Menü tarıkhaber
SEMA ÖNER

SEMA ÖNER

Tarih: 31.05.2023 11:58

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[21/1 15:03] Annem: Bir Ayet:
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin.. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O'na mahsustur.
(Bakara, 2/267)
 
Bir Hadis:
Allah şöyle buyurdu: 'Kulum, Bana bir karış yaklaşınca Ben ona bir arşın yaklaşırım. O, Bana bir arşın yaklaşınca, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O, Bana yürüyerek gelince, Ben ona koşarak varırım.'
(Buhârî, 'Tevhîd', 50)
 
Bir Dua:
Ey Nebî! Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinde olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selam olsun.
(Ebû Dâvud, 'Salât', 184)
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[21/1 15:04] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Osmanlı Haftası. (21-27 Ocak) Bugün Greenwich saati ile 20.53’te içtima olacaktır.
Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlarda- nım.” diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet, 41/33) 
 
 
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
HZ. ÖMER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU
Hz. Ömer, Kureyş’in bazı ileri gelenleri gibi önceleri Hz. Peygamber’e ve İslamiyet’e karşı düşmanlık gösterirken bi‘setin 6. yılında Müslüman olmuştur. Onun müslüman oluşuna dair hemen bütün kaynaklarda yer alan meşhur rivayete göre Hamza’nın İslam’ı kabulünden sonra Ömer Hz. Peygamber’i öldürmek üzere yola çıkmış, yolda karşılaştığı Nuaym b. Abdullah’tan kız kardeşi Fâtıma ile kocası Saîd b. Zeyd’in müslüman olduğunu öğrenince onların evine gitmiştir. Onları Tâhâ suresini okurken bulmuş, okuduklarını kendisine vermelerini istemiş, bu isteği reddedilince kız kardeşini ve eniştesini dövmüş, kardeşi kendilerine Kur’an öğreten ve Ömer’den saklanan Habbâb b. Eret’i de çağırarak müslüman olduklarını Ömer’in yüzüne karşı söylemiştir. Bunun üzerine yumuşayan Ömer müslüman olmaya karar vermiş, Habbâb’dan Resûlullah’ın Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evinde olduğunu öğrenip oraya gitmiş ve kendisine biat ederek müslüman olmuştur (İbn İshak, s. 160-163; İbn Hişâm, I, 343-346).
 
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[21/1 15:04] Annem: Onu bilip söylemek nerede, sen nerede? - Nâzi'ât - 43. Ayet
[21/1 15:04] Annem: Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, kendisinin diğer bir vadisi daha olmasını ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah (ihtirastan) tevbe eden kimsenin tevbesini kabul eder. - Müslim, Zekât, 117
[21/1 15:04] Annem: 'Allahım! Senin iznin ve yardımınla sabahladık ve akşamladık. Yine senin izin ve yardımınla yaşar ve ölürüz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.' - (Ebu Dâvûd, 'Edeb',110)
[21/1 15:04] Annem: Hz. Hûd Âd kavmine peygamber olarak gönderilmişti. Bu kavim Nuh kavminin yerine getirilmişti. Yaratılış bakımından da daha güçlü kılınmıştı. Ancak Âd kavmi kendilerine bahşedilen kuvvete ve türlü nimetlere karşılık Allah’a şükredip kulluk etmek yerine şımarıp kibirlendi ve putperestliğe saptı. Hûd (a.s.) kavmini tövbe edip hak dine dönmeye davet ettiyse de akılsızlık ve yalancılıkla itham edildi. Halbuki o, kavmi adına büyük bir günün azabından korkuyordu. Kavmi hiçbir şekilde ikna olmadı. Azaba uğrayacaklarına asla inanmadılar. Bununla da yetinmeyip Hz. Hûd’a tehdit ettiği azabı getirmesi için meydan okudular. Bunun üzerine yedi gece sekiz gün boyunca kesintisiz devam eden uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helak edildiler. İçi boş hurma kütükleri gibi oldukları yere serildiler kaldılar. Felaketten yalnızca Hûd (a.s.) ve ona iman edenler kurtuldular. - HZ. HÛD
[21/1 15:05] Annem: RECEB AYININ FAZÎLETİ-1
 
Nebî (s.a.v.) buyurdular ki: “Receb şehrullahdır (yanî Allâhü Te’âlâ’nın ayıdır). Şaban benim ayımdır. Ramazan benim ümmetimin ayıdır.” Demek ki, bir kimse îman ederek ve sevâbını Allâhü Te’âlâ’dan bekleyerek Receb-i Şerîf’te bir gün oruç tutsa, Allâhü Te’âlâ’nın pek büyük rızâsına lâyık ve müstahâk olur. Allâhü Te’âlâ o kimseye, Firdevs-i A’lâda makam verir.
Bir kimse Receb-i Şerif’ten iki gün oruç tutsa, kat kat öyle sevâb ve karşılık verilir ki, her sevâbın katı, dünya dağı gibidir. Bir kimse Receb-i Şerif’te üç gün oruç tutsa, Allâhü Te’âlâ Cehennem ile o kimse arasında perde olarak bir hendek yapar ki, bu hendeğin uzunluğu bir yıllık mesafedir.
Bir kimse Receb-i Şerif’te dört gün oruç tutsa dünyada delilik, cüzzam ve bars hastalıkları belâsından kurtulur. Bir kimse Receb-i Şerif’ten beş gün oruç tutsa, kâbir azabından emîn olur.
Altı gün oruç tutsa, kıyamet günü kabrinden kalkarken yüzü on dördüncü gecedeki aydan daha parlak ve nurlu olarak kalkar. Yedi gün oruç tutsa, Allâhü Te’âlâ ona her günü için Cehennem kapılarından birini bağlar.
Sekiz gün oruç tutarsa, her günü için Allâhü Te’âlâ Cennet kapılarından birini açar. Dokuz gün oruç tutsa, kabrinden çıkarken “Eşhedü en lâ ilahe illallah” diyerek çıkar. Yüzü Cennet tarafından başka tarafa döndürülmez.
On gün oruç tutsa, Allâhü Te’âlâ onun için Sırat’ın her milinde yatak ve yaygı yaratır. Sırat’tan geçerken onun üzerinde istirahât eder. On bir gün oruç tutsa, kıyamet günü kendinden efdâl kimse görmez. Ancak kendisi gibi oruç tutanı yahut daha fazla tutanı görür.
On iki gün oruç tutsa, Allâhü Te’âlâ, kıyamet günü öyle iki hülle giydirir ki, birisinin kıymeti dünya ve içindekilerden hayırlıdır. On üç gün oruç tutsa, kıyamet günü insanlar şiddet içinde bulundukları halde, ona Arş’ın gölgesinde sofra kurulur ve ondan yer.”
(Abdulkâdir Geylânî (k.s.), Gunyetü’t-Tâlibîn, s.263-264)
[21/1 15:05] Annem: TARİH................. İSTANBUL’UN SOĞUK KIŞLARI

Yapılan araştırmalara göre 1621 yılından itibaren İstanbul 20 defa zorlu kış şartlarına teslim oldu. Geçmişte İstanbul Boğazı 12, Haliç 15 defa dondu. 

1929:  İstanbul, yoğun kar yağışı ve fırtınaya teslim oldu. Anadolu ve Avrupa yakası, buz parçaları sebebiyle birleşti. 
1942: İstanbul Göztepe’de sıcaklık 10 gün boyunca 0, 14 gün boyunca 1, 27 gün boyunca 3 derece üzerine çıkmadı.
1954: İstanbul dondurucu bir soğuk yaşadı. Ulaşım aksadı, tipi ve kar yağışı, İstanbul Boğazı’ndaki seferleri durdurdu. 
1963: Terkos Gölü donduğu için şehre günlerce su verilemedi. Yiyecek ve yakacak sıkıntısı çekildi.
1969: Şiddetli bir kış  yaşandı. Büyükçekmece Gölü, Küçüksu ve Kağıthane dereleri ile Elmalı Barajı tamamen dondu.
1987: Mart ayında İstanbul, günlerce süren kar yoğunluğu yaşadı. Sıcaklık eksi 4 dereceye düştü. Yoğun kar, tipi ve fırtına kente hâkimdi. 
2004: İstanbul’da  kar hayatı âdeta felç etti. Sular akmadı. Elektrikler kesildi,  doğal gaz verilemedi. İnsanlar yolda kaldı.
2012: Son 33 yılın en soğuk günü yaşandı. Derece -10.4’ü gösterdi. Deniz ve hava ulaşımında aksamalar oldu.
2017: Kar kalınlığı 122 cm’ye ulaştı. TIR’ların trafiğe çıkması yasaklandı. Kara, hava ve deniz ulaşımı etkilendi.
25.01.2022 İstanbul'da etkisini artıran kar yağışı sonrası hayat durdu. Kar kalınlığı 80 santimetreye kadar yükseldiği ilçelerde hayat âdeta durma noktasına gelirken, çok sayıda araç da trafikte mahsur kaldı. Yoğun kar yağışı sebebiyle vatandaşlar yolda mahsur kaldı. İstanbul'a giriş-çıkışlar durduruldu, toplu taşıma araçları kilitlendi.
Habertürk Meteoroloji Mühendisi Hüseyin Öztel; “Hava durumu -43 derece ölçüldü.” dedi.
Yrd. Doç. Dr. Kahraman; Istanbul'da ısının şu an -29 derece, nemin ise % 75. Hissedilen ısnıın -33 derece olduğunu açıkladı. 

 

ZEKÂ BULMACASI...................T A V Ş A N

“Adamın biri, düz bir tarlada ileri doğru bakmakta olan bir tavşanın arkasından sessizce yaklaştı ve ayağından yakaladı.”
Yukarıdaki cümlede mantıksızlık nerededir?  (Cevabı yarın)

 
 
21.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[21/1 15:05] Annem: Günün Ayeti
 
Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
 
(Fussilet, 41/36)
[21/1 15:05] Annem: Günün Hadisi
 
Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)
 
(Al-Bukhari, Muslim)
[21/1 15:06] Annem: Günün Duası
 
Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.
 
( Buhârî)
[21/1 15:06] Annem: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
El-Müheymin
 
İnsanların bütün yaptıklarını bilen, koruyan, görüp gözeten
[21/1 15:06] Annem: Günün Hikayesi
 
Tevazu
 
   Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:  
 
 - İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi.  
 
 Müritlerinden biri:  
 
 - Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.  
 
 Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:  
 
 - Söyle dedi, kardeşim, o ayıbım nedir?  
 
 Talebe gözleri dolu dolu:  
 
 - Bizim gibilerin size talebe olması, dedi.  
 
 Bu söz gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;  
 
 - Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım diyebildi. 
 
 Evet, keşke insanlar tabi olanlara bakıp, tabi olanlarda, tabi olunanı aramasalardı... Zira hem dün, hem bu gün o altın halkayı temsil eden büyüklerin etrafındaki insanlar, ne denli nezih olurlarsa olsunlar, onları gösterebilmekte çok acizdirler. Bugün dahi, bir büyük gönül erinin yanına gelip giden insanlar; idareciler, gazeteciler, din adamları, 'Talebelerinin ufku hocalarının çok gerisinde.' demektedirler. Zaten, o cevher farkıdır ki, sair madenleri kirlerinden arındırır.
[21/1 15:06] Annem: Müminin ahlâkı, zenginlikte iktisat, genişlikte şükür, bela ve musibet zamanında sabırdır.  Hasan-ı Basrî [rahmetullahi aleyh]
 
Semerkand Takvimi
[21/1 15:06] Annem: İman ve Mümin
 
İman sözlükte  birini, söylediği sözde tasdik etmek, kabul etmek, içten benimsemek, birine güven vermek ve şüpheye düşmeden kalpten tasdik etmek  anlamlarına gelir. Dinî literatürde iman,  Allah’a ve O’nun son peygamberi Hz. Muhammed’e [sallallahu aleyhi vesellem] ve Hz. Peygamber’in [sallallahu aleyhi vesellem] Allah’tan getirdiği dinî hükümleri kesin olarak kalp ile tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul etmek, bunların gerçek ve doğru olduğuna inanmak  demektir. Bu kimseye mümin denir. Müminler ahirette cennete girecekler, orada pek çok nimete kavuşacaklardır. Günahkâr müminler, suçları ölçüsünde ahirette cezalandırılsalar da sonunda cennete konulacaklardır. Müminlerin ebedî cennetlik olacağına dair Kur’an’da birçok âyet vardır.  İman edip yararlı iş (salih amel) yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar  (Bakara 2/82).  Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar  (Nisâ 4/124).
 
Semerkand Takvimi
[21/1 15:07] Annem: “Gümüş kaplardan meşrubat içenler, karınlarına cehennem ateşi doldurmuş olurlar.”
(Buhari, Eşribe 28, Müslim, Libas 3)
[21/1 15:07] Annem: Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
eş-ŞÛRÂ Sûresi 50.Ayet
[21/1 15:07] Annem: CUMA NAMAZI
Cuma namazı, cuma günü öğle vakti cemâatle kılınması
farz olan bir namazdır.
Beş vakit namazın şartlarından başka cuma namazının
iki şartı daha vardır:
1-Vücûbunun, yani bir Müslüman üzerine farz olmasının
şartları,
2-Sıhhatinin, yani cuma namazının sahih olmasının
şartları.
Cuma Namazının Vücûbunun Şartı Yedidir:
1- Erkek olmak, (Kadın ve hünsâya farz değildir.)
2- Hür olmak, (Esir veya hapiste olana farz değildir.)
3- Mukîm olmak, (90 km. yola gidene farz değildir.)
4- Sıhhatli olmak, (Namaza gidemeyecek kadar
hastaya farz değildir.)
5- Gözleri sağlam olmak, (Âmâya; görmeyene farz
değildir.)
6- Ayakları sağlam olmak, (Kötürüme farz değildir.)
7- Namaza gitmeye mâni’ ve gitmemeyi mübah kılan
bir özrü bulunmamak. (Düşman korkusu, şiddetli
yağmur, çamur gibi şeyler cumaya mâni’ hâllerdir.)
Cuma Namazının Sıhhatinin Şartı Altıdır:
1- Cuma namazı kılınacak yer, şehir olmak (izin ve
berât verilen köylerde de kılınabilir),
2- Emîr veya vekîlinin kıldırması,
3- Öğle namazı vaktinde kılınması,
4- Cemâatin huzûrunda hutbe okumak,
5- İmamdan başka üç kişi bulunmak,
6- Cuma kılınan yer herkese açık olmak.
Cuma Namazına Niyet
Evvelâ kılınan dört rek’ata “cuma’nın ilk sünnetine”
diye niyet edilir. Sonra imamla kılınan iki rek’at, cuma
namazının farzıdır. Bundan sonra kılınan dört rek’at,
cumanın son sünnetidir.
Ondan sonra kılınan dört rek’at ise “zuhr-i ahîr”dir.
Buna şöyle niyet edilir: “Niyet ettim edâsı üzerime farz
olup da henüz üzerimden sâkıt olmayan en son öğle
namazının farzına.”...Daha az
[21/1 15:07] Annem: Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
[Nisa Sûresi.14]
[21/1 15:07] Annem: HZ. FATIMA
Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’ in (s.a.s.) Hz. Hatice’den olan en küçük kızı, Hz. Ali’nin hanımı, Hasan, Hüseyin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm’ün annesidir.
Hz. Fatıma validemiz, Hz. Muhammed’in, peygamber olarak gönderilişinin 5.yılında dünyaya gelmiştir. O, yaşının küçük olması sebebiyle ve özellikle annesi Hz. Hatice'nin vefatın- dan sonra sevgili babasının yanından hiç ayrılmamıştır. Pey- gamberimize (s.a.s.) en çok benzeyen ve en yakın olan Hz. Fatıma, O’nun mücadelesinde başından sonuna kadar en sağ- lam destekçisi olmuştur.
Hiç şüphesiz O, babası Hz. Muhammed’in (s.a.s.) deneti- minde yetişerek aldığı terbiyeyle Müslüman kadınlar için büyük ve önemli bir örnektir.
 
ENBİYÂ SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 112 âyettir.
“Enbiya”, peygamberler demektir.
Sûrede, temel konu olarak pey- gamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahsedilmektedir.
Ayrıca, Allah’ın birliği O’nun eş, ortak ve çocuk edinmekten mü- nezzeh olduğu, vahiy, peygamber- lik ve insanların, vahiy karşısındaki tutumu, kıyamet alametleri, öldük- ten sonra dirilme ve hesap verme gibi İslamın temel inançları ele alınmaktadır.
 
ÖZLÜ SÖZ
Derin sefalet gibi büyük zenginlik de güzel hislerin gelişmesine engel olur. (Cenap Şahabettin)
[21/1 15:08] Annem: Her türlü eksiklikten münezzeh, pek temiz.
 
Cenab-ı Hak buyuruyor:
 
'Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder. ' (Cuma,1 )
 
'O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk kostuklarından çok yücedir.' (Haşr, 23)
  
O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdid ve tasvire sığmayan, öğülmeye layık kemal, fazilet ve güzellik sıfatları kendinde olandır. (4)
 
Kuddus ismi çok temiz ve çok pak manasına geliyor. O'nda hiç bir noksanlık bulmak mümkün değildir. Kullar hata yapma sıfatına haizdir. Fakat Mevla ise hata yapmaktan münezzehtir. Çirkin şeylerden uzaktır ve insanlarda beliren bütün beşeri sıfatlardan münezzehtir. (5)
Allah'ın son derece aciz olarak yarattığı insanlar hata yapar, unutur, yanılır, gaflete düşerler. Aynı zamanda hem bedeni, hem ruhi yönden son derece eksiklik ve acz içindedirler. Ömürleri boyunca bedenlerine bakmak, yaşayabilmek için ona sürekli ihtimam göstermek zorundadırlar. Bedenlerini biraz fazla çalıştırsalar, birkaç gün uykusuz, bir gün susuz bıraksalar son derece aciz bir duruma düşmüş olurlar. Ancak herşeyin Yaratıcısı ve 'en güzel isimlerin sahibi' olan Allah elbette tüm eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın sonsuz gücü, Yüceliği, aklı ve sınırsız ilmi Kuran'da insanlara bildirilmiştir. Bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:
 
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakarai, 255)   (1)
 
Müslüman daima Allah'ı yüceltmeli ve O'nu her türlü noksanlıktan tenzih etmelidir. Sonra da bütün haramlardan, mekruhlardan, şüpheli şeylerden ve yararsız mubahlardan kendisini arındırıp temizlemeli ve Mevla'sına ibadet etmekle meşgul olmalıdır. Kendisi için yararlı olan ilimleri öğrenmeye ve güzel ahlaki davranışlar kazanmaya çalışmalıdır. Beden ve ruhu arındırmanın yolu, Allah'ı tanımak ve yararlı ilimler öğrenip onunla amel etmektir.   (4)
 
Bir kimse bu ismi her gün 100 kere okusa o kimsenin gönlü kederlerden arınmış ve paklanmış olur. (3)
 
Kaynaklar 
1) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya
2) Calligraphy, The Most Beautiful Names, Tosun bayrak, Threshold Books, 1985
3) Miftahü'l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, (Fethiye Evradı) Mehmed Nuri Şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
4) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 2004
5) Mecmuatul Ahzab, Büyük Dua Kitabı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Denge Kitabevi Yayınları
[21/1 15:08] Annem: Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum görülmemektedir. İnsanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş ve insan hayatının ayrılmaz bir vasfı olma karakterini sürdürmüştür. Bunun da temel sebebi, insanın dinî bir varlık olması, başka bir ifadeyle dinî duygunun, fıtrî (doğuştan gelen) bir özellik olarak insanın kendi öz varlığı hakkındaki şuur ile birlikte ortaya çıkması, bu şuur ile birlikte gelişmesidir.
Din duygusu insanın doğuştan beraberinde getirdiği bir duygudur. İnsan, her zaman ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacını hissetmiştir. Bu sığınma ve güvenme duygusu, din ile karşılanmaktadır.
Dinin fıtrî oluşu Kur'an'da şu şekilde belirtilmektedir: 'Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah'ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez' (er-Rûm 30/30).
İnsan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Bedenî ihtiyaçları karşılamak nasıl hayatın bir gereği ise, mânevî varlığın devamı da ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Onun bu ihtiyaçlarını karşılayan en köklü müessese ise dindir. İnsanın, yüce bir kudretin mevcudiyetini kabul edip ona yönelmesi, dua ve niyaz ile ona sığınması, doğuştan getirdiği sığınma, güvenme ve bağlanma duygularının en güzel karşılığıdır. Bu güvenme, sığınma ve bağlanma duyguları insanda öylesine köklüdür ki tarih boyunca bütün insanlar şu veya bu şekilde bir kişi, nesne veya varlığa kutsallık ve yücelik nisbet edip bağlanmışlardır. Kendisine yönelinecek, sığınılacak en mükemmel varlık ise şüphesiz kâinatın yaratıcısı olan Allah'tır. Çeşitli dinlerde farklı isimlerle anılan, çeşitli şekillerde tasvir edilen yüce kudret veya kutsal varlıkların özünde bu inanç yatmaktadır.
Her şeyi var eden bir yüce kudretin mevcudiyetini kabul edip ona bağlanma insanı kuvvetlendirdiği gibi, dua, niyaz ve Allah'a sığınma insanı yüceltir.
Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır.
Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir.
İnsanın psikolojik yapı ve yaşayışında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korkular, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî yaşayışın insanı ruhî bunalımlardan koruduğu; kendisine ve çevresine karşı daha duyarlı ve dengeli yaptığı bilinmektedir.
Dindeki âhiret inancının hem dünya hayatındaki davranışlarda etkili olduğu hem de insandaki ebediyet duygusuna cevap verdiği ortadadır.
İnsanlığın mânevî ve zihnî gelişmesinde dinin önemli payı vardır.
[21/1 15:09] Annem: Hani siz bir adam öldürmüstünüz de onun hakkinda birbirinizle atismistiniz Halbuki Allah gizlemekte oldugunuzu ortaya çikaracaktir (BAKARA/72)
 
Derken seytan, birbirine kapali ayip yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu agaci sirf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladi, dedi  (A'RAF/20)
 
Münafiklar, kalplerinde olani kendilerine haber verecek bir sûrenin müminlere indirilmesinden çekinirler De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiginiz seyi ortaya çikaracaktir  (TEVBE/64)
 
Babalarinin kendilerine emrettigi yerden (çesitli kapilardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir seyi onlardan savamazdi; ancak Ya'kub içindeki bir dilegi açiga vurmus oldu Süphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz ögretmistik Fakat insanlarin çogu bilmezler (YUSUF/68)
 
Onlarin kazandiklari kötülükler (o gün) açiga çikmis, alaya aldiklari sey, kendilerini sarmistir  (ZÜMER/48)
 
Eger yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydi, kiyamet gününde azabin fenaligindan (kurtulmak için) elbette bunlari fedâ ederlerdi Halbuki (o gün) onlar için, Âllah tarafindan, hiç hesaba katmadiklari seyler ortaya çikmistir  (ZÜMER/47)
 
Yaptiklarinin kötülükleri onlara görünmüs, alay edip durduklari sey onlari kusatmistir  (CASİYE/33)
 
Gecesini karartti, gündüzünü agartti  (NAZİ'AT/29)
[21/1 15:10] Annem: KAZANCA TEŞVİK
 
6618 - Mikdam İbnu Ma'dikerb ez-Zübeydi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Kişi elinin emeğiyle kazandığından daha temiz bir kazanç elde etmemiştir. Kişinin nefsine, ailesine, çocuğuna ve hizmetçisine harcadığı sadakadır.'
 
6619 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Emin, dürüst, müslüman tacir, Kıyamet günü şehidlerle beraberdir.'
 
6620 - Muaz İbnu Abdillah İbni Hudeyb'in amcası radıyallahu anh anlatıyor: 'Biz bir cemaatte idik. Başında ıslaklık olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam çıkageldi. Birimiz ona: 'Bugün sizi iyi ve ferah görüyoruz' dedi. 'Evet! Elhamdulillah öyledir!' buyurdular. Sonra halk zenginlik hususunda sohbete daldılar. Aleyhissalatu vesselam: 'Muttaki için zenginliğin bir zararı yok!' buyurdular. Devamla: 'Ancak dediler, sıhhat, muttaki için zenginlikten daha hayırlıdır. Gönül hoşluğu da bir nimettir.'
 
MAİŞET TALEBİNDE İTİDAL
 
6621 - Ebu Humeyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Dünya talebinde mutedil olun. Çünkü herkes, kendisi için yaratılmış olana müyesserdir (kazanmaya hazırlanmıştır).'
 
6622 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.'
 
6623 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Ey insanlar Allah'a karşı muttaki olun ve (dünyevi) talepte mutedil olun. Zira, hiçbir kimse yoktur ki, (Allah'ın kendisine taktir ettiği) rızkını eksiksiz elde etmeden ölmüş olsun. Rızkı gecikse bile ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah'tan korkun ve talepte mutedil olun, (gayr-ı meşru yollara sapmayın), helal olanı alın, haram olanı terkedin.'
 
KAZANÇ YOLUNU DEĞİŞTİRME
 
6624 - Enes İbnu Malik radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: '(Meşru) bir işten (helal rızık) kazanan kimse o işe devam etsin
 
6625 - Nafi anlatıyor: 'Ben Şam ve Mısır'a ticaret malı gönderiyordum. Irak'a da gönderdim ve mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin yanına varıp kendisine: 'Ey mü'minlerin annesi! Ben Şam'a ticarete gidiyordum, şimdi Irak'a gidiyorum' dedim. Bunun üzerine: 'Böyle yapma! Sana ve eski ticaret yerine ne oldu? Zira ben, Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın: 'Allah Teala hazretleri, sizden birine bir ciheti rızkına sebep kılarsa, bu değişinceye veya güçleşinceye kadar onu terketmesin' buyurduğunu işittim' dedi.'
 
SAN'ATLAR
 
6626 - Ebu Hureyre radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'İnsanların en çok yalan söyleyenleri boyacılar ve kuyumculardır.'
 
MUHTEKİR KAYBEDER
 
6627 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
 
'Malını satışa arzeden rızka erer, muhtekir (pahalanması için satmayıp bekleten)de lanete uğrar.'
 
6628 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resullullah aleyhissalatu vesselam'ı işittim, buyurdular ki: 'Müslümanlara bir gıda maddesinde ihtikarda bulunanı Allah Teala hazretleri cüzzam ve iflasa mahkum eder.'
 
PARAYLA KUR'AN ÖĞRETİMİ
 
6629 - Ubey İbnu Ka'b radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir adama Kur'an öğretmiştim. Bana bir yay hediye etti. Bunu Resulullah aleyhissalatu vesselam'a haber verdim: 'Eğer onu alırsan, ateşten bir yay almış olursun' buyurdular. Ben de geri iade ettim.'
 
HACCAMIN KAZANCI HELAL Mİ?
 
6630 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam hacamat oldu ve bana emretti, ben de hacamat yapan zatın ücretini ödedim.'
 
6631 - Ukbe İbnu Amr radıyallahu anh anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam hacamat edenin (bu işten) kazancını yasakladı.'
 
ALIŞ-VERİŞTE MUHAYYERLİK
 
6632 - Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki : 'Satış her iki tarafın rızasıyla olur.'
 
MEVCUT OLMAYAN ŞEY SATILAMAZ
 
6633 - Attab İbnu Esad radıyallahu anh'ın anlattığına göre: 'Resulullah aleyhissalatu vesselamonu Mekke'ye gönderdiği zaman kendisini, satın alıp da henüz teslim alınmamış bir malın karından men etmiştir.'
 
AKİBETİ MEÇHUL SATIŞ YASAK
 
6634 - İbnu Abbas radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam Bey'-i garar'dan (yani tahakkuk edip etmeyeceği bilinmeyen akibeti meçhul satıştan) men etti.'
 
PİYASAYA NARH KONAMAZ
 
6635 - Ebu Said radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam zamanında fiyatlar artmıştı. Halk müracaat ederek: 'Ey Allah'ın Resulü fiyatları siz düzenleseniz!' dedi. Aleyhissalatu vesselam şu cevabı verdi: 'Ben, sizden kimsenin kendisine yaptığım bir zulmü talep etmez olduğu halde aranızdan ayrılmayı diliyorum '
 
ALIŞ-VERİŞTE MÜSAMAHA
 
6636 - Osman İbnu Affan radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Gerek satıcı ve gerekse alıcı iken kolaylık gösteren kimseyi Allah cennete koydu.'
 
PAZARLIK
 
6637 - Kayle Ümmü Beni Emmar radıyallahu anha anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yaptığı umrelerden birinde kendisine Merve'de yaklaştım ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Ben alıp satan bir kadınım. Bir şeyi satın almak istediğim zaman arzuladığımdan daha düşük bir fiyat teklif ediyorum. Sonra yavaş yavaş artırarak arzuladığım fiyata geliyorum. Bir şeyi satacağım zaman da, önce, almayı arzuladığım fiyattan daha yüksek bir fiyat teklif ediyor, sonra yavaş yavaş inerek arzuladığım fiyata geliyorum, (böyle yapmama ne dersin?)' dedim.
 
Şu cevabı verdi: 'Ey Kayle, böyle yapma. Bir şey satın almak istedin mi, düşündüğün fiyatı söyle, sana verilsin veya verilmesin.'
 
Aleyhissaltu vesselam sonra şunu söylediler: 'Bir malı satmak istediğin zaman da versen de vermesen de (yüksek fiyat değil) satmak istediğin fiyatı söyle.'
 
6638 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam güneş doğmazdan önce alış-veriş pazarlığı yapmaktan ve süt vermekte olan hayvanları kesmekten men etti.'
 
AŞILANMIŞ HURMA MALI OLAN KÖLE SATILMIŞSA
 
6639 - Ubade İbnu's-Samit radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, müşteri (kendisine ait olmasını) şart koşmamış ise, (satılan) hurma ağaçlarının (başında bulunan) meyvesinin, ağaçları aşılayanın hakkı olduğuna ve keza, müşteri, (kölenin malının kendisine ait olmasını) şart kılmadığı taktirde, kölenin malının satıcıya ait olduğuna hükmetti.'
 
TERAZİYİ AĞIR TUTUN
 
6640 - Hz. Cabir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Tarttığınız zaman tartınızı ağır yapın.'
 
6641 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, Medineye geldiği vakit, halk ölçü-tartı işinde insanların en kötüsü idi. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri 'Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline' diye başlayan sureyi indirdi, Bundan sonra ölçü ve tartıyı güzel yaptılar.'
 
ALDATMA HARAMDIR
 
6642 - Ebu'l Hamra radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı, yanında bir kap içinde bir miktar zahire satan bir adamın yakınlarından geçtiğini gördüm. Mübarek elini kabın içine sokup (kontrol ettikten sonra) adama: 'Sen hile yapmışa benziyorsun. Bize hile yapan bizden değildir' buyurdu.'
 
KABZEDİLMEYEN YİYECEK SATILAMAZ
 
6643 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam, biri satıcının biri de alıcının ölçekleri olmak üzere iki ölçekten geçmedikçe bir zahireyi satmayı yasakladı.'
 
YİYECEKLERİN TARTILMASI BEREKET GETİRİR
 
6644 - Abdullah İbnu Büsr el-Mazini ve Ebu Eyyub radiyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın: 'Zahirenizi ölçünüz ki, sizin için bereketlensin' buyurdular.'
 
ÇARŞILAR
 
6645 - Ebu Üseyd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam Nebit çarşısına gidip ona baktılar ve: 'Burası size münasib bir çarşı değildir' buyurdular. Sonra bir başka çarşıya gidip baktılar. Yine: 'Burası da size uygun bir çarşı değil' buyurdular. Sonra şu çarşıya döndü, içini dolaşıp (tedkik buyurdular) ve:
 
'İşte sizin çarşınız burasıdır! Sakın burası daraltılmasın ve burada (satış ve alış) yapanlardan vergi alınmasın' buyurdular.'
 
6646 - Selman radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam: 'Kim sabah namazına giderse, iman bayrağıyla gitmiş olur. Kim de çarşıya giderse o da iblis bayrağıyla gitmiş olur' buyurdular.
 
ERKENDE BEREKET
 
6647 - Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam: 'Allahın, ümmetim için perşembe günü ilk vaktin(de yapılan iş)i mübarek kıl' diye dua ettiler.
 
6648 - İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam şöyle dua buyurdular: 'Allahım, ümmetime, günün ilk vakitlerin(de yaptıkları iş)i bereketlendir.'
 
SÜTÜ MEMEDE BIRAKILAN HAYVANIN SATIŞI
 
6649 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Ey insanlar! Muhaffele, yani müşteriyi aldatmak için sütü sağılmayıp memesinde kalan bir hayvanı satın alan kimse üç gün muhayyerdir. (Hayvanı bu esnada geri verebilir.) Eğer geri verecek olursa, hayvanla birlikte, sağdığı sütün iki mislini -veya sağılan sütünün (kıymetinin) bir mislini buğday olarak demişti- geri versin.'
 
6650 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Doğru söyleyen ve doğruluğu (mucizelerle) tasdik edilen Ebu'l-Kasım aleyhissalatu vesselam üzerine şehadet ederim ki, O bize şöyle buyurdular: 'Muhalleb (sütü memede hapsedilmiş) hayvanları satmak aldatmacadır ve aldatma işi hiçbir mü'mine helal olmaz.'
 
KÖLENİN MUHAYYERLİĞİ
 
6651 - Semüre İbnu Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: '(Satılan) kölenin uhdesi (yani alıcısının muhayyerliği veya satıcısının zimmetinde olduğu müddet) üç gündür.'
 
MALIN KUSURU SÖYLENİR
 
6652 - Vâsile İbnu'l-Eska' radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Kirn bir şeyi ayıbını açıklamadan satarsa daima Allah'ın gadabına ve meleklerin lânetine maruz kalır:'
 
ESİR AİLE EFRADI BİRBİRİNDEN AYRILMAZ
 
6653 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a esirler getirildiği zaman, aile efradını birbirinden ayırmak istemediği için hepsini bir kişiye verirdi.'
 
SAYICA FAZLA HAYVANIN PEŞİN MÜBADELESİ
 
6654 - Hz. Enes radıyallahu anh'ın anlattığına göre: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, mü'minlerin annesi Safiyye radıyallahu anhâ'yı yedi baş (cariye-köle) ile satın aldı.'
 
FAİZ
 
6655 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mirac gecesi, bir kavme uğradım ki, karınları evler gibi iri idi. Bu karınların içi yılanlarla dolu idi ve yılanlar dışardan gözüküyorlardı. Ben: 'Ey Cibril bunlar kimlerdir?'diye sordum. 'Bunlar faiz yiyenler!' dedi.'
 
6656 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Faiz yetrniş çeşit günaha sebeptir. En hafifi kişinin anasıyla zina yapması gibidir.'
 
6657 - Abdullah (İbnu Mes'ud) radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Faiz yetmişüç kapı (çeşit)dir: '
 
6658 - Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: 'Enson inen ayet, faizle ilgili olan ayettir. Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm onu bize açıklamadan vefat etti. Öyleyse faizi de faiz şüphesi olan muameleyi de bırakın.'
 
VERESİYEDE BELLİ MİKTAR BELLİ MÜDDET ŞART
 
6659 - Abdullah İbnu Selam radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm'a bir adam gelip: 'Yahudilerden bir aileyi kastederek 'Falanın oğulları müslüman oldular. Ancak pek acıktılar, tekrar İslâm'dan dönmelerinden korkuyorum' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Kimin yanında birşeyler var?' diye sordu. Yahudilerden biri: 'Benim yanımda şu şu kadar nakit var, -zannedersem üçyüz dinar demişti- Falan ailenin bahçesinden (alınacak meyve için) şu fiyatla selem akdini yaparım)' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: 'Şu kadar vade ile şu fiyata' olur, 'falan ailenin bahçesinden (elde edilecek meyve' kaydı) olmaz' buyurdu.'
 
ORTAKLIK VE MUDÂRABE
 
6660 - Salih İbnu Süheyb, babası Süheyb (İbnu Sinan)'dan naklediyor: 'Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki: 'Üç şey vardır ki onlarda bereket vardır: 'Belli bir vade ile olan satış, Mukâraza (denilen ortaklık çeşidi), satmak için değil, ev için buğday-arpa karışımı.'
 
EVLADIN MALINDA BABANIN HAKKI
 
6661 - Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Bir adam: 'Ey Allah'ın Resûlü! Benim mal ve çocuğum var. Babam da malımı kökünden kurutmak, tüketmek ister' dedi. Aleyhissâlatu vesselâm: 'Sen de malın da babana aitsiniz' buyurdular.'
 
RASTLANAN SÜRÜ VE BAHÇEDEN İSTİFADE
 
6662 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bir çobanın (sürüsünün) yanına geldiğin vakit, ona üç kere nida et! (Çoban) cevap verirse ne âla, vermezse, fesada sebep olmadan (sürü sağıp götürmeden) sütünden iç. Bir bahçenin duvarına geldin mi, bahçe sahibini üç kere çağır. Cevap verirse ne âla, (kendinden isteyerek ihtiyacını gör), aksi taktirde fesada sebep olmadan yiyebilirsin.'
 
6663 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Bir sefer sırasında biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikkte idik. Derken, memeleri ida denilen bir bitki ile bağlanmış bir deve sürüsüne rastladık. (Sütten istifade için) sürüye yaklaştık. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi çağırdı, hemen yanına gittik. 'Bu develer müslüman bir aileye ait, bu onların zaruri gıdalarıdır ve Allah'tan sonra (muhtaç oldukları) bereketleri (hayırlı malları)dır. İçinde azıklarınız bulunan dağarcıklarınızın yanına vardığınızda, onların içindeki erzakınızın çalınmış olması sizi sevirdirir mi? Bunu adalete uygun bulur musunuz?' buyurdular. Ashab: 'Hayır!' deyince: 'İşte bu (sizin yapmak istediğiniz) de öyle bir iştir' buyurdu. Biz: 'Yeyip içmeye muhtaç olursak ne dersiniz?' diye sorduk. Şu cevabı verdi: 'Yiyin fakat taşımayın, için fakat taşımayın!'
 
DAVAR BESLEME
 
6664 - Ümmü Hâni radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bana 'Koyun ve keçi edin. Zira onda bereket vardır' buyurdular.'
 
6665 - Urve el-Bârikî radıyallahu anhüma, 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şu sözünü nakletmiştir: 'Deve, sahipleri için bir izzet vesilesidir. Koyun ve keçi de berekettir. Hayır, Kıyamete kadar atın alnına bağlanmıştır.'
 
6666 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Koyun ve keçi cennet hayvanlarındandır.'
 
6667 - Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zenginlere koyun-keçi edinmelerini emretti ve buyurdu ki: 'Zenginlerin tavuk edinmeleri halinde, Allah, köylerin helak olmasına izin verir.'
 
SIDK VE EMÂNET (GÜVEN)
 
193 - Ebu Sa'id el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: 'Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve sâlihlerle beraberdir.'
 
Tirmizî, Büyû 4, (1209); İbnu Mâce, Ticârât 1, (2139).
 
194 - Tirmizî'nin, Rifâ'a İbnu Râfi'den yaptığı diğer bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: 'Kıyamat günü tüccarlar fâcirler (günahkârlar) olarak diriltilecekler. Ancak Allah'tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna'
 
Tirmizî, Büyû 4 (1210); İbnu Mâce, Ticârât3, (2146).
 
195 - Kays İbnu Ebî Gareze el-Gıfârî (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Biz hicret etmezden önce simsarlar olarak isimlendiriliyorduk. Bir gün, Medine'de, bize Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) uğradı. Bize ondan daha iyi bir isim verdi. Buyurdu ki: 'Ey tüccarlar, satış işine, yemin ve boş söz karışır...'
 
Bir başka rivayette şöyle denmiştir: 'Satış işine yemin ve yalan bulaşmaktadır, siz (Rabbin gadabını söndüren) sadaka karıştırın'
 
Ebu Dâvud, Büyû 1, (3326,3327); Tirmizî, Büyû 4, (1208); Nesâî, Eymân 7, (7, 15).
 
196 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, diyordu ki: '(Ticarette yalan) yemin, (tüccarın zannınca) mala rağbeti artırır. (Halbuki gerçekte) kazancı giderir.'
 
Buhârî, Büyû 26; Müslim, Müsâkât 13 (1607); Ebu Dâvud, Büyû 6, (3335); Nesâî, Büyû 5, (7, 246).
 
Hadis'in metni Buhârî ve Müslim'deki metindir. Ebu Dâvud'da 'Bereketi giderir' şeklindedir.
 
197 - Hakim İbnu Hizâm (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Alıp-satanlar' birbirlerinden ayrılmadıkça (vazgeçmekte) muhayyerdirler. Alıp-satanlar alış-verişi sıdk ve doğruluk üzere yapar (kusuru) beyan ederlerse alış-verişleri her ikisi hakkında da mübarek kılınır. Yalan söylerler (kusurları) gözlerlerse, belli bir kâr sağlasalar bile, alış-verişlerinin bereketini kaybederler.'
 
Bir rivayet şöyledir: 'Alış-verişlerinin bereketi yok edilir: Yalan yemin malı rağbetli, kazancı bereketsiz kılar.'
 
Buhârî, Büyû 19, 22, 44, 46; Müslim, Büyû, 47, (532); Ebu Dâvud, Büyû 53, (3459); Tirmizî, Büyû 26, (1246); Nesâî, Büyû 3, (7, 244-245).
 
ALIŞ-VERİŞTE VE İKALE'DE (AKDİ BOZMA) KOLAYLIK
 
198 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Satışında, satın alışında, borcunu ödeyişinde cömert ve kolaylaştırıcı davranan kimseye Allah rahmetini bol kılsın'.
 
Buhârî, Büyû 16; Tirmizî Büyû 75, (1320).
 
199 - Tirmizî'nin rivayeti şöyledir: 'Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle muamele etti. Çünkü bu adam satınca kolaylık gösterir, satın alınca kolaylık gösterir, alacağını isteyince (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdi.'
 
Tirmizî, Büyû 75. (1320).
 
200 - Tirmizî'nin Ebu Hüreyre'den kaydettiği bir rivayette Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: 'Allah, satıştaki müsâmahayı, satın alıştaki müsâmahayı, ödemedeki müsâmahayı sever'
 
Tirmizî, Büyû 75 (1319).
 
201 - Huzeyfe ve Ebu Mes'ud el-Bedrî (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittiklerini anlatır: 'Sizden önce yaşamış olan birisine, ruhunu kabzetmek üzere melek gelmiş idi, sordu:
 
'-Bir hayır işledin mi?' Adam:
 
'-Bilmiyorum' diye cevapladı. Kendisine tekrar:
 
'-Hele bir düşün (belki hatırlarsın) dendi. Adam:
 
'-Bir şey hatırlamıyorum, ancak dünyada iken, insanlarla alış-veriş yapardım. Bu muâmelelerimde zengine ödeme müddetini uzatır, fakire de (ödeme işlerinde müsâmaha ve bazı eksikliklerini bağışlamak sûretiyle) kolaylık gösterirdim' dedi.
 
Allah onu (bu kadarcık iyiliği sebebiyle affedip) cennetine koydu.'
 
Buhârî, Büyû 17-18, Enbiyâ 50, İstikrâz 5; Müslim, Müsâkât 26-31, (1560).
 
202 - Amra Bintu Abdirrahmân (radıyallahu anhâ) anlatıyor: 'Bir adam bir meyve bahçesinin meyvelerini toptan satın aldı. Meyveyi toplayıp miktarını tayin edince, tahmîn edilenden noksan buldu. Bahçe sâhibini görerek eksik çıkan kısmı hesaptan düşmesini veya alım-satım akdinden dönmesini talebetti. Fakat adam teklif edilenleri kabul etmemeye yemin etti. Bunun üzerine müşterinin annesi, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e müracaat ederek durumu arzetti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'O adam, hayır yapmamaya yemin etmiştir' buyurdu. Bu sözü işiten bahçe sâhibi Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelerek: 'Ey Allah'ın Resûlü, talebini kabul ettim' dedi.
 
Muvatta, Büyû 15, (2, 621); Buhârî, Sulh 10; Müslim, Müsâkât 19, (1557).
 
203 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
 
'Kim bir Müslümanın ikâlesini (yani alım-satım akdini feshetmesini) kabul ederse, Allah da onu düşmekten kurtarır'
 
Ebu Dâvud, Büyû 54, (3460); İbnu Mâce, Ticârât 26, (2199).
 
ÖLÇÜLER VE TARTILAR HAKKINDA
 
204 - İbnu Ömer anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: '(Şer'i hukuku ödemek için) vezin'de Mekke halkının vezn'i esastır, keyl'de de Medine halkının keyl'i esastır.'
 
Ebu Dâvud, Büyû 8, (3340); Nesâî, Büyû 54, (7, 284).
 
205 - Mikdâm İbnu Ma'dikerb (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu sözünü nakletti: 'Yiyeceklerinizi kîle ile ölçün, sizin için mübarek kılınsın.'
 
Buhârî, Büyû 52.
 
206 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) mikyal (ölçek) ve mîzân (terazi) kullananlara şöyle hitab etti: 'Sizler bizden önce gelip geçen kavimleri helâk eden iki işi üzerinize almış bulunmaktasınız'
 
Tirmizî, Büyû' 9, (1217).
 
207 - İbnu Harmele (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ümmü Habib Bintü Züeyb İbnu Kays el-Müzenniyye, bize (ölçüm işlerinde kullanılan) bir sa' bağışladı. Ümmü Habib bize rivayet etti ki, kendisine, İbnu Ahî Safiyye'den geldiğine göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevce-i pâkleri Safiyye vâlidemiz (radıyallahu anhâ) bağışlanan bu sâ'in, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in kullandığı sâ' olduğunu söylemiştir. Râvilerden Enes İbnu İyâz der ki: 'Ben bu sâ'ı denedim, (kontrol ettim) gördüm ki bu sâ', Emevî Halifesi Hişâm İbnu Abdi'l-Melik'in kullandığı müdd'le iki buçuk müdd miktarında idi'.
 
Ebu Dâvud, Eyman 18, (3279).
 
208 - es-Sâib İbnu Yezîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde bir sâ', bugün sizlerin kullanmakta olduğunuz müdd'le, bir müdden üçte bir müdd miktarında fazla idi. Ancak bu miktara Ömer İbnu Abdilaziz merhum zamanında ilâve bulunuldu.
 
Buhârî,, İ'tisam 16, Kefârât 5; Nesâî, Zekât 44, (5, 54).
 
209 - Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Sattığın zaman tart, satın alınca tarttır.'
 
Buhârî, Büyû' 51.
 
ALIM-SATIMIN ADABINA DAİR MÜTEFERRİK HADİSLER
 
210 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular: 'Allah'ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah'ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.'
 
Müslim, Mesâcid 288, (671).
 
211 - Selman (radıyallahu anh) diyor ki: 'Elinden geliyorsa, çarşıya ilk giren olma. Oradan son çıkan da olma. Çünkü çarşı, şeytanın, (insanları şaşırtmak için kıyasıya) savaş verdiği yerdir, bayrağı da orada dalgalanır.'
 
Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 100,(2451).
 
212 - Hz. Ömer (radıyallahu anh): 'Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın' buyurmuştur.
 
Tirmizî, Vitr 21, (487).
 
213 - Ebu'd-Derda (radıyallahu anh) buyurmuştur ki: 'Ben, Şam'daki Ümeyye Camii'nin merdivenlerinde bir dükkan sâhibi olup, her gün elli dinar kazanıp Allah yolunda harcamak ve bu esnada namazlarımı da hep cemaatle kılmak, Allah'ın helal kıldıklarını da haram etmemek şartlarını arzulamaktan ziyade, Allahu Teâla'nın, haklarında: '...o kimseler ki ne bir ticaret ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten alıkoymaz' (Nur, 36) övgüsünü kullandığı kimselerden olmamaktan korkarım.'
 
Bu rivayet Rezîn'in ilâvesidir.
 
NECASETLER
 
214 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Mekke'nin fethedildiği sene Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'i Mekke'de işittim, şöyle buyuruyordu: 'Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı.' Bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Resûlü 'ölmüş hayvanların iç yağı hakkında ne buyurursunuz, zîra onunla gemiler yağların, derilere sürülür, kandiller aydınlatılır' dendi. Cevâben: 'O (nun satışı) haramdır' buyurdu ve ilâve etti: 'Allah Yahudilerin canını alsın. Allah onlara ölmüş hayvanların iç yağını haram kıldığı vakit bu yağı erittiler, sonra satıp parasını yediler.'
 
Buhârî, Büyû 112, Meğâzî 50; Müslim, Müsâkât 71 (1581); Ebu Dâvud, Büyû 66 (3486); Tirmizî, Büyû 93, (7, 309-310); İbnu Mâce, Ticarât 11, (2167).
 
215 - Abdurrahman İbnu Va'le'nin anlattığına göre, İbnu Abbas (radıyallahu anh)'dan üzüm şırası hakkında sorunca ondan şu cevabı almıştır: 'Adamın biri Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm)'a bir şarap dağarcığı hediye etmişti, kendisine 'Allah'ın bunu haram kıldığını bilmiyor musun?' dedi. Adam: 'Hayır bilmiyorum' cevabını verdi ve yanında bulunan birisine birşeyler fısıldadı. Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm) adama 'Ona ne fısıldadın?' diye sorunca adam: 'Onu satmasını emrettim' dedi. Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm): 'İçilmesi haram olanın satılması da haramdır' buyurdu ve iki şarap dağarcığının ağızlarını açarak içlerini boşalttı.'
 
Müslim, Musâkat 68, (1579); Muvatta, Eşribe 12, (2, 846), Nesâî, Büyû 90, (7, 307-308).
 
216 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'i Kâbe'nin yanında otururken gördüm. Bir ara başını semaya kaldırarak güldü ve şunu söyledi: '-Allah Yahudilere Lânet etsin, Allah Yahudilere lânet etsin, Allah Yahudilere lânet etsin! Allah onlara (ölmüş hayvanların) iç yağını yasaklamıştı tutup bunu sattılar ve parasını yediler. Halbuki Allah bir millete bir şeyin yenmesini haram etti mi, onun parasını da haram etti demektir.'
 
Ebu Dâvud, Büyû 66 (3488).
 
217 - el-Muğîre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm) buyurdu ki: 'Kim içki satarsa, hınzır kasaplığı da yapsın'
 
Ebu Dâvud, Büyû 66, (3489).
 
218 - Ebu Talha (radıyallahu anh) anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan 'İçkiye vâris olan yetimler' hakkında sormuştur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Dök onu!' emretmiştir. Ebu Talha: 'Sirke yapsam olmaz mı?' deyince de 'Hayır!' diye cevap vermiştir.'
 
Ebu Dâvud, Eşribe 3 (3675); Tirmizî, Büyû 58, (1293).
 
Tirmizî'nin rivayetinde: 'Şarabı dök, küplerini de kır' buyurmuştur.
 
KABZEDİLMEYEN SATIŞA DAİR
 
219 - İbnu Ömer (radıyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) şöyle demiştir: 'Bir yiyecek satın alan kimse, onu kabzetmeden önce satamaz'
 
Buhârî, Büyû 49, 51, 54, 55, Hudud 42; Müslim, Büyû 29, 35, 40, 41, (1525-1526-1528-1529); Nesâî, Büyû 55, (7, 286-287); Ebu Dâvud, Büyû 67 (3492); Tirmizî, Büyû 56 (1291); Muvatta, Büyû 40, (2, 640-641); İbnu Mâce, Ticarât 37, (2226).
 
220 - Bir diğer rivayette: '...malı kabzedinceye kadar' ziyadesi vardır. İbnu Ömer der ki: 'Biz hayvanla gelenlerden tartmadan göz kararıyla yiyecek satın alırdık. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) satın aldığımız bu şeyleri başka yere naklederek yerini değiştirmeden satmamızı yasakladı'
 
Müslim, (1527).
 
221 - Hakîm İbnu Hizâm (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü dedim, bana gelip, birşeyler almak isteyenler oluyor. Halbuki istenen şey bende yoktur. Bu durumda bilâhere çarşıdan satın alarak teslim etmek üzere istenen şeyi satayım mı?' 'Hayır dedi, yanında mevcut olmayan şeyi satma.'
 
Nesâî, Büyû 60, (7, 289), Ebu Dâvud, Büyû 70 (3503); Tirmizî, Büyû 19, (1232); İbnu Mâce, Ticarât 20, (2187).
 
222 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir kimsenin, yiyecek maddesini tam olarak kabzetmiş olmadan satmasını yasakladı. Tâvus derki: 'İbnu Abbas'a 'Bu nasıl olur?' diye sordum da bana şu cevabı verdi: 'Bu dirhemlerin dirhemlerle alınıp satılmasıdır, yiyecek maddesi ise tehir edilmiştir.'
 
Beş kitap'ta da tahriç edilmiştir.
 
223 - Süleyman İbnu Yesar (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) Mervân İbnu'l-Hakem'e:
 
-Sen faiz ticaretini helâl kıldın dedi. Mervan:
 
-Ne yapmışım? diye sordu. Ebu Hüreyre tekrar:
 
-Sen sened satışını helâl addetmişsin. Halbuki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), tam olarak kabzedilmezden önce yiyecek satışını yasakladı, dedi. Râvi der ki: 'Bu konuşma üzerine Mervan halka hitap ederek sened satışını yasakladı.' Süleyman ilâve etti: 'Ben muhafızların bu senedleri, halkın elinden topladıklarını gördüm.'
 
Müslim, Büyû 40 (1528).
 
224 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir sefer sırasında Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'le beraber bulunuyorduk. Ben Hz. Ömer'e ait, yüke yeni alıştırılan henüz zabtı zor bir devenin üzerindeydim. Deve dik başlılık edip cemaatin önüne önüne giderdi. Babam Ömer (radıyallahu anh) devenin bu davranışından üzülür, onu tekrar geriye atardı. Bana da: 'Devene sâhib ol, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın önüne geçmesin' derdi. Sonunda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
-Ey Ömer, onu bana sat dedi.
 
-Pekâla o senin olsun ey Allah'ın Resûlü!' dedi. Böylece deveyi Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) ondan satın almış oldu. Sonra da Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana dönerek: 'Ey Abdullah, deveyi sana bağışladım, artık o senindir, onu istediğin gibi kullan' dedi.
 
Buhârî, Büyû 47, Hibe 25.
 
MEYVELERİN VE EKİNLERİN SATIŞINA DAİR
 
225 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) şöyle emretti: 'Ağaçların üzerinde o yılın meyveleri (olgunlaşmaya) sâlih olduğu (kızarmak, sararmak sûretiyle) zâhir olana kadar, meyveleri satmayın. Yaş hurmayı kuru hurma karşılığında da satmayın.'
 
Yine Abdullah İbnu Ömer, Zeyd İbnu Sabit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yaş hurmayı kurusu ile değiştirmeyi yasakladıktan sonra, ariyyenin (muayyen bir ağacın başındaki yaş hurmayı) yerdeki yaş veya kuru hurma ile tebdiline müsaade buyurdu. Bu çeşit bir değiş tokuşa başka alım-satımlarda müsaade buyurmadı.' İbnu Ömer'e meyvenin sâlih olarak ortaya çıkması nedir? diye sorulunca şu cevabı verirdi: 'Meyvenin afete uğrayarak zarar görme tehlikesini atlatmasıdır.'
 
Buhârî, Büyû 82-87, Müsâkat 17, Selem 4; Müslim, Büyû 51, 59, 79, (1534, 1535, 1539); Ebu Dâvud, Büyû 20, (3361); Nesâî, Büyû 28 (7, 262-263), 40 (7, 270-271), Eymân 45 (7, 33); İbnu Mâce, Ticarât 32, (2214-2215); Muvatta, Büyû 10, (2, 618).
 
226 - Buhârî'nin dışındaki müelliflerin kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denir: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) meyvesi olgunlaşıncaya kadar hurmayı, dânesi beyazlaşıp afetten emin oluncaya kadar başağı satmaktan men etti. Bu muameleden satıcı da alıcı da yasaklanmıştır.
 
Müslim, Büyû 50, (1535); Ebu Dâvud, Büyû 23, (3368); Tirmizî, Büyû 15, (1226-1227); Nesâî, Büyû 40, (7, 270, 271); İbnu Mâce, Ticarât 32, (2214-2215).
 
227 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) olgunlaşmazdan önce meyvenin ağacın başında iken satılmasını yasakladı. Kendisine (aleyhissalâtu vesselâm) meyvenin olgunlaşması ile ne kastediliyor? diye sorulunca: 'Onun kızarması ve sararmasıdır' diye açıkladı ve ilave etti: 'Cenâb-ı Hakk bir âfet vererek meyveye mâni olacak olsa, kardeşinden aldığın parayı nasıl helâl addedeceksin?'
 
Buhârî, Büyû' 83, Selem 4; Müslim, Müsâkat 15-17 (1555), Büyû 49, 50 (1534-1554); Muvatta, Büyû 11 (2, 618); Ebu Dâvud, Büyû 23, (3367); İbnu Mâce, Ticarât 61, (2284).
 
228 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) alacalanmazdan önce meyvenin satılmasını yasakladı. 'Meyvenin alacalanması nedir?' diye sorulunca: 'Kızarması, sararması ve yenir hâle gelmesidir' diye açıkladı.
 
Buh
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N