SEMA ÖNER
Tarih: 31.05.2023 14:16
Günün yazısı
[14/1 13:51] Annem: Bir Ayet:
(Sad)akalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, (Sad)akaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah'ın kesin buyru
(Tevbe, 9/60)
Bir Hadis:
Her iyilik sadakadır. Mümin kardeşini güler yüz ile karşılaman da kendi kabındaki şeyden ihtiyacı olan birinin kabına aktarman da bir iyiliktir.
(Tirmizî, 'Birr', 45)
Bir Dua:
Allah'ım! Seni zikretme, Sana şükretme ve Sana güzelce kulluk edebilmem hususunda bana yardım eyle.
(Ebû Dâvud, 'Vitir', 26)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[14/1 13:51] Annem: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Allah’ım! Seni zikretme, Sana şükretme ve Sana güzelce kulluk edebilmem hususunda bana yardım eyle. (Ebû Dâvud, Vitir, 26)
Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah’ın kesin buyruğu b
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
Hz. Süleyman’ın (a.s.) Mülkü
Allah Tealâ, Hz. Dâvûd’a göz aydınlığı olacak bir evlat bahşetmiş, o da evladına “doğru, dürüst, kusursuz” manalarına gelen “selim”in eş anlamlısı Süleyman ismini koymuştu. Kur’an-ı Kerim’de, “O ne güzel bir kuldu. Doğrusu o, daima Allah’a yönelirdi.” (Sâd, 38/30) ifadeleriyle övülen Hz. Süleyman (a.s.), kendisine ilim verilen, kuş dili öğretilen, karıncaların dilinden anlayan, rüzgara ve cinlere hükmedebilen, kendisine her şeyden nasip verilen bir peygamberdi.
Hz. Süleyman babasının vasiyetine uyarak Kudüs’te Beyt-i Makdis’i inşa ettirdiğinde şöyle dua etmişti: “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” (Sâd, 38/35)Bu duayı kabul eden Yüce Allah, Hz. Süleyman’a (a.s.) tarihte benzerine rastlanmayacak görkemli bir hükümdarlık bahşetti. Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu, döneminin göz alıcı sanat sarayı ile o, benzeri görülmemiş bir mülkün hakimi oldu.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[14/1 13:51] Annem: Onların kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah'a karşı duydukları korkudan daha baskındır. Bu onların anlamaz bir toplum olmaları sebebiyledir. - Haşr - 13. Ayet
[14/1 13:51] Annem: Kişinin imtihanı, ailesi, malı, çocuğu ve komşusu iledir. Namaz, oruç, sadaka ve (iyiliği) emredip (kötülükten) sakındırma, işte bu imtihan için kefaret olur. - Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 4
[14/1 13:51] Annem: “Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder…” - Nisâ, 4/17
[14/1 13:52] Annem: “Salih amel”, din dilindeki yaygın kullanımı ile öncelikle Allah Teala’ya ibadet ve taatte bulunmak, Allah’ın kullarının yararına faydalı işler demektir. Kur’an’da Allah’ın rızası gözetilerek yapılmış olan her türlü iyi, güzel ve yararlı iş, “sâlihât” olarak geçmekte, bu işleri yapan kimseler de, “salihler” olarak anılmaktadır. Salih kimseler dünyada nasıl örnek gösterilmişse, ahirette de en kazançlı çıkanların başında olacaklardır. Kur’an’da bu kimseler, “Allah’ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlarla, şehitlerle beraber” (Nisâ, 4/69) arasında anılmışlardır. Allah Resûlü de, onların nail olacağı mükâfatları Yüce Yaratıcı’nın dilinden şöyle ifade etmiştir: “Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler hazırladım.” (Müslim, Cennet, Sıfâtü Nâimihâ ve Ehlihâ, 2). Nitekim daima salihlerle beraber olmayı arzulayan Hz. Peygamber, gerçek dostunun ancak Allah Teala ve salih mü’minler olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, Edeb, 14). - SALİH KULLAR
[14/1 13:52] Annem: HESABI İLK SORULACAK İBÂDET
Kulların ilk önce hesaba çekilecekleri şey Allâh (c.c.)’a imân edip etmedikleridir. Eğer imân etmişlerse bundan sonraki aşamada imânın gereklerini yerine getirip getirmedikleri hususunda hesaba çekileceklerdir.
İmândan sonraki aşamada imânın bir gereği olarak kullardan istenen ilk şey namazdır ki bu ibâdet kulların üzerinden kesinlikle düşmeyen ve daima edâ etmesi gereken sorumluluktur. Hac ibâdeti insanın sağlığının bozulmasından veya ekonomik gücünün olmamasından ötürü üzerinden düşebilir. Oruç ibâdeti hastalık yahut seferi olması dolayısıyla yine kulların üzerinden düşebilir. Aynı şekilde zekât ibâdeti de zekâta tabi malının olmamasından dolayı üzerinden düşebilir. Ömründe bir defa olsun Kelime-i Şahadet’i ikrâr eden kimse de bu farzı yerine getirmiş olur. Oysa namaz ibâdeti, hastalıkta, sağlıkta, zenginlikte, fakirlikte, gençlikte, yaşlılıkta, seferde, hazarda, her türlü şartlarda Allâh (c.c.)’a imânın gereği olarak yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Kesinlikle kulun üzerinden düşmez. İşte bu nedenledir ki eğer insanın namazı eksiksiz çıkarsa diğer âmellerinin hesabı çok kolay olacaktır.
Günâhkâr müminler ise dünyada iken işledikleri mâsiyetlere göre hesaba çekileceklerdir. Dünyada iken işlediği iyiliklerin kötülüklerin ve de Allâh (c.c.)’un ona ihsan ettiği nimetlerin yazılı olduğu kitabı kendisine verilecektir. Allâh (c.c.)’un fazlından ve rahmetinden uzak olarak hesaba çekilecekleri için önce isyanlarının karşılığı olan azâbı çekmek için cehenneme girerler, daha sonra da cennete idhâl olunurlar. Allâhü Teâlâ’nın şu âyet-i kerimede istisna tuttuğu kimseler onlardır: “Rabbinin dilediği hariç...” (Hûd s. 107)
Bu âyette yapılan istisna, azâbın sonraki aşamasını ihtivâ etmektedir. Yani küfür veya mâsiyetlerinden dolayı bedbaht olanlar hep birlikte ve aynı anda azâp görmeye başlayacaklar fakat daha sonraki aşamada günâhkâr olanlar cehennemde ebedi olarak kalmayacaklar, Allâh (c.c.)’un engin rahmetiyle cehennemden çıkarılacak ve cennete girdirileceklerdir.
(İmâm Şarani, Ölüm-Kıyâmet-Ahiret, s.115-116)
[14/1 13:53] Annem: HÂTIRA................... TÜRKİYE MUHTEŞEM
Futbolcu DeAndre Yedlin, Seattle'da orta sınıf bir Yahudi evinde büyüdü. Budizm ve reenkarnasyon fikrini benimsedi. Biraz Kızılderili kanı taşıyan yarı beyaz, yarı Afrikalı Amerikalı olan DeAndre Yedlin, Galatasaray'a İngiliz ekibi Newcastle United takımından, ABD'nin Inter Miami takımına transfer oldu. Türkiye deneyimini ünlü Amerikan televizyon kanalı ESPN'e özetle şöyle anlattı:
“Türkiye muhteşem bir ülke. İstanbul muhteşem bir şehir. Aşık oldum. Burayı çok sevdim. Yaklaşık bir yıl (2021) geçirdim. Her sabah 6’da gümbürdeyen koca şehre, yabancı bir dilin alışılmadık ritimlerine, sokaklarda yankılanan ezanlara hayretle uyandım. Bu deneyimleri yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. İnsanların uçakta Müslümanları gördüğü ve çıldırdığı ülkemdeki İslâmofobi'den, her blokta câmi gördüğüm bir yere gelmek inanılmaz. Okuduğum kitaplar arasında Kur'ân-ı kerîm de var.
Galatasaray için oynamak, Premier Lig'de Newcastle veya Sunderland'de oynamaktan farklıydı. Süper Lig maçları da yaşadığım hiçbir yere benzemiyor. İzlenmesi en heyecan verici liglerden biri olduğunu düşünüyorum. Maçlardaki seyirciler çok çılgın. İstanbul'un neresine gitsem biri beni tanıdı. O kadar çok Galatasaraylı taraftar var ki, hepsinin söyleyecek bir şeyi var. Galatasaray kazanamayınca susmak daha iyi. Kaybetmesinin ardından eve dönüş uçağı cenaze gibi olurdu...”
Basın: 30.01.2022
ZEKÂ BULMACASI........GECE BEKÇİLERİ
Bir mahallede yukarıda görüldüğü şekilde; 6 bekçi, çizgilerle gösterilen sokakları kontrol etmektedir. Bu bekçileri öyle köşelere yerleştirin ki; her sokağı kontrol edebilsinler.
14.01.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[14/1 13:53] Annem: Günün Ayeti
Kıyametin kopacağı gün, işte o gün mü’minler ve kâfirler birbirinden ayrılacaklardır.
(Rûm, 30/14)
[14/1 13:53] Annem: Günün Hadisi
İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: Utanmazsan dilediğini yap! sözüdür.
(Al-Bukhari, Abu Dawud)
[14/1 13:53] Annem: Günün Duası
Allahım yaşadığımız hayat boyunca bizlere hayatın sıhhatlisini, rızkın bereketlisini, kalbin şefkatli ve merhametlisini, ölürken ölümün beşaretlisini, öldükten sonra da kabrin saadetlisini nasip eyle!
[14/1 13:53] Annem: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Vedüd
Müminleri çok seven, kulları tarafından çok sevilen
[14/1 13:53] Annem: Günün Hikayesi
Bereketi Bol Yemek
Hz. Cabir r.a.’dan gelen bir rivayete göre, Rasulullah s.a.v. bir zaman yiyecek bir şey bulamadığından birkaç gün aç kalmış, bu durum kendisine pek zor gelmişti. Bir yiyecek bulma ümidiyle eşlerinin hanelerini dolaşmış, fakat hiçbirinin yanında yiyecek bir şey bulamamıştı. Nihayet kızı Fatıma’ya gidip: “Kızım, sende yiyebileceğim bir şey var mı? Çok acıktım.” dedi. Fatıma r.a. boynunu bükerek: “Sana canım feda olsun babacığım. Bende de yiyecek bir şey yok!” dedi.
Rasulullah s.a.v. onun yanından ayrıldıktan sonra komşu bir kadın Hz. Fatıma’ya iki ekmek ile bir parça et gönderdi. Fatıma r.a. onları bir tencereye koyup bekletti. “Vallahi ben bunu Rasulullah için kendime ve çocuklarıma tercih ederim” diyerek oğullarından birini Allah Rasulü’nü çağırmaya gönderdi. Rasulullah dönüp gelince Hz. Fatıma babasına:
-Canım sana feda olsun. Allah bize bir şey gönderdi, ben de onu sana bıraktım, dedi.
Rasulullah da:
“Getir kızım, buyurdu.
Hz. Fatıma tencereyi getirip kapağı açınca içinin et ve ekmekle dolu olduğunu gördü. Şaşırıp kaldı, bunun Allah tarafından bir bereket olduğunu anladı. Allah’a hamdederek Rasulü’ne salavat getirdi. Yemek tenceresini babası Rasulullah s.a.v.’in önüne koydu. O da yemeğin halini görünce Allah’a hamdetti ve:
-Kızım bu sana nereden geldi? dedi.
Fatıma r.a. ise: “O Allah tarafındandır, şüphesiz Allah dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır” (Âli İmran, 37) ayetini okudu.
Peygamber s.a.v. Allah’a hamdederek dedi ki: “Seni İsrail oğullarının en üstün kadını (Hz. Meryem) benzeri yaratan Allah’a hamdolsun, ey kızım! Çünkü o da Allah kendisine bir rızık gönderdiği zaman, bunun nereden geldiği sorulunca: O Allah tarafındandır, şüphesiz Allah dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır, derdi.”
Sonra Rasulullah s.a.v., yemeğe çağırması için Hz. Ali’ye birini gönderdi. Ardından Allah Rasulü o yemekten yedi. Ali, Fatıma, Hasan Hüseyin ve Peygamber eşleri ve bütün ehl-i beyti doyuncaya kadar yediler. Hz. Fatıma der ki: “Kap dolusu yemek hâlâ olduğu gibi duruyordu! Ben o artan yemeği komşulara da dağıttım. Allah o yemeğe tükenmez bir bereket ve bol hayır vermişti.”
[14/1 13:53] Annem: Güzel ahlâk, Allah Teâlâ’nın,’Resûlüm, sen af yolunu tut, iyi olan şeyleri emret ve cahillerden yüz çevir’ (A‘râf 7/199) âyetinde Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] için tercih ettiği ahlâktır. Ebû Hafs el-Haddâd [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[14/1 13:54] Annem: İmanın Kısımları
İman, icmâlî iman ve tafsilî iman olmak üzere iki kısma ayrılır.
İcmâlî iman, iman edilecek şeylere kısa ve topluca iman etmek demektir ki bu, kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet ile ifade edilir. Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed [sallallahu aleyhi vesellem] Allah’ın elçisidir diyen kimse iman edip müslüman olur.
Tafsilî iman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, sevap ve cezaya, kazâ ve kadere; Kitap ve Sünnet ile Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi vesellem] Allah tarafından tebliğ ettiği ve tevâtür yoluyla sabit olan kesin haber ve hükümlerinin her birine ayrı ayrı iman etmek demektir. Ayrıca, delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkiniyle meydana gelen imana taklidî iman ; delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkikî iman denmiştir. Aslolan her müslümanın tahkikî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır.
Semerkand Takvimi
[14/1 13:54] Annem: “Hiç biriniz ölümü istemeyin. Ölüm kendiliğinden gelmeden önce öleyim diye dua etmesin. İnsan ölünce ameli kesilmiş olur. Gerçek şu ki mü’mine ömrünün uzun oluşu hayatta kalması iyiliklerini çoğaltır.”
(Müslim, Zikir 13)
[14/1 13:54] Annem: Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
eş-ŞÛRÂ Sûresi 50.Ayet
[14/1 13:54] Annem: BAZI NÂFİLE
NAMAZLAR
Farz namazları kılmakla beraber, nâfile olarak evvâbîn,
teheccüd, duhâ ve tesbih namazlarını da kılmaya
gayret etmelidir. Çünkü bunlarda sayılamayacak
kadar büyük sevap vardır. Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı
Hak: “Kulum farzlarla benim azâbımdan kurtulur,
nâfilelerle de bana yaklaşır.” buyuruyor.
Evvâbîn Namazı
Evvâbîn namazında yüz hasene (ilâhî ihsan) vardır.
Cenâb-ı Hak bunun yetmişbeşini âhirette, yirmibeşini
de dünyada verir. Evvâbîn namazını kılmaya devam
edenler mahşer sıkıntısı çekmezler.
Evvâbîn namazı akşam namazından sonra 2 rek’atta
bir selam ile 6 rek’at olarak kılınır
Duhâ Namazı
Duhâ namazında da yüz sevap vardır. Cenâb-ı Hak
bunun yetmişbeşini dünyada, yirmibeşini âhirette verir.
Duhâ namazı kılmaya devam edenler dünya sıkıntısı
çekmezler.
Duhâ namazı, güneş doğduktan 45 dakika sonra 2
rek’atta bir selam ile 6 rek’at olarak kılınır.
Teheccüd Namazı
Teheccüd namazının sevâbı hudutsuzdur. Kılmaya
devam edenlerin duâsı kabul, dereceleri yüksek olur.
Resûlüllâh Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in hiç
terketmediği bir namazdır. Bu da 2 rek’atta bir selam
ile 6 rek’at olarak teheccüd vaktinde kılınır. Teheccüd
vakti, geceyarısı yani, öğlenin girdiği vaktin zıddıdır, imsak
vaktine kadar devam eder. Mesela: Gündüz öğle
vakti saat 12.00’de ise gece saat 12.00’de teheccüd
vakti giriyor demektir.
Bu namazların niyetleri ve kılınışı “Mübârek Gün ve
Gecelerde Yapılması Tavsiye edilen DUÂ ve İBÂDETLER”
kitabımızda izah edilmiştir....Daha az
[14/1 13:55] Annem: ATEŞİN YAKMADIĞI PEYGAMBER: HZ. İBRAHİM
Hz. İbrahim'in putperest kavmine karşı verdiği tevhit müca- delesi Kur'an-ı Kerim’de şöyle anlatılır: Hz. İbrahim, taptık- ları putların ne kadar aciz ve işe yaramaz olduğunu kavmine göstermek üzere fırsat kollar.
Bir bayram günü halk şenlik için şehir dışına çıkınca put ha- neye girerek en büyük put dışındaki bütün putları kırar. Kavmi döndüğünde durumu görüp O’nu sorguya çeker, O da, 'Belki de şu büyükleri yapmıştır, ona sorun' der.
Nihayet putperest toplum Hz. İbrahim'i ateşe atmak suretiyle cezalandırmaya kalkışır. Ancak Allah'ın, 'Ey ateş, İbrahim'e karşı serinlik ve esenlik ol' emri üzerine ateş Hz. İbrahim'i yak- maz (Enbiyâ, 21/52-72).
İBRAHİM SÛRESİ
Kur'an’ın ondördüncü sûresidir. 52 âyetten oluşmaktadır. 28 ve 29. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir.
Hz. İbrahim'in duasını içer- mesi ve İbrahim (a.s.) ve aile- sinden söz edilmesi sebebiyle sûreye bu ad verilmiştir.
Sûrede başlıca; temel iman esaslarını teşkil eden Allah'a iman, peygamberlere iman, öl- dükten sonra dirilme ve benzeri konular işlenmektedir.
ÖZLÜ SÖZ
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın. (Şeyh Edebali)
[14/1 13:55] Annem: Tarihte Bugün
• Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1211 Sayılı Kanunla Kuruldu 1970
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[14/1 13:55] Annem: Günün Ayeti
“Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey mü’minler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Allah her şeye kâdirdir.”
Bakara 148
[14/1 13:55] Annem: Günün Hadisi
“Merhamet edene Rahmân da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”
Ebû Dâvûd, Edeb, 58
[14/1 13:55] Annem: OCAK AYINDA YAPILACAK İŞLER
Meyvecilik
* Ekolojik ve iklim koşullar göz önüne alınarak budama işlemi yapılır. Çiftlik gübresi sonbaharda verilmemiş ise bu ayda mutlaka verilmelidir. . Kışı meyve ağaçlarında geçiren zararlılara karşı ilaçlama mutlaka yapılmalıdır. Yeni bağ tesisi yapılacak yerlere kirizma yapılır.
Sebzecilik
* Toprakta kalan ürün artıkları, zararlılara yataklık edeceğinden boş zamanlarda bunlar toplanıp yok edilir. Ocağın ikinci haftasından itibaren hasadı tamamlanan yazlık sebze yerleri temizlenir.
* Kışlık sebzelerden ıspanak, karnabahar, turp, kereviz, havuç lahana, marul ve pırasanın hasadına devam edilir.
* Çökerten hastalığına karşı, sebze tohumları ve fidelikler ilaçlanır.
* Örtüaltı tek ürün turfanda üretiminde sulama ile birlikte üst gübresi verilir.
* Örtüaltı yetiştiriciliğinde, koltuk alma, tepe alma gibi işlemlere devam edilir.
Tarla Bitkileri
* Mücadeleyi gerektiren zararlı varsa (tarla faresi gibi) mücadelesi yapılır.
* Sanayi bitkilerinin ilkbahar ekilişleri için toprak işleme alınır. Tohumlukların sağlanmasına çalışılır.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[14/1 13:56] Annem: Derler ki: Ümeyye’den Hişâm’ın
Devrinde, yakınlarında Şâm’ın,
Üç yıl ekin olmamış kuraktan.
Can kaydına düşmüş artık urban .
Her hayme mezâr olup kapanmış:
Altında beş on kadîd uzanmış!
Bakmış ki meşâyih-i kabâil :
Sıyrılmayacak bu derd-i hâil;
Bir karyede toplanıp, demişler:
Durdukça helâkimiz mukarrer.
Mâdem ki şüyûhuyuz bu halkın,
Kalkın gidelim Hişâm’a, kalkın.
Bir duysa Halîfe’miz bu hâli;
Var merhamet etmek ihtimâli.
Hiç ak sakalıyla bir alay pîr,
Eyler de Emîr’e hâli tasvir,
Görmez mi o, halkı rahme şâyan?
Sultansa da taş değil ya: İnsan!
Teklîfi kabûl eder bütün nâs ;
Derler, yalınız: “Bulunsa Dirvâs.
Sinnen daha pek çocuktur amma
Olmaz o kadar talâkat aslâ.”
Vaktâ ki girer şüyûh Şâm’a,
Derhâl haber gider Hîşâm’a:
Derler ki, beş on kabîle geldi.
Der: Gelsinler sarâya şimdi.
Birlikte çocuk dalar huzûra,
Evvelce duâ eder de sonra,
Hiç pervâsız girer kelâma ...
Lâkin bu tuhaf gelir Hişâm’a:
Der: Sus a çocuk, büyük dururken,
Söz sâdır olur mu hiç küçükten?
Dirvâs o zaman kelâmı tekrar
Teshîr ile der: “Nedir bu âzâr!
Mikyâsı mıdır zekâvetin sin ?
Dirvas’ı çocuk mu zannedersin?
Bir dinle de sonra gör çocuk mu?
İnsâf nedir o sizde yok mu?
Ben söyleyeyim de bir efendim,
Susturmak elindedir efendim.”
Dirvâs bakar Melik’te ses yok;
Mecliste değil ki ses, nefes yok;
Mu’tâdı olan talâkatıyle
Başlar söze eski şiddetiyle:
“Üç yıl mütemâdiyen kuraklar,
Emsâli görülmemiş sıcaklar,
Sâmânımızı kuruttu gitti;
Mezrûâtın umûmu bitti.
Binlerce çadır kapandı kaldı,
Çöl, mahşer-i mevt şekli aldı!
Şehrîleri besleyen kabâil,
Köy köy geziyor zelîl ü sâil!
Hâtemlere cûd eden o urban,
Nan-pâreye can verir bugün, can!
Çıplakları giydiren de üryan,
Gömleksizdir zükûr ü nisvân !
Açlık ecelin zahîri oldu:
Baştan başa çöl cesedle doldu.
Her kûşede bin acıklı feryâd...
Yok bir yerden sadâ-yı imdâd.
Şubbân bütün ihtiyâra döndü!
Pîrân görsen, mezâra döndü!
Yok vâlidelerde süt ki: Tutsun,
Evlâdını emzirip uyutsun.
Zannım, bize münfail ki Mevlâ:
Bir bâdiye halkı yandı, hâlâ,
Bir damla su inmiyor semâdan,
Şebnem bile düşmüyor duâdan!
Binlerce duâya bir icâbet
Göstermedi bârgâh-ı rahmet.
Artık sana ilticâya geldik,
Reddetmez isen ricâya geldik:
Görmekteyiz ey Emîr-i âdil,
-İnkârı bunun değil ya kâbil -
Yok sendeki ihtişâma pâyân;
Bizlerse alay alay sefîlân!
Bir yanda demek ki fazla var çok;
Hayfâ ki öbür tarafta hiç yok.
Öyleyse biraz tevâzün ister.
Evvel beni dinle, sonra hak ver:
Nerden buldun bu ihtişâmı?
Halkın mı, senin mi, Hâlik’ın mı?
Allah’ın ise eğer bu servet,
Bizler de onun kuluyken, elbet
Bir pay talebinde hakkımız var...
İnsâf olamaz bu hakkı inkar.
Halkınsa şu bî-nihâyet emvâl ;
Ver, etme hukûk-i gayrı pâmâl.
Yok; böyle de olmayıp da kendi
Mâlin ise -çünkü fazla- şimdi
Bî-vâyelere tasadduk eyle...
Dördüncüsü varsa haydi söyle!”
Mebhût ederek bu söz Hişâm’ı,
Huzzâra demiş: “Görün kelâmı!
Yok bende cevâb-ı redde kudret...
Hayret, bu civan-dehâya hayret!
İcâb ediyor ki şimdi insâf:
Mes’ûlü hemen olunsun is’âf .”
[14/1 14:06] Annem: “Ey Muhammed! Şüphesiz ki biz seni, müjdeleyici ve uyarıcı bir peygamber olmak üzere, bütün insanlara gönderdik.”[41]
“Ey Muhammed! De ki: Bana şöyle vahyolundu: Cinlerden bir zümre (benim Kur’an okuyuşumu) dinlemiş ve şöyle demiştir: Biz hay-
ranlık veren ve doğru yola götüren bir Kur’an dinledik. Biz de ona iman ettik.”[42]
bc) İnsan bedenle ruhtan oluşan bir varlıktır. Kişiyi dünya ve âhiret saadetine eriştirmeyi gaye edinen hak din İslâmiyet onun hem
bedenini hem de ruhunu hedef almıştır. O, gerek fert ve aile hayatının, gerek toplum ve millet hayatının huzur ve sükûn içinde devam
edebilmesi için gerekli hükümleri koymuştur. Bunun yanında kişinin ruhî ihtiyaçlarını da nazarı itibara almış, ruhun yücelişi ve dolayısıyla
ebedî saadetin elde edilişi yolunda uyulacak kuralları göstermiştir. Böylece Müslümanlık, Yahudiliğin dünya dini ve Hıristiyanlığın âhiret
dini olması yanında, hem dünya hem de âhiret dini olma vasfını kazanmıştır.
bd) İslâm dinine göre akıl, Allah’ın büyük bir lûtfudur. İnsan, sahip olduğu bu eşsiz nimet sayesinde bizzat kendi mevcudiyetinin şuuru-
na erer, etrafını saran tabiatı tanır. O, buradan hareket ederek ulu yaratıcının varlığını idrak eder, ilahî hitaba mazhar olur, peygamberlerin
tebligatını kavrar. Şu halde akıl ilahî bir hüccettir, bir kılavuz ve bir belgedir. Peygamberlerin insanlara getirdikleri mesaj, yani vahiy de bir
hüccettir. Cenâb-ı Hakk’ın iki hücceti arasında çelişki bulunamayacağına göre hak din İslâmiyet’in hiçbir nassı ve hiçbir hükmü ilme aykırı
değildir. Başka bir deyişle din ile ilim arasında çekişme yoktur.
Ancak burada iki önemli noktaya işaret etmek yerinde olur: 1. Dine ait olduğu ileri sürülecek bir prensip veya hüküm, İslâmiyet’in sağ-
lam kaynaklarında, yani Kur’ân-ı Kerim’de veya sahih sünnette yer almalı, mânası da açık olarak anlaşılabilmelidir. 2. İlim namına ortaya
konulacak görüş, pozitif bilimlerin kesinlikle ispat ettiği, kanun haline getirdiği bir gerçek olmalıdır. Gerçeklikleri deney ve gözlemlerle
henüz ispat edilememiş teoriler veya felsefî yorumlar, dinî gerçeklerle karşı karşıya getirilmemelidir.
Pozitif ilimler ilerledikçe, kâinatı yaratan ve idare eden Allah Teâlâ’nın tabiata yerleştirdiği kanunlar keşfedildikçe, Kur’ân-ı Kerim’in
içerdiği ilmî gerçekler ve dolayısıyla İslâm’ın sahip olduğu yüce vasıflar daha iyi anlaşılmaktadır.
be) İslâmiyet’in “itidal dini” ve “fıtrat dini” oluşu da onun ana vasıflarından birini teşkil eder. Diğer semavî dinler mevcut şekilleriyle
bu önemli vasıftan yoksun görünmektedir. Bu dinlere ait nasslar ve bu nasslar etrafında yapılmış yorumlar incelendiği takdirde görülür ki,
gerek itikat ve ibadet konularında gerek beşerî münasebetleri düzenleyen hükümlerde, hatta tarihî olayların naklinde sık sık itidal noktası
terkedilmekte ve aşırılığın iki ucundan birine (ifrat veya tefrit) düşülmektedir.
Meselâ yahudiler, Hz. Meryem’i zina ile suçlamakta ve Îsâ aleyhisselâmı -peygamber olmak şöyle dursun- gayri meşru bir evlât say-
maktadır. Bu, büyük bir iftira ve haksız bir karalamadır (tefrit). Hıristiyanlar ise Meryem’i kutsallaştırmakta, Hz. Îsâ’ya da tanrılık nispet
etmektedir. Bu da asla tasvip edilmeyecek bir aşırılıktır (ifrat). İslâmiyet’e gelince, her ikisinin de beşer olduğunu ilân ettikten sonra Hz.
Meryem’i en nezih ifadelerle temize çıkarmakta, Hz. Îsâ’nın da büyük peygamberlerden biri olduğunu beyan etmektedir.[43]
Bilindiği üzere yahudiler kendi dinlerini bir dünya ve ticaret dini telakki etmiş, hatta yahudi olmayanları sömürmenin meşru oldu-
ğunu ileri sürmüşlerdir. Hıristiyanlık’ta ise asıl dindarlık, dünyadan el etek çekerek kendini ibadete vermektir. İslâm dinine gelince, bu
aşırı telakkilerin her ikisini de kaldırmış, orta yolu (itidal) ve insan yaratılışına (fıtrat) uygun olanı tercih etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle
buyurulur:
“Allah’ın sana verdiği imkânlar içinde âhiret saadetini kazanmaya çalış, fakat dünyadan sana ayrılan payı almayı da unutma.”[44]
Büyük muhaddis Ahmed b. Hanbel’in Ebû Ümâme’den naklettiği şu hadise konumuza ışık tutmaktadır: Resûlullah efendimizle birlikte
küçük çapta bir askerî yürüyüşe çıkmıştık, içimizden biri su birikintisinin yanından geçerken kendi kendine şöyle demiş: “İnsanların ara-
sından çekilip de şu suyun kenarına gelsem, ondan ve etrafındaki yeşillikten yararlanarak ibadetle meşgul olsam!” Nihayet bu sahâbî, fik-
rini Hz. Peygamber’e açmaya ve ondan gelecek emre göre hareket etmeye karar vermiş! Resûl-i Ekrem kendisini dinledikten sonra fikrini
beğenmediğini anlatmak üzere şöyle buyurmuştur: “Ben Yahudilik veya Hıristiyanlığı tebliğ etmek için gönderilmiş bir peygamber deği-
lim. Aksine ben orta yolu takip eden, selim yaratılışa uygun düşen, kolay ve yaşanabilir bir dini öğretmek için gönderildim. Muhammed’in
varlığı kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki Allah yolunda ve İslâm’ı yayma uğrunda bir sabah yürüyüşü, bir akşam gezintisi
dünyadan ve onun içinde bulunan her şeyden değerlidir. Yine yemin ederim ki sizden birinizin savaş saflarında yer alması, altmış yıllık
[41] Sebe’ 34/28.
[42] el-Cinn 72/1-2.
[43] Kur’ân-ı Kerim’de bu konuyla ilgili birçok âyet vardır. Meryem sûresinin16-35. âyetleri bunların bir kısmını teşkil eder.
[44] el-Kasas 28/77.
[14/1 14:07] Annem: Kendisinde ruh olan hiçbir canlıyı (atışlarınıza) hedef edinmeyin.
(Buhari, 5513; Müslim, 1956)
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
[14/1 14:07] Annem: Ravi: İbnu'z Zübeyr (ra)
Resulullah (sav), iki hasmın da kadı'nın önüne oturmasına hükmetmiştir.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Ebu Davud, Akdiye 8, (3588)
Hadisin Açıklaması:
Bu hadis, hasımlardan birinin gayr-ı müslim olmadığı müddetçe, davalı olsun davacı olsun, hâkimin önünde eşit seviyede oturmalarının teşrî edildiğine delildir. Biri gayr-i müslim olma halinde Müslüman daha yükseğe oturur
[14/1 14:07] Annem: Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: 'Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır'.
Kaynak: Müslim, Zühd 64, (2999)
Rivayet: Süheyb İbnu Sinan
[14/1 14:08] Annem: ADALETLİ DEVLET İDARECİSİ
“Şühesiz ki Allah adaleti ve iyilik yapmayı, yakınları karşı cömert olmayı emredip aklen ve dinen çirkin olan ve kötü görünen şeylerle, haksızlığı ve taşkınlığı yasaklıyor ve size böylece düşünesiniz diye öğüt veriyor.”...” (16 Nahl 90)
“Ey mü’minler her zaman ve zeminde hep insaflı olun ve inanalara eşit davranın. Şüphesiz Allah insaflı olan ve eşit davrananları sever.” (49 Hucurat 9)
659: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah yedi insanı arşının gölgesinde barındıracaktır.
1 - Adaletli devlet başkanı,
2 - Allah’a ibadet ve itaat ederek yetişen genç,
3 - Kalbi mescidlere bağlı kimse,
4 - Allah için sevişip bu uğurda bir araya gelip ayrılan kişiler,
5- Makam ve güzellik sahibi bir kadının zina çağrısını, ben Allah’tan korkarım diyerek reddeden kimse,
6- Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse,
7- Kendi başına kaldığında Allah’ı anarak gözyaşı akıtan kimse.
(Buhari, Ezan 36, Müslim, Zekat 91)
660: Abdullah ibni Amr ibni-l As (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ailesine ve idaresi altında bulunanlara adaletle hükmeden adil kimseler Allah katında nurdan koltuklar üzerine otururlar.” (Müslim İmara 18)
661 Avf ibni Malik (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken dinledim dedi. “İdarecilerinizin en hayırlısı sizi seven ve sizin tarafınızdan sevilen, size dua eden ve sizin duanızı alan kimselerdir. İdarecilerin en kötüsü de size karşı adil davranmadıklarından dolayı, siz onları sevmezseniz o da sizi sevmez, kendilerine lanet edersiniz o da size lanet eder. Buyurdu. Bunun üzerine: Ya Rasûlalah onlara karşı çıkıp tavır alalım mı? Diye sorduk. Bize iki kere şu cevabı verdi: “Hayır sizinle beraber namaz kıldıkları sürece onlara itaat ediniz. (Müslim İmara 65)
662 İyaz ibni Hımar (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurken dinledim dedi. “Cennettekiler üç sınıftır: Adil ve başarılı devlet başkanı, akrabasına ve müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli kişi ailesi kalabalık olduğu halde haram kazançtan uzak kalmaya çalışıp kimseden bir şey istemeyen adamdır. (Müslim Cennet 63)
[14/1 14:08] Annem: Ebû Zer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
'Kim bir adamı ey kâfir diye çağırır veya ona ey Allah'ın düşmanı derse, o adam da böyle değilse, bu söz, söyleyenin kendisine döner.'
Buhârî, Edeb 44; Müslim, Îmân 112
[14/1 14:08] Annem: “Allah’ım! Gizli olarak işlediğim günahlarımı, açıktan işlediğim günahlarımı, hatâen işlediğim ve bilerek yaptığım günahlarımı, bildiğim ve bilmediğim bütün günahlarımı bağışla.”
Hâkim, Deavât, No: 1880, I, 510
Müslümanca | İslam Ansiklopedisi
[14/1 14:09] Annem: Suffe Ashâbı
2018-05-25 Tarihinde Yayınlandı
“Suffe,” maddi-manevi varlık ve hayatlarını Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) hizmetine adamış olan sahabilerin oturdukları mekânın adıdır. Mescid-i Saadet’in arkasında ev, aile, mal ve mülk ile ilgisi bulunmayan bu yıldız sahabiler için inşa edilmiş bir yerdir. Bu mütevazi mekânda yaşayan Suffe Ashâbı’nın eğitim ve talimiyle Peygamber Efendimiz bizzat ilgilenmişlerdir. Kur’ân’ın cihanı kuşatan prensip ve hakikatlerini önce Suffe Ashâbı’na öğretmişlerdir. Suffe Ashâbı’nın bütün vakti ilim, tefekkür ve ibadetle geçmiştir. Mukaddes dava uğrunda hayatı hiçe sayan bu mücahitler, Kur’ân’a sözle karşılık veremeyince kılıçla saldıran müşriklere karşı cihat ederek şehadet gibi yüce bir makama ermişlerdir. Bir tebliğ ve cihat hizmeti olunca Peygamber Efendimiz ilk evvela Suffe Ashâbı’ndan seçmiştir.
Suffe Ashâbı’nı “Allah yoluna nefsini vakfetmiş talebeler” olarak vasıflandıran Elmalılı Hamdi Yazır özetle şöyle der:
“Bundan dolayı, İslam âleminde medreseler camilerin yanına yapılır ve medreselerde okuyan talabelerden Ashâb-ı Suffe’nin yolundan gitmeleri beklenir: İlim tahsili, ibadet, din uğrunda her türlü meşakkate tahammül ile iffeti muhafaza, dinin neşrine hizmet, icabında cihat…”[1]
Mukaddes çileyi sahabileriyle paylaşan Sevgili Peygamberimizin yanından hiç ayrılmayan, onun nurlu sohbetiyle yükselen Suffe Ashâbı, ondan büyük feragat dersi almıştır.
Suffe Ashâbı’nın sayısı hakkında kesin bir rakam yoktur. Sayıları zaman zaman artar ve eksilirdi. Bir kısmı Peygamberimizin müsaadesiyle evlenir, bir kısmı vefat eder, bir kısmı da tebliğ vazifesiyle başka beldelere giderdi. Bununla birlikte sayılarının 100 ile 400 arasında değiştiği bilinmektedir.
________________________
[1]Hak Dini Kur’ân Dili, 2: 9 40.
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —