Menü tarıkhaber
SEMA ÖNER

SEMA ÖNER

Tarih: 31.05.2023 11:19

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[01.12.2022 12:28] Ömer Tarık Yılmaz: BİR AYET BİR HADİS
Konu: Akrabalık ilişkilerinin önemi ve ilişkilerdeki ölçü
Ayetler:Nahl suresi:90
بسم الله الرحمن الرحيم
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاٖيتَٓائِ۬ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿٩٠﴾
Meal (Kur'an Yolu)
﴾90﴿ Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor
-
Hadisler:
1-Efendimiz:
“…Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse, akrabâsına iyilik etsin!..”  (Buhârî, Edeb, 85
2-Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
 
“Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin' Buhârî, Edeb 13
-
Esselamu aleyküm!
Güzel dinimiz genelde beşerî ilişkilere çok özen gösterirken , akrabalık ilişkilerine ise çok özel ihtimam göstermemizi emreder. Akrabalar ile ilişkinin kesilmesinin cennetten mahrumiyet olacağını beyan eder. Hatta o kadar ki, iman ile ilişkilendirir. 
Fakat bu ilişkiye ölçü de getirmiştir. Mesela şu ayet bunu gösterir.
'Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve peygamberine düşmanlık eden kimselere -babaları, oğulları, kardeşleri yahut diğer akrabaları da olsa- sevgiyle bağlandıklarını göremezsin...'mücadele suresi 22
Anne baba ile din ayrılığı olsa bile ana babalık haklarına riayet edilmesini emreder.
Beşerî münasebetlerde kime nasıl davranmamız gerektiğini ve bunun ölçüsünün ne olması gerektiğini yeni nesillere titizlikle öğretmemiz gerekiyor. Şayet bunu ihmal edersek, çocuklarımız Allah ve peygamber düşmanlarına sevgi besleyebilirler. Örneklerini de görüyoruz maalesef!
Rabb'im Nefsimizi ve neslimizi İslâm şuuruna erdirsin! Hakkı hak bilip hakka uymayı batılı batıl bilip batıldan uzaklaşmayı nasip etsin!
Günümüz hayırlı, kazancımız bereketli, vücudumuz sıhhatli, amellerimiz salih, dualarımız kabul olunan dualardan olsun!
Âmin âmin Ya Rahmân Ya Muîn!
[02.12.2022 18:58] Annem: Bir Ayet:
Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
(Nisâ, 4/106)
 
Bir Hadis:
Ölümü en çok hatırlayanlar ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananlar, işte akıllı olanlar onlardır.
(İbn Mâce, 'Zühd', 31)
 
Bir Dua:
Rabbim! Günahımı bağışla ve bana rahmetinin kapılarını aç.
(Tirmizî, 'Salât', 234)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[02.12.2022 18:59] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Rabbim! Günahımı bağışla ve bana rahmetinin kapılarını aç. (Tirmizî, Salât, 234)
Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Nisâ, 4/106)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Ne Verirsen Elinle, O Gider Seninle
İnsanoğlu bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. Burada belirli bir süre kalacak, daha sonra ölüm denilen kapıdan geçerek ahiret yurduna varacaktır. Ahirette ise dünyada yaptığı küçük-büyük her şeyi karşısında bulacaktır. (Kehf, 18/49) O gün herkese işlediği amelin karşılığı tastamam verilecek (Âl-i İmrân, 3/185),
kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
Peygamber Efendimiz; “İnsanoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye sahibi kimseler, topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk yetiştirenler.” (Tirmizî, Ahkâm, 36) buyurmuşlardır.
İnsanların faydalandığı müesseseler kuran, eserler bırakan kimse, kendisi ölse bile, insanlar o şeyden faydalandıkları müddetçe onun sevabını almaya devam edecektir. Özetle; nimeti paylaşmak bize bu dünyada huzur verecek, ahiret yurdunda Allah’ın rızasını kazanmamıza vesile olacaktır.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[02.12.2022 18:59] Annem: Hikmet, varlık ve olaylarla ilgili olarak insana huzur ve mutluluk veren deruni bir seziş ve idrakin adıdır. Hikmet ilimden farklıdır. İlim kitap okumak ya da muallim/hoca vasıtasıyla elde edilen bilgidir. Hikmet ise olayların arka planını kavramak için sebepler üzerinde kafa yormak, eşya ve olayları gönül gözüyle yorumlamaktır. İnsan hikmet ilişkisi, hikmeti aramakla başlar; hikmeti görmek ve bulmak şeklinde devam eder. Hikmeti bulan hikmetle bakmaya, hikmetle konuşmaya ve hikmetle yaşamaya başlar. Hikmeti kavramak için manevi arınmaya ihtiyaç vardır. Allah Teala, Kur’an’da Peygamber Efendimizi takdim ederken şöyle buyurmaktadır: “Size kendi içinizden ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti talim ederek bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 2/151). Ayetteki hikmet sözde ve özde isabetli davranmaktır. Bu vasfı taşıyan kimse hâkim olarak isimlendirilir. - HİKMET
[02.12.2022 18:59] Annem: HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-6
 
Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)’un hayatını manevi vazifelisi ve ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün kâleminden yayınlamaya devam ediyoruz:
Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarının Kıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyân edildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı:
Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtına denk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi (günâhı) varsa 1000 de hasenesi (sevâbı) var. Cenâb-ı Hâkk Azze ve Celle Hazretleri o kuluna “anne babana git bir hasene iste, verirlerse bana getir seni cennete dâhil edeyim” buyuruyor. O kul Mahşer gününün o sıkıntılı anında Allâh’ın lûtfu ile anne ve babasını bulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “evlâdım bugünkü günde biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun; sana bir şey veremeyiz” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn bir hâlde Hâkk’ın huzûruna varıyor. “Annem babam bana bir şey vermediler yâ Rabbi” diye durumu arz ediyor. Bunun üzerine Hâkk Te‘âlâ ve tekaddes hazretleri o kuluna:
“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostun yok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hâkk kulunun o anda hâtırına getiriyor ve “evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâ hayatında senin rızân için sevişirdik (birbirimizi karşılıklı severdik)” diyor. Allâh (c.c.)’un lûtfu ile o dostunu bulup durumunu ona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki:
“Ey kardeşim, ne kadar hasene istersen alabilirsin. Ben kendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar” diyor. Hesâb veren kul, Cenâb-ı Hâkk’ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumu arz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Râbbimiz:
“Yâ öyle mi; o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarak hasene veriyor; bense Cevvâdü Kerîmim, Erhâ-mü’r-Râhimînim, her ikinizi de affettim” buyuruyor.
Ne büyük tebşîrât-ı ilâhî. El-hâmdü li’llâhi râbbî’l-‘âlemîn. Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için birbirimizi sevmeyi nasîb etsin (Âmîn).
[02.12.2022 19:06] Annem: SOHBET............................ DİN NEREDEN ÖĞRENİLİR
Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uymak, İslâmiyet’i öğrenmek; meâl, tefsir ve hadîs-i şerîf tercümelerini okumakla değil, dört hak mezhepten birine uymakla olur. Bir kimse, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden, kendi anladığına uyarsa, İslâmiyet’e uymuş olmaz.
 
Kur’ân-ı kerîmdeki bilgileri doğru olarak Resûlullah efendimiz “sallallahu aleyhi ve sellem” açıklamıştır.
 
İmam-ı Şârânî “rahmetullahi aleyh” buyuruyor ki: 
 
“Sünnet, yâni hadîs-i şerîfler olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı, zekât nisâbı, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri gibi birçok mesele bilinemezdi.”                          (Mizan-ül Kübra)
 
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, bu açıklamaları Eshâbına (radıyallahü teâlâ aleyhim) bildirdi. Onlar da talebeleri olan tâbiîne bildirdi. Tâbiîn ve tebe-i tabiîn âlimleri de bunları kitaplarına yazdı. Bu kitapları yazan âlimlere Ehl-i sünnet âlimi denir. Bu âlimler, din bilgilerini Peygamber Efendimizden nasıl gelmiş ise aynen naklettiler ve zamanlarındaki Müslümanların anlayacakları şekilde açıkladılar.
 
Allahü teâlâ, âlimlere uymayı emrediyor. Nahl sûresinin, 43. âyet–i kerîmesinde meâlen; (Bilmiyorsanız, âlimlere sorun!) buyuruluyor. Onun için âlimlere uymamız gerekir. Âlimlere uymak, dört mezhepten birine uymak ve o mezhebe âit güvenilir bir ilmihâl kitâbına göre hareket etmek demektir. Asırlardan beri bütün İslâm âlimleri, dört mezhepten birine uymuşlar ve Müslümanların da uymaları gerektiğini bildirmişlerdir.
 
O hâlde, Kur’ân-ı kerîm meâllerinden, hadîs-i şerîf tercümelerinden din öğrenilmez. Kur’ân-ı kerîm meâllerinden ve hadîs-i şerîf tercümelerinden kendi anladığına göre konuşan kimselerden de din öğrenilmez. Her Müslüman, dînini, Ehl-i sünnet âlimlerinden yahut onların hazırladığı ilmihâl kitaplarından öğrenmelidir.
 
Salim Köklü           TÜRKİYE GAZETESİ        13.09.2020
 
 
02.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[02.12.2022 19:08] Annem: Günün Hikayesi
 
Kendini Tehlikeye Atmak
 
   İstanbul'un, İslâm orduları tarafından kuşatılması, ilk defa Hz. Muaviye r.a.'ın halifeliği sırasında olmuştur. Hz. Muaviye, Süfyan b. Avf r.a. komutasında büyük bir orduyu Bizans üzerine gönderirken, oğlu Yezid'in de aynı orduya katılmasını istemişti. Fakat Yezid birtakım mazeretler ileri sürerek geri kalmak isteyince, onu göndermekten vazgeçmişti. 
 
 Savaşa çıkan askerler yolda açlık, hastalık ve sıkıntılarla karşılaşmış, bu haberi alan Yezid ise şöyle bir beyit söyleyivermişti: 
 
 'Yanımda Ümmü Gülsüm, yaslandım minderime  
 
 Orduların düştüğü sıkıntıdan bana ne!' 
 
 (Ümmü Gülsüm, Yezid'in hanımıdır.) 
 
 Vay, sen misin böyle diyen! Hz. Muaviye r.a. bu yakışıksız şiirden haberdar olunca, derhal Yezid'e emir verdi. Bizans topraklarındaki orduya yetişerek, onların uğradığı güçlük ve sıkıntılara katlanmasını sağlamaya yemin etti. 
 
 Yezid -yirmidört yaşındaydı- babasının hazırladığı yeni bir orduyla yola çıktı, öbür orduya katıldı. Bu ordu içinde İbn Abbas, İbn Ömer, İbn Zübeyr ve Ebû Eyyûb el-Ensarî de (Allah hepsinden razı olsun) vardı. Bizans toprakları üzerinden uzun bir yolculuk yapan İslâm ordusu İstanbul önlerine geldi ve Rumlarla günlerce süren çetin muharebeler yapıldı. 
 
 Bu çarpışmalar sırasında müslüman askerlerden Abdülazîz b. Zürare isimli bir yiğit, tek başına düşman saflarını yararak içlerine kadar girmiş ve geri dönmüş, birkaç kez tekrarladığı bu hamleler sonunda şehîd olmuştu. Onun yalnız başına düşman ordusuna daldığını görenler, 
 
 - Sübhanallah! Adam kendisini tehlikeye atıyor! diye seslenmişler, bunun üzerine Hz. Ebu Eyyûb r.a. da şöyle demiştir: 
 
 - Ey insanlar! Siz 'kendinizi tehlikeye atmayın' ayetini böyle yorumluyorsunuz ama o ayet bir Ensar topluluğu hakkında nazil olmuştur. Allahu Tealâ dinini kuvvetlendirdiği ve İslâm'ın yardımcıları çoğaldığı zaman, biz kendi aramızda Rasulullah'tan gizli olarak: 'Artık bize ihtiyaç kalmadı. Bundan sonra mallarımızla meşgul olalım.' dedik. Bunun üzerine Yüce Allah yanlış düşüncemizi düzeltti. 'Allah yolunda harcama yapın, kendinizi tehlikeye atmayın' (Bakara, 195) ayetini indirdi. Kendimizi tehlikeye atmak, mallarımızla uğraşıp cihadı terk etmektir. 
 
 'Eyyûb Sultan' Hazretleri o seferde vefat etmiş ve bugünkü yerine defnedilmiştir.
[02.12.2022 19:09] Annem: TÖVBE-TERAPİ
 
“Neden yanlış olsun ki?”
“Bu kadarcıkla bir şey olmaz!”
“Yaptım ama geçerli bir sebebim vardı.”
“Nasıl olsa affeder!”… gibi sadece kendi kendimizi kandıracağımız küstahça sebepler yerine;
“İtiraf ediyorum Rabbim; nefsime, şeytana mağlûp oldum ve bu günahı işledim.” demek şuuraltına gömdüklerimizi şuur üstüne çıkartarak bazı şeylerin farkına varmak için ilk yoldur. İtiraf edip af dilemek içimizi ve zihnimizi kemirip duran şüphelerden bizi temizleyecek ve ne yapmamız, nasıl davranmamız gerektiğini bize sezdirecektir. Yeter ki yaptıklarımızın farkına varabilelim. 
Kendi kendimizeyken bile bahsetmekten, söylemekten, hatırlamaktan rahatsızlık duyduğumuz şeyi en güvenilir en sâdık dosta, bizi en iyi tanıyıp bilen Rabbimiz’e söyleyebildiğimizde, yaptığımız yanlışların farkına varabilecek ve bu yanlışları düzeltmek için sahip olduğumuz potansiyeli keşfedebileceğiz.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[02.12.2022 19:09] Annem: Günün Ayeti
 
(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.  
 
(Furkan 74)
[02.12.2022 19:49] Annem: null
 
Güç yetirebileceğiniz amelleri yapmaya gayret ediniz. Allah usanmaz da siz usanırsınız. Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır. 
 
Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27
[03.12.2022 18:21] Annem: Bir Ayet:
… Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz'derler.
(Bakara, 2/155-156)
 
Bir Hadis:
Kıyâmet günü müminin amel terazisinde, güzel ahlaktan daha ağır gelecek bir şey yoktur. Şüphesiz Allah, söz ve fiili çirkin olan kimselere öfkelenir.
(Tirmizî, 'Birr', 62)
 
Bir Dua:
… Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!
(Neml, 27/19)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[03.12.2022 18:21] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
İslam Âlimi Hasan Basri Çantay’ın Vefatı (1887-1964)
Kıyâmet günü müminin amel terazisinde, güzel ahlaktan daha ağır gelecek bir şey yoktur. Şüphesiz Allah, söz ve fiili çirkin olan kimselere öfkelenir. (Tirmizî, Birr, 62)
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Soru Sorma Adabı
Bilginin anahtarı soru sormaktır. İnsana soru sorduran şey, bir yönüyle merak ve bir yönüyle de öğrenme güdüsüdür.
İnsanlar arasındaki iletişimin bir nevîni teşkil eden soru sormanın, bir takım adab ve usulü vardır. Şekli, diyaloğun türüne göre değişse de şu iki temel şart her zaman gözetilmelidir. Bunlardan ilki, bilene sormak, diğeri de gereksiz soru sormamak. Kur’an-ı Kerim’de “..bilmiyorsanız kitaplılara (ilim sahipleri) sorun.” (Enbiyâ, 21/7) buyurulması insanların hem bilmediklerini sormasını hem de bunları bilenlere sormasını tavsiye etmektedir. Diğer taraftan Peygamberimizin, “Şüphesiz Allah sizin için üç şeyi çirkin gördü: Dedikodu, malı zayi’ ve israf etmek, çok soru sormak.” (Buhârî, Zekât, 53) şeklindeki hadisinden de lüzumsuz soru sorulmaması gerektiğini anlıyoruz. Soru sormak derste, sohbette, sokakta, camide kısacası hayatın her alanında söz konusudur. Hangi ortamda olursa olsun soru sorma, polemik ve tartışma amaçlı
olmamalıdır. İstifade ve anlama amaçlı olmalıdır.
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[03.12.2022 18:21] Annem: Osmanlı kültür ve medeniyetinin en zarif detaylarından birisi olan kuş evleri, Türk mimarisinin inceliğini ve zarafetini yansıtması açısından oldukça önemli eserlerdendir. Ecdadımızın kuşların barınması için binaların dış cephelerine yaptırdıkları bu küçük evler, yaratılmış bütün canlılara karşı şefkat, merhamet ve koruma düşüncesi ile özellikle 16. yüzyıldan itibaren inşa edilmeye başlanmıştır. En güzel ve en sanatkârane örnekleri İstanbul’da Süleymaniye, Beyazıt, Yeni Cami ve Topkapı Sarayı’nın dış avlusundaki Darphâne-i Âmire’de bulunan bu minyatür eserlere, Doğu Beyazıt, Tokat, Amasya, Bursa, Edirne şehirleri başta olmak üzere Anadolu’nun her köşesinde rastlayabilmek mümkündür. Yapılış biçimleri bakımından oldukça çeşitlilik gösteren serçe sarayları medrese, cami ve türbelerde yer alabildiği gibi, sivil mimaride de uygulama alanı bulmuştur. Çoğu zaman sıva, ahşap, tuğla veya taştan özel işlemelerle hazırlanmış Osmanlı medeniyetinin bu en küçük sarayları, yapıların kuzey rüzgârı almayan cephelerine ve kuşların düşmanlarının ulaşamayacağı yüksekliklere, güneşten ve yağıştan korunmaları için geniş saçakların, kornişlerin ve konsolların altına yerleştirilmiştir. - OSMANLI’NIN KÜÇÜK SARAYLARI: KUŞ EVLERİ
[03.12.2022 18:22] Annem: HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-7
 
İlk, orta ve lise tahsîlini Adana’da tamâmlayan Hz. Sâmî (k.s.), yüksek tahsîlini İstanbul’da yaparlar. Hukuk Fakültesini birincilikle bitiren Hz. Sâmî (k.s.), bu arada bir müddet Gümüşhâneli Dergâhı’na devâm ederler. Bu sırada Bâyezıd dersiâmlarından Rüşdü Efendi (Eski Beşiktaş müftüsü Merhûm Fuat Çamdibi Hocanın babası): “Sâmî Evlâdım, gel seni Şeyhülmeşâyih Es‘âd Erbilî Hazretlerine götüreyim.” der. Bu teklifi kabûl eden Efendi Hazretleri, Rüşdü Efendi ile berâber Kelâmî Dergâhı’na giderler. Bu ilk karşılaşmanın devâmını kendileri şöyle anlatıyorlar:
“Üstâdımızın huzûruna varıp ellerini öptük. Rüşdü Efendi Hoca: “Üstâdım bu getirdiğim genç Gümüşhâneli Ahmed Ziyâeddin Efendi’nin evlâdlarından Adanalı Sâmî Efendi”, deyince; birden Üstâdımız Es‘âd Efendi Hazretleri: “Hayır! O bizim evlâdımız” buyurdular. Ve orada devâm ettiğim evrâdın ne olduğunu sordular. “Günde beşbin zikrullâh, bir cüz Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, Delâil-i Hayrât” diye cevâb verdim. “Evlâdım hastalık nerede ise tedâviye oradan başlamak lâzım, bu yüzden şimdilik bunları terk edip kalbî zikre başlayacaksın” buyurdular ve Fakîre inâbe verdiler.”
Akarsu deryâya kavuşmuş; su mecrâını bulmuştu. Cenâb-ı Hâkk’ın lûtfu inâyeti ile Hz. Sâmî Efendimiz bir kaç ayda seyr-u sülûkunu ikmâl buyurdular. Daha önce iki yıl devâm edilen dergâhta olmayan tecellî burada bir kaç ayda olmuştu el-hâmdü li’llâh. Kısa sürede icâzet ve mutlak hilâfet alan Efendimiz Hazretleri mürşid-i kâmilin görevine âid şu kıssaları naklediyorlar: “Gençliğimde dergâha devâm ediyordum. Orada vazîfesi müntesiblerin ayakkabılarının tozunu almak olan bir dervîş vardı. Bir gün onun elindeki bezi aldım, pertavsızın (mercek) altına tutarak bir müddet güneşin altında tuttum. Güneşin harâretinin pertavsız vasıtasıyla bezin üzerine teksîf edilmesi ile bez tutuştu ve yanmağa başladı. Dervîş hayretler içinde kaldı.
İşte mürşid-i kâmil, iki cihânın Serveri ve Rahmet Güneşi Nebî salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem Efendimiz’den aldığı nûru müntesiblerden müsâid kimselerin kalblerine teksîf edip, o nûr-ı Muhammedî (s.a.v.) ile kalbleri diriltip kemâle erdiren kişidir, bi-izni’llâh. Mürşid-i kâmil çobana benzer; çoban dağda koyunları otlatırken bacağı kırılanı orada bırakır mı? Sırtına atıp ağıla kadar getirir. Mürşid-i kâmil de hiç bir evlâdını bırakmaz ve terk etmez bi-izni’llâh.”
[03.12.2022 18:23] Annem: TARİH............. OSMANLIDA ÂMİN ALAYLARI
Osmanlılar zamanında çocuk 4-5 yaşlarına gelince “Besmele” ve “Âmin Alayı” ile eğitimine ilk adımını atardı. Çocuk için yapılan bu merâsim, onda büyük bir sevinç ve iç huzûru meydana getirir ve mektep korkusunu yenerdi. Yâni, bugünkü okul öncesi eğitime tekabül ederdi. Bu merasim genelde kandillere, hassaten de Mevlid Kandili’ne tesadüf ettirilirdi. O gün çocukların bünyelerine göre tâlim için oruç tutturulurdu. Merasimden iki gün evvel evler temizlenir, ustalar, kınacılar, çocuğu eğlendirmeye devam ederlerdi. Kapalıçarşı’ya gidilerek çocuğun ihtiyaçları yanında, bir de rahle alınırdı.
 
Merâsim günü herkes erkenden kalkar, evin erkekleri ve çocuk, mahalle mescidine sabah namazına giderler ve mescit imamından duâ alırlardı. Kah-valtıdan sonra çocuğa hilâlli bir mintan ve beyaz çoraplar giydirilir, sonra hafif yana yatık mavi püsküllü fes takılırdı. Bilâhare boynuna lâhuri bir şal atılır ve arabalara binilip Eyüp Sultan’ın kabr-i şerîfine gidilip ziyâret ve duâ edilirdi. 
 
Eve dönüldüğünde mektep çocukları ve ilâhîciler gelir, sokak mahalle halkıyla dolardı. Çocuk evin kapısında gözükünce:
 
Tevbe edelim zenbimize, tevbe illâllâh yâ Allâh!
 
Lûtfunla bize merhamet eyle, aman Allâh yâ Allâh!
 
Nidâlarına âmincilerin “Âmiiiin! Âmiiiin!” sesleri refakat ederdi. O sırada, süslenen bir ata çocuk bindirilir, dizginlerini babası tutardı. O anda hoca efendi duâ eder, herkes çökerek bu duâyı huşû içinde dinlerdi. Mektebe yaklaşınca çocuk attan indirilir. En önde bir kişi sırmalı bir cüz kesesiyle “Elifbâ” kitabını götürürdü. Arkadan atlaslı pufla minder ve rahle taşınırdı. Mektep kalfası çocuğu hoca efendinin yanına götürür ve önünde edeple diz çökerek ellerini öperdi.  
 
Kız çocukları da mescide ve hoca efendiye gider, fakat esas merâsim evlerde hanımefendiler, dadılar, kalfalar ve komşu hanımların refâkatiyle zerde-pilav ve gül şerbetleriyle bu merâsimler 3 gün devam ederdi.
 
 
 
ZEKÂ BULMACASI..........PARAYI KİM ALABİLİR
 
Büyük bir tabak içine madenî bir para koyun. Tabağa parayı örtecek kadar su koyun, sonra dostlarınıza sorun: Kim elini ıslatmadan bu parayı alabilir?   (Cevabı yarın)
 
 
03.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[03.12.2022 18:23] Annem: Günün Hikayesi
 
Tecrübe İyidir
 
   Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış. Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış .İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, herkes komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış. 
 
 İşte bir gün yaşlılardan birini, oğlu ormana götürüp bırakmak istemiş. Kış mevsimiymiş. İhtiyar, oğul ve küçük torun beraberce ormana gitmişler. İhtiyarı bırakmış dönüyorlarmış ki, küçük torun oyuncak kızağını dedesinin yanında unuttuğunu fark etmiş. Babasına dönüp almalarını söylemiş. Babası umursamayınca da: 
 
 – Kızağımı almalıyım, yoksa sen yaşlandığında seni neyle ormana götürüp bırakacağım, demiş. 
 
 Oğul o an anlamış ki, ihtiyar babasının kaderi, yaşlandığında kendi kaderi de olacak. Dönüp babasının ellerini çözmüş. Alıp eve geri getirmiş. Samanlıkta saklayıp her gün ona gizlice yemek vermeye başlamış. 
 
 Bir süre sonra köyde hayvanlar arasında bir hastalık yayılmış. Hayvanlar birbiri arkasından ölüyormuş. İhtiyar oğluna şöyle demiş: 
 
 – Hastaları iyilerden ayır. Onlara şu şu otlardan ilaç hazırla. Sağlıklılara da şöyle şöyle yap. 
 
 Oğlan ihtiyar babasının dediklerini yapmış. Gerçekten de onun hayvanları arasında ölüm azalmış. Çoğu kurtulmuş. 
 
 Bayram geldiğinde her sene olduğu gibi, o sene de köy halkı kurbanlar kesmeye başlamış. İhtiyar oğluna şu öğüdü vermiş: 
 
 – Köyde hayvan çok azaldı. Senin de fazla hayvanın yok. Bu sene kurban kesme. 
 
 Gerçekten de bir iki ay içinde bütün köy, tarlalarda çalıştırılacak hayvan sıkıntısı çekmeye başlamış. Ama ihtiyarın öğüdünü dinleyen gencin hayvanı varmış. 
 
 İlkbahara doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanılabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne serpeceklerini, gelecek senenin mahsülünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış. İhtiyar bu konuda da oğluna öğüt vermiş: 
 
 – Yavrum, ahırın çatısı samanla doldurulmuştur. Onları çıkar,  yeniden döv. Oradan tohumluk buğday çıkarabilirsin. 
 
 Oğlan, ihtiyar babasının dediği gibi yapmış. Köyde tohumluğu olan tek aile onlar olmuş. Bütün köy halkı bu gencin büyücü olduğunu düşünmeye başlamış. Öyle ya, herkesin işi kötü giderken, bu evde garip bir şekilde kötülüklere bir çare bulunuyormuş.  
 
 Evi gözlemeye başlamışlar.  
 
 Sonunda da gerçek anlaşılmış, ihtiyar babanın hâlâ yaşadığı ortaya çıkmış.  
 
 Köylüler genci krala şikâyet etmiş. Kral önce yasalarını hiçe sayan gence kızmış. Ama olup bitenleri dinledikten sonra iyi ve yerinde bir öğüdün çok şeyi değiştirebileceğini kabul edip, ihtiyarlarla ilgili yeni bir kanun çıkarmış. Bundan böyle çocuklar, anne ve babalarına yaşlılıklarında bakacaklar. Onların gönlünü hoş tutacaklar. Çünkü onların hayat deneyimlerinden her zaman için öğrenebilecekleri şeyler var...
[03.12.2022 18:23] Annem: ENGELLİLİK: CENNETE KAVUŞTURAN İMTİHAN
 
İnsana Yüce Rabbimiz katında değer kazandıran, şöhreti, kudreti, güzelliği, sağlığı ya da zenginliği değildir. İnsan zaten varlıkların en şereflisi olarak Allah katında değerlidir ve bu değeri yükseltmesinin yolu ancak iman, ibadet, iyi davranışlar ve güzel ahlâk ile mümkündür. Dolayısıyla doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan hastalık ve engellilik hâlleri, hayatın gerçeği olup insanın noksanı değildir. Bilâkis sabır, sebat ve gayretle sonu cennete ulaşan birer imtihan vesilesidir.
Elimizdeki her nimet gibi, yaşadığımız her zorluk da Rabbimizin rızasını kazanmak için bir vesiledir. Unutmayalım ki, her insan gücü nispetinde sorumludur. Aynı şekilde, yüreğimizde beslediğimiz sevgiyle engelli kardeşlerimize umut aşılamak, onlar için hayatı kolaylaştırmak hepimizin vazifesidir. Derdi ne olursa olsun, göremeyene göz, konuşamayana dil, işitemeyene kulak, yürüyemeyene ayak, tutamayana el olmak, bizler için onur, huzur ve ecir kapısıdır.
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[03.12.2022 18:23] Annem: Günün Ayeti
 
(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? 
 
(Furkan 77)
[03.12.2022 18:23] Annem: null
 
Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz. 
 
İbn Mâce, Talâk, 16

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N