SEMA ÖNER
Tarih: 31.05.2023 11:25
Günün yazısı
[14.12.2022 23:07] Ömer Tarık Yılmaz: Bağdat yazın sıcak günlerinden birini yaşıyordu. İnsanlar güneşin hararetinden serinleyecek bir köşe arıyor, ağaç gölgelerine sığınıyordu. Adamın biri de dağlardaki mağaralardan getirdiği buzları satmaya çalışıyordu. Gelin görün ki o gün satışlar pekiyi gitmemiş, buzlar da öğlen sıcağında eriyemeye yüz tutmuştu. Tek sermayesi olan buzların erimesi karşısında adam, canhıraş bağırmaya başladı: “Sermayesi eriyen bu fakirden buz alan yok mu?” O sırada talebeleriyle oradan geçmekte olan Cüneyd-i Bağdâdî’nin kulağına bu sözler çarpınca aniden durdu, olduğu yere çöktü ve başını ellerinin arasına aldı. Talebeler telaşlandılar: “Ne oldu hocam” diye sordular. Büyük âlim onlara sarsıcı gerçeği şöyle açıkladı: “Bu adamın söylediklerine dikkat edin! Eriyenin sadece buzlar değil, aynı zamanda ömrüm olduğunu fark ettim. Sıcak, adamın maddî sermayesi olan buzları eritip tükettiği gibi, zaman da asıl sermayemiz olan ömrümüzü tüketiyor. Saniye saniye, dakika dakika ömür buzumuz eriyor, hissedebiliyor musunuz? Adamın buzlarına içinin sızlandığı kadar, ömürlerinin boşa tükenmesine karşı içi sızlamayanlara vahlar olsun...” - SERMAYESİ ERİYEN ADAM
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: NEFİS MUHASEBESİ
Ebû Ya’lâ Şeddâd’dan (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:
“Akıllı ve zeki kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan olmadık temennilerde bulunup duran kimsedir.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25)
Nefis muhasebesi ve günahlardan arınma arayışı, takva kazandırır. Takva, “hesap gününde zarar veren/mahcup eden şeylerden kaçınmak” demektir. Bu mertebeye ulaştıran hassasiyet ise özeleştiri ve otokritik demek olan nefis muhasebesi ile başlar. Nitekim Meymûn b. Mihrân şöyle der:
“Kul, nefis muhasebesi yapmadıkça asla takva sahibi olamaz”. Nefis muhasebesiyle birlikte elde edilen takvanın meyvesi ise şu ayette görülür. “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzularından alıkoyan kimse, o da bilsin ki cennet onun varacağı yer olacaktır” (Nâziât 79/40-41). Hz. Ömer’in “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin” sözü, bu açıdan anlamlıdır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâla buna aklınız ermeyecek mi?
(Kasas 60)
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: null
Cennetin anahtarı, namazdır...
Tirmizî, Tahâret, 1
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: İNTİHAR HARAMDIR
Yüce dinimiz İslam, insan hayatına büyük önem vermiş, haksız yere bir insanı öldürmeyi bütün insanları öldürmeye, bir canı kurtarmayı da bütün insanları kurtarmaya denk tutmuştur (Mâide, 5/ 32).
Başkasının canına kıymak haram olduğu gibi, insanın kendi canına kıyması, intihar etmesi de aynı şekilde haramdır. Bu konuda Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de, “Nefislerinizi öldür- meyiniz” (Nisâ, 4/ 29) ve “Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı haksız yere öldürmeyiniz” (En’âm sûresi, 151) buyurarak cana kıymayı ve intiharı yasaklamıştır.
Sevgili Peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde intihar eden kimsenin intiharı gerçekleştirdiği yöntemle ceza göreceğini belirtmiş, insanın kendi canına kıymasının büyük bir suç ve günah olduğunu vurgulamıştır (Buhârî, Cenâiz, 84). İntihar et- mekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünenler, ahiret hayatında daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşa- bilirler.
DİNÎ KAVRAMLAR
İSTİKBÂL-İ KIBLE
İstikbâl-i kıble, namazın şartların- dan olup namazı kıbleye yönele- rek kılmak demektir. Müslüman- ların kıblesi, Mekke’de bulunan Kâ’be’dir. Namazların Kâ’be cihe- tine yönelerek kılınması gerekir. Kur’an’da, “(Evet Rasûlüm!) Ne- reden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Nerede olursanız olun, yü- zünüzü o tarafa çevirin.” (Bakara, 2/149-150) buyurulmuştur
ÖZLÜ SÖZ
Başkalarının ayıbını senin önünde sayıp döken, senin ayıbını da mutlak başkalarına söyleyecektir. (Sadi Şirazî)
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَبْعَثُ اللهُ الْعِبَادَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ يُمَيِّزُ الْعُلَمَاءَ فَيَقُولُ: يَا مَعْشَرَ الْعُلَمَاءِ إِنِّي لَمْ أَضَعْ فِيكُمْ عِلْمِي لِأُعَذِّبَكُمْ اِذْهَبُوا فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ. (طس)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Allâhü Teâlâ kıyamet günü, kullarını diriltir. Sonra (hakîkî) âlimleri ayırır ve onlara şöyle buyurur: Ey âlimler! Ben, ilmimi size azâb etmek için vermedim. Haydi, gidin cennete, sizi mağfiret ettim.” (Taberânî, el-Mucemü’l-Evsat)
15 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Dünya ve Ahirete Çalışmak
Abdulkadir Geylanî k.s. hazretleri: 'Dünyayı elinde kıl, kalbinde kılma.' diyerek, hem dünyadan el etek çekmeyi, başkalarının sırtından geçinmeyi ahlâk haline getiren anlayışı hem de maddeye tapan anlayışı reddeder. 'Elimizde bol eyle, kalbimizde yok eyle,' diye dua eden arifler bu ölçüyü ne güzel ortaya koymuşlar!
Çalışmayı emreden dinimiz aynı zamanda çalışma hayatını mükemmel bir denge üzerine oturtmuştur. Dünyaya da ahirete de layık oldukları kadar değer vermemizi, ölçüyü asla kaçırmamamızı emreden Rabbimiz; 'Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma!' buyurarak kurmamız gereken dengenin ölçüsünü verir.
Meşhur hadis alimi Aclûnî’nin Keşfü’l-Hafâ’sında geçen bir hadis-i şerifte Kâinatın Efendisi bütün anlamlarıyla bu ayetin şerhini bize sunar: 'Sizin en iyiniz kimdir, biliyor musunuz? Dünyası için ahiretini ahireti için de dünyasını terk etmeyendir. Çünkü böyle bir kimse her ikisini de kazanır, başkasına muhtaç olmaz.'
Semerkand Takvimi
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: İBRAHİM EN-NEHAÎ RAHİMEHULLÂH
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretlerinin ilim silsilesindeki hocalarından olan İbrahim bin Yezîd en-Nehaî Hazretleri, Hicrî 46 (Miladî 666) tarihinde Kûfe’de doğmuştur. Künyesi Ebû İmrân’dır.
Kendisi Tâbiîn’in büyüklerinden olup Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhü anh ve Ümmehât-ı Mü’minîn’den Âişe-i Sıddîka radıyallâhü anhâ gibi Ashâb-ı Kirâm’dan birçok zâtlar ile görüşmüştür.
Tâbiîn’in büyüklerinden Mesrûk, Yezîd en-Nehaî, Şüreyh bin Hâris, A’meş, Hammâd bin Ebû Süleyman rahimehümullâh gibi birçok zât, kendisinden hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.
Tâbiîn’in büyüklerinden A‘meş rahimehullâh, “İbrâhim en-Nehaî’ye hangi hadîs-i şerîfi sorduysam mutlaka o hadîs-i şerîf hakkında bana bir malumat vermiştir.” dedi.
Şöhretten son derece kaçınırdı. Kendisine bir şey sorulmadığı müddetçe konuşmaz, bir mesele sorulduğu zaman da sualin cevabından fazla bir şey söylemezdi.
İbrahim en-Nehaî ve Şa’bî (rah.), zamanlarının en önde gelen fakîhleri idiler. Hicrî 96 senesinde Kûfe’de vefat etmiştir.
Abdullah bin Habhâb demiştir ki: İbrahim en-Nehaî rahimehullâh’ı defnettikten sonra Şa’bî rahimehullâh’ın yanına gittim. Bana, “Siz, insanların en fakîhini (fıkıh ilmini en iyi bilenini) defnettiniz. O, bütün Basra, Kûfe, Şam ve Hicaz ehlinden daha fakîh idi.” dedi.
Verâ ve takvâ sahibi idi. Sene boyunca bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.
Ölüm hastalığında iken ağlamıştı. Kendisine neden ağladığını soranlara “Şu anda ben, Rabb’im tarafından gelecek ölüm meleğini beklemekteyim. Onun benim, cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olduğumu söyleyeceğini bilmiyorum.” demişti.
İSİMLERİMİZ: Erkek: Kasım, Kız: Lütfiye
15 Aralık 2022
Fazilet Takvimi
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: HER TÜRLÜ HAYIRLI TALEB VE MURÂD İÇİN OKUNACAK DUÂ
“Önce Cum’a gecesi sabaha karşı, 2 rek’at namaz kılınıp arkasından aşağıdaki duâ ta’rif edildiği şekilde 480 defa okunacak:
Önce “Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm” dedikten sonra, 100 defa: “Rabbene’ftah beynenâ ve beyne kavminâ bi’l-hakkı ve ente hayru’l-fâtihîn” (A’râf s. 89) duâsı okunup arkasından bir defa: “Allâhümme yâ müfeüiha’l-ebvâb iftâh lenâ hayra’l-bâb” duâsı okunacak.
Dört kere bu şekilde tekrardan sonra yine Besmele’nin arkasından 80 defa: “Rabbene’ftah beynenâ ve beyne gavminâ bi’l-hakkı ve ente hayru’l-fâtihîn” duâsı ve bir defa “Allâhümme yâ müfettiha’l-ebvâb iftah lenâ hayra’l- bâb” duâsı okunacak.
Ayrıca aşağıdaki üç duâ (âyet) 7’şer defa okunur.
1. Duâ (âyet): “Fa’llâhu hayrun hafızan vehüve erhamü’r- râhimîn” (Yûsuf s. 64)
2. Duâ (âyet): “Selâmün kavlen min Râbbi’rrahim” (Yâsîn s. 58)
3. Duâ (âyet): “Selâmün ‘aleyküm bimâ sabertüm fe-ni’me ukbe’d-dâr” (Râd s. 24)
Sonra 8 defa Âyete’l-Kürsî okunacak ve birinci okunuşta; ön tarafa, ikincide; sağa, üçüncüde; sola, dördüncüde; arkaya, beşincide; yukarıya, altıncıda; aşağıya üflenilecek, yedinci okunuşta; yutulacak, sekizinci okunuşta; etrafa dönülerek (dört bir tarafa doğru) üflenecektir.
(Misvâk Neşriyat, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.183)
BİR MECELLE KAİDESİ ÖĞRENELİM
“Beraat-i zimmet asıldır.” (Mecelle k. 8)
Yani her insan için masum ve borçsuz olmak esastır. Ceza hukukunun temelini teşkil eden bu kaide, dünya hukukuna İslâm hukuku ile girmiştir. Masumiyet karinesi diye adlandırılmıştır. Misâl: Bir kimse başkasından alacak dava etse, ispat yükü davacıya aittir. Kesin delillerle ispatlanıncaya kadar davalı borçsuz kabul edilir. (www.mevlanatakvimi.com)
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
İbrahim (a.s) ve Mecusi Misafir
Bir gün yaşlı bir mecûsî İbrahim (a.s)'ın kapısın çalarak ona misafir geldiğini söyledi. İbrahim (a.s) de, 'Sen ateşe tapıyorsun, dininden dönmedikçe ben seni nasıl olur da misafirliğe kabul ederim' diye çıkıştı.
Mecûsi misafir de üzgün üzgün çekip gitti. Ardından Allah (c.c.), 'Ey İbrahim!' dedi. 'O mecûsîyi dininden dönmeden niye misafirliğe kabul etmedin? Bir gece misafir etseydin sana ne zararı dokunabilirdi? O kâfir olduğu halde biz onu tam yetmiş yıl suladık doyurduk.'
İbrahim (a.s) ters bir iş yapmanın verdiği acıyla o gece zor sabahladı. Şaka söker sökmez de hemen yola koyularak yaşlı mecûsîyi aramaya başladı, nihayet bir yerde buldu. Yakasına yapışarak ille de seni evimde bu akşam misafir edeceğim diye and verdi. Akşamki İbrahim'le sabahki İbrahim'i değişmiş gören mecûsî dayanamayıp, 'Ben sana şaşıyorum, ey İbrahim!' dedi. 'Dün beni evinden kovdun, bugün ise evine davet ediyorsun? Bunun hikmeti ne ola?'
Allah katından gelen vahyi bir bir dile getiren İbrahim (a.s)ın sözleri bittikten sonra mecûsî, 'Demek ki, ben kâfir olduğum halde Rabbinin bana karşı davranışı bu kadar iyi ha!' diyerek elini İbrahim (a.s)'e uzattı ve 'Allah'tan başka ilâh yoktur, sen de O'nun kulu ve elçisisin' dedikten sonra gözlerinden akıttığı sevgi gözyaşları içinde imana geldi.
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: gözetilmiştir dedi. Ben de: Vallahi bunu Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e söyleyeceğim dedim. Yanına gidip adamın söylediklerini haber verdim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in rengi kıpkırmızı kesildi, sonra da şöyle cevap verdi. “Allah ve Rasûlü adalet yapmazsa kim yapar” sonra şöyle buyurdu: “Allah Musa (a.s.)’a rahmet etsin. O bundan daha ağır sözlerle eziyete uğradı da sabretti” buyurdu. Ben de kendi kendime vallahi bundan sonra O’na hiçbir haberi iletmiyeceğim dedim. (Buhârî, Edeb 53)
43- عَنْ أنس . قال : قال رَسُولُ اللَّهِ
: إذا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِهِ الْخَيْرَ عَجَّلَ لَهُ الْعُقُوبَةَ فِي الدُّنْيَا, وَإذا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِهِ الشَّرَّ أَمْسَكَ عَنْهُ بِذَنْبِهِ حَتَّى يُوَافِيَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. وَقال النَّبِيِّ
: إن عِظَمَ الْجَزَاءِ مَعَ عِظَمِ الْبَلاَءِ, وَإن اللَّهَ تَعاَلَي إذا أحب قَوْمًا ابْتَلاَهُمْ, فَمَنْ رَضِيَ فَلَهُ الرِّضَا, وَمَنْ سَخِطَ فَلَهُ السُّخْطُ .
43 Enes ibn Mâlik (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah iyiliğini istediği kulun cezasını dünyada verir, fenalığını istediği kulun cezasını da kıyamet günü günahını yüklenip gelsin diye dünyada vermez.” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) devamla buyurdu ki: “Mükafatın büyüklüğü bela ve musibetin büyüklüğüne göredir. Allah sevdiği topluluğu belaya uğratır. Kim başına gelen bela ve musibetlere razı olursa Allah ondan hoşnut olur. Bir kimse başına gelen bela ve musibetleri öfke ile karşılarsa o da Allah’ın gazabına uğrar.” (Tirmîzî, Zühd 57)
44-وعَنْ أنس . كان ابْنٌ لأبي طَلْحَةَ . يَشْتَكِي فَخَرَجَ أَبُو طَلْحَةَ فَقُبِضَ
الصَّبِيُّ, فَلَمَّا رَجَعَ أَبُو طَلْحَةَ قال : مَا فَعَلَ ابْنِي ؟ قالتْ أُمُّ سُلَيْمٍ - وَهِيَ أُمُّ الصَّبِيِّ -هُوَ أَسْكَنُ مَا كان, فَقَرَّبَتْ لْهُ الْعَشَاءَ فَتَعَشَّى, ثُمَّ أصاب مِنْها, فَلَمَّا فَرَغَ قالتْ : وَارُوا الصَّبِيَّ, فَلَمَّا أَصْبَحَ أَبُو طَلْحَةَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ
فَأَخْبَرَهُ, فَقال : أعرَسْتُمُ اللَّيْلَة؟َ قال : نَعَمْ, قال : اَللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمَا فَوَلَدَتْ غُلاَمًا, فَقال لِي أَبُو طَلْحَةَ :احمله حتى تأتي النبي وبعث معه بتمرات, فقال : أمعه شيء؟ قال : نعم, تمرات, فأخذها النبي فمضغها, ثم أخذها من فيه فجعلها في في الصبي , ثم حنكه وسماه عبد الله. وَفِي رِواَيَةٍ لِلْبُخاَرِيِّ : قال ابن عُيَيْنَةَ فَقال : رَجُلٌ مِنَ الأنصار فَرَأَيْتُ تِسْعَةَ أَوْلاَدٍ كُلُّهُمْ قَدْ قَرَؤُوا القرآن يعني من أولاد عبدالله المولود.
وَفِي رِواَيَةٍ لِمُسْلِمٍ :ماَتَ ابْنٌ لأبي طَلْحَةَ مِنْ أُمُّ سُلَيْمٍ فَقالتْ لأَهْلِهاَ :لاَ تُحَدِّثوُا أَبَا طَلْحَةَ بِابْنِهِ حَتَّي أكون أناَ أُحَدِّثُهُ, فَجاَءُ فَقَرَّبَتْ إِلَيْهِ عَشاَءً فَأَكَلَ وَشَرِبَ, ثُمَّ تَصَنَّعَتْ لَهُ أحْسَنَ ماَ كانت تَصْنَعُ قَبْلَ ذَلِكَ, فَوَقَعَ بِها, َفلَمَّا أن رَأَتْ أنهُ قَدْ شَبِعَ وَأصاب مِنْهَا قالتْ : يَا أَبَا طَلْحَةَ, أَرَأَيْتَ لَوْ أن قَوْمًا أَعَارُوا عار يتهم أَهْلَ بَيْتٍ فَطَلَبُوا عاريتهم, أَلَهُمْ أن يَمْنَعُوهُمْ ؟ قال :لاَ, فَقالتْ : فَاحْتَسِبِ ابْنَكَ. قال : فَغَضِبَ, ثُمَّ قال:
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: MAKALE........ MALAZGİRT SONRASI ANADOLU (2)
Evet, Türkler, Anadolu’yu yurt tutmak için geldiler ve en az on asırdan beri de bu emellerini gerçekleştirdiler. Esasen tarih; baştan aşağı kavimlerin yurt tutmak için verdiği mücadele ve göçlerden ibârettir. Bugün, mevcut bulunan her milletin, böyle bir yurt tutma mâcerası vardır. Unutmamak gerekir ki, biz Anadolu’yu vatan edindiğimiz zaman, bugün mevcut olan birçok devletin ve milletin adı ve sanı, bile yoktu. Başta A.B.D. olmak üzere, Kanada, Meksika, Arjantin. Küba, Dominik, El Salvador, Jamaika, Guetamala, Peru, Uruguay, Venezuella, Kostarika, Kolombia, Bolivya, Brezilya. Ekvador ve Şili... gibi devletler bundan 4 asır önce başlayan göçlerin neticesinde yeni yurt tutarak kurulan devletler değil midir?
Kim, bu toprakların, onların vatanları olup olmadığını münakaşa edebilir ki. Bizim on asırdan beri uğrunda büyük fedakârlıklarda bulunduğumuz, bugünkü Türk toprakları üzerinde tartışma açabilsin? Düşünün; biz Anadolu’yu fethettiğimiz zaman Rusya diye bir devlet yoktu. Henüz Avrupa’da milletler ve bugünkü devletler teşekkül etmemiş, halk toplulukları senyörlerin tahakkümü altında inliyordu.
Bırakın, 1071 Malazgirt Zaferi’ni, biz Türkler, İstanbul’u fethedip çağ kapatıp çağ açarken, henüz Amerika diye bir kıt’anın varlığı bile bilinmiyordu. Bütün bu gerçeklere rağmen şimdi birileri kalkmış, en az on asırlık Türk Yurdu üzerinde tartışma açmak istemektedir. Eğer, tartışmalar bundan bin sene önceki dünya haritası meselesi hâline getirilirse milletlerin yeniden bu haritaya göre teşkilâtlanması istenebilirse, galiba dünyanın düzeni alt-üst olur, birçok devlet haritalardan silinir ve bizzat açanlar büyük zararlara uğrarlar. Farzmuhâl, böyle bir teklif ciddiye alınsa bundan Türk milleti asla zararlı çıkmaz. Ama ham hayaller ile vakit geçirilecek zaman değildir.
Evet 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra, artık Anadolu’nun kapısı, Müslüman-Türk’ün eline geçmişti. Önce, Selçuklular, Anadolu’ya sık sık akıncılar göndermiş, zaferi takiben, kapılar büsbütün açılmış, Suriye Selçukluları ile birlikte Musul ve Halep Atabeğleri Anadolu’yu güneyden sarmış, Azerbaycan ve İran Atabeğleri Anadolu’yu Doğu’dan ve Kuzey’den kuşatmış, Artukoğulları Harput, Mardin ve Antakya’dan başlayarak Anadolu’ya yerleşmiş, Kutalmışoğlu Süleyman İstanbul kapılarına dayanmıştır. Kaldı ki daha sonraları, Harzemşahlar, zaman zaman Doğu Anadolu’ya akınlar düzenlemiş ve orada Oğuz ve Türk boylarının yerleşmelerini kolaylaştırmışladır. Seyyîd Ahmed Arvâsî
15.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) İbadet Hayatı
Hz. Peygamber, ibadet etmekten derin bir zevk alır, İslâmiyet’in temeli olan namaz, zekât, hac ve oruç gibi ibadetlere büyük önem verirdi. (Buhârî, Îmân, 2) Bazan ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı olurdu. (Buhârî, Rikāk, 20) Bazan her namaz için abdest alır, bazan da bir abdestle birkaç namaz kılardı. Farzlardan önce veya sonra sünnet namazları kılar, sabah namazının sünnetine hepsinden fazla ihtimam gösterirdi. (Buhârî, Eźân, 14, 16, Teheccüd, 27; Müslim, Müsâfirîn, 94, 96, 105, 304)
Gecenin bir kısmında uyur ve dinlenir, özellikle son üçte birinde uyanıp doğrulur ve gökyüzüne bakarak Âl-i İmrân Sûresi’nin son on bir âyetini okur, ardından sonuncusu vitir olmak üzere dokuz, on bir veya on üç rek‘at namaz kılardı. (Buhârî, Teheccüd, 10, 16, Tefsîr, 3/17-20; Müslim, Müsâfirîn, 105, 121)
Yolculuk sırasında bineğinin üzerinde de nâfile namaz kılardı. Ramazan ayının son on gününde mescidde itikâfa çekilerek bütün vaktini ibadetle geçirirdi. (Buhârî, İtikâf, 1, Taķśîr, 7-10; Müslim, Müsâfirîn, 69, 74, 78, 79, 143)
Resûl-i Ekrem, Ramazan dışındaki oruçlarında bazan bir ay boyunca hiç oruç tutmayacağını düşündürecek kadar oruca ara verir, bazan da oruca hiç ara vermeyeceği sanılacak kadar uzun süre oruç tutardı; ancak Şâban ayının tamamına yakınını oruçlu geçirirdi. Zaman zaman hiç iftar etmeden ardarda oruç tutar (savm-i visâl), bu sırada kendisini Cenâb-ı Hakk’ın yedirip içireceğini söyler, ancak açlığa dayanamayacakları gerekçesiyle başkalarının bu şekilde oruç tutmasına izin vermezdi. (Buhârî, Śavm, 20, 48-50, 52, 53; Müslim, Śıyâm, 55-61, 172-180)
Zekâta tâbi olacak kadar bir malı evinde iki üç günden fazla tutmadığı için hiçbir zaman zekât mükellefi olmadı. Hayatının son yılında Vedâ haccı diye bilinen ilk ve son haccını yaptı. Her yıl Ramazan ayında Cebrâil ile o güne kadar inen âyetleri birbirlerine okurlardı. (Buhârî, Feżâilü’l-Kurân, 7) Resûl-i Ekrem, her gün Kur’ân-ı Kerîm’in bir kısım sûrelerini, yatmadan önce Secde ve Mülk veya İsrâ ve Zümer Sûrelerini okurdu. (Tirmizî, Feżâilü’l-Kurân, 9, 21)
Kendisi veya bir başkası rahatsızlandığı zaman ise Muavvizeteyn gibi bazı sûre ve âyetleri okurdu. (Müslim, Selâm, 50, 51)
Allah’ı her durumda anıp zikreden Hz. Peygamber’in (Müslim, Hayıż, 117) günlük dua ve zikirleri vardır. Her gün yetmiş defadan fazla tövbe ve istiğfar ettiğini söyler, yerken ve içerken, evine girerken ve çıkarken, yatarken ve kalkarken, elbisesini değiştirirken çeşitli dualar okurdu. Dua etmek için belli bir zamanı seçmemekle beraber gündüz ve gecenin çeşitli saatlerinde, özellikle geceleyin ibadet etmek için kalktığında ve ‘Bakī Mezarlığı’na gittiğinde uzun uzun dua ederdi. (Buhârî, Teheccüd, 1, Daavât, 3; Müslim, Źikir, 42; Nesâî, Cenâiz, 103)
Resûl-i Ekrem’in ibadetleri ölçülüydü. Ashabına güçlerinin yettiği kadar ibadet yapmayı tavsiye eder, Allah katında en değerli ibadetin az da olsa devamlı yapılanı olduğunu söylerdi. (Buhârî, Îmân, 43, Śavm, 52; Müslim, Müsâfirîn, 215-221)
Bir gecede Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek, sabaha kadar namaz kılmak, Ramazan dışında bütün bir ay oruç tutmak gibi bir âdeti yoktu. (Müslim, Müsâfirîn, 139; Nesâî, Ķıyâmü’l-leyl, 17)
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Maun Suresi
Âhirete, ilâhî huzurdaki hesap ve cezaya iman, İslâm’ın önemle üzerinde durduğu bir esastır. Dolayısıyla burada geçen “din” kelimesinden maksat, dinin bizzat kendisi olabileceği gibi, daha ziyade “hesap ve ceza” mânası tercih edilir. Kur’an, insanın her türlü inanç, söz ve fiillerini oraya bağlar. Bir gün mutlaka bunların hesabının görüleceğini ısrarla tekrar eder.
İnsanın dünyadaki hal ve hareketleri, hesap ve cezaya inanıp inanmamasına göre şekillenir. Buna inanan kişi, hayatını Allah’ın dinine göre yaşamaya son derece dikkat gösterirken, inanmayan için bağlayıcı bir şey söz konusu değildir. O, kendisini bir kısım haramlardan kaçınmaya ve bir kısım buyrukları yapmaya mecbur tutan dini kabul etmez. Nefsinin istediği gibi yaşamayı arzu eder. Burada âhirete, hesap ve cezaya imanı olmayan kişinin, pek çok yanlışı arasından sadece örnek olması için iki mühim özelliği öne çıkarılır:
Birincisi; din, yetimlerin haklarını korumayı, onlara şefkat ve merhametle muameleyi emrederken, onun yetimlere olan muamelesi çok kötüdür. Yetimin hakkını yer. Babasından kalan mirasa el koyarak yetimi kovar. Yetim ona yardım için gelse merhamet etmez, hatta yanından defeder. Yetim çaresizlik dolayısıyla gitmeyip beklese bu kez iterek kovalar. Yetime zulmeder. Mesela bakmak üzere yetimi evine aldıysa evin bütün işlerini ona yaptırır. Yetim evde herkesin kahrını çekmek zorunda kalır. Böyle davranmak, artık o yalancının çirkin ahlâkı ve mezmûm karakteri olmuştur. Hep böyle davranır. Yaptığı işin kötü olduğunu bile düşünmez. Hiçbir şey hissetmeden bu tavrına devam eder. Yetimin yalnız olduğunu, yardım edeninin olmadığını zanneder. Onun için yetimin hakkını yemekte bir sakınca görmez.
Halbuki yetimlerin hakları konusunda Kur’an’ın beyânı çok keskin ve serttir:
“Yetimlere mallarını verin. Helâli haram olanla değiştirmeyin; onların mallarını kendi malınıza katarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız, gerçekten çok büyük bir günahtır.” (En-Nisâ 4/2)
“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, aslında karınlarına sadece ateş doldurmuş oluyorlar. Onlar pek yakında çılgın alevli bir ateşe gireceklerdir.” (En-Nisâ 4/10)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, yetimlere zulmedenleri ikaz ederken, bir taraftan da onlara şefkatle muamele edenleri en büyük mükâfatla müjdeler. Nitekim birgün:
“Yetimi koruyup kollayan kişi ile ben cennete şu ikisi gibiyiz” buyurmuş, aralarını biraz açarak işaret ve orta parmağını göstermiştir. (Buhârî, Edeb 24)
Efendimiz (s.a.s.) yine, ümmetini toplumdaki kanadı kırıklarla meşgul olmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur:
“Müslümanlara ait en hayırlı ev; içinde yetime iyi muamele edilen evdir. müslümanlara ait en kötü ev de yetime kötü muamele edilen evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6)
“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14/1917)
Hak dostlarından Dâvûd-i Tâî Hazretleri’nin şu hâli bu konuda pek güzel bir numûnedir:
Hizmetine bakan mürîdi birgün ona:
“– Biraz et pişirdim; buyurmaz mısınız?” dedi ve üstâdının sükût etmesi üzerine eti getirdi. Ancak Dâvûd-i Tâî (k.s.), önüne konan ete bakarak:
“– Falanca yetimlerden ne haber var evlâdım?” diye sordu. Mürîd, durumlarının yerinde olmadığını izhâr sadedinde içini çekip:
“– Bildiğiniz gibi efendim!” dedi. O büyük Hak dostu:
“– O hâlde bu eti onlara götürüver!” dedi. Hazırladığı ikrâmı üstâdının yemesini arzu eden samîmî mürîd:
“– Efendim
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Dostsuz hayat, desteksiz, dayanaksız ve sırdaşsız hayattır. Ev almadan önce komşu, yola çıkmadan önce de arkadaş edinilmesi tavsiyesine uyan kişi, hayatta karşılaşacağı olumsuzlukları yapayalnız üstlenmekten kurtulacaktır. Bununla birlikte Hz. Ali, “Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olur. Nefret ettiğinden de ölçülü nefret et, belki bir gün dostun olur.” (İbn Ebû Şeybe, Musannnef, Evâil, 1) uyarısında bulunmuştur. Zira sabrı, fedakârlığı ve kardeşliği öne çıkaran mü’minin, sahtekâr ve ikiyüzlü insanlara kapılması, dolayısıyla maddî veya manevi açıdan zarara uğratılması mümkündür. Sevgili Peygamberimiz, “Mü’min bir delikten iki kere sokulmaz!” (Müslim, Zühd, 63) buyurarak dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde uyanık olunmasını istemektedir. Dostluk, karşılıklı saygı ve değer vermeyle gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla, kadim zamanlardan beri söylenen “Senin kendisine verdiğin değeri sana vermeyen insanların sohbetinde hayır yoktur.” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, 19/491) vecizesi unutulmamalı, dost edinirken dikkatli ve seçici davranılmalıdır. - DOST SEÇİMİNDE TAVSİYELER
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz bunlar, Allah'a huşû ile boyun eğenlerden başkasına ağır gelir.
(Bakara, 2/45)
Bir Hadis:
Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize kin tutmayın, başkalarının ayıplarını araştırmayın ve başkalarının konuştuklarına kulak kabartmayın.
(Müslim, 'Birr', 30)
Bir Dua:
Allah'ım! Lütfedip beni bağışla. Bana merhamet eyle. Şüphesiz Sen; çokça bağışlayan ve çokça merhamet edensin.
(Müslim, 'Zikir', 48)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[15.12.2022 21:59] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Astronom ve Matematikçi Ali Kuşçu’nun Vefatı. (1474)
Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu fazlasıyla öder. Ayrıca ona pek değerli bir ödül de vardır. (Hadîd, 57/11)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
SORU-CEVAP
Buluntu eşya (lukata) ile ilgili hükümler nelerdir?
Rızası olmadan başkasının malını almak caiz olmadığı gibi, kaybettiği malı alıp sahiplenmek de caiz değildir. Bir kimse bir miktar para veya eşya bulsa onu sahibine vermek üzere alabilir.
Bulunduğu yerde bırakılırsa telef olmasından korkulan bir şeyi sahibine vermek üzere almak vacip, telef olmayacak şeyi almak ise mübahtır. Kişi bulduğu bir şeyi alırken, onu sahibine teslim etmek üzere aldığına çevresindekileri şahit tutar. Eşyanın sahibi çıkar ve onun kendisine ait olduğunu ispatlarsa eşyayı ona teslim eder.
Buluntu eşya, onu sahibine vermek üzere alanın yanında emanettir. Buluntu eşyayı elinde bulunduran kimse bunu malın değerine göre uygun görülen bir süre ilan eder ve bekler. Sahibi çıkmazsa onu yoksul kimselere sahibi adına tasadduk eder; kendisi muhtaçsa ondan istifade edebilir. Ancak daha sonra sahibinin çıkması hâlinde bedelini öder. Sahibinin aramayacağı düşük değerli şeyler ise beklemeye gerek kalmaksızın ihtiyaç sahiplerine verilebilir; ihtiyacı varsa bulan da kullanabilir.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —