SEMA ÖNER


GÜNÜN YAZISI

GÜNÜN YAZISI


[17.09.2023 18:39] Annem: Bir Ayet: Her kim mümin olarak dünya ve âhiret için yararlı işler yaparsa çabası asla inkâr edilmez, biz onu yazmaktayız. (Enbiyâ, 21/94) Bir Hadis: Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir. (Buhârî, "Fedâilü'l-Kur'ân", 21) Bir Dua: Ey kalpleri bir durumdan başka bir duruma çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde sabit kıl. (Tirmizî, "Kader", 7) T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı [17.09.2023 18:39] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz: Başbakan Adnan Menderes’in İdamı. (1961) Miryakefalon Savaşı. (1176) Sadakanın en faziletlisi, Müslüman’ın bir bilgi öğrenmesi, sonra da o bilgiyi Müslüman kardeşine öğretmesidir. (İbn Mâce, Sünnet, 20)  Diyanet Takvimi Arka Yüz: ALLAH İLİM YOLCUSUNA CENNETİ KOLAYLAŞTIRIR İslam’ın gönderiliş hikmetlerinden biri de insana hak ve hakikate götüren yolları öğretmek, cehaleti ortadan kaldırmaktır. İnsan, hangi yaşta ve hangi konumda olursa olsun eğitim ve terbiyeye muhtaçtır. Zira insan, yaratılış gayesine ilimle ulaşır. Ahlak ve adabı ilimle kuşanır. Kalbini, ruhunu ve vicdanını ilimle aydınlatır. Dünyasını ilimle, eğitimle imar eder. Peygamber Efendimiz (sas), ilmin kıymetini ashabına şöyle anlatmıştır: “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim kişinin bağışlanması için Allah’a yakarır. Âlimin, âbide üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir pay almış olur.” (Tirmizî, İlim, 19) T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı [17.09.2023 18:40] Annem: (Dünyada elde ettikleri) az bir yararlanmadır. Halbuki (ahirette) onlara acıklı bir azap vardır. - Nahl - 117. Ayet [17.09.2023 18:40] Annem: Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâki kalır: Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle bâki kalır. - Tirmizî, Zühd,46 [17.09.2023 18:40] Annem: "Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde beni, ana-babamı ve mü’minleri bağışla!" - (İbrahim, 14/41) [17.09.2023 18:40] Annem: Hz. Peygamber (s.a.s.), beşerî ve sosyal ilişkilerinde insanlara daima hoşgörü ile yaklaşmış ve onların gönüllerini fethetmiştir. Yüce Allah Peygamberimizin şahsında bütün Müslümanlardan da hoşgörülü olmalarını istemiştir. “(Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’râf, 7/199) Bir başka ayette de şöyle buyurulmaktadır: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âli İmrân, 3/159) Birbirimizi anlamakta zorlandığımız ve farklı görüşlere tahammülün azaldığı günümüzde, barış ve huzur içinde yaşayabilmek için empati kuralım, hataları affedelim tutum ve davranışlarımızın temelinde sevgi ve hoşgörü olsun. - HOŞGÖRÜ [17.09.2023 18:41] Annem: İlgili Bilgiler 25- Hac için afaktan (Mikat dışından) gelenler için ihrama girecekleri belli yerler vardır ki, bunlar beş yerdir. Bunların her birine "Mikat" denir. Çoğulu "Mevakıt" dır. Bunlar: "Zülhuleyfe, Zati Irk, Cuhfe, Karn, Yelemlem" denilen yerlerdir. Bu yerlere gelmeden önce ihrama girebilirler. Öyle ki, Süveyş yolu ile hacca gidenler "Rabiğ" hizasında ihrama girerler. Burası Şamlıların mikatı olan ve Mekke'ye üç merhale uzakta bulunan, bugün izi kalmamış "Cuhfe" kasabası yakınındadır. 26- Bir hac yolcusu, ihramsız olarak mikatı geçerse, bakılır: Eğer henüz hac işlerini (menasikini) yapmaya başlamadan mikata dönerse, ihrama girerek telbiyede bulunur. Böylece kendisine bir ceza gerekmez. Fakat mikata dönmez de sonradan ihrama niyet ederse veya hac menasikinden birini yaptıktan sonra ihram için mikata dönerse, ceza olarak kurban (bir koyun kesmek) gerekir. Haccın kaçırılmasından korkulmazsa, mikata dönmek daha faziletlidir. 27- Mekke'de bulunaların hac için mikatları, bulundukları Mekke'dir. Bu şehirden ihrama girerler. İsterse Mekke halkından olmasınlar. Fakat Umre yapmak için Harem bölgesi dışına çıkar ve oradan, çoğunlukla "Tenîm" denilen yerden, ihrama girerler. Bunun için bu yere Umre de denilmiştir. 28- Mekke şehri çevresinde belli bir sahaya "Mekke Haremi, Harem Bölgesi" denir. Bu bölgenin dışında olup mikatlara kadar uzayan sahaya da "Hill" adı verilir. Hill Bölgesinin Mekke'ye en yakın yeri, batı tarafından üç-dört mil uzaklıkta bulunan "Ten'îm" adındaki yerdir. Hill sözü, ihrama son vermek manasına da kullanılır. 29- Harem Bölgesi ile mikatlar arasında bulunan kimseler, bulundukları yerlerden veya Mekke içinden ihrama girerler. Bunların yakınlıkları sebebi ile Mekke'ye girip çıkmaları çok olacağından onlara böyle bir kolaylık gösterilmiştir [17.09.2023 18:42] Annem: hangisidir? Yani İslam dininde bunların hangisini yapan mü'min sayılır? Lügattaki iman ile dindeki imanın farkı var mıdır? Bunu Kur'ân'dan ağır ağır öğreneceğiz ve bu âyetten itibaren başlıyoruz. Dindeki imanın, lügattaki imandan iki yönden özelliği bahis konusudur. Birincisi, iman edilecek olan ilgili (yani kendisine inanılacak şey) bakımından şer'î iman özeldir. Allah'ın birliğine ve Muhammed (s.a.v.)'in Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen şeylere kısaca ve gerektiğinde genişçe inanmaktır. Bunun en özetli olanı Allah'a ve ondan gelene inanmak, diğer deyişle (Allah'tan başka ilâh yoktur; Muhammed Allah'ın Resulüdür.) kelime-i tevhidine inanmaktır. Bir derece tafsîl (açıklama) ile, Allah'a, Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğine, ahirete inanmaktır. İkinci bir tafsîl (açıklama) ile Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere, öldükten sonra dirilmeye, sevap ve cezaya inanmaktır. Üçüncü bir tafsîl de Kitap (Kur'ân) ve Sünnet ile Muhammed (s.a.v.)'in bildirdiği kesin bir şekilde sabit olan haberlerin ve hükümlerin tümüne ve her birine Allah'ın ve Allah'ın peygamberinin istediği şekilde inanmaktır ki, burada "Onlar gayba inanırlar; ve onlar sana indirilene ve senden önce indirilmiş olana inanırlar; ve onlar ahirete kesin olarak inanırlar." ifadesi bütün bunları iki derecede açıklamıştır. Diğer açıklamalar da ilerde gelecektir. Ve bu derecelerden her biri, güç yetme derecesi ile birlikte bulunur. Bütün dini bilmek demek olan tafsîl, havass (saygın kişiler)ın özelliği olabileceğinden, halk ve çoğunluk için birinci farz, özet olarak inanmak ve en son da tafsîlin ikinci derecesine imandır. Ve işte Bakara Sûresi'nin başı bu iki değeri göstermiştir. Halbuki lügat anlamındaki imanın ilgi sahası bundan daha geniştir. O, gerçeği ve yanlışı, doğruyu ve eğriyi içine aldığı gibi, gereksiz sayılacak ayrıntıları da içine alır. Lügat bakımından iman denebilecek birçok tasdikler vardır ki, onlar din açısından tam küfürdürler. Mesela şirke inanmak; şeytanın sözüne, doğruluğuna inanmak; küfrün, zulmün hayır olduğuna inanmak; zinanın, fuhşun, hırsızlığın, haksız yere adam öldürmenin, Allah'ın kullarına saldırmanın doğruluğuna inanmak... lügat itibariyle birer iman, fakat İslâm dininde birer küfürdürler. Lügat anlamında imanın diğer bazı kısımları daha vardır ki, dinî açıdan küfür olmamakla beraber birer inanma görevi teşkil etmezler. Bir kısmı mübah, bir kısmı mendub, bir kısmı da kötülük ve günah olabilir ve bunların açıklaması fıkıh ilmine aittir. Özetle lügat anlamında imanın bir kısmı hak ve hayır, bir kısmı şer ve batıl, bir kısmı da zevk, saçma ve lüzumsuz şeyler olabilir. Hak ve hayır olanlar şer'î imanın aynı veya onun kapsamı içinde ayrıntısıdırlar. Çünkü asıl şer'î iman, şimdiki halin arkasında veya bâtın (kapalılığın)da kaybolan hak ve hayrın anahtar ve ölçüsünü veren ve bir tek yol takip eden prensiplerin tümüdür. Gerçekte bütün iş, hak ve hayırdan önce, bunların prensip ve ölçülerindedir. Ve İslâm dininin esas apaçık gerçekliği olan imânâ dair prensipleri de bu anahtarı ve ölçüyü verir. Hidayet (doğruluk)de onu takip edenleredir. Geleceğin kayıp anahtarı, şimdiki görmede; şimdiki görmenin anahtarı, onun gizli gaybı ile geçmişteki gaybında ve hepsinin anahtarı ise Allah katındadır. "Gaybın anahtarları onun katındadır, onları O'ndan başkası bilemez." (En'âm, 6/59). Şu halde insan; anahtarı, doğruyu ve hayrı kendi istek ve arzusunda aramamalı, doğrudan doğruya veya bir aracı ile Allah Teâlâ'dan almalıdır. Aracıları inkâr etmemeli, fakat kulluğu ancak Allah'a yapmalıdır. Çünkü "O'nun izni olmadan onun katında kim şefaat edebilir?" (Bakara, 2/255) âyeti onun izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceğini bildirmektedir. İkincisi, imanın ilgi [17.09.2023 18:42] Annem: Tefsir Yâ-sin 1, Bed'u'1-Halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250, (159); Tirmizî, Tefsir, Yâ-sin, (4225). 1666 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki.: "Güneş ve Ay kıyamet günü sarılırlar." Buhâî, Bed'ül-Halk 4. 1667 - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den sordular: "Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah'ın dilediği yere sevkeder"diye cevap verdi. Onlar tekrar sordular: "Ya şu işitilen ses, o nedir?" "Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin. Şimdi de İsrail'in Yakub (aleyhisselam)kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) : "Hz. Yakub (ırku'n-nesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen. bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler." Tirmizî, Tefsir Ra,d, (3116). 1668 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: "Ey Rabbim, bir kısmım diğer kısmımı yiyor. " Bunun üzerine ona iki nefes, izin verdi: Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yaz nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. Öbürü de (kışta) en şiddetli bulduğunuz soğuktur." Buhârî, Bed'ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfatu Cehennem 9, (2595); İbnu Mâce, Zühd 38, (4319); Muvatta, Yükûtu's-Salât 27, (1,15). 1669 - Katâde (rahimehullah) anlatıyor: "Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı: 1- Allah onları semaya zinet (ve süs) kıldı. 2- Şeytanlara atılacak taş kıldı. 3- Geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunlar dışında bir te'vil ileri sürerse (kendi ilâve ettiği) hissesinde hataya düşer, nasibini kaybeder, mânasız bir yükün altına girer ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte âciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah'a yeminle söylüyorum: Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne de ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlı kılmamıştır. (Aksini iddia edenler) Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar..." Rezîn ilavesidir. Ancak, (hakkında bilgisi olmayan) ibâresine kadar olan kısmı, Buhârî, Bed'ül-Halk'da (3. bab) senetsiz olarak kaydetmiştir. 1670 - Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şunu söyledi: "Allah Teâlâ hazret1eri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı [17.09.2023 18:43] Annem: OTUZBİRİNCİ MEKTÛB Bu mektûb, şeyh Sofîye gönderilmişdir. Tevhîd-i vücûdînin hakîkati ve Allahü teâlâya yakın olmak ve berâber olmak ne demek olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâ hepimizi, Peygamberlerin seyyidinin “aleyhimüsselâm” yolundan ayırmasın! Yanınızdan gelen bir zât dedi ki, şeyh Nizâm-i Tehânîserînin talebesinden biri, sizin yanınızda, bu fakîr için vahdet-i vücûde inanmıyor demiş. Bu zât, bunu bildirdikden sonra, bu sözün doğru olup olmadığını sordu ve talebenizin okuyup aydınlanması ve kötü düşüncelere saplanmamaları için, vahdet-i vücûd üzerindeki bilgimi yazmamı istedi. Müslimâna karşı kötü zanda bulunmak, günâh olduğundan, talebenizi günâhdan korumak düşüncesi ile, birkaç kelime yazıp, başınızı ağrıtıyorum: Muhterem yavrum! Bu fakîr, çocukluğumdan beri, vahdet-i vücûde inanmakdaydım. Babam “kaddesallahü teâlâ sirreh” de, buna inandığını, her zemân bildirirdi. Mubârek kalbi, vahdet-i vücûddan ve herşeyden uzak olan, hiçbir sûretle varılmayan varlığa doğru olduğu hâlde, bu i’tikâddan hiç ayrılmamışdı. Âlimin oğlu da, yarım âlim demekdir sözü gereğince, bu fakîrin bu bilgiden büyük payı olmuşdu. Çok lezzetler almışdım. Fekat, Allahü teâlâ, sonsuz ihsânı ile, büyük rehber, hakîkatlerin, ma’rifetlerin kaynağı, islâm dîninin hâmisi, hocam, önderim, kurtuluş yoluna kavuşdurucu, Muhammed Bâkî “kuddise sirruh” hazretlerine kavuşdurdu. Bu fakîre tarîkat-i aliyye-i Nakşibendiyyeyi ta’lîm buyurdu. Hiçbirşeye yaramıyan bu miskîni, mubârek kalblerinin ışıkları altında bulundurmakla şereflendirdi. Bu üstün yolda ilerlemeğe alışdırınca, az zemânda, vahdet-i vücûd bilgileri önüme çıkdı. Bu makâmın çeşidli ilmleri, ma’rifetleri kapladı. Bu mertebenin inceliklerinden, göstermedikleri hemen birşey kalmadı. Muhyiddîn-i Arabînin “kuddise sirruh” bildirdiği ince bilgiler, olduğu gibi meydâna çıkdı. (Füsûs) kitâbında yazdığı ve urûcun, bu yolun sonu olduğunu sanıp, bundan ötesi ademdir, yoklukdur dediği, tecellî-i zâtî ile de, şereflendirdiler. Kendisine Evliyânın sonuncusu diyerek yalnız Evliyânın sonuncusuna mahsûs olduğunu yazdığı, bu tecellînin çeşidli bilgilerini, ma’rifetlerini uzun uzadıya, bu fakîre bildirdiler. Bu ma’rifetlere, o kadar daldım, o kadar kapıldım ki, vahdet-i vücûd hâli, herşeyi unutdurdu. Bu bilgilerin serhoşu oldum. O anlarda, hocamın yüksek huzûruna arz etdiğim mektûblarımda, bu serhoşluğumun derecesini gösteren çılgınca yazılarım vardır. [Bu yolda yazılı bir rübâ’înin tercemesini uygun görmeyip geçiyoruz.] Uzun zemân, bu hâlde kaldım. Seneler geçdi. Nihâyet, Cenâb-ı Hakkın sonsuz lutf ve inâyeti, ânsızın, imdâdıma yetişip, bîçûn, bî keyf olan [ya’nî anlaşılmaz olan] cemâlden perdeler, birdenbire kaldırıldı. [Sanki seller, felâketler yapan fırtınalı kara bulutlar, bir ânda sıyrılıp, mâvi semâ açıldı. Güneş heryeri aydınlatdı.] Önceden olan, vahdet-i vücûd, ittihâd, Allahü teâlânın herşeyle birleşmiş, berâber görünmesi gayb oldu. İhâta, sereyân, kurb ve ma’ıyyet, ya’nî Allahü teâlânın heryeri kaplaması, doldurması, yakın olması gibi bilgiler, örtüldü, gitdi. İyice anladım ki, yaratanın, yaratdıkları ile hiçbir benzerliği, hiçbir bağlılığı yokdur. İhâta, kurb gibi şeyler, Ehl-i sünnet âlimlerinin (Allahü teâlâ o büyük âlimlerin çalışmalarına çok mükâfât versin) bildirdiği gibi, hep Allahü teâlânın, ilmi içindir. Kendisi için değildir. Allahü teâlâ hiçbirşeyle birleşmiş değildir. O, Odur, mahlûklar, mahlûkdur. O, bîçûndur, erişilmez, anlaşılmaz, anlaşılamaz. Bütün âlem ise, his olunan, anlaşılabilen şeylerdir. Anlaşılamıyan anlaşılan gibi olamaz. Vâcib, mümkin gibidir denemez. Kadîm olan, hâdis olana benzemez. Yokluğu mümkin olmıyan, yok olabilen gibi değildir. H [17.09.2023 18:44] Annem: Cahiliye Dönemi Ahlakına Kısa Bir Bakış Ana Sayfa İslam Ahlakı Cahiliye Dönemi Ahlakına Kısa Bir Bakış İlgili      İslam Ahlakı II. TARİH ve LİTERATÜR A) Cahiliye Dönemi Ahlakına Kısa Bir Bakış İslam öncesi Araplarının ahlak zihniyeti hakkındaki en önemli kaynaklar Cahiliye şiiri, atasözleri (emsal) ve hitabet örnekleriyle Kur’an, hadisler ve ilk döneme ait diğer İslami belgeler; Roma, Bizans, İran gibi yabancı kaynaklardır. Özellikle Cahiliye şiiri, atasözleri ve hitabet örneklerinden edinilen bilgilere göre Cahiliye edebiyatında ahlak ve bu kelimenin tekili olan hulk nadiren kullanılmıştır. Kabileci Arap toplum yapısında hayatta kalma mücadelesi, aşiret insanının herhalde en temel meşguliyetiydi; bu da büyük ölçüde kabilenin insan ve mal gücü yanında manevi gücüne ve saygınlığına bağlı bulunduğu için özellikle şeref, cesaret ve cömertlik Cahiliye ahlakında bütün erdemlerin en üstünde yer alıyordu; bu erdemler de genellikle mürüvvet (mürue) kavramıyla ifade ediliyordu. Bununla bağlantılı başka bir kavram da asabiyettir. a) Mürüvvet, geniş anlamıyla yiğitlik ve mertliğin en ileri düzeyi olarak algılanıyordu. Kısaca “övülmeye değer her şey” demek olan bu kavramın Roma’daki “summum bonum” (hayırların hayırı) tabirinin dengi olduğu düşünülebilir. Cahiliye Arapları’nın anlayışında mürüvvet, başta hilim olmak üzere sabır, bağışlama, misafirperverlik, yoksullara yardım, iyi komşuluk, zayıfları koruma gibi erdemleri kapsamaktaydı. Ancak diğer birçok kavramda olduğu gibi mürüvvette de hayret verici bir anlam sapması olmuş; bu kavram, “kandan başka hiçbir şeyin gideremeyeceği azap verici bir susuzluk” ve “delilik diye anlatılabilecek bir şeref hastalığı” halini almıştı (bk. İzutsu, Kur’an’da Dini ve Ahlaki Kavramlar, s. 101). Cahiliye dönemi ahlak zihniyetini içeren literatürde, mürüvvet gibi onunla az çok ilgisi bulunan hayır, maruf, hak, şecaat, kerem, seha, cud, vefa vb. ahlaki muhteva taşıyan kavramlar ve bunların zıtlarının kullanımı da oldukça yaygındı. Ancak bütün bu kavramlar ve terimler, yüksek ve evrensel bir ahlak anlayışını ifade etmekten geniş ölçüde uzak olup dünyevi ve kabileci bir karakter taşımaktaydı. b) Asabiyet, kısaca kabile üyeleri arasında kayıtsız şartsız dayanışma yasasını ifade etmekte ve Arap’ın hayatına yön veren, ahlaki zihniyet ve değerlerine hakim olan Cahiliye ruhunu yansıtmaktaydı. Kişi ve kabile şerefi, dönemin ahlak zihniyetini belirleyen etkenlerden biriydi. Bir kısmına yukarıda işaret edilen erdemlerin temel amacı da kişi ve kabile şerefini arttırmak, insanların hayranlık ve saygısını kazanmaktı. Bu dönemde iyilik için iyilik değil, onur kazanmak için iyilik anlayışı hakimdi. Bu yüzden, çoğunlukla fahr ve tefahur kelimeleriyle ifade edilen kibir, gurur, soyluluk ve üstünlük yarışı, -Kur’an-ı Kerim’de de eleştirici bir surede (Tekasür suresi) bildirildiği üzereonlara zaman zaman kabirlere gidip mezar taşlarıyla övünmek gibi saçmalıklar bile yaptırırdı. Edebiyatın başlıca temalarından birinin “medih” ve “zem” olması da o dönem ahlakının egoist karakterini yansıtması bakımından dikkat çekicidir. İşte asabiyet, Cahiliye ahlakının, en geniş sınırı kabileyi aşmayan bu egoist karakterini ifade eder. Dine fazla bir ilgi duymayan, hatta dönemin hayat anlayışı, inanç ve düşüncesi hakkında en temel kaynak olan şiirde dine ve dini konulara mesela kadın, aşk ve şarap gibi hafif mevzularla medih, zem ve tefahur gibi egoist ve duygusal konulardan daha az yer veren Cahiliye Arapları’nda yine de bir Allah inancı vardı. Bununla birlikte koyu putperestlik, onların Allah’a göstermeleri beklenen saygı ve ilgilerini öldürmüş olup bu durum, dinin insanlarda bıraktığı deruni ve ahlaki tesirden Cahiliye Arapları’nı mahrum etmişti. Hürriyet bilinci veya duygu [17.09.2023 18:44] Annem: İslam’ın Ahlakta Meydana Getirdiği Zihniyet Değişikliği Ana Sayfa İslam Ahlakı İslam’ın Ahlakta Meydana Getirdiği Zihniyet Değişikliği İlgili      İslam Ahlakı B) Kur’an ve Sünnet’te Ahlak a) İslam’ın Ahlakta Meydana Getirdiği Zihniyet Değişikliği İslam ahlak zihniyetinin başlıca niteliklerinin ne olduğu sorusuna cevap olarak çok şey söylenebilirse de -ileride daha ayrıntılı bilgiler edineceğimizbu konuda şimdilik özellikle şu hususların altını çizmek mümkündür: İnsanın manevi hayatını, bireysel ve sosyal davranışlarını gözetip kollayan bir Allah inancı; insanın kendisiyle hesaplaşmasını hedefleyen bir irade eğitimi; bütün insanlığa açık bir ümmet birliği ve kardeşlik ruhu; hak, adalet ve eşitlik gibi evrensel değerlere yöneliş. 1. Arap kabilelerinin koyu ve anlamsız putperestlikleri, yüksek bir ahlakın kurulmasına başlı başına bir engel teşkil ediyordu (Goldziher, Le Dogme et le loi en Islam, s. 4, 11). Aslında bu tesbiti, inançsızlık veya batıl inanç buhranı yaşayan her topluma genellemek mümkündür. Bu sebepledir ki İslam dini evrensel, mutlak ve genel geçerliği olan bir ahlaki yapı kurarken, bu ahlakın en önemli teminatı olmak üzere her şeyi bilen, her şeye muktedir, rahmeti çok geniş, fakat cezalandırması da çok şiddetli olan yüce Tanrı şuurunu kökleştirmeyi; insana her türlü bencil, çıkarcı istek ve eğilimlerini aşarak yüce Allah’ın koyduğu genel ve kesin kuralları hayatının her alanı için sarsılmaz kanunlar olarak alma bilincini kazandırmayı ve bu suretle nefsani tutkular karşısında özgürleşen bir birey ve kamu vicdanı geliştirmeyi hedeflemiştir. 2. İslam dini insanda, kendi dışındakilerle kör bir mücadeleye girişmek yerine, kendi nefsiyle hesaplaşma iradesini geliştirdi; Cahiliye dönemindeki aşiret ruhunun ve geçici hazlara düşkünlüğün doğurduğu kaba ve hoyrat geleneklerin karşısına, insanın nefsini dizginlemesi, “tabiatındaki öfke ve şiddetten korunması” anlamına gelen hilim ve şefkati koydu. Bu suretle insana, o güne kadar kendi dışındakilere çevirdiği mücadele enerjisini, kendi nefsinin kötü temayüllerine karşı yöneltmesini öğretti. Hz. Peygamber, adeta bütün kötülüklerin anası olan, bundan dolayı da Kur’an-ı Kerim’in “çok büyük bir zulüm” saydığı (Lokman 31/13) putperstlikten toplumu temizleyerek bir olan Allah’a itaat temeline dayalı bir ahlaki ve dini birlik sağlama görevini üstlenmiş; böylece kabile ve soy sop anlayışı yerine Allah’a saygı (takva), ferdi ve sosyal planda yücelmenin ve değer kazanmanın ölçüsü haline gelmiş; bu ölçüye uygun olarak İslam’ın öğretileri, Allah’ın bütün yaratıklarına karşı merhametli olmayı, insan ilişkilerinde dürüstlük ve güvenilirliği, sevgi ve fedakarlığı, samimiyet ve iyi niyeti, fakat bütün bunların başarılabilmesi için de kötü eğilimlerin bastırılmasını ve daha birçok erdemi ihtiva etmiştir. 3. İslamiyet’in gerçekleştirdiği en büyük zihniyet değişikliği, asabiyet duygularını yok edip kabilecilik bağlarını kırarak insanları evrensel değerlere, özellikle temelde bütün insanlığın kardeşliği bilincine yöneltmesidir. Gerçekten İslamiyet, bütün insanların bir tek erkek ve kadının soyundan geldiklerini, onların -birbirleriyle kişisel veya ırki üstünlük yarışına girmek için değil “tanışıp bilişmek için kavimlere ve kabilelere ayrıldığını”nı (elHucurat 49/13), böylece fıtri ve biyolojik farklılıkların ahlaki ve manevi anlamda üstünlük sebebi sayılamayacağını öğretti; üstünlüğün, yalnızca kişisel çabalarla kazanılabilen ve samimi dindarlığın, dini ve ahlaki erdemlerin ana kavramı olan takva kapsamındaki meziyetlerde olduğunu ortaya koydu; soy üstünlüğü, kabilecilik ve ırkçılık davalarını bütünüyle reddetti. Al-i İmran suresinin 103. ayetinde müslümanlara hep birlikte Allah’ın [17.09.2023 18:45] Annem: Takva Ana Sayfa İslam Ahlakı Takva İlgili      İslam Ahlakı 1. Takva Takva kelimesi sözlüklerde “İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak kendisine acı verecek durumlardan korunması” şeklinde tarif edilir. Seyyid Şerif el-Cürcani, et-Ta‘rifat isimli terimler sözlüğünde (bk. “Takva” md.) takvanın “Allah’a itaat ederek O’nun vereceği cezalardan korunmak; insanın kendisini, yaptığı veya yapmadığı şeyler yüzünden müstahak olacağı ukubattan yine Allah’a itaat ederek koruması” anlamına geldiğini belirtir. Aynı alimin kaydettiği diğer bazı tariflere göre takva, “Kulun masivadan sakınmasıdır; dinin edep ve erkanına saygılı olmaktır; insanı Allah’tan uzaklaştıran her şeyden uzak durmaktır; nefsani hazları terketmek, yasaklardan uzak durmaktır; gönlünde Allah’tan başka hiçbir şey görmemendir; kendini hiçbir kimseden daha iyi diye düşünmemendir; Allah’tan başka her şeyi terketmektir; sözde ve davranışta Hz. Peygamber’e uymaktır.” Fahreddin er-Razi, Bakara suresinin 196. ayetini tefsir ederken, takva için, “bütün dini ve ahlaki ödevleri yerine getirme, din ve ahlakın sakıncalı bulduğu tutum ve davranışlardan da kaçınma” anlamını içeren bir tanım yapmıştır. Tanınmış mutasavvıf Ebu Talib el-Mekki’nin tarifi ise daha kısa fakat oldukça kapsamlıdır: “Takva bütün iyilikleri kapsayan bir isimdir” (K†tü’l-kulub, I,196). Kur’an-ı Kerim’de, ahiret inancının yoğun olarak işlendiği ilk zamanlarda inen ayetlerde takva, Allah’ın şiddetli azabına karşı siper vazifesi görecek olan korku ve kaygı şuurunu ve bu şuurun bir sonucu olarak Allah’ın buyruklarına uyup yasakladığı şeylerden titizlikle kaçınmayı ifade eder. Ancak zamanla, İslam cemaatinin hem sayı hem de keyfiyet bakımından gelişmesine paralel olarak, takva kavramının içeriğinin de geliştiği ve zenginleştiği görülür. Bakara suresinin hac ile ilgili 197. ayetinde bazı kötülükler, ahlaki olmayan davranışlar sıralandıktan sonra mutlak olarak iyiliğin önemi vurgulanmakta, ardından da genel olarak kötülükleri terkedip iyilikler yapmaya şamil bir kavram olarak takvanın önemi ifade edilmektedir. Burada takvanın “en hayırlı azık” şeklinde nitelendirilmesi onun dini ve ahlaki hayat için vazgeçilmezliğine işaret eder. Yine Bakara suresinde (2/237) takvanın, bağışlama ve feragati de kapsayan geniş ahlaki içeriğine işaret edilmiştir. Maide suresinin 8. ayetinde takva, adaleti de içine alan yüksek bir fazilet olarak gösterilir. Sosyal hayatın düzeni için adaletin gerekliliği göz önüne alınacak olursa, bu ayete göre takvanın, artık sadece ferdi ve vicdani fazilet değil, aynı zamanda toplumsal düzenin de bir gereği olduğu ortaya çıkar. Takvanın bu sosyal fonksiyonu, Hucurat suresinin 13. ayetinde evrensel boyutta ele alınmıştır. Burada Allah’ın bütün insanları bir erkekle bir kadından (Adem ile Havva) yarattığı; birbirleriyle (üstünlük ve soyluluk yarışına girişmek, sürtüşmek ve çatışmak için değil), tanışıp bilişmek için onları halklara ve kabilelere ayırdığı ifade edildikten sonra “Allah nezdinde sizin en şerefliniz, takvada en ileri olanınızdır” buyurulmuştur. Kanaatimizce insanlığın eşitliği ve evrensel barışçılık ilkelerini vurgulayan ifadelerin ardından, en büyük değer ölçüsü olarak takvanın zikredilmesi, bu erdemin, söz konusu ilkelere saygı anlamını içerdiğine de işaret eder. Nitekim az önce değindiğimiz, şahitlikte adaleti gözetmeyi emreden Maide suresinin 8. ayetindeki takvada da eşitlik ilkesine saygı anlamı vardı. Mustafa Sadık er-Rafii İ‘cazü’l-Kur’an adlı eserinde (s. 100 vd.) takvanın eşitliğe esas teşkil etmesi bakımından Kur’an ahlakının temeli sayılması gerektiğini belirtir. Hz. Peygamber, kendisine yöneltilen, “İnsanlar arasında en büyük kerem sahibi kimdir?” sorusuna, “Takvada en ileri olanlardır” (Buha [17.09.2023 18:45] Annem: Hilim Ana Sayfa İslam Ahlakı Hilim İlgili      İslam Ahlakı 2. Hilim Hilim terimi, “akıl ve kültürle kazanılan, insan ilişkilerinde sabırlı, hoşgörülü, bağışlayıcı, uzlaşmacı ve medeni davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlaki erdem” şeklinde tanımlanabilir. Bazı kaynaklarda hilim kavramı, sefeh ve cehl kavramlarının zıddı olarak gösterilmektedir. Bu iki kelime zulüm, serkeşlik, saldırganlık, barbarlık gibi Cahiliye dönemindeki hakim ahlaki zihniyetin karakteristik yapısını oluşturan duygu ve davranışları ifade etmektedir. Nitekim meşhur Cahiliye şairi Amr b. Külsum’ün Muallaka’sında geçen, “Hele biri kalkıp da bize karşı cahillik etmeye görsün, o zaman biz cahillikte bütün cahillerden baskın çıkarız” anlamındaki beyit, cahiliye kelimesinin o kültürdeki anlamına işaret eden en çarpıcı örneklerdendir. Aslında Kur’an’ın müşriklere yönelttiği yoğun eleştirilerin temelinde de onlardaki bu cahillik (barbarlık) ahlakı vardır. Çünkü onlar aslında akılları yatmadığı için inkar etmiyorlardı; fakat gurur, kibir, inat, saldırganlık ve düşmanlık gibi hoyrat duyguları ve kötü alışkanlıkları yüzünden; İslam’ın getirdiği adalet, eşitlik, kardeşlik, merhamet, sabır, tahammül, uzlaşma, kaynaşma, barış gibi ilkeleri içlerine sindiremedikleri için inkarcılıkta direniyorlardı. İşte Kur’an’daki “hamiyyete’lcahiliyye” (Cahiliye küstahlığı; el-Feth 48/26) deyimi onların bu barbarlık ve uzlaşmazlık karakterini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de hilim kelimesi bir ayette çoğul (ahlam) olarak geçmekte, burada “Onlara bunu hilimleri (ahlam) mi emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?” (et-Tur 52/32) denilmektedir. Bütün tefsirlerde bu ayetteki ahlam akıl kelimesiyle açıklanır. Bunun dışında, “hilim sahibi” anlamında “halim” Allah’ın isimlerinden (esma-i hüsna) biri olarak mağfiret (bağışlama), ilim gibi kavramlarla birlikte on bir ayette tekrar edilmiştir. Tefsir ve kelam kitaplarında esma-i hüsnadan biri olarak halimin, “çok sabırlı, günahkarları cezalandırmakta acele etmeyen” veya “kullarının isyanından etkilenmeyen, günahkarlara gazap etmesi kendisini telaşa sevketmeyen, her işi olması gerektiği ölçüde yapan” anlamına geldiği belirtilir. İbn Hibban el-Büsti Ravzatü’l-ukala’ ve nüzhetü’l-fuzala’ adlı ahlak kitabında (s. 209) bu ayetlere dayanarak hilmin akıldan daha üstün bir erdem olduğunu, çünkü yüce Allah’ın Kur’an’da kendisini akılla değil hilimle nitelediğini ifade eder. Bu görüşü Gazzali de tekrar etmiştir (İhya’, III, 179). Ayrıca, yine halim iki ayette (et-Tevbe 9/14; Hud 11/75) Hz. İbrahim’in, bir ayette (esSaffat 37/101) Hz. İshak’ın niteliği olarak yer almaktadır. Hz. Peygamber, hemen bütün hadis mecmualarında ve edebi-ahlaki mahiyetteki antolojik eserlerde yer verilen bir hadisinde bir sahabiyi överken, “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet vardır; bunlardan biri hilim, diğeri de teennidir” (Müslim, “İman”, 25, 26; Ebu Davud, “Edeb”, 149) buyurmuştur. İbnü’l-Esir’e göre bu hadisteki hilim “akıl”, teenni de “kararlılık, ağır başlılık” anlamına gelir (en-Nihaye, I, 434). Ebu Davud’un Sünen’inde “Kitabü’lEdeb”in ilk babı “Hilim ve Peygamber’in Ahlakı” başlığını taşır. Bu başlık, Resulullah’ın ahlakının temelini hilim faziletinin oluşturduğunu ima eder. Burada Resulullah’ın hoşgörüsünü, affediciliğini ve sabrını anlatan hadisler yer alır. Ayrıca bütün hadis mecmualarında, İslam bilginlerince hilmin kapsamında gösterilen akıl, basiret, kararlılık, öfkeye hakim olma, affetme, hoşgörü, sabır, vakar, rıfk gibi ahlaki erdemlere dair pek çok hadis bulunmaktadır. Özellikle Ignaz Goldziher’den itibaren müsteşrikler İslam ahlakının, dolayısıyla İslam insanın karakterini belirleyen temel erdemin hilim olduğu kanaatine varmışlard [17.09.2023 18:46] Annem: At Arabasına Binmek Ana Sayfa A At Arabasına Binmek Rüyada At Otomobilini İttiğini Görmek  Rüyada At Otomobili İle Gezintiye Çıktığını Görmek Rüyada At Görmek Rüyada at otomobiline binmek, namuslu ve günahlardan kaçınmış olan bir gence, onunla arkadaş olmaya ya da rüyayı gören kişinin bu özelliklere malik olduğuna delalet etmektedir. Kimi yorumculara göre ise bu rüyaya sorunu olanları ferahlatacak kısa vadede açığa çıkacak haberlere, beklenmeyen yerden gelmiş olacak yardımlara; kimi zaman da yolculuğa çıkmış olmaya, itimatlı ve sevinç dolu seyahate, kuvvet ve azamet kazanmaya, sağlığında oluşmuş olacak meselelere ya da hasta olanlar için şifa bulmuş olmaya delalet etmektedir. Bu rüyayı gören oldukça talihli olduğu bir evreye girer ve her çeşit meşakkatlardan kurtulur. Rüyada At Otomobilini İttiğini Görmek Rüyası esnasında at otomobilini iten şahıs esas yaşamında kimi zorluklarla karşılaşır. Bu rüya kuvvetlikle sahip olulacak muvaffakiyet, azimli olma, sıkıntılarla kazanılacak mal ve para, hüzünden sonra ferahlama ve maddi sorunlardan kurtulmadır. Bu rüyayı göre yaptığı işlerden büyük karlar sahip olar ve ıstıraplarından kurtulur. Gene çalışmış olmak gerektiğine, çalışmış olarak kanaç sağlanılacağına dikkat çeken ve sabretmiş olmayı öğütlemiş olan bir rüyadır.  Rüyada At Otomobili İle Gezintiye Çıktığını Görmek Rüyası esnasında at otomobili ile gezmiş olan şahsın eline meşakkat çekmiş olmadan, kolayca bir mal ya da para ulaşır. Bu rüya ömrü boyunca sorun çekmeyen, her zaman talihi yaver giden, meşakkat yaşamadan zengin olan ya da tüm işleri yolunda giden kişidir. Bu rüya gene seyahatlere çıkmış olmaya, pekçok yer görmeye ve yolculuklarında huzur edip güvenle tekrar gelmeye de yorulabilmektedir. Rüyada At Görmek Büyük âlimlere göre bu rüya şu biçimlerde yorulur: Rüyada at görenin kadri değeri çok olur; izzet ve mertebeye kavuşur. Bir camiae idareci olur ve emrinde pek çok insan çalışır; bu rüya oldukça hayra yorulur ve bollukun çoğalmış olmasına, rızkın artmasına delalet etmektedir. Gene Hz. Danyal?a göre at rüyası, büyük bir makamın ve mevkinin işaretçisidir. Bu rüyayı gören ya hükümdar olur veya yüksek bir düzeye kavuşur. in A Diğer Konular Azat Azat etmek Azık Azil Azmetmek Azrail [17.09.2023 18:47] Annem: At Binmek Ana Sayfa A At Binmek Rüyada Uysal Ve Sakin Bir Ata Binmek Rüyada Uzuvları Eksik Bir At Görmek Rüyada Çıplak Bir Ata Binmek Rüyada Kızıl Yeleli Bir Ata Binmek Rüyada Sarı Bir Ata Binmek Rüyada at binmek, şahsın mertebesinin artmasına ve yöneticilik makamına yükselmiş olmasına delalet etmektedir. At binmek umumilikle izzet ve şerefin artmasına, şahsa ulaşmış olacak hayır ve bolluklara, ekonomik manada yücelmiş olmaya ve zenginleşmiş olmaya, makam mevki maliki olmaya, insanlarca hürmet duyulup sevilmiş olmaya, beklenen terfinin gerçeğe dönmesine, cemiyet içinde güzel bir isimle yad edildilmeye, her doğrultudan bereketle geçecek bir evreye tabir edilir. Rüyada Uysal Ve Sakin Bir Ata Binmek Rüyası esnasında uysal, sakin bir ata binip gezinmiş oltu yaptığını görmüş olan kimse o atın kıymeti ve büyüklüğü nispetinde bir dereceye ya da makama ulaşır. Bu rüya size göre sevindirici bir rüyadır. Görmüş olan kimse şayet bir terfi bekliyorsa en bu günlerde buna ulaşır. Kızgın bir ata binmek ise zorlu bir makama yükselmiş olma, işin çetinliğine ve iş yaşamında yorulmuş olma manalarına gelir. Rüyada Uzuvları Eksik Bir At Görmek Rüyası esnasında uzuvları eksik bir ata binene kimse makamını kaybeder ya da rüyada gördüğü yetersizlik derecesinde bir ziyana uğrar. Kimi bilginlere göre ise bu rüya arzularınızın gerçekleşeceğine; ama her şeyin tam istemiş olduğunuz gibi olmayacağına tabir edilir. Rüyada Çıplak Bir Ata Binmek Rüyada eyeri olmayan çıplak bir ata binene şahıs şeref ve izzet maliki olmak suretiyle, makam ve mevki açısından derecesi yükselir. Bu rüya şahsın yaşayacağı bolluklu ve güzel bir olaya da tabir edilir. Rüyada Kızıl Yeleli Bir Ata Binmek Kızıl yelesi ve tüyleri olan bir ata binen kimse, dini manada yükselir ve manevi değerleri artar. Bu rüya gören şahsın manevi olmak suretiyle insanlar arasında güzel bir isimle anılmış olmasına, iyi tabiata ve hijyenik kalbe de tabir edilir. Rüyada Sarı Bir Ata Binmek Rüyada sarı bir ata binen kimse hafif bir rahatsızlık geçirir ve sonra sağlığına kavuşur. in A Diğer Konular Azat Azat etmek Azık Azil Azmetmek Azrail [17.09.2023 19:01] Annem: ÂZÂD Ana Sayfa A ÂZÂD Kurtulmuş, serbest. İnsanoğlu, gönül verdiği şeyin kulu olur. Ârifler, Allahü teâlâdan başkasına kalblerini bağlamadıklarından, O’ndan başkasının kulu olmaktan âzâd olmuşlardır. Cenâb-ı Hakk’a tam anlamıyla kul olan, O’ndan başkasına kul olmaktan âzâd olur. (İbn-i Arabî) İlgili NAFAKA 9 Eylül 2021 Benzer yazı ESÎR 9 Eylül 2021 Benzer yazı Âzâd Olmak 9 Eylül 2021 Benzer yazı in A, Â Diğer Konular Ayn Harfi Ayn-el-Yakîn AZÂB Âzâd Etmek Âzâd Olmak AZAMET AZÎM (El-Azîm) AZÎMET AZÎZ (El-Azîz) AZÎZAN Copyright 2021 by Maviay.co [17.09.2023 19:01] Annem: Âzâd Etmek Ana Sayfa A Âzâd Etmek Serbest bırakmak, hürriyetine kavuşturmak, kölelikten kurtarmak. Kim kölesine bir tokat atsa yâhut onu döğse, onun keffâreti, köleyi âzâd etmesidir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) Bir kimse Ramazân-ı şerîf ayında bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. Hak teâlâ onu Cehennem azâbından âzâd eder. (Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb, Sahîh-i Buhârî) Köle âzâd etmek çok sevâbdır. İslâmiyet, öldürmeğe gelen düşmandan başka kimseyi köle yapmaz. Bu köleleri âzâd edenleri de çok beğenir. İslâmiyet, köle yapmak dîni değil, köle âzâd etmek dînidir. (İbn-i Âbidîn) İlgili KÖLE 9 Eylül 2021 Benzer yazı BORÇ 9 Eylül 2021 Benzer yazı MEVL 9 Eylül 2021 Benzer yazı in A, Â Diğer Konular Ayn Harfi Ayn-el-Yakîn AZÂB ÂZÂD Âzâd Olmak AZAMET AZÎM (El-Azîm) AZÎMET AZÎZ (El-Azîz) AZÎZAN Copyright 2021 by Maviay.co [17.09.2023 19:02] Annem: senin içtihadında hata var diyenlere ve isbat edenlere teşekkür edip ruh u canla minnetdarım. Fakat şimdiye kadar o içtihadımı tamamıyla kanaatla tam tasdik edenler, binler ehl-i iman ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de dehşetli bir zamanda kudsî bir teselliye muhtaç olduğum bir hengâmda, sırf ehl-i imanın imanını Risale-i Nur ile muhafaza niyet-i hâlisesiyle ve Necmeddin-i Kübra, Muhyiddin-i Arab gibi binler ehl-i işarat gibi cifrî ve riyazî hesabıyla beyan edilen bir müjde-i işariye-i Kur’aniyeyi kendine gelen bir kanaat-ı tâmme ile, hem mahrem tutulmak şartıyla beyan ettiğim ve o içtihadımda en muannid dinsizlere de isbat etmeğe hazırım, dediğim halde beni gıybet etmek, dünyada buna hangi mezheble fetva verilebilir, hangi fetvayı buluyorlar? Ben herşeyden vazgeçerim, fakat adalet-i İlahiyenin huzurunda bu dehşetli gıybete karşı hakkımı helâl etmem! Titresin!.. Bütün sâdâtın ceddi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesini muhafaza için hayatını ve herşeyini feda eden bir mazlûmun şekvası, elbette cevabsız kalmayacak!.. İllâ bir şart ile helâl edebilirim ki: Bu Ramazan-ı Şerifte bana ve hâlis kardeşlerime verdiği endişe ve telaşı, hakperestlik damarıyla, büyüklere lâyık ulüvv-ü cenabla, enaniyet-i taassubkâranesini hakikata ve insafa feda edip tamire çalışmasıdır; müşfik ve munsıf bir hoca tavrıyla, kusurumuz varsa bize lütufkârane ihtar ve ikazdır. Cenab-ı Hak Settar-ul Uyûb’dur, hasenat seyyiata mukabil gelse afveder. İman hizmetinde yüzbinler insanın imanını tahkikî yapmak hasenesine karşı, benim gibi bir bîçarenin hüsn-ü niyetle, kuvvetli emarelerle inayet-i İlahiyeden tasavvur ettiği bir müjde-i Kur’aniyenin tefehhümünde bir yanlış, belki yüz yanlış varsa da, o hasenata karşı gelemez, setr-i uyûb perdesini yırtamaz! Her ne ise. Bu mes’ele yalnız şahsıma taalluk etseydi, ben cidden nefs-i emmaremi tam kırmak için ona minnetdar olurdum. Mesleğimiz, bu zamanda hakka hizmet, bütün bütün terk-i enaniyetle olabileceğini kat’î kanaatımız olduğu gibi; yirmi senedir nefs-i emmarem ister istemez o mesleğe itaate mecbur olmuş. Risale-i Nur ve mukaddematları, buna bir hüccet-i katıadır. Fakat garaz ve inad ve bir nevi taassub-u meslekiyeyi ihsas eden ve esrar-ı mestûreyi işaa suretinde gelen itiraz ve ayıblara karşı Eski Said (R.A.) lisanıyla derim: İşte meydan! En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur’daki davaları isbat etmeğe hazırım ve hem de isbat etmişim ki, benim mahvıma ve i’damıma mütemadiyen çalışan zındık feylesoflar ve mülhidler, o davaları cerhedemiyorlar ve edememişler! Hem bütün hayatımda delilsiz davaları zikretmediğim, sizin gibi eski ve yeni arkadaşlarım biliyorlar. Bâhusus Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’dan aldığım bir kuvvetle, Avrupa feylesoflarına Risale-i Nur meydan okur. Risale-i Nur bu zamanda medar-ı nazar bir hâdise-i Kur’aniye olduğundan, bir-iki işaret değil, belki benimle beraber Risale-i Nur şakirdleri tarafından istihrac edilen beş risalede yazılan işaretler, bir cihette bine yaklaşıyor. Bin incecik saçlar dahi toplansa kuvvetli bir ip olduğu gibi, sarahata yakın bir delalet oluyor. Vahdet-i mes’ele cihetiyle o işaretler birbirine kuvvet verir. Bazı işaratı zaîf görmekle onu inkâr etmek, insafa, hakperestliğe muvafık olamaz. İnkâr eden mazur olamaz. Hususan lüzumsuz ve zararlı ve müfritane bir gıybet olsa, bu zamanda ehl-i ilim ortasında ehl-i hakikatı ağlattıracak bir hâdise-i elîmedir [17.09.2023 19:03] Annem: Mes’ele Kelâmın kuvvet ve kudreti ise; kelâmın kuyudatı birbirine cevab vermek ve keyfiyatı birbirine muavenet etmekle umumen karınca kaderince, asıl garaza işaret ve herbiri parmağını maksad üzerine bırakmak ile عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَ حُسْنُكَ وَاحِدٌ وَ كُلٌّ اِلَى ذَاكَ الْجَمَالِ يُشِيرُ düsturuna timsal olmaktır. Demek kuyudat zenav gibi veyahut dereler gibi.. maksad ise ortalarından istimdad edici bir havuz gibi olmak gerektir. Elhasıl: Zihnin şebekesi üstünde tersim olunan ve nazar-ı akl ile alınan suret-i garaz, müşevveş olmamak için, tecavüb ve teavün ve istimdad lâzımdır. İşaret: Bu noktadan intizam neş’et etmekle tenasüb tevellüd edip hüsn ü cemal parlar. Eğer istersen Rabb-i İzzet’in kelâmına teemmül et… Ezcümle: Zerresi büyük bir taş kadar büyük olan azabdan tahvif ve insanı, kalâk ve tahammülsüz olduklarını göstermek için sevk edilen وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ olan âyete bak. Nasılki “şeyi zıddından in’ikas ettirmek” olan kaide-i beyaniyeye binaen, tehvil ve tahvif için azabın bir parçasının derece-i tesirini göstermek istediğinden, kıllet olan esas-ı maksada, nasıl kelâmın her tarafı elini oraya uzatıp kuvvet veriyor. Şöyle: اِنْ lafzındaki teşkik ile tahfif ve مَسَّتْ deki yalnız temas ve نَفْحَةٌ maddesinde ve sîgasında ve tenkirindeki taklil ve tahkir.. ve مِنْ deki teb’iz ve nekale bedel عَذَابِ zikrindeki tehvin ve رَبِّكَ deki îma-i rahmet, umumen taklili göstermekle, azabı nihayet derecede ta’zim ve tehvil eder. Zira azı böyle olursa, çoğundan Allah esirgesin… Tenbih: Bu sana sermeşktir. Yazabilirsen meşk et. Zira bütün âyât-ı Kur’aniye bu intizam ve tenasüb ve hüsne mazhardırlar. Fakat makasıd bazan mütedâhilen müteselsildir. Her birinin tevabii ötekiyle mukarin olur, fakat muhtelit olmaz. Dikkat etmek gerektir. Zira nazar-ı sathî böyle yerlerde çok halt eder. Beşinci Mes’ele Kelâmın servet ve vüs’ati ise; -nasıl suret-i terkib, nefs-i maksadı gösterir. Öyle de- müstetbeatının telmihatıyla ve esalîbin işaratıyla garazın levazım ve tevabiini göstermek ve ihtizaza getirmektir. Zira telmih ve işaret ise, sâkin olan hayalâtı ihtizaza ve sâkit olan cevanibini söylettirmekle kalblerin en uzak köşelerindeki istihsanı ve alkışlamayı tehyic etmeye büyük bir esastır. Evet telmih ve işaret ise yolun etrafını temaşa ile tenezzüh etmek içindir. Kasd ve taleb ve tasarruf için değildir. Demek mütekellim onda mes’ul olmaz. Eğer istersen bu beyitlerin içlerine gir. Bir derece seyre şâyan noktalar vardır: İşte çal olan atına binmiş, nazenin karşısında gençlenmek isteyen ihtiyar babanın sakalının içine bak, belâgatın çok anahtarlarını bulacaksın. Al kapıları aç, işte: قَالَتْ كَبِرْتَ وَ شِبْتَ قُلْتُ لَهَا ❊ هذَا غُبَارُ وَقَايِعِ الدَّهْرِ Yani: Dedi: “İhtiyar oldun.” Dedim: “Değildir; belki mesaib-i dehrin gürültüsünden ayakları altında çıkıp sakalıma konmuş bir beyaz gubardır.” Hem de: وَلاَ يُرَوِّعْكِ اِيمَاضُ الْقَتِيرِ بِهِ ❊ فَاِنَّ ذَاكَ ابْتِسَامُ الرَّاْىِ وَاْلاَدَبِ Yani: Sakalımın beyazlanmakla parlaması seni korkutmasın. Zira nur-u mütecessim gibi; dimağdan erimiş, sakaldan mecra bulup kendini gösteren fikir ve edebin tebessümüdür. Hem de: وَعَيْنُكَ قَدْ نَامَتْ بِلَيْلِ شَبِيبَةٍ ❊ فَلَمْ تَنْتَبِهْ اِلاَّ بِصُبْحِ مَشِيبٍ Yani: Gece gibi gençlikte gözün nevm-i gaflette dalmış, ancak subh-misal olan sakalın beyazıyla uyanabildi. Hem de: وَكَاَنَّمَا لَطَمَ الصَّبَاحُ جَبِينَهُ ❊ فَاقْتَصَّ مِنْه [17.09.2023 19:04] Annem: حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ cümlesi -şedde ve tenvin sayılmaz- yine bin üçyüz kırkyedi (1347) edip, aynı tarihte, ecnebi muahedelerin icbarıyla bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine ve aynı tarihte, devletlerde ikinci harb-i umumîyi ihzar eden dehşetli hasedler ve rekabetlerin çarpışmaları tarihine bu mana-yı işarî ile tam tamına tevafuku ve manen tetabuku, elbette bu kudsî surenin bir lem’a-i i’caz-ı gaybîsidir. Bir İhtar: Herbir âyetin müteaddid manaları vardır. Hem herbir mana küllîdir. Her asırda efradı bulunur. Bahsimizde bu asrımıza bakan yalnız mana-yı işarî tabakasıdır. Hem o küllî manada, asrımız bir ferddir. Fakat hususiyet kesbetmiş ki, ona tarihiyle bakar. Ben dört senedir, bu harbin ne safahatını ve ne de neticelerini ve ne de sulh olmuş olmamış bilmediğimden ve sormadığımdan, bu kudsî surenin daha ne kadar bu asra ve bu harbe işareti var diye daha onun kapısını çalmadım. Yoksa bu hazinede daha çok esrar var olduğunu Risale-i Nur’un eczalarında, hususan Rumuzat-ı Semaniye Risalelerinde beyan ve isbat edildiğinden onlara havale edip kısa kesiyorum. Hatıra gelebilen bir sualin cevabıdır: Bu lem’a-i i’caziyede, baştaki مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ da hem مِنْ hem شَرِّ kelimeleri hesaba girmesi ve âhirde وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ yalnız شَرِّ kelimesi girmesi, وَمِنْ girmemesi ve وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ ikisi de hesab edilmemesi gayet ince ve latif bir münasebete îma ve remz içindir. Çünki, halklarda şerden başka hayırlar da var. Hem bütün şer herkese gelmez. Buna remzen, bazıyeti ifade eden مِنْ ve شَرِّ girmişler. Hâsid hased ettiği zaman bütün şerdir, bazıyete lüzum yoktur. Ve اَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ remziyle, kendi menfaatleri için küre-i arza ateş atan üfleyicilerin ve sihirbaz o diplomatların tahribata ait bütün işleri ayn-ı şerdir diye, daha شَرِّ kelimesine lüzum kalmadı. Bu Sureye Ait Bir Nükte-i İ’caziyenin Haşiyesidir: Nasıl bu sure, beş cümlesinden dört cümlesi ile bu asrımızın dört büyük şerli inkılablarına ve fırtınalarına mana-yı işarî ile bakar; aynen öyle de, dört defa tekraren مِنْ شَرِّ -şedde sayılmaz- kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgu fitnesinin ve Abbasi Devleti’nin inkıraz zamanının asrına, dört defa mana-yı işarî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar. Evet -şeddesiz- شَرِّ beşyüz (500) eder; مِنْ doksan (90)dır. İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde, istikbalden haber veren İmam-ı Ali (R.A.) ve Gavs-ı A’zam (K.S.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ kelimeleri bu zamana değil, belki غَاسِقٍ binyüz altmışbir (1161) ve اِذَا وَقَبَ sekizyüzon (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî manevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Miladi bin dokuzyüz yetmişbir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak. Onbirinci Mes’elenin Haşiyesinin Bir Lâhikasıdır. بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ Âyet-ül Kürsî’nin tetimmesi olan لاَ اِكْرَاهَ فِى (الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ) مِنَ الْغَىِّ bin üçyüz elli (1350); فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ bin dokuzyüz yirmidokuz (1929) veya (1928)وَيُؤْمِنْ بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ dokuzyüz kırkaltı (946) “Risalet-ün Nur ismine muvafık”; بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى bin üçyüz kırkyedi (1347); ل� [17.09.2023 19:04] Annem: Üçüncüsü: Acemî ve tevafuktan haberi yok ve bize de daha tevafuk tezahür etmeden evvel onun ve başka sekiz müstensihin birbirini görmeden yazdıkları nüshalarda; Lafz-ı Resul-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) kelimesi bütün risalede ve Lafz-ı Kur’an beşinci parçasında öyle bir tarzda tevafuk etmeleri göründü ki, zerre mikdar insafı olan tesadüfe vermez. Kim görmüşse kat’î hükmediyor ki; bu bir sırr-ı gaybîdir, mu’cize-i Ahmediye’nin (A.S.M.) bir kerametidir. Şu risalenin başındaki esaslar çok mühimdirler. Hem şu risaledeki ehadîs, hemen umumen eimme-i hadîsçe makbul ve sahih olmakla beraber, en kat’î hâdisat-ı risaleti beyan ediyorlar. O risalenin mezayasını söylemek lâzım gelse; o risale kadar bir eser yazmak lâzım geldiğinden, müştak olanları onu bir kerre okumasına havale ediyoruz… Said Nursî İHTAR: Şu risalede çok ehadîs-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadîsiye bulunmuyor. Yazdığım hadîslerin lafzında yanlışım varsa; ya tashih edilsin veyahud [17.09.2023 19:04] Annem: Ondokuzuncu Mektub Bu risale, üçyüzden fazla mu’cizatı beyan eder. Risalet-i Ahmediye’nin (A.S.M.) mu’cizesini beyan ettiği gibi, kendisi de o mu’cizenin bir kerametidir. Üç-dört nev’ ile hârika olmuştur: Birincisi: Nakil ve rivayet olmakla beraber, yüz sahifeden fazla olduğu halde, kitablara müracaat edilmeden, ezber olarak, dağ, bağ köşelerinde, üç-dört gün zarfında her günde iki-üç saat çalışmak şartıyla mecmuu oniki saatte te’lif edilmesi, hârika bir vakıadır. İkincisi: Bu risale, uzunluğu ile beraber ne yazması usanç verir ve ne de okuması halâvetini kaybeder. Tenbel ehl-i kalemi öyle bir şevk ve gayrete getirdi ki; bu sıkıntılı ve usançlı bir zamanda, bu civarda bir sene zarfında yetmiş adede yakın nüshalar yazıldığı, o mu’cize-i Risaletin bir kerameti olduğunu, muttali olanlara kanaat verdi. Üçüncüsü: Acemî ve tevafuktan haberi yok ve bize de daha tevafuk tezahür etmeden evvel onun ve başka sekiz müstensihin birbirini görmeden yazdıkları nüshalarda; Lafz-ı Resul-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) kelimesi bütün risalede ve Lafz-ı Kur’an beşinci parçasında öyle bir tarzda tevafuk etmeleri göründü ki, zerre mikdar insafı olan tesadüfe vermez. Kim görmüşse kat’î hükmediyor ki; bu bir sırr-ı gaybîdir, mu’cize-i Ahmediye’nin (A.S.M.) bir kerametidir. Şu risalenin başındaki esaslar çok mühimdirler. Hem şu risaledeki ehadîs, hemen umumen eimme-i hadîsçe makbul ve sahih olmakla beraber, en kat’î hâdisat-ı risaleti beyan ediyorlar. O risalenin mezayasını söylemek lâzım gelse; o risale kadar bir eser yazmak lâzım geldiğinden, müştak olanları onu bir kerre okumasına havale ediyoruz… Said Nursî İHTAR: Şu risalede çok ehadîs-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadîsiye bulunmuyor. Yazdığım hadîslerin lafzında yanlışım varsa; ya tashih edilsin veyahud “hadîs-i bilmana”dır denilsin. Çünki kavl-i racih odur ki: “Nakl-i hadîs-i bilmana caizdir.” Yani: Hadîsin yalnız manasını alıp [17.09.2023 19:05] Annem: Said Nursî * * * (Emin ve Küçük Hüsrev Feyzi’nin bir fıkrasıdır) Hizmet-i Kur’aniyede bizi sebkat eden sadık, hâlis, metin, vefakâr kardeşlerimizden mübarek Hüsrev ve Rüşdü gibi zâtlar, Risale-i Nur hâdimlerine, vazifelerinin makbuliyetine bir emare olarak ihsan olunan bereket hakkında müteaddid fıkralar yazmışlar. Biz de bu kardeşlerimizin fıkraları gibi, bu yakın zamanlarda beraber tezahür eden, gördüğümüz bazı hâdisatı kaydedeceğiz. Nümune için yalnız bir kısmını beyan ederiz. Birisi şudur ki: Bu yakında Üstadımızla beraber kıra çıkmıştık. Çay yapılmasını, hem ikişer çay, hem üçer şekerle içilmesini emir buyurdular. Hepimiz, üçer şekerle ikişer çay içtik. Yalnız Emin kardeşimiz bir şeker kendisine noksan olarak içmiş. Akşam üzeri, Risale-i Nur’un menba-ı intişarı olan Üstadımızın odasına geldik. Emin, şeker kutusuna sarfolunan şekerleri [17.09.2023 19:05] Annem: (Yirmidördüncü Söz' den) BEŞİNCİ DAL Beşinci Dal’ın “Beş Meyve”si var. Birinci Meyve: Ey nefisperest nefsim, ey dünyaperest arkadaşım! Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur. Hem şu kâinatın rabıtasıdır. Hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır. İnsan, kâinatın en câmi’ bir meyvesi olduğu için, kâinatı istila edecek bir muhabbet o meyvenin çekirdeği olan kalbine dercedilmiştir. İşte şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir. İşte ey nefis ve ey arkadaş! İnsanın havfe ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında dercolunmuştur. Alâküllihal o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlık’a müteveccih olacak. Halbuki halktan havf ise, elîm bir beliyyedir. Halka muhabbet dahi, belalı bir musibettir. Çünki sen öylelerden korkarsın ki, sana merhamet etmez veya senin istirhamını kabul etmez. Şu halde havf, elîm bir beladır. Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tanımaz, Allah’a ısmarladık demeyip gider. -Gençliğin ve malın gibi.- Ya muhabbetin için seni tahkir eder. Görmüyor musun ki, mecazî aşklarda yüzde doksandokuzu, maşukundan şikayet eder. Çünki Samed âyinesi olan bâtın-ı kalb ile sanem-misal dünyevî mahbublara perestiş etmek, o mahbubların nazarında sakildir ve istiskal eder, reddeder. Zira fıtrat, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar. (Şehvanî sevmekler, bahsimizden hariçtir.) Demek sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor, ya seni tahkir ediyor, ya sana refakat etmiyor. Senin rağmına müfarakat ediyor. Madem öyledir; bu havf ve muhabbeti, öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun. Muhabbetin, zilletsiz bir saadet olsun. Evet Hâlık-ı Zülcelal’inden havf etmek, onun rahmetinin şefkatına yol bulup iltica etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki, bir vâlide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine celbediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünki şefkat sinesine celbediyor. Halbuki, bütün vâlidelerin şefkatleri, rahmet-i İlahiyenin bir lem’asıdır. Demek havfullahta bir azîm lezzet vardır. Madem havfullahın böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu malûm olur. Hem Allah’tan havf eden, başkaların kasavetli, belalı havfından kurtulur. Hem Allah hesabına olduğu için, mahlukata ettiği muhabbet dahi firaklı, elemli olmuyor. Evet insan evvelâ nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra zîhayat mahlukları, sonra kâinatı, dünyayı sever. Bu dairelerin herbirisine karşı alâkadardır. Onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki şu herc ü merc âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından bîçare kalb-i insan, her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ızdırab içinde kalır, yahut gaflet ile sarhoş olur. Madem öyledir, ey nefis! Aklın varsa, bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belalardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin, o vakit bütün eşyayı onun namıyla ve onun âyinesi olduğu cihetle ızdırabsız sevebilirsin. Demek şu muhabbet, doğrudan doğruya kâinata sarfedilmemek gerektir. Yoksa muhabbet en leziz bir nimet iken, en elîm bir nıkmet olur. Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki, ey nefis! Sen, muhabbetini kendi nefsine sarfediyorsun. Sen, kendi nefsini kendine mabud ve mahbub yapıyorsun. Herşeyi nefsine feda ediyorsun, âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki muhabbetin sebebi, ya kemaldir; zira kemal zâtında sevilir. Yahut menfaattır, yahut lezzettir veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebeb tahtında muhabbet edilir. Şimdi ey nefis! Birkaç Sözde kat’î isbat etmişiz ki; asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, acizden yoğrulmuştur ki; zulmet, karanlığın derecesi nisbetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıdd [17.09.2023 19:06] Annem: Medresemin plânını yapıyorum. O der: Nerelisin? Bedîüzzaman: -Bitlisliyim. Rus polisi: Bu Tiflis’tir! Bedîüzzaman: Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir. Rus polisi: Ne demek? Bedîüzzaman: -Asya’da âlem-i İslâm’da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım. Rus polisi: Heyhat! Şaşarım senin ümidine. Bedîüzzaman: Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır. Rus polisi: İslâm parça parça olmuş? Bedîüzzaman: -Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslâm’ın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor. Mısır, İslâm’ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslâm’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar. İlâ âhir… Yahu, şu asilzade evlâd, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt’a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyet’in bayrağını âfâk-ı kemalâtta temevvüc ettirmekle, kader-i ezelînin nazarında feleğin inadına, nev’-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir. * * * Van’a muvasalat ettikten sonra, aşairi (aşiretleri) dolaşarak içtimaî, medenî, ilmî derslerle onları irşada çalışmıştır. Bu hususta, sual-cevab halinde, “Münazarat” isimli bir kitab neşretmiştir. Bedîüzzaman’ın bir taraftan ehl-i siyasetle, diğer taraftan halk tabakası ve aşiretlerle muhaveresi, şübhesiz ki gayet merakaverdir. Bütün bunlarda; bu zâtın yegâne azim ve gayesinin İslâmiyet nurunun ve Kur’an hakikatlarının dünyaya yayılması olduğu ve kendisinin de bir dellâl-ı Kur’an vazifesini bütün hayatında îfa ettiği görülmektedir. * * * Bedîüzzaman’ın, Şarkdaki aşairle muhavere ve münazaralarından birkaç misal Sual: Dine zarar olmasın, ne olursa olsun? Elcevab: İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar. Hem de mağlub bîçare bir reise yahut müdahin memurlara veyahut mantıksız bir kısım zabitlere itimad edilirse ve dinin himayesi onlara bırakılırsa mı daha iyidir, yoksa efkâr-ı âmme-i milletin arkasındaki hissiyat-ı İslâmiyenin madeni olan ve herkesin kalbindeki şefkat-i imaniye olan envâr-ı İlahînin lemaatının içtima’larından ve hamiyet-i İslâmiyenin şerarat-ı neyyiranesinin imtizacından hasıl olan amud-u nuranînin ve o seyf-i elmasın hamiyetine bırakılırsa mı daha iyidir, siz muhakeme ediniz. Evet şu amud-u nuranî, dinin himayetini, şehametinin başına, murakabesinin gözüne, hamiyetinin omuzuna alacaktır. Görüyorsunuz ki, lemaat-ı müteferrika tele’lüe başlamış. Yavaş yavaş incizab ile imtizac edecektir. Fenn-i hikmette takarrur etmiştir ki: Hiss-i dinî, bâhusus din-i hakk-ı fıtrînin sözü daha nafiz, hükmü daha âlî, tesiri daha şediddir. Evet, evet.. eğer sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa; sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zira kâinatı nağamatıyla raksa getiren ve hakaikın esrarını ihtizaza veren musika-i İlahiye hiç durmuyor. Mütemadiyen güm güm eder [17.09.2023 19:06] Annem: ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada mâliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-ı mütenahî emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gazabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enva’ ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır. İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir; istidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir; meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir; emellerini tahakkuk ettiren ibadettir; fikirlerini tevsi’ ve intizam altına alan, ibadettir; şeheviye ve gazabiye kuvvelerini hadd altına alan, ibadettir; zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir; insanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir; abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet kemalât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir. İhtar: İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar. Kur’an-ı Kerim vakta ki يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا emriyle insanları ibadete davet etti; sanki lisan-ı hal ile: “Ne için ibadet yapalım, illeti nedir?” diye sorulan suali, Kur’an-ı Kerim رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ ilh.. cümleleriyle cevablandırmak üzere Sâni’in vücud u vahdetine dair bürhanları zikretmeye başladı. Tevhid'in İsbatı Mukaddeme Ateşin dumana olan delaleti gibi, müessirden esere yapılan istidlale “bürhan-ı limmî” denildiği gibi; dumanın ateşe olan delaleti gibi, eserden müessire olan istidlale de “bürhan-ı innî” denir. Bürhan-ı innî, şübhelerden daha sâlimdir. Bu âyetin, Sâni’in vücud u vahdetine işaret eden delillerinden biri de, “inayet delili”dir. Bu delil; kâinatı ve kâinatın eczasını ve enva’ını ihtilâlden, ihtilaftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, faidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizamdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün âyât-ı Kur’aniye, bu nizam üzerine yürüyor ve bu nizamın tecellisine mazhardır. Binaenaleyh bütün mesalihin, fevaidin ve menafi’in mercii olan ve kâinata hayat veren bir nizam; elbette ve elbette bir nâzımın vücuduna delalet ettiği gibi, o nâzımın kasd u hikmetine de delalet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder. Ey insan! Eğer senin fikrin, nazarın şu yüksek nizamı bulmaktan âciz ise ve istikra-i tâm ile, yani umumî bir araştırma ile de o nizamı elde etmeye kādir değilsen, insanların telahuk-u efkâr denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev’-i beşerin havâssı (duyguları) hükmünde olan fünun ile kâinata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin. Evet kâinatın herbir nev’ine dair bir fen teşekkül etmiş veya etmektedir. Fen ise kavaid-i külliyeden ibarettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delalet eder. Zira nizamı olmayanın külliyeti olamaz. Meselâ: Her âlimin başında beyaz bir amame var. Külliyetle söylenilen şu hüküm, ülema nev’inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umumî bir teftiş neticesinde fünun-u kevniyeden herbirisi, kaidelerinin külliyeti ile kâinatta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir. Ve herbir fen nurlu bir bürhan olup, mevcudatın silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvalin değişmesinde gizli olan faideleri göstermekle Sâni’in kasd u hikmetini ilân ediyorlar. Âdeta vehim şeytanlarını tardetmek için herbir fen, birer necm-i sâkıbdır. Yani bâtıl vehimleri del [17.09.2023 19:07] Annem: Ben sizin insaniyet ve vicdanınıza itimaden, mahrem işlerimi size beyan ediyorum. Hem vazife itibariyle siz, bizimle pek çok alâkadarsınız. Çünki Risale-i Nur’un asayiş noktasında yirmi seneden beri yüzbin şakirdinden hiçbir vukuat olmadığı gibi; pek çok zabıta memurlarının itiraflarıyla ve bir şey aleyhimizde kaydetmemeleriyle, bunu isbat eder. Buraya, Ankara emniyet-i umumiye müdürü geldiğini bir çocuktan işittim. Her halde benim halimi soracak diye bir şey kaleme aldım ki, rahatsızlığım münasebetiyle ona konuşmak yerinde takdim edeyim. Birden gittiğini işittim. Size leffen onu gönderiyorum; münasib görseniz, bera-yı malûmat ona gönderirsiniz. Ben dünya işlerini bilmiyorum, halklar ile görüşemiyorum. Senden başka burada kimsem yok ki re’yini alayım. Benim şahsıma ait mes’ele gerçi çok ehemmiyetsizdir, cüz’îdir; fakat Risale-i Nur’a ait mes’ele; bu vatan ve millette pek çok ehemmiyeti var. Size kat’iyyen ve çok emarelerle ve kat’î kanaatımla beyan ediyorum ki; gelecek yakın bir zamanda, bu vatan, bu millet ve bu memleketteki hükûmet, âlem-i İslâm’a ve dünyaya karşı gayet şiddetle Risale-i Nur gibi eserlere muhtaç olacak; mevcudiyetini, haysiyetini, şerefini, mefahir-i tarihiyesini onun ibrazıyla gösterecektir. Said Nursî * * * Aziz, sıddık kardeşlerim! Aliköyü’nde Risale-i Nur şakirdlerinden Ali Efendi, münafıklar hakkında bir âyet-i kerimeyi soruyor. Şimdi zamanım izaha müsaid olmadığı için kısaca bir-iki cümle beyan ediyorum. “Münafık öldükten sonra namazı kılınmaz.” mealindeki âyet, o zamandaki ihbar-ı İlahî ile bilinen kat’î münafıklar demektir. Yoksa zan ile, şübhe ile, münafık deyip namaz kılmamak olmaz. Madem “Lâ ilahe illallah” der, ehl-i kıbledir. Sarih küfür söylemese veyahut tövbe etse, namazı kılınabilir. O Aliköy’de Alevîler çok olduğunu ve bir kısmı Râfızîliğe kadar gidebilmesi nazarıyla, onların en fenası da, münafık hakikatına dâhil olmamak lâzım gelir. Çünki münafık itikadsızdır, kalbsizdir ve vicdansızdır, Peygamber (A.S.M.) aleyhindedir. (Şimdiki bazı zındıklar gibi.) Alevî ve Şiîlerin müfritleri ise; değil Peygamber (A.S.M.) aleyhinde, belki Âl-i Beyt’in muhabbetinden, ifratkârane muhabbet besliyorlar. Münafıkların tefritlerine mukabil, bunlar ifrat ediyorlar. Hadd-i Şeriattan çıktıkları vakit, münafık değil ehl-i bid’a oluyorlar, fâsık oluyorlar; zındıkaya girmiyorlar. Hazret-i Ali Radıyallahü Anh yirmi sene hürmet ettiği ve onlara şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul ettiği Ebu Bekir, Ömer, Osman (Radıyallahü Anhüm)e ilişmeseler, Hazret-i Ali Radıyallahü Anh o üç halifeye hürmet ettiği gibi, onlar da hürmet etseler, farz namazını kılsalar yeter. Hem madem Risale-i Nur şakirdlerinin en büyük üstadı, Peygamber’den (A.S.M.) sonra Celcelutiye’nin şehadetiyle İmam-ı Ali Radıyallahü Anhu’dur; onun muhabbetini dava eden Şiîler, Alevîler, Risale-i Nur’un derslerini Sünnîlerden ziyade dinlemeseler, Âl-i Beyt’e muhabbet davaları yanlış olur. Zâten kaç sene evvel, o Alevî köyünde üç Ali’nin himmetiyle masumlar Risale-i Nur’u şevk ile yazmalarını işittim. Hattâ o zamanda, o köyü de duama dâhil etmiştim. İnşâallah yine orada imam olmak istenilen kardeşimiz Ali’nin himmetiyle ve Hâfız Ali’nin (R.H.) vârisi Küçük Ali gibi kardeşlerimizin gayretiyle, onların hakkındaki dualarım boş gitmeyecek; o köydeki iki kısım Sünnî, Alevî ittifak edecek. * * * Geçen hâdise-i ihanetten merak etmeyiniz. O hâdise söndü, plânları akîm kaldı. O yapan adam da, şimdi kendini nefret-i umumîden kurtarmak için yeminler ile inkâr ediyor. Ben onu, o olduğunu bilmedim. Yoksa ilişmezdim. Zâten iliştiği yoktur. Elini uzattı, başımdaki mendili açtı. Hem de buraya Ankara emniyet müdür-ü umumîsi mühim memurlar ile buraya gelmesini haber aldığı için o ihanete cesaret etti. O büyük mem [17.09.2023 19:07] Annem: Birisi: Âhirete bakar. Çünki onun mezraasıdır. İkincisi: Esma-i hüsnaya bakar. Çünki onların mekteb ve tezgâhlarıdır. Üçüncüsü: Kasden ve bizzât kendi kendine bakar. Bu vecihle insanların hevesatına, keyiflerine ve bu fâni hayatın tekâlifine medar olur. Nur-u imanla dünyanın evvelki iki vechine bakmak, manevî bir cennet gibi olur. Üçüncü vecih ise, dünyanın fena yüzüdür ki zâtî ve ehemmiyetli bir kıymeti yoktur… Remz Arkadaş! İnsanın vücudu, bedeni, emval-i mîriyeden bir neferin elinde bulunan bir hayvan gibidir. O nefer, o hayvanı beslemeğe ve hizmetine mükellef olduğu gibi, insan da o vücudu beslemeğe mükelleftir. Aziz kardeşlerim! Burada bana bu sözü söylettiren, nefsimle olan bir münakaşamdır. Şöyle ki [17.09.2023 19:07] Annem: Hâtime بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ وَمَا الْحَيَوةُ الدُّنْيَا اِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ [Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir.] Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talib bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna… Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda. Avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez. Ey nefis! Şu temsile bak gör: Nasıl dünyaya hasr-ı nazar, aziz bir lezzeti, elîm bir eleme kalbeder. Meselâ; şu karyede (yani Barla’da) iki adam bulunur. Birisinin yüzde doksandokuz ahbabı İstanbul’a gitmişler. Güzelce yaşıyorlar. Yalnız bir tek burada kalmış. O dahi oraya gidecek. Bunun için şu adam İstanbul’a müştaktır, orayı düşünür. Ahbaba kavuşmak ister. Ne vakit ona denilse “Oraya git”, sevinip gülerek gider. İkinci adam ise, yüzde doksandokuz dostları buradan gitmişler. Bir kısmı mahvolmuşlar. Bir kısmı, ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar. Perişan olup gitmişler, zanneder. Şu bîçare adam ise, bütün onlara bedel yalnız bir misafire ünsiyet edip teselli bulmak ister. Onunla o elîm âlâm-ı firakı kapamak ister. Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir-iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme. Merdane kabre bak, dinle ne taleb eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak ne ister. Sakın gafil olup ikinci adama benzeme. Ey nefsim! Deme: “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.” Çünki ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peyda ediyor. Hem deme: “Ben de herkes gibiyim.” Çünki herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır. Hem kendini [17.09.2023 19:08] Annem: İkinci yol: Hiçbir cihet-i imkânı olmayan ve imtina’ derecesinde müşkilâtlı ve hiçbir cihette makul olmayan şirk ve küfür yoludur. Çünki Yirminci Mektub ve Yirmiikinci Söz gibi çok risalelerde gayet kat’î isbat edildiği üzere: O vakit kâinatın herbir mevcudunda ve hattâ herbir zerresinde bir uluhiyet-i mutlaka ve bir ilm-i muhit ve hadsiz bir kudret bulunmak lâzım geliyor. Tâ ki, mevcudatta bilmüşahede görünen nihayet derecede nizam ve intizam ve gayet hassas mizan ve imtiyaz ile mükemmel ve müzeyyen olan nukuş-u san’at vücud bulabilsin. Elhasıl: Eğer tam lâyık ve tam yerinde olan azametli ve kibriyalı rububiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-ı makul ve mümteni bir yol takib etmek lâzım gelecek. Lâyık ve lâzım olan azametten kaçmakla, muhal ve imtinaa girmeyi, şeytan dahi teklif edemez. İkinci Nokta: Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta [17.09.2023 19:08] Annem: olan Rahman-ı Rahîm’in misafirlerine, rahmet tarafından ihzar edilen hadsiz taamların ayrı ayrı ve güzel kokularına ve muhtelif, süslü renklerine ve mütenevvi, hoş tatlarına ve her zîhayatın zevk u safasına yardım eden cihazlara bak, ikram ve kerimiyet-i Rabbaniyenin gayet şirin cemalini ve gayet tatlı güzelliğini gör. Hem Fettah ve Musavvir isimlerinin tecellileriyle başta insan olarak bütün hayvanatın, su katrelerinden açılan pek çok manidar suretlerine ve bahar çiçeklerinin habbe ve zerreciklerinden açtırılan çok cazibedar sîmalarına bak, fettahiyet ve musavviriyet-i İlahiyenin mu’cizatlı cemalini gör. İşte bu mezkûr misallere kıyasen esma-i hüsnanın her birisinin kendine mahsus öyle kudsî bir cemali var ki; bir tek cilvesi, koca bir âlemi ve hadsiz bir nev’i güzelleştiriyor. Bir tek çiçekte bir ismin cilve-i cemalini gördüğün gibi, bahar dahi bir çiçektir ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir. Baharın tamamına bakabilirsen ve Cennet’i iman gözüyle görebilirsen bak gör. Cemal-i Sermedî’nin derece-i haşmetini anla. O güzelliğe karşı iman güzelliğiyle ve ubudiyet cemali ile mukabele etsen, çok güzel bir mahluk olursun. Eğer dalaletin hadsiz çirkinliğiyle ve isyanın menfur kubhuyla mukabele edip karşılasan, en çirkin bir mahluk olmakla beraber, bütün güzel mevcudatın manen menfurları olursun. Beşinci Nokta: Nasılki yüzer hüner ve san’at ve kemal ve cemalleri bulunan bir zât; herbir hüner kendini teşhir etmek ve her bir güzel san’at kendini takdir ettirmek ve herbir kemal kendini izhar etmek ve herbir cemal kendini göstermek istemesi kaidesince o zât dahi bütün hünerlerini ve san’atlarını ve kemalâtını ve gizli güzelliklerini tarif edecek, teşhir edecek, gösterecek olan bir hârika sarayı yapmış. Her kim o mu’cizeli sarayı temaşa etse, birden ustasının ve sahibinin hünerlerine ve mehasinine ve kemalâtına intikal eder ve gözüyle görür gibi inanır, tasdik eder ve der ki: “Her cihetle güzel ve hünerli olmayan bir zât, böyle her cihetle güzel bir eserin masdarı, mûcidi ve taklidsiz muhterii olamaz. Belki onun manevî hüsünleri ve kemalleri bu saray ile tecessüm etmiş gibidir.” hükmeder. Aynen öyle de, bu kâinat denilen meşher-i acaib ve saray-ı muhteşemin hüsünlerini gören ve aklı çürük ve kalbi bozuk olmayan elbette intikal edecek ki; bu saray bir âyinedir, başkasının cemalini ve kemalini göstermek için böyle süslenmiş. Evet madem bu saray-ı âlemin başka emsali yok ki güzellikleri ondan iktibas edip taklid edilsin. Elbette ve her halde bunun ustası kendi zâtında ve esmasında kendine lâyık güzellikleri var ki, kâinat ondan iktibas ediyor ve ona göre yapılmış ve onları ifade etmek için bir kitab gibi yazılmış. Üçüncü Bürhan’ın üç nüktesi var: Birinci Nükte: Otuzikinci Söz’ün Üçüncü Mevkıfında gayet güzel bir tafsil ve kuvvetli hüccetlerle beyan edilen bir hakikattır. Tafsilini ona havale ederek burada kısa bir işaretle ona bakacağız; şöyle ki: Bu masnuata, hususan hayvanat ve nebatata bakıyoruz, görüyoruz ki: Kasd ve iradeyi gösteren ve ilim ve hikmeti bildiren daimî bir tezyin, bir süslemek ve tesadüfe hamli imkânsız bir tanzim, bir güzelleştirmek hükmediyor. Hem kendi san’atını beğendirmek ve nazar-ı dikkati celbetmek ve masnuunu ve seyircilerini memnun etmek için her şeyde öyle bir nazik san’at ve ince hikmet ve âlî zînet ve şefkatli bir tertib ve tatlı vaziyet görünüyor; bedahet derecesinde anlaşılır ki, kendini zîşuurlara bildirmek ve tanıttırmak isteyen perde-i gayb arkasında öyle bir san’atkâr var ki, herbir san’atıyla çok hünerlerini ve kemalâtını teşhir ile kendini sevdirmek ve medh ü senasını ettirmek ister. Hem zîşuur mahlukları minnetdar ve mesrur ve kendine dost etmek için tesadüfe havalesi imkân haricinde ve umulmadığı yerden leziz nimetlerin her çeşidini onlara ihsan ediyor. Hem derin bir şefkati ve yüksek b [17.09.2023 19:09] Annem: ); Üstadımın kardeş ve talebeleri olan zâtlar şübhesiz birinci ve ikinci hâli ruhlarında hissederler. Öyle ise beşerde bilhâssa mü’minlerdeki hâsselerin inkişafı tahdid edilemeyeceği için tevfik-i Huda ile bir kerre bu yola girenler, nefis ve şeytanlarına bu âciz, fakir ve bîçare kadar mağlub olmayacakları cihetle, terakki ve istifadeleri de o nisbette ziyade olur. Muhterem Üstadım bu kusurlu talebesine teveccühü; insanlara, mü’minlere, mü’minlerin bilhâssa benim gibi muhtaçlarına derece-i şefkatine ve benim ihtiyacımın en çok olduğuna delil ve misaldir. Hülâsa: Bana liyakatımın çok fevkinde hüsn-ü zan eden ve teveccüh gösteren aziz ve muhterem ve mütevazi Sabri Kardeş! Bil ki çok günahkâr, çok âciz, fakir, müflis, ümmet-i Muhammed’den (A.S.M.) bir abdim. Dualarınıza çok muhtacım. Acz ve fakr arzuhalini kabul ettirerek hazine-i hâssa-i Kur’an’dan âleme muhtelif nam ve tarz ve şekillerde cevherler teşhirine muvaffak olan dellâl-ı Kur’an’ın kudsî hizmetinde kendisine yardım en büyük emelim ve en ciddî temennim, en mukaddes niyetimdir. Bu niyetim sebebiyle Nurlarla meşgul olmak saadetine mazhar olduğum dakikalarında, hilaf-ı me’mul bazı sözler kendiliğinden kalbime ve kalemime gelmektedir ki, bu marifet benim değil elbet muhakkak ve mutlak Hazret-i Kur’an’dan lemaan eden Nurlara aittir. Öyle ise asıl üstad Kur’an’dır. Üstad-ı muhteremimiz elyak ve elhak muarrifi, mübelliği ve müderrisidir. Biz muhtaçlar fırsatı ganîmet bilmeli, cevherleri almalı; kalbimize, dimağımıza nakşetmek, dâreynde medar-ı saadetimiz olacak olan bu Nurlara alâ kadr-it tâka neşre çalışarak muhafazasını kuvvetleştirmeliyiz. وَمِنَ اللّهِ التَّوْفِيقُ Sâniyen: Mektubat’ın küçüklerinden on üçünü hâvi hususî mektublar mecmuasını aldım. Bu vesile ile de maziyi hâl yerine koyarak, derin manalı, şirin sohbetinizi bir kerre daha şevkle dinlemiş oldum. Zâten ben o vakitlerin mazide kalmasına razı değilim. Her vakit hâl gibi mütalaa ediyorum. Mazi, hâl, müstakbel bunlar da itibarî birer taksim değil mi? Ehl-i zevk için bu taksime ihtiyaç kalmıyor. Sâlisen: Yirmisekizinci Mektub’un Sekiz Mes’elesinden Birincisi, bana ait rü’ya hakkında kıymetli bir ders vermiş. وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا âyetine güzel bir tefsir, nihayet manası zahir olmuş rü’yaya hoş bir tabir olmuştur. Nevme ait âyeti pek âlî ve münasib bir surette tefsirinizle, başta herkesten ziyade muhtaç Hulusi’niz olduğu halde bütün Risale-i Nur ve Mektubat-ün Nur müstemi’lerine ve kari’lerine faideli, zevkli, esaslı, ciddî, veciz ve belig bir ders daha vermiş oldunuz. Şuraya bir işaret etmek isterim; Kur’an’ın kerametine bir nokta, bir zerre daha ilâve ediyorum: Gerek Eğirdir’de, gerek burada bazan zihnime bir şey gelir ve kendisiyle hayli meşgul ettirir. Hemen ilk mektubunuzda benim zihnimi işgal eden bu şeyin cevabını bulurum 10(Haşiye). Bu birde, beşte kalmadı, çok taaddüd etti. Onun için diyorum ki, keramet-i Kur’aniyedendir. İkinci Mes’ele; güzel ve ilmî bir ders olmakla beraber bir cihet daha hatıra geliyor. Hizb-üş şeytanın avenesi tâ buralardan dolaşarak sahte ve şaşırtıcı hareketlerle arkadan çevirmek istemeleridir. Bu sebeble şifahane-i Kur’an’ın anahtarı, inayet-i İlahî ile elinde bulunan sevgili Üstadımızın bu zehirlere de ilâç yetiştirmesi ve silâhhane-i Kur’andan aldığı acib silâhlarla mübareze etmesi nev’inden güzel ve bedî’ üslûb ile ve hârika temsilâtla bulunuşu hakikaten şâyan-ı menn ü şükrandır. Allah sizden çok razı olsun. Üçüncü Mes’ele; hakikaten çok güzel, çok hoş, çok vâzıhtır. Bu mes’eleyi beş noktaya ayırmakla sanki İslâmın beş rüknünü hatırlatmış, selâmet için beş esası göstermişsiniz. Hem bunu dostlarınıza ve kalben sizden bir şey bekleyenlere, sual-i mukaddere cevab nev’inden kaleme [17.09.2023 19:17] Annem: KISSADAN HİSSE....... CEVİZ AĞACI

Kocaman, görkemli bir ceviz ağacı varmış. Bu ağaç her yıl bol bol ceviz verirmiş. Öyle ki, dalları cevizleri çekemezmiş. Gelen geçen ceviz yemek için dallarını taşlarla incitirlermiş. Her tarafı, yara bere içinde, dalları kırılmış ceviz ağacı dile gelip demiş ki:
“Gelen taşlıyor, giden taşlıyor! Altımda oturan, gölgemden faydalanan bile beni taşlıyor! Halbuki sabretseler meyvele-rimi yere dökecegim ama, ben ne için yaratıldığımı biliyorum, onlar beni taşlasalarda ben onlara ceviz vermeye yine devam ediyorum!..”
Bu ulu ağacın adı ne imiş biliyor musunuz? TÜRKİYE.                 TÜRKİYE GAZETESİ                     
 31.12.1987

YEMEK.......  ARMUT TATLISI

MALZEME: 1 kilo armut, 100 gr kuru üzüm, 1 çorba kaşığı tereyağı, 1 paket vanilya, 1 kaşık pudra şekeri.
YAPILIŞI: Üzümler suda 2 saat yumuşatılır. Armutlar soyulup dilimlenir. Yağ kızdırılıp, armut ve üzümler içine konur. Üstüne vanilya ve şeker serpilir. Az ateşte 10 dakika pişirilir.

GÜNÜN TARİHİ.............SAKARYA SAVAŞI SONU

Birinci Dünya Harbi’nin sonunda, İstanbul’u Türklerin elinden almaya çalışan İngilizler, Yunanlıları da İzmir’e asker çıkarmaya zorladılar. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e ayak basar basmaz, Türk komutan ve erlerini sokaklarda süngüleyerek, vahşetlerini sergilemeye başladılar. 2.5 ayda, Ankara’ya yaklaştılar. Yunan kralı, İngiliz subaylarına, Ankara’daki zafer balosu için davetiye veriyordu.
Polatlı yakınlarında, 23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Savaşı, gece ve gündüz kesintisiz, 22 gün sürdü. 13 Eylül 1921’de sona erdi. 
40.000 kişilik Türk ordusunda 10.000 tüfek vardı. Yunan ordusunun ise tamamı tüfekli, 100.000 kişiden fazla idi. Onlarda 300 top ile 20 uçak, bizde 170 top ve 1 uçak vardı. Bu şartlar altında bile düşman tam bir hezimete uğradı. Eskişehir’e kadar geri çekildi. Bir sene sonra da 9 Eylül 1922’de İzmir’de çoğu denize döküldüler.

13.09.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim [17.09.2023 19:18] Annem: SOHBET............ RESULULLAHIN VALİ, KÂTİP VE ELÇİLERİ

Diyarbakırlı Kâdî Hüseyn bin Muhammed, hicretin 960 yılında Mekke’de vefât etmiştir. Hicrî 940 (m. 1533) senesinde yazdığı Hamis kitabında diyor ki:
“Resûlullahın valileri:
• Bâzân, Acem şâhı Husrev tarafından Yemen valisi yapılmıştı. Îmâna geldi. Resûl aleyhisselâm onu vali olarak yerinde bıraktı. İlk İslâm valisi Bâzân’dır.
• Hâlid bin Sa’îd’i; San’a şehrine,
• Ziyâd bin Esed’i; Hadremût şehrine,
• Ebû Mûsel Eş’arî’yi; Aden şehrine,
• Attâb bin Esyed’i; Mekke şehrine,
• Ebû Süfyân bin Harb’i; Necrân vilâyetine,
• Amr bin Âs; Ammân şehrine vali yapılmıştır.
• Muâviye’nin büyük kardeşi Yezîd’i; Teymâ şehrine,
Resûlullahın kâtipleri:
Hazret-i Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Muhammed bin Seleme, Erkam bin Ebî Erkam, Abdüllah bin Erkam, Mugîre bin Şu’be, Ebiyy bin Kâ’b, Zeyd bin Sâbit, Ebû Süfyân bin Harb ve oğlu Muâviye ve büyük kardeşi Yezîd bin Ebissüfyân, Hâlid bin Velîd, Amr ibni Âs, Huzeyfe bin Yemân’dır.
Bunlardan başka da kâtipleri vardı. Hepsi 43 kişidir. İçlerinden en çok kâtiplik yapan, Zeyd bin Ebissâbit ile Muâviye bin Ebissüfyân idi. “radıyallahü teâlâ anhümâ”
Resûlullahın elçileri:
Yabancı memleketlere gönderdiği elçileri 14 kişidir. Bunlardan biri Amr bin Âs hazretleridir. Bunu Amman’a elçi olarak göndermiştir. Sonra Amman’a vali yapmıştır.”

GÜNÜN TARİHİ..........  BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ

Osmanlı Devleti zamanında, tarihe geçen en büyük deprem, 14 Eylül 1509 tarihinde oldu. Bu çok şiddetli deprem, bir anda İstanbul ve Trakya bölgesini yerinden oynattı. Aralıklarla 45 gün devam eden bu depremde, 13.000 kişi öldü. 109 câmi ve mescit, 1070 ev harap oldu. Bu deprem, Gelibolu, Silivri, Edirne ve Dimetoka’yı da harabeye çevirdi. Çorlu halkının ise, üçte ikisi öldü.

14.09.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim [17.09.2023 19:19] Annem: SOHBET........ RESÛLULLAHIN HAZRET-İ ALİ’YE VASİYETLERİ

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem birgün Hazret-i Ali’yi huzuruna çağırıp şöyle buyurdu: 
“Yâ Ali! Sen bana Harun aleyhisselâmın Musa aleyhisselâma olduğu gibisin. Fakat benden sonra Resûl gelmez. Sana vasiyet ederim. Dinleyip ezberlersen, şükredenlerden olursun ve şehîd olursun. Allahü teâlâ hazretleri seni kıyamet gününde fakîh ve âlim olarak diriltir. 
Bil ki mü’minin 3 alâmeti olur: Namaz kılmak, oruç tutmak ve sadaka vermek.
Riyâkârın 3 alâmeti olur: Başkalarının yanında namazın rükû’unu ve secdesini tam yapar; tenhada yerine getirmez. Allahı açıkta çok zikreder.
Zâlimde 3 alâmet olur: Kendinden aşağı olana baskı yapar. Gücü yetince halkın malını zor ile alır. Yiyip, giyindiğini hiç incelemez.
Kıskançlarda 3 alâmet olur: Yanında iken, karşısındakine yaltaklanır. Uzaklaşınca onu gıybet eder. Her kime musîbet erişirse, sevinir.
Münâfıkta 3 alâmet olur: Yalan söyler. Sözünde durmaz. Emânete hıyânet eder.
Tembellerde 3 alâmet olur: Allahü teâlânın emirlerini yapmakta tembellik eder. Kusurlu amel edip ameli boşa gider. Namazı tehir eder. Hattâ vaktini de geçirir.
Tevbe eden kimsede 3 alâmet olur: Haramlardan kaçınır. İlim öğrenmekte gayretli olur. Günaha bir daha geri dönmez.
Akıllı kimsede 3 alâmet olur: Dünya malına bağlanmaz. Sıkıntı çeker. Kıtlıkta sabreder.
Ahmak olanın 3 nişanı vardır: Allahü teâlânın farzlarında tembellik eder. Abes sözleri çok söyler. Mahlûklara eziyet eder.
İyi bahtlı olanın 3 nişanı vardır: Helâl yer, ilim meclisinde bulunur, beş vakit namazı cemaatle kılar.
Kötü amelli olanın 3 alâmeti vardır: Allahın emirlerini yapmakta tembellik eder. Herkese ziyânı dokunur. İyilik edene, kötülük eder.
Günahkârların 3 alâmeti vardır: Çok yanılır ve hata eder. Oyun ve çalgı ile meşgul olur. Unutkan olur. 
Süflî (âdi) olanın 3 nişanı vardır: Akrabayı azarlar. Komşuya eziyet eder. Günah işlemeyi sever.
Allahü teâlânın reddettiği kimsenin 3 alâmeti vardır: Yalanı çok söyler. Yalan yere çok yemin eder. Halka sıkıntı verir.
Dost olanın 3 alâmeti vardır: Malını ve kendini sana feda eder. Senin sırrını gizli tutar.

 

15.09.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim [17.09.2023 19:19] Annem: ŞİİR....... ADNAN MENDERES ve 17
Adnan Menderes olacakmış benim asıl adım,
Amcam demiş ki memura: “Bu benim muradım!”
Nüfus memuru demiş: “Yasak onu koyamayız,
Lütfen zorlamayın bizi işimizden olamayız.”
Adım Adnan olunca araştırmak bana farz oldu,
Menderesi tanıdıkca dedim ki: “Ona yazık oldu.”
Ülkesini, milletini, vatanını, seven bir güzel insan,
Allah ne kadar çok şey nasip eylemiş ona ihsan.
Genç yaşta karar verdi gitti o da asker oldu,
17 yaşında herkes onu üniformalı olarak buldu.
Bindokuzyüz 17 de orda asteğmenliğe yükseldi,
Yaklaşık bir yıl sonra terhis oldu ve evine geldi.
Zamanla o da oldu bu ülkede siyasete hızlı akan,
Zaten çok kısa bir süre sonra oldu yeni başkan.
Birinci, ikinci hükümet derken halkı ve yurdu,
17 Mayıs’ta yep yeni üçünçü hükümeti de kurdu.
Çok faydalı, yararlı işler yaptı, bu güzel ülkeye,
Asla aksine olmadı, Atatürk’ün getirdiği ilkeye.
Kıbrıs görüşmeleri için birgün o Londra’ya uçtu,
Oraya varmadan, 17 Şubat’ta uçağı yere düştü.
Derken ters gitmeye başladı böyle bâzı işler,
Her geçen gün arttı, Kızılay’da daha da yürüyüşler.
Böyle böyle bu ülkeye bâzı olumsuzluklar doldu,
Zaten çok kısa bir süre sonra da işte, ihtilâl oldu.
Hemen tutuklandı ve götürülüp ceza evine kondu,
17 gün hücrede yattı, âdetâ orada vücudu dondu.
Bir yıl sonra hakkında karar verildi üç ağaç kuruldu,
17 Eylül de İmralı’da sonsuza dek gözlerini yumdu.
Sevenleri o kadar çoktu ki, gide gele yolları aşındı,
17 Eylül’de alınan kararla naaşı İmralı’dan taşındı.
Yıllar sonra da üzerine sevgi çicekleri hep atıldı,
17 Aralıkta mücevherleri müzâyedede satıldı.
Adnan der ki: “İşte benim adım ondan gelir bana,
Teşekkür ederim bu ismi bana verdiği için amcama!”
Adnan Şahin
16.09.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim [17.09.2023 19:19] Annem: HÂTIRA........ OSMANLI HANIMLARI

Adnan Menderes, 1952’lerde Meclis’e götürdüğü teklifin kanunlaşmasıyla, sürgündeki sultan hanımlarının ve sultan kızlarının Türkiye’ye dönmesini sağlamıştır. Türkiye’ye gelen Osmanoğlu sülâlesinin son hanımlarını ve kızlarını himâye etmiştir. Hatta Adnan Menderes, rahmetli Sultan 2. Abdülhamid Hân’ın Kadınefendisi ve onun kızı Ayşe Sultan’ın Teşvikiye’deki evlerinin kiralarını dahi kendi cebinden ödemiştir.
 27 Mayıs darbesinden sonra, hanımı Berrin Menderes’e defalarca sorduğu söylenir: ‘Onların kiraları ödeniyor mu? Vaktinde ödeniyor mu? Eğer ödenmezse açıkta kalabilirler. Lütfen takipçisi olunuz!’ Hatta Berrin Hanımefendi, öyle bir zaman gelir ki, kendisinin bile iâşesi söz konusu iken, kendi kirasını ödeyemez durumlara düşmüşken, Adnan Menderes’le olan nişan yüzüğünü satmış, o ayki kira ödenmiştir. 
Bu hikâyenin bir sevimli yönü daha var. Sonradan bir kuyumcu, yüzüğün içindeki Berrin Menderes - Adnan Menderes ismini okumuş, bir yılı aşkın zaman sonrasında o yüzüğü getirip Berrin Hanım’a iâde etmiştir. Bu da bizim Anadolu insanımızın büyüklüğünü gösteriyor. Menderes Ailesi’nin gereğinden çok sevildiğinin tipik bir işâretidir bu. Menderes kalblerde yer etmiştir. Ona ayrılan yer hâlâ onundur... GürbüzAzak   TÜRKİYE GAZETESİ       19/09/97

GÜNÜN TARİHİ.......ADNAN MENDERES’İN İDAMI

17 Eylül 1961’de Demokrat Parti devri Başbakanı Adnan Menderes idam edildi. Adnan Menderes, Demokrat Parti’nin kurucularındandı. 14 Mayıs 1950 tarihinde DP’nin iktidara gelmesiyle Başbakan olmuş, 27 Mayıs 1960 ihtilâline kadar da bu görevde kalmıştı. Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanan Adnan Menderes, hakkında verilen cezanın Millî Birlik Komitesi’nin tasdikiyle İmralı Adası’nda asılmak sûretiyle şehîd edilmiştir. İmralı Adası’ndaki naaşı, 17 Eylül 1990’da, İstanbul Topkapı’da yaptırılan Anıt Mezar’a, devlet töreni ile nakledildi ve itibarı devletçe iâde edildi.

17.09.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim [17.09.2023 19:20] Annem: • Sakarya Zaferi (1921) 'Her insana yaratılışına uygun iş, kolay gelir.' (Hadis-i Şerif) Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:20] Annem: Kâmil Olmadıkça Kişinin kendisi kâmil olmadıkça Ravza’da bekçi, Kâbe’de müezzin olsa ne fayda! Allah’ı bilmek kemal elde etmekle olur; bekçilikle, müezzinlikle değil. Bizler de Allah’ı biliyoruz. İman cihetiyle hepimiz ehl-i imanız. Hepimizin imanı birdir, yüz gramı beş yüz gramı olmaz. İman ettiğini dille ikrar, kalple tasdik eden herkesin imanı birdir. Farkımız kemalat derecesindedir. Padişah da, vezir de, nalbant da kuldur. Ama makamları değişiktir. İmanın hakikatinde de iman edenler birdir, fakat insanların kemali, manen olgunlukları birbirlerinden farklı olabilir. Herkesin ilâhî beyanlardan nasibi, mübarek makamlardan idraki, Allah’a kulluk mertebeleri derece derecedir. Bu durum kalplerin temizliği, nefislerin terbiyesine bağlıdır. Bu hususta gayret gösterip ilerlemek, Allah’a yaklaşmak gerekir. Allah’a yaklaşmak için önce tövbe edip sonra istikamet üzere olunur. Ardından  tezhip  (nefsi ıslah ile hali güzelleştirme) ve  takrip  (yakınlaşma) gelir. Nakşibendiyye yolunda takrip için usul zikir, hatme, sohbet ve rabıtadır. Bunlar kişiyi Rabb’ine yaklaştırır. Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:20] Annem: 'Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın doğmadı. Öyle ise şu anı değerlendirmek için amele sarıl.' Bişr-i Hâfî [rahmetullahi aleyh] Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:20] Annem: Ârif Kişinin Altı Özelliği Hikmet ehli bir zat şöyle der: Şu altı şey âriflerin özelliklerindendir: 1. Allah’ın adını andıklarında O’nun ismini yücelterek anarlar. 2. Kendi nefislerinden bahsettiklerinde hakir ve zelillikle bahsederler. 3. Allah’ın kâinattaki âyetlerini gördüklerinde ibret alırlar. 4. Bir günah veya şehevî bir şey yapmaya niyetlendikleri zaman hemen kendilerini geri çekerler. 5. Allah’ın affını hatırladıklarında sevinirler. 6. Günahlarını hatırlayınca istiğfar ederler. Duanın Edepleri • Kıymetli zaman ve mekânları gözetmek. • Kıbleye yönelerek ve kolları kaldırarak dua etmek. • Gizli ve kendi duyacağı bir sesle dua etmek. • Yapmacık sözlerden kaçınmak. • Duayı huşû ve huzur içinde, kabulüne inanarak yapmak. • Duada tekrar tekrar isteyerek ısrarcı olmak. • Duaya Allah’ın adını anarak; O’na hamdüsena ve resûlüne salavat getirerek başlamak. Dinin Özeti Nakşibendî büyüklerinden Osman Bedreddin Erzurumî [kuddise sırruhû] şöyle buyurur: İslâmiyet üç şeyden ibarettir. İman, İslâm ve ihsan. • İman kalp ile tasdiktir. • İslâm âzaların ibadet etmesidir. • İhsan mâsivadan, Allah Teâlâ’nın dışındaki her şeyden yüz çevirerek O’nunla beraber olmaktır. Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:20] Annem: • Koç Ayırma Zamanı • Semerkand Aile Dergisi Yayın Hayatına Başladı (2005) Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:20] Annem: Niçin Sevinmeyeyim ki Biraz Önce En Sevdiğim İki Kişiyi Barıştırdım Bir gün Hz. Ali ile Hz. Fâtıma [radıyallahu anhümâ] arasında bir tartışma olmuştu. Bu tartışmadan hemen sonra Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] kızını ziyaret için evlerine uğramıştı. Allah Resûlü’nün istirahat etmesi için bir sergi serdiler. Resûl-i Ekrem o sergiye uzandı. O sırada duygu yüklü olan Fâtıma annemiz [radıyallahu anhâ], babasına sığınırcasına Hz. Peygamber’in yanına sokuldu. Onu gören Hz. Ali de aynı duygularla gidip Resûlullah Efendimiz’in diğer tarafına sokuldu. Eşler arasında bir kırgınlık olduğunun farkında olan Allah Resûlü, Hz. Ali’nin elini tutarak göğsünün üzerine koydu. Sonra Hz. Fâtıma’nın elini tuttu. Onu da göğsünün üzerine koydu. Hz. Peygamber Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’yı [radıyallahu anhümâ] barıştırıncaya kadar elleri göğsünde öylece kaldı. Eşlerin barıştığını görünce sevinen Allah Resûlü memnuniyetle gülerek evden ayrıldı. Neşeli bir şekilde sahabilerin yanına gitti. Sahabiler onu böyle sevinçli görünce, sevincinin sebebini sordular. Resûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem],  Niçin sevinmeyeyim ki, biraz önce en sevdiğim iki kişiyi barıştırdım  buyurdu. Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:21] Annem: • Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin Vefatı (1959) 'Kim gülerek günah işlerse ağlayarak cehenneme girer.' Bekir b. Abdullah el-Müzenî [rahmetullahi aleyh] Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:21] Annem: Nefis, Akıl ve İman Nefis, insanın benliğidir; kendi keyif ve menfaatini düşünür; bu yüzden başkalarıyla hasım olur. Bencildir, sorumsuzdur, işin âkıbetini düşünmez; o sebepten kötülüklere akıp gider. Tembel, istismarcı, kendini beğenmiş, huysuz, öfkeli, kindar, zalim, vefasız, sabırsız, nankör... vs.dir. Ondan bu haliyle insanlığa hayır gelmez, hevâ-yı nefse uyan iflah olmaz, başarı kazanmaz, iki cihanda hüsrana uğrar. Akıl, iyi bir alettir, ama ustaca kullanılmak ister. Görüyorsunuz dünyada herkesin bir aklı vardır, ancak çoğunlukla zavallı, sakat ve yarım yamalak! Filozoflara bile bakınız, ne kadar çok, ne kadar farklı, ne kadar zıt fikirler ileri sürmüşlerdir! İman, eğer kör ve nâkıs beşer aklından çıkma beşerî bir dine ve inanca dayanıyorsa onun da kıymeti yoktur. Çünkü beşer âcizdir, cahildir. İman ancak ilâhî menşeli olursa bir değer ifade eder; çünkü Hâlik-ı zülcelâl, engin rahmet, sonsuz ilim ve hikmet, eşsiz kudret ve sanat sahibidir. Elbette her şeyin en iyisini, en doğrusunu, en güzelini O bilir ve O yapar. Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:21] Annem: • Miryokefalon Zaferi (1176) • Sıcakların Azalmaya Başlaması Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:21] Annem: Riyakârlık Halleri Hz. Ali [radıyallahu anh] şöyle der: Riyakârlar şöyledir: • Tek başına kaldığı zaman tembellik eder, ibadette gevşeklik gösterir ve nâfile namazları oturarak kılar. • İnsanlarla beraber olduğu zaman tekrar canlanır, canla başla amel eder. • Biri kendisini methettiğinde daha fazla amel ve ibadet eder. Yerdiğinde ise amellerini azaltır. Keşke Sen de Uyusaydın Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî [kuddise sırruhû] anlatıyor: Daha çocukken ibadeti sever, gece kalkar namaz kılardım. Aynı şekilde günahtan da sakınırdım. Bir gece babamın hizmetinde bulunuyordum. Bütün gece uyumadım ve Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmadım. Yanımızdaki insanlar horul horul uyuyordu. Babama,  Ne olur, şunlardan bir tanesi olsun başını kaldırıp da iki rekât namaz kılsa ... Ölüler gibi yatıyorlar!  dedim. Babam dedi ki:  Evladım, keşke sen de uyusaydın da onların gıybetini yapmasaydın!  Gururlu kimse kendinden başkasını görmez, onun gözünün önünde ayırıcı perde vardır. Hakikati gören bir göze sahip olsaydı, kendisinden düşkün kimseyi görmezdi. Semerkand Takvimi [17.09.2023 19:22] Annem: “Teyze anne yerindedir.” (Tirmizi , Birr 6) [17.09.2023 19:22] Annem: Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir. el-ENFÂL Sûresi 29.Ayet [17.09.2023 19:23] Annem: Hayır ve Şer Sözlükte "iyilik, iyi, faydalı iş ve fayda" anlamlarına gelen hayır, Allah'ın emrettiği, sevdiği ve hoşnut olduğu davranışlar demektir. Sözlükte "kötülük, fenalık ve kötü iş" demek olan şer de Allah'ın hoşnut olmadığı, sevmediği, meşrû olmayan, işlenmesi durumunda kişinin ceza ve yergiye müstehak olacağı davranışlar demektir. Âmentüde ifade edildiği üzere her müslüman kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanır. Yani âlemlerin yaratıcısı olan Allah Teâlâ hayrı da şerri de irade eder ve yaratır. Çünkü âlemde her şey onun irade, takdir ve kudreti altındadır. Âlemde ondan başka gerçek mülk ve kudret sahibi, tasarruf yetkisi olan bir başka varlık yoktur. İnsan, hayrı da şerri de kendi iradesi ile kazanır. Allah'ın hayra rızâsı vardır, şerre ise yoktur. Hayrı seçen mükâfat, şerri seçen ceza görecektir. Şerrin Allah'tan olması, kulun fiilinin meydana gelmesi için Allah'ın tekvînî iradesinin ve yaratmasının devreye girmesi demektir. Yoksa Allah kulların kötü filleri yapmalarından hoşnut olmaz, şerri emretmez, şerre teşrîî (dinî) iradesi yoktur. Ehl-i sünnet'e göre, Allah'ın şerri irade edip yaratması kötü ve çirkin değildir. Fakat kulun şer işlemesi, şerri kazanması, şerri tercih etmesi ve şerle nitelenmesi kötüdür ve çirkindir. Meselâ usta bir ressam, sanatının bütün inceliklerine riayet ederek, çirkin bir adam resmi yapsa, o zatı takdir etmek ve sanatına duyulan hayranlığı belirtmek için "ne güzel resim yapmış" denilir. Bu durumda resmi yapılan adamın çirkin olması, resmin de çirkin olmasını gerektirmemektedir. Yüce Allah mutlak anlamda hikmetli ve düzenli iş yapan yegâne varlıktır. Onun şerri yaratmasında birtakım gizli ve açık hikmetler vardır. Canlı ölüden, iyi kötüden, hayır şerden ayırt edilebilsin diye, Allah eşyayı zıtlarıyla birlikte yaratmıştır. ...Daha az [17.09.2023 19:23] Annem: (70-71) Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. [Ahzab Sûresi.71] [17.09.2023 19:23] Annem: (AŞERE-İ MÜBEŞŞERE) ZÜBEYR b. AVVÂM (r.a.) Hz. Peygamberin halasının oğlu olan Zübeyr, ilk Müslüman- lardandır. On altı yaşında müslüman olmuş ve Habeşistan'a hicret eden kafilede yer almıştır. Medine’ye hicret ettikten son- ra Hz. Peygamber (s.a.s.) ile birlikte tüm savaşlara katılmıştır. Özellikle Bedir ve Hendek savaşlarındaki kahramanlığı kayda değerdir. Bu yüzden Rasûlüllah (s.a.s.); “Her Peygamberin bir havârisi (yardımcısı) vardır, benim havârim de Zübeyr’dir” demiştir. Zübeyr (r.a.), Hz. Ömer’in, kendisinden sonraki ha- lifeyi seçmeleri için görevlendirdiği altı kişilik şûra heyetinde de yer almıştır. Zübeyr b. Avvâm, Cemel Olayı sırasında şehit olmuştur. DİNÎ KAVRAMLAR AŞERE-İ MÜBEŞŞERE Hz. Peygamber (s.a.s.) tara- fından cennetlik oldukları kendilerine müjdelenen on sahâbiye “aşere-i mübeşşe- re” denir. Bu sahabiler şun- lardır: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Talha ibn Ubeydullah, Zü- beyr ibn Avvam, Abdurrah- man ibn Avf, Sa’d ibn Ebî Vakkas, Ebû Ubeyde ibn Cerrah ve Saîd ibn Zeyd’dir (Ahmed, Müsned, I/193). ÖZLÜ SÖZ Güzel ahlaklı, geniş yürekli ve derya gönüllü ol. (Ebu Hanife) [17.09.2023 19:23] Annem: A) Ahlâkî Özgürlük Özgürlük ahlâk düşüncesinin en temel problemi sayılabilir. Çünkü ahlâk insana iyiliği yapma kötülüğü terketme yönünde ödevler yükler ve bunlardan sorumlu tutar. Bunun gerçekleşebilmesi için insanın hem iyiliği isteme (irade) veya seçme (ihtiyar) özgürlüğüne hem de yapma özgürlüğüne ya da imkânına (istitâat) sahip olması gerekir. Pratikte hiçbir insan, kendisinin temelde bu özgürlüklerden yoksun olduğunu düşünmez; hatta bu özgürlükleri doğuştan getirdiği bir hak olarak görür ve bunların elinden alınmasına kesinlikle karşı çıkar. Bununla birlikte gerek düşünce tarihinde gerekse çeşitli dinlerin teolojilerinde insanın tabiat kanunları veya Tanrı'nın iradesi karşısında özgür olup olmadığı, insanlık tarihinin en eski ve en şiddetli tartışma konuları arasında yer almıştır. Nitekim İslâm dünyasında ilk ihtilâf konusu olarak bilinen kader sorunu da esas itibariyle insanın özgür olup olmadığı ve bu özgürlüğün sınırının ne olduğu sorunudur. Kader ve dolayısıyla insanın özgürlüğü meselesi daha İslâm'ın ilk zamanlarında müslümanların dikkatini çekmişti. Çünkü İslâm dini, bir yandan bütün varlıkların var olmasını, bütün olayların vukuunu, dolayısıyla insanların her türlü fiillerini, bu arada, "iradî" denilen davranışlarını Allah'ın ilim, irade ve kudretine bağlıyor ve bunları yaratanın Allah olduğunu; diğer yandan insanlara dinî, hukukî ve ahlâkî görev yükleyerek bunlardan sorumlu olduklarını bildiriyordu. Bu sebeple, daha Asr-ı saâdet'te konuyla ilgili sorular sorulmaya başlamıştı. Fakat İslâm Peygamber'i, konunun aklî münakaşaya elverişli olmadığını müslümanlara münasip bir dille ifade ederek onları tartışmaya girmekten menetti. Kur'ân-ı Kerîm'de de kader-insan iradesi meselesini de içine alan "müteşâbih âyetler" hakkında tartışmanın uygun olmadığına işaret edilmişti. Ne var ki, Asr-ı saâdet'ten sonra konu ile ilgili tartışmalar yeniden başladı. Bu tartışmalar zamanla Cebriyye, Mu`tezile ve Ehl-i sünnet (Eş`ariyye ve Mâtürîdiyye) diye anılan başlıca üç görüş ve mezhebin doğmasına yol açtı. Bunlardan Cebriyye, insanın, Allah'ın kudret ve iradesi karşısında tam bir cebir altında bulunduğunu ve asla özgür olmadığını savunurken Mu'tezile kulların, kendi fiillerinin meydana getiricisi, yapıcısı ve yaratıcısı olduklarını, çünkü insanın irade sahibi hür bir varlık olduğunu ileri sürüyor; Resûlullah ile sahâbe-i kirâmın akaid sahasında tuttukları yolu izleyenler mânasına gelen "Ehl-i sünnet ve'l-cemâat" önderleri ise hem Allah'ın kazâ-kaderi ile küllî iradesini, hem de kulun sınırlı iradesini (irâde-i cüz'iyye) ispat etmeye çalışmak suretiyle ihtiyatlı bir yol izliyordu. Netice itibariyle, Gazzâlî'nin de belirttiği gibi "Ehl-i sünnet mezhebi, Cebriyye ile Kaderiyye (kaderi inkâr edenler) arasında orta bir yol tuttu: Onlar, ne insanlarda (sonradan "cüz'î irade" denecek olan) ihtiyârı büsbütün yok saymışlar, ne de Allah'ın kazâ ve kaderini inkâr etmişlerdir. Aksine, kulların fiillerinin bir yönden kullardan, bir yönden de Allah'tan olduğunu, fiillerin ortaya çıkışında kulun seçme imkânının bulunduğunu ifade etmişlerdir." Gazzâlî, bu genel prensibi kabul etmekle birlikte, tasavvufî bir üslûpla irade hürriyetinin ispat edilemez olduğunu da ifade etmektedir (geniş bilgi için bk. Mustafa Çağrıcı, Anahatlarıyla İslâm Ahlâkı, s. 96-106). Yukarıda işaret edilen teorik tartışmalar ne yönde gelişirse gelişsin, İslâm inancı bakımından gerçek olan şudur ki; zâtı, sıfatları ve fiilleri ile mutlak ve ortaksız olan Allah, sınırsız ilmi, iradesi ve kudreti ile bütün âlemin ve bu arada insanın her türlü faaliyetlerinin hâlik ve mâlikidir. Kur'ân-ı Kerîm'in bu inancı telkin eden âyetleri, selim akla ve mümin kalbe, ilâhî kudretin azameti karşısındaki küçüklü [17.09.2023 19:24] Annem: "Onlari mutlaka saptiracagim, muhakkak onlari bos kuruntulara bogacagim, kesinlikle onlara emredecegim de hayvanlarin kulaklarini yaracaklar (putlar için nisanlayacaklar), süphesiz onlara emredecegim de Allah'in yarattigini degistirecekler" (dedi) Kim Allah'i birakir da seytani dost edinirse elbette apaçik bir ziyana düsmüstür (NİSA/119) O, benim asamdir, dedi, ona dayanirim, onunla davarlarima yaprak silkelerim; benim ona baskaca ihtiyaçlarim da vardir  (TAHA/18) Insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var Kullari içinden ancak âlimler, Allah'tan (geregince) korkar Süphesiz Allah, daima üstündür, çok bagislayandir  (FATIR/28) Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratti, sonra ondan da esini yaratti Sizin için hayvanlardan sekiz es meydana getirdi Sizi de annelerinizin karinlarinda üç katli karanlik içinde çesitli safhalardan geçirerek yaratiyor Iste bu yaratici, Rabbiniz Allah'tir Mülk O'nundur O'ndan baska tanri yoktur Öyleyken nasil oluyor da (O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?  (ZÜMER/6) Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanlari yaratandir  (MÜ'MİN/79) O, gökleri ve yeri yoktan yaratandir Size kendinizden esler, hayvanlardan da (kendilerine) esler yaratmistir Bu suretle çogalmanizi saglamistir O'nun benzeri hiçbir sey yoktur O isitendir, görendir  (ŞURA/11) [17.09.2023 19:24] Annem: İrbâz İbnu Sâriye (radıyallahu anh) dedi ki: "Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok mânidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: "Ey Allah'ın Resûlü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?" dedi. "Size, buyurdu, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefâ-i Râşidîn'in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de dalalettir, sapıklıktır." Tirmizî, İlim 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne 6, (4607). [17.09.2023 19:24] Annem: (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram’a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir. [Bakara Sûresi.149] [17.09.2023 19:25] Annem: “Allah’ım! Senden düzgün bir yaşantı, temiz bir ölüm ve rezil rüsva olmadan sana dönebilmeyi istiyorum.” (İbn Ebû Şeybe, Duâ, 1,No:29134) [17.09.2023 19:25] Annem: Allah’ı tanıyan kişi insanlardan özür diler. Özür dileyenin özrünü kabul eyle. Sana eziyet edeni affedip tatlı ve yumuşak söyle. Elinden geldiği kadar kusurları affet, ayıpları görmezden gel. Af ihsanların en güzelidir.[Erzurumlu İbrahim Hakkı] [17.09.2023 19:25] Annem: ATEİST Dehrî, dinsiz. Kötülüklerin en kötüsü, Allahü teâlâya inanmamak (ateist olmak) tır. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Ateistler, Allahü teâlâya inanmazlar. "Her şey tabîat kânunları ile vâr oluyor. Bir yaratıcı yoktur. Dehr yâni zaman ilerledikçe, her şey değişmektedir" derler. (Seyyid Şerîf Cürcânî) Kitablarında din ile mücâdele eden ve "Dinleri yok etmek, materyalizmin, marksizmin alfâbesidir" diyen Lenin, iktidârı ele geçirdikten sonra Rusya'da ateistler birliğini kurmuştur. (Seâdet-i Ebediyye) Kendilerini akıllı, ilim adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizler üç kısımdır  1) Ateistler. 2) Herşeyi tabîat yapıyor diyen tabî'iyyeciler. 3) Yunan filozofları ve bu arada Sokrat ile talebesi Eflâtun ve onun da talebesi Aristo'nun yolunda olanlar. (İmâm-ı Gazâlî) [17.09.2023 19:26] Annem: Barbaros İ. Kızıl sakallı.     Kısaltmalar:     A. Arapça,     F. Farsça,     FR. Fransızca,     IB. İbranice,     İ. İtalyanca,     Moğ. Moğolca,    T. Türkçe,     Y. Yunanca,     E.T. Eski Türkçe [17.09.2023 19:26] Annem: Buluğa ermeyen çocukların hutbe okuması caiz midir? Baliğ (ergen) olmayan ancak akil olan çocuk, yetkili merciin izniyle hutbe okuyabilir, fakat namazı yetişkin bir kimsenin kıldırması gerekir (İbn Abidin, Reddu’l-muhtar, III, 39; Şeyhzade, Mecmau’l-enhur, I, 254). [17.09.2023 19:27] Annem: Ahîlik; Dürüstlük ve Merhameti Ticarete Hâkim Kılmak     “Dürüst ve güvenilir tüccar, ahirette peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacaktır.” (Tirmizî, Büyû’, 4) Muhterem Müslümanlar! Huzurlu ve hakkaniyetli bir hayatın yol haritasını çizen yüce dinimiz İslam, iş ve ticaret hayatımızda temel ilke ve esaslar belirlemiştir. İslam, her işimizde olduğu gibi ticarette de helal haram duyarlılığıyla hareket etmeyi, doğruluğu, dürüstlüğü ve merhameti şiar edinmeyi emretmiştir. Hırs ve tamahı, yalan ve hileyi, aldatma ve haksızlığı, gayrimeşru ve gayriahlaki her türlü muameleyi ise yasaklamıştır. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret dışında, mallarınızı aranızda haksız ve haram yollarla yemeyin ve kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”i Aziz Müminler! Mümin, ticarette sadece dünya kazancını değil, ahiret hesabını da gözetir. Haksız kazançtan, karaborsacılıktan, fırsatçılıktan, kul ve kamu hakkını ihlal etmekten uzak durur. Mümin bilir ki, inancımız ve geleneğimizde kazanç elde etmek için her yol mübah değildir. Daha çok kazanma hırsıyla insan onuru çiğnenemez. İnsanların zor durumda olmaları istismar edilemez. Bilgisizliği suistimal edilerek kişi zarara uğratılamaz, aldatılamaz. Kıymetli Müslümanlar! Mümin, servet ve malın esiri olamaz. Rızkına kimsenin hakkını bulaştıramaz. Kendisinin ve ailesinin boğazından haram lokma geçiremez. Mümin, daha fazla kazanç elde etmek için temel ihtiyaç maddelerini stoklayamaz. Arz talep dengesini bozarak bir malı değerinden fazlaya satamaz. İnsanların zorunlu ihtiyacı olan ev ve işyerini boş bırakıp fiyatları yükseltemez. Merhametli bir ev sahibi, kiracısının da bir aile geçindirdiğini unutmaz. İnsaflı bir kiracı da kasıtlı olarak ev sahibini mağdur edemez. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ hadis-i şerifine göre kimseye kasten zarar verilemez; zarara, zararla karşılık da verilemez.ii İslam’a göre bir kişinin canına, malına ve haysiyetine zarar vermek haramdır ve büyük günahlardandır. Değerli Müminler! Peygamber Efendimiz (s.a.s) başka bir hadisinde ise مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا “Bizi aldatan bizden değildir.”iii buyurmaktadır. Bu nebevi uyarıdan hareketle ecdadımız, sevgi ve saygıyı, kardeşlik ve merhameti, doğruluk ve dürüstlüğü, yardımlaşma ve dayanışmayı ticarete hâkim kılmak için Ahîlik teşkilatını kurmuştur. Bu teşkilatın temel ilkesi; eline, diline, beline sahip olmaktır. Eşine, işine ve aşına özen göstermektir. Harama bakmamak, haram yiyip içmemek ve harama el uzatmamaktır. Yanlış ölçmemek, eksik tartmamaktır. Güçlü iken affetmesini, öfkeli iken yumuşak davranmasını bilmektir. Aziz Müslümanlar! Alışverişte helal haram hassasiyeti her geçen gün azalıyor. Doğruluk ve dürüstlük gibi erdemler giderek zayıflıyor. Daha çok kazanma hırsıyla ahlaki değerler ve hukuki ilkeler göz ardı ediliyor. Aşırı tüketim, lüks ve israf günden güne artıyor. Bu durumda bize düşen, Ahîlik ilkelerini benimsemek, iş ve ticaret hayatımıza bu ilkeleri yeniden hâkim kılmak için çaba göstermektir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in “Dürüst ve güvenilir tüccar, ahirette peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacaktır.”iv müjdesine erişebilmenin gayretinde olmaktır. Kıyamet gününde, kazancımızın ve harcamalarımızın hesabını vereceğimizi unutmamaktır. Kıymetli Müminler! Hutbeme son verirken bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. 2024 yılı Hac ön kayıtları başlamıştır. İlk defa başvuracak kardeşlerimiz, 11 Ekim tarihine kadar e-devlet üzerinden işlemlerini gerçekleştirebilecektir. Kaydı olup, durumlarında değişiklik yapmak istemeyenlerin kayd [17.09.2023 19:27] Annem: Zulmette kalan zemîn-i Şark’a Saçtın yeniden semâ semâ nûr; Bir feyz-i azîm var ki sende Hayran ona bin sabâh-ı mahmûr. Ey leyl, devam edip gideydin: Ferdâyı da nûra kalbedeydin! 12 Rebîülevvel 1328 / 11 Mart 1326 (24 Mart 1910) [17.09.2023 19:27] Annem: 15 Oruç: Bizden Öncekilere de Farz Kılınan İbadet farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinindir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.”7 Bu ayet-i kerimede orucun geçmiş toplumlara da farz kı- lındığı belirtilmektedir. Ancak o toplumlar kendilerine farz kılındığı şekliyle oruçlarını muhafaza edememişlerdir. Bazı toplumlarda İslam’ın orucuna az çok benzerlikler olsa da bü- yük oranda değişikliğe uğramış, bir tür perhiz hâlini almıştır. Kronolojik sıraya göre birkaç örnek verebiliriz. Hindistan ve Uzak Doğu’da mevcut dinlerin mensupları örneğin et ve süt yemeyerek oruç tutmaktadırlar. Oruçları esnasında bazen bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmemektedirler. Bu dinle- rin mensupları özellikle aç kalarak ve acı çekerek nefislerini terbiye etmek ve bu şekilde kurtuluşa –Nirvana’ya- ulaşabi- leceklerine inanmaktadırlar. Yahudiler mesela bayramlar gibi bazı önemli günlerde bazen şafağın sökmesinden ilk yıldızın görülmesine, bazen de bir akşamdan ertesi akşama kadar per- hiz şeklinde oruç tutarlar. Hristiyanlık’ta da şükran orucu ve kilise orucu diye bazı kutsal günlerde bazı yiyecekleri yememe şeklinde perhiz olarak oruç tutulur, bununla birlikte kiliseler arasında pek çok farklılık bulunmaktadır. Ancak bütün fark- lılıklarına rağmen yukarıda örnek verdiğimiz din mensupla- rının mistik yaşantılarında öne çıkan uygulamalar, oruç iba- detinin önceki toplumlara da farz kılındığını belirten Kur’an-ı Kerim’i te’yid eder nitelikte olduğu görülmektedir. Peygamberlerin, toplumlarına getirdiği inanç ve ibadetler- den günümüze kadar ulaşıp ulaşmadığını bilebilmemizin öl- 7 Bakara, 2/183-184 RAMAZAN GUNLÜKLER -II.indd 15 27.04.2019 00:11:18 [17.09.2023 19:28] Annem: ALLAH’IN SIFATLARI ∙∙∙ 8 5 ∙∙∙ kudret ve iradenin de devreye girmesi icap eder. Konu zaman açısından böyle olduğu gibi mekân açısından da aynıdır. Biraz önce Hz. Lokmân’ın, oğluna verdiği öğü- tün ifade edilişinde bunu görmüştük. C. İrade Dileme. Allah Teâlâ Mürîd’dir (dileyen, irade eden). O, bir şeyin şöyle olup da böyle olmamasını, şu zamanda ve şu yerde olup da bu zaman ve bu yerde olmamasını tercih ve tayin edendir.61 Allah Teâlâ’nın irade sahibi olması, O’nun kendi fiillerini istediği zamanda ve dilediği özel- liklere sahip biçimde yaratma hürriyetine sahip olması ve bu hususta hiçbir zorlamanın söz konusu olamayacağı anlamına da gelir. Yani Allah Teâlâ hakkında iradesizlik veya bir şeyi yapmaya mecbur olma düşünülemez.62 Kur’ân-ı Kerim bize Allah Teâlâ’nın irade sahibi olduğu ve bu iradesinin karşı konulamaz biçimde her şey üze- rinde etkili olduğunu bildirmektedir. Şu ayet bunun bir örneğidir: “(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü diledi- ğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçal- tırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kâdirsin.”63 Kur’ân-ı Kerim’de bazı âyetler insanın hayatında ken- di yaptıkları ve tercihleri de dâhil olmak üzere her şe- yin Allah’ın iradesine bağlı olduğunu beyan eder: “Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz.”;64 “Hiçbir şey hakkında sakın ‘yarın 61 Fahreddîn er-Râzî, Kitâbü’l-erbaîn, I,142. 62 Sâbûnî, el-Bidâye fî usûli’d-dîn, 44. 63 Âl-i İmrân 3/26. 64 et-Tekvîr 81/29; el-İnsân 76/30. ALLAHA İMAN.indd 85 12.03.2015 09:08:59 [17.09.2023 19:29] Annem: Ravi: İbnu Amr İbnu'l-As (ra) Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmiş iki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmiş üç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir." "Bu fırka hangisidir?" diye soruldu. "Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular. Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, İman 18, (2643) Hadisin Açıklaması: 1- Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), her fırkayı burada millet olarak isimlendirmektedir. Millet, aslında insanların Allah'a yakınlık sağlayabilmeleri için Allah tarafından peygamberleri diliyle teşri edilen şey, yani din mânasına gelir. Bütün şeriatler için kullanılır. Herhangi bir şeriati ifade etmek için izafet yapılır; millet-i İbrahim, millet-i Muhammed gibi. Ulema kelimeyi daha sonra öncelikle batıl fırkaları ifade etmede kullanmıştır. Çünkü bunlar, aradaki farklılıkları büyüterek, herbiri diğerinden ayrı bir dinmiş gibi ortaya çıkmış ve mecazî olarak da  millet diye isimlendirilmiştir. Bazı alimler, hak da olsa batıl da olsa bir cemaatin müştereken benimsediği her bir fiil ve kavle millet demiştir. Öyleyse hadis, ümmet efradının, biri diğerinden farklı düşünce ve davranışları benimseyen birkısım fırkalara ayrılacağını ifade etmiş olmaktadır. Bu farklılıklar hevadan geleceği için hepsi batıl olup , sadece bir fırka sünnetten ayrılmayacağı için haktır. Mirkat'ta Aliyyu'l-Kârî Mevakıf'tan naklen belli başlı İslamî fırkaları sekiz kısma ayırır: 1) Mu'tezile: Bunlar "Kul, fiilinin halıkıdır" derler, rü'yeti reddederler, sevap ve ikabın vacip olduğunu söylerler. Başlıca 20 fırkaya ayrılmışlardır. 2) Hz. Ali muhabbetinde ifrata kaçan Şia. Bunlar 22 fırkaya ayrılmıştır. 3) Hz. Ali'yi ve büyük günah işleyenleri tekfirde ifrata kaçan Haricîler. Bunlar 20 fırkaya ayrılmıştır. 4) İman olunca günah zarar vermez, tıpkı küfür varsa amelin fayda vermediği gibi diyen Mürcie. Bunlar 5 fırkadır. 5) Fiillerin yaratılması meselesinde Ehl-i Sünnet gibi düşünmekle  birlikte, Allah'tan sıfatları nefyetmede ve kelamın hadis olduğunu iddiada Mu'tezile gibi düşünen Neccâriye. Bunlar 3 fırkadır. 6) İnsanda ihtiyar yoktur, fiilinde mecburdur diyen Cebriyye. Bunlar tek fırkadır. 7) Allah'ı cisim yönüyle insana benzeten ve hulul iddia eden Müşebbihe. Bir fırkadır. 8) Ehl-i Sünnet. Bu da tek fırkadır. Hepsinin toplamı 73 yapar. Bunların tali fırkaları mevzubahis edilmemiştir. 2- Burada şu hususu da  belirtmemiz gerekir: Bu hadisi açıklayan alimlerimiz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın burada, fıkhî meselelerdeki haram helal şeklindeki ihtilafları kastetmediğini belirtirler. Öyleyse hadiste zemmedilen fırkalar tevhid esaslarında hayır ve şerrin takdirinde, risalet ve peygamberliğin şartları, sahabenin müvalatı gibi, daha çok itikada giren meselelerde haktan ayrılıp hevaya sapan fırkalardır. Çünkü bu meselelerde ihtilaf edenler birbirlerini tekfir etmişlerdir. Halbuki ahkâm-ı fer'iyye ve fıkhiyyede ihtilafa düşenler arasında birbirlerini tekfir ve tefsik yoktur. Bu sebeple sadedinde olduğumuz hadiste temas edilen ümmetin fırkalara ayrılma işinden muradın, bu itikadi meselelerdeki ayrılıklar olduğu kabul edilmiştir. Bu tefrikalar, daha Sahabe hayatta iken, Sahabe devrinin sonlarına doğru, Ma'bedu'l-Cühenî ve ona tabi olanlar tarafından çıkarılmaya başlanmış, zaman içinde inkişaf kaydetmiş, belli başlı yetmiş üç fırkayı bulmuştur [17.09.2023 19:30] Annem: "Hz. Peygamber (sav)'nın suyun satılmasını yasakladığını" rivayet etmiştir. Kaynak: Ebu Davud, Büyu 63, (3478); Tirmizi, Büyu 44, (1271); Nesai, Büyu 88, (7, 307); İbnu Mace, Ruhun 18, (2477) Rivayet: İlyas İbnu Abdillah [17.09.2023 19:30] Annem: 10- Namaz İçindeki Her Eğiliş ve Doğruluşta Tekbir Getirileceğini, Bundan Yalnız Rükü'dan Doğrulma Halinin Müstesna Olduğunu, Zira O Halde «Semiallahü Limen Hamideh» Denileceğini Îsbat Bâbı 893- Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti. (Dedi ki): Mâlike İbni Şihâb'dan dinlediğim, onun da Ebû Selemete'bni Abdirrahman'dan naklen rivâyet ettiği şu hadisi okudum: — Ebû Hüreyre Ebû Seleme'nin dâhil olduğu bir cemaata namaz kıldırır ve her eğilip doğruldukça tekbir alırmış; namazdan çıktıktan sonra; — Vallahi içinizde namazı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazına en ziyâde benzeyeniniz benim, dermiş. 894- Bize Muhammed b. Râfi' rivâyet etti, (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivâyet etti. (Dedi ki): Bize İbn Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana İbn Şihâb Ebû Bekr b. Abdirrahman'dan naklen haber verdi ki Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş: — Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza kalktığı zaman, namaza dururken tekbîr alır, sonra rükû'a giderken tekbîr alır, sonra beli-ı ni rükû'dan doğrulturken «Semiallâhü Limenhamideh» der, sonra ayakta iken «Rabbenâlekel hamd» der, sonra secdeye inerken tekbîr alır, sonra secdeden başını kaldırırken tekbîr alır, sonra (ikinci secdeye giderken) tekbîr alır, sonra başını (secdeden) kaldırırken (yine) tekbîr alırdı. Bundan sonra namazını bitirinceye kadar her rekâtda böyle yapardı. İki rekâtta oturduktan sonra ayağa kalkarken dahi tekbîr alırdı. «Bundan sonra Ebû Hüreyre: Şüphesiz ki içinizde namazı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazına en ziyâde benziyeniniz benim» demiş. 895- Bana Muhammed b. Râfi rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Huceyn rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Ukayl'den, o da İbn Şihâb'dan naklen rivâyet etti. (Dedi ki): Bana Ebû Bekr b. Abdirrahman b. Haris, Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işittiğini haber verdi: — Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza kalktığı vakit (tam) namaza dururken tekbîr alırdı...  (Bundan sonra) hadisi İbn Cüreyc'in rivâyeti gibi tahdîs etmiş; yalnız Ebû Hüreyre'nin: — «Şüphesiz ki içinizde namazı Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazına en ziyade benzeyeniniz benim» sözünü zikretmemiş. 896- Bana Harmeletü'bnü Yahya rivâyet etti. (Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi (Dedi ki): Bana Yûnus, İbn Şihâb'dan naklen haber verdi. (İbn Şihâb Dedi ki): Bana Ebû Selemetü'bnü Abdurrahman haber verdi ki: Mervân, Ebû Hüre yre'yi Medine'ye Kaymakam bıraktığı zaman Ebû Hüreyre farz namaza kalktığında tekbîr alırmış. Müteakiben Ebû Seleme, hadîsi İbn Cüreyc rivâyeti gibi zikretmiş, onun rivâyetinde; «Namazı bitirip selâm verince Cemâate döner ve nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki içinizde namazı, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazına en ziyâde benzeyeniniz benim derdi» ibaresi vardır. 897- Bize Muhammed b. Mihrân er-Râzi rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Velid b. Müslim rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Evzâi, Yahya b. Ebî Kesîr'den, o da Ebû Seleme'den naklen rivâyet etti ki Ebû Hüreyre namazda her eğilip doğruldukça tekbir alırmış. (Ebû Seleme Dedi ki): Biz Ya Ebâ Hüreyre, bu tekbirler ne oluyor? dedik. Ebû Hüreyre: — «Hakîkaten Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazı budur» cevabını verdi. 898- Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Ya'-kup yani İbn Abdirrahman, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti ki Ebû. Hüreyre (Namazda) her eğilip doğruldukça tekbîr alır ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in böyle yapardığını söylermiş. Bu hadîsi Buhârî «Kitâbü'l Ezan» da Nesâî dahi «Kita-bü's Salât» da tahrîc etmişlerdir. Hadîsin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: «Namazda her eğilip doğruldukça tekbîr almak bugün ve geçmiş asırlarda bütün ulemânın ittifak ile sübût bu [17.09.2023 19:31] Annem: İPEK KULLANMANIN ERKEKLERE HARAM OLUŞU 804: Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İpek elbise giymeyiniz, çünkü ipeği dünyada giyen ahirette giyemez.” 805: Yine Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i : “İpek elbiseyi sadece ondan nasibi olmayanlar giyer” buyururken işittim. * Buhari’nin bir rivayetinde ise: “Ahirette ondan nasibi olmayan” şeklindedir. (Buhari, Edeb 66, Müslim, Libas 7) 806: Enes (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dünyada ipek giyen kimse ahirette onu giyemez.” (Buhari, Libas 25, Müslim, Libas 11) 807: Ali (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i gördüm. Sağ eline ipeği sol eline altını alıp: “Şüphesiz bunun ikisi de ümmetimin erkeklerine haram kılınmıştır” buyurdular. (Ebu Davud, Libas 11) 808: Ebu Musa el-Eş’ari (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İpek giyinmek ve altın kullanmak ümmetimin erkeklerine haram kadınlarına ise helal kılındı.” (Tirmizi , Libas 1) 809: Huzeyfe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) altın ve gümüş kaplardan içmemizi ve onların içinde yemek yememizi bize yasakladı, ipek ve atlas giymemizi ve üzerine oturmamızı da yasakladı. (Buhari, Libas 27) [17.09.2023 19:31] Annem: Âişe  radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: – “Şu zât Cibrîl aleyhi’s-selâm’dır; sana selâm ediyor” buyurdu. Ben de: – Ve aleyhi’s-selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh, dedim. Buhârî, Bed’ü’l-halk 6; İsti’zân 16; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 90-91  Bu hadis, Buhârî ve Müslim’in bir kısım rivayetlerinde buradaki şekilde “ve berekâtüh” ziyadesiyle, bazı rivayetlerde ise “ve berekâtüh” olmaksızın nakledilmiştir. Kaide olarak, güvenilir râvilerin ziyadesi makbuldür. [17.09.2023 19:31] Annem: “Allah’ım! Günahlarımın küçüğünü büyüğünü, öncesini sonunu, açığını ve gizlisini, hepsini bağışla.” Müslim, Salât, 216 Müslümanca | İslam Ansiklopedisi [17.09.2023 19:31] Annem: Bana, el-Adda İbnu Halid (ra): "Resulullah (sav)'nın bana yazdığı bir mektubu sana okuyayım mı?" dedi. Ben: "Memnuniyetle!" deyince bir mektup çıkardı. Mektupta şunlar yazılı idi: "Bu, el-Adda İbnu Halid İbni Zehve'nin Muhammed (sav)'den satın aldığı şeyi tevsik eder, el-Adda ondan bir köle veya cariye satın aldı. Kölede, ne herhangi bir hastalık, ne (zina, hırsızlık, kaçma gibi) bir düşkünlük ne de (satışını gayr-ı meşru kılan hürr asıllı bulunmak, emanet ve rehin olarak verilmiş olmak gibi) haramlık yoktur. Bu Müslümanın Müslümana satışıdır." Tirmizi, Büyu 8, (1216); Buhari, (senetsiz olarak kaydetmiştir) Büyu, 19; İbnu Mace, Ticarat 47, (2251) Müslümanca | İslam Ansiklopedisi [17.09.2023 19:32] Annem: Hz.Osman'ın Hayatı 2018-05-25 Tarihinde Yayınlandı Hz. Osman (ra) döneminde devlet toprakları genişlemiş ve halk içerisinde etnik guruplar çoğalmıştır. Gerek devlet içinde çıkan iç isyanlar ve gerekse özellikle Yahudilerin, Müslüman halk içerisinde tefrikaya sebep olacak fitne oklarını atması, devlet içinde bir takım huzursuzluklar çıkmasına sebep olmuştur. Bütün bu olaylardan doalyı sanki Hz. Osman (ra) otoriter davranmamıştır gibi düşünmek doğru değildir. Hz. Osman (ra) on iki sene hilâfet makamında kalmıştır. Bunun ilk altı senesi huzur ve güven içerisinde geçmiş ve hiç kimse yönetimin uygulamalarından şikayetçi olmamıştır. Kureyş, onu Hz. Ömer (ra)'den daha çok sevmişti. Çünkü Hz. Ömer (ra) onlara karşı şeriatı uygulamada müsamahasız ve sertti. Hz. Osman (ra) ise yaratılışındaki yumuşaklık ve hoşgörü ile insanların serbestçe hareket edebilmelerine imkan sağlamıştı. Onun bu yapısından istifade eden eyaletlerdeki bir takım valiler, sorumsuz davranışlar sergilemeye başlamışlardı. Yükselen şikayetleri ani ve kesin kararlarla karşılayamayınca, yavaş yavaş bir fitne ve kargaşa ortamının oluşmasına zemin hazırlanmıştı. Endelüs'ten Hindistan hudutlarına kadar çok geniş bir sahayı kaplayan devletin içerisinde, çeşitli din ve ırklara mensup zimmi statüsünde topluluklar vardı. Bunlar, mağlup düştükleri İslâm Devleti'ne karşı her fırsatı değerlendirerek baş kaldırıyorlardı. Yahudi unsuru ise, İslâm Ümmeti'ni parçalayıp yok etmek için İslam'ın temel prensiplerini hedef almıştı. Müslüman olduğunu iddia ederek ortaya çıkan bir takım Yahudi asıllı kimseler, zuhur eden huzursuzlukları körükleyip fitne alevini her tarafa yaymaya çalışıyorlardı. Bunlardan birisi etkili nifak hareketlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ve tam bir komitacı olan Abdullah İbn Sebe'dir. İbn Sebe Yemenli bir Yahudi'dir. O, samimi kimselerin haklı şikayetlerini kullanarak insanları Hz. Osman (ra)'a karşı kışkırtıyordu. Bir taraftan "ric'atı Muhammed" [Muhammed (asm)'in tekrar dönüşü] düşüncesini yaymaya gayret gösterirken, öte taraftan Peygamber (asm)'in peşinden hilâfet hakkının Hz. Ali (r.a)'a ait olduğunu ve bunun da Allah tarafından belirlenmiş bir gerçekten başka bir şey olmadığını yayarak, daha sonra ortaya çıkacak Şia akidesinin temellerini atıyordu. Onun yaydığı düşüncelere göre Ebû Bekir (r.a), Ömer (r.a) ve Osman (r.a), Hz. .Ali (r.a)'ın hakkını gasbetmişlerdi. O, Küfe, Basra ve Şam'da insanları kışkırtırken, Ebu Zerr (r.a)'in haklı çıkışlarını da kendisine malzeme yapmaya uğraşıyordu. (İbnü'l Esir, Tarih, III/154; H. İ. Hasan, age, I/368-370) Bir zaman sonra, Muhammed b. Ebî Bekr ve Muhammed b. Ebî Huzeyfe de, yapmış olduğu atamalardan dolayı Hz. Osman (ra)'ı tenkid etmeye başladılar (İbnül-Esîr. a.g.e., IIII/118). Hz. Osman(ra)'a yapılan en önemli suçlama, onun kendi akrabalarını valiliklere getirmesi, onlara bolca ihsanlarda bulunması ve yolsuzluklarını denetleyememesidir (Suyûtî, 174). Hz. Ali (r.a) bu konudaki şikayetlerini ona ilettiğinde o, Hz. Ali (ra)'ye şöyle diyordu: "Muğire b. Şu'be'yi Ömer'in vali tayin ettiğini bilmez misin?" Hz. Ali: "Biliyorum" deyince o; "O halde neden akrabalığı ve yakınlığından dolayı onu vali tayin ettiğim şeklinde bir kınamada bulunuyorsun?" diye sormuştu. Hz. Ali'nin buna verdiği cevap şuydu; "Ömer vali atadığı kimseyi sıkı bir şekilde kontrol altında tutardı. En ufak hatalarını görse onları sorgular ve en şiddetli şekilde cezalandırırdı. Sen ise bunu yapmıyorsun."(İbnül-Esir, a.g.e., III/152). Bunun üzerine Hz. Osman (ra), vilayetlerdeki yönetimler hakkında yapılan dedikoduları ve bunların sebeplerini yerinde incelemek üzere müfettişler tayin etti. Muhammed b. Mesleme'yi Kufe'ye; Usame b. Zeyd'i Basra'ya; Abdullah b. Ömer'i Şam'a ve Ammar b. Yasir'i de Mısır'a gönderdi. Am [17.09.2023 19:32] Annem: MÜSLÜMAN GÜVEN VERIR Müslüman, her bakımdan kendisine güvenilen insandır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), müşriklerin bile güvenip takdir ettiği ve Muhammedü’l-Emin/Güvenilir Muhammed dediği kimse idi. Ümmetine de güvenilir olma bakımından ona layık olmak düşer. Peygamberimiz de ümmetinden güven veren kimseler olmasını istemiş, bunun için “Müslüman, elinden ve dilinden, başkalarının emin olduğu kimsedir.” buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifinde de “Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimse gerçek mü’min olamaz.” buyurmuştur. Güven veren bir Müslüman olmak için nelere dikkat etmemiz gerekir? Güvenilir bir Müslüman, asla yalan söylemez, kendisi için istemediği bir kötülüğü başkası için de istemez, empati yapar, kendisini başkasının yerine koyar, kendisini rahatsız edecek bir hareketi o da başkasına yapmaz. Gürültü ile komşusunu rahatsız etmez, evinin duvarını yükselterek, komşusunun evinin güneş almasına engel olmaz. Pişirdiği yemeğin kokusu etrafa yayılmışsa bir tabak yemek de komşuya ikram eder. Çocuğu veya hayvanı komşuya zarar vermişse, hem özür diler hem de zararı tazmin eder. Komşumuz uzak bir yere giderken evinin anahtarını teslim edecek kadar bize güven duymalıdır. Nasihat Takvimi https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim [17.09.2023 19:32] Annem: ❝Lânetlenmeye neden olan üç şeyi yapmaktan sakının; su kaynaklarının çevresine, yol ortasına ve gölgelik yerlere abdest bozmaktan.❞ | Hz. Muhammed (sav) - Ebû Dâvûd, Tahâret, 14 [17.09.2023 19:33] Annem: ARKADAŞLIK VE DOSTLUK Her birimiz, içinde yaşadığımız çevreden anlaşabileceğimiz kimselerle arkadaşlık ilişkisi kurarız. Arkadaşlar birbirini maddî ve manevî yönden etkilerler; duygu, düşünce, kişilik ve ahlâkî gelişimi üzerinde de önemli tesirler bırakırlar. Bu sebeple seçtiğimiz arkadaşlara dikkat etmeliyiz. Arkadaşlarımız arasından beğendiğimiz ve ikili ilişkileri samimiyet ölçülerine göre geliştirdiğimiz kimselere de dost deriz.Dostluk; aralarında inanç, duygu, düşünce ve gaye benzerliği olan ve birbirini içtenlikle seven iki veya daha fazla insanın, herhangi bir menfaat gözetmeden, samimiyet prensibi üzerine kurduğu bir yardımlaşma kurumu ve samimi ilişkiler tarzıdır.  Arkadaşlar kısmetimiz, dostlar tercihimizdir. Arkadaşla o ânı, dostumuzla geleceği paylaşırız. Arkadaşla fizik gücümüz, dostla ruh gücümüz iş birliği hâlindedir. Arkadaşa elimizi, dostumuza kalbimizi veririz. Arkadaşı biz seçeriz, dost bizi seçer.Bu sebeple dostlarımız, fazilet yönünden ya dengimiz ya da bizden daha kıdemli kimseler olmalıdır. İyi bir dost, onlarca öğretmen kadar eğitici ve öğretici, bir ebeveyn kadar geliştirici ve koruyucu ve karizmatik bir lider karar sürükleyici ve dönüştürücü bir etkiye sahiptir.Dostun dost üzerindeki etkisi hakkında Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur: “Kişi dostunun dini üzeredir. O hâlde sizden birisi seçeceği dosta dikkat etsin. Nasihat Takvimi https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim [17.09.2023 19:33] Annem: ❝Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.❞ | Nisa Suresi, 35 [17.09.2023 19:33] Annem: OKULDAKI BAŞARI Yeni bir eğitim öğretim yılının başladığı şu günlerde, biz anne babaların tek derdi vardır, o da çocuklarımızın başarısıdır. Biz anne babalar, çocuklarımızın okul hayatında olduğu kadar toplumsal hayatta da başarılı ve mutlu olmalarını isteriz.Bunun için de yapamayacağımız fedakârlık yoktur diye düşünüyorum. Fedakârlık deyince eskilerin tabiri ile “babanın ceketini satması ya da annenin saçını süpürge etmesi” akla gelse de çocukların fiziksel ihtiyaçları kadar psikolojik ihtiyaçlarının olduğunu da unutmamak gerekir.Her başarılı insanın arkasında anne babasının olduğu bir gerçektir. Her anne baba iyi niyetli olsa da bazen tutum ve davranışlar yanlış olabilmektedir. Bunun için de anne babaların doğru yerde ve doğru zamanda yapması gereken bazı şeyler vardır.Çocukların ders çalışmasını istiyorsak öncelikle sorumluluk duygularını geliştirmemiz gerekir. Bunun için de oynadığı oyuncağın, giyip çıkardığı kıyafetlerinin, odasının ve yatağının, çalışma sonrası defter ve kitaplarının toplanmasını öğretmeliyiz. Evde sorumluluk bilinci gelişmeyen çocuklar, okul derslerine çalışma konusunda da kendilerini sorumlu hissetmeyeceklerdir. Yani evde anne babası tarafından arkası toplanan çocukların ders çalışma diye bir dertleri de olmayacaktır. Onun için sorumluluk okulda değil ailede öğrenilir.Planlı çalışmak demek yapılacak işin nerede, ne zaman ve nasıl yapılacağına karar vermek demektir. Bu sebeple ders çalışmak için de plan ve program önemlidir. Planlı ve programlı çalışmada; çocuğun hem ders çalışmasına hem dinlenmesine hem televizyon seyretmesine hem de oyun oynamasına zaman bulunmaktadır. Planlı kimseler nerede, neyi, ne zaman, nasıl yapacaklarını bilen kişilerdir.Duanın gücüne inanmayanımız yoktur. Dua, bizim için en büyük destek ve yardımcıdır. Kendisine her zaman yardım edileceğini düşünen insan, kendini daha güvende hisseder. Bu, çocuklar için de geçerlidir. Çocuklar, anne babalarının dualarını küçük yüreklerinde daha iyi hissedeceklerdir.Çocuklar, okula sarılıp öpülerek ve dua ile yollanmalıdır. Bu, çocukların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacağı için okula moralli gitmelerine ve ders başarılarına da olumlu etki yapacaktır. Okula moralsiz giden çocuklar; okuldan, dersten, dersi dinlemekten, arkadaşlık ilişkisi kurmaktan, sorumluluk almaktan kaçınacaktır.Anne babalar çocuklarını eğitip yetiştirirken, söylem ve davranışlarıyla kararlı ve tutarlı davranmak zorundadırlar. Kuralları koyarken ve uygularken kuralların nedenleri ve amaçlarını anlatmak, çocukların kurallara uymasını sağlayacaktır. Anne babaların çocuklardan beklentilerini onlarla birlikte bir kâğıda yazarak evde uygun yere asması, ev içi kuralların benimsenmesi çocuğun okul kurallarına uyumunu da kolaylaştıracaktır. Nasihat Takvimi https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim [17.09.2023 19:33] Annem: ❝Hulûsî hastanın cânına vaslın etmese dermân Ana hicrin eşeddir belki tamunun azâbından❞ ▪ Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî Nesre Çevirisi: ▪ Hasta Hulûsî’nin canına, sana kavuşma dermanı ulaşmazsa ayrılığın onun için belki de cehennem azabından daha şiddetli gelir. [17.09.2023 19:33] Annem: KAĞIT BARDAK HIKAYESI Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti. Elinde kâğıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu. Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı. Derin bir nefes aldı ve; “Biliyor musunuz ne düşünüyorum?” diye sordu. “Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı, o zaman hâlâ bakanlık görevim sürüyordu. Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, havaalanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü, beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı. Ertesi sabah, lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi. Özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim.” Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti: “Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum.” Bir an durdu ve sonra: “Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum. Beni havaalanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım. Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum. Canım kahve istedi ve görevliye sordum, bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi. Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kâğıt bardağa kahveyi kendim doldurdum.” Seyirci gülmeye başlamıştı. “Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu.” Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. Alkışlar bitince de şunları söyledi: “Size verebileceğim en iyi ders bu işte. Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir. Ve bir gün makamınızı bırakıp görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler. Çünkü aslında layık olduğunuz hep kâğıt bardaktır.” Nasihat Takvimi https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim [17.09.2023 19:33] Annem: ❝İmam ancak kendisine uyulmak için vardır. Öyleyse (namazda) ondan farklı davranmayın. O rükûa varınca siz de rükûa varın. "Semiallâhü limen hamideh." dediği zaman "Rabbenâ leke"l-hamd." deyin. Secdeye gittiği zaman siz de secdeye gidin. Oturarak namaz kıldığı vakit siz de hep birlikte oturarak kılın. Namazda safı düzgün tutun. Çünkü safı düzgün tutmak namazın güzelliğindendir.❞ | Hz. Muhammed (sav) - Buhârî, Ezân, 74 [17.09.2023 19:33] Annem: İLÂHÎ SANAT Yüce Rabb’imiz; kâinat âlemini eşsiz bir şekilde, mükemmel, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmıştır. Her şeyi yoktan var eden Rabb’imizdir. Allah (c.c.) insanı, eşref-i mahlûkat olarak, ahsen-i takvîm üzere yaratmıştır. Yaşatan, koruyan ve kollayan O'dur. İnsan gibi âlemdeki tüm yaratılanlarda da ilâhî sanatı görüyoruz. Kâinat, bakmasını ve görmesini bilene çok manalar anlatan ibret sahnesidir. Yani kâinat çok büyük bir kitaptır. Gördüğümüz her şey ilâhî sanatın ve hikmetin yansıması olan kelimelerden oluşmuştur. Hatta bu dünyada gördüğümüz biçim ve güzellikler, kitapların içerisinde bazı konuların daha iyi anlaşılması için yapılan resimler gibi düşünülebilir. İnsanlar kitap okumayı öğrendiği gibi bu kâinat kitabını da tabiat tablosunu da okumayı öğrenmek zorundadır. Yoksa bilmediğimiz, yabancı dilde yazılmış resimli bir kitabı karıştırmaktan öteye gidemeyiz. Allah’ın ilk emrinin de “Oku!” olması ilginç bir uyarıdır: Oku ve fark et. Yani “Seni kimin yarattığını, dünyaya hangi amaçla gönderildiğini ve buradan nereye gideceğini sorgula.” der gibi. Yaratılanları okumak kendini okumaktır. Kısacası okumak kendini bilmektir. Nasihat Takvimi https://play.google.com/store/apps/details?id=com.nasihattakvim [17.09.2023 19:34] Annem: ❝İnsanlarla münâkaşa, mücâdele ve tartışma gibi, kalbi gaflete düşüren şeylere girmemelidir. Mârifetullah ehlinin yolu budur.❞ ▪ Abdullah Dehlevî (ks) [17.09.2023 19:35] Annem: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda ayağa kalkıp şu beş cümleyi söyledi: "Allah Teala Hazretleri uyumaz, zaten O'na uyku da yakışmaz. Kıstı (tartıyı, rızkı) indirir ve kaldırır. Geceleyin yapılan amel, gündüzleyin yapılandan önce, gündüzleyin yapılan amel de geceleyin yapılan amelden önce Allah'a yükseltilir. O'nun hicabı nurdur. Eğer o perdeyi açacak olsa, vechinin sübuhatı, başarının ihata ettiği bütün mahlukatını yakardı." Kaynak : Müslim, İman 293 (179) ( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif ) [17.09.2023 19:35] Annem: [Hadis No : 3626] "Sizden biri, karnında bir şeyler hissetse ve fiilen çıkıp çıkmadığı hususunda tereddüd içinde kalsa, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidden çıkmasın." İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com [17.09.2023 19:35] Annem: “Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır, bana âfiyet ve hayırlı rızık ver.” (Müslim, Zikir 35) [17.09.2023 19:35] Annem: Bir Ayet Ey Peygamber! Biz seni bir şahit (örnek), bir müjdeleyici, bir uyarıcı, Allah'ın izniyle Kendi yoluna çağıran bir davetçi ve ışık saçan bir kandil olarak gönderdik. (Ahzâb, 33/45-46) İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com [17.09.2023 19:35] Annem: Bir Hadis ...Güzel söz sadakadır... (Buhârî, Edeb, 34) İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com [17.09.2023 19:36] Annem: Bir Dua ...Allah’ım! Senin sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl. (Tirmizî, De’avât, 73) İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com [17.09.2023 19:36] Annem: Muâviye b. Hakem es-Sülemî (namazda konuştuğu ve ashâbın tepkisini aldığı zaman olanları) şöyle anlatmaktadır: “...Ne ondan önce ne de sonra daha güzel öğreten birini gördüm. Vallahi Resûlullah beni ne azarladı ne bana vurdu ne de hakaret etti. Sadece, ‘Bu namazda insan kelâmı konuşulmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.’ dedi.” (M1199 Müslim, Mesâcid, 33) [17.09.2023 19:37] Annem: 57- KİTÂBÛ'L-HUMUS. 1- Ganimetten Beşte Bir Ayırmanın Farz Oluşu Babı 2- Ganimetin Beşte Birini (Devlete) Vermek Dîndendir Babı 3- Peygamberin Vefatından Sonra Kadınlarının Nafakası Babı 4- Peygamberin Zevcelerinin Evleri Ve Onlara Nisbet Edilen Evler Hakkında Gelen Haberler Babı 5- Peygamber'in Zırhı, Asası, Kılıcı, Bardağı, Mührü Gibi Taksimi Zikredilmeyen Ve Kendisinden Sonra Halîfelerin Kullandıkları Şeylerden Zikredilenlerle Vefatından Sonra Sahâbîlerın Ve Diğerlerinin Teberrük Edegeldikleri. Yânî Kutlu Sayıp Kullandıkları Saçları, Ayakkabıları, Kap-Kacakları -Sahan Ve Tasları- Babı 6- Ganimetin Beşte Birinin. Rasulullah'a Nevbet Nevbet İnen Mühim İşler Ve Hâdiseler İçin. Fakirler İçin Ve Peygamberin Suffa Ehlini Ve Dulları Tercîh Etmesi İçin Oldlğuna Delîl Babı 7- Yüce Allah'ın Şu Kavli Babı: . 8- Peygamberin: "Ganimetler size halâl kılındı" sözü Bâbı 9- Bâb: Ganimet, Düşmanla Çarpışmada Hazır Bulunanlarındır 10- Ganîmet İçin Harbeden Kimsenin Sevabı Eksilir Mi? Babı 11- Devlet Başkanının, Huzuruna Getirilen Müşrik Hediyelerini Hazir Bulunanlar Arasında Taksim Etmesi Ve Hazır Bulunmayan Yâhud Kendisinden Uzak Bulunanlar İçin De Pay Ayırıp Saklaması Babı 12- Bâb: Peygamber (S) Kurayza Ve Benu'n-Nadır Arazîlerini Nasıl Taksîm Etti? 13- Peygamber(S)'İn Maiyyetinde Gaza Edenlerin, Vâlîlik Ve Kumandanlık Yapanların Diri Ve Ölü Hâllerinde Mallarındaki Bereket Ve Artma Babı 14- Bâb: Devlet Başkanı Bir İnsanı Bir İhtiyaç Hususunda Elçi Gönderdiği Yâhud Ona Orada İkaamet Etmesini Emrettiği Zaman Ganimetten O Şahsa Hisse Verilir Mi? 15- Bâb- Ganimetin Beşte Birinin Müslümanlara Nevbet \Evbet Gelen Mühim Hâdiseler İçin Olduğuna Delilden Biri Hevâzin Kabilesinin Peygamberin Kendileri İçinde Bir Süt Annesini Emmiş Olması Sebebiyle Peygamberden İstekte Bulunmaları; Peygamberin De Müslüman Gazilerden, Onlardan Aldıkları Hisselerini Geri Vermelerini Halâl Saymasıdır. 16- Peygamberdin Beşe Bölme İşlemi Yapmaksızın (Yânî Kendilerinden Fidye Almaksızın) Esirlere İhsanı Babı 17- Bâb: Beşte Birin Tasarrufunun Devlet Başkanına Âid Olduğuna Ve Onun Yakınlarının Bâzısına Vermeyip De Bâzılarına Verebileceğine Delildendir 18- Harbde Öldürülen Düşman Askerinin Eşyasını Reste Bir İşlemine Tâbi' Tutmayan Kimse; "Kim bir düşman askeri öldürürse üzerindeki eşyası (beşte bire tâbi' olmaksızın) öldürene âiddir"; Ve Devlet Başkanının Seleb (Yânî Ölü Asker Üzerinden Alınan Eşya), Hakkındaki Hükmü Babı 19- Peygamber(S)1\ Kalbleri İslâm'a Alıştırılmak İstenenlere Ve Onlardan Başkalarına Beşte Bir Hissesinden Ve Harâc, Cizye Gibi Diğer Devlet Gelirlerinden Vermekte Olduğu Şeyler Babı 20- Mücâhidin Harb Sahasında Ele Geçireceği Yiyecek Maddelerinin Hükmü) Babı Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle 57- KİTÂBÛ'L-HUMUS (Ganimetin Beşte Biri Kitabı) [1] 1- Ganimetten Beşte Bir Ayırmanın Farz Oluşu Babı [2] 1-.......ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Alî ibnu'l-Hüseyin haber verdi ki, babası Hüseyin ibn Alî aleyhime's-selâm ona şöyle haber ver­miştir: Alî (R) şöyle demiştir: Benim Bedir günündeki ganîmet pa­yımdan yaşlı bir devem vardı. Peygamber (S) bana (Bedir'den evvel) beşte birden başka bir yaşlı deve daha vermişti. Rasûlullah'ın kızı Fâ-tıma ile evlenmek istediğim zaman Kaynukaa oğullan'ndan kuyum­cu bir adamla benimle beraber gelmesi ve beraber ızhır otu getirmemiz hususunda va'dleştim. Bu otu kuyumculara satmak ve parasıyle dü­ğün yemeğim hususunda yardım sağlamak istedim. Ben yaşlı devele­rim için semerler, çuvallar ve ipler toplarken, iki devem de Ensâr'dan bir adamın hücresi yanında çöktürülmüş hâldeydiler. Topladığım şey­leri toplayıp döndüğüm zaman develerimi gördüm ki hörgüçleri ke­silmiş, böğürleri yarılıp ciğerleri alınmış. Develerimin bu manzarasını gördüğüm zaman [17.09.2023 19:38] Annem: 10- (Kâmil) Îmânın Alâmeti Ensâr'ı Sevmektir 17-…Bana Abdullah ibnu Abdillah ibn Cebr haber verip şöyle dedi: Ben Enes (radıyallahü anh)'den işittim; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kâmil îmânın alâmeti Ensâr'ı sevmek, münafıklığın alâmeti de Ensâr'a buğz etmektir"     [17.09.2023 19:38] Annem: Bir mümini kasten öldüren kimse veya Allah'ı inkâr etmiş olarak ölen kimse hariç, Allah'ın her günahı bağışlayacağı umulur. (Nesâî, Muhârebe, 1) [17.09.2023 19:38] Annem: - عَنْ أَبِى الدَّرْدَاءِ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ - إِنَّ الْعُلَمَاءَ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ - أبو دردا رضى الله عنه دن روايت اولوندى كه، رسول الله صلى الله عليه و سلم افنديمز شويله بويورمشلردر - محقق كه عالملر، پيغمبرلرك وارثلريدر - Ebu’d-Derdâ (r.a.)’den rivayet olundu ki, Rasülüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır - Muhakkak ki âlimler, peygamberlerin varisleridir. - Sünen-i Tirmizi, Kitabü’l-İlim, h. 2898 [17.09.2023 19:39] Annem: O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Arâf, 7/8) [17.09.2023 19:39] Annem: 5/Mâide 13 - İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah iyilik yapanları sever. [17.09.2023 19:40] Annem: حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ صَحِبْتُ ابْنَ عُمَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلَمْ أَسْمَعْهُ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ حَدِيثًا وَاحِدًا، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأُتِيَ بِجُمَّارٍ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً مَثَلُهَا كَمَثَلِ الْمُسْلِمِ ‏"‏‏.‏ فَأَرَدْتُ أَنْ أَقُولَ هِيَ النَّخْلَةُ، فَإِذَا أَنَا أَصْغَرُ الْقَوْمِ فَسَكَتُّ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏ Mücahid şöyle demiştir: ibn-i Ömer r.a. ile birlikte Medine'ye kadar yolculuk yaptım. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den yalnızca bir hadis rivayet ettiğini duydum. O şöyle dedi: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında idik. Ona hurma göbeği getirildi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Ağaçlardan öyle bir ağaç vardır ki o Müslümana benzer". Ben "O ağaç hurmadır" demek istedim. Bir de baktım ki ben topluluktaki en küçük kişiyim, bunun üzerine sustum. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O ağaç hurmadır" bu­yurdu Grades: Reference: Sahih Buhari 72 In-book reference: Kitap 3, Hadis 14 https://play.google.com/store/apps/details?id=com.islamicproapps.hadithpro [17.09.2023 19:41] Annem: HİCRETLER BÖLÜMÜ.. 2 UMUMİ AÇIKLAMA.. 2 Din Ve Zaman. 7 Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli 8 Mutlak ve Mübhem Zaman: 8 Muayyen Belli Zaman: 8 Zamanın Sıkça Hatırlatılması: 8 Kur'an'da Zamanın Taksimi: Takvim.. 8 Bir Ayın Taksimatı: 9 Günlük Zaman Ve Taksimi: 9 TEBLİG, TERBİYE VE SİYASÎ TAKTİK AÇILARINDAN HİCRET.. 10 Giriş: 10 I. Tabye Ve Taktik Olarak Hicret 11 a- Sabır: 11 b- Hicret 13 c- Cihad: 14 II. Siyasî Vak'a Olarak Hicret 15 III. İrşad Ve Tebliğde Metod Olarak Hicret 17 Netice Olarak: 20 HİCRETLER BÖLÜMÜ UMUMİ AÇIKLAMA Bu bölüm Kitabu'l-Hicreteyn yani İki Hicretler Kitabı adını taşır. İki hicretten maksad: Mekke'den  Habeşistan'a yapılan hicretle, Mekke'den Medine'ye  yapılan hicret kastedilir. Mutlak olarak hicret deyince Mekke'den Medine'ye olan hicret anlaşılır. Zira Fahr-ı Âlem Efendimiz de bu hicrete katılmıştır ve bu hicret İslam tarihinde çok ciddi bir  dönüm noktasıdır. İslam'ın cemaatten devlete geçişi, sabırdan aksiyona; yani pasif  aksiyondan fiilî aksiyona yani sabırdan, önce müdafaaya, sonra da fetihlere geçiş demektir. Manası ve hasıl ettiği neticeleri büyük olan bir hadisedir. İslam  tarihinin belki de en mühim hadisesidir. Bu bölümde, hicretle ilgili beş hadis yer almaktadır. Hadisler daha ziyade hicretin tarihî vak'a yönüne temas etmektedir. Halbuki hicret, İslam dininde derin manaları olan, günümüz Müslümanlarına bile yön veren, istikamet çizen, tercih amili olan, ufuk açan mesajlarla dolu bir mefhumdur, bir hayat görüşü, bir dava stratejisidir. Bu sebeple, hicretle ilgili gerekli açıklamaları bahsin sonunda dercedeceğimiz uzunca bir tahlile bırakarak, burada, hicretin siyasî yönüne rengini vuran bir anlaşma metnini kaydedeceğiz. İslam'ın İlk Anayasası olarak değerlendirilen bu vesika Medine'deki Müslümanlarla diğer gayr-i müslim cemaatlerin münasebetlerini, temel hak ve vazifelerini tesbit etmektedir. Resulullah, Medine'ye hicret eder etmez Medine'de mevcut, muhtelif dinî ve siyasî grupların temsilcilerini toplayarak bu metni hazırlamış, hepsinin Müslümanlarla ve kendi aralarında cereyan edecek münasebetlerini tanzim etmiştir. Hicretin siyasî ehemmiyetinin en  bariz delillerinden biri olan bu vesikanın, Hicret Bölümü'nün giriş kısmında neşrini uygun buluyoruz.[1] Medine Site Devleti Anayasası: Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla Madde 1- Bu kitap (yazı), Peygamber Muhammed tarafından Kureyşli ve Yesribli mü'minler ve Müslümanlar ve bunlara tabi olanlara sonradan iltihak etmiş olanlar ve onlarla beraber cihad edenler için (olmak üzere tanzim edilmiştir). Madde 2- İşte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet (camia)  teşkil ederler. Madde 3- Kureyş'ten olan muhacirler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, kan diyetlerini ödemeye iştirak ederler ve onlar harp esirlerinin fidye-i necatını mü'minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre ödemeye iştirak edeceklerdir. Madde 4- Benû Avf'lar, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye iştirak edeceklerdir ve (Müslümanların teşkil ettiği) her zümre harp esirlerinin fidye-i necatını mü'minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir. Madde 5- Benû Haris'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre harp esirlerinin fidye-i necatını mü'minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre  tediyeye iştirak edeceklerdir. Madde 6- Benû Sâide'ler, kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye ve her bir zümre harp esirlerinin fidye-i necatını mü'miler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet umdelerine göre tediyeye iştirak edeceklerdir. Madde 7- Benû Cuşem'ler kendi aralarında âdet olduğu veçhile, evvelki şekiller altında k [17.09.2023 19:41] Annem: وعَنْ أبي هُرَيْرَةَ  قال: قال رَسُولُ اللَّهِ قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : صَلاَةُ الرَّجُلِ جَمَاعَةً تَزِيدُ عَلَى صَلاَتِهِ فِي سُوقِهِ وَبَيْتِهِ بِضْعًا وَعِشْرِينَ دَرَجَةً وَذَلِكَ أن أَحَدَهُمْ إذا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ, ثُمَّ أَتَى الْمَسْجِدَ لاَ يُرِيدُ إلا الصَّلاَةَ ,لاَ يَنْهَزُهُ إلا الصَّلاَةُ, لَمْ يَخْطُ خَطْوَةً إلا رُفِعَ له بِهَا دَرَجَةٌ, وَحُطَّ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ حتى يَدْخُلُ الْمَسْجِدَ, فَإذا دَخَلَ الْمَسْجِدَ كان فِي الصَّلاَةِ ماَ كانت الصَّلاَةَ هِيَ تَحْبِسُهُ, وَالْمَلاَئِكَةُ يُصَلُّونَ عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مَجْلِسِهِ الَّذِي صَلِّي فِيهِ يَقوُلوُنَ : اللَّهُمَّ ارْحَمْه,ُ اَللَّهُمَّ اغفر له, اَللَّهُمَّ تُبْ عَلَيْهِ, مَا لَمْ يُؤْذِ فِيهِ, مَا لَمْ يُحْدِثْ فِيهِ . Ebû Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kişinin, cemaatle kıldığı namaz çarşıda, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi bu kadar derece üstündür. Şöyle ki; bir kimse güzelce abdest alır, sadece namaz kılmak niyetiyle camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her adımla o kimsenin derecesi yükselir ve bir günahı bağışlanır. Camiye girince de namaz için kaldığı sürece namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Namaz kıldığı yerde kaldıkça kimseye (sözlü ve fiilli) eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı ve dünyevî sözler konuşmadığı sürece melekler ona şöyle dua ederler: Allah’ım sen ona rahmet et acı Allah’ım sen onu bağışla affet Allah’ım sen onu tevbesini kabul et.” (Buhârî, Salât 87; Müslim, Taharât, 12.) [17.09.2023 19:41] Annem: Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır. Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104. [17.09.2023 19:41] Annem: Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olunmayan duadan, doymayan nefisten sana sığınırım. (Müslim, "Zikir", 73;Ebu Davud,"Salat", 367;Nesau, "İstiaze", 2) [17.09.2023 19:45] Annem: Tarihte Bugün •  Süleyman Hilmi Tunahan’ın Vefatı 1959 •  Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın İdamı 1961 Kuveyt Türk Dijital Takvim https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim [17.09.2023 19:45] Annem: Günün Ayeti “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” İsra 36 [17.09.2023 19:45] Annem: Günün Hadisi “Namazların içinde öyle bir namaz (ikindi namazı) vardır ki, her kim onu kaçırırsa sanki ailesini  ve malını kaybetmiş (gibi büyük zarara uğrar).” Buhârî, Menâkıb, 25 [17.09.2023 19:45] Annem: Dış Politikanın Cesur Devlet Adamı: FATİN RÜŞTÜ ZORLU 1910 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Fatin Rüştü Zorlu, orta ve yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra 1932 yılında Hariciye Vekâleti’ne meslek memuru olarak girdi. Merhum Başbakan Adnan Menderes’in davetiyle 1954 yılında büyükelçilik görevinden ayrılarak Demokrat Partiden aday olan Zorlu, Çanakkale’den milletvekili seçildi. Menderes tarafından kurulan kabinede devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olarak görev yaptı. Zorlu, Menderes tarafından Kıbrıs sorunuyla ilgilenmek üzere görevlendirildi ve bu konuda Türkiye’ye büyük katkılar sağladı. Kıbrıs konusunu incelemek ve politika belirlemek için bir komisyon kuran Zorlu, Kıbrıs’ın Türkiye ile bağlarını ortaya koyan belgeleri bir araya getirerek “Beyaz Kitap”ı hazırladı. Kıbrıs halkına büyük destek veren Zorlu, 1958 yılında Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını hedefleyen silahlı örgüt EOKA’nın faaliyetlerine karşı Türk Mukavemet Teşkilatının kurulmasında önemli rol oynadı. Bu mücadele, Londra ve Zürih Anlaşmalarının imzalanması, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarının hukuki olarak garanti altına alınmasıyla sonuçlandı. Zorlu, Türkiye’yi, Kıbrıs Türk halkının ve yeni kurulacak Kıbrıs devletinin üç garantör devletinden biri olmasını sağladı.                 Kuveyt Türk Dijital Takvim https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim [17.09.2023 19:45] Annem: Tarihte Bugün •  Adnan Menderes’in İdamı 1961 •  Adnan Menderes’in Anıt Mezara Nakli 1990 •  İlköğretim Haftası 17-23 Eylül Kuveyt Türk Dijital Takvim https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim [17.09.2023 19:46] Annem: Günün Ayeti “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.” İsra 37 [17.09.2023 19:46] Annem: Günün Hadisi “İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” Tirmizî, İlim 2 [17.09.2023 19:46] Annem: ADNAN MENDERES DEMOKRASİ MÜZESİ Adnan Menderes Demokrasi Müzesi, merhum Menderes’in doğup büyüdüğü Çakırbeyli Mahallesi’nin girişinde yer alıyor. Menderes’in çok sevdiği Aydın’ın Koçarlı ilçesindeki Çine Çayı’nın kenarına 90 dönümlük alan içerisinde inşa edilen müzenin kapısının önünde ziyaretçileri, merhum Başbakanın o dönem kullandığı makam arabası ve çiftliğinde kullandığı traktörü karşılıyor. Müzede Menderes’e ait kişisel eşyalar, 1950 yılına ait seçim sandığı, döneme ait fotoğraflar, gazete ve dergi kupürleri, Menderes’in İstiklal Madalyası, ilk kez milletvekili seçildiği güne ait anonsun yapıldığı eski bir radyo ve köylüye bağışladığı toprakların tapusu gibi eserler sergileniyor. Ziyaretçilerini 73 yıl öncesine götüren müzenin çevresinde yer alan Adnan Menderes Camisi, Çine Çayı’nın üzerindeki Roma dönemine ait tarihi köprü ve yel değirmenleri de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Türkiye’nin farklı illerinden gelen misafirleri ağırlayan müzeye girişler ücretsiz..                 Kuveyt Türk Dijital Takvim https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim [17.09.2023 19:47] Annem: Âlemlere rahmet olarak gönderilen (Enbiya, 21/107.) Sevgili Peygam- berimizin her sözü, her davranışı bizler için en güzel örnektir. Allah Resulü’nün ashabına verdiği öğütler, öğrettiği yol ve yöntemler Ce- nab-ı Hakk’ın rızası doğrultusunda teşekkül ettiği için İslam inancı- nın dairesi içinde kabul edilmiştir. O olmasaydı yolumuzu bulamaz, hayatlarımızı anlamlı bir amaç etrafında şekillendiremez, ahiret sa- adetini kazanamazdık. İslam dini Allah’a ve Resulü’ne imanı hayatın merkezine oturtur. Nitekim vahyin ilk muhatabı olan sahabe efendilerimiz de Allah’a ve Resulü’ne inanarak hem kendi hayatlarını hem de tarihin akışını değiştirmişlerdir. Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesinde te- bellür eden ahlak, İslam medeniyetinin nüvesini teşkil etmiş, tarih boyunca farklı coğrafyalarda muhteşem toplumların, huzur adaları- nın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Ümmeti olmakla her daim iftihar ettiğimiz Resul-i Ekrem Efendimiz, bize kıyamete kadar geçerliliğini taşıyacak Kur’an-ı Kerim’i getirdi, Rabbimize karşı ahdimizi hatırlattı, insanlara ve tabiata karşı so- rumluluklarımızı öğretti. Özetle bizleri evvela iman etmeye, ardın- dan bu imanın gerekliliklerini yerine getirmeye, bu yolda istikamet üzere yaşamaya ve son nefesimize kadar bu istikameti muhafaza- ya davet etmiştir. Bu davet sayesinde Müslümanlar dünyaya geliş amaçlarını bilir ve o amaç doğrultusunda yaşamaya gayret ederler. İman, dünyadaki en büyük nimetlerdendir ve bizler bu nimete en doğru şekilde peygamberlerin rehberliği sayesinde erişiriz. Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim, iman etmenin, bir dizi sorumluluğu da beraberinde getireceğini hatırlatır; imanın salih amelle takviye edilmesinin gerekliliğini öğütler. Kur’an’da “iman edip salih amel işleyenler” şeklinde ısrarla ifade edilen bu hakikat, Müslüman ol- manın bir duygu durumuna hasredilemeyeceğini, istikamet üzere yaşanan bir ömürle anlam kazanacağını gösterir. Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl Mevlid-i Nebi dolayısıyla bir tema belirler ve o ayki etkinlikler, belirlenen tema çerçevesinde gerçekleşir. Başkanlığımızın bu yılki teması “Hz. Peygamber, İman ve İstikamet”. Diyanet Dergisi olarak biz de bu konuyu sayfalarımıza taşıdık. Hazırladığımız dosyaya Prof. Dr. Mustafa Ağırman, “Hz. Pey- gamber ve İstikamet”; Prof. Dr. Ali Akpınar, “Kıvamında Bir Kulluk İçin İstikamet”; Doç. Dr. Fatıma Zeynep Belen, “İman ve İstikamet Bilincine Manevi Psikolojik Yaklaşım” başlıklı yazılarıyla katkıda bu- lundular. Söyleşi konuğumuz ise Prof. Dr. Yakup Civelek. Bereketli okumalar diliyorum. Cafer Tayyar DOYMAZ [17.09.2023 19:48] Annem: 4 DİYANET ÇOCUK DERGİSİ | Ocak 2023 DİYANET ÇOCUK DERGİSİ | Eylül 2023 Mercek Yazan Şerife Nihal Zeybek Çizen Özlem Güneş Müslüman Güvenilirdir Müslüman, diğer insanların elinden, dilinden güvende olduğu kişidir. Yani bir Müslümanın elinden ve dilinden başkalarına zarar gelmez. Sınıf arkadaşım, komşum, akrabalarım benim için şöyle düşünüyorsa ben iyi bir Müslümanım demektir: “O çok güvenilir biridir. Asla bana eliyle, diliyle, davranışıyla zarar vermez. Verdiği sözü tutar. Sadece doğruyu söyler. Ona bir şey emanet etsem, emanete gözü gibi bakar.” Müslüman İman Edip Dosdoğru Olur Bir kimse iyilik de yapsa kötülük de yapsa bunun karşılığını Allah verir. Bu sebeple yaptığı iyiliğe kimse karşılık vermese de iyi olmaya, iyilik yapmaya devam eder. Müslüman hiçbir zaman dürüstlükten ayrılmaz, dosdoğru olur. Böylece Allah’ın sevgisini, rızasını kazanmış olur. Mesela bir öğrenciysem benim işim öğrenciliktir, bunu en güzel ve dosdoğru şekilde yapmaya çalışırım. Öğretmenimi cankulağıyla dinlerim, ödevlerimi aksatmam. Sınavlara iyi hazırlanırım. Kişi hangi meslekte olursa olsun yaptığı işi güzel ve düzgün şekilde yapmalıdır.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı ocak-şubat döneminde yüzde 2,52 arttı

Hürmüz Boğazı'nın kapalı tutulması küresel enflasyon ve çatışmaların yayılma riskini artırıyor

Katar'ın LNG üretimini durdurma kararı ve Hürmüz'deki riskler gaz fiyatlarını tırmandırıyor

Petrol piyasasında arz fazlası fiyatları sınırlarken Hürmüz Boğazı'ndaki risk yukarı yönlü baskı oluşturuyor

Emtia piyasasında geçen ay yön arayışı öne çıkarken değerli metaller ve tahıllar başroldeydi

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması uluslararası taşımacılıkta yeni maliyet dalgası yarattı

Enflasyon rakamları açıklandı

Mozaikle işlediği dekoratif ürünleri küresel pazar yeriyle dünyaya ulaştırmaya hazırlanıyor

Ticaret Bakanlığı şubat ayı veri bültenini yayımladı

IMF, Orta Doğu’daki gelişmelerin ekonomik faaliyetleri aksattığına işaret etti

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 24 18 2 4 40 58
2.FENERBAHÇE A.Ş. 24 15 0 9 31 54
3.TRABZONSPOR A.Ş. 24 15 3 6 20 51
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 24 13 4 7 16 46
5.GÖZTEPE A.Ş. 24 11 4 9 11 42
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 24 11 7 6 16 39
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 24 7 6 11 -2 32
8.KOCAELİSPOR 24 8 10 6 -4 30
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 24 7 9 8 -10 29
10.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 24 6 9 9 -4 27
11.CORENDON ALANYASPOR 24 5 8 11 -4 26
12.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 24 6 12 6 -6 24
13.HESAP.COM ANTALYASPOR 24 6 12 6 -14 24
14.TÜMOSAN KONYASPOR 24 5 11 8 -10 23
15.İKAS EYÜPSPOR 24 5 12 7 -16 22
16.KASIMPAŞA A.Ş. 24 4 12 8 -15 20
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 24 3 10 11 -25 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 24 3 17 4 -24 13

YAZARLAR