SEMA ÖNER
Tarih: 31.05.2023 11:23
Günün yazısı
[12.12.2022 18:04] Annem: Bir Ayet:
(Onlar) gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar.
(Bakara, 2/3)
Bir Hadis:
Hz. Peygamberin hanımları bir koyun kesmişlerdi. Resûlüllah (s.a.s.): 'Koyundan ne kadarı kaldı?'diye sordu. Eşi Âişe: 'Sadece kürek kemiği kaldı. Gerisini dağıttık.'deyince, Resûlüllah (s.a.s.): 'Kürek kemiği hariç hepsi bize (sevap olarak) kaldı.'dedi.
(Tirmizî, 'Kıyâmet', 33)
Bir Dua:
Allah'ım! Senden; bana güzel şeyleri vermeni, kötülükleri terk etmeyi, yoksullara sevgi göstermeyi, tövbemi kabul etmeni, beni bağışlamanı ve bana merhamet etmeni istiyorum.
(Hâkim, Müstedrek, 1, 702)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[12.12.2022 18:04] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası (12-18 Aralık)
(Onlar) gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar. (Bakara, 2/3)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Tüketim Ahlakı
Bir gün Abdullah b. Amr Resûlullah’ın (s.a.s.) yanına gelerek, “Güzel elbise giymem kibir midir?”diye sorar. Resûlullah, “Hayır.” der. Abdullah bu sefer, “Asil bir deveye binmem kibir midir?” diye sorunca Resûlullah (s.a.s.) yine, “Hayır.” cevabını verir. “Peki,” der Abdullah, “Bir yemek yapsam da insanları davet etsem, yanımda yeseler ve arkamdan yürüseler, bu kibir midir?” Allah Resûlü aynı şekilde, “Hayır.” diye cevaplar. “Öyleyse kibir nedir?” diye sorar Abdullah.
Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kibir, Hakk’ı hafife alman ve insanları küçük görmendir.”( İbn Hanbel, II, 170)
Peygamberimiz’in (s.a.s.) sözlerinden, nimetleri sınırlayan tek şeyin kibir ve israf olduğu görülmektedir. “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan (dilediğinizce) yiyin, sadaka verin ve giyinin!” (Nesâî, Zekât, 66) hadisindeki bu kayıt, şu ayette de güçlü bir şekilde vurgulanır: “Ey Ademoğulları! Her mescid(e gidişiniz)de güzel elbiselerinizi giyin, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O (Allah) israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[12.12.2022 18:05] Annem: Hz. Peygamber döneminde Fâtıma bint el-Esved isimli bir kadın hırsızlık yapmıştı. Bu kadın, o dönemin toplumunda saygın bir konuma sahip olan Kureyş kabilesinin Mahzumoğulları kolundandı. Kadının bu küçültücü davranışı mensup olduğu kabileyi üzmüş ve çevresindekiler, onun ceza almasını engellemek için bir çare aramaya başlamışlardı. Çözüm olarak, kadına aracılık etmesi için Hz. Peygamber’in çok sevdiği Üsâme’yi ona göndermeye karar verdiler. Ancak Resûlullah’ın Üsâme’ye karşı cevabı gayet netti: “Bizzat Allah tarafından belirlenen bir ceza hususunda aracı mı oluyorsun?” Allah Resûlü bu sözlerinin ardından, orada bulunan insanlara bir konuşma yaparak, kendilerinden önceki milletlerin doğru yoldan ayrılmalarının sebebi olarak toplumun ileri gelenleri bir suç işlediğinde onlara herhangi bir ceza vermediklerini, cezaları yalnız güçsüz kimselere uyguladıklarını zikretti. Ayrıca adaleti uygulama konusunda kimseye ayrıcalık tanınmayacağını, hırsızlık yapanın kızı Fâtıma dahi olsa onu mutlaka cezalandıracağını bildirdi. (Buhârî, Hudûd, 12) - HZ. PEYGAMBER’İN ADALETİ
[12.12.2022 18:05] Annem: ÖLÜNÜN ARKASINDAN İHLÂS VE TEVHİD OKUMANIN FAYDASI
“Her kim, İhlâs suresini on bir defa okursa, Cenâb-ı Hâkk kendisine Cennet’te bir ev yaptırır.” Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.): Yâ Resûlullâh, o halde biz de bunu çok okuruz” dedi. Resûlullâh (s.a.v.): “Allâh daha yüce ve daha iyidir” buyurdu.
Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim, namazda veya dışında yüz defa İhlâs suresini okursa Allâh (c.c.), kendisine Cehennem’den bir berat hazırlar.” (Taberanî)
Enes bin Malik (r.a.), şu hadisi rivâyet etmiştir: “Her kim, İhlas suresini yüz bin defa okursa, nefsini Allah’tan satın almış olur ve bir çağırıcı, Allah tarafından göklerinde ve yerinde şöyle seslenir: Haberiniz olsun, falanca kişi, Allah’ın âzatlısıdır. Her kimin bu kimseden bir alacağı yani hakkı varsa onu Allah’tan alsın.” (Bezzar) Bu hadis, bütün ömründe bir defa bu sayıda ihlas okuyabilen veya halis bir niyetle kendisi için okunan kimseye hamledilir. “Kul, “Lâ ilâhe illallah”, dediği zaman bu söz, onun âmel sayfasına gelerek yanından geçtiği her günâhı siler ve nihayet bir iyilik bulunca yanına oturur.”
Şeriat ve tasavvuf âlimlerinin benimsediği görüş, bu gibi hadislerden maksadın, bunu hem başkasına okutmayı hem de bizzat okumayı içine aldığıdır. Nitekim biz bunu, her iki kesimin istihare hadisiyle âmel etmesinden öğreniyoruz. Halkın (ölünün ardından) yetmiş bin tevhid kelimesi söylemeye dair uygulamaları da böyledir. Nitekim âlimler bunu güzel bulmuşlardır. Söz konusu salih âmeller riya, ücret ve bir lokma dahi olsa bedelden uzak olup, sırf Allâh (c.c.) rızası için olmaları gerekir.
(Resail-i İbni Abidin, s.368)
[12.12.2022 18:05] Annem: TARİH........ İSA YUSUF ALPTEKİN
(1908’de Doğu Türkistan’da Kaşgar’da doğdu) Kaşgar’dan, İstanbul’a uzanan o uzun ve zorlu yolda hak bildiğinden ayrılmadı... “Bir Doğu Türkistanlı olarak Doğu Türkistan dâvâsı, bir Türk olarak Türklük dâvâsı, bir Müslüman olarak İslâm dâvâsı ve bir insan olarak insanlık dâvâsı için hizmet edin!” sözleri ona aittir...
İ.Ü. Türkiyat Arş. Enst. Öğrt. Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul Hoca merhumu kısaca şöyle anlattı:
“İsa Yusuf Alptekin, bir asra yakın ömrünü vatan ve millet dâvâsı uğrunda harcamıştır. O bütün taltif, makam ve mansıpları dâvâsı uğruna elinin tersiyle itmiştir. Bütün yokluklara rağmen dâvâsını anlatmaktan son nefesine kadar geri durmamıştır. Öyle ki; ismi söylenince dâvâsı, dâvâsı söylenince ismi akla gelen mümtaz ve bayrak bir şahsiyet olmuştur. Türkiye’de İsa Bey’e birçok siyasî lider, bürokrat yardım etmiştir ama onlar içerisinde Merhum Enver Ören’in ayrı ve müstesna bir yeri vardır.”
İsa Yusuf Alptekin’in hayatı tam bir mücadele içinde geçmiştir. 1931 yılında Doğu Türkistan’da başlatılan özgürlük hareketine şahit oldu. Pekin’e gitti. “Türkistanlı Vatandaşlar Cemiyeti”ni kurdu, “Çin’i Türkistan Avazı” adındaki dergiyi çıkardı. Demokratik yollarla hak arayışlarına girişti. Ancak Çin baskıları bitmedi.
1944’de; “Şarki Türkistan Cumhuriyeti”, 1946’da “Karma Hükûmet” kuruldu. Aynı yıl Urumçi’de “Altay Neşriyat Evi”‘ni kurarak “ERK” adlı gazeteyi çıkardı. 1947’de Mesut Sabri Baykozı hükûmetinde “Genel Sekreter” olarak görev aldı. Bu hükûmet, milliyetçi, antikomünist, antiemperyalist tutumu sebebiyle 1948’de azledildi. Artık Kızıl Çin zulmü hat safhaya ulaştı. Baskılar bitmedi. Çâreler tükendi... Göç başladı... Menzil, Türkiye idi...
1949’da Komünist Çin’in, Doğu Türkistan’ı işgâlinden sonra kalabalık bir grupla Doğu Türkistan’dan ayrıldı. Hindistan’a iltica etti. Bilâhare Türkiye’ye gelip yerleşti. 1957’de Türkiye vatandaşı oldu. İstanbul’da, “Doğu Türkistan Göçmenler Derneği”ni kurdu. Sesini dünyaya duyurmak için, o kadar yıl uğraştı. Ömrü, bunca mücâdeleye yetmedi. 17 Aralık 1995’te İstanbul’da vefât etti..
Rûhu şâd mekânı Cennet olsun!..
Meryem Aybike Sinan TÜRKİYE GAZETESİ 16.12.2020
12.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[12.12.2022 18:06] Annem: Günün Hikayesi
Belge Getir
Hz Peygamber'in (s.a.v) soyundan gelen yoksul bir kadın kızlarıyla birlikte bir şehre göçmüştü. Şehre yeni geldikleri için kimseyi tanımıyorlardı. Önce bir mescide gidip dinlendiler.
Anneleri kızlarını mescidde bırakıp yiyecek tedariki için dışarı çıktı. Şehrin valisine başvurdu. Halini ona arz etti. Peygamber soyundan olduğunu söyledi. Kendilerine bir gecelik erzak vermesini istedi. Adam yardım etmeye yanaşmadığı gibi kendisinin yoksul olduğuna ve Peygamber soyundan geldiğine dair bir belge getirmesini istedi. Seyyide, yabancı biri olduğunu, şehirde kendisini kimsenin tanımadığını, dolayısıyla belge getiremeyeceğini söyleyince, vali kendisinden yüz çevirdi ve bir şey vermedi.
Bundan sonra kadın bir mecusiye uğradı; durumunu ona anlattı. Mecusi ona inanıp sözlerini doğruladı. Kendileriyle ilgilendi, adamlarından biriyle yiyecek ve eşya gönderdi.Onlara kalacakları bir yer tahsis etti.
Bu vali gece rüyasında kıyametin koptuğunu, Resulullah'ın (s.a.v.) yeşil zümrütten büyük bir köşkün yanı başında Livaü'l Hamd sancağının yanında durduğunu gördü. Bu köşkün kime ait olduğunu sordu. Resulullah (s.a.v), tevhid ehli Müslüman bir kimseye ait olduğunu söyledi. Vali,
''Ben Allah'ın birliğine inanan bir müslümanım!'' dedi.
Resulullah (s.a.v), Allah'ın birliğine inanan müslüman olduğunu ispatlayacak bir belge getir!'' deyince vali şaşkına döndü. Dehşet içinde uyandı.Akşam yaptığından pişman oldu, ağlayıp saçını başını yoldu. Kalkıp o yoksulları aramaya koyuldu. Mecusinin evinde olduklarını öğrenince gidip onları mecusiden istedi, fakat mecusi onları vermedi. Vali;
''Sana bin altın vereyim. Yeter ki onları bana ver'' diye rica edince, mecusi şunları söyledi:
''Ben ve ailem bunların bereketiyle akşam müslüman olduk. Senin bu gece görmüş olduğun rüyanın aynısını bende gördüm.Resulullah (s.a.v) bana,
''Cennetteki bu köşk senin ve ailenindir!'' buyurdu...
[12.12.2022 18:06] Annem: İslâm Ekonomisinin Temel İlkeleri: Paylaşım İlkesi
İslâmiyet’te müslümanlara kazandırılmaya çalışılan en güzel hasletlerden birisi de paylaşımdır. Kur’ân-ı Kerîm’de salât (namaz) ifadesi çoğu zaman zekât kelimesiyle birlikte kullanılmıştır. Böylece müslümanların günde beş vakit namaz kıldıkları gibi sıklıkla fakirleri gözetmeleri gerektiği vurgulanmak istenmiştir. Ayrıca sadaka, infâk ve yetimleri gözetme hakkında da pek çok âyetler indirilmiştir. Çünkü insan tabiatı itibariyle ihtiyaç sahibidir ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla malı sever. Fakat aşırı mal sevgisi insanın cimrileşmesine ya da gayr-ı meşru yollara tevessül etmesine sebep olur. Hâsılı Allah Teâla verdikleriyle de vermedikleriyle de insanları dener. Kendi lüksü, israfı ve kibri için servet biriktirenleri çok ağır ifadelerle tehdit eder:
“Ey Peygamber! Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanları acıklı/elemli bir azapla müjdele!” (Tevbe Sûresi, 9/34)
Bu bakımdan müslüman zenginler zekâtlarını eksiksiz vermeli; kalan servetlerini de toplumun da faydasına olacak şekilde yatırıma dönüştürmeli ve lüks harcamalar yerine toplumun alt kesimlerine tasaddukta bulunmalıdır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[12.12.2022 18:06] Annem: Günün Ayeti
De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbeti nice oldu, görün!
(Neml 69)
[12.12.2022 18:06] Annem: null
Biriniz kaybettiği hayvanını bulduğu zaman ne kadar seviniyorsa, muhakkak Allah da sizden birinin tevbesine bundan daha çok sevinir.
Müslim, Tevbe, 2
[12.12.2022 18:08] Annem: Mümin
Mümin yani inanan insan, Allah Tealâ’nın 'el-Mümin' ismi şerifini taşımaktadır. Kâmil mümin bu ism-i şeriften payını almış, onunla sıfatlanmış kimsedir. Mümin; emin, emniyetli, güvenilir; yani aldatmayan, zarar ve zahmet vermeyen kimse demektir. Nitekim hadis-i şerifte de müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişi olarak tanıtılmıştır.
İşte bu isim ve sıfatlarla aleme tanıtılan son ümmetin temel görevi bütün insanlara rahmet olmaktır. Çünkü bu ümmetin peygamberi Hz. Muhammed s.a.v. Efendimiz, bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Şimdi o rahmet ahlâkını almak ve yaymak, günümüzdeki müslümanların görevidir. Her müslüman önce bu ahlâk ile donanmalı ve gücü ölçüsünde bu görevi yerine getirmelidir.
Cenab-ı Hak bizleri şöyle tanıtıyor: 'Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.' (Âl-i İmrân, 110)
Semerkand Takvimi
[12.12.2022 18:08] Annem: EF’ÂL-İ MÜKELLEFÎN
İslâm dîni akıllı ve bâliğ (ergen) olan müslüman erkek
ve kadınlara bazı şeyleri emretmiş, bazı şeyleri de yasaklamıştır.
Bu emir ve yasaklar tekliftir, müslümanlar
da mükelleftir. Mükelleflerin işlemeleri veya işlememeleri
gereken şeylere ef’âl-i mükellefîn denir.
Ef’âl-i Mükellefîn Sekizdir
1- Farz: Kat’î delil ile sâbit olan hükümlerdir ve iki
kısımdır:
a- Farz-ı ayın: Mükellef her müslümanın ancak
kendisinin yapması ile yerine gelen amellerdir. Beş vakit
namaz ve oruç gibi.
b- Farz-ı kifâye: Bazı müslümanların yapmaları
ile diğer müslümanlardan mesûliyeti kalkan farzlardır.
Cenâze namazı ve selâm almak gibi.
Eğer böyle bir farzı müslümanlardan hiçbirisi yapmazsa
hepsi mesul olurlar.
2- Vâcip: Farz derecesinde kat’î olmayan delille
sâbit hükümlerdir. Vitir ve bayram namazları gibi.
3- Sünnet: Peygamberimizin (s.a.v.) mübarek sözü,
işi ve başkası yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. Sünnet
ikiye ayrılır:
a-Sünnet-i müekkede: Peygamberimizin (s.a.v.)
devamlı olarak yapıp, pek az terk ettiği sünnetlerdir.
Sabah ve öğle namazının sünnetleri gibi.
b-Sünnet-i gayr-i müekkede: Peygamberimizin
(s.a.v.) arasıra yaptığı sünnetlerdir. İkindi ve yatsı
namazlarının ilk sünneti gibi.
4- Müstehab: Peygamberimizin bazan işledikleri
şeylerdir. Sadaka vermek ve nâfile oruç tutmak gibi.
5- Mübâh: İşlenmesinde sevap, terk edilmesinde
günah olmayan şeylerdir. Oturmak, kalkmak, yemek,
içmek gibi.
6- Mekrûh: İşlenmesi hoş görülmeyen ve amelin
sevâbını eksilten şeylerdir. Namaz içinde etrafa bakmak
gibi.
7- Müfsid: Başlanmış bulunan bir ibadeti bozan
şeylerdir. Abdestli iken bir yerinden kan veya irin çıkması,
namazda gülmek ve oruçlu iken bir şey yemek
gibi.
8- Haram: İşlenmesi kat’î delille yasak edilen şeylerdir.
Alkollü içki içmek, anaya-babaya asi olmak gibi....Daha az
[12.12.2022 18:08] Annem: Mevlâna ve MESNEVÎ’Sİ
Mevlâna’nın en önemli eseri Mesnevî’dir. Mesnevi, ayet ve hadislerden alınan ilhamla yazılmış hikâyeleriyle son derece kıymetli nasihatler içermektedir.
1259-61 arasında yazılmaya başlanan Mesnevî, 1264-68 arasında tamamlanmıştır. Düşüncelerini, birbirine eklenmiş hikâyelerle anlatan Mevlâna, Mesnevî’yi, olgunlaşma yolunda istekli olanları bilgilendirmek için yazmıştır. Dünya hayatına tapmayı, Allah’tan gafil olmak şeklinde tanımlayan Mevlâna, tasavvuf anlayışını ha- yatın ve insanın gerçekleri üzerine kurmuştur.
Allah’a erişmeyi gerçek padişahlık sayan Mevlâna, Allah aş- kında yok olmak suretiyle gerçek varlık makamına erişilebile- ceğini düşüncesinin merkezine yerleştirmiştir.
Mevlâna’nın tasavvuf anlayışında yaratılışın, hayatın anlamı aşktır. Allah’tan başkasına âşık olmak geçici bir hevestir.
“Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir.”
DİNÎ KAVRAMLAR
HIRKA-I SAÂDET
Saadet hırkası demek olan hırka-i saâdet Peygamberi- miz (s.a.s.)’in hırkasına ve- rilen bir isimdir. Bu hırka, İstanbul Topkapı Sarayında mukaddes emanetler dai- resinde altun bir sanduka içerisinde saklanmaktadır.
ÖZLÜ SÖZ
Mezarlıktakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirini kırıp geçiriyor. (İmam Gazzâli)
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —