Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 13:02

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[26/4 20:36] Ömer Tarık Yılmaz: 74 - İmanın Kabul Edilmeyeceği Zamanın Beyanı Bâbı
 
413- Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybetü'bnü Said' ve Aliyyü'bnü Hucr rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail yânî İbn Ca'tfer, Alâ'dan, ki İbn Abdirrahmândir, o da babasından, o da Ebû Hüreyre’den naklen rivâyet etti ki, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
'Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyâmet kopmayacaktır; o battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar toptan iman edecek, fakat artık o gün: daha evvelden iman etmeyen yahud îmanında bir hayır kazanmayan hiç bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermeyecektir.' Sûre-i En'am, âyet: 158. buyurmuşlar.
 
414- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbn Nümeyr ve Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize İbn FudayI rivâyet etti. H.
 
Bana Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ceriır rivâyet, etti. Bunların ikisi de Umâratu'bnü Ka'kaa'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen rivâyet etti. H.
 
415- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hüseyn b. Aliy, Zaîde'den o da Abdullah b. Zekvân'dan, o da A'bdurrahman el-A'rac' dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet eyledi. H.
 
416- Bize Muhammed b. Râfi'de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Abdürrazzâk rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den naklen, Alâ'nın babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den rivâyet ettiği gibi tahdis eyledi.
 
417- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr. b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Veki' rivâyet etti. H.
 
Bana bu hadisi (yalnız) Züheyr b. Harb da rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İshâk b. Yusuf el-Ezrak rivâyet eyledi. Bunlar toptan FudayI b. Gazvân'dan rivâyet ettiler. H.
 
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ' dahi rivâyet etti. Lâfız onundur.
 
(Dedi ki): Bize İbn FudayI, babasından, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti, Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
Üç şey vardır ki, bunlar çıktıkları zaman, daha önceden iman etmeyen veya imanında bir hayır kazanmayan hiç bir kimseye (o günkü) İmanı fayda vermez: 1— Güneşin batıdan doğması, 2— Deccâl ve 3— Daabbetü'l-arz.» buyurdular.
 
418- Bize Yahya b. Eyyûb ile İshâk b. İbrahim hep birden İb-nî Uleyye'den rivâyet ettiler. İbn Eyyûb dedi ki: Bize İbn Uleyye rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Yunus, İbrahim b. Yezid et-Teymî' den rivâyet ettî benim bildiğime göre, o da Babasından dinlemiş, o da Ebû Zerr'den naklen rivâyet etmiş ki, bir gün Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) (ashabına):
 
«Bu güneş nereye gider biliyor musunuz?» demiş. Ashâb:
 
Allah ve Resûlü bilir; cevabını vermişler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
«O, tâ arşın altındaki karargâhına varıncaya kadar gider; ve (orada) secdeye kapanır. Kendisine: Kalk, geldiğin yere dön! denilinceye kadar o halde kalır. Bunun üzerine (geri) döner; ve sabahleyin doğduğu yerden tekrar doğar. Sonra (yine) Arş'ın altındaki karargâhına varıncaya kadar akıp gider ve (yine) secdeye kapanır. Kendisine: Kalk, geldiğin yere dön! deninceye kadar o halde kalır. Ve (tekrar) dönerek sabahleyin doğduğu yerden doğar. Bilâhere artık ihsanlar onun hiç bir halini yadırgamaz olarak Arş'ın altındaki o karargâhına varıncaya kadar akıp gider. Nihayet kendisine: Kalk, (yarın sabah) battığın yerden doğ! denilir; o da battığı yerden doğar.» buyurmuş; ve sözüne şöyle devam etmiş:
 
«Bu ne zaman olacak bilir misiniz? Bu: evvelce iman etmeyen yahut imanında bir hayır kazanmayan hiç bir kimseye (o günkü) imanının fayda vermeyeceği zamandır.»
 
419- Bana Abdülhamid b. Beyân el-Vâsati de rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Hâlid yani İbn Abdillâh, Yûnus'dan, o da İbrâhim-i Teymi’den, o
[26/4 20:37] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anılatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Bismillahirrahmanirrahim, elhamdu lillâhi rabbilâlemin diye Fâtiha süresini âyet âyet tertil üzere okurdu.'
 
Rezîn ilavesidir.
 
 
Kütüb-i Sitte
[26/4 20:37] Ömer Tarık Yılmaz: 29. El ve ayakları, parmak uçlarından yıkamaya başlamak.(Feth'ul Kadir-36)
[26/4 20:37] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hudeybiye Gazvesi 628
•  Çernobil Faciası 1986
•  Sitte-i Sevrin Sonu
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26/4 20:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Hala Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” 
 
Nisa 82
[26/4 20:37] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“İki müslüman kılıçlarıyla karşılaşırsa öldüren de ölen de Cehennem’dedir.” 
 
Buhârî, Îmân 22
[26/4 20:37] Ömer Tarık Yılmaz: YAPAY ZEKÂ VE MESLEKLERİN GELECEĞİ
 
2025 yılına kadar yapay zekâ ile bağlantılı olarak 26 ülkede 85 milyon iş kolunun yok olması buna karşın 97 milyon yeni iş kolu oluşması bekleniyor.
Yine araştırmaya göre; 2025 yılına kadar yükselecek meslek grupları sıralamasında zirvede veri analistleri bulunuyor. Veri analistlerini sırasıyla yapay zekâ ve yapay öğrenme uzmanları, büyük veri uzmanları, dijital pazarlama ve strateji uzmanları, süreç otomasyon uzmanları, iş geliştirme profesyonelleri, dijital dönüşüm uzmanları, bilgi güvenlik uzmanları, yazılım ve uygulama geliştiriciler ile nesnelerin interneti uzmanları takip ediyor.
Araştırma, vasıfsız işçilerin yüksek risk altında olduğunu, sağlık ve eğitim gibi sosyal zekâ ve iletişim içeren mesleklerin daha az risk taşıdığını gösteriyor. 2025 yılına kadar iş sayısında düşüş olacak ilk 10 meslek grubunda; veri girişi görevlileri, idari ve yürütme sekreterleri, defter tutma görevlileri, muhasebeciler ve denetçiler, fabrika işçileri, ticari hizmetler, müşteri bilgilendirme ve müşteri hizmetleri çalışanları, genel ve operasyon müdürleri, mekanik ve makine tamircileri, malzeme kaydı ve stok tutma memurları bulunuyor.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[26/4 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْمُؤْمِنَ لَيُدْرِكُ بِحُسْنِ خُلُقِهِ دَرَجَةَ الصَّائِمِ الْقَائِمِ. (د)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak mümin, güzel ahlâkı sebebiyle (gündüzleri) oruç tutan ve (geceleri) ibadet eden kimsenin derecesine ulaşır.” (Sünen-i Ebû Dâvûd)
 
26 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[26/4 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: GÜZEL AHLÂK
 
Güzel ahlâk sahibi kimse, hayırlı kimseler ile arkadaş olup kötü kimselerden de uzak durarak, sahip olduğu güzel ahlâkını muhafaza etmelidir.
 
Oyun ve eğlenceye, mizaha ve insanlarla çekişmeye dalmaktan sakınmalı, ilim öğrenerek ve sâlih ameller işleyerek nefsini terbiye etmelidir.
 
Güzel ahlâkın büyüklüğünü, devam etmesini, onun saf ve berraklığını düşünmeli, dünyanın hakir (alçak) olduğunu, bir gün yok olup gideceğini aklından çıkarmamalıdır.
 
Güzel ahlâkın muhafazası, bu husustaki âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri dikkatle dinleyip amel etmekle de olur.
 
Allâhü Teâlâ, Kalem Sûresi’nin 4. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur: “Ve muhakkak ki sen (ey Habîbim!), pek büyük bir ahlâk üzerindesin.”
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:
 
“Muhakkak kul, güzel ahlâkı sayesinde, onun ibadeti zayıf olduğu hâlde âhiretin derecelerine ve şerefli menzillerine elbette ulaşır. Ve o, kötü ahlâkı sebebiyle de Cehennem’in en aşağı derekesine (çukuruna) yuvarlanır.”
 
“Ben, ahlâkın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”
 
“Güzel ahlâk (sahibi), dünya ve âhiretin bütün hayırlarını kazanıp kurtuldu.”
 
O hâlde bize gereken ilk şey, kalbimizdeki kötü ahlâkı çıkarıp temizlemek, sonra hemen faziletlerle orayı doldurup süslemektir. Zira tasavvuf, bu iki şeyden ibarettir. Tasavvuf; bütün kötü ahlâktan temizlenmek ve güzel ahlâkın tamamı ile ahlâklanmaktır.
 
MISRA:
 
İnsân-ı kâmil olmağa sa‘y eyle, âdem ol.  (Bâkî)
 
 
 
26 Nisan 2023
Fazilet Takvimi
[26/4 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bir yerin adına denince Türk ülkesi, Gözüm bayrak arar, kulağım ezan sesi.[Mehmet Emin Yurdakul]
[26/4 20:38] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. HASAN (R.A.)
Hz. Hasan, Peygamberimizin kızı Fatıma (r.a.h.) ile Hz. Ali’nin evliliğinden doğan ilk torunudur.
Peygamberimiz, Hz Hasan’ın doğduğunu duyunca hemen Hz. Ali’nin evine gider ve 'oğlumu bana getirin ‘Adını ne koydu- nuz?’ diye sorar. 'Harb' ismini koyduklarını duyunca, bu ismi beğenmeyerek 'Hasan' ismini koyar. Künye olarak da, 'Ebû Muhammed' adını verir. Peygamberimizin vefatında sekiz yaş- larında olan Hz. Hasan, babası Hz. Ali'nin şehid edilmesinin ardından, Kufelilerin kendisine biat etmesiyle halife seçilir.
Hulefâ-i Raşidîn'in beşincisi olarak kabul edilen Hz. Hasan Muaviye’yle savaş sorası Medineye döner ve orada 47 yaşında vefat edip, baki’ mezarlığına defnedilir. (M. 670)
 
ABDEST
Abdest; bazı ibadetlere başlamadan önce belli uzuvları usulüne uygun olarak yıkamak ve bazılarını da el- deki su ıslaklığı ile meshetmek de- mektir.
Abdestle ilgili olarak Kur'anda, “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza mesh edip her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yı- kayın.” (Maide, 5/6) buyurulur. Pey- gamberimiz müslümanlara fiilî olarak abdestin nasıl alınacağını bizzat göstermiş ve hiç bir namazın taharetsiz, abdestsiz kabul olunma- yacağını belirtmiştir. (Buhari, “Vudu”, 2) Abdest hem maddi hem de ma- nevi arınma yoludur.
 
ÖZLÜ SÖZ
Bineyidim kıratımın üstüne, Alayıdım hançerimi destime,
Gâfilen varmayız düşman üstüne, Vakta hazır olun diyenlerdeniz. (Köroğlu)
[26/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç Farsça'daki rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça'sı savm ve sıyâmdır. Savm kelimesi Arapça'da 'bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek' anlamında kullanılır.
Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir.
İmsak, Arapça'da, 'kendini tutmak, engellemek' anlamına gelir. Orucun temel unsuru da (rükün) bu anlamdır. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması (fecr-i sâdık; bk. Namaz Vakitleri bölümü) vakti olup, bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur; bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip orucun başlaması vaktidir.
İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği vakit anlamında olup, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti de girmiş olur. Gündüz ve gecenin teşekkül etmediği bölgelerde oruç süresi, buralara en yakın normal bölgelere göre belirlenir.
İmsakin, ikinci fecirle başlayacağı konusunda fakihler arasında görüş birliği olmakla birlikte, kimi fakihler bu hususta, daha ihtiyatlı olduğu gerekçesiyle fecr-i sâdıkın ilk doğuş anına, kimileri ise oruç tutanlar lehine olduğu gerekçesiyle ışığın biraz uzayıp dağılmaya başladığı zamana itibar edilmesini önermişlerdir.
Âyette orucun başlangıç ve bitiş vakti, mecazi bir anlatımla şöyle belirtilir: '...Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın...' (el-Bakara 2/187).
İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmanın bir amacı olmalı ve bu iş bilinçli olarak yapılmalıdır. Bu amaç ve bilinç, orucun Allah rızâsı için tutuluyor olmasıdır ki kısaca 'niyet' tabiri ile anlatılır. Bu amaç ve bilinç olmadığı zaman, meselâ imkân bulamadığı için veya perhiz, rejim, zindelik gibi başka amaçlar için bu üç şeyden (yeme, içme, cinsel ilişki) uzak durmak oruç olarak değer kazanmaz.
Oruç, Peygamberimiz'in hicretinden bir buçuk sene sonra şâban ayının onuncu günü farz kılınmış olup, İslâm'ın beş şartından biridir. Peygamberimiz bu hususu 'İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka Tanrı olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek; namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve gücü yetenler için Beytullah'ı ziyaret etmektir (hac)' diyerek bildirmiştir (Buhârî, 'Îmân', 34, 40; 'İlim', 25; Müslim, 'Îmân', 8).
Orucun farz kılındığını bildiren âyetler de şunlardır:
'Ey iman edenler! Sizden öncekilere olduğu gibi, size de oruç tutma yükümlülüğü getirilmiştir; bu sayede kendinizi koruyacaksınız. Oruç sayılı günlerdedir. İçinizden hasta veya yolculukta olanlar başka günlerde tutabilirler; hasta veya yolcu olmadığı halde oruç tutmakta zorlananlar ise bir fakir doyumluğu fidye vermelidir. Daha fazlasını veren, kendine daha fazla iyilik etmiş olur; fakat yine de, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır' (el-Bakara 2/183-184).
Oruç tutmak, diğer ibadetlere nazaran biraz daha sıkıntılı olduğu için Allah, orucun farz kılındığını bildirirken, psikolojik rahatlatma sağlayacak ve emre muhatap olan müslümanların yüksünmesini engelleyecek bir üslûp kullanarak, oruç tutmanın önceki ümmetlere de farz kılındığını belirtmesi yanında, ayrıca orucu daha sıkıntılı hale getirmesi muhtemel iki durumu (hastalık ve yolculuk) oruç emrinin hemen peşinden geçerli mazeret olarak zikretmiştir. Bu üslûp, meselâ öteki ümmetlerde de bulunduğu anlaşılan namaz için kullanılmamıştır.
Oruç riyânın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden say�
[26/4 20:39] Ömer Tarık Yılmaz: Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarini çikar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasin!  (TAHA/12)
[26/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: NİFAK
 
5729 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
 
'Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar.'
 
Buhâri, İman 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Dâvud, sünnet 16, (4688); Tirmizi, İman 14, (2634); Nesâi, İman 20, (8, 116).
 
5730 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Nifak Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devrinde vardı. Şimdi ise, imandan sonra küfür vardır.'
 
Buhârî, Fiten 21.
 
5731 - Esved rahimehullah anlatıyor: 'Hz. Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh'ın ders halkasında idik. Huzeyfe radıyallahu anh geldi ve yanımızda durup bize selâm verdi ve:
 
'Nifak, siz en hayırlı bir kavme indirildi' dedi. Esved de (hayretle):
 
'Sübhânallah, Azîz ve Celîl olan Allah: 'Münafıklar cehennemin en aşağı derekesindedir' (Nisa 145) buyuruyor' dedi. Bunun üzerine Abdullah tebessüm etti. Huzeyfe de mescidin bir kenarına oturdu. Derken Abdullah kalktı ve arkadaşları da dağıldılar. Huzeyfe beni çağırmak için bana bir çakıl attı, yanına geldim. Bana: 'Abdullah'ın gülmesi tuhafıma gitti, halbuki o benim söylediğimi bilen birisi. Yemin olsun nifak, siz (Tâbiîler)den daha hayırlı bir kavme indirildi. Onlar (nifaktan) sonra tevbe ettiler. Allah da tevbelerini kabul etti' dedi.'
 
Buhâri, Tefsir, Nisâ 25.
 
5732 - İbnu Ebi Müleyke rahimehullah anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından olup da Bedir gazvesine katılanlardan otuz kadarına yetiştim. Hepsi de kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.'
 
Buhari, İman 36 (Bab başlığında kaydetti.)
[26/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir.' 
Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57). 
Bir rivayette şu ziyâde vardır: 'Bu şûbelerden en üstünü 'Lâilâhe illallah' sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır.'
[26/4 20:40] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
[Bakara Sûresi.110]
[26/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Bana verdiğin rızık konusunda beni kanaat sahibi yap ve o rızkımı bereketli kıl. Zayi olan her nimetin daha hayırlısını bana ihsan eyle.” (Hâkim, Deavâat, No:1878)
[26/4 20:41] Ömer Tarık Yılmaz: Allah’tan sakınan kişi ilmi kadar söz söyler.[İmam Rabbani]
[26/4 20:50] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.MUHAMMED BİN MESLEME
 
Bedir savaşından sonra Mekkeli müşriklerin ölüleri hakkında ağıtlar, şiirler söyleyerek müşrikleri kışkırtan, Peygamberimize ve Müslümanlara dil uzatarak fitne çıkartan, hattâ Peygamberimize suikast tertiplemeye kalkışan Kâ’b bin Eşref adlı bir Yahûdî zengini vardı. Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâma buyurdu ki: 
 
- Kâ’b bin Eşref’i kim öldürür? Çünkü o, Allah ve Resûlüne ezâ etmiştir. 
 
Muhammed bin Mesleme dedi ki: 
 
- Yâ Resûlallah! Ben onu senin için öldürür, onun sesini kısarım. 
 
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz şöyle buyurdu: 
 
- Gücün yeterse bu işi yap! 
 
Bunun üzerine Muhammed bin Mesleme, evine döndü. Sonra Ebû Nâile, Abbâd bin Bişr, Hâris bin Evs, Ebû Abs ve İbni Cerîr’in yanına gidip, mes’eleyi onlara açtı. Hepsi uygun görerek, “Beraber öldürürüz” dediler. 
 
Bundan sonra, birlikte Peygamber efendimize gelerek dediler ki: 
 
- Yâ Resûlallah! İzin buyurursanız, biz Kâ’b ile konuşurken, sizinle ilgili olarak onun hoşuna gidecek ba’zı sözler söylemeliyiz. Peygamber efendimiz, onlara buyurdu ki: 
 
- Bu husûsta istediğinizi söylemeniz size helâldir. 
 
Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları, aralarında istişâre yapıp bir plân hazırladılar. Bundan sonra Muhammed bin Mesleme, Kâ’b bin Eşref’in yanına giderek dedi ki: 
 
- Şu Muhammed, bizden sadaka istedi. Bize çok vergi yükledi. Onun için senden ödünç bir şey almak için geldim. 
 
- O sizi daha da bıktıracak. 
 
- İşte ona bir defa uymuş bulunduk. Ona tâbi olmakta devam edeceğiz. Bakalım sonu ne olacak? Şimdi sen bize biraz ödünç hurma ver. 
 
- Evet vereyim, fakat bana bir şeyi rehin vermelisiniz. 
 
Muhammed bin Mesleme ile yanındakiler sordu: 
 
- Ne istersin? 
 
- Kadınlarınızı rehin isterim! 
 
- Kadınlarımızı sana nasıl rehin verebiliriz? Sen yakışıklı birisin. Kadın gönlü, meyledebilir. 
 
- O zaman oğullarınızı rehin verin! 
 
- Onları da rehin veremeyiz. Onlardan birine, bir iki deve yükü hurmaya karşılık rehin olundu diye sövülür ki, bu bizim hiç unutamıyacağımız bir leke olur. Fakat sana silâhımızı ve zırhımızı rehin verebiliriz. 
 
Kâ’b bu teklifi kabûl etti. Onlara, ne zaman geleceklerini de bildirdi. 
 
Muhammed bin Mesleme, belirtilen gece Kâ’b’ın kalesinin yanına gitti. Beraberinde, Kâ’b’ın süt kardeşi Ebû Nâile de vardı. Kâ’b onları kaleye çağırmıştı. 
 
Kâ’b gelenleri karşılamak için aşağı inerken Kâ’b’ın karısı dedi ki: 
 
- Bu saatte nereye gidiyorsun? 
 
- Gelenleri karşılamaya iniyorum. 
 
- Bu durum bana pek iyi gelmiyor. Sanki bana kan dökülecek gibi geliyor. 
 
- Yok yok zannettiğin gibi değil, onlar Muhammed bin Mesleme ile süt kardeşim Ebû Nâile’dir. O iyi bir gençtir. Geceleyin, kılınç vuruşmasına bile çağırılsa, hiç tereddüt etmeden gelir. Böyle birisidir. 
 
- Yine de sen aşağı inme! Onlarla konağın damından konuş! 
 
- Yiğite yaraşan, çarpışmaya, süngülenmeye da’vet edilse bile icâbet etmektir. 
 
Kâ’b böyle söyledikten sonra aşağı indi. 
 
Muhammed bin Mesleme, bu arada üç kişiyi kaleye soktu. Bunlar Ebû Abs, Hâris bin Evs, Abbâd bin Bişr idi. Muhammed bin Mesleme arkadaşlarına dedi ki: 
 
- Kâ’b gelince, ona saçını koklayacağımı söyler, başını tutup koklarım. Siz, benim, Kâ’b’ın başını iyice yakaladığımı gördüğünüz zaman, kılıçlarınızla, Kâ’b’a vurunuz. Böylece (Harb hiledir) hadîs-i şerîfine uygun hareket etmiş oluruz. 
 
Kâ’b bin Eşref, güzel giyinmiş bir şekilde güzel koku saçarak, onların yanına gelmişti. Muhammed bin Mesleme, “Şimdiye kadar böyle güzel koku koklamadım” diyerek Kâ’b’ın yanına vardı. Kâ’b gururlanarak cevap verdi: 
 
- Dünyanın en güzel kokularını kullanırım. 
 
Muhammed bin Mesleme dedi ki: 
 
- Güzel kokulu saçını koklamama izin verir misiniz? 
 
Kâ’b, müsâade ettiğini söyledi. Muhammed bin Mesleme, onun başını yakalayıp, a
[26/4 20:50] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu iken boy abdesti almak / banyo yapmak orucu bozar mı?
 
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz, Peygamberimiz (s.a.s.)’in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir (Buhârî,” Savm”, 25).
[26/4 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: ADÂLET
 
Her işte hakkı gözetme ve orta yolu tutma. Haklıya hakkını verme. Haksızlıktan sakınma. Zulmün zıddı, kânun önünde eşitlik. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki  Ey îmân edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adâletten alıkoymasın. Âdil olunuz! (Mâide sûresi  8) Muhakkak ki Allahü teâlâ adâleti, ihsânı (iyilik yapmayı) ve akrabâya muhtac oldukları şeyleri vermeyi emreder... (Nahl sûresi  90) Hak ve adâlet üzere bir gün hâkimlik yapmağı, bir sene devâmlı gazâ etmekten daha çok severim. (Hadîs-i şerîf-Taberânî) Bir saat adâlet ile idârecilik yapmak, altmış sene nâfile ibâdet yapmaktan daha iyidir. (Hadîs-i şerîf-İslâm Ahlâkı) Adâlet mülkün temelidir. (Hazret-i Ömer) Adâlet üç kısımdır  a) Allahü teâlâya kulluk etmek. Bunda sâhibinin hakkını gözetmek vardır. Her insanın yaradanına karşı borçlu olduğu bu kulluk vazîfesini yerine getirmesi vâcibdir. b) İnsanların hakkını gözetmek. c) Vefât eden geçmişlerin hakkını gözetmek yâni onların borçlarını ödemek ve vasiyetlerini yerine getirmek. (Kınalızâde Ali Efendi)
[26/4 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: Kredi kartıyla kurban satın almak caiz midir?
 
Kurban kesmekle mükellef olan şahıs, satın alacağı hayvanın bedelini peşin olarak verebileceği gibi, vadeli veya taksitli olarak da verebilir. Bu bağlamda bedelin kredi kartıyla ödenmesi kurbanın sıhhatine engel teşkil etmez. Ancak kredi kartı borcunu, ödeme tarihinde ödemek ve gecikmeden kaynaklanan faizli işleme düşmemek gerekir.
 
 Kredi kartı ile taksitli kurban alırken, taksit yapma karşılığında bankaya ilave bir ücret ödenmesi durumunda ise, kesilen kurban geçerli olmakla birlikte, faizli işlem sebebiyle ayrı bir günah söz konusu olur.
[26/4 20:51] Ömer Tarık Yılmaz: MESCİD-İ HARÂM
 
 
 
Mekke'de ortasında Kâbe'nin bulunduğu câmi-i şeriftir. Buna 'Harem-i Şerif' de denir.'Harâm' denilmesinin sebebi, ihtirâm ve saygı vâcip olduğu içindir. Kendisine karşı saygısızlık câiz olmadığı için, Mekke'ye de 'Belde-i Harâm' denilir. Bir Hadîs-i Şerif'te: 'Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdâldir. Mescid-i Harâm'da kılınan bir namaz da sâir mescitlerde kılınan yüzbin namazdan efdaldir.' buyurulmuştur.
[26/4 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve 'Kuşkusuz ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?'
(Fussilet, 41/33)
 http://www.duavesureler.com
[26/4 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: 'Hiç kimse elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.'
(Buharî, 'Büyu' ' , 15)
 http://www.duavesureler.com
[26/4 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet nasip eyle,  bana âfiyet ve (hayırlı) rızık ver.'
(Müslim, 'Zikir', 35)
 http://www.duavesureler.com
[26/4 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: • Arıların Oğul Verme Zamanı
• İpek Böceğinin Canlanması
 
Semerkand Takvimi
[26/4 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: İmâm-ı Rabbânî’den
 
Ey oğul! Yalan söylediği defalarca tecrübe ve tespit edilmiş bir şahıs, bir topluluğu işgal etmek amacıyla geceleyin düşmanın hücum edeceğini haber verse, o toplumdaki akıllı insanlar, söyleyen kişinin yalancılığına rağmen gerekli tedbirleri alırlar ve belayı defetme konusunda kafa yorarlar.
 
Muhbir-i Sadık (hep doğruyu haber veren) Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] ahiret azabını bütün açıklığıyla haber vermiş olduğu halde, insanlar bundan hiçbir şekilde etkilenmediler. Etkilenmiş olsalardı rahatsız olurlar ve ahiret azabından korunmak için ellerinden geleni yaparlardı. Üstelik yine Muhbir-i Sadık’ın bildirmesiyle o azaptan kurtulmanın yollarını da bilmekteler.
 
Muhbir-i Sadık olan Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] getirmiş olduğu habere bir yalancının getirdiği haber kadar değer vermeyen bir insanın imanı ne kötü bir imandır! Şekilde kalan bir İslâm’ın insanın kurtuluşuna hiçbir faydası yoktur. Kurtuluş için yakîni elde etmek şarttır. Ama bırakın yakîni, zannın hatta vehmin bile yeri kalmadı... Akıllı insanlar, içinde tehlike ve korku ihtimali söz konusu olan durumlarda vehme de itibar edip tedbir alırlar.
 
Semerkand Takvimi
[26/4 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve 'Kuşkusuz ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?'
(Fussilet, 41/33)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=LqoGy2mqf/k=
[26/4 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.'
(Müslim, “Zühd”, 64; Dârimî”, “Rikâk”, 61)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=LqoGy2mqf/k=
[26/4 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allah’ım! Sana teslim olan bir kalp, doğru sözlü bir dil ve dosdoğru bir ahlâk istiyorum. Bildiğin günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Bildiğin her türlü hayırdan istiyorum. Bildiğin bütün şerlerden sana sığınıyorum. Şüphesiz Sen gaypları en iyi bilensin.'
(Hâkim, 'De’avât', No:1872; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', No: 935)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=LqoGy2mqf/k=
[26/4 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ım! Günahımı, bilgisizliğimi, haddimi aşarak işlediklerimi ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı bağışla!  Hadis-i Şerif
[26/4 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin…
 
(Hûd, 11/3)
[26/4 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
...İki kişi arasında adâletle hükmetmen sadakadır…
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[26/4 21:04] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiç bir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.
[26/4 21:05] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
En-Nafi
 
Faydalı şeyleri yaratan, bütün yaratıklara faydası olan
[26/4 21:05] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Hangi Peygamberin Kızısın?
 
   Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretleri anlatır: 
 
 Tâbiînden Hasan-ı Basrî hazretleri bir gün dergâhta otururken ihtiyar bir kadın gelir ve;  
 
 -Efendi hazretleri, benim bir kızım vardı öldü. Hasretine dayanamıyorum. Bana bir duâ öğret de rüyâmda görüp hasretimi gidereyim, der. Hasan-ı Basrî hazretleri gerekeni yaptıktan sonra kadın gider. Fakat kadın, ertesi gün gözleri kan çanağı gibi olduğu hâlde ağlayarak tekrar dergâha gelir. Hasan-ı Basrî hazretleri kadına;  
 
 -Niçin ağlıyorsun? diye sorunca kadın;  
 
 -Kızımı rüyâda gördüm, ama üzerine katrandan bir elbise giydirmişler cayır cayır yanıyor, cevabını verir.  
 
 Hasan-ı Basrî hazretleri ve yanında bulunanlar kendi sonlarının nasıl olacağını düşünerek ağlaşmaya başlarlar. 
 
 Aradan bir müddet geçtikten sonra Hasan-ı Basrî hazretleri, rüyâsında kendinin vefât ettiğini ve cennete girdiğini görür. Cennette gezerken muhteşem bir köşk ve önünde bir kadın görür.  
 
 O kadına; 
 
 -Yavrum sen hangi peygamberin hanımı veya kızısın? diye sorar.  
 
 Kadın;  
 
 -Efendim ben, bir peygamberin hanımı veya kızı değilim. Geçen gün size gelip de sizden rüyâsında kızını görmek isteyen kadının kızıyım, cevabını verir.  
 
 Hasan-ı Basrî hazretleri;  
 
 -Kızım annen senin Cehennemde yandığını söylemişti. Hâlbuki sen yüksek makamlardasın. Bu makâma nasıl ulaştın? diye sorar.  
 
 Kadın;  
 
 -Efendim biz kabir hayâtında beş yüz elli kişi azâb görüyorduk. Bir mümin kabristana gelip on bir İhlâs, on bir Felak, on bir Nâs sûresini okudu. Kabristanda yatan müminlerin ruhlarına bağışladı. Allahü teâlâ bize azâb eden meleğe; “Benim âyetlerim ve adım hürmetine burada bulunan ve azâb görenleri affettim. Onlara azâb etmeyin ve birer makam verin” buyurdu. Onun için bu makâma geldim cevabını verir...” 
 
 Netice olarak, ölen yakınlarımızı seviyorsak, onları üzecek kötü amellerden sakınmamız ve onlara dua etmemiz, sadaka vererek, hayır, hasenât yaparak imdatlarına koşmamız lazımdır...
[26/4 21:05] Ömer Tarık Yılmaz: De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, hased ettiği zaman hasedçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥﴾
(Felak 1-5)َ
-Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.
Gul e’ûzu bi-Rabbi’l-felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasigın izâ vegab. Ve min şerri’n-neffâsâti fi’l-ugad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
[26/4 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: Lezzetleri yok edeni (yani ölümü) çok hatırlayın.
(Nesâî, Cenâiz, 3)
[26/4 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET........... RESÛLULLAH GELECEKTEN HABER VERDİ (2)

“Kargaşa ve ölüm çoğalacak.”                          [İbni Mâce]

“Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.” 
[Beyhekî]
“Her asır, öncekinden daha kötü olacak, böylece Kıyâmete kadar hep bozulacak.”                    [Hadîka]
“İnsanın bütün kaygısı midesi olacak, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olacak.” 
[Sülemî]
“İstanbul fethedilecektir. Bunların kumandanı ne güzel emir, askerleri ne güzel askerdir.”       [Hâkim, İmâm-ı  
Ahmed, İmâm-ı Süyûtî]
“Ya Osman! Halîfe olacaksın, hilâfet gömleğini çıkarmak isteyecekler, sakın çıkarma! O gün oruçlu olacak, benim yanımda iftar edeceksin.”                   [Hâkim]
“İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.”
[Ebû Dâvud]
“Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helâl sayılacak.”           [İmâm-ı Ahmed]
“Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.”     [Hâkim]
“Köpek beslemek, evlât yetiştirmekten daha câzip olacak.”                   [Hâkim]
“Kötü kadınlar çoğalıp, zina bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Ölçüde, tartıda hile yapılırsa, geçim darlığı baş gösterir.”                [Beyhekî]
“İşler, ehli olmayana verilecek.”                     [Buhârî]
“Zengine, malı için tâzim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.” 
[Hâkim]
“Lûtilik “Homoseksüellik” mubah sayılmadıkça kıyâmet kopmayacak.” [Deylemî]
“Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyâmet kopmayacak.”                    [Buhârî]
“Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça, kıyâmet kopmayacak.”                   [Tirmüzî]
“Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.”      [Hâkim]
Mehmet Ali Demirbaş   TÜRKİYE GAZETESİ

 

 

 
 
26.04.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[26/4 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Sellam (ra)
Ebu Sellam, sahabeden birinden rivayet etmektedir: 'Cüheyne'den bir mahalle üzerine baskın yaptık, Müslümanlardan biri, (teke tek vuruşmak üzere) onlardan bir adam taleb etti. (Bir cengaver gelince) hemen kılıncıyla saldırıya geçti. Ancak hata yaptı ve kılıncı kendisine isabet etti. Resulullah (sav): 'Ey Müslümanlar, kardeşinize (yardım edin)' diye bağırdı. Halk ona doğru koşuştu. Ama ölmüştü. Hz. Peygamber (sav) onu elbisesi ve kanı ile birlikte sardı, üzerine namaz kıldı ve defnetti. 'Ey Allah'ın Resulü, bu şehid midir?' diye sordular. 'Evet o şehiddir ve ben ona bu hususta şahidim' cevabını verdi.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, 40, (2539)
 
Hadisin Açıklaması:
Hadis, savaş sırasında şehid olmak için illâ da düşmanın silâhıyla öldürülmüş olmanın gerekmediğini ifade etmektedir. Kişi hâlis niyetle, Allah rızası için savaştığı takdirde, ne şekilde ölmüş olursa olsun şehid olacağını ifade eder. Nitekim sadedinde olduğumuz rivayet, kişinin, kasden değil hatâen, kendi silahıyla öldüğünü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da bu zâtı şehid olarak tavsif ettiğini göstermektedir
[26/4 21:06] Ömer Tarık Yılmaz: Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (Mülk, 67/12)
[26/4 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanda bulunan en şerli sey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur. Ravi: Ebu Davud, 2511
[26/4 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Bir adam dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü, benim öğretilmiş köpeklerim var. Onlar hakkında bana fetva ver!' Aleyhissalatu vesselam: 'Köpeğin senin için tuttuğu şeyi ye!' buyurdular. Adam: 'Köpek, avı öldürmüşse?' dedi. 'Öldürse de!' buyurdular. Yayım hakkında da bana fetva ver!' dedi. 'Okunun sana geri getirdiğini ye!' buyurdu. 'Avı gözden kaybetmişsem?' dedim. 'Avı gözden kaybetsen de!' buyurdu, 'yeter ki, av üzerinde senin okundan başka bir ok izine rastlamamış olasın. Veya onu kokmuş bulmamış olasın.'
 
Kaynak : Nesai, Sayd 16, (7,191)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[26/4 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: كان ذَلِكَ يَجْزِي عَنِّي وَلإلا صَرَفْتُهَا إِلَى غَيْرِكُمْ قالت : فَقال لِي عَبْدُ اللَّهِ : بَلِ ائْتِيهِ أنت قالت : فَانطَلَقْتُ فَإذا أمرأَةٌ مِنَ الأنصار بِبَابِ رَسُولِ اللَّهِ
 
حَاجَتِي حَاجَتُهَا, وَكان رَسُولُ اللَّهِ
قَدْ أُلْقِيَتْ عَلَيْهِ الْمَهَابَةُ, فَخَرَجَ عَلَيْنَا بِلاَلٌ, فَقُلْنَا لَهُ : ائْتِ رَسُولَ اللَّهِ
فَأَخْبِرْهُ أن أمرأَتَيْنِ بِالْبَابِ تَسْألانكَ: أَتُجْزِئُ الصَّدَقَةُ عَنْهُمَا عَلَى أَزْوَاجِهِمَا, وَعَلَى أَيْتَامٍ فِي حُجُورِهِمَا؟ وَلاَ تُخْبِرْهُ مَنْ نَحْنُ, فَدَخَلَ بِلاَلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ
فَسَأَلَهُ فَقال لَهُ رَسُولُ اللَّهِ
: مَنْ هُمَا؟ فَقال : أمرأَةٌ مِنَ الأنصار وَزَيْنَبُ فَقال رَسُولُ اللَّهِ
: أَيُّ الزَّيَإنبِ ؟ قال : أمرأَةُ عَبْدِ اللَّهِ. فَقال لَهُ رَسُولُ اللَّهِ
: لَهُمَا أجران : أجر الْقَرَابَةِ, وَأجر الصَّدَقَةِ
328: Abdullah ibni Mes’ud (Allah Onlardan razı olsun)’ın karısı Zeyneb es- Sekafiyye (Allah Ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
 
-Ey Kadınlar cemaati zinet eşyalarınızdan bile olsa sadaka veriniz, buyurmuştu. Bunun üzerine ben kocam Abdullah ibni Mes’ud’un yanına varıp: Sen eli dar bir adamsın. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize sadaka vermemizi emretti. Ona git de bir soruver sana ve çocuklarına sarfedeceğim meblağ sadaka yerine geçer ise size, değilse başkalarına vereyim, dedim. Kocam Abdullah da kendin git ve sor deyince kendim gidip Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in kapısına varınca ensardan bir kadının da orada beklediğini gördüm onun maksadı da benimkinin aynı imiş. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in heybetinden içeriye girmeye çekinirdik. İçeriden Bilal çıkıverince ona: Hz. Peygambere git de ona iki kadın kapıda duruyor, sizden kendi kocalarına ve elleri altındaki yetimlere sarfettikleri sadaka yerine geçer mi diye soruyorlar de, fakat bizim kim olduğumuzu da söyleme, dedik.
 
Bilal Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına girdi ve meseleyi sordu. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): Onlar kimlerdir? buyurdu. Bilal de ensardan bir kadın ile Zeyneb’dir, dedi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): Zeyneblerin hangisi, deyince Abdullah ibni Mes’ud’un karısı cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem):
 
-Onlar böyle yapmakla iki sevap birden kazanırlar. Birisi akrabalarını himaye etme sevabı diğeri de sadaka sevabı.” Buyurdular. (Buhari, Zekat 48, Müslim; Zekat 45)
 
329- عَنْ اَبِى سُفْيَان صَخْرِ بْنِ حَرْبٍ
 
فِى حَدِيثِهِ الطَّوِيلِ فِى قِصَّةِ هِرْقَلَ، أن هِرْقَلَ قال لأَِبِى سُفْيَان : فَمَإذا يَأمركُمْ بِهِ ؟ يَعْنِى النَّبِىَّ
. قال : قُلْتُ: اعْبُدُوا اللهَ وَحْدَهُ , وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَاتْرُكُوا مَا يَقُولُ آبَاؤُكُمْ، وَيَأمرنَا بِالصَّلاَةِ , وَالصِّدْقِ, وَالْعَفَافِ, وَالصِّلَةِ.
[26/4 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir melek şöyle seslenir: 'Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen uzatma, günahlarından vazgeç!' Allah'ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.
-Tirmizi, Savm, 1
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[26/4 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3562]
 
Ebu Davud'un İbnu Müleyke'den kaydettiği bir başka rivâyette şöyle gelmiştir: 'Hz. Osman radıyallahu anh'tan abdest hakkında (nasıl alınacağı) sorulmuştu. Hemen su istedi ve derhal bir abdest kabı getirildi. Kaptan önce sağ eli üzerine su döktü (ve onu yıkadı), sonra sağ elini kaba batırdı, üç kere mazmaza, üç kere istinşakta bulundu. (önceki hadiste geçtiği üzere zikretti. Hadisdte şu ziyade var): 'Sonra elini daldırıp su aldı ve başına, kulaklarına meshetti, kulakların iç ve dışlarını birer kere meshetti.'' 
 
Ebu Dâvud, Tahâret 50, (108).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[26/4 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. - Bakara - 29. Ayet
[26/4 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir. - Buhârî, Îmân, 39
[26/4 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: “Bir günden sakının ki, onda Allah’a döndürüleceksiniz, sonra herkese hak ettiği tam olarak verilecek ve onlara haksızlık edilmeyecektir.” - Bakara, 2/281
[26/4 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanların hayatlarında yer alan bayramların dinî bir inanış veya millî bir olaydan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, çeşitli geleneklerden veya tabiattaki değişmelerden kaynaklandığı, hatta bazı bayramların baharın gelişi, hasat mevsimi gibi tabiattaki değişikliklere dayandığı ifade edilmektedir. Kışın sona erip baharın gelişi, günlerin uzaması dolayısıyla güneşli günlerin başlaması, bu anlamda çeşitli kültürlerde önemli bir dönüm noktası kabul edilmektedir. Tabiatın uyanıp yeniden canlandığı bahar dönemi ve bu dönemin başlangıcı sayılan çeşitli tarihler, insanlığın kültür hayatında çeşitli adlarla anılan bayram veya yeni yıl şenlikleriyle kutlanmaktadır. Farsça “Nev” ve “Ruz” sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelen ve “yenigün” anlamını taşıyan Nevruz; gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu 21 Mart tarihinde, ülkemizin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafyada çeşitli gelenekler ve âdetler çerçevesinde kutlanmakta, insanların beşerî ilişkilerini geliştirmelerine ve kaynaşmalarına sebep olmaktadır. Nevruz kutlamalarına esas olan tabiattaki uyanışın ruhlarda da bir uyanış ve silkinişe yol açması, düşmanlıkların değil kardeşlik tohumlarının yeşermesine sebep olması ve insanlığın huzur ve mutluluğuna katkıda bulunması dileklerimizle. - BAHARIN MÜJDECİSİ: NEVRUZ
[26/4 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Sünnetleri
42- Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında 'Kâfırûn' sûresinin ve ikinci rekâtında 'İhlâs' sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin 'Remel' yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe 'Hervele' denilir.
14) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından sonra Mekke'de tek bir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
15) Zilhicce'nin sekizinci günü, güneşin doğmasından sonra Mekke'den Mina'ya çıkmak ve o gece Mina'da kalmak. Mina Harem Bölgesindedir.
16) Zilhicce'nin dokuzuncu günü, güneşin doğuşundan sonra Mina'dan Arafat'a çıkmak.
Arafat'da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle namazı ile ikindi namazını birlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife'de bir müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı bilgiler verir.
17) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe okumak ve haccın geri kalan görevlerini anlatmak. Bu hutbe ile beraber üç hutbe okunmuş oluyor.
18) Arafat ve Müzdelife'de kılınan namazlarda yalvarıp yakararak dua etmek ve göz yaşları dökmek veya döker gibi bir tavır takınmak. Hem kendisi, hem de ana-babası için ve bütün müslümanlar için hayırlı dualar yapmak.
Arafat, Harem bölgesi dışında bulunan bir sahadır. Burada hacıların duruşu cuma gününe rastlasa, cuma namazı kılınmaz.
19) Güneşin batışından sonra Arafat'dan yavaş yavaş inmek. Müzdelife'ye varıldığı zaman gelip geçenlere engel olmamak için vadiden yüksekçe bulunup 'Meş'ar-i Haram' denile
[26/4 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
 
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
 
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
 
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de evini koru! onların haçı ve hilesi düşman olarak senin tedbirine galip gelmesin!' diye Allah'a yalvarmıştı. (Bkz. Fîl Sûresi Tefsiri) .
 
Şu halde 'lâh' isminin başına 'el' getirilerek 'Allah' denilmiş ve özel isim yapılmış demektir. Bazıları ise daha ileri giderek Arapça 'lâh' isminin Süryânice olduğu söylenen 'lâha' isminden Arapça'laştırılmış olduğunu zannetmişlerdir. Çünkü Belhli Ebu Yezid 'lâh' Arapça olmayan bir kelimedir demiştir. Çünkü, Yahudiler ve Hristiyanlar 'lâha' derler. Araplar bu sözcüğü alıp değiştirerek 'Allah' demişler, bunun gibi 'lâhüm' ile ilgili olarak İbrânice'de 'elûhim' vardır. Fakat tarih açısından Arapça'daki 'lâh' mı öncedir, yoksa Süryanice'deki 'lâha' mı öncedir? Bunu tesbit etmek mümkün olmadığı gibi iki dil arasında böyle bir kelimede ilişkinin bulunması, birinin diğerinden nakledildiğine mutlak surette delil olamaz. Eğer arka arkaya gelme yoksa her ikisinin daha önce bulunan bir ana dilden yayıldığını kabul etmek daha uygun olur. Ve bunu destekleyen delil de vardır. Çünkü Allah kelimesinin Arapça'daki kullanılışında hiçbir yabancı dil kokusu yoktur. Sonra 'lâh, lâhüm' her ne kadar Arapça dışındaki bir dilden nakledilmiş olsalar bile 'Allah' 'el' takısı 'lâh' ile birleştirilerek ondan alınmış olsaydı onun hemzesinin nida (çağırma) halinde yerinde kalmasına dilin kuralı müsaade etmezdi. Bunun içindir ki, birçok dil bilgini ve bunların içinde Kufeliler, Allah kelimesinin 'lâh'dan değil, 'ilâh' cins
 
ismi ile eş anlamlı olan 'el-ilâh'dan nakledilmiş olduğunu söylemişlerdir. Bu şekilde ilâhın hemzesi hazf edilmiş ve 'el' belirleme edatının hemzesi onun yerine konmuş ve belirleme lâmı da 'en-Necmü, Es-Sa'ku' gibi kelimenin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bundan dolayı, aslına göre başındaki hemze, cümle içinde hazf ve başka bir harf
[26/4 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdest aldı. Bu maksadla kendisine içerisinde üçte iki müdd miktarında su bulunan bir kab getirilmişti.''
 
Ebu Dâvud, Tahâret 44, (94); Nesâi, Tahâret 59, (1, 58).
 
Nesâi şunu ilâve etmiştir: 'Şu'be der ki: 'Ben, Aleyhissalâtu vesselâm'ın kollarını yıkadığını ve onları ovduğunu, kulaklarının iç kısmını meshettiğini öğrendim. Ancak kulakların dışını da meshettiğini bilmiyorum.'
 
3617 - Abdullah İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: 'Bize Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gelmişti. Kendisine bakır kapta su getirdik, onunla abdest aldı.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 47, (100).
 
3618 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'ResüIullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Abdest (sırasın)da vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân'dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.'
 
Tirmizi, Tahâret 43, (57).
 
MENDİL
 
3619 - Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın abdest aldıktan sonra kurulandığı bir bezi vardı.''
 
Tirmizi, Tahâret 40, (53).
 
3620 - Hz. Mu'âz radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu.''
 
Tirmizi, Tahâret 40, (54).
 
DUA VE BESMELE
 
3621 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular: 'Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti de abdest değildir.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 48, (101).
 
3622 - Rabâh İbnu Abdirrahmân İbni Ebi Süfyân İbnu Huveytip an ceddihâ an ebihâ 'dan rivâyete göre demiştir ki:
 
'Ben Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Üzerine Allah'ın ismini zikretmeyen kişinin abdesti yoktur.'
 
Tirmizi, Tahâret 20, (25).
 
3623 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ı işittim. Diyordu ki: 'Kim abdestinin başında Allah'ı zikrederse bedeninin tamamı temizlenir. Eğer Allah'ın ismini zikretmezse bu kimsenin sadece abdest uzuvları temizlenir.'
 
Rezin tahric etmiştir. Feyzu'I-Kadir, 6, 128).
 
3624 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldim, abdest alıyordu. Şu duayı okuduğunu işittim: 'Allahümma'ğfirli zenbi ve vassi'li fi dâri ve bârik li fi rızki (Allah'ım günahımı mağfıret et, evimi bana genişlet, rızkımı bana mubârek kıl.'
 
Rezin tahric etmiştir. İbnu's-Sünni Amelü'I-yevm ve'I-Leyl, 5, 10.
 
YEL
 
3625 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ses ve koku olmadıkça abdest alınmaz.''
 
Bir rivâyette şöyle gelmiştir: 'Biriniz mescidde iken, kabaları arasında bir yel hissetse ses işitmedikçe veya koku duymadıkca dışarı çıkmasın.''
 
3626 - 'Sizden biri, karnında bir şeyler hissetse ve fiilen çıkıp çıkmadığı hususunda tereddüd içinde kalsa, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidden çıkmasın.'
 
3627 - Ebu Dâvud'da şöyle gelmiştir: 'Biriniz namazda iken, dübüründe bir hareket hissetse ve abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda tereddüde düşse, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça mescidi terketmesin.'
 
Müslim, Hayz 99, (362); Tirmizi, Tahâret,56, (74, 75); Ebu Dâvud, Taharet 68, (177).
 
3628 - Abdullan İbnu Zeyd radıyallahu
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N