SEMA ÖNER
Tarih: 31.05.2023 11:22
Günün yazısı
[10.12.2022 15:37] Annem: Bir Ayet:
Vaktiyle sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair de söz almıştık.
(Bakara, 2/84)
Bir Hadis:
Sizin kanınız da malınız da birbirinize karşı dokunulmazdır.
(Müslim, 'Hacc', 147)
Bir Dua:
Allah'ım! Fakirlikten, nimetinin azlığından, zelil düşmekten Sana sığınırım.
(Ebû Dâvud, 'Vitir', 32)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[10.12.2022 15:38] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Kabul Edildi (1948) Dünya İnsan Hakları Günü
Vaktiyle sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair de söz almıştık.. (Bakara, 2/84)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
İslam’da Temel İnsan Hakları
İslam dini, insanın temel haklarını güvence altına alacak düzenlemeler yapmıştır. Öncelikle herkes yaşama hakkına, maddi ve manevi hayatı bakımından da kişi dokunulmazlığı hakkına sahiptir. Bir insanı kasten öldürmek, en büyük suç ve günahlardandır ve bu suça karşılık ölüm cezası verilmiştir. Kişilerin şeref ve haysiyetlerine yönelik tecavüzlere ağır cezalar verilmiştir. Din ve vicdan hürriyeti koruma altına alınmış; iman etmek ve dileyenin de uhrevi sonuçlarına katlanıp küfrü tercih edebileceği söylenmiştir. Herkes kendi seçtiği dinin gereklerini rahatça yapabilir, çocuklarını buna göre eğitebilir, kamu düzenini ilgilendiren konular dışında inancına göre yargılanabilir. Ayrıca bireylere mülkiyet ve sosyal güvenlik hakları tanınmış, gayr-i müslimler de dahil olmak üzere bütün vatandaşlara, hatta vatandaş statüsünde sayılmayan yabancılara bile devlet bütçesinden kaynak ayrılmıştır.
İslam’da insan hakları, insanların bir bağışı değil, yaratıcının lütfudur.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[10.12.2022 15:38] Annem: Yüce Allah, insanı kendisine kulluk etmesi için ve kulluk edebilecek kabiliyette yaratmış, aklı başında ve ergen olan her mü’mini farz ibadetleri yapmakla sorumlu tutmuştur. Dinimiz hiç kimseyi gücünün yetmediği ibadetlerle sorumlu tutmamış, akıl, idrak ve iradeyi ibadetle mükellef olmanın şartlarından saymıştır. Bu nedenle kişinin, akletme ve idrak kabiliyetinin bulunmadığı uyku, baygınlık, delilik, çocukluk gibi durumlarda ibadetle mükellefiyeti kaldırılmış; kişi unutma, yanılma ve başkası tarafından zorlanma sebebiyle yerine getiremediği ibadetlerden dolayı da sorumlu tutulmamıştır. Fakat böylesi durumlar için Peygamberimiz ve mü’minler, Yüce Yaratıcı’ya şu şekilde yakarışta bulunmuşlardır: “Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/286) - MÜKELLEFİYET
[10.12.2022 15:39] Annem: KİŞİ ZEKÂTINI HANGİ GÜN VERMELİDİR?
Günümüzde zekât verenlerin birçoğu Şer’an ne zaman zengin olduğunu ve zekât gününü bilmeden genellikle Ramazan ayında olmak üzere zekâtını vermektedirler. Acaba zekât vermesi gereken günü bilmeyenler yani hicri takvime göre ne gün zengin olduğunu, nisaba ulaştığını bilmeyen kişiler kendilerine Ramazan ayından bir gün seçebilirler mi, yoksa ne yapmalıdırlar? Kişinin kanaatinde şu gün “Şer’an zengin sayılacak nisaba ulaşmıştım” diye bir zan mevcut ise ona göre amel etmesi gerekir. Hatta şu ay gibi tahmini üç aşağı beş yukarı bir gün belirleyebiliyorsa ona göre amel eder. Veya da zengin olduğu tarihi yaklaşık olarak ifade edecek harici deliller, ipuçları veya herhangi bir belge, makbuz varsa ona göre hareket ederek zekât gününü belirlemesi gerekir.
Bu günü; varsa, kendisinin devamlı verdiği bir gün yoksa günümüz teamüllerine binaen alışılagelmiş bir ay olan Ramazan ayından belirli bir gün olarak tespit etmesi gerekir. Artık belirlediği bu güne ömrünün sonuna kadar riayet etmelidir. O günden önce zekât verebilir. Fakat o güne göre zekâtını hesaplayacaktır. O gün borçlarını düşerek elinde olan para ve ticaret mallarını hesaplayacak ve zekâtını tespit edecektir. Artık yıl içerisinde kira olarak alacakları veya maaşının zekâtı nasıl olacak diye ayrı bir hesap yapmayacaktır. Ezcümle, her bir zengin Müslüman’ın zekât fıkhını gereği gibi uygulayabilmek için kendisine ait bir zekât günü belirlemesi gerekir. Allâhü Teâlâ kullarına zorluğu değil, kolaylığı murad eder.
(Sualli-Cevaplı İslâm Fıkhı, c.3, s.282-283)
PRATİK FIKHÎ BİLGİLER
Hanefî mezhebinde; İmâm Ebî Hanîfe ve İmâm Ebû Yusuf’a göre kolonya kullanmakta bir sakınca yoktur. Fakat diğer mezheplerin ve İmâm Muhammed’in ihtilâfı da dikkate alındığında, ihtiyaç olmadığı durumlarda kolonya ve emsâli şeyleri kullanmamak ihtiyattır, diyebiliriz. Ayrıca kolonyanın değdiği mahalli yıkamak da bu ihtiyatın gereğidir.
(Sualli-Cevaplı İslâm Fıkhı, c.1, s.320-321)
[10.12.2022 15:39] Annem: TARİH............ İLK MECLİS VE BİR ÖNERGE
İlk Osmanlı Meclisi, I. Meşrûtiyet’in ilanından (23 Aralık 1876) bir hafta kadar önce açılmıştır. Sultan Abdülhamîd Hânın, Meclisi açış konuşmasına verilecek cevap hazırlanırken 12. oturumda, Suriye Milletvekili Nevfel Efendi, Erzurum Ermeni Milletvekili Hamazap ve İstanbul Milletvekili Vasilaki efendiler, ortak bir Anayasa değişikliği teklifi verdiler ve dediler ki:
“Osmanlı Devleti’nin resmî dilinin Türkçe olduğunu belirleyen madde değiştirilmeli ve resmî dil olarak Türkçe ile birlikte Rumca ve Ermenice de kabul edilmelidir.”
İlk Meclis Başkanı Ahmed Vefik Paşadır. Daha o zaman devletin, içine düşürülmek istendiği bu bölücülük ihânetine, kürsüden çok sert şöyle cevap verdi:
“Bu ne vicdansızlık ve bu ne vefâsızlıktır!.. Sizler hâlâ evinizde, okullarınızda, kitaplarınızda kendi dillerinizle yazıyor ve konuşuyorsanız, bu imkânı bu devletin âlicenaplığına borçlusunuz. Teklifinizi vermemiş olun. Ben de duymamış olayım!..”
Böylece, bu önerge işleme konulmadan reddedildi.
BUGÜN: DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ
Birleşmiş Milletler Teşkilâtı milletlerarası ekonomik, kültürel ve sosyal meseleleri hâlletmek gâyesiyle 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yayınlanmıştır.
Bu sebeple 10 Aralık günü İnsan Hakları Günü olarak kabul edildi. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak bu bildiriyi ilk onaylayan ülkeler arasında yer aldı.
ZEKÂ BULMACASI...........HANGİ SAYILAR
Aşağıda 1-53 arasındaki rakamlardan hangileri yok?
(Süre 1 dakika) (Cevabı yarın)
10.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[10.12.2022 15:39] Annem: Günün Hikayesi
Limon Arzusu
Vaktiyle hamile bir kadın, komşusuna misafir olur. Oturdukları odada dalları limonlarla dolu olan büyük bir limon ağacı görür. Canı limon ister ama bir türlü komşusuna söyleyemez, utanır.
Bir ara komşusu mutfağa gidince o, yakasından çıkardığı bir dikiş iğnesini limona batırır ve deldiği yerden limon suyunu emmek suretiyle bu arzusunu tatmin eder.
Nihayet bir erkek evledı dünyaya gelir. dışarıda dolaşma, oynama, daha doğrusu yaramazlık yapma çağına gelince dışarı çıkar. O zaman bazı insanlar tutukla su taşırlar. bu çocuk eline bir çivi alır ve su taşıyan adamların arkalarına takılır. Tulukları deler ve akan sudan içmeye başlar. Bu durum birkaç gün böyle devam edince hemen çocuğun babasına durumu anlatır, bu yaramazlığından dolayı oğlunu şikayet ederler.
Adam düşünüp taşınır. Çocuğunun niçin böyle yaptığına bir türlü akıl erdiremez. Durumu hanımına anlatır. Çocuğun niçin böyle yaptığını sorar. O da başından geçen hadiseyi olduğu gibi anlatır.
Bu işin nerden kaynaklandığını anlayan aile reisi karısına:
- Hemen komşuya git ve hareketini anlat, sonra da helallik dile. Şayet böyle yaparsan öyle zannediyorum ki oğlumuz da bu garip hareketlerden vazgeçer, der.
Kadıncağız komşusuna gidip vaktiyle başından geçen hadiseyi anlatır. Kendisinden özür diler, hakkını helal etmesini ister. Komşu hanımı da bu duruma çok üzülür. Neden o zaman limon istemediğini; değil bir limonun ağaçta bulunan bütün limonların feda olmasını belirten komşu hakkını helal eder. O zaman Allahın izniyle çocukları da bu garip hareketlerinden vazgeçer.
[10.12.2022 15:40] Annem: Bir güzel insan: SABAHATTİN ZAİM
Prof. Dr. Sabahattin Zaim hayatının 50 yılını eğitim camiasının içinde geçirir. İktisat alanındaki birçok ilklerde onun imzası vardır. Türkiye’de çalışma ekonomisi alanında yazılmış ilk kitap onun ismini taşır. Uluslararası İktisatçı Ödülü’nün sahibidir. İslâm Ekonomisi üzerine ciddi teorik çalışmalar yapar ve faizsiz finans sistemine bilimsel katkılarda bulunur.
Her devletin 5-10 adam tarafından yönetildiğini söyler, insan yetiştirmenin üzerinde önemle dururdu. Akademisyendi ama anlattığı konuyu cetrefilleştirmeden anlatır, öğrencilerine de bu şekilde herkesin anlayacağı basitliğe indirgemelerini tavsiye ederdi.
İnsani açıdan çok güzel vasıfara sahiptir kendisi. Belki de en önemli vasfı reddetmiyor olmasıdır. Aldığı davetleri ilminin ve sağlığının zekatı olarak telakki eder ve reddetmezdi. Gerekirse aynı şeyleri anlatmak üzere gider “Bazı şeyleri tekrar etmek gerekir” derdi. Anadolu’daki “El tekrarü ahsen velevkane yüzseksen” ifadesini “hayır binseksen” olarak düzeltirdi.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[10.12.2022 15:40] Annem: Günün Ayeti
(Hz. Hud der ki);Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
(Şuara 129)
[10.12.2022 15:40] Annem: null
Rabbin, kuluna en yakın olduğu vakit gecenin son yarısıdır. Eğer o vakitte Allah’ı zikredenlerden olabilirsen ol!
Tirmizî, Deavât, 118
[10.12.2022 15:42] Annem: İman ve Geçim
Dünya hayatı iman ve insanlarla geçim üzerine kurulmuştur. Kişi imanı gereği Rabbine karşı kulluk vazifelerini yerine getirir ve kulluk vazifelerinin bir gereği olarak insanlarla ilişkisinde hassasiyet gösterir. Rabbinin emirlerini uygular, yasaklarından sakınır. Beyazid-i Bistâmî k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur: 'İnsanların helaki iki sebepledir: Biri insanlara hürmet etmemek, diğeriyse Hakk’a minnet etmemektir.'
Dinimizin gösterdiği dosdoğru yol, bizi hedefe ulaştıracak yoldur. Bu yolda nefsin kötü istek ve tutkularına kapılmadan yürümek, ancak Allah Tealâ’nın emirlerini yerine getirmekle mümkündür.
Bir tarafta ideallerimiz ve irademiz... Diğer yanda ise nefsin istekleri ve şeytanın kandırmacaları. İşte bu nokta bir yol ayrımı gibidir. Bir taraf hak yoldur, diğer taraf ise kulu hedefinden saptıracak olan bâtıl yoldur. Rabbimizin emir ve yasakları istikamet üzere gitmek isteyen kişi için yol levhaları hükmündedir. Bu levhaları takip eden kimse herhangi bir sapmaya uğramadan hedefine ulaşır.
Semerkand Takvimi
[10.12.2022 15:42] Annem: Nefs-i Emmâre
“İnsanda iki ruh vardır: Birine hayvânî rûh denir ki, bu
Cenâb-ı Hakk’ın celal sıfâtının tecellîsi ile yaratılmıştır.
Birine de sultânî rûh denir. O da Cenâb-ı Hakk’ın cemâl
sıfatının tecellîsi ile yaratılmıştır. Beden ülkesinde bu iki
padişahın birer veziri ile birer şeyhulislâmları vardır ki,
vücût iklimini onlarla idare ederler. Hayvânî rûhun veziri
akl-ı maâş ve danışmanı, Şeytan’dır. O, Şeytanlarla istişâre
eder. Sultânî rûhun de veziri akl-ı maâd ve şeyhulislâmı
melektir. O da onlarla istişâre eder. Hayvânî
rûhun zevki, yiyip içmek, giyip kuşanmaktır.
Yani zahirde insana lezzet verecek ne varsa onların
hepsinden safâ ve kuvvet bulup, sultânî rûha galip gelir.
Sultânî rûhun zevki, zikir, fikir, ibadet ve Allâh’ın
emirlerine itaat ve yasaklarından kaçınmaktır. Sultânî
rûh, işte bunları yapmakla hayvânî rûha galip gelir.
Yukarıda anlatıldığı gibi, bunlar vücutta hükmederler.
Birinin sıfatı diğerinin sıfatına zıt olduğu için daima
birbirleriyle muhârebe ve mücâdele ederler. Hayvânî
rûhun aslı “emmâre bi’s-sû’” dur. Yani mübâlağa ve
şiddetle kötülüğü emredicidir. Ona “nefis” ismi verilir.
İşte bu sıfat Cenâb-ı Hakk’ın celâl sıfatının mazharıdır
ki, daima hakkın rızâsına muhâlif şeylerden lezzet ve
kuvvet bulur....Daha az
[10.12.2022 15:42] Annem: ÜMİTVAR OLMAK
Hayatta keder ve mutluluk, üzüntü ve sevinç hep vardır ve bu böyle devam edip gidecektir. Bugün katlanamadığımız birçok sıkıntının yarın sona ermesi ve mutlu günlerin gelmesi müm- kündür. Her gecenin bir sabahı olduğu gibi, her zorluğun da bir kolaylığı vardır.
İnsanın çaresiz kaldığı anlarda ona ümit kapılarını açan, bek- lenmeyen şekilde kolaylıklar ihsan eden Yüce Allah’tır. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. O’na dayanan da güç kazanır. Öy- leyse Müslüman; her türlü sıkıntılı anında sabretmeli, Yüce Allah’ın engin lütûf ve keremine sığınmalı, şartlar ne kadar kötü olursa olsun Allah’a olan güvenini yitirmemelidir. Çünkü sıkıntılara çare, dertlere deva, hastalıklara şifa veren ancak O’dur.
DİNÎ KAVRAMLAR
BEYTULLAH
Allah’ın evi demektir. Allah’ın evinden mak- sat Kâ’be’dir. Kâ’be’ye Beytullah denildiği gibi Beytü’l-Harem (harem evi), Beytü’l-Muazzam (muazzam ev) , Beyt-i Şerîf (şerefli ev) Harem-i Şerîf (şerefli ha- rem) de denir.
Kâ’be yeryüzündeki bütün Müslümanların kıblesidir. Namazlar Kâ’be’ye yönele- rek kılınır.
ÖZLÜ SÖZ
Anladım ki işi, sanat Allah’ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış. (Necip Fazıl Kısakürek)
[10.12.2022 15:42] Annem: • Balıkları uzun süre tatlı suda bekletmeyin. Zira lezzeti bozulur. Tuz ise balığın tazeliğini ve lezzetini korur.
• Yaş pasta yaparken üstüne koyduğunuz meyvelerin kararmaması için onları limon suyuna batırarak kullanın. Böylece daha diri ve taze kalacaklardır.
• Tereyağı buzdolabında donduysa ve hemen kullanmanız gerekiyorsa rendeleyerek ihtiyacınız kadarını elde edebilirsiniz.
• Dondurulmuş balığı kullanacağınız zaman sirkeli suya koyun. Böylece balığın eti gergin olacaktır.
• Tavada veya fırında kızartacağınız balıkların üzerine tuz, limon ve karabiber serpiştirip 15 dakika bekletin. Sonuç daha leziz olacaktır.
• Sebzeleri yıkarken daha çabuk temizlenmesi için öncesinde tuzlu suda bekletebilirsiniz.
• Fırında tavuk pişireceğiniz zaman lezzetini arttırmak için tavuğu fırına atmadan önce tuz, karabiber ve su karışımıyla ovabilirsiniz.
• Fırında pişireceğiniz tavuğun nar gibi kızarması için yarım limonu tavuğun üzerine bastırarak sürebilirsiniz.
• Tencerede yemek pişirirken yemeğin taşmasını önlemek için tencerenin ağzına zeytinyağı sürebilirsiniz.
• Ispanak alırken kökleri kısa olanı tercih edin. Zira daha lezzetlidir.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[11.12.2022 17:09] Annem: Peygamberimizin müezzini Hz. Bilâl (r.a.), Mekke’de Müslüman olduğunu açıkça söyleyen ilk yedi kişiden biri olmuştur. Bu yüzden sahibi Ümeyye b. Halef değişik işkencelerle onu İslamiyet’ten vazgeçmeye zorlamış, fakat o her defasında, “Rabbim Allah’tır; O birdir.” diyerek sabretmiştir. Sonunda Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Bilâl’i satın alıp azat etmiştir.##Bilâl-i Habeşî ilk defa ezan okumakla meşhur olmuş ve hayatı boyunca Hz. Peygamberin (s.a.s.) müezzinliğini yapmıştır. Başta Bedir olmak üzere bütün gazvelere katılan Hz. Bilâl (r.a.) altmış küsur yaşında Dımaşk’ta vefat etmiştir. Uzun boylu, zayıf ve kuru yüzlü, gür ve kır saçlı, siyah tenli idi. Bir defasında Hz. Peygamber ona, “Bu gece cennette, önümde senin pabuçlarının tıkırtısını duydum.” diyerek cennetlik olduğunu müjdelemiş ve hangi ameli sebebiyle bu dereceyi elde etmiş olabileceğini sormuştu. O da her abdest aldıktan sonra “Allah Teala’nın nasip ettiği kadar” nafile namaz kılma âdetinden söz etmiştir (Buhârî, Teheccüd, 17). - Cennette Ayak Sesleri İşitilen Sahâbî: Bilal-i Habeşî (r.a.)
[11.12.2022 17:10] Annem: Bir Ayet:
O tövbekârlar, ibadet edenler, hamdedenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah'ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri!
(Tevbe, 9/112)
Bir Hadis:
İşlerinizde orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki hiçbirinizi ameli cennete girdiremez. Şunu da biliniz ki Allah katında en değerli amel, az da olsa devamlı olanıdır.
(Buhârî, 'Rikâk', 18)
Bir Dua:
Allah'ım! Bize verdiğin ve vermediğin şeylerin şerrinden Sana sığınıyorum.
(Hâkim, Müstedrek, 1, 686)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11.12.2022 17:10] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
İbni Rüşd’ün Vefatı (1126-1198) Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Kuruldu (1946)
İşlerinizde orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki hiçbirinizi ameli cennete girdiremez. Şunu da biliniz ki Allah katında en değerli amel, az da olsa devamlı olanıdır. (Buhârî, Rikâk, 18)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Öfkeyle Kalkan Zararla Oturur
İnsanoğlu, karşılaştığı zorluklarla mücadelesinde çeşitli yöntemler geliştirir. Ama bunlar içinde sonradan en pişman olduğu tutumu, öfkeli haliyle takındığı tutumudur. Haklı bile olsa kontrolden çıkmış öfkeyle hareket eden kimsenin aklı daima ikinci planda kalacağından o kimsenin yanlış ve adaletsiz davranması neredeyse kaçınılmazdır. Bu kontrolsüzlük, o an hesaplanamayan bir dizi hatayı beraberinde getirebilir. Bazı hatalar vardır telafisi imkansızdır. Özellikle bu tür hatalar, insanın canını, öfkeye yol açan olaydan daha çok yakabilir. Sonradan pişman olmamak için şiddetli tepki gösterilebilecek anlarda bile basireti kaybetmemek esas olmalıdır. Böylece adaletten ve aftan yana takınılacak bir tutum, Allah’ın rızasına en uygun davranış
biçimi olacaktır.
Yüce Rabbimiz bu konuda, “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet, 41/34) buyurmaktadır.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[11.12.2022 17:10] Annem: GÂVS-I ÂZÂM ABDULKÂDİR GEYLÂNÎ (K.S.)
Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) on sekiz yaşında Bağdad’a geldi. Buradaki meşhur âlimlerden ders almak sûretiyle hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde çok iyi yetişti. İlim tahsilini tamamlayıp yetiştikten sonra, vâaz etmeye ve ders vermeye başladı. Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) Hazretleri, bir müddet ders verip insanları irşâd ettikten, hâk ve hakîkâti anlattıktan sonra; ders ve vâaz vermeyi bıraktı. İnzivâya çekilip, yalnızlığı seçti. Bütün vaktini ibâdet, riyâzet ve mücâhede ile nefsinin arzu ve isteklerini yapmamak, istemediklerini yapmakla geçirmeye başladı. Buyurdu ki: “Irak’ın sahrâ ve harâbelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldım. Benim kimseden, kimsenin benden haberi yoktu. Bazen uzun müddet yemezdim.”
Fıkıh ve hadîs ilimlerinde müctehid idi. Haftada üç gün, halka vâaz ederdi. Vâazında, âlim ve evliyâdan zatlar da bulunur, hepsi büyük bir huzûr içerisinde dinlerlerdi. Dört yüz âlim onun anlattıklarından notlar tutar, izdiham ve kalabalık sebebiyle birbirlerinin sırtlarında yazarlardı. Sorulan suâllere gâyet açık ve doyurucu cevaplar verirdi.
Derin ilim sâhibi idi. On üç çeşit ilimde ders verirdi. Sabah ve ikindiden sonra tefsîr, hadîs ve fıkıh; öğleden sonraları Kur’ân-ı Kerîm ve kırâat dersleri okuturdu. Akşam ve sabah ise, Usûl-i Fıkıh ile Nahv, Arabî cümle bilgisi verirdi. Onun bereketiyle talebeler çabuk ilerlerlerdi. Tabiblerin tedâvî edemediği hastalar ona gelirler, onun duâsı bereketiyle şifâ bulup giderlerdi. Fakîrlerin ve dervişlerin nafakasını satın almak için, vazîfeli hizmetçilerinin, bir başka işi olsa yâhut hastalansalar; kendisi çarşıya çıkar, ceddi Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e uyarak, ev için lüzûmlu şeyleri satın alırdı. Bir toplulukla yolculukta olsa ve bir yerde konaklasalar; kendi eliyle, el değirmeninde buğday öğütür, hamur yapar, ekmek pişirir ve hepsine taksim ederdi. Allâhü Teâlâ’nın izni ile bir anda birçok yerde bulunurdu.
(Misvâk Neşriyât, Hâkk Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s.219)
[11.12.2022 17:11] Annem: ŞİİR........ BİZLERİ BEKLİYOR KUDÜS
Almadın mı selâmını Kudüs’ün!
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Emri sana âyât ile hadîsin;
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Şânı yüce Rabbim ferman ediyor;
Muhammed’i Aksây’a yürüttüm diyor,
Beytin çevresini kutsadım diyor,
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Beytullah’tır Mevlâmızın haremi,
Ravzâsı da Muhammed’in haremi,
Beyt’ul Makdîs Müslimînin haremi,
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Ne ki, bizde Abdulhamid ölmüştü;
Hain düşman üstümüze üşüştü;
Yiğit yüz yıl önce burada düştü!
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Yılmadan bekledi Iğdırlı Hasan;
Yarım asır, gelir diye bir insan!
Öldü mü insanlık, nerde Müslüman?
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Kudüs insanlığın ar’ı, nâmusu,
Yüz yıldır çiğniyor bir kahpe pusu!
Dönsün katillere Hakkın namlusu;
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Gülsün artık Selâhaddîn yüzleri;
Mahzun direnmekte muhafızları,
Kudüs, beklemekte işte bizleri!
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Bu yiğit kalkacak düştüğü yerden,
İlham geldi ona önden gidenden!
Neredesin ki sen, ne haber senden?
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Enbiyâya Mescid olan bu Kudüs!
Muhammed’e Mihrâb olan bu Kudüs!
Siyonistle harâb olan bu Kudüs!
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
Ömer yürekleri bekliyor Kudüs,
Yeniden Yavuz’u bekliyor Kudüs,
Sadece bizleri bekliyor Kudüs,
Uyan artık, kendine gel Müslüman!
11.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[11.12.2022 17:11] Annem: Günün Hikayesi
Biz Sıramızı Savdık
Yavuz Sultan Selîm Han Mısır'ı tamâmiyle Osmanlı mülkü yaptıktan sonra, bir müddet daha idârî teşkilâtı yerleştirmek üzere, burada kaldı. Bu sırada devlet adamları ve askerler asıl vatanları Anadolu'ya, diyâr-ı Rum'a hasret kalıp dönmeyi arzu etmişlerdi. Fakat bu arzularını Pâdişâha söyleyememişlerdi. İleri gelenlerden bâzıları, İbn-i Kemâl Paşaya durumu anlattılar. Çünkü Yavuz Sultan Selîm Han onu çok severdi. Ona dediler ki: 'Ne zamâna kadar bu diyâr-ı gurbette hasret çekeceğiz? Bu durumu Pâdişâh hazretlerine bir arz edip, gitmeye meylettiremez misiniz?'
Bir gün Ahmed ibni Kemâl, Yavuz Sultan Selîm Han ile gezintiye çıktılar. Konuşmalar arasında Pâdişâh; 'Ortalıkta ne sözler var, durum nasıl?' diye sordu. Kemâl Paşazâde bu soruyu fırsat bilip derhal konuyu ele aldı ve dedi ki: 'Pâdişâhım! Yolda gelirken askerlerin Nil'de davarlarını suluyorlardı. O askerlerden birinin şu türküyü söylediğini duydum.
'Nemüz kaldı bizüm mülk-i Arab'da,
Nice bir dururuz Şâm ü Haleb'de,
Cihan halkı kamu ayş ü tarabda,
Gel ahî gidelüm Rûm illerine.'
(Nemiz kaldı bizim bu Arab diyarında, Şam'da ve Haleb'de niçin dururuz? Cihan halkı hep şenlik içinde yaşamakta, gel kardeş, Rum diyarına, Anadolu'ya gidelim.)
Bu şiir, Yavuz Sultan Selîm Hanın çok hoşuna gidip; 'Bundan sonra burada durmamızı gerektiren işler de kalmadı, döneriz.' diyerek, İstanbul'a döneceğini bildirdi. Bundan bir gün sonra, Yavuz Sultan Selîm Hana Kâbe'nin anahtarı ve diğer mukaddes emânetler teslim edildi ve İstanbul'a dönmek için ordusuyla yola çıktı.
Yolculukta bir sohbet sırasında söz Ahmed ibni Kemâl hazretlerinin hocası Molla Lütfi'den ve onun öldürülme sebebinden açılmıştı. Yavuz Sultan Selîm Han, ona:
'Tokatlı Molla Lütfi hocanız imiş. İlmi, irfânı yüksek, değerli, dört başı mâmur bir ilim adamı iken katline sebeb ne oldu.' diye sordu. Kemâl Paşazâde:
'Hocam hased-i akrân belâsına uğradı. Tam bir âlim, kâmil, müteheccid (gece uyanıp namaz kılan), sâlih, dindâr bir kişi iken, düşmanı çoğalıp hased ettiler ve katline sebeb oldular.' dedi. Bu habere fevkalâde üzülen Sultan:
'Molla Lütfi ilminin ve vakarının yanında şaka yapmayı çok seven biri imiş. Bâzan öyle şakalar yaparmış ki, işitenler şaka değil, gerçek zannederlermiş. Siz de üstadınız gibi öyle şakalar yapmaz mısınız ki gerçek zannedilsin?' deyince, İbn-i Kemâl hazretleri hemen şu cevabı verdi:
'Biz geçen gün sıramızı savdık. Şimdi sıra Pâdişâhımız hazretlerindedir.' Bu söz üzerine bir müddet düşünen Yavuz Sultan Selîm: 'Yoksa o geçenki gün yeniçeriler ağzından söylenen kıt'a da öyle bir şaka mıydı? Yeniçeriler ağzından söylenen o sözler sizin sözünüz müydü?' diye sorunca da İbn-i Kemâl: 'Evet, doğrusu Pâdişâhımızın buyurdukları gibidir.' dedi. O espiriyi çok beğenen Pâdişâh, İbn-i Kemâl hazretlerine ihsânlarda bulundu.
[11.12.2022 17:13] Annem: SON NEFES
Güzel yaşayan güzel ölür. Bir söz var, “İnsan plan yapar, Tanrı güler” denir, biz hayatla ilgili ne tasarlarsak tasarlayalım sonunda hayatlarımızın üzerinde nihai denetime sahip değiliz. Hayat, hastalık, afet veya travmalarla kesintiye uğruyor ve dünyayı o güne kadar bilme biçimimiz dönüşüme uğruyor. Vaitkâr bir beyin cerrahı olarak hayatın bize söylediği şeyler ile ölüm döşeğinde bir hasta olarak hayatın bize söylediği şeyler birbirinden çok farklı. Nitekim yazar da bütün bu bilinç değişimini hayatına aktarıyor ve ömrünün o son yılını kendisini hayata bağlayan en değerli varlıklara ayırıyor. Beri yandan da asla ümitsizliğin verebileceği bir yılgınlığa teslim olmuyor ve ölüme doğru yol aldığı o nadide anları kıymetlendirmeye, aldığı her nefesin hakkını vermeye çalışıyor.
“Son pişmanlık fayda etmez” denir, son nefes havaya karıştığında, ardımızda bir hoş seda, güzel tanıklıklar, hayırlı işler, yasemin kokuları bırakabildiysek ne mutlu bize. Yüzümüzü döndüğümüz o ebediyet yurdunda, azığımız onlar olacaktır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[11.12.2022 17:13] Annem: null
Bir kimse bir günah işler de ardından güzelce abdest alır, sonra kalkıp iki rekât namaz kılar ve Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar.
Ebû Dâvûd, Vitr, 26
[11.12.2022 17:13] Annem: Günün Ayeti
(Hz. Hud der ki); Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
(Şuara 135)
[11.12.2022 17:13] Annem: NAMAZ
Allâhü Teâlâ’ya ve Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.)
îmândan sonra İslâm’ın şartlarının en büyüğü ve en
mühimi namazdır. Namaz îmânın alâmetidir. Bütün
peygamberler ümmetlerine namazı en faziletli ibâdet
olarak bildirmişlerdir.
Namazın farzları on ikidir. Namazın dışındaki farzlarına
şart, içindeki farzlarına ise rükün denir.
NAMAZIN ŞARTLARI NAMAZIN RÜKÜNLERİ
1- Hadesten tahâret, 1- İftitah tekbîri,
2- Necâsetten tahâret, 2- Kıyam,
3- Setr-i avret, 3- Kırâat,
4- İstikbâl-i Kıble, 4- Rükû,
5- Vakit, 5- Secde,
6- Niyet. 6- Ka’de-i Ahîre...Daha az
[11.12.2022 17:13] Annem: Müminin Ahlâkı
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:
'Şu dört şey, müslümanların senin üzerindeki haklarındandır:
* İyilerine yardımcı olacaksın.
* Günahkârları için Allah Teâlâ’dan af dileyeceksin.
* Hastalarını ziyaret edeceksin.
* Günahlarına tövbe edenlerini seveceksin!' (Deylemî).
İsrâiloğulları içinde bir âbid vardı. Halkın büyük bir açlık ve kıtlık çektiği sırada, büyük bir kum tepesine rastladı ve kendi kendine şöyle dedi:
'Eğer şu kum yığını un olsaydı onunla insanların açlıklarını giderirdim.'
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak zamanın peygamberine şöyle vahyetti:
'Falan kişiye git ve de ki:
‘Allah Teâlâ senin niyetinin karşılığında ecrini verdi; o kum yığını un olsaydı ve onu dağıttığında elde edeceğin sevap amel defterine yazılmıştır.’'
İşte bu sebepledir ki Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:
'Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır' (Taberânî).
Semerkand Takvimi
[11.12.2022 17:13] Annem: *Tefrikanın Fitnesi!*
Tefrikanın fitnesi, iç savaştır. Fırkaların birbirine silah çekmesi ve birbirini katletmesidir. Tefrikanın fitnesi, fırkalaşmanın fikir çatışmasından bir adım öteye geçip silahlı çatışmaya dönmesidir. Allah Resûlü (sav) bunu fitne olarak isimlendirmiş ve ümmetini bu duruma karşı uyarmıştır:
“Öyle fitneler kopacak ki, o fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlı olacaktır. Bunlara göz dikeni bu fitneler de alıp helak edecektir. Her kim bir sığınak ya da onlara karşı korunacak bir yer bulursa onunla kendisini korumaya baksın.” (Buhari, 3601)
“ ‘Biline ki, ileride birtakım fitneler olacaktır. Bakınız, sonra yine birtakım fitneler olacak ki, bu fitne içerisinde, oturan yürüyenden daha hayırlı olacaktır. Yürüyen de ona koşandan daha hayırlı olacaktır. Bakınız, fitne indiğinde veya meydana geldiğinde kimin develeri varsa hemen develerinin başına gitsin. Kimin davarları varsa davarının başına gitsin. Kimin bir toprağı varsa toprağının başına gitsin.’ Bu sırada bir kimse, 'Ey Allah’ın Resûlü! Bir kimsenin ne devesi ne davarı ne de toprağı varsa.' dedi.
O da (sav), 'Kılıcını alıp, keskin tarafını taşa vurup, sonra gücü yettiğince kurtulmaya çalışsın. ‘Ey Allah’ım! Tebliğimi ettim mi? Ey Allah’ım! Tebliğimi ettim mi? Ey Allah’ım! Tebliğimi ettim mi?’ buyurdu.
Bir kimse de, 'Ey Allah’ın Resûlü! İki saftan birisine veyahut iki gruptan birisine götürülmek zorunda kalır da birisi beni kılıcıyla vurur veya bir ok gelip beni öldürürse.' dedi.
O da (sav), 'Hem kendi günahını hem de senin günahını yüklenir, cehennemliklerden olur.' buyurdu.” (Müslim, 2887)
(bk. Vahyin Rehberliğinde En'âm Suresi Tefsiri, s. 178-179 )
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[11.12.2022 17:13] Annem: MEVLANA’DAN ÖZDEYİŞLER
Büyük düşünür Mevlana hazretleri, hikmetli sözlerini eserle- rindeki hikayelerle anlattığı gibi özlü sözlerle de anlatmıştır. Onun meşhur özlü sözleri arasında şu ifadeleri yer alır:
“Söz söylemek için önce duymak, dinlemek gerek. Sen de söze, dinlemek yolundan gir.” (Mesnevi, I, 1636)
Mevlana bu hikmetli sözünde, “dinleme”nin anlamak ve anlat- maktan önce geldiğini, insanlara söz söyleyebilecek konuma gelebilmek için önce dinlemek gerektiğini ifade eder. Dinle- mek, sadece kulakla dinlemek değildir. Dinlemek, akılla oldu- ğu kadar gönül gözü ile de anlama çabasını gerektirir. Ancak akl-ı selim ile ve gönül gözüyle dinleyebilenler anlar ve daha sonra insanlara anlatabilirler. Böylece hikmeti barındıran inci gibi sözler, yıllar boyu insanlara ışık saçmaya devam eder.
DİNÎ KAVRAMLAR
BULÛĞ
Bulûğ; bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik ça- ğına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartla- rına göre değişebilir.
Bulûğ, kişinin dinen mükellef sayılıp, yetişkin insan statü- sünü kazandığı dönemdir. Bu çağa ulaşan ve akıllı olan kimse artık tam edâ ehliyeti kazanır. Böylece, ibâdet, helal ve haram gibi dinî hükümlere muhatap; cezâî, malî ve hukukî yükümlü- lüklere ehil olur.
ÖZLÜ SÖZ
Aynı dili konuşanlar değil,
aynı duyguyu paylaşanlar anlaşırlar. (Mevlâna)
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —