Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 12:33

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[22/4 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: 68 - Ahir Zamanda İmâmın Elden Gitmesi Bâbı
 
392- Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Affân rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hammâd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Sabit, Enes'den naklen haber verdi ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Yeryüzünde: Allah, Allah diyen kalmadıkça kıyâmet kopmayacaktır.» buyurmuşlar.
 
393- Bize Abd b. Humeyd rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdürrezâk haber verdi.
 
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Sabitten, o da Enes'den naklen haber verdi. Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Allah Allah diyen hiç bir kimsenin üzerine kıyâmet kopmaz.» buyurdular.
 
Bu hadis, kıyâmetin kötüler üzerine kopacağım' bildiriyor. Mâna iti-barile:
 
«Kıyâmet ancak insanların berbâd ve rezilleri üzerine kopar.» hadisi gibidir.
 
Übbînin beyanına göre kıyâmet müminlerin ruhları kabzolunduk-tan sonra kâfirlerin üzerine kopacaktır. Müminler Deccalla cenk ettikten sonra İsâ (aleyhisselâm) ile buluşacaklardır; nihayet Yemen'den gelen bir rüzgârla müminlerin ruhları kabzedilecektir.
 
Bu hadîs:
 
«Ümmetimden bir taife kıyâmet kopuncaya kadar hakka müzahir olmakta devam edeceklerdir.» hadisine muarız gibi görünüyorsa da hakikatta aralarında münâfat yoktur. Çünkü o hadisdeki «kıyâmet kopuncaya kadar»'tabirinden murâd: kıyâmetin yaklaşması yani Yemenden gelecek rüzgârın eseceği zamandır. Zira bu rüzgâr, kıyâmetin alâmetlerinden biridir. Bir şeyin vaktinin yaklaşması o şeyin gelmesi mesabesindedir.
 
«Allah Allah» kelimeleri bazı rivâyetlerde mansubtur. Bu takdirde nasba âmil olan fi'l muzmerdir; ismin tekrarı, fiil yerini tutmuştur. Buna nahiv ilminde «tahzir» derler, ki mef'ulûn bihin bir nev'idir. Tahzir, bir şeyden sakındırmak demektir. O halde «Allâhe Allâhe» cümlesindeki rauzmer fiilde «ihzer» yânî «sakın» fi'lidir. Ve cümlenin mânası: «Allah'dan sakın diyeti hiç bir kimsenin üzerine kıyâmet kopmaz.» şekline girer.
 
Mezkûr kelimeleri merfû' okuyanlar da vardır ki bunlardan biri de İmâm Müslim'dir. Merfû' okunduğu takdirde cümle mübteda ve haber olur.
 
İbn Ca'fer bu hadisi «Allah Allah» yerine «lâ ilâha illallah» kelime-i tevhidile rivâyet etmiştir ki, «Allah Allah», rivâyetinin tefsiri demektir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Madem ki yer yüzünde bir gün «Allah Allah» diyen kalmayacak; o halde bütün ümmet-i Muhammediyye—Ma'âzallâh—- irtidad edecek demektir? Bunun cevabı: Hayır hadisde koca bir ümmetin irtidâdı mevzu-i bahis değil, müslüman kalmayacağından bahsedilmektedir. Müslüman kalmaması ise irtidâdı icâbet-mez.
 
 
 
 
[22/4 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Bir gece bir adam kalkıp yüksek sesle Kur'ân okudu. Sabah olunca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): '(Şu kimseye Allah rahmet buyursun) iskat etmiş olduğum bir âyeti bana hatırlatmış oldu' dedi.'
 
Buharî, Şehâdât 11, Fedâilu'l-Kur'ân 26; Müslim, Müsâfırin 225, (788); Ebu Dâvud, Salât 315, (1331).
 
 
Kütüb-i Sitte
[22/4 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: 25. El ve ayakları yıkarken parmak aralarını yoklayıp hilallemek.(Tirmizi-16)
[22/4 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Ramazan Bayramı’nın 2. Günü
•  TCDD (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları) Genel Müdürlüğü Kuruldu 1924
•  Raman Dağı’nda (Batman) Petrol Bulundu 1940
•  Dünya Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22/4 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Kendilerini temize çıkaranlara ne dersin! Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.” 
 
Nisa 49
[22/4 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Borcunu ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geciktirmesi zulümdür.” 
 
Buhâri, İstikrâz 12
[22/4 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: RAMAZAN BAYRAMINDA SAĞLIK
 
• Ramazan ayının sonlanması ile tüketilecek yiyeceklerin miktarı aniden artırılmamalıdır. Öğün sayısında ve ara öğünlerde dikkatli olunmalıdır.
• Bayram günlerinde hafif bir kahvaltı ile güne başlanmalıdır.
• Ramazan Bayramı süresince mide ve bağırsak rahatsızlıkları yaşanmaması için şeker ve şekerli gıdaların (tatlılar, çikolata vb.) tüketimine dikkat edilmeli ve aşırı yeme eğiliminden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
• Sindirim sisteminin düzenli çalışması ve kabızlıktan korunulması için lif (posa) içeriği yüksek olan sebze, meyve ve kuru baklagiller tüketilmelidir.
• Ramazan ayı boyunca su ve sıvı tüketimin azalmasından dolayı vücutta oluşabilen sıvı kaybının yerine konması için günde en az 2,5- 3 litre sıvı alınmalı; sıvı tüketimini artırmak amacıyla su, ayran, az şekerli limonata, az şekerli/şekersiz komposto/hoşaf gibi sıvı gıdalar gün içinde tüketilmelidir.
• Ramazan ayı boyunca enerji harcamamak için azaltılan fiziksel aktivitenin bu dönemin sonlanmasıyla birlikte arttırılması yararlı olacaktır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[22/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنِ الْتَمَسَ رِضَا اللهِ بِسَخَطِ النَّاسِ رَضِىَ اللهُ عَنْهُ وَأَرْضَى عَنْهُ النَّاسَ. (ض)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim insanların gücenmelerine rağmen Allâhü Teâlâ’nın rızasına sarılırsa, Allâhü Teâlâ, ondan razı olur ve insanları da o kimseden razı kılar.” (Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb)
 
22 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[22/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.), UMMAN MELİKİNE ELÇİ GÖNDERMESİ
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Amr bin Âs’a (r.a.) bir mektup vermiş ve güzel Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi okuyanlardan Ebû Zeyd el-Ensârî (r.a.) ile birlikte Umman Meliki’ni ve kardeşini İslâmiyet’e davet için göndermişti. Onların Umman’da yapacağı vazifeler şunlardı: Eğer Umman halkı, kelime-i şehadet getirmeyi kabul ederek Allâh’a ve Resûlü’ne itaat edecek olurlarsa, Amr bin Âs (r.a.) orada idarî işlerle uğraşacak; Ebû Zeyd (r.a.) ise namaz kıldıracak, halka İslâmiyet’i anlatacak, Kur’ân-ı Kerîm’i ve sünnet-i seniyyeyi öğretecekti.
 
Amr bin Âs (r.a.) şöyle anlatmıştır: Umman’a vardığım zaman, daha mülayim olduğu için önce Melik’in kardeşi Abd bin Cülendâ’nın yanına vardım. Ona, “Ben, Resûlullah (s.a.v.) Hazretlerinin sana ve kardeşine gönderdiği elçisiyim. Seni, bir olan, eşi ve ortağı olmayan Allâhü Teâlâ’ya iman ve ibadet etmeye ve Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm’ın, O’nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet getirmeye davet ediyorum.” dedim.
 
Bundan sonra Abd, “Sizin peygamberiniz neyi emrediyor ve neleri yasaklıyor?” dedi. Ben de “Allâhü Teâlâ’nın emirlerine itaati emreder ve ona âsî olmaktan nehyeder. Ve iyiliği ve sıla-i rahmi (akrabaya iyiliği) emreyler. Zulümden, haksızlıktan, zinadan, içkiden, putlara ve haça tapmaktan nehyeder.” dedim.
 
Melik’in kardeşi Abd, “Ne güzel şeylere davet edermiş! Keşke kardeşim, bana tâbi olsa da gidip Peygamberiniz’e iman getirip tasdik etsek. Amma kardeşim, saltanata düşkün, onu bırakıp başkasına tâbi olmak istemez.” dedi.
 
Ben, “Eğer Müslüman olursa Fahr-i Âlem (s.a.v.) Hazretleri yine kavmine onu hükümdar kılar. Ve zenginlerinden zekât alır, fakirlerine verir.” dedim.
 
Zekâtın ne olduğunu sordu. Ben de anlattım. “Bu, ne güzel bir şeydir.” dedi. Sonra yanından ayrıldım. Birkaç gün bekledim. Abd bin Cülendâ, kardeşiyle buluşup davetimden haber verdi. Sonra beni çağırdılar. İçeri girip mühürlü mektub-ı şerîfi sundum. Mektubu okudu, sonra kardeşine verdi. O da tamamını okudu... (Devamı yarın)
 
 
 
22 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[22/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Acı söz tatlı bir dille güzel ve hoş gelir. Diken gül bahçesinden dolayı gönül çekici olur.[Mevlâna]
[22/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: KARZ-I HASEN
Hiçbir maddi çıkar beklemeksizin sadece Allah'ın rızasını ka- zanmak ve din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla kar- şılıksız borç vermeye karzı hasen denir.
Kur’an’da karzı hasen, ihtiyaç sahiplerine ödünç vermek anla- mında kullanılarak şöyle buyurulmaktadır; “Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.” (Hadîd, 57/11; Ba- kara, 2/245) İhtiyacı olanlara ödünç vermek sadaka vermekten daha güzel bir davranış olarak kabul edilmiştir.
Ödünç verme sırf Allah rızası için olmalı, herhangi bir karşı- lık beklenmemeli ve bir menfaat da şart koşulmamalıdır. Borç karşılığında sağlanan menfaat haramdır.
 
FELÂK SÛRESİ
Mushaf ’ta 113., iniş sırasına göre 20. sırada olan sûre Mek- ke’de nâzil olmuştur.
Adını ilk ayetteki “sabah” anla- mına gelen “felak” kelimesinden alır.
Bir takım kötülüklerden Allah’a sığınmayı öğütlediğinden Nâs sûresiyle birlikte “Muavvize- teyn” adıyla da anılır.
Efendimiz (s.a.s.) bu iki sûrenin en güzel sığınma duaları oldu- ğunu söylemiş ve çok okunma- sını tavsiye etmiştir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Sana söz getiren, senden de söz götürür. Babasına ve annesine itaatli olan, ev- ladını kendisine itaatli bulur.
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)
[22/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Varlığının sonu olmayan
 
Al-Baqi : The Everlasting One whose. 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak' (1)
'O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zâtından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na  döndürüleceksiniz.' (2)
 
 
Hakk'ın dışındaki her şey fânidir. Yani aslında yok olmayı kabul etmektedir. Allah ona nazarı ve varlık elbisesini feyziyle giydirmeseydi, onun için varlık şerefi mümkün olmazdı. Bulunduğu hal üzere kalır, ortaya çıkmamış olurdu. Demek ki Hakk'ın ona nazarından sonra ancak varlık alemine geçmiş aslında Hakk'ın kendine nazarı ile kendisi için sabit olan yokluk üzere kalmamıştır. (3)
O'nun zatından başka herşey, her mevcud aslında, yokluk demektir. Çünkü O'ndan başka her şeyin varlığı kendinden değil, Allah Teâlâ'ya dayandığından her an yok olmayı kabul edici ve yok olmaya hazır olmakla aslında yok demektir veya yok olacaktır. Ancak O zatında diri, ezelî ve ebedî, varlığı kendisiyle var olandır. (4)
Hüküm O'nun, başkasının değil. O'ndan başka hüküm ve hükümet, kanun çıkarmaya ve kanun yapmaya kalkışanların hepsinin hükmü bozulur, ancak O'nunki bozulmaz ve hep O'na döndürüleceksiniz, hepiniz ölümünüzden sonra O'nun huzuruna götürülecek, mahkeme olunacak, ona göre cezanız, mükafatınız ne ise alacaksınız. İşte bütün kıssaların sonu işte bu 'Ve hep O'na döndürüleceksiniz.' hükmüdür. Kimin haddinedir ki bu hükme boyun eğmesin! (4)
Bâki İsminin Anlamları  (5)
Alah'ın varlığı, hiçbir yönden yokluğu kabul etmez.
O, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan tek varlıktır.
Allah, kendi bekası ile Bâki'dir; varlıklar ise ancak onun varlıklarını devam ettirmesi ile var olabilmektedir.
Allah'ın baki  olması demek, asla ölmeyen hayat sahibi ebedi varlık olması demektir.
Bütün varlıklar yok olacak; sadece O'nun varlığı devam edecektir.
Kainat içinde bulunan tüm varlıkların bir sonu vardır. Bir insan doğar, yaşar ve dünyada sürdürdüğü sınırlı ömür sonucunda ölür. Bu son, bütün insanlar için kaçınılmazdır. İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar aleminin de yok oluşu kaçınılmazdır. Onlar da doğduktan bir süre sonra birer birer ölürler. Örneğin bir ağaç yeryüzünde yüzlerce sene yaşayabilir. Fakat en nihayetinde ölmeye mahkumdur. Canlı olan herşey hayatını tüketip toprağın altına girecek ve yok olacaktır. Aynı şekilde cansız varlıkların da bir sonu vardır. Zaman, tümü üzerinde yıpratıcı etkisini gösterir. Örneğin, binlerce yıl önce ihtişam içinde yaşamış kavimlerden bugün yalnızca yıkıntıların geriye kaldığını görürüz. İçinde yaşayan varlıkların bir sonu olduğu gibi kainatın da bir sonu vardır. Kainattaki tüm gökcisimleri, yıldızlar, güneşler bir gün enerjilerini tüketip yok olacaklardır. Veya Allah dilediği başka bir sebeple tüm kainatı yok edecek, kıyamet günü ile ilgili vaadini gerçekleştirecektir.Görüldüğü gibi herşey sonludur; kainat da, yaratılmış tüm varlıklar da. Allah ise yaratandır. Ve sonsuzluk yalnızca kendisine aittir. (6) 
Kaynaklar:
1) Rahman, 27
2) Kasas, 88
3) Elmalı Tefsiri, Rahman, 27
4) Elmalı Tefsiri, Kasas, 88) 
5) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
6) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya, Vural Yayınları, 2000
[22/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Hanefîler'e göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler'in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde 'vâcib' terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.
A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır.
Bunun dışında bir de kefâret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefâret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefâret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir. Kefâret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen ârızî bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu 'muayyen farz', diğerleri ise 'gayr-i muayyen farz' olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir.
Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şâfiî'nin kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vâcip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir.
Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi Hanefîler'e göre vâciptir. Mâlikîler ise kazânın farz olduğunu söylemişlerdir. Şâfiî'ye ve Mâlik'ten başka bir rivayete göre ise, nâfile orucun kazâsı gerekmez.
C) NÂFİLE ORUÇ
Farz ve vâcip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nâfile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nâfile, gereksiz anlamına değil, farz ve vâcip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nâfile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimiz'in sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
Oruç Tutmanın Mendup Olduğu Günler
1. Şevval Orucu. Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimiz'in, ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş
[22/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: Anlayasiniz diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik (YUSUF/2)
 
Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik Eger sana gelen bu ilimden sonra, onlarin arzularina uyarsan, (iste o zaman) Allah tarafindan senin ne bir dostun ne de koruyucun vardir  (RA'D/37)
 
Süphesiz biz onlarin: 'Kur'an'i ona ancak bir insan ögretiyor' dediklerini biliyoruz Kendisine nisbet ettikleri sahsin dili yabancidir Halbuki bu (Kur'an) apaçik bir Arapçadir  (NAHL/103)
 
(Resûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda ikazlari tekrar tekrar açikladik Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur'an) kendileri için bir ibret ortaya koyar  (TAHA/113)
 
Apaçik Arapça bir dille  (ŞUARA/195)
 
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,  (ŞUARA/198)
 
Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik  (ZÜMER/28)
 
(Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açiklanmis bir kitaptir  (FUSSİLET/3)
 
Sehirlerin anasi (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanlari uyarman ve asla süphe olmayan toplanma günüyle onlari korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik (Insanlarin) bir bölümü cennette, bir bölümü de çilgin alevli cehennemdedir  (ŞURA/7)
 
Biz, anlayip düsünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kildik  (ZUHRUF/3)
 
Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa'nin kitabi vardir Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisaniyla indirilmis, dogrulayici bir kitaptir  (AHKAF/12)
[22/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: NASİHAT VE MEŞVERET
 
5718 - Temîmu'd-Dâri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Din nasihatten (hayırhahlıktan) ibarettir!' demişti. Biz sorduk: 'Ey Allah'ın Resûlü! Kimin için hayırhah olmaktır?'
 
'Allah için, Allah'ın kitabı için, Resûlü için ve müslümanların imamları ve hepsi için!' buyurdular.'
 
Müslim, İman 95, (55); Ebu Davud, Edeb 67, (4944); Nesâî, Bey'at 31, (7, 156).
 
5719 - Kime ilme müstenid olmayan bir fetva verilmişse, bunun günahı ona fetva verene aittir. Kim, bir kardeşine, gerçeğin başka olduğunu bile bile, farklı bir irşadda bulunursa ona ihanet etmiş olur.'
 
Ebu Dâvud, İlm 8, (3657).
 
5720 - Ümmü Seleme ve Ebu Hureyre radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Müsteşar mü'temendir.'
 
Tirmizi, Edeb 57, (2823, 2824), Zühd 39, (2370); Ebu Davud, Edeb 123, (5128); İbnu Mace, Edeb 37, (3745).
[22/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır'. 
Nesâî, İman 9, (8, 105). Buhârî, Salat 28. 
Hadisi Nesâî tahric etmiştir. Ancak, Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak: 
Tirmizî, İman 2, (2611); Ebu Dâvud, Cihad 104, (2641).
[22/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
[Bakara Sûresi.107]
[22/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Beni bağışla, bana hidayet nasib eyle, bana rızık ver, beni afiyette daim eyle ve bana merhamet et.” (Muslim, Zikir ve Duâ, 35)
[22/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ın nimetlerine şükretmek, o nimetin devamına ve artmasına sebep olur.[İmam Gazzâli]
[22/4 22:05] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.KA'B BİN MALİK
 
Arabistan'ın ileri gelen şâirlerinden biri idi İslâmiyetin Medîne'de hızla yayılmasından sonra yapılan ikinci Akabe bî'atına katılmış ve orada Müslüman olmuştu.
 
Hz Kâ'b'ın hali vakti yerindeydi Tebük Gazâsına gidilecekti Daha önceki gazâlarda gidilecek yeri hiç söylemeyen Peygamber efendimiz, bu defa Müslümanları topladı ve Tebük'e sefer yapılacağını haber verdi 
Mevsim sıcaktı ve meyveler olgunlaşmıştı Herkes hummalı bir şekilde sefere hazırlanırken Hz Kâ'b; 'hazırlığı ne zaman olsa yapabilirim' diyerek, kendi işleriyle oyalandı Öyle ki, Peygamber yola çıktığı zaman Kâ'b'ın hiçbir hazırlığı yoktu Hemen hazırlanmak üzere evinden çıktı, ama hiçbir şey yapamadan döndü Kendisi bunu şöyle anlatır: 
'Yola çıkıp arkalarından yetişmeyi düşündüm Keşke yapmış olsaydım Fakat bu da mümkün olmadı Resûlullah efendimiz bu gazâya gittikten sonra insanlar arasına çıktığımda, kendime arkadaş olarak ancak münâfıklık damgası vurulmuş kimseleri, yâhut âcizleri görmem beni kederlendirdi' 
Tebük'e varıncaya kadar onun ismini anmayan Hz Peygamber, orada Kâ'b'ın ne yaptığını sordu Müslümanlardan biri, (elbiselerine ve boyuna bakıp gururlanması onu cihâd yolundan alıkoydu) deyince, Mu'âz bin Cebel hemen müdâhale ederek Kâ'b hakkında iyilikten başka birşey bilmediklerini söyledi Bu cevap üzerine Hz Peygamber sükût etti.
 
Sefer sona erip de Müslümanlar Medîne'ye doğru harekete geçince, Kâ'b'ı müthiş bir endişe ve telâş kapladı Resûlullah efendimiz dönünce ona ne diyeceğini düşünüyordu Bu arada aklına birçok mâzeretler geliyor, ama o Resûlullaha yalan söylemeyi nefsine yediremiyordu 
Nitekim Resûlullah'ın Medîne'ye geldiği haberi ulaşınca Kâ'b doğruca Peygamberimizin huzuruna gidip ona hakîkati olduğu gibi söylemeye karar verdi Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor: 
 
'Resûlullah efendimizin huzûruna varınca selâm verdiğim zaman, bana gazâblı bir gülümseyişle, 'Gel' buyurdular Yürüyüp yanına vardım ve önüne oturdum Bana sordular: 
- Seni geride bırakan nedir? Bana yardım etmek üzere Akabe'de bana bî'at etmemiş miydin? 
- Evet, yâ Resûlallah! Allahü teâlâya yemin ederim ki, sizden başka şu dünya halkından birisinin yanında bulunsaydım, özür beyân ederek onun gazâbından kurtulabileceğimi zannederdim Zîrâ söz söylemesini bilirim 
- Vallahi, biliyorum ki, bugün yalan söyleyip sizi memnun etsem de Allahü teâlâ sizi bana gücendirebilir Eğer doğrusunu söylersem siz bana kızacaksınız 
Lâkin ben doğruyu söylemekle Allah'tan hayırlı netîce beklerim Yemin ederim ki, gazâdan geri kalmam için hiçbir özrüm yoktu Hiçbir zaman, sizden ayrılıp kaldığım zamandakinden daha kuvvetli ve zengin değildim .
 
Kâ'b Resûlullah'a doğruyu söylerken gözleri önünde, ba'zı münâfıklar yalan mâzeretlerle Peygamberimizin huzuruna çıkmışlar; Peygamberimiz de bunların bu mâzeretlerini kabûl ederek kalblerinde yatan niyeti Allah'a havâle etmişti Fakat Kâ'b Allah ve Resûlü huzurunda doğruluktan ayrılmadı 
Kâ'b bin Mâlik'in bu şekilde mâzeret belirtmemesi üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki: 
- İşte Kâ'b doğru söyledi Kalk, Allahü teâlâ senin hakkında hükmünü verinceye kadar bekle! 
Kalktım Evime gelirken, Selimeoğullarından ba'zı kişiler, benimle birlikte geldiler ve bana dediler ki: 
- Vallahi, biz, seni bundan önce bir günâh işlemiş kimse olarak bilmiyoruz Ne çâre ki, sen, seferden geri kalan kişilerin özür diledikleri şekilde Resûlullah efendimizden özür dilemedin ve çok âciz duruma düştün! Hâlbuki, Resûlullah senin hakkındaki mağfiret dileği, günâhını bağışlatmaya yeterdi! 
Vallahi, Selimeoğulları, beni kınamaya o kadar devam ettiler ki, nihayet Resûlullah efendimizin yanına dönmek, kendimi yalanlamak istedim Sonra, onlara sordum: 
- Bu duruma düşen benden başka, benimle birlikte bir kimse var mıdır? 
- Evet! İki ki
[22/4 22:06] Ömer Tarık Yılmaz: Şevval orucunun hükmü nedir?
 
Ramazan ayından sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, “Sıyam”, 24; Tirmizî, “Savm”, 53) buyurarak, Şevval ayında altı gün oruç tutmayı teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.
[22/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: ADÂLET
 
Her işte hakkı gözetme ve orta yolu tutma. Haklıya hakkını verme. Haksızlıktan sakınma. Zulmün zıddı, kânun önünde eşitlik. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki  Ey îmân edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adâletten alıkoymasın. Âdil olunuz! (Mâide sûresi  8) Muhakkak ki Allahü teâlâ adâleti, ihsânı (iyilik yapmayı) ve akrabâya muhtac oldukları şeyleri vermeyi emreder... (Nahl sûresi  90) Hak ve adâlet üzere bir gün hâkimlik yapmağı, bir sene devâmlı gazâ etmekten daha çok severim. (Hadîs-i şerîf-Taberânî) Bir saat adâlet ile idârecilik yapmak, altmış sene nâfile ibâdet yapmaktan daha iyidir. (Hadîs-i şerîf-İslâm Ahlâkı) Adâlet mülkün temelidir. (Hazret-i Ömer) Adâlet üç kısımdır  a) Allahü teâlâya kulluk etmek. Bunda sâhibinin hakkını gözetmek vardır. Her insanın yaradanına karşı borçlu olduğu bu kulluk vazîfesini yerine getirmesi vâcibdir. b) İnsanların hakkını gözetmek. c) Vefât eden geçmişlerin hakkını gözetmek yâni onların borçlarını ödemek ve vasiyetlerini yerine getirmek. (Kınalızâde Ali Efendi)
[22/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: Kimler kurban kesmekle yükümlüdür?
 
Kurban kesmek, akil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslümanın yerine getireceği mali bir ibadettir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 70). İster nami (artıcı) olsun isterse nami olmasın temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (Mevsıli, el-İhtiyar, İstanbul, I, 99-100, 123; V, 723; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 312).
[22/4 22:07] Ömer Tarık Yılmaz: MEKKÎ
 
 
 
Mekke'de ve mîkat sınırları içinde ikâmet edenlerdir.
[22/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Rahmân'ın has kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, 'selâm!' der (geçer)ler.'
(Furkan, 25/63)
 http://www.duavesureler.com
[22/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Herhangi biriniz, ‘Rabbime kaç defa dua ettim de duamı kabul etmedi', diyerek acele etmedikçe duası kabul edilir.'
(Buhârî, 'De'avâ',t 22; Müslim, 'Zikir', 90, 91)
 http://www.duavesureler.com
[22/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım! Şüphesiz ben nefsime çok zulmettim, günahları bağışlayacak olan yalnız Sensin. Öyleyse katından bir af ile beni bağışla. Bana merhamet et, çünkü bağışlaması ve rahmeti çok olan sadece Sensin'
(Buhârî, 'Ezan', 149; Müslim, 'Zikir', 48)
 http://www.duavesureler.com
[22/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: • Ramazan Bayramı 2. Gün
'Doğru kimse, dili hak ve gerçek olanı anlatan kimsedir.' Zünnûn-i Mısrî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[22/4 22:08] Ömer Tarık Yılmaz: Hakikatin Peşinde
 
Bayram kavramının en özel anlamı ise insanın kendi varlığının özünü idrak edebilmesidir. Gönlümüzde yaşadığımız bayram gerçek bayramdır. İnsanın kendi özünü bilmesi, bayramın özünü bilmesi demektir. Allah’ın varlığını hissederek insanın ne olduğunu anlamaya çalışırsak, Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin,  Bayram özünü bildi, aradığını gönlünde buldu, bayramım imdi  dediği o muhteşem noktaya gelebiliriz. Bayramlar nasıl birbirimizi kavuşturuyorsa, hayatımız da bizleri gerçek kavuşturucuya kavuşturmalıdır. Dolayısıyla insan ancak hakikati keşfettiğinde kendisini tanıyabilir:
 
Bayram özünü bildi
 
Bileni anda buldu
 
Bulan ol kendü oldu
 
Sen seni bil, sen seni.
 
(Hacı Bayram-ı Velî)
 
Kendini bilen insanın her günü, her anı bayramdır. Hak ile birlikte olduğu şuurunda olmak, varlığını O’nda eritip O’nda, O’nunla bulmak insan için bütün bayramları kapsayacak en büyük bayram olmaz mı?
 
Semerkand Takvimi
[22/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Rahmân'ın has kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, 'selâm!' der (geçer)ler.'
(Furkan, 25/63)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=5wgXPyrjjFs=
[22/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmazsan dilediğini yap!” sözüdür. '
(Buhârî, “Ehadisü’l-Enbiyâ”, 54; Ebu Dâvûd, “Edeb”, 6)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=5wgXPyrjjFs=
[22/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Senden dinde sebat etmemi istiyorum. Senden doğrulukta kararlı olmak istiyorum. Senden nimetlerine şükretmek ve ibadetlerini en güzel biçimde yapmak istiyorum...'
(Tirmizî, 'De’avât', 23; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 35, No: 35, 29349)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=5wgXPyrjjFs=
[22/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Hadis-i Şerif
[22/4 22:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Allah rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.
 
(Ra’d, 13/26)
[22/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
İnsanların Allah'tan en uzak olanı, katı kalpli kimselerdir.
 
(Al-Tirmidhi)
[22/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Şüpheden, şirkten, İslâm’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten, münafıklıktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.
[22/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Mukit
 
Her şeye gücü yeten, rızık veren, yapılanları bilen, koruyan, mükâfat veren
[22/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Allah'ın Emaneti
 
   Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:  
 
 - Babasına haber vermeyin. 
 
 Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:  
 
 - Gördüğünden şimdi çok iyidir, der. 
 
 Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:  
 
 - Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?  
 
 - Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.  
 
 - O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı.  
 
 Ebu Talha bu sözü duyunca :  
 
 - Biz Allah için  halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder. 
 
 Sabah olunca gidip Resulullah'a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.):  
 
 - Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha'ya ver, diye dua eder. 
 
 Nitekim, dokuz ay dokuz gün sonra Abdullah diye bir çocukları olur. Çocuk, Peygamberimizin himayelerinde büyürler, İslam Tarihinde önemli bir şahsiyet olur.
[22/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.
رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ
(Âli İmrân 194)َ
Rabbenâ ve âtinâ mâ vaadtenâ alâ rusulike ve lâ tuhzinâ yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), inneke lâ tuhliful mîâd(mîâde).
[22/4 22:10] Ömer Tarık Yılmaz: …Allah rızasını umarak ailen için yaptığın her harcamadan muhakkak ecir alırsın, eşinin ağzına koyduğun bir lokmadan bile!
(Buhârî, Cenâiz, 36)
[22/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET......... ŞEVVAL AYINDA ORUÇ

Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, Ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yâni hilâl görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilâli görerek Ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, Ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç, sâhih olmadığı için, iki gün kazâ tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır.

Her zaman, oruç tutmak sevaptır. Şevval ayında tutulan orucun, çok sevâbı vardır.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Ramazan orucu ile Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.”
“Ramazan ayı orucu 10 aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da 2 aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevâbına kavuşulur.” 
“Ramazandan sonra, Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.”
Bu ayda tutulan nafile veya kazâ oruçlarını, Pazartesi ve Perşembe günleri tutmak daha iyidir.

 

TARİH............ABD’NİN BÜYÜK KATLİAMLARI

 

Türkiye’yi 1915’de katliamla suçlayan ABD’nin tarihi kapkara:

1492’de Amerika keşfinden sonra 70 milyon Kızılderili katledildi.
16 ve 19’uncu yüzyılları arasında 15 milyon Afrikalı köleleştirildi. Kötü muamele yüzünden milyonlarcası hayatını kaybetti.
1945’de Japonya’ya 2 atom bombası attı ve 350 bin kişi öldü.
1945’de Almanya Saksonya bombalandı, 200 bin kişi öldü.
1950’de 3 senede Kuzey Kore’de 4 milyona yakın insan öldü.
1950’de Guatemala’da CIA darbesinde 200 bin sivil öldü.
1950-1959’da Küba’da Batista destekli 60 bin kişi katledildi.
 1962-1975’de Vietnam Savaşı’nda 3 milyon sivil öldü.
1991-1998 arası 1 milyonun üzerinden Iraklı hayatını kaybetti.
2003’de Irak’ı işgâl edip, 1 milyondan fazla Iraklıyı katletti.
2011-2022 arasında Suriye ve Iraklı yüz binlerce insan öldü.

 

ZEKÂ BULMACASI.................KEDİ İLE FARE

 

 Fare duvardaki delikten 20 adım uzakta. Kedi fareden 5 sıçrayış uzakta. Kedi bir sıçrayışında fare 3 adım atıyor. Kedinin bir sıçrayışı 10 fare adımı kadar. Kedi fareyi yakalayabilir mi?  (Cevabı yarın)

 
 
22.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[22/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Hüreyre (ra)
Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıl(lık yürüme mesafesi) vardır.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Cennet 4, (2531)
 
Hadisin Açıklaması:
Kaydettiğimiz bu beş hadis, cennetle ilgili bazı tavsif ve tariflerde bulunmaktadır. Şöyle ki:
 
1- Cennet tek dereceli değildir. Başlıca yüz derecesi vardır. Her  dereceninmesafesi diğer dereceye kadar çok fazladır. Demek ki derece içerisinde de tali tabakalar, mertebeler vardır. Cennetlikler, ameline uygun bir derecede yerini alacaktır. Nitekim bazı alimler yüz derece tabiriyle çokluğun kastedildiğini belirtirler. Cehennem de böyledir,  küfürdeki şiddetine göre her bir  kâfir bir derekede yerini alacaktır. Ayet-i kerime münafıkların atşeşin en aşağı tabakasında yer alacaklarını ifade eder. 'Şüphesiz ki münafıklar cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar...' (Nisa 145).
 
Dereceler arasındaki mesafeler hadislerde farklıdır. Bazısında beşyüz yürüme yılı, bazısında daha az, daha çok denmiştir. Münavî, arada tearuz olmadığını söyler ve yürümelerin farklı süratlerde vuku bulduğuna dikkat çeker.
 
2- Firdevs: Her çeşit bitkiyi cem'eden bahçe, bostan  manasına gelir. Ancak 'Üzüm asmalarının bulunduğu bahçedir' denmiştir. Kelimenin Rumca, Kıptice ve hatta Süryanice olduğu iddia edilmiştir.
 
Buradan çıkan dört ana nehirden maksad, başka rivayetlerde açıklanmıştır: Biri su, biri süt, biri hamr,  biri bal nehridir.
 
Firdevs cenneti  hepsinin  yukarısında, hepsinden üstün olduğu için Allah'tan öncelikle bunun taleb edilmesi tavsiye edilmiştir. Şu halde mü'min Allah'tan bir şey isterken en yüceyi, en büyüğü, en fazlayı istemelidir. Onun rahmetine sınır olmadığı için Allah'tan isterken kanaatkâr olmak, mütevazi davranmak fazilet değildir.
 
3- Cennetteki ağacın Tûba ağacı olduğu söylenmiştir. Ancak gölge kelimesinin, örfî manası anlaşılmamalıdır. Çünkü dilimizde gölge deyince güneş sıcaklığına karşı hasıl edilen korunma hatıra gelir. Halbuki ahirette güneş olmayacaktır. Öyleyse gölgeden maksad, ağacın hasıl ettiği nimetler ve rahatlık olmalıdır. Yani cennetin  neresine gidilse cennetî saadetin dışına çıkılmayacak demektir. Zıll=gölge kelimesi Arapçada 'himaye' manasına da kullanılır. Onun zıllinde demek, onun kanatları, himayesi altında demektir.
 
4- Cennetteki her ağacın gövdesinin altından olmasına gelince, bu ibare oradaki  ağacın me'lufumuz olan dünyevî ağaçlar gibi olmadığını beyan eder. Altın,  çürümeyen bir maddedir. Öyleyse cennet ağacının altından olması, onun ebedi, çürümez bir mahiyette olacağının ifadesidir. Bir hadis şöyledir: 'Cennette bir ağaç vardır, gövdeleri altından, dalları zeberced incidendir. Rüzgâr estikçe bunlar birbirine çarparak öyle bir name çıkarırlar ki hiçbir kulak böylesine tatlı bir ses işitmemiştir.' İbnu Abbas'ın bir rivayetinde: 'Cennet hurmalarının gövdeleri yeşil zümrüttendir. Dallarının sapı kızıl altından, yaprakları da cennet ehlinin kisvesindendir. Ceketleri  ve hulleleri bundan yapılır. Onun meyvesi  ise, küp ve kovalar gibi iri, sütten beyaz, baldan tatlı, kaymaktan daha yumuşaktır, onlarda  çürük yoktur' denmiştir.
 
Cennet ehlinin bu ağaç altında sohbet edip dünya hatıralarını tazeleyecekleri; eğlence arzu ettikleri zaman, Allah'ın göndereceği bir rüzgârla ağacın kımıldayıp, dünyadaki her çeşit eğlenceyi ortaya koyacağı ifade edilmiştir
[22/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Fetihden evvel infâk edip çarpışanlarınız diğerlerine müsâvî olmaz. Onlar, sonradan infâk edip çarpışanlardan derece itibâriyle daha büyüktür. Bununla berâber hepsine de Allah cenneti va’d buyurdu. Allah yaptıklarınızdan haberdârdır. (Hadîd Sûresi, âyet 10)
[22/4 22:11] Ömer Tarık Yılmaz: Resulullah (sav) ölmek üzere olan bir gencin yanına girmisti. Hemen sordu: Kendini nasıl buluyorsun? Ey Allah'ın Resulü, Allah'tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum diye cevap verdi. Resulullah (sav) da su açıklamayı yaptı: Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birlesti mi Allah o kulun ümid ettiği seyi mutlak verir ve korktuğu seyden de onu emin kılar. Ravi: Tirmizi, Cenaiz 11, (983); İbnu Mace, Zühd 31, (4261)
[22/4 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
(Bir gün): 'Ey Allah'ın Resulü! Biz, şu köpeklerle avlanıyoruz. Bunlardan bize helal olanı hangisidir?' diye sormuştum, şu açıklamayı yaptı: 'Muallem (terbiye edilmiş) köpeğini besmele çekerek gönderdin mi, senin için tuttuğunu ye. Ancak köpek kendisi yemeye kalkmışsa onu yeme. Zira bu durumda ben, avı köpeğin kendisi için yakalamış olmasından korkarım. Eğer senin gönderdiğin köpeklere başka bir köpek karıştı da (hangisinin yakaladığı belli değilse) yine yeme.'
 
Kaynak : Buhari, Büyu 3, Zebaih 1, 2, 3, 7, 8, 9, 10, Tevhid 13, Müslim, Sayd 1, (1929), Ebu Davud, Sayd 2, (2847-2851), Tirmizi, Sayd 1-7, (1465-1471), Nesai, Sayd 1-8, (7, 179-183), 19-23, (7, 193-195)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[22/4 22:16] Ömer Tarık Yılmaz: رسولُ اللهِ
 
: اقْرَؤُا إن شِئْتُمْ: فَهَلْ عَسَيْتُمْ إن تَوَلَّيْتُمْ أن تُفْسِدُوا فِي الأرض وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ اُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمَى اَبْصَارَهُمْ .
وَفِى رِوَايَةٍ لِلْبُخَارِىِّ: فَقال الله تعالى: مَنْ وَصَلَكِ وَصَلْتُهُ، وَمَنْ قَطَعَكِ قَطَعْتُهُ.
 
317: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yaratma işini bitirdiğinde akrabalık ve kardeşlik bağı Allah’ın huzurunda durarak: Bu duruş akrabalık ve kardeşlik alakasını kesenden sana sığınma duruşudur, dedi. Allah da: Pekala seni koruyup gözeteni gözetmeme seninle ilgisini kesenden münasebeti kesmeme razı olur musun? Diye sordu. Kardeşlik ve akrabalık bağı evet razıyım dedi. Bunun üzerine Allah:
 
-Sana bu hak verilmiştir, buyurdu.
 
Bunları anlattıktan sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) isterseniz bu gerçeği doğrulayan şu ayeti okuyunuz, buyurdu:
 
“Demek siz iş başına gelecek olursanız, yeryüzünde fesad çıkaracak ve akrabalık bağlarını parçalayacak mısınız? Onlar öyle kimseledir ki Allah onları lanetlemiş (kulaklarını) sağır, gözlerini kör etmiştir.” (47 Muhammed 22-23) (Buhari Edeb 13, Müslim, Birr 16)
 
* Buhari’nin başka bir rivayeti ise şöyledir:
 
“Ey akrabalık bağı seni gözeteni gözetirim, seninle ilgiyi kesenden ben de ilgiyi keserim.” (Buhari, Edeb 13)
 
318- وَعَنْهُ قال : جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ
 
فَقال : يَا رَسُولَ اللهِ مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ صَحَابَتِي؟ قال : أُمُّكَ قال : ثُمَّ مَنْ؟ قال : ثُمَّ أُمُّكَ قال : ثُمَّ مَنْ؟ قال : ثُمَّ أُمُّكَ قال : ثُمَّ مَن؟ ْ قال : ثُمَّ أَبُوكَ .
وَفِى رِوَايَةٍ: يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ الصُّحْبَةِ؟ قال : أُمُّكَ , ثُمَّ أُمُّكَ, ثُمَّ أُمُّكَ , ثُمَّ أَبُوكَ , ثُمَّ أَدْنَاكَ أَدْنَاكَ.
 
318: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek: İnsanlar arasında kendisine en iyi davranmam gereken kimdir? Diye sordum. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Annen’dir” buyurdular. Adam ondan sonra kimdir diye sordu. Rasulullah yine “Annen’dir” buyurdu. Adam tekrar kim gelir diye sordu. Yine “Annen’dir” buyurdular. Sonra kimdir deyince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) “Baban’dır” buyurdu. (Buhari, Edeb 2, Müslim Birr 1)
 
* Müslim’in diğer bir rivayetinde: Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir sorusuna Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): Annen Annen Annen, Sonra Baban Sonra da yakın akrabalarındır, buyurdu. (Müslim, Birr 2)
[22/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: Allah sizi, yeminlerinizdeki rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
-Maide Suresi, 89
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[22/4 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3558]
 
Ebu Ümâme el-Bâhili radıyallahu anh anlatıyor: 'Amr İbnu Abese radıyallahu anh'ı dinledim, diyordu ki: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: 'Abdest nasıl alınır?'' diye sordum. Şöyle açıkladı:  
 
'Abdest mi? Abdest alınca şöyle yaparsın: Önce iki avucunu tertemiz yıkarsın. Sonra yüzünü ve dirseklerine kadar ellerini yıkarsın. Başını meshedersin, sonra da topuklarına kadar ayaklarını yıkarsın. (Bunları tamamladın mı) bütün günahlarından arınmış olursun. Bir de yüzünü Aziz ve Celil olan Allah için (secdeye) koyarsan, anandan doğduğun gün gibi, hatalarından çıkmış olursun.''  
 
Ebu Ümâme der ki: 'Ey Amr İbnu Abese dedim, ne söylediğine dikkat et! Bu söylediklerinin hepsi bir defasında veriliyor mu?  
 
'Vallahi dedi, bilesin ki artık yaşım ilerledi, ecelim yaklaştı, (Allah'tan ölümden çok korkar bir haldeyim), ne ihtiyacım var ki, Allah Resülü hakkında yalan söyleyeyim! Andolsun söylediklerim, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'dan kulaklarımın işitip, hafızamın da zabtettiklerinden başkası değildir.' 
 
Müslim, Müsâfırin 294, (832); Nesâi, Tahâret 108, (1, 91, 92). 
 
Bu hadis, Nesâi'nin metninden alınmadır. Amr İbnu Abese radıyallahu anh'ın müslüman oluşunu anlatan uzunca bir hadisin son kısmıdır.
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[22/4 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretecek. - Âl-i imrân - 48. Ayet
[22/4 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: Ey Allahım! Ben kendime çok zulmettim, günahları ancak sen bağışlarsın. Mağfiretinle beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz sen çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. - Tirmizî, De'avât, 96
[22/4 22:30] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Kullarını mahşerde topladığın veya mahşerde kaldırdığın gün beni azabından koru.”  - Tirmizî, Deavât, 18
[22/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Tövbe; dönmek, pişman olmak, günahı terk etmek anlamlarına gelir. Yüce Allah’ın isimlerinden biri olan et-Tevvâb ise kullarının tövbesini sürekli kabul eden, onları cezalandırmaktan vazgeçen, affeden manasındadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Günahtan tövbe etmek, günahı terk edip bir daha ona dönmemektir.” (İbn Hanbel, I, 446) buyurmaktadır. Allahu Teâlâ da ayet-i kerimede böylesi bir tövbeyle O’na yönelenlere: “Ben tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olanım.” (Bakara, 2/160) buyurmaktadır. Yaptıklarımızı bilen (Şûrâ, 42/25), günahımızı bağışlayan da O’dur (Mü’min, 40/3). O, dilediğinin tövbesini kabul eder (Tevbe, 9/15), et-Tevvâb ismi ile tövbe edenleri ise çok sever (Bakara, 2/222). Tevvâb ismi Kur’an’da duadan, tövbeden ve tövbe emrinden bahseden ayetlerde geçmekte, peygamberlerin tövbe ve dualarında bu ismi celilin nasıl kullanılacağına dair örnekler bulunmaktadır. Bunlardan biri de Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in duasıdır: “Ey Rabbimiz! Tövbemizi kabul et. Çünkü sen tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edensin.” (Bakara, 2/128). - ET-TEVVÂB
[22/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek
[22/4 22:31] Ömer Tarık Yılmaz: ; Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de
[22/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmü Ammâre radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
 
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
 
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
 
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
 
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
 
MENDİL
 
3619 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdest aldıktan sonra kurulandığı bir bezi vardı.''
 
Tirmizi, Tahâret 40, (53).
 
3620 - Hz. Mu'âz radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu.''
 
Tirmizi, Tahâret 40, (54).
 
DUA VE BESMELE
 
3621 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular: 'Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 48, (101).
 
3622 - Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki:
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur.'
 
Tirmizi, Tahâret 20, (25).
 
3623 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini
[22/4 22:32] Ömer Tarık Yılmaz: ni’meti acaba kime verirler?
 
Şaşılacak şeydir ki, önce, her belâ ve sıkıntı gelince sevinirdim, derd ve belâ arardım. Elimden dünyâlık çıkınca da tatlı gelirdi. Hep böyle olmasını isterdim. Şimdi ise, sebebler âlemine getirdiler. Kendi zevallılığımı, aşağılığımı görmeye başladım. Az bir sıkıntı gelince, hemen üzülüyorum. Her ne kadar üzüntü çabuk bitiyor, hiç kalmıyor ise de, önce üzüntü gelmeden olmuyor. Bunun gibi önce, belâların ve sıkıntıların gitmesi için düâ ederken, bunların gitmesini, yok olmasını düşünmüyordum. (Bana yalvarınız!) emrine uymak istiyordum. Şimdi ise, belâların, sıkıntıların gitmesi için düâ ediyorum. Eskiden korkular, üzüntüler yok olmuşdu, şimdi yine geldiler.
 
Eski hâllerin hep sekr, şü’ûrsuzlukdan ileri geldiğini anladım. Sahv, ya’nî şü’ûrlu olunca, câhiller için olan şeyler hâsıl olmakdadır. Böylece zevallılık, yalvarmak, korkmak, üzülmek, sıkılmak, sevinmek oluyor. Başlangıçda düâ etmek, belâdan kurtulmak için değildi. Bunu düşünmek gönlüme iyi gelmiyordu. Fekat, hâl kaplamışdı. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” düâlarının böyle olmadığını düşünüyordum. Onlar, bir şeye kavuşmak için düâ ediyorlardı. Şimdi, bu hâl ile şereflendirdiler. İşin iç yüzünü açıkladılar. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât” düâlarının zevallılıkla, düşkünlükle, korku ile olduğu, yalnız emre uymak için olmadığı anlaşıldı. Yalnız yüksek emrinize uymuş olmak için, hâsıl olan şeylerden bir çoğunu arasıra bildirmekle saygısızlık yapmakdayım.
 
7
YEDİNCİ MEKTÛB
 
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kendisinin şaşılacak
[22/4 22:33] Ömer Tarık Yılmaz: Ziyaret Tavafı
 
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Ziyaret Tavafı
Tavaf, “bir şeyin etrafında dolaşmak, dönmek” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise tavaf, Hacerülesved’in bulunduğu köşeden veya hizasından b
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N