseder. Manevi duyguları doruk noktasına ulaşır. Diğer bütün Müminlerle birlikte, hep bir ağızdan; 'Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!' 'Buyur Allahım davetine uydum, emrine âmadeyim. Senin eşin ve ortağın yoktur' anlamına gelen 'Telbiye'yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde Kabe'yi tavaf ederken, Arafat'ta vakfe yaparken kendisi, aile fertleri ve tüm Müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara keffaret ve ruhlara şifa olur.
 
Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.); 'Kim Allah için hacceder de bu sırada kötü söz ve davranışlardan sakınırsa (kul hakları hariç) annesinden doğduğu gün gibi (temiz ve günahlarından arınmış olarak evine) döner' buyurarak, haccın günahlara keffaret olacağını açıklamıştır.
 
Muhterem Müminler!
 
Maddi ve manevi çeşitli sıkıntılara katlanarak hacca giden bir müminin, kötü söz ve davranışlardan uzak durması gerekir. Hacca gitmeden önce, mümkün mertebe bu ibadetin âdâbı ile birlikte esaslarını ve orada hangi fiillerin cezayı gerektirip hangilerinin haccı ifsat edeceğini öğrenmelidir. Bu mübarek yolculuğa çıkan bir Mü'min, sabırlı ve hoşgörülü olmalıdır. Kendisini ve temsil ettiği milletini küçük düşürücü davranışlardan sakınmalıdır.
 
Hutbemi Peygamber (s.a.v.)'in bir hadis-i şerifi ile bitiriyorum: 'Ey insanlar! Allah (c.c.) haccı üzerinize farz kıldı. Öyleyse haccediniz'
[18/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey insanlar! Size Rabb'inizden kesin bir delil (olan Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (olan Kur'an'ı) indirdik.'
(Nisa, 4/174)
 http://www.duavesureler.com
[18/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her Allah'ın günü iki melek iner. Bunlardan biri; Allah'ım! Malını verene yenisini ver! diye dua eder. Diğeri de: Allah'ım! Cimrilik edenin malını yok et! diye beddua eder.' 
(Buharî, 'Zekât', 27) 
 http://www.duavesureler.com
[18/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bizi nimetleriyle yediren ve içiren ve bizi İslam üzere bulunduran Allah'a hamd olsun'
(Tirmizî, De'avât 55; Ebû Dâvûd, 'Et'ime', 52; İbn Mâce, Et'ime 16)
 http://www.duavesureler.com
[18/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: '(İnsanların infak edeceği) Dinarların en faziletlisi; kendi ailesine harcamakta olduğu dinar, Allah yolunda binek hayvanına harcamakta olduğu dinar ve Allah yolunda arkadaşlarına harcamakta olduğu dinardır.' (Hadis-i Şerif)
 
Semerkand Takvimi
[18/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Uyan Ey Gözlerim
 
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
 
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
 
Azrâil’in kastı canadır inan
 
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
 
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
 
Seherde uyanırlar cümle kuşlar
 
Dillü dillerince tesbihe başlar
 
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
 
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
 
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
 
Semâvâtın kapıların açarlar
 
Müminlere rahmet suyun saçarlar
 
Seherde kalkana hülle biçerler
 
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
 
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
 
Bu dünya fânidir sakın aldanma
 
Mağrur olup tâc u tahta dayanma
 
Yedi iklim benim diye güvenme
 
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
 
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
 
Benim, Murad kulun, suçumu affet
 
Suçum bağışlayıp günahım ref’et
 
Resûl’ün sancağı dibinde haşret
 
Uyan ey gözlerim gafletten uyan
 
Uyan uykusu çok gözlerim, uyan!
 
Murâdî (Sultan III. Murad Han)
 
Semerkand Takvimi
[18/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey insanlar! Size Rabb'inizden kesin bir delil (olan Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (olan Kur'an'ı) indirdik.'
(Nisa, 4/174)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=N7gArpAabPw=
[18/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Nerede olursanız olun, Allah’a karşı gelmekten sakının ve kötülüğün peşinden hemen iyiliği yetiştirin ki, onu silip yok etsin. Ayrıca insanlarla güzelce geçinin.”
(Tirmizî, 'Birr', 55; Dârimî, 'Rikak',74)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=N7gArpAabPw=
[18/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allahım! Senden, beni rahmetine ulaştıracak ve bağışlamana vesile olacak şeyleri, her türlü günahtan uzak kalmayı, her türlü iyiliği elde etmeyi ve sonunda Cennete kavuşup Cehennem ateşinden kurtulmayı diliyorum.'
 
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=N7gArpAabPw=
[18/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Kim kardeşinin ırzını(ona iftira edene karşı) müdafaa ederse, kıyamet günü Allah, onun yüzünden ateşi geri çevirir. Hadis-i Şerif
[18/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
 
(Kâfirûn, 109/1-6)
[18/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[18/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Beratımızı sağ elimize alarak Sıratı kolayca geçmeyi, sevdiklerimizle birlikte cennetine girmeyi bizlere nasip ve müyesser eyle Allah’ım!
[18/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Muksit
 
Adil, hakla hükmeden
[18/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Şikayet Masası
 
   Bir cemiyet için, bir millet için adâlet, insanın damarında dolaşan kan gibidir. Adâlet mekanizması sıhhatli çalışırsa, cemiyet hayatı da sıhhatli olur. Dilerseniz Hazret-i Ömer (r.a.) devrinden bir misâlle mevzûmuzu müşahhaslaştıralım.  
 
 Ashâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in iştirak ettiği hiçbir gazâdan geri kalmayan, bazan da Medîne'de Efendimiz  (s.a.v.)'e vekâlet eden Ensâr'dan Muhammed bin Mesleme (r.a.), Hz. ömer (r.a.)'in hilâfeti esnasında onun 'Şikâyet Masası' reisi idi. Memurlarla alâklı şikâyetler bu masaya gelirdi. O, gelen bu şikâyetleri inceler, araştırırdı. Neticede şayet haksızlık yapan, adam kayıran, rüşvet alan biri ortaya çıkarsa cezalandırılırdı.  
 
 Bir defasında Medîne'de toplanan memurlara, Hz. Ömer  (r.a.) nasîhat ediyor ve onları, insanlara âdil davranmaları, zulmetmemeleri hususunda îkaz ediyordu. İşte bu esnada halkın arasından, sessiz-sâkin ve kimsesiz bir adam ortaya çıktı ve: 
 
 -Beni memurlarınızdan işte şu adam, haksız yere dövdü. Halbuki suçladığı hususta benim bir kabahatimin olmadığı da sonradan anlaşıldı, diyerek dâvâcı olduğunu söyledi.  
 
 Bunun üzerine mes'ele araştırıldı... Adamın haklılığı anlaşıldı, memurun ona zulmen kırbaç vurduğu meydana çıktı.  
 
 Hz. Ömer (r.a.)'in kararı kesindi:  
 
 -Seni döven memura sen de, onun sana vurduğu kırbaç adedince vuracaksın! Amr bin Âs (r.a.) itiraz etti:  
 
 -Yâ Ömer, bundan sonra memurlarınızı insanların gözü önünde dövdürecek misiniz? Şayet böyle yaparsanız, bu tatbikat, memurlarınızın itibarını düşürür, onları iş yapamaz hâle getirir.  
 
 Hz. Ömer'in cevabı aynen şöyle oldu: 
 
 -Ben zâlimi, şu veya bu bahânelerle koruyup da, mazlûmu mâruz kaldığı zulümle başbaşa bırakmam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki, tekrarına cesaret edemesin. Böylece karar kesinleşti. Sessiz ve kimsesiz şikâyetçi adam, kendisine vurulan kırbaç adedince kırbaç vuracaktır zulmeden memura...  
 
 Bu defa Amr bin Âs (r.a.), kimsesiz  olan bu şikâyetçi adama gitti ve şu teklifte bulundu:  
 
 -Sana, onun vurduğu kırbaç sayısınca altın vereyim. Bunları al, dâvandan vaz geç. Yoksa kötü niyetli bazı insanlar cesaret bulur, memurlar korkaklaşır. Neticede adâletin temini daha da güç hâle gelebilir, dedi. Mazlum ve mağdur adam da bu teklifi kabul etti: Yediği kırbaç adedince altınları aldı, dâvâsından vaz geçti. Ve böylece, idare edenlerle idare olunanlar arasındaki buna benzer haksızlıklar da son bulmuş oldu.  
 
 Ne âdil bir hüküm, ne güzel bir hâl çaresi... Tabii ki ne mes'ut bir cemiyet! Bütün insanlığa örnek olması dileğiyle...
[18/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Kalblerimizi Sana karşı haşyet ve reca duygusuyla doldur ve Senin kapından başka kapılara karşı içimiz- de bir temayül ve ümit bırakma. Biz kullarını Sana tevekkül ve iltica hisleriyle rızıklandır!
[18/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kimseye bir nimet verilir de onu (hayırla yâd ederek) dile getirirse, onun şükrünü yerine getirmiş olur. Eğer onu (kimseye söylemeyerek) gizlerse ona nankörlük etmiş olur.
(Tirmizî, Sıfâtü'l-kıyâme, 43; İbn Mâce, Sıyâm, 55)
[18/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: BUGÜN....... HİCRÎ YILBAŞI GECESİ

Bugün 1445 Hicrî kamerî senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 1. gecesi, yâni, Hicrî kamerî yılbaşıdır. Müslümanların şemsî yılbaşı gecesi ise, Eylül ayının 20. gecesidir.

Muharrem ayı Kur’ân-ı kerîmde kıymet verilen 4 aydan biridir. Muharrem ayının birinci günü Müslümanların kamerî senesinin, birinci günüdür. Hıristiyanlar, kendi yılbaşıları olan Ocak ayının birinci gecesinde, noel baba yapıyorlar. Güyâ Hıristiyan dîninin emretdiği küfürleri işliyorlar. Bu gecede tapınıyorlar. Hicrî Kamerî Takvimde; Muhammed aleyhisselâmın, Mekke’den Medine’ye hicret ettiği sene, başlangıç kabul edilir. Hicretten 70 gün önce, Muharrem ayının 1’i olan ilk Kamerî senebaşı, milâdî 622 yılının Temmuz ayının, 16’sına rastlayan Cuma günü idi.
Müslümanlar yılbaşı gecelerinde ve günlerinde müsâfaha ederek, telefonla, mesajla veya mektup yazarak tebrikleşirler. Birbirlerini ziyâret eder ve hediye verirler. Yılbaşını dergi ve gazete ilânlarıyla kutlarlar. Yeni yılın, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için duâ ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri evinde ziyâret edip duâlarını alırlar. Bugün de bayram gibi temiz giyinip, fakirlere sadaka verirler. Muharrem ayının ilk 10 gün ve gecesi, mübârek gün ve gecelerdendir.
Muharrem ayının ilk günü (Yarın) ve 10. günü olan (28 Temmuz Cumartesi günü) Aşûre günü okunacak duâ:
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.
Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme ente’l-ebediyyü’l-kadîm, el-hayyü’l-kerîm, el-hannâ-nül mennân. Hâzihî senetün cedîdetün. Es’elüke fîhe’l-ısmete mineşşeytânirracîm vel avne alâ hâzihinnefsi’l-emmâreti bissûi ve’l-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ ze’lcelâli ve’l-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhü ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.

 
 
18.07.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[18/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Abdullah İbnu Muğaffel (ra)
Resulullah (sav)'ı devesinin üstünde Feth süresini okurken gördüm. Süreyi terci' üzere okuyordu.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Fedailu'l-Kur'an 24, 30, Meğazi 48, Tefsir, Feth 1, Tevhid 50, Müslim, Müsafirin 237, (794), Ebu Davud, Salat 365, (1467)
 
Hadisin Açıklaması:
İbnu Muğaffel'in bu rivayeti, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in terci' üzere Kur'ân tilâvet ettiğini ifade etmektedir. Tercî'in, sesi boğazda oynatarak nağme yapmak olduğunu, Kur'ân-ı Kerim'in bu şekilde okunmasının yasaklandığını (906 numaralı hadisi açıklarken) yukarıda belirtmiştik. Arada gözüken bu mütenâkız durum, şârihlerin, sadedinde olduğumuz hadis hususunda farklı yorumlar yapmalarına sebep olmuştur. Zira, tercî'in yasak olması esastır. Ancak bu rivayet de, sahih rivayetlerdendir ve üstelik hadisin, Buharî'nin Kitabu't-Tevhid bölümündeki vechinde, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in tercî'i nasıl yaptığı târif bile edilmekte, bir elifi yüksek sesle üç ayrı elifmiş gibi,   آ آ آ diye okuduğu belirtilmektedir. Hattâ, hadisi İbnu Muğaffel'den hikâye eden Muaviye İbnu Kurre  der ki: '(Sesime) halkın toplanacağından korkmasam, Hz. Peygamber'in nasıl terci'de bulunduğunu İbnu Muğaffel'in bana gösterdiği şekilde ben de size gösterirdim.'
 
Kurtubî hazretleri 'Bundan maksadın, medd mahallinde elifin işbâı (yani yeterince uzatılması, meddin tam olarak yapılıp hakkının verilmesi) olduğunu' söyleyerek, yasaklanan terci' olmadığına dikkat çekmiştir. Bazıları İbnu Muğaffel'in kulağına gelen tercîin, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) deve üzerinde olması haysiyetiyle, devenin hasıl ettiği sallantıdan  ileri gelmiş olabileceğini söylemiştir. Bu kanaatte olan İbnu Esir, ilâveten terci'  ile okumayı, Resûlullah'ın sadece Mekke fethi sırasında yapmış olabileceğini söyler, zîra terci' ile okuduğunu ihbâr eden rivayet Fetih  günüyle ilgili... Başka yok. Nevevî, 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Kur'ân'ı terci' ile de okumuştur' der.
 
Hadisi açıklayan şârihler, tercîe açık şekilde 'caiz' demese bile kesin olarak 'haram' da demiyorlar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)' tan gelen sahih rivayet karşısında ihtiyatlı olmayı tercih ediyorlar.
 
Muhtelif hadislerde elhan (ezgili okuyuş), terci' ve tegannîyi (tecvidli okuyuş) emredici ifadelerden Kur'ân-ı Kerim'in hoş ve cazib bir üslübla okunmasının gereğini anlayan İbnu Hacer şöyle der:
 
'Şurası  muhakkak ki insan nefsinin terennümle okunan kıraatı, dinleme hususunda duyduğu meyil, terennümsüz kıraate duyduğu meyilden fazladır. Çünkü hoşa giden şey, kalbi rikkate getirmede olsun, ağlatmada olsun daha müessirdir.
 
Kur'ân'ın elhânlı (ezgili) okunmasının caiz olup olmadığı hususunda selef ihtilaf etmiştir. Ancak, sesin güzelleştirilmesi  ve güzel sesin güzel olmayana takdim ve tercih edilmesi hususunda ihtilaf mevzubahis değildir.
 
Abdulvehhâb el-Mâlikî'nin rivayetine göre, İmam Mâlik, elhânlı kıraatın haram olduğunu söylemiştir. Aynı şekilde Ebu't-Tayyib et-Taberî, el-Mâverdî, İbnu Hamdân el-Hanbelî  de bir çok ehl-i ilmin bu görüşte olduğunu rivâyet etmişlerdir. İbnu Battâl, İyâz, Kurtubî gibi bazı Mâlikîler, Mâverdî, el-Bendenîcî ve Gazâlî gibi Şafiîler, Sâhibu'z-Zahîre gibi Hanefîler mekruh olduğunu rivayet etmişlerdir. Ebu Ya'lâ ve İbni Akîl gibi bazı Hanbelîler de bu görüşü benimsemişlerdir. Diğer taraftan, İbnu Battâl, Sahâbe ve Tabiin'e mensup bir cemaatten de câiz olduğunu rivayet etmiştir. Şâfiî hazretlerinin de hükmü böyle. Ebû Hanife'nin de buna hükmettiğini Tahâvî rivâyet etmektedir. Şâfiî ulemâsından El-Fûrânî: 'Câiz ve hatta müstehabtır. Görülen zâhirî ihtilâf ise, harflerin telaffuzunda mahreçlerine riâyet endişesinden kaynaklanır' der. Mahrecin bozulması halinde elhânın haram olduğunda icmâ bulunduğunu Nevevî
[18/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: O (Resûlullâh) hevâsından konuşmaz. Her ne konuşmuş ise o, ancak kendisine vahyolunan bir vahiydir. (Necm Sûresi, âyet 3, 4)
[18/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim ilim öğrenirse, geçmiş günahlarına kefaret olur. Ravi: Tirmizi, İlim 2
[18/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ana baba bir kardeş bile olsa şehirlinin köylü adına satış yapmasını menetti.'
 
Kaynak : Buhari, Büyu 68, Müslim, Büyu 19, (1521), Nesai, Büyu 18, (7, 256), İbnu Mace, Ticarat 16, (2177)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[18/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: فقال : إن الأكثَرِينَ هُمُ الأقلُّونَ يَوْمَ القيامةِ إلا مَنْ قال : بالمَالِ هكَذا, وهكَذا وهكَذا. عن يمينِهِ، وعن شمالِهِ، ومِن خَلْفه. وَقَلِيلٌ مَا هُم . ثم قال لي: مَكانكَ لاَ تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ . ثم انطلق في سَوَادِ اللَّيْلِ حتى تَوَارَى، فَسَمِعْتُ صَوْتاً قَدِ ارْتفَعَ، فَتَخَوَّفْتُ أن يَكُونَ أَحَدٌ عَرَضَ للنَّبِيِّ
 
فَأَرَدْتُ أن آتِيَهُ، فَذَكَرْتُ قوله: لا تَبْرَحَ حتَّى آتِيَكَ. فلم أَبْرَحْ حَتَّى أتاني، فَقُلْتُ : لقد سَمِعْتُ صَوْتاً تَخَوَّفْتُ منه، فَذَكَرْتُ له، فقال : وَهَلْ سَمِعْتَهُ ؟. قلت : نَعَم، قال : ذَاكَ جِبريلُ أَتاني فقال : مَن مات مِنْ أُمَّتِكَ لا يُشرِكُ بِالله شَيئاً دَخَلَ الجَنَّةَ ، قلتُ : وَإن زَنَى وَإن سَرَقَ؟ قال : وَإن زَنَى وَإن سَرَقَ .
465: Ebu Zer (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Medine‘nin Harra mevkiinde yürüyordum. Derken Uhud dağı karşımıza çıkıverdi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Ya Eba Zerr” dedi. Ben de: Buyur Ya Rasulallah, emrine amadeyim dedim. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
 
-Yanımda şu Uhud dağı kadar altın olsa bu iş beni sevindirmez. Bir borcu ödemek için ayırdığımdan başka da yanımda bir dinar bulunduğu halde üç gün geçmesin istemem. –Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) , sağına, soluna ve arkasına verme işareti yaparak- yanımda bulunanı şöyle şöyle Allah’ın kullarına dağıtmak isterim, buyurdu ve yoluna devam ederek: Dünyada kendilerine çok mal verilenler ahirette sevabı az olanlardır veya cennette onlar azınlıktadırlar. Yalnız sağına soluna ve arkasına şöyle şöyle infak edenler müstesnadır. Onlar da ne kadar azdır. Sonra bana: Ben yanına gelinceye kadar yerinde dur, diye tenbih ederek gecenin karanlığında yürüyüp gözden kayboldu. Bir müddet sonra yükselen bir ses duydum. Bir kimsenin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e saldırmasından korktum yanına gitmek istedim. Fakat ben gelinceye kadar olduğun yerden ayrılma emrini hatırlayarak o gelinceye kadar bir yere ayrılmadım. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) yanıma gelince bir ses duydum ve korktum diyerek olanları anlattım. Sen o sesi duydun mu? diye sordu. Ben evet diye cevap verdim. Bunun üzerine bana dedi ki: O Cebrail idi. Bana ümmetinden Allah’a ortak koşmayarak ölen kimse cennete girer, dedi. Ben zina edip hırsızlık yapsada mı? dedim. Zina etse de hırsızlık yapsa da cennete girer, buyurdular. (Buhari, İstikraz 3, Müslim, Zekat 32)
 
466- وعن أبي هريرة
 
عنْ رسولِ الله
قال : لَوْ كان لي مِثلُ أُحُدٍ ذَهَبا لَسَرَّني لاَ تَمُرَّ عَلَيَّ ثَلاثُ لَيَالٍ وَعِندِي منه شَيْءٌ إلا شَيْءٌ أُرْصِدهُ لِدَينٍ .
466: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Uhud dağı kadar altınım olsa borcum kadarı hariç, ondan yanımda bir miktar bulunduğu halde üzerimden üç gece bile kalmaması beni sevindirir.” (Buhari, temenni 2, Müslim, Zekat 31)
[18/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
-Al-i İmran Suresi, 11
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[18/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3627]
 
Ebu Dâvud'da şöyle gelmiştir: 'Biriniz namazda iken, dübüründe bir hareket hissetse ve abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda tereddüde düşse, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidi terketmesin.' 
 
Müslim, Hayz 99, (362); Tirmizi, Tahâret,56, (74, 75); Ebu Dâvud, Taharet 68, (177).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[18/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük. - Enbiyâ - 70. Ayet
[18/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz. - İbn Mâce, Ruhûn, 4
[18/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: “İnkâr edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanıltmasın; Kısa süren bir faydalanma... Sonra sığınakları cehennem. Ne kötü bir mesken!” - Âl-i İmrân, 3/196-197 
[18/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Çocuğun doğumu sebebiyle Allah’a şükür niyetiyle kesilen kurbana Akika Kurbanı denir. Akika, Arapçada yeni doğan çocuğun başındaki saça denir. Akika kurbanı, çocuğun doğumunun ilk günlerinden itibaren buluğ dönemine kadar kesilebilir.Ancak doğumunun yedinci gününde kesilmesi müstehaptır. Aynı gün çocuğun saçı kesilerek saçının ağırlığı kadar altın ya da gümüşün tasadduk edilmesi tavsiye edilmiştir. Saçının tıraş edildiği gün kurban kesilmesi sebebiyle Akika Kurbanı adını taşımaktadır. Akika Kurbanı kesmek Hanefî mezhebine göre mubah (bazı rivayete göre mendubtur), diğer üç mezhebe göre ise sünnettir. Peygamberimiz (s.a.s.) torunları Hasan ile Hüseyin’in doğumlarının yedinci gününde Akika kurbanlarını kesmiş ve bunu ümmetine de tavsiye etmiştir. Kesilen Akika Kurbanı Allah Teâlâ’ya şükür olduğu gibi bu uygulamalar yaşanan mutluluğun çevredeki insanlarla paylaşılmasına, sosyal yapının ve dayanışmanın sağlamlaştırılmasına da vesile olmaktadır. Akika Kurbanı hem erkek hem de kız çocukları için kesilir. Kesilen kurbanın etinden kurban sahibi, aile fertleri ve yakın dostları yiyebilir. Ancak bütün kurbanlarda olduğu gibi akika kurbanından da ihtiyaç sahiplerinin istifade etmesi esastır. - AKİKA KURBANI
[18/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[18/7 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: henüz.'
 
'Kâinatın bâkir fikirleri parça parça oldu. Fakat
 
Kur'an'ın mânâları hâlâ koruma perdesi içinde kaldı.' demiştir.
 
Biz mantıkî düşünürken estetiğin ölçülerini, edebî düşünürken de mantığın kural ve ilkelerini feda etmek alışkanlığında olduğumuz için, Kur'ân'daki uyum
 
ve ahengi bütün yönleriyle bir cetvel çizer gibi düşünce yoluyla ölçemiyor isek de o fıtratı yaşarken onun yüce zevkini vecd ile duyabiliriz. Kur'ân da, bu zevki, okuyanlardan ziyade yaşayanlarına ihsan etmek için 'Bu, takva ehline hidayettir.' (Bakara, 2/1) diye hitap edecektir. Bundan dolayı herşeyden önce gafletimizden, vesvesemizden, şeytanlıklardan arınmak için bütün bilinç gücümüzle Allah'a sığınarak 'Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.' diyelim ve o her şeyi çeken kuvveti yaşamak için; 'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla.' demek olan besmele anahtarına yapışalım ve bir teşekkür duygusu ile Fâtiha'sından başlayalım.
 
Meâl-i Şerifi
 
1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
 
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
 
3- O Rahmân ve Rahim,
 
4- O, din gününün maliki Allah'ın.
 
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
 
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
 
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
 
 
 
ÂYETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:
 
2- Kur'ân'da sûreler, sûrelerin çoğunda kıssalar, kıssalarda âyetler, âyetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık veya kapalı, sözle veya mânâ ile birçok yönden tam bir uyum ve belli bir düzen vardır ki, bunların tek tek araştırılması ve ayrıntılarının açığa çıkarılması sayısız denilebilecek kadar çoktur ve hemen hemen bütün ilimleri ve sanatları da yakından ilgilendirir. Bu ilimlerin en başta geleni de Nahiv (Dilbilgisi) ve Belağat (sözü yerinde söyleme sanatı) ilimleridir. Kur'ân'ın nazmında cümlenin yapısı, sözün öncesiyle ilişkisi, sözün gelişi ve akışı, anlam ve kavram, söz ile mânâ arasındaki uyum (mutabakat), sözün içeriği ile gereği, ibare, işaret, delalet, iktiza, açıklık ve gizlilik, hakikat, temsil, sarahat, kinaye, îmâ, telmih, mantık, hikmet, maksada uygunluk gibi beyan ilmini ilgilendiren yönleriyle sözün öncelikle kulağa hoş gelmesi ve kolay anlaşılması gözetilmiştir. Ondan sonra da sözün kalbe dolmasını ve etki yapmasını sağlayan fesahat (açık ve anlaşılırlık), tatlılık, düzgünlük, akıcılık, incelik, ölçülülük, çarpıcılık, kolaylık, sanatlılık, yenilik, çok yönlülük, tutarlılık, uyum ve ahenk, dile hakimiyet, üslup, söz ile anlam arasındaki denge, sözü uzatma, az ve öz sözle çok anlam ifade etme ve nihayet kimseyi taklit ve tekrar etmemek demek olan ibdâ ve harikuladelik gibi özellikler açısından, hem söz güzelliğini, hem de anlam derinliğini ve zenginliğini birlikte içine alan pekçok güzellik ve estetik incelik bulunmaktadır. Kısacası, Kur'ân'da kelimelerin asıl dil ve sözlük mânâları açısından delalet ettikleri anlam, akıl ve mantık açısından delalet ettikleri anlam, tabiî zevk ve sezgi açısından delalet ettikleri anlam olmak üzere üç çeşit delaletin bileşkesi olan ve sonludan sonsuza doğru yol alan uyum ve ahengin hissedilebilen ilişkilerini özetle dile getiren inceliklerdir bunlar. İşte bunlar tefsirin ruhunu teşkil eder. Genelde avam için dil açısından sözün mânâya delaleti, alimler için akıl ve mantık açısından delaleti, edebiyatçılar ve estetikçiler ve hikmet ehli olanlar için zevk, sezgi ve fıtrata uygunluk açısından delaleti önem taşır. Terceme ile dil değiştiği için birinci ve üçüncü hususlarda kendiliğinden büyük kayıplar olur. Ayrıca bundan akıl ve mantık açısından söz konusu olan delalet de etkilenir.
 
Bunun için biz bazı yerlerde bu ilişkileri kısaca göstermeye çalışacağız. Çünkü etraflıca anlatma
[18/7 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: 212 - Hz. Ömer (radıyallahu anh): 'Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın' buyurmuştur.
 
Tirmizî, Vitr 21, (487).
 
213 - Ebu'd-Derda (radıyallahu anh) buyurmuştur ki: 'Ben, Şam'daki Ümeyye Camii'nin merdivenlerinde bir dükkan sâhibi olup, her gün elli dinar kazanıp Allah yolunda harcamak ve bu esnada namazlarımı da hep cemaatle kılmak, Allah'ın helal kıldıklarını da haram etmemek şartlarını arzulamaktan ziyade, Allahu Teâla'nın, haklarında: '...o kimseler ki ne bir ticaret ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten alıkoymaz' (Nur, 36) övgüsünü kullandığı kimselerden olmamaktan korkarım.'
 
Bu rivayet Rezîn'in ilâvesidir.
 
NECASETLER
 
214 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Mekke'nin fethedildiği sene Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'i Mekke'de işittim, şöyle buyuruyordu: 'Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı.' Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Resûlü 'ölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zîra onunla gemiler yağların, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır' dendi. Cevâben: 'O (nun satışı) haramdır' buyurdu ve ilâve
[18/7 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Yükselmede ve inmedeki hâlleri bildirmekdedir:
 
Talebenizin en aşağısı sunar ki, Mevlânâ Alâ’üddîn okşayıcı mektûbunuzu getirdi. Yazılı olan şeyleri açıklamak için zemân buldukça müsvedde hâzırladım. O bilgileri temâmlayıcı birkaç şey dahâ düşündük, ama, bunları yazamadan mektûb yola çıkdı. İnşâallahü tebâreke ve teâlâ ayrıca yüksek kapınıza sunulur. Şimdi, temize çekilmiş olan başka bir kitâb gönderildi. Bu kitâb, dostlarımızdan birkaçının dileği üzerine yazıldı. Bu yolda fâideli olacak nasîhatların yazılmasını istemişlerdi. Buna göre, çalışacağız demişlerdi. Doğrusu, eşi olmıyan, çok fâideli bir kitâb oldu. Onu yazdıkdan sonra Resûlullah “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” hazretlerinin, ümmetinin âlimlerinden birçoğu ile hâzır oldukları anlaşıldı. Bu kitâbı mubârek
[18/7 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: Döviz ve Para Değişimi (Sarf)
 
Ana Sayfa
Hukuki ve Ticari Hayat
Döviz ve Para Değişimi (Sarf)
  
 
  Hukuki ve Ticari Hayat
 
D) Döviz ve Para Değişimi (Sarf)
 
Sözlükte “parayı bozdurmak, harcamak, çevirmek” gibi anlamlara gelen sarf, İslam hukukunda altın, gümüş veya diğer nakit paraların kendi cinsiyle veya diğer para cinsleriyle değişimini ifade eden bir terimdir. Sarf, hem günlük hayatta sıkça başvurulan hem de faiz amaçlı olarak kullanılma ihtimali bulunan bir ticari işlem türü olması sebebiyle fıkıh kitaplarında ayrıntılı olarak ele alınmış, konu etrafında zengin bir hukuk doktrini oluşmuştur.
 
İslam hukukunda akidlerde ve hukuki işlemlerde kural olarak şekil serbestliği ilkesi hakim olmakla birlikte, paranın parayla değişiminde yapılan işlemin faizden uzak olmasını temin maksadıyla iki bedelin de peşin ödenmesi, araya vadenin girmemesi şartı aranır. Vade faiziyle vade unsuruna dayalı riba (ribe’n-nesie) ile ilgili hadiste Hz. Peygamber’nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Altın ve gümüşten peşin olmayanı peşin karşılığında satmayınız” (Buhari, “Büyu‘”, 78; Müslim, “Müsakat”, 81, 83; Tirmizi, “Büyu‘”, 24). Bu yüzden altın ve gümüşün kendi cinsleriyle, karşılıklı olarak veya itibari para ile değişimi ve satımında, iki bedelin de taraflar akid meclisinden ayrılmadan ödenmiş olması gerekir; dolayısıyla, altın ve gümüşün vadeli satımı caiz olmaz. Çünkü iki bedelin de para olması halinde “ribe’nnesie” denilen, Kur’an ve hadiste ayrı ayrı yasaklanan faizli işlem gerçekleşmiş olur.
 
Altının altınla, gümüşün gümüşle ve aynı cins paranın kendi cinsiyle değişiminde peşin ödemenin yanı sıra miktarların da eşit olması şartı aranır. Hayber fethi sonrasında bir sahabi altın işlemeli bir gerdanlığı altın para (dinar) ile almak isteyince Hz. Peygamber gerdanlıktaki altının çıkarılmasını ve altının aynı miktar altın para ile değişimini, geri kalan kısmına da değer konarak satın alınmasını istemiştir (Müslim, “Müsakat”, 17). Döviz cinsleri dahil olmak üzere piyasadaki her para birimi de, kendi içinde bir cins oluşturur. Yabancı olsun milli olsun bütün paralar -para olmaları yönündenbir cins sayılır ve birbiri ile ancak peşin olarak mübadele edilirler. Bu konuda getirilen sınırlama, eşya-yı sitte veya alışveriş faizi adıyla meşhur hadiste örnek kabilinden zikredilerek altın ve gümüş gibi mübadele araçlarının veya buğday, arpa, hurma gibi gıda maddelerinin kendi cinsleriyle ancak eşit miktarlarda değişimine izin veren hadisin uygulaması mahiyetindedir.
 
Sarf işlemiyle ilgili olarak yukarıda zikredilen iki şartı ihlale yol açacağı için sarf işleminde şart muhayyerliği de caiz görülmemiştir. Mesela altın veya gümüşün peşin para ile alınıp satıldığı bir sarf akdinde, taraflardan birinin de belli bir süre muhayyerlik ileri sürerek akdin o anda işlerlik kazanmasını önlemesi caiz görülmemiştir. Öte yandan, sarf akdinde iki bedelin de peşin olarak kabzedilmesi şartı, borcun başka bir borçla takas edilmesinin caiz olup olmayacağı tartışmasını doğurmuştur.
 
Paranın parayla değişimi işlemiyle ilgili olarak getirilen bu kurallar ve kısıtlamalar, yabancı ülke parası ile yerli paranın alım satımı demek olan günümüzdeki döviz ticaretini de doğrudan ilgilendirmekte olup, bu kurallardan çıkan sonuç, vadenin söz konusu edilmediği, alım satımın peşin yapıldığı durumlarda döviz değişim işlemlerinin caiz olduğudur. Çünkü, bu tür işlemleri faizli işlem olmaktan koruyan en önemli kriter, bedellerden herhangi birinin vadeye bağlanmamasıdır.
 
 
 
in Hukuki ve Ticari Hayat
Diğer Konular
Kar Haddi
Hava Parası
Borsa ve Hisse Senedi
Sigorta
Helal Kazanç
Faiz Yasağı
[18/7 22:47] Ömer Tarık Yılmaz: Atlas (harita)
 
Ana Sayfa
A
Atlas (harita)
İlgili
Değişik unsurları içeren bir işi üstünkörü ele almaya ve bundan dolayı muvaffak olamamaya,bazen atlas insanın iç dünyasındaki zenginliğe ve çok yönlülüğe,İnsanın elinde dürülen harita saltanat ve yönetime delalet eder.Bir atlasa baktığınızı görmek,başladığınız bir işi titiz bir şekilde sona erdireceğiniz anlamına gelir.
 
İlgili
Atlas kumaş
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Morarmak
8 Eylül 2021
Benzer y

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

Ticaret Bakanlığından tüketicilere "alışverişte raf ile kasa fiyatını karşılaştırın" uyarısı

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 26 16 1 9 30 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 26 8 9 9 -7 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17