Prof. Dr. Baran Yıldız


Günün yazısı


[19/7 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: 26- Abdest Alanın ve Başka Bir Kimsenin Pislendiği Şüpheli Olan Elini Üç Defa, Yıkamadan Kaba Daldırmasının Keraheti Bâbı
 
665 - Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî ile Hâmid b. Ömer el-Bekrâvi de rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Bişr b. el- Müfaddal Halid'den, o da Abdullah b. Şâkiktan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet, etti ki: Peygamber «Biriniz uykudan uyandı mı elini üç defa yıkamadan kaba daldırmasın. Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez.» buyurmuşlar.
 
666 - Bize Ebû Küreyb ile Ebû Saîd el-Eşecc rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî rivâyet etti. H.
 
Bize yine Ebû Küreyb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivâyet etti. Vekî' ile Ebû Muâviye'nin ikisi birden, A'meş'den, o da Ebû Rezîn ile Ebû Sâlih'den, onlar da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etmiştir.
 
Ebû Muâviye hadisinde: «Resûlüllah, (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu dedi.» Vekî' hadisinde ise «hadisin mislini re'f ederek dedi ki:» ibareleri vardır.
 
667 - Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Amrun-Nâkıd ve Züheyr b. Harb da rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Zührî'den, o da Ebû Seleme'den naklen rivâyet etti. H.
 
Bana bu hadisi Muhammed b. Rafi'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdürrezzak rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da İbn'l-Müseyyebden naklen haber verdi. Ebû Seleme ile İbn'l-Müseyyebin ikisi birden Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen bu hadisin mislini rivâyet etmişler.
 
668 - Bana Selemetü'bnü Şebib de rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bize Hasan b. A'yen rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'kil, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Cabir'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki Ebû Hüreyre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in:
 
«Biriniz uykudan uyandı mı elini kabına daldırmadan hemen onun üzerine üç defa su döksün. Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez.» buyurduğunu Câbire haber vermiş.
 
669 - Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muğira yani Hizâmî, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'raç'tan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. H.
 
670 - Bize Nasr b. Aliy'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdul A'la, Hişamdan, oda Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. H.
 
671 - Bana Ebû Kureyb'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid yani İbn Mahled, Muhammed b. Ca'ferden, o da Alâ'dan, o da babasından o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. H.
 
672 - Bize Muhammed b. Rafi'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmam b. Münebbih'ten, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. H.
 
673 - Bana Muhammed b. Hatim de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekr rivâyet etti. H.
 
Bize Hulvânî ile İbn Râfi' dahi rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Abdürrezzâk rivâyet etti, ikiside dediler ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi.
 
(Dedi ki): Bana Ziyâd haber verdi. Ona da Abdurrahman b. Zeyd'in âzâdlısı Sabit haber vermiş. Bütün bu râvîlerin rivâyetlerine göre Sabit Ebû Hüreyreyi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bu hadisi rivâyet ederken dinlemiş.
 
Bu râvilerin hepsi hadisi: «Elini kaba daldırmadan önce yıkamadan...» diyerek rivâyet etmişler. «Uç defa... » tâbirini hiç biri söylememiştir. Yalnız yukarıda arz ettiğimiz Câbir, İbn’l-Müseyyeb, Ebû Seleme, Abdullah b. Şakîk, Ebû Salih ve Ebû Rezîn rivâyetleri müstesna. Çünkü onların hadislerinde «üç defa» tabiri zikredilmiştir.
 
 
 
 
[19/7 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Bir adam: 'Ey Allah'ın Resûlü! Benim mal ve çocuğum var. Babam da malımı kökünden kurutmak, tüketmek ister' dedi. Aleyhissâlatu vesselâm: 'Sen de malın da babana aitsiniz' buyurdular.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[19/7 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: 101. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:'Sizden biriniz sabahlayınca şöyle desin: Mülk âlemlerin Rabbi Allah'ın olduğu halde sabahladı,biz de sabahladık.Bugünün hayrını Senden isterim: Bugünün zaferini isterim,galibiyetini isterim;nurunu,bereketini ve hidayetini isterim.Bugünde olan ve bundan sonraki günlerde olacak kötülüklerden Sana sığınırım...Sonra gecelediği zaman aynen böyle söylesin.'.(Ebu Dâvud-4/322)
[19/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Yeni Hicrî Yılınız Mübarek Olsun
•  Tarık bin Ziyad’ın İspanya’ya Çıkması 711
•  12 Mart Dönemi Başbakanı Nihat Erim Öldürüldü 1980
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.” 
 
Enfal 67
[19/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur...” 
 
Müslim, Sıyâm 202, 203
[19/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: HİCRİ YENİ YILA GİRERKEN
 
Yeni yılınız kutlu olsun!
Bugün 1 Muharrem. Hicrî 1445 yılının ilk günü. Yeni hicri yılın maddî ve mânevî dünyamıza saadetler, hayırlar getirmesini diliyoruz.
Bilindiği gibi manevî hayatımızın, beşeriyetimizin vazgeçilmez unsuru olan ibadetlerimizin bir kısmını (oruç, hac vs.) ayın hareketlerine göre düzenliyoruz. Ayın hareketleri esas alınarak hesaplanan hicrî yıl 354 gün sürüyor ve her ay, geçen senenin yaklaşık onbir gün öncesi başlıyor. Böylece Ramazan, Bayram gibi mübarek günler yıl içinde mevsimden mevsime dolanarak devrini tamamlıyor.
1 Muharrem gecesi, yeni senede belâ ve kötülüklerden korunmak amacıyla Rabbimize yalvarmak, dua etmek güzel âdetlerimizdendir. Bu saygın ay içindeki 10 Muharrem gününün özel bir önemi vardır. Aşure günü denilen bu günde, gerek Musevîler, gerekse İslam öncesi cahiliye devri Arapları da oruç tutuyorlardı. Ramazan ayında oruç farz olana kadar Müslümanlar da aşure günü oruç tutmuşlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Yahudilere benzememek için müstehab olan bu orucun, Muharremin 9. ve 10. günü ya da 10 ve 11. günü tutulmasını istemiştir.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ صَامَ يَوْمًا مِنَ الْمُحَرَّمِ فَلَهُ بِكُلِّ يَوْمٍ ثَلَاثُونَ يَوْمًا. (طص)‏
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim Muharrem ayından bir gün oruç tutarsa o kimse için (tuttuğu) her bir güne karşılık otuz gün (nafile oruç sevabı) vardır.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-Sağîr)
 
19 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[19/7 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: MUHARREM AYININ BİRİ İLE ONU ARASINDAKİ NAMAZ
 
Muharrem ayının 1’i ile 10’u arasında bir defa olmak üzere, 2 rekâtte bir selam vererek, 6 rekât namaz kılınır.
 
Bu namaz, akşam namazı ile yatsı namazı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsı namazından sonra da kılınabilir. Namaza şöyle niyet edilir:
 
“Niyet eyledim yâ Rabbi, senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için. Allâhü Ekber...”
 
1. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî, 11 İhlâs-ı şerîf.
 
2. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf.
 
3. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Tekâsür Sûresi (Elhâkümü’t-tekâsür...), 11 İhlâs-ı şerîf.
 
4. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf.
 
5. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Kâfirun Sûresi (Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn...),11 İhlâs-ı şerîf.
 
6. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra dua edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neş.)
 
İLMİN, ALLAH İÇİN TAHSİL EDİLDİĞİNİN ALÂMETİ
 
Âhiret için ilim öğrenen âlimin alâmeti üçtür:
 
• Kişinin ilmi ile dünyalık bir şey talep etmemesi.
 
• İlim ile meşgul olmaktaki maksadının, âhiret saâdetine nâil olmak olması. Bu kimse, nefsiyle mücâhede ederek kalbini doğruluktan ayırmaz, bâtınını düzeltmeye itina gösterir.
 
• İlim tahsilindeki gayesinin, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin fiilleri ve sözlerine tâbi olmak olmasıdır.
 
Âlimin, ilmi ile dünyayı talep etmediğinin alâmeti üçtür:
 
• İnsanlara emrettiği şeyleri ilk önce kendisinin işlemesi ve insanları nehyettiği şeylerden de ilk önce kendisinin kaçınması.
 
• Evi, elbisesi ve yiyeceği husûsunda aşırılıktan kaçınması.
 
• Ancak nasihat etmek ya da bir mazlumun hakkını iâde ettirmek veyahut Hazret-i Allâh’ın razı olduğu bir husûsta bir kimseye şahit olmak için sultanın yakınında bulunmasıdır.
 
 
 
19 Temmuz 2023
Fazilet Takvimi
[19/7 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: Enbiya yurdu bu toprak; şüheda burcu bu yer; Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer![Mehmet Akif Ersoy]
[19/7 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. DÂVÛD (a.s.)
Hz. Mûsâ ve Harun’dan sonra üçüncü İsrâîl peygamberi olan Hz. Dâvûd, aynı zamanda bir hükümdardır. Kur’an-ı Kerim'de Hz. Dâvûd’un faziletinden şöyle bahsedilir:
“Andolsun, Dâvûd’a tarafımızdan bir lütuf verdik. ‘Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin dedik...”(Sebe, 34/10-11)
Rasûlullah (s.a.s.) ise onun hakkında “Allah’u Teâlâ'ya en se- vimli oruç, Dâvûd (a.s.)’ın orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Allah’a en sevimli namaz da Dâvûd namazıdır. O, gecenin yarısında uyur, üçte birinde (nafile) namaz kılardı. Altıda birinde de yine uyurdu.” (Müslim, “Siyam”, 190) buyurmuş- tur.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
VELÎ
Velî, dost, seven, yardım eden, ko- ruyup gözeten, birinin işini üzerine alan, idare eden demektir.
Kur’an’da sâlih ve muttaki olan mü'minlerin Allah’ın dostu (velî) oldu- ğu bildirilmiştir (Yûnus, 10/62-63; A’râf, 7/196).
Mü'minlerin velisi ancak Allah, O’nun Rasûlü, mü'minler ve melek- lerdir (Mâide, 5/55; Fussilet, 41/31).
“Allah bir kulunu sevdiği zaman onun gören gözü, duyan kulağı, tu- tan eli, yürüyen ayağı olur.” (Buhârî, Rekâik, 38)
 
ÖZLÜ SÖZ
Gel ey gönül hakiki bayram Cenab-ı Muhammed’e ulaşmaktır. Çünkü cihanın aydınlığı o mübarek varlığın güzelliğinin nurundandır. (Mevlâna)
[19/7 22:34] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanın yaratılışına uygunluk iddiasında olan İslâm'ın temel kaynaklarını teşkil eden Kur'an ve Sünnet'te, gelişen ve değişen toplumsal şartların ve ihtiyaçların ortaya çıkaracağı meselelere tek tek çözüm getirilmemiş, bunun yerine genel ve evrensel ilkeler sunulmuş ve insanın ruhî ve maddî ihtiyaçları bu temel ilkeler ışığında çözümlenmeye çalışılmıştır. İslâm, fıtrî bir din olduğu için, insanın fıtratının gereği olan ihtiyaçlarını görmezden gelmemiş, insanın ruhî ve bedenî tatminine önem vermiştir. Bu itibarla insanın, yiyip-içme, cinsel ilişki vb. maddî istek ve ihtiyaçları gibi mânevî istek ve ihtiyaçlarını karşılaması da mubah ve bazan zorunludur. Aynı şekilde İslâm, insanın maddî yaratılışında zaruret olmadıkça bir değişiklik yapılmasını, orijinal yapısının bozulmasını şiddetle yasakladığı gibi, tabii yeteneklerinin körletilmesini ve yok sayılmasını da istememiş, fakat gerek maddî gerekse ruhî olsun, bütün ihtiyaç ve arzuların tatmininde itidalin korunmasını ve getirilen genel ölçülere uyulmasını tavsiye etmiştir.
A) Sanat
a) Kavramsal Çerçeve
Sanatın anlamı kadar değeri de öteden beri tartışılmıştır. Basit anlatımla, ihtiyaçlar karşısında bilgi ve düşünceyi iş ile birleştirerek faydasız veya nötr şeyleri faydalı hale getirme faaliyeti olarak tanımlanan sanat, bu tanımın içeriğine göre, maddî ihtiyaçlara karşılık olan sanatlar (zenaat), mânevî ihtiyaçlara karşılık olan sanatlar (estetik) olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci grupta yer alan sanatlar insan vücudunun rahatını sağlamaya, daha doğrusu insanın maddî ihtiyaçlarının kolay karşılanmasına yarayan sanatlar olup, bunlara sadece sanat veya 'zenaat' denilir. İnsanların mânevî ve estetik (bedîî) ihtiyaçlarına karşılık olan sanatlar ise mimarlık, heykeltıraşlık, resim, dans, mûsiki ve şiirdir. İnsanda estetik heyecan uyandıran bu tür sanat dalı ve eserleri 'güzel sanatlar' adını alır. Bu tanım ve bölümleme, sanatın kaynağının ihtiyaç olduğunu savunanlara göredir. Sanat ile zenaatın ayrı ayrı düşünülmesinin mümkün olup olmadığı tartışması bir yana, sanatın kaynağı tartışması hâlâ tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildir.
Din bilginlerinin ve filozofların sanata bakışı öteden beri birbirinden farklı olagelmiş, sanat olayını değerlendirirken lehte ve aleyhte birçok görüş ileri sürülmüştür. Sanatın ne olduğu, ne işe yaradığı, bir ihtiyaçtan mı kaynaklandığı yoksa ruhî, mânevî ve entelektüel bir tatmin aracı mı olduğu sorusu hâlâ doyurucu cevabına kavuşamamıştır. Kimileri sanatı, hayatın tekdüzeliğinden, sıkıcılığından, yaşanılan adaletsizlikten, hatta kimi zaman gerçeklerden bir kaçış olarak yorumlamışlar ve onu insanın hâlet-i rûhiyesini, doğrudan ifade edemediği düşünce ve duygularını ifade ediş yolu olarak görmüşlerdir. Sanatı ahlâksızlıkla eşitleyen, ikisini aynı görenler olduğu gibi, değişik mülâhazalarla devletin de zaman zaman sanatı kontrol altında tutma ve sansür etme ihtiyacını duyduğu görülmektedir. Lehinde ve aleyhinde çok şey söylenen 'Sanat nedir?' sorusuna 'Sanat sanattır' cevabını verenler ise, sanata ilişkin soru ve sorunların çözümsüzlüğünü veya henüz bu hususta doyurucu cevaplarının olmadığı izlenimini veren bu cevaplarıyla, bir bakıma sorudan kaçmışlardır.
Birçok konuda olduğu gibi, sanat hakkında da sırf sanat olması yönüyle olumlu ya da olumsuz bir değer yargısına varmak doğru değildir. Sanatı gerek fert gerekse toplum vicdanında bırakacağı etki ile yol açacağı olumlu veya olumsuz sonuçlarla birlikte değerlendirmek belki mümkün olabilir. Fakat, bir sanat eserinin veya estetik objesinin, uyandıracağı etki ve izlenimlerin kişiden kişiye değişmesi, yani bazı kişilerin iç dünyasında olumlu, bir başka kişide tam tersi etki ve izlenimler uyandı
[19/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Bos kaldin mi hemen (baska) ise koyul,  (İNŞİRAH/7)
[19/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Muâviye İbnu'l-Hakem es-Sülemî anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelip: 'Bir cariyem var, çoban olarak çalıştırıyor, koyunlarımı otlatıyordum. Yakınlarda bir koyunumu yitirdi. Ne oldu? diye sorunca, kurt kaptı dedi. Koyunun kaybolmasına üzüldüm. İnsanlığım icabı câriyenin suratına bir tokat vurdum. Bu davranışımın kefareti olarak bir köle azad etmeyi adadım. Onu âzad edebilir miyim?' diye sordum. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) cariyeye: 'Allah nerede?' diye sordu O:
'Göktedir' deyince, 'Pekâlâ ben kimim? dedi. Cariye: 'Sen Allah'ın Resûlüsün' cevabını verince, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bana yönelerek: 'Bunu âzad et, zira mü'minedir' buyurdu. 
Müslim, Mesâcid 33, (537); Muvatta, Itk 8, (2, 776); Nesâî, Sehv 20 (3, 18); Ebu Dâvud, Eymân 19 (3282).
[19/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
[Bakara Sûresi.99]
[19/7 22:35] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[19/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, hastalığı, gamı, kederi, gönül hoşluğu meydana çıksın ve anlaşılsın diye yaratmıştır.[Mevlâna]
[19/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: ALEYHİMÜRRIDVÂN
 
Allahü teâlânın rızâsı onların üzerine olsun veya Allahü teâlâ onlardan râzı olsun mânâsına duâ ve hürmet ifâdesi. İkiden fazla Eshâb-ı kirâmın ismi anıldığında, işitildiğinde ve yazıldığında söylenir ve yazılır. Bir kişi için aleyhirrıdvân, iki kişi için aleyhimerrıdvân denir. Eshâb-ı kirâm aleyhimürrıdvân, peygamberlerden sonra mahlûkların (yaratılmışların) en üstünüdürler. (Ömer Nesefî) Eshâb-ı kirâm aleyhimürrıdvân, Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) son derecede çok severlerdi. Uğrunda, canlarını, mallarını, mülklerini, çoluk-çocuklarını, baba ve analarını ve vatanlarını terk ve fedâ ettiler. (Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî)
[19/7 22:36] Ömer Tarık Yılmaz: Aktolga
 
 T.Uğurlu savaş başlığı
 
 
 
     Kısaltmalar:
     A. Arapça,
     F. Farsça,
     FR. Fransızca,
     IB. İbranice,
     İ. İtalyanca,
     Moğ. Moğolca,
    T. Türkçe,
     Y. Yunanca,
     E.T. Eski Türkçe
[19/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Ölüyü tezkiye etmenin dini hükmü nedir?
 
Ölen bir kişinin iyi bir insan olduğuna dair Müslümanların şahitlik etmelerine tezkiye denir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, lehinde şahitlikte bulunulan cenaze için “cenneti hak etti”; aleyhinde şahitlikte bulunulan cenaze için ise “cehennemi hak etti” buyurduğu rivayet edilmiştir (Buhari, Cenaiz, 86; Müslim, Cenaiz, 60).
 
 Günümüzde, bu tezkiyenin yapılmasını sağlamak amacıyla, cenaze namazını kıldıran kişi, cemaatin ölü hakkındaki kanaatlerini sormaktadır. Cenazenin halini genellikle iyi olarak bilen kişinin, iyiliğine şahitlik yapması, tanımayan veya kötü olarak bilen kişinin ise, hayır duada bulunması uygun olur.
[19/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: Haccı Anlamak
 
Muhterem Mü'minler!
 
Hac mevsiminin başlamasıyla binlerce vatandaşımız yakınlarıyla birlikte büyük bir heyecan yaşamaktadır. Bu heyecan; mukaddes yolculuğa yaklaşmanın müjdesidir.
 
Hac İslam'ın temel esaslarından biri olup, imkânı olan Müslümanların Ka'be'yi ve civarındaki kutsal yerleri, belirli vakitlerde usulüne uygun olarak ziyaret etmesi ve belli dinî görevleri yerine getirmesidir. Erkek, kadın şartlarını taşıyan her Müslüman'ın ömründe bir defa haccetmesi farzdır.
 
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de: 'Gücü yetip de, ulaşabilen insana Allah için Beytullah'ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir' buyurmaktadır.
 
Değerli Kardeşlerim!
 
Hac; dilleri, kültürleri, renkleri, ırkları, ülkeleri, sosyal ve ekonomik durumları farklı hedefleri bir olan milyonlarca müslümanın ilahi aşkla bir araya gelmesi, birlikte Allah'a yönelmesidir...
 
Hac, Allah'a ve onun gösterdiği hedeflere yürüyüştür. Hz. Âdem'den itibaren peygamberlerin ve Hz. İbrahim'in hatırasını benliğimizde yaşamaktır. İlahi vahyin beşiğini, Hz. peygamberin tebliğini ve tevhid mücadelesini yakından tanımak, tarihle bütünleşmek, bir buçuk milyarlık İslam dünyasından bu topraklara davet edilen sınırlı sayıdaki temsilciden biri olmanın hazzını ve sorumluluğunu omuzlarımızda hissetmektir.
 
Hac; dünyanın dört bir tarafından gelen mü'minlerin birbiriyle tanışmaları, kaynaşmaları ve dertlerini paylaşmalarıdır...
 
Hac ; iman ve ibadet bilincinin derinleştiği, din kardeşliğinin duygu ve davranışlara yansıdığı, İslâm dinine mensup olmanın gurur ve heyecanın, sabır ve hoşgörünün, yalnızlığın, mahşer duygusunun iç içe yaşandığı müstesna bir zamandır.
 
Hac, bir Müslüman'ın, malını Allah rızası için feda edebileceğini gösteren büyük bir kulluk göstergesidir. Günlük elbiselerini çıkararak ihrama giren bir Mümin, dünyanın geçici olduğunu, makam, mevki gibi bütün varlığını burada bırakacağını, ahirete sadece kefenle gideceğini yaşayarak hisseder. Manevi duyguları doruk noktasına ulaşır. Diğer bütün Müminlerle birlikte, hep bir ağızdan; 'Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!' ''Buyur Allahım! Emrine amadeyim Allahım! Senin eşin ve benzerin yoktur. Emret Allahım! Her türlü övgü, sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senin. Senin eşin ve benzerin yoktur.'' diyerek 'Telbiye'yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde Kâbe'yi tavaf ederken, Arafat'ta vakfe yaparken kendisi, aile fertleri ve bütün Müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara keffaret, ruhlara şifa olur.
 
Muhterem Mü'minler!
 
Hac ibadeti, bize yeni bir kulluk şuuru kazandırıp hayatımızda yeni ve güzel bir sayfa açmalıdır. Hutbemizi Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifleriyle bitirelim:
 
'Kim Allah için hacceder kötü söz ve davranışlardan sakınırsa (kul hakları hariç) annesinden doğduğu gün gibi (temiz ve günahlarından arınmış olarak evine) döner'
 
'Allah katında makbul haccın karşılığı ancak cennettir'
 
Dr. Ömer MENEKŞE
 
Din İşl. Yüksek Krl. Uzmanı
[19/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.'
(Nûr, 24/56)
 http://www.duavesureler.com
[19/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her insan hata eder; hatalı insanların Allah katında en makbul olanları tövbe edenleridir.' 
(Tirmizî, 'Sıfatu'l-Kıyame', 15; İbn Mâce, 'Zühd', 37)
 http://www.duavesureler.com
[19/7 22:37] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle başbaşa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur.'
(Ebu Dâvûd , 'Edeb', 110)
 http://www.duavesureler.com
[19/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: • Hicrî Yılbaşı
'Allah Teâlâ’yı unutmaktan büyük günah yoktur.' Sehl b. Abdullah et-Tüsterî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[19/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Alerji Nedir?
 
Alerji vücudun herhangi bir maddeye karşı gösterdiği kötü (ters) tepkiyi ifade etmek üzere kullanılan bir terimdir. Alerjiye sebep olan çoğu şey aslında vücuda zararlı değildir ve alerjisi olmayan insanlar üzerinde herhangi bir ters etki göstermez. Alerjik tepkimeyi tetikleyen maddelere alerjen (alerjik madde) denir. Sayısız alerjik madde türü vardır; bunlardan en yaygın olanları; polenler, ev toz akarları ve kuruyemişlerdir. Penisilin gibi bazı tedavi amaçlı ilaçlar da alerjik tepkimeye sebep olabilir. Bu ilaçlar protein içermezler fakat vücuttaki protein ile bir araya geldiklerinde tepkimeye neden olabilirler. Alerjik maddeyle temas edildiği an vücut risk altındadır. Temas, cilt, akciğerin koruyucu iç yüzeyi, ağız, boğaz, mide veya bağırsak yoluyla vücuda alerjik madde girişi gerçekleşebilir.
 
Alerji Belirtileri Nelerdir?
 
Aksırma, öksürme, hırıltılı soluma, isilik, şişlik, kaşıntı (göz, kulak, boğaz, damak, dudak), nefes darlığı, bulantı, kusma, sinüs ağrısı (burnun yukarı kısmında, göz çevresinde ve kafatasının ön tarafında ağrı veya baskı hissedilmesi) gibi semptomlar alerji belirtisi rahatsızlıklardır.
 
Semerkand Takvimi
[19/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.'
(Nûr, 24/56)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=J09iDNKLTNc=
[19/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder.”
(Buhârî,' İman', 24; Müslim, 'İman', 25.)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=J09iDNKLTNc=
[19/7 22:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Rabbim! Verdiğin rızıkla beni kanaatkâr kıl ve bana verdiklerini hakkımda hayırlı ve bereketli eyle. Elde edemediğim her hayırlı şeyin yerine daha iyisini nasip et.'
 
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=J09iDNKLTNc=
[19/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır! Hadis-i Şerif
[19/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.
 
(Müzzemmil, 73/8)
[19/7 22:39] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik göz tokluğuyladır.
 
(Al-Bukhari)
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Rafi
 
Peygamber ve müminlerin itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Kölenin Verdiği Ders
 
   Bir zamanlar, Belh'te büyük bir kıtlık meydana gelmişti. Öyle ki, açlıktan bütün halk tam bir fâciânın eşiğine gelmişti. Çektikleri dert ve ıztıraptan dolayı kalpler yorgun düşmüş, sıkıntı ve yokluk yüzünden sîmâlara hüzün çökmüştü. Gönüllerden taşan sessiz feryatlar, duâlar hâlinde gökyüzüne yükselmekte, akıttığı kanlı yaşlarla gözler toprağı sulamaktaydı. Lâkin ne tuhaftır ki, çarşıda, ahâlînin bütün bu kederli hâline bir nebze bile aldırış etmeden dolaşan, yüzünde güller açmış, neş'eli meczup bir köle vardı. Onun bu davranışına bir mânâ veremeyen yerli halk, başına toplanarak biraz şaşkın, biraz da kızgın bir üslûb ile o köleye hitâben: 
 
 -Bütün insanlar mahzun iken, sen bu derece şen-şakrak olmaya utanmıyor musun? Niçin bu kadar gülüyorsun?' diye sordular. 
 
 O meczup köle, kendisine yöneltilen bu suâle, yine mütebessim bir çehre ile şu mukābelede bulundu: 
 
 -Ben hiç dert ve kasâvet çekmiyorum. Zira bir köyü ve çiftliği bulunan bir ağanın kölesiyim. Onun güven dolu idâresi altında huzurla yaşamaktayım. Onun gücü, benim gönlümdeki meşgûliyeti ve derdi ortadan kaldırmıştır. 
 
 Bu manzaraya şâhit olanlar arasında Şakîk-i Belhî de bulunuyordu. O kölenin vermiş olduğu cevâbı duyduğunda, hikmet dolu bu ifâde karşısında birden bire sarsıldı, tevekkül ve teslîmiyet ufkunda, daha kat etmesi gereken ne kadar da çok mesafe olduğunun idrâki içerisinde derin düşüncelere daldı. Bir müddet sonra da dilinden dökülen şu cümleler gönlüne tercüman oldu: 
 
 -Yâ İlâhî, Sen ne kadar yücesin! Şu köle, -bütün kâinâta nisbetle iğne ucu kadar bile olmayan- bir köye sahip, kendisini himâye edecek efendisi olduğu için bu kadar neş'elidir. 
 
 Ey Rabbim! Sen ki, Mâlikü'l-Mülkʼsün / mülkün yegâne ve gerçek sahibisin, rızkımızı vereceğini de tekeffül etmişsin. Buna rağmen şu bizim kalbimizi bu kadar çok dert ve ıztırap içinde bırakan gafletimiz neyin nesidir? 
 
 Rivâyete göre, işte bu hâdise neticesinde Şakîk-i Belhî Hazretleri, dünyevî endişeleri bir kenara bırakarak kendini tamamen Hakk'ın yoluna verdi. O günden sonra esbâba tevessül edip, yani sebeplere sarılarak rızkını kazanmaya çalıştı. Rızık endişesini, hiçbir zaman kalbinin ucundan bile geçirmedi. Ömrünün sonuna kadar huzur içinde yaşadı. Tevâzû içerisinde dâimâ şu sözü tekrarlayıp durdu: 
 
 -Ben bir kölenin talebesiyim. Her ne bulmuş isem onun (bana vermiş olduğu şu hikmetli teslîmiyet dersi) sâyesinde bulmuşumdur.
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Senden güzel isimlerin ve ulvî sı- fatların hürmetine bizi affetmeni, nefislerimizi dizginlemeni ve ruhumuzun emrine vermeni, işlerimizi kolaylaştırmanı ve insanlardan ve cinlerden bize düşmanlık besleyenleri bertaraf etmeni diliyoruz.
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Hiçbir peygamber yoktur ki, insanların inanmaları için kendisine mucizeler verilmiş olmasın. Bana verilen ise Allah'ın vahyettiği vahiy (Kur'ân-ı Kerîm)dir. Bu sayede ben kıyamet günü ümmeti en çok olan peygamber olacağımı ümit ediyorum.
(Buhârî, İ'tisâm, 1)
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: YURDUMUZ............. BÜYÜK İLÇELERİMİZ
Son yayınlanan rakamlara göre bağlı olduğu ilin merkez ilçesine uzaklığı, nüfus büyüklüğü, sosyo-ekonomik şartları gibi kriterlerle il olmaya en yakın ilçelerden bazıları:
 
Gebze - Kocaeli 399.558
 
Alanya - Antalya 350.636
 
Tarsus - Mersin 347.314
 
İnegöl - Bursa 286.848
 
Çorlu - Tekirdağ 284.907
 
Siverek - Şanlıurfa 266.971
 
Manavgat, - Antalya 245.740
 
Akhisar - Manisa 176.000
 
Ereğli - Zonguldak 175.726 
 
Erciş - Van 173.606
 
Fethiye - Muğla 170.379
 
Bandırma - Balıkesir 161.894
 
Edremit - Balıkesir 161.145
 
Nazilli - Aydın 160.581
 
Cizre - Şırnak 155.182
 
Lüleburgaz - Kırklareli 153.027
 
Ereğli - Konya 149.333
 
Elbistan - K. Maraş 141.977
 
Kozan - Adana 132.320
 
Ergani - Diyarbakır 135.514
 
Ünye - Ordu 130.692
 
Polatlı - Ankara 127.526
 
Kahta - Adıyaman 127.534
 
Yüksekova - Hakkari 119.194
 
Midyat - Mardin 118.625
 
 
 
EV İÇİN.........  BEBEK ODALARI
 
Bir bebek doğduğu andan itibaren ayrı odada uyumalıdır. Her çocuğun ayrı bir odası olması en idealdir. Çocuğu ayrı odaya alıştırmak için, birçok yola başvurulur.
Uyku yeri mümkün olduğu kadar sessiz olmalı, odasına bir gece lâmbası koyup, devamlı aydınlık sağlanmalıdır.
Yatmadan evvel odasında babası ile oynaması, yattıktan sonra, annenin masal anlatması, uyuyana kadar yanında kalması, ona güven verecektir. Çocuğun ayrı odada yatması psikolojik olarak büyümesini ve olgunlaşmasını sağlar. Kendine güveni artan çocuğun çevreye uyum sağlaması kolaylaşır.
 
 
 
YEMEK.........  ERİŞTE ÇORBASI
 
MALZEME: 8 bardak et suyu, 200 gr erişte, 1 bardak kaşar peyniri, tuz, biber.
YAPILIŞI: Et suyu bir tencerede kaynamaya bırakılır. Kaynayınca içine erişte atılır. Pişinceye kadar kaynatılıp ateşten irdirilir. Üzerine kaşar peyniri rendeledikten sonra dökülür. Tuz ve biber katılarak sıcak sıcak servis yapılır.
 
 
19.07.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[19/7 22:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Enes (ra)
Resulullah (sav) bana buyurdular ki: 'Ey oğulcuğum, ailene girdiğin zaman selam ver ki, selamın hem senin üzerine hem de aile halkına bereket olsun!' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, İsti'zan 10, (2699)
 
Hadisin Açıklaması:
null
[19/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: O Allah öyle Allah’tır ki, hakikatte ondan başka ibadet edilecek ma-bûd yoktur; Mülkün sâhibi ve gâyet mukaddes, her selâmetin menbaı, emniyet ve eman verici, görüp gözeten, gâyet izzetli, cebbâr (mah-lukatın işlerini düzelten) ve çok büyüktür. (Haşr Sûresi, âyet 23)
[19/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki, o zamanda riba (faiz) yemeyen kalmayacak. Öyle ki, doğrudan yemeyene buharı (tozu) ulaşacaktır. Ravi: Ebu Davud, Büyü 3
[19/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Ebu Davud ve Nesai'den gelen bir başka rivayette şöyle buyurulur, 'Şehirlinin köylü adına satış yapması yasaktır, şehirli köylünün kardeşi veya babası bile olsa.' Ebu Davud'un Hazreti Enes Radıyallahu Anh yaptığı bir başka rivayet şu ziyadeyi ihtiva eder: Şöyle denirdi: 'Şehirli köylü yerine satmasın.' Bu özlü, cami bir sözdür 'Şehirli köylü için hiçbir şey satmasın, köylü adına safın da almasın' demektir.
 
Kaynak : null
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[19/7 22:41] Ömer Tarık Yılmaz: 467- وعنه قال : قال رسولُ الله
 
: انظُرُوا إلى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْكُمْ, وَلا تَنْظُرُوا إلى مَنْ هُوَ فَوقَكُم، فَهُوَ أَجْدَرُ أن لا تَزْدَرُوا نِعمَةَ الله عَلَيْكُمْ .
وفي رواية البخاري: إذا نَظَرَ أَحَدُكُمْ إلى مَنْ فُضّلَ عليهِ في الْمَالِ وَالخَلْقِ، فَلْيَنْظُرْ إلى مَنْ هو أَسْفَلُ مِنْهُ .
 
467: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hayat şartları kendinizden aşağı olanlara bakınız, sizden üstün olanlara bakmayınız. Bu hareket elinizdeki Allah’ın nimetini hor görmemeniz için en uygun yoldur.” (Müslim, Zühd 9)
 
* Buhari’nin değişik bir rivayeti şöyledir: “Sizden biriniz mal ve yaradılış yönünden kendisinden üstün birini görürse hemen ardından kendinden aşağı durumda bulunan kimselere baksın.” (Buhari, Rikak 36)
 
468- وعنه عن النبي
 
قال : تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ وَالقَطِيفَةِ وَالخَمِيصَةِ، إن أُعْطِيَ رضِيَ، وإن لَمْ يُعْطَ لَمْ يَرْضَ .
468: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Altın, gümüş, kumaş ve elbiseye kul köle olanlar helak oldular. Bu tip insanlar kendilerine verilse sevinirler, verilmezse hoşlanmazlar.” (Buhari, Rikak 10)
 
469- وعنه
 
قال : لَقَدْ رأَيْتُ سَبْعِينَ منْ أَهْلِ الصفَّةِ، مَا مِنْهُمْ رَجُلٌ عليه رداءٌ، إمَّا إزَارٌ، وَإمَا كِسَاءٌ، قَدْ رَبَطُوا في أَعْنَاقِهِمْ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ نِصْفَ السَّاقَيْنِ، وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الكَعْبَيْنِ، فَيَجْمَعُهُ بِيَدهِ كرَاهِيَةَ أن تُرَى عَوْرَتُهُ.
469: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den, şöyle demiştir: Suffe ashabından yetmiş kişiyi gördüm ki onlardan hiç birinin üzerinde örtünecek bir şeyleri yoktu. Ya sadece üst tarafı örten bir gömlek veya alt tarafı örtecek eteklik giymişler bu elbise parçalarını boyunlarına bağlarlardı da bu giysilerden kimisi baldırlarının yarısına kimisi de topuklarına kadar erişebilirdi de avret yerleri görülmemesi için uçlarını elleriyle topluyorlardı. (Buhari,Salat 58)
 
470- وعنه قال : قال رسول الله
 
: الدُّنْيَا سِجْنُ المُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الكَافِرِ .
470: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dünya mü’minin zindanı, kafirin cennetidir.” (Müslim, Zühd 1)
 
471- وعن ابن عمر رضي اللهُ عَنْهُمَا ، قال : أخذ رسولُ الله
 
بِمَنكِبَيَّ، فقال : كُنْ في الدُّنْيَا كانكَ غَريبٌ، أَوْ عَابِرُ سَبيلٍ .
[19/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Hani Musa kavmine şöyle demişti: 'Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır.'
-İbrahim Suresi, 6
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[19/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3628]
 
Abdullan İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu veselâm'a, namazda iken hayaline abdesti bozuldu gibi gelen bir adamdan bahsedilmişti. Şöyle ferman buyurdular:  
 
'Sesi işitip kokuyu duymadıkça namazı sakın terketmesin.''
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[19/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine girdiğinizde Allah'ı tespih edin. - Rûm - 18. Ayet
[19/7 22:42] Ömer Tarık Yılmaz: Kul namazını, insanlarla birlikteyken de, yalnızken de güzelce kıldığı zaman Yüce Allah şöyle buyurur: ‘İşte bu gerçekten benim kulum.’ - İbn Mâce, Zühd, 20
[19/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.' - (Âl-i İmrân, 3/192)
[19/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Yüce Allah, söylenecek sözün daima doğru ve güzel olmasını istemektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim de iyi veya kötü sözü; bir ağacın kökü ve dallarına benzeterek şöyle açıklamıştır: “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi. (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misal getirir. Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olamayan kötü bir ağacın durumu gibidir. Allah iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır…” (İbrahim, 14/24-27) Sevgili Peygamberimiz de güzel sözü sadaka saymış hayatı boyunca aile fertlerine güzel söz ve güler yüzle yaklaşmıştır. Yunus’un; “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” cümlelerinde ifade ettiği gibi güzel söz aile ortamındaki gerginlikleri ve kırgınlıkları ortadan kaldıracak ve daha da önemlisi sevgi bağlarımızın gelişmesine katkıda bulunacaktır. - GÜZEL SÖZ
[19/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Çirkin Huylar
17) İttika: Yüce Allah'dan korkmak, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hale 'Takva' denir. Bunun sahibine de 'Müttakî' denilir. Müttakî olan bir zat, güvenilir ve itimat edilir bir insan demektir. Ondan hiç bir kimseye zarar gelmez.
İslam önünde insanlar esasen birbirine eşittirler. Bunların seçkinliği ancak takva iledir. Kur'an-ı Kerîm'de buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yanında en iyiniz, en çok müttakî olanınızdır.'
İttikanın karşıtı fısk'dır, fücur'dur. Daha açığı, doğru yoldan çıkmak, Allah'a asi olmak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmamaktır. Böyle bir halin sonucu da felakettir, azabdır.
18) Edeb: Güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet'dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır.
'İnsanın edebi, zehebinden (altınından) iyidir' denilmiştir.
Edebden yoksun olan bir insan, bir toplum için zararlı mikroplardan daha tehlikelidir.
19- İhsan: Bağışlama, iyilik etme, bahşiş verme, hayır olarak yapılması uygun olan bir şeyi yapma demektir. İhsan, adaletin üstünde bir faziletdir. Bir ayet-i kerimede buyurulmuştur:
'İhsan ediniz; şübhe yok ki, Allah ihsan edenleri sever.'
Diğer bir ayet-i kerimede de buyurulmuştur:
'Yüce Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsan et.'
20- İhlas: Herhangi bir işi güzel bir niyetle ve saf bir kalb ile yapmak, işe başka bir şey karıştırmamaktır. Böyle bir hale, 'Hulûs' da denir. Yapılan görevlerin değerleri ihlasa göre artar. İhlasın karşıtı Riya (gösteriş) 'dır. Bir görevi yalnız bir gösteriş için veya maddi bir yarar için yapmaktır.
Riyakar bir insan, temiz ruhlu, iyi bir insan değildir. Yaptığı işlerin mükafatını Allah'dan dilemeğe yüzü olmaz. Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah, sadece kendisi için yapılan ve kendi rızası için istenen bir işi kabul eder.'
21- İstikamet: Her işte doğruluk üzere bulunmak, adaletten ve doğruluktan ayrılmayıp din ve akıl çerçevesi içinde yürümek demektir. Din ve dünya görevlerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir müslüman, tam istikamet sahibi bir insandır. Böyle bir insan toplumun en önemli bir organı sayılır.
İstikametin karşıtı, hıyanettir ki, doğruluğu bırakıp verilen sözü gözetmemek, caymak, emanete riayet etmemektir, insanların haklarına tecavüz etmektir. Bir ayet-i kerimede, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurulmuştur:
'Emrolunduğun gibi istikamette bulun.'
İşte bu ayet-i kerime, istikametin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu göstermeğe yeter.
22- İtaat: Üst amirin dince yasak olmayan emirlerini dinleyip ona göre yürümektir. Yüce Allah'ın buyruklarını dinleyip tutmak bir taattır. İnsanın mutluluğu da bu taata bağlıdır. Bunun karşıtı isyandır. Yüce Allah'ın emirlerini dinlemeyen bir insan günahkar ve hayırsız bir kimsedir ki, kendisini tehlikeye atmış olur. Artık böyle bir kimseden insanlık ne bekleyebilir:
Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
'Allah'a itaat ediniz; Allah'ın Peygamberine de, sizden olan idarecilere de itaat ediniz.'
23- İtimad: Güvenmek ve emniyet etmek, bir şeye kalben güvenip dayanmak demektir. Halkın güvenini kazanmak bir başarı eseridir. İktisadî ve içtimaî hayatın devamı itimadın varlığına bağlıdır. Onun için insan, güzel ve doğru hareketleriyle herkesin güvenini kazanmaya çalışmalıdır. İtimada aykırı olan şey, hiyanettir, işi kötüye kullanmaktır ki, bunun sonucu pek korkunçtur.
24- İktisad: Her işte denge üzerinde bulunmaktır. Gereğinden fazla veya noksan harcama yapmaktan kaçınmaktır. İnsan iktisada uyma sayesinde rahat yaşar, hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'İktisad üzere bulunan fakir olmaz.'
İktisadın karşıtı israf dır, aşırı gitmektir. İsraf,
[19/7 22:43] Ömer Tarık Yılmaz: Perde-i ismette kaldı mânii Kur'ân henüz.'
 
'Kâinatın bâkir fikirleri parça parça oldu. Fakat
 
Kur'an'ın mânâları hâlâ koruma perdesi içinde kaldı.' demiştir.
 
Biz mantıkî düşünürken estetiğin ölçülerini, edebî düşünürken de mantığın kural ve ilkelerini feda etmek alışkanlığında olduğumuz için, Kur'ân'daki uyum
 
ve ahengi bütün yönleriyle bir cetvel çizer gibi düşünce yoluyla ölçemiyor isek de o fıtratı yaşarken onun yüce zevkini vecd ile duyabiliriz. Kur'ân da, bu zevki, okuyanlardan ziyade yaşayanlarına ihsan etmek için 'Bu, takva ehline hidayettir.' (Bakara, 2/1) diye hitap edecektir. Bundan dolayı herşeyden önce gafletimizden, vesvesemizden, şeytanlıklardan arınmak için bütün bilinç gücümüzle Allah'a sığınarak 'Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.' diyelim ve o her şeyi çeken kuvveti yaşamak için; 'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla.' demek olan besmele anahtarına yapışalım ve bir teşekkür duygusu ile Fâtiha'sından başlayalım.
 
Meâl-i Şerifi
 
1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
 
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
 
3- O Rahmân ve Rahim,
 
4- O, din gününün maliki Allah'ın.
 
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).
 
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
 
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
 
 
 
ÂYETLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:
 
2- Kur'ân'da sûreler, sûrelerin çoğunda kıssalar, kıssalarda âyetler, âyetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık veya kapalı, sözle veya mânâ ile birçok yönden tam bir uyum ve belli bir düzen vardır ki, bunların tek tek araştırılması ve ayrıntılarının açığa çıkarılması sayısız denilebilecek kadar çoktur ve hemen hemen bütün ilimleri ve sanatları da yakından ilgilendirir. Bu ilimlerin en başta geleni de Nahiv (Dilbilgisi) ve Belağat (sözü yerinde söyleme sanatı) ilimleridir. Kur'ân'ın nazmında cümlenin yapısı, sözün öncesiyle ilişkisi, sözün gelişi ve akışı, anlam ve kavram, söz ile mânâ arasındaki uyum (mutabakat), sözün içeriği ile gereği, ibare, işaret, delalet, iktiza, açıklık ve gizlilik, hakikat, temsil, sarahat, kinaye, îmâ, telmih, mantık, hikmet, maksada uygunluk gibi beyan ilmini ilgilendiren yönleriyle sözün öncelikle kulağa hoş gelmesi ve kolay anlaşılması gözetilmiştir. Ondan sonra da sözün kalbe dolmasını ve etki yapmasını sağlayan fesahat (açık ve anlaşılırlık), tatlılık, düzgünlük, akıcılık, incelik, ölçülülük, çarpıcılık, kolaylık, sanatlılık, yenilik, çok yönlülük, tutarlılık, uyum ve ahenk, dile hakimiyet, üslup, söz ile anlam arasındaki denge, sözü uzatma, az ve öz sözle çok anlam ifade etme ve nihayet kimseyi taklit ve tekrar etmemek demek olan ibdâ ve harikuladelik gibi özellikler açısından, hem söz güzelliğini, hem de anlam derinliğini ve zenginliğini birlikte içine alan pekçok güzellik ve estetik incelik bulunmaktadır. Kısacası, Kur'ân'da kelimelerin asıl dil ve sözlük mânâları açısından delalet ettikleri anlam, akıl ve mantık açısından delalet ettikleri anlam, tabiî zevk ve sezgi açısından delalet ettikleri anlam olmak üzere üç çeşit delaletin bileşkesi olan ve sonludan sonsuza doğru yol alan uyum ve ahengin hissedilebilen ilişkilerini özetle dile getiren inceliklerdir bunlar. İşte bunlar tefsirin ruhunu teşkil eder. Genelde avam için dil açısından sözün mânâya delaleti, alimler için akıl ve mantık açısından delaleti, edebiyatçılar ve estetikçiler ve hikmet ehli olanlar için zevk, sezgi ve fıtrata uygunluk açısından delaleti önem taşır. Terceme ile dil değiştiği için birinci ve üçüncü hususlarda kendiliğinden büyük kayıplar olur. Ayrıca bundan akıl ve mantık açısından söz konusu olan delalet de etkilenir.
 
Bunun için biz bazı yerlerde bu ilişkileri kısaca göstermeye çalış
[19/7 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ömer (radıyallahu anh): 'Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın' buyurmuştur.
 
Tirmizî, Vitr 21, (487).
 
213 - Ebu'd-Derda (radıyallahu anh) buyurmuştur ki: 'Ben, Şam'daki Ümeyye Camii'nin merdivenlerinde bir dükkan sâhibi olup, her gün elli dinar kazanıp Allah yolunda harcamak ve bu esnada namazlarımı da hep cemaatle kılmak, Allah'ın helal kıldıklarını da haram etmemek şartlarını arzulamaktan ziyade, Allahu Teâla'nın, haklarında: '...o kimseler ki ne bir ticaret ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten alıkoymaz' (Nur, 36) övgüsünü kullandığı kimselerden olmamaktan korkarım.'
 
Bu rivayet Rezîn'in ilâvesidir.
 
NECASETLER
 
214 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Mekke'nin fethedildiği sene Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'i Mekke'de işittim, şöyle buyuruyordu: 'Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı.' Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Resûlü 'ölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zîra onunla gemiler yağların, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır' dendi. Cevâben: 'O (nun satışı) haramdır' buyurdu ve ilâve etti: 'Allah Yahudilerin canını alsın. Allah onlara ölmüş hayvanların iç yağını haram kıldığı vakit bu yağı erittiler, sonra satıp parasını yediler.'
 
Buhârî, Büyû 112, Meğâzî 50; Müslim, Müsâkât 71 (1581); Ebu Dâvud, Büyû 66 (3486); Tirmizî, Büyû 93, (7, 309-310); İbnu Mâce, Ticarât 11, (2167).
 
215 - Abdurrahman İbnu Va'le'nin anlattığına göre, İbnu Abbas (radıyallahu anh)'dan üzüm şırası hakkında sorunca ondan şu cevabı almıştır: 'Adamın biri Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm)'a bir şarap dağarcığı hediye etmişti, kendisine 'Allah'ın bunu haram kıldığını bilmiyor musun?' dedi. Adam: 'Hayır bilmiyorum' cevabını verdi ve yanında bulunan birisine birşeyler fısıldadı. Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm) adama 'Ona ne fısıldadın?' diye sorunca adam: 'Onu satmasını emrettim' dedi. Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm): 'İçilmesi haram olanın satılması da haramdır' buyurdu ve iki şarap dağarcığının ağızlarını açarak içlerini boşalttı.'
 
Müslim, Musâkat 68, (1579); Muvatta, Eşribe 12, (2, 846), Nesâî, Büyû 90, (7, 307-308).
 
216 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'i Kâbe'nin yanında otururken gördüm. Bir ara başını semaya kaldırarak güldü ve şunu söyledi: '-Allah Yahudilere
[19/7 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Yükselmede ve inmedeki hâlleri bildirmekdedir:
 
Talebenizin en aşağısı sunar ki, Mevlânâ Alâ’üddîn okşayıcı mektûbunuzu getirdi. Yazılı olan şeyleri açıklamak için zemân buldukça müsvedde hâzırladım. O bilgileri temâmlayıcı birkaç şey dahâ düşündük, ama, bunları yazamadan mektûb yola çıkdı. İnşâallahü tebâreke ve teâlâ ayrıca yüksek kapınıza sunulur. Şimdi, temize çekilmiş olan başka bir kitâb gönderildi. Bu kitâb, dostlarımızdan birkaçının dileği üzerine yazıldı. Bu yolda fâideli olacak nasîhatların yazılmasını istemişlerdi. Buna göre, çalışacağız demişlerdi. Doğrusu, eşi olmıyan, çok fâideli bir kitâb oldu. Onu yazdıkdan sonra Resûlullah “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” hazretlerinin, ümmetinin âlimlerinden birçoğu ile hâzır oldukları anlaşıldı. Bu kitâbı mubârek eline aldı. Merhameti çok olduğundan, onu öpdü, âlimlere göstererek (böyle îmân etmek lâzımdır) buyurdular. Bu bilgileri öğrenmekle şereflenenler nûrlu, herkesden yüksek idiler ve çok kıymetli idiler. O serverin “aleyhissalâtü vesselâm” karşısında ayakda idiler. Sözü uzatmıyalım, bu hâli herkese bildirmek için bu fakîre emr buyurdular. Fârisî mısra’ tercemesi:
 
Kerîmlerle yapılan işler zor olmaz.
 
Yüksek huzûrunuzdan ayrıldığım günden beri, gözüm hep yukarıda olduğu için irşâd makâmına o kadar hevesim kalmadı. Çok zemân oluyor ki, bir köşeye çekilip, oturmak istiyorum. Benimle oturmak, konuşmak istiyenler gözüme arslan ve kaplan görünüyor. Herkesden uzaklaşmaya karâr vermişdim. Fekat istihâre uygun gelmedi. Maksada yaklaşdıran dereceler sonsuz ise de, çok yukarılara yükselmek oluyor
[19/7 22:44] Ömer Tarık Yılmaz: Enflasyonun Borç İlişkilerine Etkisi
 
Ana Sayfa
Hukuki ve Ticari Hayat
Enflasyonun Borç İlişkilerine Etkisi
  
 
  Hukuki ve Ticari Hayat
 
E) Enflasyonun Borç İlişkilerine Etkisi
 
Enflasyon, paranın satın alma gücünün zayıflaması veya para ve para hükmündeki nominal milli değerin tedavüldeki reel milli değere (mallara) oranla artması olarak tanımlanır. Enflasyon esasen, piyasadaki arz-talep dengesinin bozulması, piyasada tedavül eden paranın çoğalması, bütçe açığı gibi bilinen ve bilinmeyen birçok sebepten kaynaklanan iktisadi bir problemdir. Bununla birlikte halk dilinde “hayat pahalılığı” veya “paranın değer kaybetmesi” olarak da ifade edilen enflasyonun, paranın devrede olduğu borç ilişkilerini doğrudan etkilediği, faizle de belli bir ilişkisinin kurulabileceği düşünülürse, enflasyonun borç ilişkilerine etkisinin İslam hukuk doktrinindeki hakim prensipler açısından ele alınıp fıkhi hükmünün tartışılmasının gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar.
 
Borç ilişkilerinin açıklık ve dürüstlük içinde seyretmesi, tarafların hak ve yükümlülüklerini önceden net bir şekilde bilmesi hususunun diğer hukuk sistemleri gibi İslam hukukunun da temel ilkesi olduğunu ve fakihlerin bunu sağlamaya yönelik olarak bir dizi tedbirden söz ettiğini biliyoruz. İslam’ın borç ilişkilerinde ısrarla üzerinde durduğu esasların başında, tarafların hak ve borçlarını açık ve ayrıntılı şekilde belirleyerek sözleşme yapması, sözleşme şartlarına titizlikle uyması, hiçbir tarafın diğer tarafa akid dışı, makul olmayan bir zarar vermemesi gibi ilkeler gelir. Halbuki enflasyon oranının çok yüksek olduğu toplum ve dönemlerde, vadeli para borcunun söz konusu olduğu akidler bakımından bu ilkeleri korumak mümkün olmamakta, alacaklı taraf paranın değer kaybetmesinden ciddi şekilde zarar görmektedir. Bu yüzdendir ki bu toplumlarda uzun vadeli ödünç para verme, borçluya süre tanıma, vadeli satış, maaş, ücret ve mal fiyatlarının belirlenmesi gibi birçok husus enflasyon sebebiyle ciddi bir sıkıntı ve çekişme konusu olmakta, neticede İslam’ın karz ve yardımlaşma gibi ahlaki umdelerinin ihmali, faiz ve haksız kazanç gibi temel yasakların ihlali artmaktadır. İslam’da zarar ve karşı zarar verme yasaklanmış ve zararın izale olunacağı ilkesi benimsenmiştir (Mecelle, md. 19-20). Böyle olunca para alacaklısı olan şahıs, enflasyon sebebiyle uğradığı zararının giderilmesini istemekte haksız değildir. Buna karşılık para borçlusu, ödeme esnasında borç süresince paranın değer kaybetmesi yüzünden, başlangıçtaki borcuna göre –rakam olarak daha fazla para ödemeye zorlandığında, bu onun açısından her zaman adil bir hüküm olmayabilir. Çünkü, paranın değer kaybetmesinin sorumlusu borçlu olmadığı gibi, piyasadaki fiyat ve ücret artışı borçluya aynı oranda veya hiç yansımamış da olabilir. Ancak alacaklı açısından ilgili üçüncü bir merci mevcut olmadığından, parasının kaybettiği değeri talep etmekte kendine borçluyu hedef seçmiş olmaktadır. Öte yandan, faiz konusundaki klasik ve yerleşik anlayışa göre, alınan borç aynen iade edilmeli, vade ve süre sebebiyle miktarda herhangi bir artırıma gidilmemelidir. Farklı açılardan yapılabilecek bu ve benzeri yaklaşımlar neticede enflasyonun akde ve para borcuna etkisinin ne olacağı ve parada meydana gelen değer kaybının kim tarafından üstlenileceği ve nasıl telafi edileceği konusunu gündeme getirmektedir.
 
İslam hukukunun klasik döneminde kaleme alınmış eserlerde bu konuyla doğrudan alakalı hükümlerin bulunmayışı gayet tabiidir. Bunun en başta gelen sebebi, klasik doktrinin teşekkül ettiği dönem olan Emevi ve Abbasiler dönemi İslam toplumunun iktisaden çok iyi durumda olması, mübadele aracı olarak da altının ve kısmen gümüşün (dinar ve dirhem) kullanılmakta olması, altın ve gümüş dışındaki paraların (fels) ise
[19/7 22:45] Ömer Tarık Yılmaz: Atlas (harita)
 
Ana Sayfa
A
Atlas (harita)
İlgili
Değişik unsurları içeren bir işi üstünkörü ele almaya ve bundan dolayı muvaffak olamamaya,bazen atlas insanın iç dünyasındaki zenginliğe ve çok yönlülüğe,İnsanın elinde dürülen harita saltanat ve yönetime delalet eder.Bir atlasa baktığınızı görmek,başladığınız bir işi titiz bir şekilde sona erdireceğiniz anlamına gelir.
 
İlgili
Atlas kumaş
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Morarmak
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Benzi sararmak
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[19/7 22:46] Ömer Tarık Yılmaz: Ahkâm-ı İctihâdiyye
 
Ana Sayfa
A
Ahkâm-ı İctihâdiyye
Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfte açıkça bildirilmeyip, müctehid denilen âlimlerin açıkça bildirilenlere benzeterek elde ettikleri hükümler.
 
İlgili
Mezheb İmâmı
9 Eylül 2021
Benzer yazı
RE’Y
9 Eylül 2021
Benzer yazı
Re’y Yolu
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB

Borsa günü yükselişle tamamladı

Antalya Havalimanı 2 ayda yaklaşık 2 milyon yolcuya hizmet verdi

Sakarya, yılın ilk 2 ayında 26 bin 314 aracı yurt dışına gönderdi

Küresel Para Haftası sunum ve panellerle devam ediyor

AB, Macaristan ve Slovakya'ya petrol akışını sağlamaya çalışıyor

Fitch: Orta Doğu'daki gerilimin kısa sürmesi halinde Türkiye'ye yönelik riskler yönetilebilir

Borsada bugünkü işlemlerin takası 23 Mart'ta yapılacak

Türkiye'den transit geçecek harp araç ve gereçlerine ilişkin esaslar düzenlendi

Konut Fiyat Endeksi şubatta yüzde 1,8 arttı

Safranbolu lokumu üreticileri bayram mesaisinde

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 26 20 2 4 44 64
2.FENERBAHÇE A.Ş. 27 17 1 9 33 60
3.TRABZONSPOR A.Ş. 26 17 3 6 23 57
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 26 14 5 7 17 49
5.GÖZTEPE A.Ş. 26 11 5 10 10 43
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 26 12 8 6 14 42
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 26 8 7 11 -2 35
8.KOCAELİSPOR 26 9 11 6 -4 33
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 27 8 10 9 -10 33
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 26 7 10 9 -4 30
11.CORENDON ALANYASPOR 26 5 8 13 -4 28
12.TÜMOSAN KONYASPOR 26 6 11 9 -9 27
13.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 26 6 13 7 -8 25
14.KASIMPAŞA A.Ş. 26 5 12 9 -14 24
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 26 6 14 6 -18 24
16.İKAS EYÜPSPOR 26 5 14 7 -18 22
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 26 3 12 11 -28 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 26 4 17 5 -22 17