Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 12:46

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[23/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: 70 - İmanı Zaif Olduğu İçin İmanından Korkulan Kimsenin Kalbini Yatıştırma ve Kati Delil Olmadıkça Kati Surette Îman Hükmü Vermekten Nehi Bâbı
 
395- Bize İbn Ebû Ömer rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Süfyan Zühri'den, o da Âmir b. Sa'd'dan, o da Babasından (m) naklen rivâyet
 
 (6?4) Ebû İshâk Sa'd b. Ebû Vakkaas (radıyallahü anh): Ensar-ı Kiramdan ve hayatlarında cennetle müjdelenen bahtiyarlardandır. Bedir gazasiyle diğer bütün gazalara iştirak etmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den 270 hadîs rivâyet etmiştir. Vefat tarihi 55 veya 57 dir.
 
etti. Babası Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) (askere) bazı şeyler taksim etti. Ben:
 
— Yâ Resulâllâh, filâna da ver; çünkü o mü'mindir, dedim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Yahut müslimdir.» buyurdu. Ben sözümü üç defa tekrarladım. O da bana üç defa: «Yahut müslimdir.» diye red cevabı verdi. Sonra:
 
«Ben —kendimce başkası daha lâyık olduğu halde— (bazen) bir adama (sırf) Allah onu yüzü üstü cehenneme atmasın endişesi ile (bir şeyler) veriyorum.» buyurdular.
 
396- Bana Zübeyr b. Harb rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yâkûb b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Şihâbın kardeşi oğlu, Amcasın-rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Amir b. Sa'd b. Ebû Vakkaas, Babası Sa'd'dan naklen haber verdi ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), (Sa'd'da aralarında oturmakta iken bir kaç kişiye dünyalık vermiş. Sa'd hâdiseyi anlatırken) Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlardan birini bıraktı; ona bir şey vermedi. Halbuki en çok beğendiğim o idi. Bunun üzerine ben:
 
— Yâ Resulâllâh, filânı neye bıraktın? Vallahi ben onu pek mü'mîn görüyorum, dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«Yahut müslim.» dedi.
 
Biraz sustum. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çalarak: — «Yâ Resulâllâh! Filânı neye bıraktın? Vallahi ben onu pek mü'min görüyorum, dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine: «Yahut müslim» buyurdu.
 
Biraz daha sustum. Sonra yine o zat hakkındaki bilgim galebe çaldı. Ve: Yâ Resulâllâh! Filânı neye bıraktın? Vallahi ben onu pek mü'min görüyorum, dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) tekrar:
 
«Yahut müslim. Ben —başkası benim için daha makbul olduğu halde— (bazan sırf) bir adam yüzü üstü cehenneme atılır endişesiyle ona bir şeyler veriyorum.» buyurdular.
 
397- Bize Hasen b. Aliy el-Hulvani ile Abd b. Humeyd rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kûb —ki İbn İbrahim b. Sa'd'dır — rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Babam, Salîh' den, o da İbn Şihâb'dan naklen rivâyet etti.
 
Dedi ki: Bana Âmir b. Sa'd, Babası Sa'd'dan naklen onun şöyle dediğini rivâyet etti: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir kaç kişiye atiyye verdi. Ben de aralarında oturuyordum... İlâh, İbn Şihâb'ın kardeşi, oğlunun Amcasından rivâyet ettiği hadis gibi tahdisde bulundu. Şunu da ziyade eyledi: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e giderek: fi lanı neye bıraktın? diye fısıldadım.
 
398- Bize Nasen el-Hulvani dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ya'kub rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize, Babam, Sâlih'den, o da İsmail b. Muhammed' den naklen rivâyet etti.
 
Dedi ki: Ben Muhammed b. Sa'd'ı bu hadisi rivâyet ederken dinledim. Rivâyeti esnasında şöyle dedi: Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) omuzumla ensem arasına eliyle dokunarak:
 
«Müdafa'amı ediyorsun? Ey Sad! Ben adama veriyorum işte!» buyurdular.
 
Bu hadisi Buhârî ile Ebû Dâvûd da tahriç etmişlerdir. Sahih-i Buhârî'deki yeri: «Kitabü’l-iman» ve «Kitabu'z-Zekât» tır.
 
Hadisin bir tariki hususunda İmâm Müslim'e itiraz edilmiştir. Çünkü bu tarikde Müslim hadisi Süfyân b. Uyeyne vasıtasiyle Zühri'den rivâyet etmektedir. Halbuki Humeydi, Said b. Abdirrahman ve Muhammed b. Sabbâh, Süfyan'la Zühri'nin arasında Mamer'i de zikrederler. Mahfuz olan d
[23/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: Ümmü Hânî (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Ben evimin damında otururken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kıraatini işitirdim.'
 
Nesai, İftihah 81, (2,179); İbnu Mâce, İkamet 179, (1349).
 
 
Kütüb-i Sitte
[23/4 21:50] Ömer Tarık Yılmaz: 26. Rasûlullah sallallahu aleyi ve sellem ayak parmaklarının arasını serçe parmağıyla hilallerdi.Hz.Osman(r.a.) parmaklarını üç defa hilallerdi.(Dare Kutni-86)
[23/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Ramazan Bayramı’nın 3. Günü
•  TBMM’nin Açılışı 1920
•  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“...Onlara de ki; ‘Dünya menfaati önemsizdir, Allah’tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez.” 
 
Nisa 77
[23/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Hiçbir anne baba çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” 
 
Tirmizî, Birr, 33
[23/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN AÇILIŞI
 
23 Nisan 1920 Cuma günü, Ankara’da sabahın erken saatlerinde evlerinden ayrılan kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, kalpaklı, sarıklı, yöresel giysili bütün halk tabakalarını kapsayan insan kitleleri tören alanını doldurmaya başlamıştır. Yerli ve yabancı bütün Ankara halkı, Meclis binası ile Hacı Bayram-ı Velî Camii arasına sıkışmaya çalışmış ise de sığmamıştır. Arsalar, evlerin çatıları insanlarla dolmuştur.
Cuma namazından sonra Kur’an-ı Kerim okunmuştur. Kalabalık, Meclis’e doğru bir insan seli halinde tekbirler getirerek yürümeye başlamıştır. Meclis’in önüne gelindiğinde kurbanlar kesilmiştir. Bursa Mebusu Fehmi Hoca, yüksek sesle Hatim Duası okuduktan sonra, Mustafa Kemal Paşa tarafından Meclisin kapısındaki kurdele kesilerek içeriye girilmiş ve bütün mebuslar içerideki sıralara oturmuşlardır. Bu sırada hoca mebuslar Meclis’te hep bir ağızdan dua ediyorlar ve Buhari-i Şerif okuyorlardı. Bayraklarla süslenen kürsüye Hacı Bayram Veli’nin sancağı dikilmiştir. Kur’an ile Sakal-ı Şerif de kürsüye konulmuştur.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[23/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنِ الْتَمَسَ رِضَا النَّاسِ بِسَخَطِ اللهِ سَخِطَ اللهُ عَلَيْهِ وَأَسْخَطَ عَلَيْهِ النَّاسَ. (ض)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim Allâhü Teâlâ’nın gazabına rağmen, insanların rızasını tercih ederse Allâhü Teâlâ, ona gazap eder ve insanları da ona karşı gazaplandırır.” (Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb)
 
23 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[23/4 21:51] Ömer Tarık Yılmaz: PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.), UMMAN MELİKİNE GÖNDERDİĞİ MEKTUB-I ŞERÎFİ
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından Amr bin Âs (r.a.) ile gönderilen mektub-ı şerîfin hulâsa manası şöyledir:
 
“Bismillâhirrahmanirrahim. Allâh’ın Resûlü ve kulu olan Muhammed’den, Cülendâ’nın oğlu Ceyfer ve Abd’e: Hidayete uyanlara, doğru yolu tutanlara selam olsun! Bundan sonra derim ki: Ben, sizin her ikinizi İslâm davetiyle Müslümanlığa davet ediyorum; Müslüman olunuz da selamete eriniz! Ben, sağ olanları âhiret azâbıyla korkutayım, kâfirler hakkında da Allâh’ın emirlerini tatbik edeyim diye Allâh’ın bütün insanlara gönderdiği peygamberiyim. Eğer İslâmiyet’i kabul ve ikrar ederseniz, yine sizi memleketinize hükümdar kılarım.
 
Eğer İslâmiyet’i kabul etmekten kaçınırsanız, muhakkak saltanatlarınız sizden gider. Ve benim askerim, sizin diyarınıza girer, benim peygamberliğim, sizin saltanatınıza galip olur.”
 
Umman Meliki Ceyfer, mektub-ı şerîfi alıp okuduktan sonra, biraz müsaade istedi. Amr bin Âs (r.a.) ile aralarında birkaç görüşme daha oldu.
 
Son görüşmede Amr bin Âs, kendisine şöyle dedi:  “Sen, her ne kadar bizden uzakta bulunuyorsan da Allah’tan uzakta değilsindir. İyi bil ki; sen ölü bir hâlde iken, o seni diri kıldı. Seni yine eski hâline çevirecek, öldürecek, sonra da diriltecektir. Bak! Şu ümmî peygamber, sana dünya ve âhiret saadetini sağlayacak bir din getirmiştir. Âhirette ecir ve mükâfat isteyen, ondan istifade eder. Nefsine uyan ise, onu bırakır. Sonra bak! İyi düşün ki; o, insanların getirdiği şeylere hiç benziyor mu? Eğer benzemiş olsaydı, belli olur, açıkça görülürdü. Sen bu haber üzerinde muhayyersin: Bu haber, kullarınkine benzemiyorsa Allah tarafından olduğunu ve söylenen şeyi kabul et! Eğer işe ehemmiyet vermez, aldırış etmezsen, vaad edilen şey, başına gelir!”
 
Ceyfer, “Sen bize o ümmî peygamberi güzel anlattın. Onun emredeceği şeyleri tutacak olanların ilki ben olacağım! Onun yasaklayacağı şeyleri bırakacak olanların ilki de ben olacağım! Ben şehadet ederim ki; o, hak peygamberdir!” dedi.
 
Ceyfer de kardeşi de böylece İslâmiyet’i kabul ettiler. Kendilerine tâbi olan halkı da Amr bin Âs (r.a.) ile birlikte Müslümanlığa davet ettiler. Onlar da davete icabet edip Müslüman oldular. Allâhü Teâlâ, hepsinden razı olsun!
 
 
 
23 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[23/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Günahlarımızdan ve işimizdeki aşırılıklardan ötürü bizi bağışla, sebatımızı arttır, kafir topluluğa karşı bize yardım et!” (Al-i İmran, 3/147)
[23/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
23 Nisan 1920 yeni Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıl- dığı, TBMM’nin açıldığı gündür.
Ülkemizin dört bir yanından gelen temsilciler, Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra tekbir ve dualarla büyük millet meclisini açmışlar, yapılan ilk toplantıda Gazi Mustafa Kemal paşayı meclis başkanlığına seçmişlerdi.
Ülkemizde büyük bir coşkuyla kutlanan 23 Nisan Ulusal Ege- menlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilen tek çocuk bayramıdır.
Bu bayramı birlikte kutlayan, dini, dili, ırkı, rengi farklı bütün çocuklar, yarının sevgi ve barış dolu dünyasına büyük bir kat- kıda bulunacaklardır.
 
NÂS SÛRESİ
İniş sırasına göre 21., Mus- haf’taki sıralamaya göre 114. sûredir.
Adını, birinci ayetinde geçen ‘Nâs’ kelimesinden almıştır.
Nâs, ‘insanlar’ demektir. Mekke döneminde inmiştir. 6 ayettir.
Sûrede sinsice vesveseleriyle in- sanları kötülüğe sürükleyen cinlerin ve insanların şerrinden Allah’a sığınılması öğütlen- mektedir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak. (Atatürk)
[23/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: Bütün servetlerin gerçek sahibi
 
Al-Warith : The Inheritor of All who is the Real Owner of all riches.
 
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
'Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.' (Hicr, 23)
'Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz ve onlar ancak bize döndürülürler.' (Meryem, 40)
'Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur' (Kasas, 58)
Varis, başkasının gitmesi ve yok olasından sonra Bâki olan demektir. Bu  özelliğe sahip olan tek varlık Yüce Rabb'imiz olan Allah'tır. Çünkü O, bu dünyada kendilerine verdiği sürenin dolmasıyla yok olan bütün varlıkların ardından baki kalacak tek varlıktır Bütün varlıların varlığı O'nun elinde ve yalnız O'na bağlıdır. O'nun varlığı ise hiçbir varlığa bağlı değildir. (2)
 
Şunu bil ki, varlığı mümkün olan bütün varlıkların maliki ve sahibi Allah'tır. Fakat Allah kerem ve ihsan sahibi oluşu nedeniyle, bazı eşyayı geçici olarak kullarunın mülkiyetine vermiştir. İnsanlar ölümlü Allah ise Bâki'dir. Bu yüzden insanlar öldüklerinde sahip oldukları eşyalar, ilk sahibi olan Allah'a kalır. Allah'ın Vâris olmasından maksat işte budur. (2)
 
 
 
Kaynaklar:
1) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun Bayrak, Threshold Books, 1985
2) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
[23/4 21:52] Ömer Tarık Yılmaz: A) RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Ramazandan bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasten veya yanılarak niyeti terketmek suretiyle olabilir. Her ne sebeple olursa olsun gününde tutulamamış ramazan orucunun kazâ edilmesi gereklidir. Aynı şekilde kefâret, adak veya başlanıp bozulmuş nâfile oruçların kazâsı da gereklidir. Başlanıp tamamlanmamış nâfile oruç meselesinde, Şâfiîler hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezken, Mâlikîler sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.
Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir. Şâfiîler'e göre ise bir ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.
B) KEFÂRET ORUCU
Ramazanda özürsüz olarak oruç tutmamak büyük günahtır. Müslüman kişinin mazeretsiz olarak oruç yemesi son derece uzak ihtimaldir. Bununla birlikte ramazanda mazeretsiz olarak kasten oruç yemek, ramazanın saygınlığını ihlâl etmek anlamına geleceği için kefâret ödemek gerekir. Kefâret için genel olarak önerilen üç seçenekten sadece ikisinin günümüzde tatbik imkânı vardır ki bunlardan birisi iki ay peş peşe oruç tutmak, ikincisi 60 fakiri doyurmaktır. Toplumsal şartlar gereği ve bir anlamda köleliğin kaldırılması hedefine yönelik olarak önerilen köle âzat etme seçeneği köleliğin ortadan kalkmasıyla uygulama dışı kalmıştır.
Hanefîler, kefâret seçeneklerinde sıra gözetmenin gerekli olduğunu savundukları için öncelikle iki ay peş peşe oruç tutmayı, bu mümkün olmazsa diğer seçenek olan altmış fakiri doyurma seçeneğinin uygulanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Mâlikîler ise, sıra gözetmeksizin herhangi bir seçeneğin yerine getirilmesini yeterli görmüşlerdir.
Araya hayız ve nifas gibi doğal mazeretlerin girmesi durumu kefâret orucunun peş peşe oluş özelliğine zarar vermez. Bu haller geçtikten sonra yeniden niyet edilerek kalınan yerden devam edilir.
Ramazanda oruç bozmanın kefâretle cezalandırılmasının altında, ramazanın saygınlığına karşı işlenmiş bir suç bulunması yatar. Ramazanda oruç bozmak, ramazan ayına ve ramazan orucuna yapılmış bir hürmetsizlik olduğu için böyle yapan kimseler için kefâret öngörülmüştür. Bu espriyi dikkate alan bazı fakihler, kefâreti oruç tutmamanın değil, orucu bozmanın cezası olarak değerlendirip, ramazan ayında ramazan orucuna niyet edilmediği takdirde oruç yemenin kefâreti gerektirmediğini söylemişlerdir. Fakat bu görüş, pek anlamlı ve isabetli görünmemektedir. Çünkü, niyet etsin veya etmesin, ramazanda mazeretsiz olarak oruç yiyen/tutmayan kişi, ramazan orucuna olmasa bile ramazan ayına saygısızlık etmiş olmaktadır. Öte yandan bir ramazanda birden fazla oruç yemek durumunda sadece bir kefâretin öngörülmesi, kefâret konusunda tek başına orucun değil, bir bütün olarak ramazanın göz önünde tutulduğunu göstermektedir. Şayet kefâretin sebebi ramazan orucu olacak olsaydı, bozulan her bir ramazan orucu için kefârete hükmedilmesi gerekirdi.
Esasen ramazan ile ramazan orucunu birbirinden ayırmak da gerçekte mümkün değildir. O halde Hanefîler'in ortaya attığı bu görüşün anlamı nedir? Öyle sanıyoruz ki, ramazan ayı ile ramazan orucunun birbirinden ayrılması zihnen mümkün olsa bile gerçekte böyle bir şeyin mümkün olmadığını elbette onlar da bilmekteydiler. Fakat hukuk tekniği bakımından kendi görüşleri arasındaki tutarlılığı kaybetmemek ve bu yönden tenkide mâruz kalmamak için bu ayırımı yapmak durumunda kalmışlardır. Bu bakımdan teknik bir ayrıntının sonucu olan bu görüşü, aslî bir görüş gibi değerlendirip, 'canım, niyet etmediğimi
[23/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrilinca: Biliniz ki Allah sizi bir irmakla imtihan edecek Kim ondan içerse benden degildir Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi Içlerinden pek azi müstesna hepsi irmaktan içtiler Tâlût ve iman edenler beraberce irmagi geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karsi koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler Allah'in huzuruna varacaklarina inananlar: Nice az sayida bir birlik Allah'in izniyle çok sayidaki birligi yenmistir Allah sabredenlerle beraberdir, dediler (BAKARA/249)
 
El açip yalvarmaya lâyik olan ancak O'dur O'nun disinda el açip dua ettikleri onlarin isteklerini hiçbir seyle karsilamazlar Onlar ancak agzina gelsin diye suya dogru iki avucunu açan kimse gibidir Halbuki (suyu agzina götürmedikçe) su onun agzina girecek degildir Kâfirlerin duasi kuskusuz hedefini sasirmistir  (RA'D/14)
 
Derken onun serveti kusatilip yok edildi Böylece, bagi ugruna yaptigi masraflardan ötürü ellerini ogusturup kaldi Bagin çardaklari yere çökmüstü 'Ah, diyordu, keske ben Rabbimehiçbir ortak kosmamis olsaydim!  (KEHF/42)
 
O da: Ben, onlarin görmediklerini gördüm Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alip onu (erimis mücevheratin içine) attim Bunu böyle nefsim bana hos gösterdi, dedi  (TAHA/96)
 
Onlar Allah'i hakkiyla taniyip bilemediler Kiyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadir Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüs olacaktir O, müsriklerin ortak kosmalarindan yüce ve münezzehtir  (ZÜMER/67)
[23/4 21:53] Ömer Tarık Yılmaz: NEFSİN AFETLERİ
 
5836 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:
 
'Üç kişi vardır ki, Allah Kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azab vardır:
 
- Sahrada, fazla suyu bulunduğu halde ondan yolcuya vermeyen kimse. Kıyamet günü Allah onun karşısına çıkıp: 'Bugün ben de senden fzlımı (lütfumu) esirgiyorum, tıpkı senin (dünyada iken) kendi elinin eseri olmayan şeyin fazlasını esirgediğin gibi' der.
 
- İkindi vaktinden sonra, bir mal satıp müşterisine Allah Teâlâ'nın adını zikrederek bunu şu şu fiyatla almıştım diye yalandan yemin ederek, muhatabını inandıran ve bu suretle malını satan kimse.
 
- Sırf dünyevi bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatında sadıktır, vermezse sadık değildir.'
 
Buhari, Şirb 2, Hiyel 12; Müslim, İman 173, (108); Ebu Dâvud, Büyü' 62, (3474, 3475); Nesâi, Büyû', 6, (7, 247).
 
5837 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Üç kişi vardır, Kıyamet gününde Allah onlara ne konuşur, ne nazar eder ne de günahlardan arındırır, onlar için elim bir azab vardır!' buyurdu ve bunu üç kere de tekrar etti. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü! Öyleyse onlar büyük zarara ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?' dedim. Şöyle saydılar:
 
'(Elbisesini kibirle, yerlere kadar salıp) süründüren, yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle reklam eden kimseler!'
 
Müslim, İman 171, (106); Ebu Dâvud, Libas 28, (4087, 4088); Tirmizî, Büyû' 5, (1211); Nesâî, Büyû' 5, (7, 245).
 
5838 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah Teâla hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez, günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azab vardır:
 
- Zina eden yaşlı,
 
- Yalan söyleyen devlet reisi,
 
- Büyüklenen fakir.'
 
Müslim, İman 172, (107); Nesâî, Zekât 77, (5, 86).
 
5839 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyûs kimse.'
 
Nesâî, Zekat 69, (5, 81).
 
5840 - Yine Nesâî'nin bir rivayetinde Resûlullah şöyle buyurmuştur:
 
'Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse.'
 
Nesâî, Zekat 69, (5, 81).
 
5841 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: 'Üç kişi vardır, Kıyamet günü ben onların hasmıyım: 'Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse.'
 
Buhari, Büyü' 106).
 
5842 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse, ben de ona cennet hususunda garanti veririm.'
 
Buhari, Rikâk 23, Hudud 19; Tirmizi, Zühd 61, (2410).
 
5843 - Ebu berze el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır.'
 
Rezin tahric etmiştir. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir: 4, 420, 423.
 
5844 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mü'min olarak zina yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak hırsızlık yapmaz, içkici, içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez; insanların, onun yüzünden, gözlerini ke
[23/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o, Müslümandır'. 
Nesâî, İman 9, (8, 105). Buhârî, Salat 28. 
Hadisi Nesâî tahric etmiştir. Ancak, Buhârî, Ebu Dâvud ve Tirmizî tarafından da rivayet edilmiş olan uzunca bir hadisin bir parçasıdır. Bak: 
Tirmizî, İman 2, (2611); Ebu Dâvud, Cihad 104, (2641).
[23/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
[Bakara Sûresi.107]
[23/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Beni bağışla, bana hidayet nasib eyle, bana rızık ver, beni afiyette daim eyle ve bana merhamet et.” (Muslim, Zikir ve Duâ, 35)
[23/4 21:54] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’ın nimetlerine şükretmek, o nimetin devamına ve artmasına sebep olur.[İmam Gazzâli]
[23/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.KATADE BİN NU'MAN
 
Eshab-ı kiramdan Cabir bin Abdullah şöyle bildiriyor: 
 
Uhud Harbi sırasında, Katade bin Nu’man, Peygamberimize bir yay hediye etmişti. Peygamberimiz de yayın baş kısmı eskiyinceye kadar bu yay ile müşriklere ok atmış'idi. Sonra yayı tekrar Katadeye iade etmişti. 
 
Katade de bu yay parçalanıncaya kadar düşmanlara ok attı. Yay parçalandıktan sonra da, sapı ile Peygamberimizin önünde durarak, Ona hücum eden müşriklere karşı vücudunu siper etti. Nihayet gözüne bir ok isabet ederek gözü çıktı. 
 
Gözbebeğini eline alarak, Peygamberimizin huzuruna geldi. Resulullah efendimiz onu görünce, buyurdu ki: 
 
- Ya Katade bu ne hal? 
 
- Ya Resulallah, gördüğünüz gibi gözüm çıktı. 
 
Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki: 
 
- İstersen bu haline sabret! O zaman cennet senin için hazırlanır. Eğer istersen göz bebeğini yerine koyup, senin için Allahü teâlâya duâ edeyim, eskisinden hiçbir eksiği olmaz. 
 
Hz. Katade dedi ki: 
 
- Ya Resulallah! Benim çok sevdiğim bir eşim var. Beni bu halde görürse, belki hoş karşılamaz. Peygamber efendimiz Katade hazretlerinin elinden gözü alıp, çıktığı yere koydu ve, 'Ya Rabbi! Katadenin gözünü güzel eyle!' diye duâ etti. 
 
Katadenin gözü eskisi gibi sağlam oldu. Peygamberimizin mucizesiyle görmeye başladı. Hatta bu gözü diğer gözünden daha iyi görürdü. 
 
İmam-ı a’zam hazretleri Peygamberimizi methetmek için yazdığı bir şiirinde, bu hadiseyi şöyle yazmıştır: “Mucizenle geri getirdin, Katadenin gözünü.” 
 
Mekke’nin fethedildiği gün, kabilesinin, Beni Zafer kolunun bayrağı Hz. Katadenin elindeydi. 
 
Katade hazretleri bir gece, karanlıkta yatsı namazına giderken, yolda Peygamberimize rastladı. Peygamberimiz ona sordular: 
 
- Katade, sen misin? 
 
- Evet, ya Resulallah. 
 
- Dönüşte bana uğra! 
 
Namazdan sonra uğradığında, Peygamberimiz ona bir hurma dalı verdi. 
 
O günden sonra Katade hazretleri gece bir yere giderken, yanında o hurma dalını taşıyınca, o hurma dalından etrafa ışık yayılır, çevresini aydınlatırdı. 
 
Hz. Katade buyurdu ki: 
 
“Size, hastalığınızı teşhis ettirip, tedavi çarelerini bulduran Kur’an-ı kerim'dir. 
 
Hastalığınız günah işlemek, tedavisi ise, tevbe ve istiğfardır.” 
 
“Kabir azabı üç şeyden meydana gelir: Bunun üçte biri gıybet, üçte biri nemime yani söz taşıma, diğer üçte biri de idrardan sakınmamaktır.” 
 
'Elbise, servet, güzellik ve ilim gibi nimetler kendisine verilip de, tevazu etmesini bilmeyenlerin bu varlıkları, kıyamet günü kendilerine vebaldir. 
 
Hz. Katade hicri 646 tarihinde 65 yaşında Medine-i münevverede vefat etti.
[23/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Aşûre orucunun hükmü nedir?
 
Muharrem ayının onuncu gününe, Aşûre günü denmektedir. Resûlûllah (s.a.s.), “Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım” buyurarak (Tirmizî, “Savm”, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber döneminde Yahudiler, sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.
[23/4 21:55] Ömer Tarık Yılmaz: Adâlet-i ictimâiyye
 
Sosyal adâlet; Herkesin; çalışması, bilgi ve kâbiliyeti, gördüğü iş nisbetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi. (Bkz. Sosyal Adâlet)
[23/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: Kimler kurban kesmekle yükümlüdür?
 
Kurban kesmek, akil, baliğ (akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslümanın yerine getireceği mali bir ibadettir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 70). İster nami (artıcı) olsun isterse nami olmasın temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (Mevsıli, el-İhtiyar, İstanbul, I, 99-100, 123; V, 723; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI, 312).
[23/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: MENÂSİK
 
 
 
Hac ve umre ile ilgili fiil ve ibadetlerden her birine 'nüsük' veya 'mensek' denir. Bunun çoğulu 'menâsik' tir. Hac ve umre ile ilgili işler ve ibâdetler demektir.
[23/4 21:56] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.'
(A'râf, 7/156)
 http://www.duavesureler.com
[23/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: 'Müminler bir binanın yapı taşları gibidirler; birbirlerine destek olurlar' 
(Buharî, 'Salât', 88)
 http://www.duavesureler.com
[23/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: '(Allah'ım!) Sen yardım istenilensin, dualar ancak sana ulaşır, duaları sen kabul edersin, güç ve kuvvet ancak senin ile birlikte vardır.'
(Tirmizî, 'De’avât', 94)
 http://www.duavesureler.com
[23/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: • Ramazan Bayramı 3. Gün
• TBMM’nin Açılışı (1920)
• Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
• Dünya Kitap Günü
 
Semerkand Takvimi
[23/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: İnanç Esasları - Kur’an Terimleri
 
1. Her ilim dalında olduğu gibi Kur’an ilimlerinde de bazı teknik terimler vardır. Diğer ilimlerdeki terimleri yalnızca uzmanının bilmesi yeterlidir. Ancak Kur’an terimlerini her müslümanın bilmesi gerekir.
 
2. Kur’an okumak ibadettir. Okumak için gereken eğitimi kısa sürede bir hocadan öğrenmek mümkündür. Doğru okumak için de tecvid eğitimi almak gerekir.
 
3. Kur’anı anlamak, yaşamak için gereklidir. Anlamak için ise meal okumak yeterli olmayacaktır. Âlimleri rehber edinmek ve yazılmış önemli tefsir kitaplarını okumak gerekir.
 
4. Kur’an’ı baştan sona okumaya hatim denir. Büyük sevabı vardır.
 
5. Kur’an’ı baştan sona ezberleyen kişiye hafız denir. Hafızlık çok önemlidir. Hafız olmayan kişilere hafız demek ise edebe aykırıdır.
 
6. Kur’an’da on dört tane secde âyeti vardır. Bu âyetleri okuyunca ve dinleyince tilavet secdesi yapmak gerekir.
 
7. İçinde yüksek sesle Kur’an okunan ilk mescid, Benî Züreyk Mescidi’dir.
 
Semerkand Takvimi
[23/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.'
(A'râf, 7/156)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=ndquseeeF8w=
[23/4 21:57] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Peygamberimiz, işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız” buyurmuştur. '
(Buhârî, “Talâk”, 25, “Edeb”, 24; Müslim, “Zühd”, 42)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=ndquseeeF8w=
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'…(Allah'ım!) Senden doğru söyleyen bir dil, sağlıklı ve sana teslim olan bir kalp istiyorum...'
(Tirmizî, 'De’avât', 23; İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 35, No: 35, 29349)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=ndquseeeF8w=
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Tanıdığınız ve tanımadığınız herkesle selamlaşın. Hadis-i Şerif
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.
 
(Lokman, 31/34)
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Kim faziletine inanarak ve sevabını umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Kötü ahlâktan, nefsânî arzulardan, kötü işlerden ve ayıp şeylerden beni uzaklaştır.
 
(İbn Hıbban)
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Mümit
 
Varlıkların hayatlarına son veren, canlarını alan
[23/4 21:58] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Zaman İçinde Zaman, Mekân İçinde Mekân
 
   Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine hizmet edenlerden biri, huzûr?u seniyyelerine çıkarak: 
 
 “Efendim, Cenâb-ı Hak Zat'ınıza kudretinin tasarrufunu bahşetmiştir. Onun için istediğiniz kimselere ufak bir nazarı âlinizle birçok rütbeler verebiliyorsunuz. Size epey hizmet ettim, bana hâla bir şey ihsân etmediniz, niyâz ediyorum” der. 
 
 Koca Gavs: 
 
 “Pekalâ, bugün bana bir helva pişir de, bakalım Kudret neler ihsân eder, senin de gönlün olsun” buyururlar. 
 
 Adamcağız, 'Başüstüne' diye sevinerek, helvayı pişirmeye başlıyor. O esnâda da Hindistan'dan bir heyet gelerek Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerine: 
 
 “Efendimiz, hükümdarımız öldü, bize bir hükümdar göstermenizi niyâza geldik,' derler. 
 
 Bunun üzerine Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, helva pişiren adamını çağırarak: 
 
 “Nasıl, Hind padişahlığını kabul eder misin?' diye ferman buyuruyorlar. 
 
 Adamcağız pürneşe: 
 
 “Aman efendim, ihsan buyurdunuz” diye can atarak sevinirken, 
 
 Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri: 
 
 “Yalnız, seni şu şartla oraya padişah yapıyorum: Ne kazanırsan yarı yarıya paylaşacağız, buyururlar.” 
 
 Pek tabiî olarak tâlip, bu emri minnetle kabul ediyor. Nihâyet adamcağız hakikaten söylendiği gibi Hindistan'da büyük bir saltanata, muazzam saraylara, mutantan debdebelere, güzel eşlere sahip olduğu gibi bir de erkek evlâda sahip olur. Aradan onbir sene geçiyor ve bir gün Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerinin teşrifleri haberi çıkıyor. Hükümdar, onu karşılayarak sarayında bir kaç gün hizmetinde bulunduktan sonra Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri artık döneceklerini haber veriyorlar. 
 
 Padişah: 
 
 “Efendim, biraz daha kalıp bizleri sevindirin,' diye ricada bulunuyorsa da Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerinin muhakkak teşrif edeceklerini anlayınca: 
 
 'Efendim, bari kusurlarımızı af buyurun,' diyor. 
 
 O vakit Sultan Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri, hükümdara: 
 
 'Yalnız sizinle bir sözümüz vardı. Sizi biz buraya padişah olarak gönderirken ne kazanırsanız yarı yarıya olacak, diye bir söz vermiştiniz. İşte şimdi, buraya geldikten sonra ne kazanmış iseniz hesaplaşmak istiyorum,' buyuruyorlar. 
 
 Padişah bunun üzerine bütün servetini tesbit ederek yarı yarıya ayırıyor ve Hazreti Gavs'ın huzuruna arzediyor. 
 
 Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri: 
 
 'İyi amma siz bir erkek evlat da kazandınız; onu da taksim etmeniz lazımdır,' buyurunca, 
 
 Padişah: 'O nasıl olacak?' diye soruyor. 
 
 Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri cevaben: 
 
 'Çocuğu ikiye böleceğiz, size istediğiniz tarafı vereceğim,' diye emrediyorlar. 
 
 Çocuk ortaya getiriliyor. Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri keskin kılıçlarıyla: 'Destûr' deyip çocuğu tam ikiye ayıracakları esnâda, padişah belindeki mücevher işlemeli hançerini çekerek: 
 
 'Eeey sehhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdiğin yetmiyormuş gibi şimdi de tesâdüfün bana verdiği nimeti elimden almak istiyorsun,' diye tam Hazreti Gavs'ın göğsüne saplarken bir de bakıyor ki elindeki kaşık helva tenceresine saplanıyor. Ne saraydan eser var, ne saltanattan ve ne de çocuktan bir iz? Bu hal karşısında hayretler içinde kalan tâlibe, Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri tebessüm ederek: 
 
 -Oğlum karıştır helvayı? Biz cimri değiliz, veririz, amma zamanı gelmeden de olmaz?' buyuruyorlar. 
 
 Ey tâlib-i Hakîkat! Şimdi sen buna ister rüya de, ister hayâl de, hulâsa ne dersen de. Bizim diyeceğimiz ise bu hal: Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan olmasıdır. 
 
 Makam-ı Zat'a sahip olan evliyâullaha Cenâb-ı  Hak îcad ve îdam kudreti ihsân ettiğinden bu gibi şeyler oyuncak gibidir. Bu olayda zavallı tâlip, eğer ihlâs ile tam teslim olmuş olsa idi ve Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri: 'Çocuğu da taksim edeceğiz,' diye emrettiklerinde: 'Efendim, taksime ne hâcet, ben de sizin, çocuk da sizin,' diye kalbiyle teslimiyetini ve bağlılığını göst
[23/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.
رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِى لِلْإِيمَٰنِ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ فَـَٔامَنَّا ۚ رَبَّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلْأَبْرَارِ
(Âli İmrân 193)َ
Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).
[23/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ben, (başka değil, sadece) (iyi), güzel ahlâkı tamamlamak (uygulamak) için gönderildim.
(İbn Hanbel, II, 381)
[23/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: ŞİİR........... YOLUN SONUNDA

Zaman çekiyor bizi, her yokluğa,

Nasıl esrarlı ki fark edemiyoruz.
Geçmiş ama gitmemiş her hâtıra,
Gülümsemeyle beraber, ağlıyoruz.
 
Akan ne için akıyor veya kim için?
Neden tuzlu gözyaşının tadı?
Bir ah çekmek ne götürüyor bizden?
Çok mu belli aradığım her yaşı?
 
Bilmiyorum nedendir bu destursuz gam,
Hep geceyi mi beklerler acaba?
Gözlerimin hiçliğe daldığı tam o an,
İçimdeki her efkâra derim merhaba!
 
Tütün değil ki yakalım merhabaları,
Ah çıkan dumanı görsem içim soğuyacak.
Her biri mal olsa bilsek nedir bahaları,
Ama yok, dursa kervan mecnunun teri soğuyacak.
 
Âhiri olsa keşke huzuru ilâhi ama,
Bilinmezlik, adıyla titretiyor yüreğimi.
Erse muradına, koşar bu âmâ
Ama terk edemem elbet kaderimi.
 
Haydi, bakma ey kul, vur kamçını atına,
Çık sefere, sür dörtnala, söyle inşallah!
Söyle, söyle ki Mevlâm kavuştursun,
Yolunun sonunda ecdat yanı oturursun.

 

    Abdulmennan Mahdum     TÜRKİYE GAZETESİ           26.11.2021

 

DÜNKÜ CEVAP: Hayır.  Kedi 5 sıçrayış yapmayı bitirdiğinde fare 15 adım atmıştır. Kedi 6. sıçrayışı bitirdiğinde fare 18. adımı bitirir. Fare 2 adım daha atarak deliğe erişir; bu sırada kedi son sıçrayışın ancak 2/3 ünü tamamlamıştır.

 

GÜNÜN TARİHİ..........TBMM’NİN AÇILIŞI

 

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştı. T.B.M.M. 18 Mart 1920’de Misâk-ı Millî’yi kabûl edip, İstanbul’da son toplantısını yapan Osmanlı Mebûsan Meclisi’nin, Ankara’ya gelebilen üyeleri ile, yeni seçilen üyelerden meydana gelmişti.

Açılışı Cuma gününe tesâdüf ettirilen meclisin üyeleri, Hacı Bayram Câmii’nde Cuma Namazını kıldıktan sonra, hayvanlar kesilerek, duâ ve tekbirlerle, meclis binasına gelmiş ilk toplantısını yapmışlardı. 

 

 

 

 

 
 
23.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[23/4 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Abdurrahman İbnu Abdullah (ra)
Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (ra)'dan rivayet eder ki şöyle demiştir: 'Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraber idik. Resulullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulullah (sav) efendimiz gelince: 'Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu izdıraba attı? Yavrusunu geri verin!' diye emretti. Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. 'Kim yaktı bunu?' diye sordu. 'Biz!' dedik. 'Ateşle azab vermek sadece ateşin Rabbine hastır' buyurdu.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Cihad 122, (2675), Edeb, 176, (5268)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Ahterî, 'hummara'ya kaya kuşu dendiğini, başı kızılca olup serçeye benzediğini belirtir.
 
2- Hattâbî der ki: 'Hadis, eşek arısı denen arının ocağını yakmanın mekruh olduğuna delâlet etmektedir. Karınca yuvasını yakmakta özür daha azdır, zîrâ, bunun zararını başka yolla defetmek mümkündür.' İlâveten der ki: 'Karınca iki çeşittir: Biri zararlıdır, bunun saldırısını defetmek câizdir. Diğer çeşidi zararsızdır. Bunlar uzun ayaklı olanlardır. Bunların öldürülmesi câiz değildir.' Nitekim bâzı hadislerle karıncanın öldürülmesi sarîh olarak yasaklanmıştır
[23/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır. (Tevbe Suresi, 78)
[23/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Resulullah (sav) yarın için hiçbir sey biriktirmezdi. Ravi: Hz. Enes (R.A), Tirmizi, Zühd 38
[23/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
(Bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e) 'Ey Allah'ın resulü! Biz Ehl-i Kitab'ın yaşadığı bir diyardayız. Onların kaplarından yiyebilir miyiz? Ve biz av memleketindeyiz, hem muallem (öğretilmiş) köpeğimle ve hem de yayımla avlanıyorum, muallem olmayan köpeğimle de avlandığım olur. Bunlardan hangisi benim için uygundur?' diye sordum. Buna şu cevabı verdi: 'Ehl-i Kitapla ilgili sorundan başlayalım: 'Başka bir kap bulabilirseniz, onların kabından yemeyiniz. Başka kap bulamazsanız, onları önce yıkayıp sonra içlerinden yemek yiyin. (Ava gelince), yayınla avladığın ve üzerine besmele çektiğin avını ye. Muallem köpeğinle avladığın ve üzerine besmele çekmiş bulunduğun avı da ye. Muallem olmayan köpeğinle avladığın hayvana yetişmiş, kesmiş isen onu da.'
 
Kaynak : Buhari, Sayd 4, 10, 14, Müslim, Sayd 12-14, (1932), Ebu Davud, Sayd 2, (2850, 2855, 2856, 2857), Tirmizi, Sayd 1, (1464), Nesai, Sayd 4, (7, 181)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[23/4 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: 319- وَعَنْهُ عَنِ النَّبِىِّ
 
قال : رَغِمَ أنفُ، ثُمَّ رَغِمَ أنفُ ، ثُمَّ رَغِمَ أنفُ مَنْ اَدْرَكَ اَبَوَيْهِ عِنْدَ الْكِبَرِ اَحَدَهُمَا, اَوْ كِلَيْهِمَا فَلَمْ يَدْخُلِ الْجَنَّةَ.
319: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ana babasının veya onlardan birinin ihtiyarlık zamanlarına yetişip te gerekli hizmette bulunmama sebebiyle cennete giremiyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün diye üç sefer tekrarlanmıştır. (Müslim Birr 9)
 
320- وَعَنْهُ أن رَجُلاً قال : يَا رَسُولَ اللَّهِ أن لِي قَرَابَةً أَصِلُهُمْ وَيَقْطَعُونِي, وَأُحْسِنُ إِلَيْهِمْ وَيُسِيئُونَ إِلَيَّ, وَأَحْلُمُ عَنْهُمْ وَيَجْهَلُونَ عَلَيَّ, فَقال : لَئِنْ كُنْتَ كَمَا قُلْتَ , فَكأنما تُسِفُّهُمُ الْمَلَّ وَلاَ يَزَالُ مَعَكَ مِنَ اللَّهِ ظَهِيرٌ عَلَيْهِمْ مَا دُمْتَ عَلَى ذَلِكَ
 
320: Yine Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun) dan rivayet edildiğine bir adam :
 
-Ya Rasulullah benim akrabalarım var, ben onları ziyaret ediyorum onlar benimle alakayı kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba ve cahilce davranıyorlar, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
 
“Eğer dediğin gibi isen onlara kızgın kül yedirmiş oluyorsun. Sen böyle davrandıkça Allah’ın yardımı seninledir.” (Müslim, Birr 22)
 
321- عَنْ أنس
 
أن رَسُولَ الله
قال : مَنْ أحب أن يُبْسَطَ لَهُ فِى رِزْقِهِ, وَيُنْسَأَ لَهُ فِى اَثَرِهِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ.
321: Enes (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isterse akrabasını kollayıp gözetsin.” (Buhari, Edeb 12, Müslim, Birr 20)
 
322- وَعَنْهُ قال : كان أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ الأنصار بِالْمَدِينَةِ مالا مِنْ نَخْلٍ, وَكان أحب أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرُحَاءَ, وَكانت مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ, وَكان رَسُولُ اللَّهِ
 
يَدْخُلُهَا, وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ. فَلَمَّا نزلتْ هَذِهِ الآيَةُ لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ . قَامَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ
فَقال : يَا رَسُولَ اللَّه ِأن اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ . وَإن أحب أَمْوَالِي إِلَيَّ بَيْرُحَاءَ, وَإنهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ , أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ, فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ. فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: بَخٍ! ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ , ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ ! وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ, وَإني أَرَى أن
[23/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Nice oruçlu vardır ki onun orucu sadece açlık (ve susuzluktur). Nice gece ibadete kalkan vardır ki onun bu kalkışı sadece uykusuzluktur.
-İbn Mâce, Sıyâm, 21
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[23/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3559]
 
İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, AIlah bu sebeple kendisine on (misli) sevab yazar.'' 
 
Tirmizi, Taharet 44, (59).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[23/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, 'Allah'ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden idim' demesin. (55-56) - Zümer - 55. Ayet
[23/4 22:01] Ömer Tarık Yılmaz: Akrabalarla ilişkiyi kesen cennete giremez. - Müslim, Birr ,19
[23/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: “Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder…” - Ankebût, 29/45
[23/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: İnsan hayatında yeri doldurulamaz bir öneme sahip olan uyku hakkında dinimizin çeşitli prensipleri vardır.##Hz. Peygamberin sünnetinde, uykunun vakti, süresi ve yeri hakkında tavsiyeler ve uykuyu maddî ve manevî açıdan en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğimize dair de pek çok örnekler vardır. Mesela uykunun dinlenme amacını aşarak haddinden fazla uzatılması, insanı tembelliğe sürüklediği için hoş görülmemiştir. Bunun aslında makul gerekçeleri vardır. Hz. Osman’ın naklettiği bir hadiste, “Sabah uykusu, rızkın azalmasına sebep olur.” (İbn Hanbel, I, 73) buyrularak özellikle sabah namazından sonra uyumak uygun bulunmamıştır. Zira “Erken kalkan yol alır.” sözünde de olduğu gibi çalışmaya erken başlayanın gününün daha verimli geçtiği ve kazancının daha fazla olduğu bilinen bir gerçektir.##Bu sebeple Peygamberimiz, “Allah’ım! Ümmetimden sabahın erken vakitlerinde işe koyulanlara bereket ver.” diye dua eder ve bir askerî birlik göndereceğinde onları günün ilk saatlerinde gönderirdi (Dârimî, Siyer, 1). - ERKEN KALKAN YOL ALIR
[23/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin 'Remel' yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri
[23/4 22:02] Ömer Tarık Yılmaz: İkincisi; Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim
[23/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: 3616 - Ümmü Ammâre radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
 
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
 
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
 
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
 
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
 
MENDİL
 
3619 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdest aldıktan
[23/4 22:03] Ömer Tarık Yılmaz: ni’meti acaba kime verirler?
 
Şaşılacak şeydir ki, önce, her belâ ve sıkıntı gelince sevinirdim, derd ve belâ arardım. Elimden dünyâlık çıkınca da tatlı gelirdi. Hep böyle olmasını isterdim. Şimdi ise, sebebler âlemine getirdiler. Kendi zevallılığımı, aşağılığımı görmeye başladım. Az bir sıkıntı gelince, hemen üzülüyorum. Her ne kadar üzüntü çabuk bitiyor, hiç kalmıyor ise de, önce üzüntü gelmeden olmuyor. Bunun gibi önce, belâların ve sıkıntıların gitmesi için düâ ederken, bunların gitmesini, yok olmasını düşünmüyordum. (Bana yalvarınız!) emrine uymak istiyordum. Şimdi ise, belâların, sıkıntıların gitmesi için düâ ediyorum. Eskiden korkular, üzüntüler yok olmuşdu, şimdi yine geldiler.
 
Eski hâllerin hep sekr, şü’ûrsuzlukdan ileri geldiğini anladım. Sahv, ya’nî şü’ûrlu olunca, câhiller için olan şeyler hâsıl olmakdadır. Böylece zevallılık, yalvarmak, korkmak, üzülmek, sıkılmak, sevinmek oluyor. Başlangıçda düâ etmek, belâdan kurtulmak için değildi. Bunu düşünmek gönlüme iyi gelmiyordu. Fekat, hâl kaplamışdı. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” düâlarının böyle olmadığını düşünüyordum. Onlar, bir şeye kavuşmak için düâ ediyorlardı. Şimdi, bu hâl ile şereflendirdiler. İşin iç yüzünü açıkladılar. Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vettehıyyât” düâlarının zevallılıkla, düşkünlükle, korku ile olduğu, yalnız emre uymak için olmadığı anlaşıldı. Yalnız yüksek emrinize uymuş olmak için, hâsıl olan şeylerden bir çoğunu arasıra bildirmekle saygısızlık yapmakdayım.
 
7
YEDİNCİ MEKTÛB
 
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kendisinin şaşılacak
[23/4 22:04] Ömer Tarık Yılmaz: Arafat Vakfesi
 
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Arafat Vakfesi
Arafat, Mekke’nin yaklaşık 25 km. güneydoğusunda Harem sınırları dışında bir bölgedir. Vakfe ise bir yerde bir süre durmak veya beklemek demektir. Arafat vakfesi önemli ve titizlik gerektiren bir rükündür. Çünkü süresi içinde Arafat’ta bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş olurlar. Arafat vakfesi dışında vaktinde yapılamayan diğer menasik ise, daha sonra kaza edilerek veya fidye ödenerek telafi edilebilir. Hz. Peygamber’in “Hac, Arafat’tan ibarettir” (Tirmizi, “Tefsir”, 3; Ebu Davud, “Menasik”, 57) sözü Arafat vakfesinin önemini belirtmesi yanında, ayrıca, bu vakfeyi kaçırmamak için titizlik gösterilmesi gerektiğini de anlatmaktadır.
 
a) Vakfenin Geçerli Olmasının Şartları
 
Vakfenin geçerli (sahih) olabilmesinin
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N