Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 12:27
Günün yazısı
[20/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: 68 - Ahir Zamanda İmâmın Elden Gitmesi Bâbı
392- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Affân rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hammâd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Sabit, Enes'den naklen haber verdi ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Yeryüzünde: Allah, Allah diyen kalmadıkça kıyâmet kopmayacaktır.» buyurmuşlar.
393- Bize Abd b. Humeyd rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdürrezâk haber verdi.
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Sabitten, o da Enes'den naklen haber verdi. Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Allah Allah diyen hiç bir kimsenin üzerine kıyâmet kopmaz.» buyurdular.
Bu hadis, kıyâmetin kötüler üzerine kopacağım' bildiriyor. Mâna iti-barile:
«Kıyâmet ancak insanların berbâd ve rezilleri üzerine kopar.» hadisi gibidir.
Übbînin beyanına göre kıyâmet müminlerin ruhları kabzolunduk-tan sonra kâfirlerin üzerine kopacaktır. Müminler Deccalla cenk ettikten sonra İsâ (aleyhisselâm) ile buluşacaklardır; nihayet Yemen'den gelen bir rüzgârla müminlerin ruhları kabzedilecektir.
Bu hadîs:
«Ümmetimden bir taife kıyâmet kopuncaya kadar hakka müzahir olmakta devam edeceklerdir.» hadisine muarız gibi görünüyorsa da hakikatta aralarında münâfat yoktur. Çünkü o hadisdeki «kıyâmet kopuncaya kadar»'tabirinden murâd: kıyâmetin yaklaşması yani Yemenden gelecek rüzgârın eseceği zamandır. Zira bu rüzgâr, kıyâmetin alâmetlerinden biridir. Bir şeyin vaktinin yaklaşması o şeyin gelmesi mesabesindedir.
«Allah Allah» kelimeleri bazı rivâyetlerde mansubtur. Bu takdirde nasba âmil olan fi'l muzmerdir; ismin tekrarı, fiil yerini tutmuştur. Buna nahiv ilminde «tahzir» derler, ki mef'ulûn bihin bir nev'idir. Tahzir, bir şeyden sakındırmak demektir. O halde «Allâhe Allâhe» cümlesindeki rauzmer fiilde «ihzer» yânî «sakın» fi'lidir. Ve cümlenin mânası: «Allah'dan sakın diyeti hiç bir kimsenin üzerine kıyâmet kopmaz.» şekline girer.
Mezkûr kelimeleri merfû' okuyanlar da vardır ki bunlardan biri de İmâm Müslim'dir. Merfû' okunduğu takdirde cümle mübteda ve haber olur.
İbn Ca'fer bu hadisi «Allah Allah» yerine «lâ ilâha illallah» kelime-i tevhidile rivâyet etmiştir ki, «Allah Allah», rivâyetinin tefsiri demektir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Madem ki yer yüzünde bir gün «Allah Allah» diyen kalmayacak; o halde bütün ümmet-i Muhammediyye—Ma'âzallâh—- irtidad edecek demektir? Bunun cevabı: Hayır hadisde koca bir ümmetin irtidâdı mevzu-i bahis değil, müslüman kalmayacağından bahsedilmektedir. Müslüman kalmaması ise irtidâdı icâbet-mez.
[20/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
'Şu Kur'ân'ı muhafazaya itina gösterin. Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl ‚ kasem olsun Kur'ân-ı Kerim'in (hafızalardan) kaçması, develerin bağlarından boşanıp kaçmasından daha kolaydır.'
Buharî, Fedailu'1-Kur'ân 23; Müslim, Salâtu'l-Müsâfırîn 231 (791).
Kütüb-i Sitte
[20/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: 23. Kulakları mesh etmek.(Beyhaki-1/64)
[20/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Ramazan Bayramı Arefesi
• Gazanfer Bilge Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Oldu 1948
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah’ın kendilerine verdiğinden (O’nun yolunda) harcasalardı ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyla bilmektedir.”
Nisa 39
[20/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Anne ve babası yaşlılık günlerini yanında geçirip de (onları memnûn ederek) cennete giremeyen kimse perişan olsun!”
Tirmizî, Deavât, 100/3545
[20/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: KİMLER FITIR SADAKASI VERMEKLE YÜKÜMLÜDÜR?
Ramazan bayramına kavuşan, temel ihtiyaçlarının ve bir yıllık borçlarının dışında nisap miktarı (80.18 gr. altın veya bu değerde) mala sahip olan Müslümanlar, kendileri ve velayetleri altındaki kişiler için fıtır sadakası vermekle yükümlüdürler.
Ancak fıtır sadakası ile yükümlü olmak için bulunması gereken nisap miktarı malın, “artıcı” özellikte olması ve üzerinden “bir kameri yıl” geçmiş olması gerekmez.
Kişi kendisinin ve ergenlik çağına ulaşmamış çocuklarının fitresini vermekle yükümlüdür. Buna karşılık kişinin ana-babası, büyük çocukları, karısı, kardeşleri ve diğer yakınları için fitre ödeme zorunluluğu yoktur. Fakat vekâletleri olmadığı hâlde bu kişiler için ödeme yapsa geçerli olur.
Şâfiî mezhebine göre ise fıtır sadakası vermek farzdır ve bununla yükümlü olmak için nisap miktarı mala sahip olmak şart değildir Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 594. Buna göre temel ihtiyaçlarının yanı sıra bayram günü ve gecesine yetecek kadar azığa sahip zengin-fakir her Müslüman fitre ile yükümlüdür. Ayrıca varlıklı kimsenin Müslüman olan eşi, çocukları, ana-babası ve diğer yakınları için de sadaka-i fıtır vermesi gerekir..
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَامَ لَيْلَتَيِ الْعِيدَيْنِ مُحْتَسِبًا لِلّٰهِ لَمْ يَمُتْ قَلْبُهُ يَوْمَ تَمُوتُ الْقُلُوبُ. (هـ)
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim, Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, mükâfatını yalnızca Allâhü Teâlâ’dan bekleyerek ihyâ ederse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” (Sünen-i İbn-i Mâce)
20 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[20/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?
Bayram namazının her iki rekâtindeki alınan üçer adet ilave tekbirlere “zevâid tekbirleri” denir. Vacip olan bu tekbirler, birinci rekâtte, kırâatten önce, ikinci rekâtte, kırâatten sonra alınır.
Bayram namazı şöyle kılınır: “Niyet ettim Allah rızası için bayram namazını kılmaya, uydum imama” diye kalben niyet edip “Allâhü Ekber” diyerek, imam ile beraber iftitâh tekbiri alınır. Sonra eller bağlanır ve “Sübhâneke”den sonra imam sesli, cemaat sessiz “Allâhü Ekber” diyerek ellerini kulaklarına kaldırır ve yanlara salar; yine elleri kaldırarak ikinci tekbiri alır ve ellerini yanlara salar; üçüncü tekbir alınınca eller bağlanır. İmam açıktan Fâtiha-i şerîfe ve zammı sûre (bir sûre veya en az üç âyet) okur, cemaat dinler. Rükû ve secdeden sonra ikinci rekâte kalkılır.
İkinci rekâtte imam, önce Fâtiha-i şerîfe sonra zammı sûre okur. Sonra birinci rekâtin başında alınan tekbirler, bu defa kırâatin sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salınır, dördüncü tekbir ile rükûya gidilir ve namaz tamamlanır.
Hutbe, cuma namazında, namazdan evvel, bayram namazlarında ise namazı müteâkip okunur. Hutbeye tekbir ile başlanır, cemaat de bu tekbirlere hafifçe iştirâk eder.
BAYRAM GECELERİNİ İHYÂ
Bayram gecelerinde mümkünse Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i İstiğfâr yapılır ve Tesbîh Namazı kılınır. (Hatm-i İstiğfâr, 1001 defa “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk” okumaktır.) (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
20 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[20/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Doğruluk Allah’ın rızasına erdirir. Ben doğru yolda kaybolmuş kişi görmedim.[Sadi Şirazî]
[20/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBER’E SELAM (SALÂVAT)
Yüce Allah (c.c.) bütün müminleri peygamberimize salât ve selam getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir.
Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ediyorlar. Ey iman edenler! Sizde ona salât edin ve selam edin.” buyurmuştur. (Ahzab, 33/56) Ayette geçen Allah’ın salât etmesi, Peygamberimize rahmet ihsan etmesi ve şanını yü- celtmesi anlamına gelir. Meleklerin salât etmesi ise peygam- berin şanını yüceltmesi ve müminlere bağış dilemesidir. Müminlerin salâtı ise dua anlamına gelir.
Hz. Peygamber efendimiz (s.a.s.)’ın adı geçtiğinde salâvat-ı şerife okumak Müslümanlar için hem bir görev hem de onun şefaatini kazanmaya vesiledir.
NASR SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir.
3 âyettir.
Nasr, yardım demektir.
Sûrede Allah’ın Hz. Peygam- ber’e nasip ettiği zafer, fetih ve fetih sonrası insanların gurup gurup İslam’a girmeleriden bahsedilmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Güzel ahlâkın en güzeli sana gelmeyene senin gitmendir, seni mahrum edene senin iyilik etmendir. Sana zulmedeni affetmendir. Halkın sana ihtiyacı, Hak- kın nimetinin revaç bulmasıdır. (Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[20/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: İstediğini hidayete erdiren
Al-Hadi : The Guide. He who provides guidance.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.' (1)
'Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyet'e açar' (2)
'O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.' (3)
'Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.' (4)
'Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.' (5)
Allah her kime hidayet diler, doğruca kendine erdirmek isterse İslâm için gönlünü açar. Hakkı kabul ve hak teklifleri yerine getirmekten canı sıkılmaz, zahmet ve ıstırap duymaz, tersine neşe ve sevinç duyar. Allah kimi de yolundan şaşırtmak ve saptırmak dilerse, göğsünü daraltır, sıkar, son derece tıkar bunaltır. Göğe tırmanmak kendisine nasıl yapılması mümkün olmayan bir yük ve zahmet ise, iman ve İslâm, hakkı kabul ve itaat etmek de ona o derece güç gelir. İslâm ve doğruluk deyince canı sıkılır, daralır, bunalır. 'Of' der, dayanır, tıkanır, yan büker, yoldan çıkar, içinden çıkılmaz bataklara batar gider. O artık genişlemeyi, doğrulukta ve selamette değil, eğrilikte ve felakette arar. İşte Allah, iman etmeyenlerin üzerine pisliği, o son derece nefret ve tiksinmekle karşılanması lazım gelen küfür, azab ve ıstırabını böyle göğsün daralması ve kalb tıkanmasıyla yükler ve tahsis eder. Böyle yardımsız bırakmakladır ki, Allah onları küfür pisliğinin, küfür azabının istilası altında bırakır. (6)
Allah'ın kendisini tanıma yollarını kullarına gösterip tanıtması, yaratıklarına hayatlarını devam ettirme yollarını öğretmesi ve onları buna yöneltmesi anlamına gelir. O, bu yönüyle insanlara kurtuluş yolunu; dünya ve ahiret mutluluğu yollarını gösterir.Allah, hayvanlara içgüdü vermiştir. Onlar içgüdüleriyle kendilerine yararlı olanı bulurlar.İnsanlara ise, akıl verilmiştir. İnsanlar, akıllarını kullanarak bilnçli seçim yapma imkanına sahiptirler ve bu sebeple de yükümlü tutulmuşlardır.Bununla birlikte yüce Allah, akıllarının yanısıra onlara peygamberler de göndermiştir.
Hidayet iki türlüdür, Birincisi yol göstermek, davet etmek ve uyarmak anlamındadır. Bu anlamda hidayet, peygamberlerin temel görevlerinden biridir. İkinci anlamı ise, desteklemek, korumak ve başarılı kılmaktır. Bu tür hidayet yalnız Allah'a mahsustur. Hiçbir varlığın bu hidayet türünde bir etkisi yoktur. (7)
Bu ismi bilmenin faydaları:
Her müslüman, daima Allah'tan kendisine hidayet etmesini ve İslam üzere öldürmesini talep etmeli ve bunun için dua etmelidir. Zira Allah'ın, kul ile kalbi arasına girdiğini unutmamalıdır
Müslüman, peygamberlerin, alimlerin ve Allah dostlarının insanları hidayete çağırdıklarını, onlara doğru yolu gösterdiklerini, onların birer hidayet rehberi olduklarını bilmelidir.(7)
Kaynaklar:
1) Furkan, 31
2) Enam, 125
3) Nahl, 93
4) İbrahim, 4
5) Kasas, 56
6) Elmalı Tefsiri, Enam, 125
7) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[20/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: A) RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Ramazandan bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasten veya yanılarak niyeti terketmek suretiyle olabilir. Her ne sebeple olursa olsun gününde tutulamamış ramazan orucunun kazâ edilmesi gereklidir. Aynı şekilde kefâret, adak veya başlanıp bozulmuş nâfile oruçların kazâsı da gereklidir. Başlanıp tamamlanmamış nâfile oruç meselesinde, Şâfiîler hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezken, Mâlikîler sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.
Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir. Şâfiîler'e göre ise bir ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.
B) KEFÂRET ORUCU
Ramazanda özürsüz olarak oruç tutmamak büyük günahtır. Müslüman kişinin mazeretsiz olarak oruç yemesi son derece uzak ihtimaldir. Bununla birlikte ramazanda mazeretsiz olarak kasten oruç yemek, ramazanın saygınlığını ihlâl etmek anlamına geleceği için kefâret ödemek gerekir. Kefâret için genel olarak önerilen üç seçenekten sadece ikisinin günümüzde tatbik imkânı vardır ki bunlardan birisi iki ay peş peşe oruç tutmak, ikincisi 60 fakiri doyurmaktır. Toplumsal şartlar gereği ve bir anlamda köleliğin kaldırılması hedefine yönelik olarak önerilen köle âzat etme seçeneği köleliğin ortadan kalkmasıyla uygulama dışı kalmıştır.
Hanefîler, kefâret seçeneklerinde sıra gözetmenin gerekli olduğunu savundukları için öncelikle iki ay peş peşe oruç tutmayı, bu mümkün olmazsa diğer seçenek olan altmış fakiri doyurma seçeneğinin uygulanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Mâlikîler ise, sıra gözetmeksizin herhangi bir seçeneğin yerine getirilmesini yeterli görmüşlerdir.
Araya hayız ve nifas gibi doğal mazeretlerin girmesi durumu kefâret orucunun peş peşe oluş özelliğine zarar vermez. Bu haller geçtikten sonra yeniden niyet edilerek kalınan yerden devam edilir.
Ramazanda oruç bozmanın kefâretle cezalandırılmasının altında, ramazanın saygınlığına karşı işlenmiş bir suç bulunması yatar. Ramazanda oruç bozmak, ramazan ayına ve ramazan orucuna yapılmış bir hürmetsizlik olduğu için böyle yapan kimseler için kefâret öngörülmüştür. Bu espriyi dikkate alan bazı fakihler, kefâreti oruç tutmamanın değil, orucu bozmanın cezası olarak değerlendirip, ramazan ayında ramazan orucuna niyet edilmediği takdirde oruç yemenin kefâreti gerektirmediğini söylemişlerdir. Fakat bu görüş, pek anlamlı ve isabetli görünmemektedir. Çünkü, niyet etsin veya etmesin, ramazanda mazeretsiz olarak oruç yiyen/tutmayan kişi, ramazan orucuna olmasa bile ramazan ayına saygısızlık etmiş olmaktadır. Öte yandan bir ramazanda birden fazla oruç yemek durumunda sadece bir kefâretin öngörülmesi, kefâret konusunda tek başına orucun değil, bir bütün olarak ramazanın göz önünde tutulduğunu göstermektedir. Şayet kefâretin sebebi ramazan orucu olacak olsaydı, bozulan her bir ramazan orucu için kefârete hükmedilmesi gerekirdi.
Esasen ramazan ile ramazan orucunu birbirinden ayırmak da gerçekte mümkün değildir. O halde Hanefîler'in ortaya attığı bu görüşün anlamı nedir? Öyle sanıyoruz ki, ramazan ayı ile ramazan orucunun birbirinden ayrılması zihnen mümkün olsa bile gerçekte böyle bir şeyin mümkün olmadığını elbette onlar da bilmekteydiler. Fakat hukuk tekniği bakımından kendi görüşleri arasındaki tutarlılığı kaybetmemek ve bu yönden tenkide mâruz kalmamak için bu ayırımı yapmak durumunda kalmışlardır. Bu bakımdan teknik bir ayrıntının sonucu olan bu görüşü, aslî bir görüş gibi değerlendirip, 'canım, niyet etmediğimi
[20/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Kendileri için nelerin helâl kilindigini sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz seyler size helâl kilinmistir Allah'in size ögrettiginden ögretip avci hale getirdiginiz hayvanlarin sizin için yakaladiklarindan da yeyin ve üzerine Allah'in adini anin (besmele çekin) Allah'tan korkun Allah'in hesabi pek çabuktur (MAİDE/4)
[20/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: MİSAFİRLİK (ZİYAFET)
3460 - Ebu Kerime radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bir gece misafir olmak müslümanın hakkıdır. Kim, (bir ev sâhibinin) avlusunda sabahlarsa, ağırlanma masrafı, (ev sahibi) üzerine bir borç olur. (Misafir) dilerse o hakkını alır, dilerse terkeder (almaz).'
Ebu Dâvud, Et'ime 5, (3750).
3461 - Bir başka rivâyette (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın) şöyle söylediği kaydedilmiştir: 'Kim bir cemâate misafir olur ve fakat misafir, (ağırlanmaktan) mahrum kalırsa, -ona yardım, her müslüman üzerine hak (bir vazife) olması hasebiyle- bir gecelik (ağırlanma) masrafını o cemâatin ekininden ve malından alır.'
Ebu Dâvud, Et'ime 5, (3751).
3462 - Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a dedim ki:
'Siz, bizi (sefere) gönderiyorsunuz. Bir yere vardığımız zaman, ahâlisi ihtiyaçlarımızı görmezlerse ne yapmalıyız?' (Resülullah bize) Şu cevabı verdiler:
Bir kavme inince, onlar misafire davranılması gereken muameleyi size de yaparlarsa ikrâmlarını kabül edin. Aksi takdirde, misafire yapmaları gereken ikrâm kadarını onlardan (zorla da olsa) alın.'
Buhari, Edeb 85, Mezâlim 18; Müslim, Lukâta 17, (1727); Ebu Dâvud, Et'ime 5, (3752); Tirmizi, Siyer 32, ( 1589).
3463 - Avf İbnu Mâlik radıyalluhu anh anlatıyor:
'Ey Allah'ın Resûlü dedim, ben bir adama uğrasam, o beni ağırlamasa sonra o bana uğrasa ben ona yaptığını yapayım mı?'
'Hayır! dedi, sen onu ağırla!'
Bir gün Resülullah aleyhissalâtu vesselâm beni eskimiş bir elbise içerisinde görmüştü:
'Senin malın yok mu (da böyle giyiniyorsun)?' diye sordu.
'Allah bana deve, koyun, (sığır, at, köle) her maldan verdi!' dedim.
'Öyleyse buyurdular, üzerinde görülmelidir!'
Tirmizi, Birr 63, (2007).
3464 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır.''
Ebu Dâvud, Et'ime 5, (3749).
3465 - Ebu Şüreyh el-Adevi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim Allah ve âhirete inanıyorsa, misafirine câize'sini ikrâm etsin!'
Yanındakiler sordular:
'Ey Allah'ın Resulü! Câizesi de nedir?' Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı:
'Bir gecesi ve gündüzüdür. Misâfırlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır. Misafire, ev sâhibini günaha sokuncaya kadar yanında kalması hoş değildir.'
Tekrar sordular:
'Misafgir ev sahibini nasıl günaha sokar?' Aleyhissalatu vesselam açıkladı:
'Adamın yanında ikamet eder kalır, halbuki kendisine ikram edecek bir şeyi yoktur.'
Buhari, Edeb 85, 31, Rikak 23; Müslim, Lukata 77, (48); Muvatta, Sıfatu'n-Nebiyy 22, (2, 929); Ebu Davud, Et'ime 5, (3748); Tirmizi, Birr 43, (1968, 1969).
[20/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Süfyan İbnu Abdillah es-Sakafî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü, bana İslâm hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslâm'dan sormaya hacet bırakmasın' dedim. Şu cevabı verdi: 'Allah'a inandım de, sonra da doğru ol' buyurdu.
Müslim, İman 62, (38).
[20/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
[Bakara Sûresi.106]
[20/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Muslim, Duâ, 72;İbn Hibbân, Ed’ıye,No:900)
[20/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ın katında değer ve kıymetini öğrenmek istiyorsan, hangi işte seni ikâme et- tiğine, seni hangi halde tuttuğuna bak![Ataullah İskenderî]
[20/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.İMRÂN BİN HUSAYN
İmrân bin Husayn, Hayber savaşında Müslüman oldu Ondan sonraki bütün savaşlarda Peygamber efendimizin yanında ve hizmetinde bulunmakla şereflendi Peygamber efendimiz kendilerini çok severdi
Eshâb-ı kirâm içinde çok faziletlere sahipti Fikir ilminde üstün derecesi vardı
Duâsı kabûl olunan seçilmişlerdendir Mekke’nin fethinde Huzaa kabîlesinin sancağını taşıdı
Daha hayırlı gelmedi
Hz Ömer halîfe olunca, Basra halkına İslâmiyeti öğretmek için İmrân bin Husayn’i gönderdi
Hasan-i Basrî hazretleri, kendisinden çok hadis-i şerif öğrenmiş ve yemin ederek demiştir ki:
- Basralılar için İmrân’dan daha hayırlı biri gelmemiştir
Abdullah bin Amr, İmrân’i Basra kâdılığına tayin etti Kâdılı'ğı zamanında, iki kişi hüküm vermesi için kendisine geldi Bunlardan birisi şâhidini getirdi, diğeri getiremedi Hüküm şâhit getirenin lehine verildi Şâhit getiremeyen kimse bunu kabûl etmeyip dedi ki: - Bu karar bâtıldır
Hz İmrân bunun üzerine, Abdullah bin Amr’dan azlını isteyerek istifa etti
Yakalandığı hastalığı sebebiyle ne oturabilir, ne de ayakta durabilirdi Kendisine hurma dallarından bir sedir yapmışlardı
Orada günlerini geçirir, Rabbini zikrederdi Otuz sene bu hâl devam etti
Mutarrif bin Abdullah ile kardeşi A’lâ, ziyâretine gittiler Mutarrif, onun bu hâlini görünce ağladı
Hz İmrân, ona sordu:
- Niçin ağlıyorsunuz?
- Senin hâline ağlıyorum
Hz İmrân buyurdu ki:
- Ağlama, ben ölünceye kadar da kimseye söyleme! Melekler benim ziyâretime gelip selâm veriyorlar
Meleklerin selâmını alıyor, onlarla konuşuyorum Onların bu ziyâretlerinden fazlasıyla memnun oluyor, hasta olduğumdan dolayı verilen bu nîmetlere şükrediyorum
Böyle bir hastalık hâlinde Melekleri gören bir kimse, bu dertlere râzı olmaz mı?
Yalnız Kur’andan söyle!
Bir gün İImrân bin Husayn’a birisi dedi ki:
- Bize yalnız Kur’andan söyle!
- Ey ahmak! Kur’an-ı kerimde namazların kaç rekât olduğunu bulabilir misin?
Böyle söyleyerek, hadis-i şeriflerin ve âlimlerin açıklamalarının da lâzım olduğunu bildirdi
İmrân bin Husayn 672 senesinde vefât etti Resûlullah efendimizden 120 hadis-i şerif nakletmiştir
Hz İmrân bin Husayn, hasta yatağında bile ilim öğretirdi Talebelerine şöyle anlattı:
“Peygamber efendimiz, merhametten ayrılmamakla beraber, harp meydanlarında din düşmanlarına karşı şiddetli olurdu Huneyn cenginde, müşrikler onu kuşattığı zaman, atından inerek, “Ben Peygamberim, yalan yok Ben Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’in oğluyum” buyurarak, düşmana saldırdı O gün, Ondan daha cesur ve daha metin kimse görmedim”
Size müjde olsun!
Yine anlatır:
'Birgün Peygamber efendimizin huzuruna Temim oğullarından bir grup gelmişti Peygamberimiz onlara, “Ey Temim oğulları, size müjde olsun” buyurduktan sonra, onlara, insanların yaratılışını ve kıyâmetin kopmasını anlattılar
Temim oğulları, “Bizi müjdeledin Fakat biz, devletin hazinesinden para istiyoruz” diyerek, îman etmediler Sonra Yemen halkından bir grup ziyârete geldi Peygamber efendimiz, Yemenlilere buyurdu ki:
- Ey Yemenliler! Madem ki, Temim oğulları îman etmeyi kabûl etmediler O hayır ve saadet müjdesini siz alınız!
Yemenliler de dediler ki:
- Kabûl ettik yâ Resûlallah! Zaten biz huzurunuza îman etmek için gelmiştik
Peygamber efendimiz, onlara da insanların yaratılışını ve kıyâmetin kopmasını anlattıkları sırada, bir kimse gelerek bana dedi ki:
- Yâ İmrân! Bindiğin deve, yularını sıyırarak kaçtı
Ben de devemi bulmak için, hemen çıkıp baktım Keşke deveyi bıraksaydım da, Resûlullahın mübârek sözlerini dinlemek firsatını kaçırmasaydım”
Hz İmrân bin Husayn, hastalığı sırasında namazlarını nasıl kılacağını Peygamber efendimize sordu Resûlullah efendimiz de ona buyurdu ki:
- Ayakta kıl! Gücün yetmezse, oturarak kıl! Buna da kudretin olmazsa, yan veya sırtüstü yatarak k
[20/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Sahurda ezan bitene kadar yemek yenilebilir mi?
İmsak vakti ezan ile değil, tan yerinin ağarması ile başlar. Bu sebeple ezan okunsun okunmasın imsak vaktinin başlaması ile yeme içmeye son vermek gerekir. Ezanın imsak vaktinden önce okunması, ezanla birlikte oruca başlamayı zorunlu kılmadığı gibi, ezanın geç okunması hâlinde de imsak vaktinin girmesinden sonra yiyip içmek mübah olmaz.
[20/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: ABES
Boş, faydasız şey. Namazda abes hareketler mekruhtur. Elbise ile oynamak gibi. Namazda faydalı hareketin meselâ eli ile alnındaki teri silmenin zararı olmaz. Pantolonun tozunu silkmek, mekruhtur. Kaşınmak abes değilse de, bir rüknde, eli üç kere kaldırmak, namazı bozar . (İbn-i Âbidîn) Abesle meşgul olmak insanı lehv ve la'ba (oyun ve eğlenceye) sürükler. Bâzı lüzumsuz şeyler insanın abes işlere dalmasına sebeb olur. (Murâd-ı Münzâvî)
[20/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Şükür kurbanı ne demektir?
Bir kimse arzu ettiği bir amaca ulaşması veya bir nimete nail olması sebebiyle şükür kurbanı kesebilir. Ancak böyle bir nimeti elde eden kişinin, adakta bulunmadığı sürece, kurban kesmesi zorunlu değildir. Ayrıca Hanefi mezhebine göre temettu veya kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac ve umreyi beraberce yaptıkları için Harem bölgesinde kestikleri kurban da bir tür şükür kurbanıdır.
[20/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: KUBA MESCİDİ
Medine-i Münevvere'ye yaya bir saat mesâfede Kûba köyündedir. Hicret esnâsında bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış ve Kur'ân-ı Kerim'de 'Takvâ Mescidi'diye isimlendirilmiş olan mescidin yerinde bulunmaktadır. Rasûlüllah (s.a) Medine'de olduğu zamanlarda her Cumartesi bu mescidi ziyaret eder ve namaz kılardı.
[20/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı (yani hakkı batıldan ayıran Kur'an'ı) indiren Allah yücelerin yücesidir.'
(Furkan, 25/1)
http://www.duavesureler.com
[20/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri: -Ya Rabbi, infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver, der. Diğeri de: -Ya Rab cimrilik edenin malını telef et, diye dua eder.'
(Buhârî, 'Zekat', 27; Müslim, 'Zekat', 57)
http://www.duavesureler.com
[20/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Sürçmelerimi / hatalarımı azalt, ayıplarımı / kusurlarımı ört, korkumu gider, bana taşkınlık edene karşı beni koru, zulmedene karşı bana yardım et ve bu konuda bana yardımını göster.'
(İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 42, No: 29389)
http://www.duavesureler.com
[20/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: • Ramazan Bayramı Arefesi
'Bayram gecesini, sevabını sırf Allah’tan bekleyerek ibadetle geçiren kişinin kalbi, bütün kalplerin öldüğü günde ölmez!' (Hadis-i Şerif)
Semerkand Takvimi
[20/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Mükâfat Gecesi
Bayram gecesine (arife günü) yevmü’l-câize yani mükâfat gecesi denilir. Bayram sabahı olduğunda Allah [celle celâluhû] yeryüzünün her köşesine meleklerini gönderir. Melekler yeryüzünü dolaşırlar ve sokak başlarını tutarak, insanların ve cinlerin duyamayacağı bir sesle, - Ey Muhammed’in ümmeti! Kerem sahibi Rabb’inizin huzuruna çıkın. Rabb’iniz amellerinizin (oruçlarınızın) karşılığını veriyor ve pek çok günahınızı bağışlıyor, der. İnsanlar bayram namazlarını kılmak için mescidlere gittiklerinde Allah Azze ve Celle meleklerine,
- Ey meleklerim! Çalışan kişinin, işini bitirdikten sonraki ücreti nedir, der. Melekler,
- Ey Rabbimiz! Onun çalışmasının karşılığı ücretinin tastamam ödenmesidir, derler. Allah [celle celâluhû] der ki:
- Ey meleklerim! Ben de sizleri şahit tutuyorum ki, onların ramazanda tuttukları oruçların ve geceleri kıldıkları namazların sevabını, rızam ve affım olarak veriyorum, der. Daha sonra Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey kullarım! Benden isteyeceğinizi isteyin. İzzetime ve celâlime yemin olsun ki, her kim bugün benden dini ve dünyası için bir şey isterse, mutlaka onu vereceğim.
Semerkand Takvimi
[20/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı (yani hakkı batıldan ayıran Kur'an'ı) indiren Allah yücelerin yücesidir.'
(Furkan, 25/1)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=Ol9Z/5QZDyU=
[20/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez) '
(Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=Ol9Z/5QZDyU=
[20/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Rabbim! Beni Sana çok şükreden, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana itaat eden, Sana saygı gösteren, Sana yönelen ve tövbe eden kimse yap...'
(Tirmizî, 'De’avât', 114; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 947; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 42, No: 29381)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=Ol9Z/5QZDyU=
[20/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim. Hadis-i Şerif
[20/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Allah’ın âyetlerine inanmayanları Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
(Nahl, 16/104)
[20/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar,dinini ve ırzını korumuş olur.Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır...
(Al-Bukhari)
[20/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.
( Buhârî)
[20/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Metin
Çok kuvvetli, çok dayanıklı, âcizliği, za'fiyeti ve gevşekliği olmayan
[20/4 22:12] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Allah'ı bilmeye yüz delil
Fahreddîn-i Râzî Herat civarında bozuk inançları yaymakla meşgul olanlarla mücâdele ediyor, Müslümanlar'ı bunların tehlikelerine karşı korumaya çalışıyordu. Üç yüz kadar atlı talebe ve âlim ile Herat'a geldiğinde; hem devlet, hem din büyükleri akın akın ziyaretine gelmiş, alâka göstermişlerdi. Ama birileri vardı ki; ne geliyor, ne de gelme arzusu ızhâr ediyordu. Acaba Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin muhâliflerinden miydi?
Halktan bir zengin, bir gün Fahreddîn-i Râzî hazretlerini bahçesinde yemeğe dâvet etti. Maksadı; ziyaretine gelmeyen zâtı da orada bulundurup, görüşmelerini ve bir yanlış anlamanın meydana gelmemesini temin etmekti.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri, yemekte karşılaştığı ziyaretine gelmeyen zâta,
- Niçin bizi ziyârete gelmediniz? diye sordu. Şöyle cevap verdi o zât:
- Ben fakirin biriyim. Ne ziyâretinize gelişim size bir şeref kazandırır, ne de gelmeyişim size bir şey kaybettirir. Siz mühim kimselerle meşgul olun.
Bu cevap Fahreddîn-i Râzî hazretlerini düşündürdü. Bu defa büsbütün meraklanarak ısrarla suallerini peşi peşine sıraladı:
- Bu, sıradan birinin sözüne benzemiyor. Kalbi-gönlü uyanık birinin cevabıdır bu. Şimdi daha çok meraklandım. Söyleyin lütfen niçin gelmiyorsunuz? Bize vermek istediğiniz bir mesajınız olmalı.
- Sen, 'Müslümanlar'ın benim ziyâretime gelmeleri vâciptir' diyormuşsun. Neden senin ziyâretine gelmek vâcip olsun?
- Ben ilim ehli biriyim. Benim ziyâretime gelenler aslında benim değil, ilmin ziyâretine gelmiş olurlar. Mücâdelemde bana yardımcı olmuş, beni desteklemiş sayılırlar.
- Öyle ise anlat bakalım... İlmin hedefi Allâh'ı bilmek olduğuna göre, nasıl biliyorsun Hazret-i Mevlâ'yı?
- Yüz delil ve burhan ile biliyorum Allah Teâlâ'yı...
- Peki öyleyse, söyler misin; burhan ve delil, şüpheleri gidermek için değil midir? Demek sende bu kadar şüphe varmış ki her birine delil aramış; ancak bu delillerle şüpheni gidermişsin. Halbuki Allahü zû'l-Celâl bana, öyle bir îman verdi ki; şüphenin zerresi bile kalbimde yoktur. Olmayan şeyi gidermek için ne diye delil ve burhan arayayım?
Bu cevaptan sonra bir suskunluk başlar. Neden sonra yerinden kalkan büyük müfessir Fahreddîn-i Râzî hazretleri,
- Uzat elini de öpeyim. Sen sıradan biri değil, bir îman ve ihlâs numûnesi mâneviyât sultânısın. Kim isen söyle de beni daha fazla merakta bırakma.
Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin kulağına eğilen birinin, fısıltı hâlinde söyledikleri şundan ibârettir:
- Konuştuğun zât, Necmüddîn-i Kübrâ hazretleridir.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri hemen diz çöküp rica eder:
- Lütfen beni de kabul buyurun tâlipleriniz arasına da, ben de iştirak edeyim sohbetlerinize...
İşte zâhirî ilimle bâtınî ilmin farkı... İşte zâhirî ilim ehli ile, zû'l-cenâhayn olan mâneviyat erbâbının seviye ve dereceleri... Keza, aralarındaki diyaloğun güzelliği ve hakkı teslim ile neticelenişi... Ve, biribirlerine karşı olan nezâket ve saygıları...
[20/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, mümin bir topluluğun kalplerine şifa versin/gönüllerini ferahlatsın!
وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ
(Tevbe 14)َ
Ve yeşfi sudûre kavmin mu'minîn.
[20/4 22:13] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kimseye Allah hidayet verirse artık onu saptıracak yoktur; Allah'ın saptırdığına da hidayet verecek yoktur. Sözün en hayırlısı Allah'ın Kitabı'dır.
(Müslim, Cum'a, 45)
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —