HAYIRLI CUMALAR
PEYGAMBERİMİZİN ( S.A.V ) MEKKE’DEN MEDİNE’YE HİCRETİ KISACA
İslâm tarihinde Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göç etmesine “Hicret” denir.
Müşriklerin baskı ve zulümlerinin devam etmesi üzerine Peygamberimiz, müslümanların Mekke’den Medine’ye hicret etmelerine izin verdi.
Müslümanlar gruplar halinde Medine’ye göç etmeye başladılar.
Din uğrunda, doğup büyüdükleri yurtlarını, mal ve mülklerini bıraktılar. Medine’de yanan ümit ışığına koştular.
Mekke’de Peygamberimizle birlikte Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ve bir kaç müslümandan başka kimse kalmamıştı. Peygamberimiz bütün güçlüklere rağmen görevini yapmış, Peygamberliğinin 13 yılını Mekke’de tamamlamış bulunuyordu.
Müşrikler, Medine’lilerin müslüman olması ve Mekke’deki müslümanların da Medine’ye göç etmesiyle kuvvetli bir İslâm topluluğunun oluşmasından korktular.
İslâmiyeti kökünden yoketmek için “Dâru’n- Nedve” denilen yerde gizlice toplandılar Ebû Cehil’in teklifi üzerine Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler.
Bu korkunç kararı uygulamak üzere Plan gereği her kabileden seçilmiş eli kılıçlı iki yüze yakın müşrik, gecenin üçte biri geçince, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (asm) evinin önünde toplandılar.
İçlerinde Ebû Cehil, Ebû Leheb ve Ümeyye bin Halef gibi azılıları ve elebaşıları da vardı. Katiller, gecenin geçmesini, aydınlığın etrafı sarmasını ve Fahr-i Âlem'in evinden çıkmasını bekliyorlardı.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), eli kılıçlı katillerin Hâne-i Sâadetinin etrafını sardıkları sırada evinden çıktı. Yerden aldığı bir avuç toprağı başlarına attı ve "Yasîn Sûresi"nin ilk sekiz ayetini okudu. İçlerinden hiçbiri onu görmedi çıkıp gitti.
YATAĞINA HZ. ALİ (R.A) YATTI
Müşriklerin gizlice aldığı bu ölüm kararı, Allah tarafından Cebrail aracılığıyla Peygamberimize bildirildi ve hicret etmesine izin verildi. Peygamberimiz, kendi yatağına Hz. Ali’yi yatırarak, evini saran müşriklerin arasından çıktı ve Hz. Ebû Bekir’in evine gitti.
Allah, Peygamberini korudu. Eli silahlı müşrikler onu göremediler.
Yol hazırlıkları yapıldıktan sonra, Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir’le birlikte, geceleyin Mekke’ye bir buçuk saat mesafede olan Sevr dağına gittiler ve orada bir mağarada gizlendiler. Sabah olunca Peygamberimizin evden çıktığı anlaşıldı.
Bunun üzerine Müşrikler her tarafı aramaya başladılar. Muhammed’i kim bulursa ona yüz deve mükâfat verileceğini va’dettiler.
Peygamberimizi arayanlar yoldaki izleri takip ederek mağaranın önüne kadar geldiler. Mağaranın girişine bir örümceğin ağ germiş olduğunu gördüler. Mağaranın içine girip aramak istediler ise de içlerinden biri; “içeriye insan girseydi, burada örümceğin ağı ve güvercinin yuvası olmazdı” deyince dönüp gittiler.
ÜZÜLME, ALLAH BİZİMLE BERABERDİR.
Müşrikler mağaranın önüne geldikleri sırada Hz. Ebû Bekir endişelenerek;
– Bizi görecekler Ya Resûlellah, dedi.
Peygamber Efendimiz:
– Üzülme, Allah bizimle beraberdir, diye karşılık verdi.
Mağaranın ağzına örümceklerin ağ germesi, orada biten bir ağacın dallarına güvercinlerin yuva yaparak yumurta bırakması birer mucizedir.
Yüce Allah, sevgili Peygamberini bu mucizelerle korumuş, mağaranın ağzına kadar gelen düşmanları gizli bir kuvvet geri çevirmiştir.
Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine’ye gitmek üzere yola çıktılar. Onları takip etmekte olan Süraka adında bir pehlivan izlerini buldu. Bütün gücüyle atını üzerlerine sürdü. Onlara iyice yaklaştı. Tam bu sırada atının ayakları sürçtü. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden toparlanarak var kuvvetiyle atını tekrar ileri sürdü. Fakat bu defa atının ayakları dizlerine kadar kuma battı. Olduğu yerde çakılıp kaldı. Gizli bir kuvvet atını geri çekiyordu. Süraka bu durumu görünce korktu. Yaptığına pişman oldu. Peygamberimizden af diledi ve geri döndü. Arkadan gelenlere de: “Ben buraları aradım kimse yoktur” diyerek onları geri çevirdi. Süraka daha sonra müslüman olmuştur.
Sevgili Peygamberimiz bir hafta süren tarihi yolculuğunu tamamlayarak bir pazartesi günü Medine yakınındaki Kuba köyüne ulaştı. Burada büyük bir sevgi ile karşılandı.
Peygamberimiz burada on günden fazla kaldı. Kuba Mescidini yaptırdı. Mescid yapılırken mübarek elleriyle taş taşıdı. Bir işçi gibi çalıştı. İslâm tarihinde yapılan ilk mescid budur. Peygamberimizden üç gün sonra Mekke’den ayrılan Hz. Ali’de burada Peygamberimize yetişti.
Hz. Ali (ra)'e, kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine verinceye kadar da Mekke'de kalmasını emretmişdi.
Mekkeliler, "Muhammedü'l-Emîn" lakabını verdikleri Peygamber Efendimize (asm) son derece güvenirler ve en kıymetli eşyalarını, saklayamamaktan korktukları için ona teslim ederlerdi. Kureyş ileri gelenlerinin, hakkında ölüm kararı aldıkları sırada da kendilerinde emanet olarak birçok kıymetli eşya vardı. Ama o, bu karara rağmen, emanetlerin sahiplerine verilmesini Hz. Ali (ra)'e emretmekle bir kere daha büyüklüğünü ve emanete sadakatını ortaya koyuyordu
Hicret, bir başka ifade ile yanlış inanç ve davranışlardan, yanlış inanç ve davranışların sahiplerinden ve bütün bunların hâkim olduğu ortamdan bilinçli bir şekilde uzak duruşu ifade etmektedir.
Bu manasıyla her mümin hicret edendir; yani muhacir olandır. Zira mümin olabilmek ancak hicret etmekle mümkün olabilmektedir. Çünkü bir kişi, ancak, daha önce değişik sebeplerle mensubu olduğu yanlış inanç ve ortamları terk ederek mümin olabilir. Yanlış inanç ve davranışlardan, mensuplarından, ortamlardan uzak olan durumuna devamlılık kazandırarak müminliğini devam ettirebilir.
Hicret, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, fedakârlığın, diğergâmlığın, dostluk ve kardeşliğin tesisidir. Din kardeşine kucak açarak onunla evini, işini, malını mülkünü, yiyeceğini ve varlığını paylaşmanın; kardeşini himaye etme ve sahiplenmenin adıdır.
Müslümanlar için bir dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin gerçekleştiği gün, Hz. Ali’nin teklifiyle hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. O günden itibaren de İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul görmüştür.
Hicret, yüce dinimizin rahmet yüklü tebliğini bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan kutlu yolculuğun adıdır.
Hicret, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, fedakârlığın, diğergâmlığın, dostluk ve kardeşliğin tesisidir. Din kardeşine kucak açarak onunla evini, işini, malını mülkünü, yiyeceğini ve varlığını paylaşmanın; kardeşini himaye etme ve sahiplenmenin adıdır.
Hicret, her durumda zulmün ve zalimin karşısında hak ve hakikatin tarafında yer almaktır. Her fırsatta daha iyinin, daha güzelin arayışı içinde olmaktır.
Hicret, bir hayat tarzıdır. Dünya durduğu müddetçe hak ile batıl, adalet ile zulüm, hayır ile şer, iyilik ile kötülük mücadelesinin devam edeceği bilinciyle yaşamaktır. Hicret, her durumda zulmün ve zalimin karşısında hak ve hakikatin tarafında yer almaktır. Hiçbir zaman fani dünyanın aldatıcılığına kanmamaktır. Nefsin, heva ve arzuların tuzağına düşmeyerek Allah’ın haramlarından uzak durmaktır. Hicret: Fıtrata yapılan yolculuktur.
