Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 14:01
Günün yazısı
[3/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: “Bunlardan sonra öyle bir topluluk gelir ki kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik ederler, hainlik ederler kendilerine itimat edilmez, bir adakta bulunurlar fakat yerine getirmezler, başka bir düşünceleri olmadığı sadece yiyip içmeyi düşündükleri için onlarda şişmanlık baş gösterir.”
(Buhari Şehâdât 9, Müslim Fedâil-üs-sahâbe 214)
[3/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: (Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).
Kıyâmet Sûresi 2.Ayet
[3/5 22:17] Ömer Tarık Yılmaz: OTUZİKİ FARZ
imânın şartları :
İslâm’ın şartları :
Guslün farzları :
Abdestin farzları :
Teyemmümün farzları :
Namazın farzları :
Altı
Beş
Üç
Dört
İki
Oniki
Yekûn : Otuz iki
Îmânın Şartları
1- Allâhü Teâlâ’ya inanmak,
2- Meleklerine inanmak,
3- Kitaplarına inanmak,
4- Peygamberlerine inanmak,
5- Âhiret gününe; öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna
inanmak,
6- Kadere; hayır ve şerrin Allâh’ın bilip dilemesi ve
yaratması ile olduğuna inanmaktır.
İslâm’ın Şartları
1- Kelime-i şehâdet getirmek,
2- Namaz kılmak,
3- Zekât vermek,
4- Ramazan orucunu tutmak,
5- Hacca gitmek
Guslün Farzları
1- Ağzına su vermek,
2- Burnuna su vermek,
3- Bütün bedenini yıkamak.
Abdestin Farzları
1- Yüzünü yıkamak,
2- Ellerini dirsekleriyle beraber yıkamak,
3- Başının dörtte birini meshetmek,
4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.
Teyemmümün Farzları
1- Niyet,
2- İki darb ve meshetmek.
Namazın Farzları
Dışında olanlar:
1- Hadesten tahâret,
2- Necâsetten tahâret,
3- Setr-i avret,
4- İstikbâl-i Kıble,
5- Vakit,
6- Niyet.
İçinde olanlar:
1- İftitah tekbîri,
2- Kıyâm,
3- Kırâat,
4- Rükû,
5- Secde,
6- Kâde-i ahîre....Daha az
[4/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: 79 - Allah azze ve celle'nin: «Yemin Olsun ki, Onu Bir Başka İnişte de Gördü» Âyet-i Kerimesinin Manası ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in İsra Gecesi Rabbini Görüp Görmediği Bâbı
453- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Ali b. Müshir, Abdulmelik' ten, o da Âtâ'dan, o da Ebû Hüreyre'den rivâyet etti. Ebû Hüreyre:
«Yemin olsun ki, onu bir başka inişte de gördü.» âyet-i kerimesi hakkında «O Cibrîl-i gördü» demiştir.
454- Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs' Abdulmelik'ten, o da Âtâ'dan, o da İbn Abbâs'tan naklen rivâyet ettiki İbn Abbâs:
«Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu kalbi ile gördü» demiş.
455- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Sa'id el-Eşecc hep birden Veki'den rivâyet ettiler. Eşecc dedi ki: Bize Vekî' rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize A'meş, Ziyad b. Husayn Ebû Cehme'den, o da Ebû'l-Âli-ye'den, o da İbn Abbâs'tan naklen rivâyet etti ki İbn Abbâs:
«Onun gördüğünü gönül yalanlamadı, yemin olsun ki, onu bir başka inişte de gördü.» âyetleri hakkında onu kalbi ile iki defa gördü demiştir.
456- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hafs b. Gıyâs A'meş'ten rivâyet etti. A'meş: Bize Ebû Cebine bu isnadla rivâyet etti demiş.
457- Bana Zuheyr b. Harb rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize İsmail b. İbrahim Dâvûd'tan, o da Şa'bi'den, o da Mesruk'tan naklen rivâyet etti. Mesruk Şöyle dedi: Hazret-i Âişe'nin yanında dayanmış oturuyordum. Bana dedi ki:
— Ya Ebâ Âişe: Üç şey vardır, ki her kim onlardan birini söylerse Allah'ın Resûlüne büyük iftira atmış olur. Ben:
— Nedir onlar? dedim.
1 - «Herkim Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in rabbini gördüğünü söylerse Allah'ın Resûlüne büyük iftira atmış olur» dedi. Ben dayanmış vizayette idim. Hemen oturarak;
— Ya Ümmel mü'minin! Bana müsade buyur acele etme Allah azze ve celle:
«Yemin olsun ki, peygamber onu apaçık ufukta gördü.» «Yemin olsun ki, onu başka bir İnişte de gördü.» buyurmadı mı? dedim. Âişe (radıyallahu anhâ):
— Bu ümmetten bu meseleyi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ilk soran benim. Resûlü Ekrem
— «O ancak Cibrîl'dir. Ben onu şu iki defadan başka halk edildiği şekilde görmedim. Onu semadan inerken vücudunun büyüklüğü yer ile gök arasını kaplamış olarak gördüm.» Âişe (radıyallahü anha) (sözüne devamla):
— Hem sen Allah'ın (kendisi hakkında):
«Onu gözler idrak edemez ama o gözleri idrak eder. O lâtiftir, ha-birdir.» buyurduğunu işitmedinmi (yine) Teâlâ Hazretlerinin:
«Hiç bir insan için imkân yoktur ki, Allah onunla ya vahiy ile ye perde arkasından, yahut kendisine bir Resul göndererek onun izniyle, onun dilediğini vahiy buyurması şekillerinden başka bir suretle konuşmuş olsun. Çünkü Allah en yüksek ve en hakimdir.» buyurduğunu duymadın mı?
2 - «Her kim Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah'ın kitabından bir şey gizledi derse Allah'ın Resûlüne büyük iftira atmış olur. Halbuki Allah:
«Ey Resul! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah'ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın.» buyurmaktadır.
3 - «Her kim kendinin yarın olacak şeyleri haber verdiğini söylerse muhakkak Allah'a en büyük iftirada bulunmuştur. Halbuki Allah:
«De ki, göklerde ve yerlerde olanlar gaibi bilmezler. Ancak Allah bilir.» buyuruyor dedi.
458- Bize Muhammed b. el-Müsenna da rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Abdulvehhab rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Dâvûd bu isnadla İbn' Uleyye hadisi gibi rivâyette bulundu, o sunuda ziyade eyledi; Âişe dedi ki:
— Eğer Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine indirilen den bir şey gizliyecek olsaydı şu âyeti gizlerdi:
'Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de lutf-u ihsanda bulunduğun zata! Sen zevceni nikâhında tut, Allah'tan da kork diyordun da Allah'ın meydana çıkaracağı şeyi içinde g
[4/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: 80 - Peygamber Aleyhiseelamin: «O Bir Nur Onu Nasıl Göreyim!... Kavli İle Bir Nur Gördüm» Hadisi Hakkında Bir Bab
461- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Vekî', Yezid b. İbrahim' den, o da Katade'den, o da Abdullah b. Şaki' ten, o da Ebû Zerr'den naklen rivâyet etti. Ebû Zerr: Şöyle dedi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e:
— Rabbini gördün mü? diye sordum.
— «O bir nur, onu nasıl göreyim!» buyurdu.
462- Bize Muhammed b. Beşşar rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Muâz b. Hişam rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize babam rivâyet etti. H.
Bana Haccac b. eş-Şair de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize-Aftan b. Müslim rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Hemmam rivâyet etti. Bunların ikiside Katade'den, o da Abdullah b. Şakîk'ten naklen rivâyet etmişlerdir. Abdullah
Dedi ki: Ebû Zerr'e: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i görsem ona soracaktım dedim.
— Ona ne soracaktın? dedi.
— Rabbini gördün mü? diye soracaktım dedim. Ebû Zerr:
— Ben sordum: «Bir nur gördüm» buyurdu dedi:
[4/5 21:07] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sizden birinin, benden rivayet edilen hadisleri, rahat koltuğuna kurulmuş vaziyette dinleyip: '(Rivayeti bırak! Bana) Kur'an'dan oku!' dediğini sakın duymayayım! Söylenen güzel sözü ben söylemişimdir.'
Kütüb-i Sitte
[4/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: 37. Ebu Musa el-Eş'ari(r.a.)'dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e abdest suyu getirdim.Abdest alırken 'Allah'ım! Günahımı bağışla,evime bolluk ver,rızkıma bereket ver' diye dua etti.Ben: Ya Rasûlullah! Böyle böyle dua ettiniz,dedim.O da: En kapsamlı dua idi; geriye ne bıraktı ki!Dedi.(Tirmizi-3500,Müsnedi Ahmed bin Hanbel-16599)
[4/5 21:08] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• Ebu Eyyüb El-Ensari’nin Vefatı 672
• Milli Eğitim Bakanlığı Kuruldu 1920
• İş Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası 4 - 10 Mayıs
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Ey insanlar! Allah dilerse sizi yokluğa gönderip başkalarını getirir; Allah buna kadirdir.”
Nisa 133
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Yalan söylemek, fenalığa fenalık cehenneme götürür. Kişi yalan söylemeye devam ederse Allah katında yalancı olarak yazılır.”
Buhâri, Edeb 69
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: EN BÜYÜK GÜÇ: AHLAK
Yerli ve yabancı birçok bilimsel araştırma maneviyatın fiziksel ve ruhsal sağlık problemlerinin önlenmesinde, iyileşmesinde büyük bir fayda sağladığını ortaya koyuyor.
Savaş sebebiyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalanların, inançları sebebiyle türlü zulümlere maruz bırakılanların, tanklara karşı avuçlarında taşla göğüslerini siper edenlerin, günlük rutinlerini sürdürenlerin ayakta kalmasını sağlayan şey inandıkları değerler yani maneviyatlarıdır. Maneviyatın temelinde yatan şey ise güzel huy, güzel ahlaktır. İşte, özellikle bulunduğumuz coğrafyada unutturulmaya, üzeri örtülmeye çalışılan hazine bu maneviyat, yani ahlaktır.
İnsan ruhunu ayakta tutan, dünyanın karanlıklarına ışık veren, hakikat için mücadele etmemizi kolaylaştıran en büyük güç ahlaktır ve ahlak dünyanın kurtuluş için sığınacağı son limandır. Ahlaklı insan kalp kırmaz, yalan söylemez, hak yemez, gıybet etmez, adildir ve emindir. Tüm bu güzellikleri sebebiyle de bizi anlamsızlığa sürüklemek isteyenlerin bir numaralı hedefidir.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ. (سورة آل عمران، 71)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “Ey ehl-i kitâb (Yahûdî ve Hıristiyanlar)! Niçin hakkı, bâtılla karıştırıyorsunuz da (onun peygamber olduğunu) bildiğiniz hâlde, hakkı (Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini) gizliyorsunuz?” (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 71)
04 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: İSRÂ HÂDİSESİNE ŞAHİTLİK EDEN PATRİK
Mekke müşriklerinden birisi, Rum Kralı Hirakl’i ziyareti esnasında Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) hakkında birtakım iftiralarda bulunuyordu. Bir ara, “Ey Melik, onun yalancı olduğunu bilmen için sana bir haber vereyim mi?” dedi. Hirakl, “Evet, nedir o?” diye sordu. Ziyaretçi:
“O (Muhammed s.a.v.), bizim memleketimiz olan Harem topraklarından çıkıp Mescid-i Aksâ’ya geldiğini ve aynı gecenin sabahında tekrar memleketimize geri döndüğünü iddia ediyor.” dedi. O esnada Kudüs’ün patriği de Kral’ın yanında idi, söze girerek:
“Ben, o geceyi biliyorum.” dedi. Kral, ona, “O gece ile alâkalı ne biliyorsun?” diye sordu. O da şöyle anlattı:
“Ben, her zaman Mescid-i Aksâ’nın bütün kapılarını mutlaka kapatır, öyle uykuya geçerdim. O gece de bir kapı hâriç bütün kapıları kapattım, lâkin o kapıyı kapatmaya gücüm yetmedi. Hizmetçilerimden ve yanımda bulunanlardan yardım istedim, uğraştık ama yine kapatamadık. Onu yerinden kıpırdatmaya dahi gücümüz yetmedi. Sanki bir dağı devirmeye çalışıyor gibiydik.
Sonra marangozları çağırdım. Kapıya baktılar ve “Sanki bina, bu kapı üzerine yığılmış gibi. Bunu hareket ettiremeyiz. Sabah olunca neden olduğuna bakalım.” dediler. Ben de o kapıyı açık bırakarak gittim.
Sabah, acele ile oraya tekrar gittiğimde, kapının kapanmış olduğunu gördüm. Mescidin önündeki bir taş da delinmişti, üzerinde binek bağlama izleri vardı. Yanımdakilere: “Bu kapı, ancak bir peygamber için açık bırakıldı. Muhakkak o, bu gece burada namaz kılmıştır.” dedim. (İmam Süyûtî, el-İsrâ ve’l-Mi‘râc)
AY TUTULMASI
5 Mayıs günü “Yarı Gölgeli Ay Tutulması” vukû bulacaktır. Tutulmanın görüleceği yerler: Güney ve Doğu Avrupa, Asya, Avustralya, Afrika, Pasifik, Atlantik ve Hint Okyanusu. Tutulmanın büyüklüğü: -0,046’dır.
Tutulmanın başlangıcı: 5 Mayıs, 18:14 (Türkiye Saati)
Tutulmanın ortası : 5 Mayıs, 20:23 “ “
Tutulmanın sonu : 5 Mayıs, 22:32 “ “
04 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Hakiki hürriyet hakikate esarettir.[Necip Fazıl Kısakürek]
[4/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. HASAN’IN KUTLU SOYUNDAN GELENLER: ŞERİFLER
Hz. Peygamber (s.a.s.) bütün Müslümanların candan sevdiği ya da en azından sevmesi gerektiği kutlu bir Allah elçisidir. Hepimiz Yaratıcımızı ve O’nun hoşnutluğuna giden yolu o elçi aracılığıyla öğreniyoruz.
Bu kutlu nebinin soyu kızı Fatıma üzerinden devam etti. Hz. Ali ile evlenen Fatıma’nın büyük oğlu Hz. Hasan’ın soyundan gelenlere değerli anlamında “şerif” denildi. Şerifler, istisnalar bir tarafa, Peygamber soyuna mensup olmanın bilinciyle hare- ket etti. Müslümanlar da bu değerlerin değerini bildi. Onlara özel bir sevgi besledi. Onların birtakım işlerini yürütmek üze- re tarihte nakibü’l-eşraflık adıyla anılan kurumlar oluşturdu.
DİNÎ KAVRAMLAR
MÜMİN
-Tasdik eden, itimat eden, ina- nan, boyun eğen, itaat eden; güven veren, emin kılan-
Allah’a, O’nun emirlerine, âhiret gününe, kitaplarına, meleklerine, peygamberleri- ne ve kadere îmân edip itaat eden demektir. Mü’min, hem inandığı kudretin sağladığı güvenin içinde olan, hem de kendisi başkasına güven ve- ren kimsedir. Ayet ve hadislerde mü’minlerin bir çok özellikleri ve sorumlulukları zikredilmiş- tir. (bkz.Bakara, 2/2-4; Enfâl, 8/2; Mü’min, 22/2-8)
ÖZLÜ SÖZ
Sevgiden daha yakın bir yakınlık yok, düşmanlıktan daha uzak bir uzaklık da yoktur. (Molla Cami)
[4/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[4/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Süleyman'in hükümranligi hakkinda onlar, seytanlarin uydurup söylediklerine tâbi oldular Halbuki Süleyman büyü yapip kâfir olmadi Lâkin seytanlar kâfir oldular Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut ile Mârut isimli iki melege indirileni ögretiyorlardi Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakin yanlis inanip da kâfir olmayasiniz, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) ögretmezlerdi Onlar, o iki melekden, kari ile koca arasini açacak seyleri ögreniyorlardi Oysa büyücüler, Allah'in izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler Onlar, kendilerine fayda vereni degil de zarar vereni ögrenirler Sihri satin alanlarin (ona inanip para verenlerin) ahiretten nasibi olmadigini çok iyi bilmektedirler Karsiliginda kendilerini sattiklari sey ne kötüdür! Keske bunu anlasalardi! (BAKARA/102)
[4/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: REHİN
1974 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Rehin (olarak bırakılan hayvan)a, nafakası mukabilinde binilir. Sağmal hayvan rehin bırakılmışsa sütü, nafakası mukabilinde içilir. Nafaka, binen ve sütünü içen üzerinedir.'
Buhâri, Rehn 4, Tirmizi, Büyü 4, (1254); Ebü Dâvud, Büyü 78, (3526).
1975 - İbnu'l-Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: 'Rehin kapanmaz.'
Muvatta, Akdiye 13, (2, 728).
1976 - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir yahudiden, veresiye yiyecek satın aldı. Rehin olarak zırhını verdi.'
Buhâri, Rehn 2, 5, Büyü 14, 33, 88, Silm 5, 6, İstikraz 1, Cihâd 89, Megâzi 85; Müslim, Musâkât 124, (1603); Nesâi, Büyü 58, 87, (7, 288, 303).
HZ. PEYGAMBERİN ZIRHI REHİNE İDİ
6709 - Esma Bintu Yezid radıyallahu anhâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, zırhını bir yahudinin yanında, bir miktar zahire mukabili rehine bırakılmış olarak vefat etti.'
6710 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm vefat ettiği zaman, zırhı, otuz sa' arpa mukabili bir yahudiye rehin bırakılmıştı.'
REHİN GERİ ALINIR
6711 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Rehin, (borcun ödenmesiyle) geri alınabilir.'
[4/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Sa'îd İbnu Mâlik İbni Sinân el-Hudrî (radıyallahu anh) hazretleri demiştir ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.'
Ebu Sa'îd der ki: 'Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: 'Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz...' (Nisa, 40).
Tirmizî Sıfatu Cehennem 10, (2601).
Tirmizî hadis için 'sahihtir' demiştir.
[4/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'
[Bakara Sûresi.25]
[4/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine garkeyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin” (A’râf, 7/151)
[4/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl yaşta değil baştadır fakat aklı başa yaş getirir.[Cenap Şahabettin]
[4/5 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SA'D BİN UBÂDE
Sa’d bin Ubâde, ikinci Akabe bîatinda Müslüman oldu. O da bu bîatte, Peygamberimizle görüşüp, kendi canlarını ve mallarını korudukları gibi Peygamberimize yardım edeceklerine söz veren Sahâbîlerdendi.
Bu bîatte seçilen 12 temsilciden biri de Hz. Sa’d bin Ubâde’dir. Çok zengin ve cömert idi. Peygamber efendimiz Medîne-i münevvereye hicret ettiğinde, Hz. Hâlid bin Zeyd’in evinde yedi ay misâfir olmuştu. Sa’d bin Ubâde hazretleri, Peygamberimize bu misâfirliği sırasında her gün yemek göndermiştir. Hicretin ikinci yılında yapılan ve ilk gazve olan Ebvâ gazvesinde, Hz. Sa’d bin Ubâde Medîne’de vekil olarak görevlendirildi.
Peygamberimiz Bedir savaşı yapılmadan önce müsâvere heyetini topladığında, Sa’d bin Ubâde hazretleri de bu heyette bulunmuştur. Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır. Uhud savaşında Peygamberimiz Hazrec kabîlesinin sancağını Sa’d bin Ubâde hazretlerine vermiştir. Bu savaşta düşman karşısı da büyük bir sebatla savaşmıştır.
Müreysi gazâsında ensârın sancağı onun tarafından taşınmıştır. 627 yılında vuku bulan Gared gazvesinde, orduya erzak olarak on deve yükü hurma vermiştir. Onun bu hizmeti üzerine Peygamberimiz, “Allahım Sa’d’a ve Sa’d ailesine rahmet eyle!” diyerek duâ etti ve buyurdu ki:
- Sa’d bin Ubâde ne iyi kimsedir.
Hazrec kabîlesinden olanlar da dediler ki:
- Yâ Resûlallah! Sa’d bin Ubâde aramızda büyüğümüzdür. Babası da öyle idi.
Kuraklık ve kıtlık yıllarında halkı doyururlar, yolda kalanlara da yardım ederlerdi. Misâfirleri ağırlarlar, musibet ve ihtiyaç zamanlarında yardım yaparlar, kabileleri yurtlarına göçürürlerdi.
Bunun üzerine Peygamberimiz buyurdu ki:
- Câhiliye devrinde en ileri olanınız, İslâmiyette de en ileridir.
Hendek savaşı yapılmadan önce, Peygamberimiz istişâre için Sa’d bin Mu’âz ve Sa’d bin Ubâde’yi çağırmıştı. Bu istişâre sırasında, Peygamberimizin emirlerine uymakta en ufak bir tereddüt göstermeyeceklerini ve müşriklerle savaşmaya, canlarını fedâ etmeye hazır olduklarını belirtmişlerdir.
Bu sırada gösterdikleri sebat ve düşmanla çarpışma hususundaki kararları karşışıda, Peygamber efendimiz çok memnun olmuştur. Hendek savaşına da katılan Sa’d bin Ubâde hazretleri, bu savaşta ensârın sancağını taşımıştır.
Hendek savaşından hemen sonra yapılan Benî Kurayza gazâsında bütün orduya yiyecek vermiştir. Hudeybiye antlaşmaşında ve Bîat-i Ridvânda bulundu. Hayber gazvesindeki ordunun kumandanlarından birisi de Sa’d bin Ubâde idi. Mekke’nin fethinde de bulundu. Bu sırada sancaklardan birini de o taşıdı. Bundan sonra vuku bulan Huneyn gazvesinde Hazrec kabîlesinin sancağını taşıdı.
Sa’d bin Ubâde hazretleri, vefât edinceye kadar canıyla ve malıyla devamlı hizmette ve cihadda bulunmuştur. Medîne civarında pek çok arazisi, bağı ve bahçesi vardı. Evi, Medîne’nin kenar mahallesinde idi. Mescid-i Nebîye uzak olduğu için, orada bir mescit yaptırmıştı.
Hz. Sa’d bin Ubâde, sülâlece cömert bir âiledendi. Dedesi, “Et, yağ isteyen, Düleym’in evine gelsin” diye nida ettirir ve gelenlere et ve yağ dağıtırdı. Düleym vefât edince, oğlu Ubâde de aynı şekilde nida ettirir ve gelenlerin ihtiyaçlarını görürdü.
Hz. Sa’d, dedelerinden beri sürüp gelen bu cömertliklerini, Müslüman olduktan sonra daha çok artırmıştır. “Allahım, bana cömertlik yapabileceğim mal ver” diye duâ ederdi.
Kale şeklinde bir evi vardı. Orada ikâmet ederdi. Burada hergün büyük ziyâfetler verirdi. Herkes oraya gidip, yer içerdi.
Eshâb-ı kirâm içinde Eshâb-ı Suffa denilen kimsesiz, yoksul Müslümanlardan hergün 80 kişiye yiyecek ve içecek verirdi.
Resûlullah efendimiz hicret edince de, Peygamberimize her gece et, süt ve tereyağı veya yemek gönderirdi.
Annesi vefât edince, Peygamberimize gelip dedi ki:
- Yâ Resûlall
[4/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Oruç kefareti ne demektir? Hangi durumlarda gerekir?
Oruç kefareti, Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması sebebi ile bir ceza olarak, Ramazan dışında peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmak demektir.
Meşru bir mazeret bulunmaksızın yemek, içmek, cinsel ilişkide bulunmak ya da bu anlama gelecek fiillerden birini yapmakla oruç bozulur ve bozulan orucun kaza edilmesi gerekir. Eğer bu şekilde bozulan oruç Ramazan orucu ise, ayrıca kefaret orucu tutmak gerekir. Oruç kefaretini oruç tutma yolu ile ödemeye sağlığı elvermeyen kimse, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.
Âdet hâlinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.
Şafii mezhebine göre mazeretsiz olarak Ramazan orucunun yemeiçme ile bozulması durumunda kefaret değil, sadece kaza gerekir.
[4/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: AFÜVV (El-Afüvv)
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Afvı çok olan, günâhlardan, hatâ ve kusurlardan dolayı cezâlandırmayan, günahları affedip amel defterinden silen. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki Siz bir hayrı, iyiliği açıklar veya gizlerseniz, yâhut (size yapılan) bir kötülüğü affederseniz biliniz ki, Allahü teâlâ Afüvv'dür ve her şeye kâdirdir. (Âyet-i kerîmede mazlûmun zâlimi affetmesi teşvik edilmektedir.) (Nisâ sûresi 149) Allah'ım! Beni affet. Çünkü sen Afüvv'sün, Kerîm (lütûf ve ihsân sâhibi) sin. (Hadîs-i şerîf-Taberânî)
[4/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten dururken ölmesi veya başka bir sebeple kesilememesi durumunda ne yapılmalıdır?
Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması halinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, III, 215-219). Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen hayvanı satın alan kişi zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75; Mehmet Zihni, Nimet-i İslam, 602).
Fakat hayvan elinde emanet olan kişi, ister satıcı olsun ister başkası, onu gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkar davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74-75). Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur. Çünkü ona kurban kesmek vacip değildi, satın almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştı. Aldığı hayvan ölünce, vucubiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (Merğinani, el-Hidaye, IV, 74; Kasani, Bedaiu’s-sanai, Beyrut 1982, V, 68).
[4/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: MÎKAT
Doğrudan harem bölgesine veya Mekke'ye gelen âfâkîlerin ihramsız geçemeyecekleri sınırları belirleyen noktalardır.
[4/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'O kurbanlıkların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır...'
(Hac, 22/37)
http://www.duavesureler.com
[4/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'İlim öğrenmek, (kadın-erkek) her Müslümana farzdır.'
(İbn Mâce, 'Mukaddime', 17)
http://www.duavesureler.com
[4/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Bana helâli ver, haramdan uzak kalayım. ibadetinle meşgul et, günaha düşmeyeyim. Lütfunu ver, başkasına muhtaç olmayayım. Ey bağışlaması bol olan Rabbim!'
null
http://www.duavesureler.com
[4/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: • Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (r.a) Vefatı (669)
'Dostlarına, nereye gittiklerini ve ne iş yaptıklarını sual etmek edebe aykırıdır.' Bündâr b. Hüseyin [rahmetullahi aleyh]
Semerkand Takvimi
[4/5 21:17] Ömer Tarık Yılmaz: O Dünya Uzak Değil
Allah’ın yegâne sahih dinine bağlanmadan, o dinin kâmil imanını elde etmeden hiçbir devirde tam bir güven ve huzur toplumu oluşmamıştır. Tarihin şeref levhaları bunun örnekleriyle doludur. Saadet asrı önümüzdeki en canlı misaldir. Osmanlı toplumundaki emniyet ve güven atmosferine bakmak da yeterlidir.
Osmanlı ordusu sefere giderken düşman topraklarında bağ ve bahçelerden geçiyorlardı. Bahçelerin sahipleri korkularından dağlara kaçmış, dizlerini döverek manzarayı seyrediyorlardı. Ordu ayrılınca bahçelerine döndükleri zaman hayretten donakalmışlardı. Çünkü Osmanlı askerleri yedikleri meyvelerin parasını dallara asmış öyle gitmişlerdi. Dünyaya kafa tutan bu insanların içlerinde Allah korkusu, emanet duygusu olmasaydı onlara kim mani olabilirdi?
Yine Osmanlı toplumunda büyük camilerin müştemilatında zekât taşları bulunurdu. Zengin gece kimsenin görmediği bir vakitte gelir, taşın kapağını açar ve bir miktar para bırakırdı. Fakir de gece karanlığında gelir, ihtiyacı kadar para alır, gerisini bırakırdı. Böylece zenginle ihtiyaç sahibi birbirini tanımaz ve fakir minnet altında kalmazdı. İşte İslâm’ı gönüllere hâkim kılan bu ruhtu.
Semerkand Takvimi
[4/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'O kurbanlıkların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır...'
(Hac, 22/37)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=gvNGTPGjjXw=
[4/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Sizden biriniz mal ve halk (evlat) hususlarında kendisinden üstün olan kimselere baktığında bir de kendisinin üstün olduğu daha aşağı kimselere baksın'
(Müslim, ' Zühd', 8)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=gvNGTPGjjXw=
[4/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Kederleri gideren, sıkıntıları kaldıran, zor durumda kalanların dualarını kabul eden, dünya ve ahiretin rahmanı ve rahîmi olan Allah’ım! Bana ancak sen merhamet edersin, bana Senden başka hiç kimsenin merhametine ihtiyaç duymayacak bir merhamet ihsan eyle.'
(Hâkim, 'De’avât', No:1898)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=gvNGTPGjjXw=
[4/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: Üç dua red olmaz:
Babanın evladına duası,
oruçlunun duası
ve misafirin duası. Hadis-i Şerif
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
Sen Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etme. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Onun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.
(Kasas, 28/88)
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Kişi sevdiği ile beraberdir.
(Al-Bukhari, Muslim)
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allahım! Sana karşı görevlerimde birçok eksiğim var. Yarattıklarının da üzerimde birçok hakkı bulunmaktadır. Allahım! Sana karşı olan eksikliklerimi bağışla. Yarattıklarına karşı olanlardan da beni kurtar.
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Musavvir
Yarattıklarına şekil ve özellik veren
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Melekler Yıkadı
Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını toplayarak islâma saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala'nın evine uğradı. Bu karar ve resûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud'a gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı.
Harp sona erince Müslümanlar Medine'ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen hazreti Hanzala'nın dul hanımı da vardı. Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları sevgili peygamberimiz (a.s) cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala'nın hanımına gelmişti. Resûlullah Efendimize yaklaşarak:
- Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede?
Sevgili peygamberimiz cevabında:
-''Hanzala şehit oldu'', buyurdu.
Bunun üzerine Hanzala'nın hanımı:
-Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi.
Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde:
-Sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala'yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm, buyurdu.
Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala'yı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala'nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular. Sevgili peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler.
Bunun için O'na ''Gasilül- melâike'' yani (Meleklerin gusül ettirdiği Hanzala'' denir. Bu evlilikten Eshâbın büyüklerinden hazret-i Abdullah dünyaya geldi.
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Allah(c.c.)ım! Senin yardımınla sabaha girdik, senin yardımınla akşama kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve (kıyamette) varış sanadır.
اللهُمَََّ بِكَ اصْبَحْنَا وَ بِكَ امْسَيْنَا وَ بِكَ نَحْيَا وَ بِكَ نَمُوتُ وَ اِليْكَ النّشُورُ
Allah(c.c.)ümme bike asbahna ve bike emseyna ve bike nehya ve bike nemutu ve ileykennuşur.
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Din kolaydır. Bir kişi takatinin üstünde ibadete kalkışırsa din karşısında âciz kalır. Bunun için aşırıya kaçmayın, dosdoğru yolu tutun ve (salih amellerden alacağınız mükâfattan ötürü) sevinin. Sabah, akşam ve gecenin bir kısmında (dinç olduğunuz vakitlerden) yararlanın (ki taat ve ibadetinize devam edin).
(Buhârî, Îmân, 29)
[4/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET......... KURÂN-I KERÎM OKURKEN 10 EDEP
Ebü’l-Hasen Ravh el-Basrî hazretleri buyurdu ki:
“Kur'ân-ı kerîm okurken on edeb lâzımdır.”
1- Abdestli olarak ve kıbleye karşı hürmetle okumalı.
2- Kur'ân-ı kerîm okumaya başlarken E'ûzü ve Besmele çekmelidir.
3- Ağır ağır ve mânâsını düşünerek okumalı. Mânasını bilmeyen de ağır okumalıdır.
4- Her âyetin hakkını vermeli, yâni azap âyetini okurken, korkarak, rahmet âyetlerini heveslenerek, tenzîh âyetlerini tesbîh ederek okumalıdır.
5- Yavaş sesle okumalıdır. Mushafa bakarak okumak, ezber okumaktan daha çok sevaptır.
6- Kur'ân-ı kerîmi güzel sesle ve tecvîd üzere okumalıdır. Harfleri, kelimeleri bozarak tegannî etmek haramdır.
7- Kur’ân-ı kerîm Allahü teâlânın kelâmıdır, sıfatıdır, kadîmdir. Ağızdan çıkan harfler, ateş demeye benzer. Ateş demek kolaydır. Fakat ateşe kimse dayanamaz. Bu harflerin mânâları da böyledir.
8- Kur’ân-ı kerîm okumadan evvel, bunu söyleyen Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmelidir. Kimin sözü söyleniyor, ne tehlikeli iş yapılıyor düşünmelidir. Allahü teâlânın büyüklüğünü anlamak için de, Onun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek lâzımdır.
9- Okurken başka şeyler düşünmemelidir. Onu okuyan, ondaki acâiplikleri ve hikmetleri düşünmelidir.
10- Her kelimeyi okurken mânâsını düşünmeli ve anlayıncaya kadar tekrar etmelidir.
Vehbi Tülek TÜRKİYE GAZETESİ 02.08.2021
GÜNÜN TARİHİ...............EYÜP SULTAN’IN VEFÂTI
Eyüp Sultan’ın ismi, Hâlid bin Zeyd’dir. Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Resûlullah Medine’ye hicret edince, bu zâtın evinde 7 ay misâfir oldu. Bütün gazalarda bulundu. Hicrî 50 yılında Süfyân bin Avf emrinde İstanbul’a gelen asker arasında 33 Sahâbî vardı. Bunlardan Hazret-i Hâlid dizanteriden vefât etti. Fâtih Sultan Mehmed’in hocalarından Akşemseddîn hazretleri kabrini keşfetti. Üzerine bir türbe ile yanına bir câmi yapıldı. Osmanlı hükümdarları tahta çıkınca bu türbe önünde Cuma günü kılıç kuşanırlardı. Buna “Kılıç Alayı” denirdi.
04.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[4/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Abbas (ra)
Resulullah (sav), Ensar'dan Ümmü Sinan admdaki bir kadına: 'Bizimle haccetmekten seni ne alıkoydu?' diye sordu. Kadın: 'Ebu fülanın (kocasını kasteder) sadece iki sulama devesi var. Biriyle o ve oğlu haca gitti, öbürü (ile de ben kaldım) arazimizi suluyor (um)' dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav): 'Öyleyse Ramazan'da (yapacağın) umre, (kaçırdığın) bir haccin veya benimle (yapmış olacağın) bir haccin kazasıdır. Ramazan gelince umre yap. Zira Ramazan'daki bir umre hacca muadil olur.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Umre 4, Cezau's-Sayd 26, Müslim, Hacc 222, Nesai, Sıymm 6, (4,130)
Hadisin Açıklaması:
1- İbnu Hacer, Buhârî'nin 'Ramazan'da Umre' adlı babında, hadisi muhtelif vecihleri içerisinde tahlil ederek, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kendisiyle hacca katılmayış sebebini sormuş olduğu iki ayrı kadın olabileceği ihtimalini belirtir. Bunlardan biri Ümmü Ma'kıl el-Esediyye, diğeri Ümmü Sinan el-Ensâriyye'dir. Bunların hikâyeleri de hadislerde farklıdır. Hatta, bazı rivayetlerde Ümmü Sinân değil, Ümmü Süleym ismi mezkurdur.
2- İsmi mübhem kılınan koca, bâzı rivayetlerde Ebu Sinân diye tesmiye edilmiştir. Bu durumdan, kadının oğlunun isminin Sinân olduğu anlaşılmaktadır.
3- İbnu Huzeyme der ki: 'Bu hadise göre, bir şey diğer bir şeye bazı yönleriyle benzerlik arzederse, biri diğerine benzetilerek ona muadil kılınabilir. Zîra, aslında 'umre' ile ne farz olan ne de nezredilmiş olan 'hacc' ifa edilemez.' İbnu Battâl da şunu söylemiştir: 'Bu hadiste, kişinin nâfile olarak yapmaya azmettiği haccın tatavvu bir hacc olduğuna delil vardır. Zîra, 'umre'nin hiç bir surette 'farz olan hacc'ın yerini tutmayacağı hususunda icma-ı ümmet vardır.' Ancak, İbnu'l-Münir, İbnu Battâl'ı tenkid ederek der ki: 'Buradaki mezkûr hacc, Vedâ Haccı'dır. Vedâ Haccı, İslâm'da farz olarak eda edilen ilk haccdır. Zîra, daha evvel Hz.Ebu Bekir'in emîrliği altında ifâ edilen hacc bir inzar idi. Hal böyle olunca, hadiste zikri geçen kadının daha önce farz olan hacc borcunu eda etmiş bulunması müstahildir (yani akla aykırıdır).'
İbnu Hacer de İbnu'l-Münir'i reddederek şöyle der: 'Onun söylediği, herkesce benimsenmiş (müsellem) bir görüş değildir. Zîra, kadının Ebû Bekir (radıyallahu anh)'le birlikte haccederek, bu haccla farzdan kurtulmuş olmasına bir mâni yoktur. Üstelik İbnu'l-Münir, iddiasını, haccın hicrî onuncu yılda farz kılındığı ihtimâline dayandırmaktadır. Bu ihtimali esas alması, haccın bidayetten beri farz olduğu[14] söylenerek şahsî görüşüne karşı ileri sürülecek tenkitlerden kurtulmak içindir.' İbnu Hacer, İbnu Huzeyme'nin görüşü hususunda, İbnu Battâl'ın yaptığı tarzda bir tahlile gerek olmadığını belirtir. Ve şöyle bir neticeye varır: Ramazan'da yapılacak umre sevab itibariyle hacca muâdil olur, bu yönüyle haccla müştereklik arzeder. Ancak farz olan haccın borçtan düşmesi hususunda umre, haccın yerine geçmez, bu husus icmâ ile sabittir. Tirmizî'nin bir kaydına göre, sadedinde olduğumuz hadiste umre ile hacc arasında kurulmuş olan irtibatı İshâk İbnu Râhuye, İhlâs sûresinin Kur'ân-ı Kerim'in üçte birine muâdil olduğunu beyan eden hadisteki İhlâsla, Kur'ân arasındaki irtibata benzetmiştir.
İbnu'l-Arabî demişti ki: 'Bu umre hadisi sahihdir. Rabbimizin bir lütfu ve nimeti olarak umre, ona Ramazan'ın da inzimamıyla (hâsıl olan sevâb itibâriyle) hacc derecesine ulaşmaktadır.' İbnu'l-Cevzî de şu yorumu yapmıştır: 'Bu hadisten öğreniyoruz ki, amelin sevabı, ona zamanın şerefi de ilave edilince ziyadeleşmekte ve artmaktadır, tıpkı huzur-u kalb ve hulus-i niyetle de arttığı gibi.'[
[4/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. (İsra, 17/36)
[4/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: En üstün sadaka, bir Müslüman'ın ilim öğrenmesi ve sonra da öğrendiği ilmi Müslüman kardeslerine öğretmesidir. Ravi: İbni Mace, Mukaddime 3
[4/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Hazreti Câbir Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Biz onların, yani mecusilerin köpek ve kuşlarının avladıklarını yemekten nehyolunduk.
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3209) - Hds :(6943)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[4/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: وَفِى رِوَايَةٍ: كان إذا ذَبَحَ الشَّاةَ يَقُولُ : اَرْسِلُوا بِهَا اِلَى اَصْدِقَاءِ خَدِيجَةَ.
وَفِى رِوَايَةٍ قالتْ : اِسْتَأْذَنَتْ هَالَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ اُخْتُ خَدِيجَةَ عَلَى رَسُولِ اللهِ
فَعَرَفَ اسْتِئْذَان خَدِيجَةَ، فَارْتَاحَ لِذلِكَ فَقال : اَللَّهُمَّ، هَالَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ.
345: Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in hanımlarından hiç birini Hatice’yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Halbuki ben onu görmüş bile değildim. Fakat Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) onu çok anıyordu. Bir koyun kesip etini parçaladığında çoğu zaman Hatice’nin dostlarına yollardı. Bazen: Sanki dünyada Hatice’den başka bir kadın yok mu? derdim. O da: “O şöyle idi diye özelliklerini sayar ve çocuklarım ondan oldu”, derdi.
* Değişik bir rivayette Hz. Aişe: Rasulullah koyun kesecek olursa Hatice’nin arkadaşlarına da gönderirdi. (Buhari, Menakıbıl Ensar 20, Müslim, Fezailüs Sahabe 74)
* Başka bir rivayette Hz. Aişe şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) koyun kestiği zaman ondan Hatice’nin akrabalarına da gönderin”, derdi. (Müslim, Fezailüs Sahabe 75)
* Diğer bir rivayette Hz. Aişe şöyle demiştir: Hz. Hatice’nin kız kardeşi Huveylidin kızı Hale bir gün Rasulullah’ın huzuruna girmek için izin istemişti. Rasulullah, Hatice’nin izin isteyişini hatırlayarak duygulandı da: “Allah’ım bu Huveylid kızı Hale’dir” dedi. (Buhari, Menakıbül Ensar 20, Müslim Fezailüs Sahabe 78)
346- عَنْ أنس بْنِ مَالِكٍ
قال : خَرَجْتُ مَعَ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْبَجَلِيِّ
فِي سَفَرٍ , فَكان يَخْدُمُنِي فَقُلْتُ لَهُ : لاَ تَفْعَلْ؟ فَقال : إني قَدْ رَأَيْتُ الأنصار تَصْنَعُ بِرَسُولِ اللَّهِ
شَيْئًا آلَيْتُ عَلَى نَفْسِي أن لاَ أَصْحَبَ أَحَدًا مِنْهُمْ إلا خَدَمْتُهُ.
346: Enes ibni Malik (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Cerir ibni Abdullah el Beceli (Allah Ondan razı olsun) ile bir yolculuğa çıkmıştım. Benden yaşlı olmasına rağmen bana hizmet ediyordu. Ona böyle yapma! deyince bana şöyle söyledi: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e ensarın ne büyük hizmet ve hürmet ettiklerini gördüm ve kendi kendime: Eğer Ensardan biriyle arkadaşlık edersem ben de ona hizmet edeyim diye yemin etmiştim. (Buhari, Cihad 71, Müslim, Fezailüs-Sahabe 181)
[4/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
-Araf Suresi, 130
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[4/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3570]
Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde şöyle gelmiştir: ' ..Sonra başını meshetti. Şehadet parmaklarını kulaklarına soktu. Başparmaklarıyla kulaklarının dışlarını meshetti. Şehadet parmaklarıyla kulakların içini meshetti...' Rivâyetin sonunda şu ifâde var:
'Abdest işte böyledir. Kim buna ziyadede bulunur veya bundan eksiltme yaparsa kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olur -yahut zulmetmiş ve kötü bir iş yapmış olur-.'
Ebü Dâvud, Tahâret 51, (135).
Nesâi'nin rivâyetinde özetle şöyle denmiştir: '.. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir bedevi geldi ve ondan abdest hakkında sordu. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm abdestin alınışını, uzuvları üçer sefer yıkayarak gösterdi, sonra şöyle söyledi: 'Abdest işte böyledir. Kim buna ziyâdede bulunursa kötü bir iş yapmış, haddi aşmış ve de zulmetmiş olur. ''
Nesâi, Tahâret 105, (1, 88).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[4/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Şöyle diyecekler: 'Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür.' - Sâffât - 20. Ayet
[4/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız.' diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız, bilakis, iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamayı içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz. - Tirmizî, Birr, 63
[4/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir sınama konusu yapma. Bizi bağışla ey Rabbimiz! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan sensin.” - Mümtehine, 60/5
[4/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Suriye’nin başşehri olan Şam (Dımaşk); İslam dünyasının önemli tarihî şehirlerinden biridir. İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden olan Şam; tarih boyunca pek çok peygamberin, Allah dostunun, âlimin yaşadığı veya hayatının bir bölümünde ziyaret ettiği şehir olmuştur. Bütün Orta Çağ şehirlerinde olduğu gibi, etrafı surlarla çevrilen ve yöneticilerin oturduğu bir iç kalesi bulunan Dımaşk, İslamî dönemde külliye (imaret), cami, medrese, şifahane (bîmâristan), zaviye, çeşme, hamam ve konutlarla donatılmıştır. İslam mimarisinin ilk anıtsal örneğini, Halife I. Velid’in yaptırdığı Emeviyye Camii oluşturmaktadır. Cami; süslemelerindeki ihtişam ve haiz olduğu manevi değeriyle bütün İslam âleminde müstesna bir yere sahiptir. İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren siyasî, askerî ve dinî hareketlerin merkezi konumuna yükselmiş olan şehir, Osmanlı hâkimiyetinde (1516-1918) “Şâm-ı şerif” unvanı ile anılmış, en güzide İslam sanat eserleri bu dönemde şehre kazandırılmıştır. Osmanlılarda Şam’a ayrı bir önem verilmesinin nedeni; surre alayları ve hac kervanlarının; Anadolu’dan, Kafkaslar’dan, Orta Asya ve İran’ın yanı sıra Irak ve Halep’ten gelen hacıların uğrak merkezi olmasıdır. - MEDENİYETLERİN BAŞKENTİ: ŞAM
[4/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: İlahi Görevler
8- Her akıl sahibi ve baliğ kimse, Allahü Teala Hazretlerini bilip ona kullukta bulunmakla yükümlüdür. Bir insan için bu kulluktan daha büyük bir nimet ve şeref olamaz. Biz önce büyük yaratanımızın varlığını, birliğini kudret ve azametini, kutsal emirlerini ve yasaklarını bilir ve doğrularız. Bunlar bizim inançla ilgili görevlerimizdir. Sonra da, namaz, oruç, zekat ve hac gibi sırf bedenî veya sırf malî veya hem bedenî ve hem de malî olan ibadetlerle yükümlü bulunduğumuzu bilir ve bunları seve seve yaparız, bunlardan feyiz alır, büyük zevk duyarız. Bunlar da bizim birer amelî görevimizdir.
9- İslam yurdunu koruma ve savunma da îlahî bir görev demektir. Cihad, İslam yurdunu koruma görevi bazan farz-ı kifaye, bazan da farz-ı ayın olur. Kesin bir zaruret bulunmadığı halde, İslam ordusuna katılmakla cihada
[4/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: göre Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyor. Fakat böyle olması diğer bir dilden alınmış olmasına neden engel sayılsın? Allah'ın isimlerinin birden çok olmasının caiz olduğu da önce geçmişti. Gerçekten deniliyor ki İbranice'de 'iyl' Allah demektir. Çünkü Kâdı Beydâvî ve diğer tefsircilerde bile 'İsrail' Allah'ın seçkin kulu veya Abdullah mânâsına tefsir edilmiştir ki, hemzenin hazf edilmesi ile 'isrâl' ve yâ'ya çevirilmesi ile 'İsrayil' şeklinde de okunur. Diğer taraftan Süryanice'de 'lâha', Arapça'da 'lâh' da varmış. Bundan dolayı Arapça'da bu iki ismin birleştirilmesi ile 'illah' terkibinden 'Allah' özel ismi vazedilmiş olduğu hatıra gelir ki; 'Allah' ilâh meâlini hatırlatır ve 'ilâhü'l-âlihe' (ilâh
[4/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delili
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N