SEMA ÖNER
Tarih: 31.05.2023 11:28
Günün yazısı
[18.12.2022 14:50] Annem: Kendini beğenmiş bir dil (nahiv) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı, kibirle yerine oturdu. Olgun ve alçak gönüllü bir kişi olan kayıkçı, hem nafakasını kazanmak hem de yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek için küreklere asılıyordu. Denizin orta yerine geldikleri sırada bilgin, kibirli bir edayla kayıkçıya sordu: Sen hiç gramer (dil bilgisi) okudun mu? Kayıkçı cevap verdi: Hayır efendim, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam. -Vah vah dedi bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş! Bir süre ilerledikten sonra denizde fırtına çıktı, dalgalar korkutucu bir hâl aldı, bilgin korkmaya başladı. Kayıkçı ne kadar uğraştıysa da fırtınada daha fazla ilerlemeyi başaramadı. Karşıya geçemeyeceklerini anlayınca bilgine sordu: Yüzme bilir misiniz efendim? Bilgin: Maalesef bilmiyorum, o işlerden anlamam, diye cevap verdi endişe dolu bir sesle. O zaman kayıkçı: Vah vah dedi, şimdi ömrünüzün tamamı boşa gidecek! - BİLGİN VE KAYIKÇI
[18.12.2022 14:51] Annem: Bir Ayet:
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
(Tevbe, 9/119)
Bir Hadis:
Ameller niyetlere göre değer kazanır ve herkes, yalnızca niyet ettiği şeyin karşılığını alır.
(Buhârî, 'Bed'ül-vahy', 1)
Bir Dua:
Allah'ım! Zelil ve rezil olmaktan Sana sığınırım.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 6, 89)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[18.12.2022 14:51] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
İmam Gazzâlî’nin (r.a.) Vefatı (1058-1111)
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. (Tevbe, 9/119)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Gazzâlî
İhyâü Ulûmi’d-Dîn kitabıyla tanınan Gazzâlî, Horasan’ın Tus şehrinde 1058 yılında doğmuştur. İlk eğitimini burada aldıktan sonra tahsiline Cürcan’da devam etmiştir. Kaynakların ittifakla belirttiği gibi Gazzâlî olağanüstü bir zeka ve hafızaya sahipti. 12 yıllık öğrenimi süresince fıkıh, hadis, akaid, gramer gibi geleneksel ilim dallarında iyi bir eğitim almış, Nişabur’da tahsil gördüğü sırada hocası Cüveynî’nin etkisiyle felsefeyle de ilgilenmiştir.
Abdülgafir el-Farisi’nin, “İslam’ın ve Müslümanların hücceti, din önderlerinin imamı, konuşma ve ifade kabiliyeti, mantık ve zeka itibariyle benzeri görülmemiş bir kişi” diye nitelediği Gazzâlî’nin bu dönemde öğretim faaliyetlerinde hocasına yardım ettiği ve sonuçta eser telif edecek düzeye ulaştığı belirtilir.
1091’de Bağdat Nizamiye Medresesi müderrisliğine getirilen Gazzâlî, burada tedrisatın yanı sıra kitap telifiyle meşgul olmuştur. Daha sonra büyük bir fikri değişim geçirerek iç alemine dönmüş, on bir senelik inziva hayatından sonra 1111 yılında Tus’ta vefat etmiştir.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[18.12.2022 14:51] Annem: İYİ BİR KUL OLMAK ÜZERİNE
İMÂM GAZÂLÎ HAZRETLERİNİN ÖĞÜTLERİ
Bir zaman sonra, onun verdiği haberin doğruluğunu mutlaka öğrenip bileceksiniz. (Sâd s. 88)
Zengin olup dünyada 20 sene kadar rahat bir hayat sürmek için, bir ay veya bir sene boyunca ne zilletlere ne zorluklara katlandığını düşün. Ebedî ve sonsuz hayatında rahat etmek için, bu kısa ömürde ve sayılı günlerde ibâdet etmeye niçin tahammül etmeyesin! Uzun ve sonu gelmez emeller peşinde koşma! Öyle yaparsan ibâdetler sana ağır gelmeye başlar. Ölüm çok yakın!
Onun için kendi kendine, nefsine şöyle söyle: “Bugün kendimi zorlayıp ibâdet etmeliyim. Olur ki bu gece ölebilirim. Bu gece uykusuzluğa katlanıp ibâdet etmeliyim. Olur ki yarın ölebilirim.” Ölümün ne zaman, ne haldeyken ve hangi yaşta geleceği belli değil. Ama muhakkak gelecek. Öyleyse, dünya için hazırlandığımızdan daha fazla ölüm için hazırlanmamız lâzım. Bu dünyada az bir zaman kaldıktan sonra öleceğini sen de biliyorsun. Eceline belki bir gün belki de bir nefeslik vakit kaldı. Her gün bunu düşün. Düşün ve gün be gün kendini Allâh (c.c.)’a ibâdet etmek için zorla.
Eğer elli senelik ömrün olupta bu elli sene boyunca nefsin istemediği halde ona karşı gelerek ibâdet ve tâate devam edersen, ölürken tarifi mümkün olmayan bir rahatlıkla ruhunu teslim edersin. Ama, ha şimdi yaparım ha sonra yaparım diye tembellik yapar da ibâdeti ömrünün sonuna bırakırsan, ölüm hiç beklemediğin bir zamanda geliverir de sen sonu gelmeyen bir pişmanlığa düşersin.
Geceleyin uykusuzluğa katlanarak yollarına devam eden yolcular, sabahleyin varacaklara yere ulaşıp rahata kavuşurlar. Dikkat! Âhiret hâllerini en iyi şekilde sana ölürken anlatırlar.
(İmâm Gazâlî (r.âleyh), Nasıl İyi Bir Kul Olunur?, s.207-209)
[18.12.2022 14:52] Annem: ŞİİR......Ahmet Gülmen......... MANZUM ATA SÖZLERİ
Tomurcuklar büyür gül olur bir gün,
Saniyeler geçer, yıl olur bir gün,
Damlaya damlaya göl olur bir gün.
Altın bakırdan çok üstün demişler.
Sopa yiyen eşek, atı geçermiş.
Binde bir gelene gül döşerlermiş,
Her gün gelene de kül döşerlermiş,
Varsa pulun, herkes kulun demişler.
Akıl olmayınca, sakal ne yapsın,
Gençlik bir kuştur ki; uçurma sakın,
İhtiyarlık yüktür mezara yakın,
Ömrün sonu kara toprak demişler.
Meyve, ağacından uzak düşmez,
Bil, yaydan atılan ok geri dönmez,
Gittiği yer Antep, yediği pekmez,
Ne şiş yansın ne kebap demişler.
Yolda deve ölse ata yük olur,
Sora sora Bağdat bile bulunur,
Hızlı giden kimse çabuk yorulur,
Eğri otur doğru konuş demişler.
Ben yarın yaparım diyen aldandı,
Acı acıyı bastırır, su da sancıyı,
Bil yiğitin yiğit olur arkadaşı,
Yiğit nârasından belli demişler,
Hak doğruların yardımcısıdır,
Bedâvâ sirke baldan tatlıdır,
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır,
Yoksa pulun dardır yolun demişler.
Baş nereye giderse, ayak ordadır,
Bugün bana ise yarın sanadır,
Güvenme dünyaya sonu virandır,
Sen Allaha şükret daim demişler.
Alim unutur da, kalem unutmaz,
Suç gelin olsa da damat bulunmaz,
Vücut kocar ama, gönül kocamaz,
Sakınan göze çöp batar demişler,
Bir nasihatım var sana tutarsan,
Helâl olan mala haram katarsan,
Malını on paraya ele verirsen,
Döner sana, yüze satar demişler.
Dost başa, düşmanlar ayağa bakar,
Vakitsiz açılan gül çabuk solar,
El ağzına bakan, karısını boşar,
Ummadığın taş baş yarar demişler,
Akıllı olanlar katar katar yer,
Akılsız olanlar satar satar yer,
Yol yürümekle, borç ödemekle biter,
İp, gerilen yerden kopar demişler.
Aba da bir, diba da bir giyene,
Güzel de bir çirkin de bir sevene,
Gelin ata binmiş kısmet nereye,
Nikâhta kerâmet vardır, demişler.
Beş kuruşluk fener o kadar yanar,
Fakirin tavuğu tek tek yumurtlar,
Kavakta nar olmaz, kötülerde ar,
Her ağaç kökünden kurur demişler.
Söyleyene değil, söyletene bak,
Güzelin kadrini ne bilir ahmak,
Acıyan çok, ama ekmek veren yok,
Sinek pekmezciyi tanır demişler.
Al malın iyisini çekme kaygısını,
Üzümün çöpü var, armudun sapı,
Sabır acı fakat, meyvesi tatlı,
Çocuk düşe kalka büyür demişler.
18.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[18.12.2022 14:52] Annem: Günün Hikayesi
Kadına Yanlış Fikir Veren Komşu
Ebû Müslim Havlânî, mâneviyat büyüklerinin hem de ileri gelenlerindendir. Kendisi ibadette, ahlâkta, zühd ve takvâda örnek bir tasavvuf büyüğüdür. Tâbiîn zamanında İslâm’a girmiş, ciddî bir araştırma tahkikten sonra girdiği İslâm’da öylesine ilerlemiş ki, kendinden önce girenler ondan sonraya kalmış, ondan feyiz alıp nasihat dinler olmuşlardır.
Ebû Müslim’in kendisi ilerleyip de hanımı geride kalmış değildi. Hanımı da hemen kendisine yakın şekilde mânen ilerlemiş, beyinin takvâsına yaklaşan bir iktisad ve kanâat ehli hâline gelmişti.
Bu yüzden birlikte oruç tutarlar, birlikte gece namazı kılarlar, yine birlikte vakit namazlarına hazırlanırlardı.
Hattâ “Hılletü’l-Evliyâ”da anlatıldığına göre, Ebû Müslim camiye giderken tekbir alarak evinden çıkar, namaza yönelirdi. Hanımı da onu tekbirle uğurlar, yine tekbirle karşılardı.
Ancak, bir gün durum değişti. Ebû Müslim, cami dönüşü evinin avlusuna girdiği halde tekbir sesi işitmemiş, bunun bir sebebi olacağını düşünmeye başlamıştı. Halbuki hanım evden dışarıya da pek çıkmaz, habersiz bir yere gitmezdi.
– Hayırdır inşâallah, diyerek kapıdan giren Ebû Müslim, az sonra elinde yemeklerle hanımının geldiğini gördü. Sofrayı hazırlayan hanım şöyle bir köşeye “Offf!” diyerek yığılıverdi.
Ebû Müslim şüphelenmeye başladı:
– Hanım, sende bir değişiklik var, nedir bu oflamalar?
Cevap verdi:
– Ne olacak, yorgunluk, bitkinlik! Bütün gün ev işleriyle meşgul oluyor, yorulup bitkin düşüyorum. Halbuki sen halifenin huzuruna girince bir hizmetçi istesen, seni kırmaz hemen verirmiş.
– Hanım, halifenin bana hemen bir hizmetçi vereceğini nereden biliyorsun? Benim böyle itibarım var mı ki?
– Varmış!
– Nereden biliyorsun?
– Nereden olacak, işte komşu kadını! O, senin böyle yüce bir itibara sahip olduğunu söyledi. Hem halifeden sadece hizmetçi değil, başka daha neler istesen alırmışsın. Onun için nüfuzunu kullanmanı, hizmetçi ile kalmayıp biraz da maddî yardım talebinde bulunmanı istiyorum.
Kendisini tekbirlerle namaza uğurlayıp, yine tekbirlerle karşılayan hanımının birden fikrinin bozulup dikkatinin dağıtıldığını gören Ebû Müslim, buna çok üzülür, ne yapacağını şaşırır.
Halife Hz. Muâviye’den böyle bir talepte bulunmayı asla istemez ama, kadın da bunda ısrar eder:
Bu defa gazaba gelen büyük velî, elini açar ve bedduasını yapar:
– Allah’ım, beni tekbirle namaza gönderip yine tekbirle karşılayan bu sâliha kadının kim fikrini çeldi, aklını bozdu ise, onun gözünü kör eyle!.
O anda evin öteki köşesinde bir feryat kopar!
– Ortalığı aydınlatın, gözlerim görmüyor!
Meğer geçim bozup, yuva yıkmakla meşhur olan komşu kadını henüz evdeymiş, birdenbire dünyasının karanlığa gömülmesini ışığın sönmesine hükmetmiş.
Ancak, bunun ansızın gelen körlükten başka bir şey olmadığını anlayınca başlamış büyük velîye yalvarmaya: – Ben ettim, sen etme!...
Bundan dolayı derler ki:
– Dindar hanımlar, dindar olmayan kadınların verdikleri yanlış fikirleri dinlememeli, yanlış fikir verenler de günün birinde mutlaka bir belâya uğrayacaklarını hatırdan çıkarmamalıdır!..
Nitekim komşu kadını yanlış fikir verdi, körlük cezasına müstahak oldu.
[18.12.2022 14:53] Annem: Muavvizeteyn
Peygamberimiz (s.a.s), ashabına, “Sizden biriniz her gece Kur’ân’ın üçte birini okumaktan aciz olur mu? Buyurmuş, bu, onlara zor gelmiş ve ey Allah’ın Resûlü! Hangimizin buna gücü yeter? Demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), İhlas suresi, Kur’ân’ın üçte biridir” buyurmuştur.” (Buharî, Fedâilü’l-Kur’ân, 13)
Yine Peygamberimiz kendisi veya ailesinden biri hastalandığı zaman ve göz değmesine karşı muavvizeteyn’i okumuştur. Yatmadan önce üç kere muavvizâtı (İhlas, Felak ve Nas) okumuş, eline üflemiş ve elleriyle bütün vücudunu meshetmiştir (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14).
Yukarıdaki hadislerden anlaşılan o ki; Peygamberimiz sözleri ve uygulaması ile üç surenin, üç vakitte akşam, sabah, yatmadan önce üçer defa, her namazdan sonra ve geceleyin okunmasını tavsiye etmektedir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[18.12.2022 14:53] Annem: Günün Ayeti
İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «İman ettik» demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
(Ankebut 2)
[18.12.2022 14:53] Annem: null
Bir topluluğa Allah’ın Kitabı’nı en iyi okuyup bileni imam olsun...
Müslim, Mesâcid, 290
[18.12.2022 14:54] Annem: SEFERÎLİK
Sefer, yolculuk, belirli bir mesafeye gitmek demektir. Bu me- safe orta yürüyüşle üç günlük, yani on sekiz saatlik bir uzak- lıktan ibarettir. Günümüzde bu mesafe 90 km. olarak belirlen- miştir. Bulunduğu yerden ayrılıp 90 km. veya daha uzak bir mesafeye yolculuk yapan kişi yol boyunca seferî hükmündedir. Gittiği yerde 15 gün veya daha fazla kalmaya niyet eden kişi seferî olmaz, mukîm olur ve seferîye tanınan ruhsatları kul- lanamaz. Ancak 15 günden az kalmaya niyet ederse seferîliği devam eder.
Yolculuk genel olarak sıkıntı ve meşakkat içerdiğinden, yolcu- lar için ibadetlerle ilgili birtakım ruhsatlar tanınmıştır. Rama- zan ayında yolculuk halinde bulunan kimsenin orucu sonraya bırakması, misafirin dört rekatlık farz namazları iki rekat ola- rak kılması gibi.
DİNÎ KAVRAMLAR
HADES
Bazı ibadet ve fiillerin yapıl- masına engel olan hükmî kir- liliğe hades denir. Abdestsizlik ve cünüplük hali hades olarak nitelendirilir.
Namazın altı şartından (dışında- ki farzları) birisi olan hadesten taharet tabiriyle, bu hükmî kir- lilikten temizlenmek kastedilir. Hades biri küçük ve diğeri büyük olmak üzere ikiye ayrılır; namaz abdestinin olmaması küçük ha- des; cünüplük, ay halî (hayız) ve loğusalık (nifas) ise büyük hades olarak adlandırılır.
ÖZLÜ SÖZ
Toplum sevgi ile kaynaşır, adaletle yaşar, dürüst çalışmakla ayakta kalır. (Farabi)
[19.12.2022 18:01] Annem: Bir Ayet:
Şüphesiz Allah sözün açıkça söylenenini de bilir, gizli tuttuklarınızı da bilir.
(Enbiyâ, 21/110)
Bir Hadis:
Kim bir iyilik yapmak isteyip onu yapamazsa Allah, bunu tamamlanmış bir iyilik olarak kaydeder. Eğer o işi yapmaya niyetlenip sonra da yaparsa Allah, o amelin karşılığını on mislinden yedi yüz misline kadar kat kat fazlasıyla kaydeder.
(Buhârî, 'Rikâk', 31; Müslim, 'Îmân', 207)
Bir Dua:
Allah'ım! Senden yardım dileriz Senden bağışlanma dileriz.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2, 95)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[19.12.2022 18:01] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Allah’ım! Senden yardım dileriz Senden bağışlanma dileriz. (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2, 95)
Kim bir iyilik yapmak isteyip onu yapamazsa Allah, bunu tamamlanmış bir iyilik olarak kaydeder. Eğer o işi yapmaya niyetlenip sonra da yaparsa Allah, o amelin karşılığını on mislinden yedi yüz misline kadar kat kat fazlasıyla kaydeder. (Buhârî, Rikâk, 31)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Konuşma Adabı
Allah Resûlü, “Sözün en güzeli Allah’ın kelamı, en güzel yol da Muhammed’in yoludur.” (Nesâî, Sehv, 65) buyurmuştur. Dolayısıyla konuşmalar Kur’an ve Sünnet’in ilkelerine uyum gösterdiği nispette değer ve güzellik kazanacaktır. Çünkü Müslümanın Allah katında değerini artıran özelliklerden biri de güzel sözlü olmasıdır. (İbn Hanbel, V, 378)
Kur’an’da başta kelime-i tevhid olmak üzere her türlü hayırlı ve güzel söz, kökü sağlam, dalları semaya uzanan ve her zaman meyve veren bir ağaca (İbrâhîm, 14/24-25); başta şirk olmak üzere her türlü kötü söz ise yerden koparılmış ayakta durma imkanı olmayan köksüz bir ağaca benzetilir. (İbrâhîm, 14/24-26) O halde bir konuşmadan faydalı neticeler alabilmek için güzel ve faydalı sözler seçilmeli, doğru ve etkili bir üslup kullanılmalıdır. Çünkü, “Allah, zulme uğrama hali hariç çirkin sözün açıkça söylenmesini sevmez.” (Nisâ, 4/148)
Hz. Peygamber de asla çirkin söz söylemez.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[19.12.2022 18:02] Annem: Hz. İsmail, Hz. İbrahim’e yıllarca süren tevhid mücadelesinin ardından yaşlılık döneminde ettiği dua üzerine bahşedilen salih ve iyi huylu bir evlattı. Büyüyünce babası Hz. İbrahim ona “Yavrum, ben rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm. Bir düşün, ne dersin?” dedi. Hz. İsmail, büyük bir teslimiyet göstererek “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. (Sâffât, 37/102) Bu zor imtihan karşısında ikisi de Allah’ın emrine teslim olmuşlardı. Hz. İbrahim oğlunu kurban etmek üzere yüz üstü yere yatırdı. Çok geçmeden Allah katından “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” (Sâffât, 37/105) müjdesi geldi ve Hz. İsmail’e karşılık semadan kurbanlık bir koç gönderildi. Teslimiyetiyle örnek peygamber Hz. İbrahim’in imtihanı olan Hz. İsmail de daha sonra Rabbinin hoşnutluğunu kazanan elçilerden biri oldu. - HZ. İBRAHİM’İN İMTİHANI HZ. İSMAİL
[19.12.2022 18:02] Annem: GIYBET GÜZEL AMELLERİ SİLER
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden biri de, kimsenin gıybetini yapmamamız hakkındadır. Bazı gafil kişilerin söyledikleri gibi, yaptığımız âmellerin, gıybet günâhlarını telâfi edeceği düşüncesini benimsememeliyiz. Her halükârda insanların ırz ve namusları ile uğraşmaktan uzak durmalıyız. Allâh (c.c.)’a kavuşuncaya ve ona hesap verinceye kadar gayemiz, böyle bir fiile bulaşmamak olmalıdır. Âmellerimizin gıybet günâhlarımıza kefaret olup olmamaları, işte o gün belli olacaktır. Bir hadiste de Efendimiz (s.a.v.): “Bir Müslümanın kanı, ırzı ve malı diğer Müslümana haramdır” buyurmuşlardır. (Tirmizî)
Aliyyü’l Havvâs (r.âleyh) bu konu üzerinde şöyle konuşurdu: “Herhangi biriniz bir Müslümanın gıybetini yapıp da sonra kendi kendine, “Benim öyle güzel âmellerim var ki, yaptığım gıybetin günâhlarını bağışlatır” demesin. Çünkü olabilir ki hakkında konuştuğu kimseye bütün âmellerini kefâret olarak verir de yine onu ikna ve razı edemez.”
Gıybet hastalığı pek çok insana sirâyet etmiştir. Bundan kendisini kurtaran pek az kimse vardır. İnsanlar çoğunlukla arkadan bir yüzle, yüzyüze geldikleri vakit ise, diğer bir yüzle kendilerini gösterirler. Akıllı kimse kendi hakkındaki gıybetlere üzülmeyen kimsedir. Üzüleceğine sevinmelidir. Çünkü o kimsenin öcünü Hâkk Teâlâ, Kıyâmet gününde kesinlikle alacaktır. Hakkında gıybet yapılan kimse, ne dilerse, dilediğini yapandan almış olur.
Bu ahidle amel etmek isteyenler, doğru bir şeyhin yardımına muhtaçtırlar. Şeyhi o kimsenin elinden tutarak, Kıyâmet gününün korkunç taraflarını gösterir. O kimse de kalbiyle bu dehşet gününün durumunu duymaya ve görmeye başlar. Orada hangi âmellerin geçerli veya geçersiz olduğunu görmüş ve anlamış olur. Hâkk Teâlâ’nın neyi buyuracağını ve neyi kınayacağını anlayarak uyanık bir duruma gelerek böyle bir suçun içine düşmemeye dikkat etmiş olur.
(İmâm Şaranî, Büyük Ahidler, s.974-975)
[19.12.2022 18:02] Annem: MAKALE............ EZAN VE MİNÂRE
Minâre, Türkiye’deki şekliyle bir Türk eseri; Türk zevkinin inceltip yükselttiği, millî bir mâneviyât âbidesidir. Câmi kubbelerinin, bir, bâzan iki tarafında Allah yazılarındaki Elif’ler gibi yükselerek semâ boşluğunda bir güzellik çizgisi hâlinde uzanan bu nârin yapılar, dileyelim ki semâlarımızdan eksilmesinler. Hind, Irak, İran, Hicaz, Mağrip ve Endülüs minareleri umumiyetle 4 yahud 8 köşeli ve çok kalın gövdeli yapılardı. Bunlar (Bazan çok süslü olmakla beraber), bizim, Türk semâlarımıza yükselttiğimiz ve çizgilerini Asya’daki medeniyetimizden getirdiğimiz; gittikçe güzelleştirdiğimiz minâreler gibi sonsuz derecede güzel değildi.
Edirne’de Üç Şerefeli ve Selimiye minarelerine 3 ayrı merdivenden çıkarak aynı şerefelerde buluşan insanlar, asırlarca bu nârin yapılara bu 3 yolun işlenişindeki inceliğe hayran kalmışlardır. Türk minâresi, Mimar Sinan’la kemâlini bulmuş, daha sonraki asırlarda ise Dolmabahçe minârelerinde olduğu gibi, inceliğin ve zarifliğin son haddine ulaşmıştır...
Ezanları, o cırtlak, o parazit dolu hoparlörleri bağırta bağırta okutmaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü ezan, o güzel insan sesleriyle, tarih kurulalı beri, yeryüzünde ibâdete çağrılışın, insanda, huşû uyandıran en semâvî olanıdır. Bu hoparlörlü, bu makineli, bu maden sesli ezanlar ise artık bir hâtif çağrışı ve bir mânevî dâvet olmaktan çıkmıştır. Yeni ezanlar, en olmayacak şekilde kulağımıza çarpan; Müslümanlığa yeni girecek çocukları ise, korkuta, korkuta, hem ezandan hem de Müslümanlıktan soğutan şeytanca buluştur. Aslında büyük ve mukaddes bir ses olan ezan, ancak en güzel insan sesleriyle ve beş vakit için, bu vakitlerin mânâları ve bu vakitlerdeki insan hayatiyle denk okunduğu zaman ezan’dır. Bunun zıddını yapmak, İslâmlığı, Diyânet İşleri ve müftülükler vasıtasıyla yıkmaktır. Din işlerinde Cumhûriyet’ten beri o kadar câhil bırakıldık ki dindarlarımız, bu hâdisedeki derin mânâyı ve korkunç neticeyi anlayamayacak derecelere düştüler. Yarım asırdan beri, halk rûhuna aykırı iktidarların ve komünizmin yıkamadığı Müslümanlığı, korkarız ki , bu zevk eksikliği ve taassup yıkmasın!..’’
Nihad Sâmi Banarlı Meydan Mecmûası 30.09.1969
Rahim Er TÜRKİYE GAZETESİ 04.11.2019
19.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[19.12.2022 18:02] Annem: Günün Hikayesi
Suçlunun Savunması
Hz.Ömer (r.a.) tayin ettiği valilerden biri, Cuma hutbesi esnasında Hz.Ömer'i öyle överki, bir Sahabi dayanamaz, kalkar, valiye müdahale edip, onu susturmaya çalışır.
Namazdan sonra durum Hz.Ömer'e iletilir. Halifenin emriyle valiye karşı gelen adam yakalanıp bir suçlu gibi götürülür.
Suçlu kabul edilen Sahabi, Hz.Ömer'in huzuruna girince selam verir. Hz.Ömer (r.a.), hiddetinden selama mukabelede bulunmaz. Onu azarlar.
Bunun üzerine sahabi:
- Ya Ömer! Ben bir suç işlediysem, sen iki suç işledin, diyince
Hiddeti birden kaybolan Hz.Ömer (r.a.):
- Nedir benim o iki suçum?
- Allah'ın selamını verdim de çok hiddetlendiğin için mukabelede bulunmadın. Vacibi terkettin. Bu bir. Suçluyu dinlemeden tek taraflı hüküm verdin. Bu da iki.
Hatasını anlayan Hz.Ömer (r.a.) olayı anlatmasını isteyince,
Sahabi:
- Tayin ettiğin vali, hutbede seni öyle övdü, öyle övdü ki bu söz, cemaatin üzerinde sanki fazilet yönünden senin Hz. Ebubekir'den daha üstün olduğun izlenimini bıraktı. İşte bu yanlış düşünceyi zihinlerden silmek için müdahale ettim. Halbuki sen fazilet yönünden Hz.Ebubekir'in yarısı kadarsın.
Hz.Ömer (r.a.)
- Neden?
Sahabi:
- Orduya yardım ediniz ! emri-i peygamberi karşısında sen servetinin yarısını getirmiştin. Hz.Ebubekir ise servetinin tamamını getirmiş ve Ashabın gözlerini yaşartmıştı. Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a.), o zattan özür dileyip dua istedi ve onu serbest bıraktı. Böyle konuşan valiyi ise hemen görevden azletti.
[19.12.2022 18:03] Annem: DÜNYA NÖBETİ
Dünya bir imtihan yeridir. Buranın ebedî bir yurt olmadığı her aklı başında insanın malumu. Kaldı ki insan, bu durumu neredeyse her gün çeşitli vesilelerle görür. Her ölüm, her gidiş insana, burada kalıcı olmadığını söyler hakikatte.
Ama vakıa şudur ki; insan dünyayı gereğinden fazla ciddiye aldı, ona fazla bel bağladı. Misafir olarak kısa süreliğine konakladığı/konaklayacağı hanı sahiplenmeye kalkıştı. Emanet olarak aldığı her şeyi mülkiyetine geçirmeye çalıştı. Uzun planlar, büyük hayaller kurdu dünya hakkında ve onlara ulaşmak için de her yola tevessül etti: Yalan söyledi, zulmetti, kalp kırdı, hak gasp etti. İmar ve inşa etmesi gerekirken, onu, tahakküm ve zulümle doldurdu. Bir müddet soluklanıp yoluna devam edeceği bir gölgelik gibi görmesi gerekirken, ebediyen yaşayacakmış gibi ona dört elle sarıldı. Bu hedefine ulaşmak için de her yolu denedi. Üzdü, öldürdü, harcadı. Emin olmanın gereği olarak etrafına emniyet telkin etmesi gerekirken, dehşet saçtı. Kırdı, döktü, bozdu. Ve kan döktü. Korumakla mükellef olduğu emanete hakkıyla sahip çıkmadı; onu zayi etti. Giderek haddini aştı, emanetin gerçek sahibine meydan okumaya başladı. O’nu yok saydı. Netice olarak da insan nankör ve hain oldu.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[19.12.2022 18:03] Annem: Günün Ayeti
İman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.
(Ankebut 7)
[19.12.2022 18:03] Annem: null
Kişi sevdiğiyle beraberdir.
Buhârî, Edeb, 96
[19.12.2022 18:03] Annem: Müslümanız Kardeşiz
Bütün müminleri kardeş ilan etmiş bir dinin mensuplarıyız. Mücella dinimiz İslâm renklere ve ırklara göre davranmayı, buna göre tavır almayı reddeder. İman etmiş herkes hak ve vazifeler bakımından eşittir. Bizi müslüman kılan imanın ve İslâm’ın şartları hepimiz için aynıdır.
Müslümanlar olarak biz bir beden gibiyiz. İman bizi birleştiren en esaslı unsurumuz. Asr-ı Saadet’te de öyle olmamış mıydı? Müslümanlara eziyet edenler, onlara karşı savaşanlar bir gün iman ettiklerinde müminlerle kardeş oluverdiler. Müminler onlara 'Sen geçmişte bizim düşmanızdın!' demediler, gönül kapılarını ardına kadar açtılar. İslâm’a birlikte hizmet ettiler, düşmana karşı birlikte savaştılar. Bir zamanlar müslümanlara karşı savaşanlar, artık müslümanlarla aynı safta savaşırken şehit oldular. Allah hepsinden razı olsun!
Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur: 'Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.' (Hucurat, 10)
Semerkand Takvimi
[19.12.2022 18:04] Annem: İslâm Dini
I. İSLÂM DİNİNİN MAHİYETİ
Din, ister hakikatin doğrudan yansıması veya açılımı olarak kabul edilsin
ister insan yaratılışının bir gereği olarak değerlendirilsin, sonuçta insanın
özünde, fıtratında yerleşik bulunan ve oradan kaynaklanan 'kutsala saygı,
ona bağlanma ve onunla bütünleşme' ihtiyacını karşılar ve onu kâinat içindeki
yalnızlığından kurtaran bir can simidi görevini yerine getirir.
Din kelimesi yer yer bir ferdin veya grubun doğru kabul ettiği ve davranışlarını
direktifleri doğrultusunda düzenlediği şey anlamında kullanılsa da,
öz ve gerçek kullanımında din, beşer kurgusu olmayan, tam tersine Tanrı
kaynaklı olan şey anlamındadır. Vahyedilmiş olarak nitelenen ve bir bakıma
Tanrı'nın gökten yeryüzüne ve insanoğluna uzatılmış kurtuluş ipi olan dinin
temel amacı, insan ile Tanrı arasında etkili, güçlü ve sağlıklı bir bağ kurmaktır.
Bu anlamda vahiy kaynaklı bütün dinlerin bir, tek ve aynı olduğunu
söylemek doğru olur. Nitekim Kur'an'daki 'Allah katındaki din İslâm'dır'
(Âl-i İmrân 3/19) ifadesi, Allah'ın itibar ettiği, geçerli saydığı ve dikkate aldığı
tek dinin, özel anlamıyla son ilâhî din sayılan İslâm dini anlamını ifade
etmesinin yanı sıra, Tanrı kaynaklı olan vahyedilmiş dinlerin özde birliğini
ve bu dinlerin temel özelliğinin -seçilen kelimenin sözlük anlamına da uygun şekilde- Tanrı'ya boyun eğiş, O'na bağlanış ve teslim oluş olduğunu da
ayrıca vurgulamaktadır.
Bir dinin mükemmel olduğu iddiası, sadece mensupları açısından o dinin
bütün öteki dinlere tercih edilebilir olduğunu ima eder. Bir dinin bu amaç
doğrultusunda bütün öteki dinler karşısında inanç ve ibadete ilişkin sembolik
tutarlılığını, safiyet ve orijinalitesini korumak maksadıyla kendisi için bir
söylem oluşturması ve itham, isnat ve itirazlara karşı bir savunma mekanizması
geliştirmesi haklı ve anlamlı görülebilir. Fakat vahiy kaynaklı olan
ve kopuksuz bir gelenek zinciriyle gelen bütün dinler, öz ve orijinalite itibariyle
aynı zirveye götüren yollar olarak tanımlanır ve İslâm dini bu halkanın
son ve bozulmaktan korunmuş şeklini temsil eder.
...Daha az
[19.12.2022 18:04] Annem: ALLAH RIZASI
Allah rızası; Allah’ın hoşnutluğu ve memnuniyetidir. Bunun zıddı; Allah’ın gazabı ve lanetidir. İnsan yaptığını Allah için yapmalı, terk edip yapmadığını da yine Allah için terk etmeli- dir. İbadetlerini Allah rızası için yerine getirdiği gibi, insanlara hatta tüm canlılara ve çevresine karşı yaptığı iyilik ve ihsanı da Allah rızası için yapmalıdır. İnsanın hayatı ve hayat boyu tüm davranışları hatta ölümü dahi Allah için, yani Allah rızası doğ- rultusunda olmalıdır. Zira Yüce Allah, Kur’an’da; “Ey Muham- med! De ki: 'Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 6/162) buyurmaktadır. Zaten Allah rızası için olmayan, gösteriş ve riya için veya herhangi bir dünyevi menfaat temini için yapılan amellerin makbul olmadığı herkesçe bilinen bir gerçektir.
DİNÎ KAVRAMLAR
İLHAM
İlham; Allah’ın doğrudan veya melek aracılığıyla iyi- lik telkin eden bilgileri in- sanın kalbine ulaştırması, feyz yoluyla kalbe gelen özel bir anlam ve bilgi, kalbe konulan iyilik hissi, hayır duygusu demektir. İlhamın kaynağı Allah veya melektir.
İlham, bilgi kaynaklarını kullanmadan insanın zih- ninde (kalbinde) aniden ortaya çıkar.
ÖZLÜ SÖZ
Ölmek bu dünyaya mahsustur. Yani bu dünyada ölüm vardır. Öteki dünyada ölüm yoktur, doğmak vardır. (Mevlâna)
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —