Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 14:05

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[4/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: “Sizin en hayırlınız Kur’anı öğrenen ve öğretendir.”
(Buhari, Fezailül Kur’an 21)
[4/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ın kulu (Muhammed), O'na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur'an'ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.' 
Cin Sûresi 19.Ayet
[4/5 21:46] Ömer Tarık Yılmaz: CUMA NAMAZI
Cuma namazı, cuma günü öğle vakti cemâatle kılınması
farz olan bir namazdır.
Beş vakit namazın şartlarından başka cuma namazının
iki şartı daha vardır:
1-Vücûbunun, yani bir Müslüman üzerine farz olmasının
şartları,
2-Sıhhatinin, yani cuma namazının sahih olmasının
şartları.
Cuma Namazının Vücûbunun Şartı Yedidir:
1- Erkek olmak, (Kadın ve hünsâya farz değildir.)
2- Hür olmak, (Esir veya hapiste olana farz değildir.)
3- Mukîm olmak, (90 km. yola gidene farz değildir.)
4- Sıhhatli olmak, (Namaza gidemeyecek kadar
hastaya farz değildir.)
5- Gözleri sağlam olmak, (Âmâya; görmeyene farz
değildir.)
6- Ayakları sağlam olmak, (Kötürüme farz değildir.)
7- Namaza gitmeye mâni’ ve gitmemeyi mübah kılan
bir özrü bulunmamak. (Düşman korkusu, şiddetli
yağmur, çamur gibi şeyler cumaya mâni’ hâllerdir.)
Cuma Namazının Sıhhatinin Şartı Altıdır:
1- Cuma namazı kılınacak yer, şehir olmak (izin ve
berât verilen köylerde de kılınabilir),
2- Emîr veya vekîlinin kıldırması,
3- Öğle namazı vaktinde kılınması,
4- Cemâatin huzûrunda hutbe okumak,
5- İmamdan başka üç kişi bulunmak,
6- Cuma kılınan yer herkese açık olmak.
Cuma Namazına Niyet
Evvelâ kılınan dört rek’ata “cuma’nın ilk sünnetine”
diye niyet edilir. Sonra imamla kılınan iki rek’at, cuma
namazının farzıdır. Bundan sonra kılınan dört rek’at,
cumanın son sünnetidir.
Ondan sonra kılınan dört rek’at ise “zuhr-i ahîr”dir.
Buna şöyle niyet edilir: “Niyet ettim edâsı üzerime farz
olup da henüz üzerimden sâkıt olmayan en son öğle
namazının farzına.”...Daha az
[5/5 21:09] Ömer Tarık Yılmaz: 81 - Peygamber aleyhisselâm'ın «Şüphesiz Allah Uyumaz» ve «O'nun Hicabı Nurdur; Bu Hicabı Bir Açsa Vechinin Subuhatı, Basarının İhate Ettiği Bütün Mahlukatı Yakardı» Hadisleri Hakkında Bir Bab
 
463- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize A'meş Amr b. Murra'dan, o da Ebû Ubeyde' den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalktı ve şu beş cümleyi söyledi:
 
«Şüphesiz ki; Allah azze ve celle uymaz, zaten ona uyumak da yakışmaz. Tartıyı indirir ve kaldırır; gündüzün amelinden önce ona gecenin ameli, gecenin amelinden önce de gündüzün ameli arz olunur. Hicabı nurdur. (Ebû Bekr'in rivâyetinde nardır denilmiştir.) Eğer onu açmış olsa vechinin sübuhatı, basarının ihata ettiği bütün mahlukâtım yakardı. (Ebû Bekr'in A'meş'ten rivâyetinde haddesena lâfzı yoktur.)
 
464- Bize İshâk b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Cerir A'meş'ten bu isnadla haber verdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalktı ve dört kelime söyledi...» demiş sonra Ebû Muâviye hadisi gibi rivâyette bulunmuş. Yalnız mahlûkatmı kelimesini zikretmemiş:
 
«Onun hicabı nurdur.» demiş.
 
465- Bize Muhammed b. El Müsennâ ile İbn Beşşar rivâyet ettiler dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti dedi ki; Bana şu'be Amr b. Mürre'den, o da Ebî Ubeyde'den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti
 
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalkarak (şu) dört kelime (yi) söylediler:
 
«Şüphesiz ki Allah uyumaz. Ona uyumak da yakışmaz; tartıyı kaldırır ve kısar; ona gündüzün ameli geceleyin, gecenin ameli de gündüzün arz olunur.»
 
Görülüyor ki birinci rivâyette Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «O bir Nur... Onu nasıl göreyim?» buyurmuş; ikinci rivâyette ise bir nur gördüğünü beyan etmişdir. Zahiren bu iki rivâyet birbirine muarız gibi görünüyorsa da hakikatde aralarında zıddiyet yoktur. Çünkü birinci rivâyetde ki; Nur az yukarıda beyan ettiğimiz veçhiyle gözlerin tahammül edemediği Kaahir Nur; ikincideki ise; gözün tahammüi edebileceği Nur manasınadır.
 
Bazılarına göre; «Bir nur gördüm.» cümlesinden murad: Allah'ın hicabı nurdur. «O halde ben Rabbimi nasıj göreyim» demektir. Nitekim bundan sonraki babda bu mânâ sarahaten beyan buyurulmuştur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in muradı:
 
«Bir nurdan başka bir şey görmedim.» demektir. Çünkü nur âdeten bir şey görmeye mânidir. Onun için geceleyin koyu karanlıkta insanın gözüne şiddetli bir ziya tutulursa ziyanın arkasındakini göremez:
 
«Onu nasıl göreyim» ibaresindeki zamir Maziri'ye göre; Allah'a aittir. Yani Allah'ı nasıl göreyim demektir. Maamafih nuru nasıl göreyim mânasına zamirin nura ait olmasıda muhtemeldir.
 
Kâdî İyâz (rahimehüllah) «Bu rivâyet bize gelmedi onu esas nüshaların hiç birindede görmedim. Allahü teâlâ'nın zatının nur olması imkânsızdır. Çünkü nur, cisim kabilindendir. Allahü teâlâ ise bundan münezzehtir. Bütün ehli sünnet İmâmlarının mezhebi budur. Binaenaleyh:
 
«Allah semâvât ve yerin nurudur.» âyet-i kerimesi ile hadislerde Allah’a nur itlâkının mânası onlardaki nurun sahibi ve Halikı demektir: «Bazıları göklerde ve yerde yaşıyanların hidayetcisidir», diğer bazıları «mü'min kullarının kalblerini nurlandırıcıdır» demişlerdir.» diyor, 293 numaralı hadiste Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Allah azze ve celle uyumaz, ona uyumak da yakışmaz.» buyurmuştur. Bunun mânası: «Teâlâ Hazretleri uyumaz onun hakkında uyku müstehildir.» demektir. Çünkü uyku dalgınlık ve aklın çalışmaması hâlidir. Uyuyan kimseden his dahi sâki't olur; Teâlâ Hazretleri ise öyle şeylerden münezzehtir.
 
«Tartıyı indirir ve kaldırır.» cümlesini İbn Kuteybe mizanı k
[5/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Allah, bidat sahibi, bid'atını terketmedikçe, onun amelini kabul etmeyecektir.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[5/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: 38. Hz.Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem her namaz için abdest alırdı.Bu ağır gelmeye başlayınca beş vakitten her biri için misvak kullanmaya devam etti.Mekke'nin fethinde ilk defa bir abdestle bir kaç namaz kıldı.Yine de öteden beri âdeti olduğu üzere çoğu kere abdest tazelemeye devam etti.(Müsned-i İbn-i Hanbel,c.5,s.225)
[5/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Hukukçu, Tarihçi ve Yazar Kadir Mısıroğlu’nun Vefatı 2019
•  TBMM’nin İlk Toplantısı 1920
•  Hıdrellez
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[5/5 21:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Kim dünya mükafatını isterse (bilsin ki) dünyanın da, ahiretin de mükafatı Allah katındadır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” 
 
Nisa 134
[5/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.” 
 
Müslim, Îmân 147
[5/5 21:11] Ömer Tarık Yılmaz: HAK İLE BATIL BİR OLUR MU?
 
Batıl çoğu zaman, gözümüzde yıkılamayacak veya karşı konulamayacak bir güç gibi görünebilir. Buna asla aldanmamalıyız. O, güçlü gibi görünse de Hakk’ın karşısında son derece zayıftır. Batılın Hakk’a karşı gücü, ne kadar çok da olsa köpüğün suya karşı gücü mesabesindedir. 
Kutsal kitabımızda anlatılan her bir Pey­gam­ber kıssası bize bu gerçeği vurgulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Her Pey­gam­ber, batıla karşı bir hak mücadelesi ver­miştir. Kutsal kitabımızın sık sık yer verdiği bu mücadelelerde göze çarpan ilk husus, bâtılın sayısal ve maddi üstünlüğüne karşı Hak taraftarlarının gözle görülebilir ciddi bir güçlerinin olmayışıydı. 
Sevgili Peygamberimizin bir avuç insanla başlattığı Hakk mücadelesinin hiçbir batıl ve şeytanî güç tarafından durdurulamamış olması da bu gerçeğin önemli bir parçasıdır. Şunu unutmamalıyız ki, Hakk’ın gücü yine Hakk’tan gelmektedir. Nitekim bir âyette Rabbimiz, kendisini “Hakk” olarak nitelerken, kendisi dışında tapınılan, ibadet edilen unsurların ise “bâtıl” olduğunu zikretmektedir (Lokman, 31/30).
Allah bizleri Hakk’ı Hak bilip ona uyanlardan; batılı batıl bilip ondan kaçınanlardan eylesin!
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[5/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا كَانَ الْعَبْدُ يَعْمَلُ عَمَلًا صَالِحًا فَشَغَلَهُ عَنْهُ مَرَضٌ أَوْ سَفَرٌ كُتِبَ لَهُ كَصَالِحِ مَا كَانَ يَعْمَلُ وَهُوَ صَحِيحٌ مُقِيمٌ. (د)
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bir kul, devamlı sâlih bir amel işlese de, hastalık veya sefer, onu bu ameli işlemekten alıkoysa, o kimseye sıhhatli ve mukîm iken işlediği sâlih amelin sevabı gibi (sevap) yazılır.” (Sünen-i Ebû Dâvud)
 
05 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[5/5 21:12] Ömer Tarık Yılmaz: AMELLERİ DEVAMLI İŞLEMEK
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Amellerin, Allâhü Teâlâ’ya en sevimlisi, az da olsa devamlı yapılanıdır.” Çünkü sâlih amelleri devamlı işlemek ve onları ihmal etmemek, kişinin ibadete rağbet ettiğine bir işarettir. Kişinin, ibadetin tesirini görmesi ve onun faydalarından istifade etmesi, ancak ameline bir müddet devam edip, ameli ile kalbinin huzur bulmasından sonra olur. Amelin, nefsin meşgalelerinden uzak olduğu bir zamana tesadüf etmesi gerekir. O hâlde bunu elde edebilmek için amelini düzenli olarak yapmaktan başka yol yoktur.
 
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:
 
“Siz, güç yetirebildiğiniz kadar amellere devam edin. Zira siz amel işlemeye devam ettiğiniz müddetçe, Allâhü Teâlâ da size sevap vermeye devam eder.”
 
“Kim, âdet edindiği bir zikri veya onun bir kısmını, uykusu sebebiyle geçirir de onu sabah namazı ile öğle namazı arasında yaparsa sanki gece yapmış gibi kendisine (sevap) yazılır.”
 
Bu hadîs-i şerîfte, kişinin devamlı yaptığı bir evrad ü ezkârı veya nafile ibadeti mutad olarak yaptığı vakitte yapamadığı takdirde sonradan yapmasının tavsiye edilmesinin iki sebebi vardır:
 
Birincisi, nefse, ibadeti terk etmenin kolaylaşmaması ve nefsin bu terki alışkanlık hâline getirmemesi içindir. Zira sonra buna devam etmek zor gelir.
 
İkinci sebep ise eğer bunu, sonradan yapmazsa mesuliyet duygusundan uzaklaşır ve Allâhü Teâlâ’ya ibadet husûsunda ihmalkâr olduğu düşüncesini içinde duymaz olur.
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “İstikamet üzere olun. İstikamet üzere olmanın sevabını, siz saymakla bitiremezsiniz. Güç yetirebildiğiniz kadar amel işlemeye devam edin.
 
 
 
05 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[5/5 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Kudretinin üstündeki işlere ve bilmedikleri ilme müdahale edenler, kadir ve meziyetlerini kaybederler.[İmam-ı Şafii]
[5/5 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: ÖLÇÜLÜ ve TUTARLI OLMAK
Müslümanlar, ifrat ve tefritten uzak “vasat, mutedil bir üm- met” olarak nitelenmiştir (Bakara, 2/143). Ayette sözü edilen ölçüyü, Rasûlullah ortaya koyacak, onu örnek alan Müslü- manlar da ölçülü davranışlarıyla diğer insanlara örnek ola- caklardır. Hz. Peygamber’in sünneti, zaten inançtan ibadete, ahlaktan insanlar arası ilişkilere varıncaya kadar her konuda ideal ölçüleri vermektedir.
Bunu yaparken dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da, tutarlı olmaktır. Tutarlılık, Müslümanın özü ile sözünün, ey- lemi ile söyleminin uyum içinde olmasıdır. Yüce Allah’ın, “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saff 62/2) ayeti bunun gereğini ifade etmektedir.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
MÜNAFIK
İnanmadığı halde inanmış gibi yapıp mü'min görünen, ikiyüz- lü kimseye münafık denir. Yüce Allah, Kur’an’da bu kimseler için; “onlar Allah’ı ve mümin- leri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.” (Ba- kara, 2/9) buyurmaktadır.
Münafık, dünyada Müslüman muamelesi görse de ahirette, “cehennem ateşinin en aşağı tabakasına atılacak ve kendi- sine de asla yardımcı bulama- yacaktır.” (Nisa, 4/145)
 
ÖZLÜ SÖZ
Takdiri ilahi gereğince kaybettiğin şeyler kesinlikle bil ki senden bir belayı giderir. (Mevlâna)
[5/5 21:13] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın kelime anlamı 'artma, çoğalma, arıtma ve berekettir'. 'Doğru söylemek, sözünü tutmak' anlamına gelen sıdk kökünden alınmış olan ve Kur'an ve Sünnet'te zekât anlamında da kullanılmış olan sadaka kelimesi, daha sonraki devirlerde gönüllü malî ödemeler için kullanılmaya başlanmıştır. Fıkıh terminolojisinde ise zekât, Allah'ın, belirli yerlere sarfedilmek üzere dince zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması işlemini ifade eder.
Kur'ân-ı Kerîm'de zekât kelimesi iki yerde (el-Kehf 18/81; Meryem 19/13) sözlük anlamında; sekizi Mekke döneminde nâzil olan sûrelerde olmak üzere otuz âyette ise terimsel anlamda kullanılmıştır. Bu âyetlerin yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilmiştir. Bundan anlaşıldığına göre, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren müslümanlar zekât fikrine alıştırılmış, daha sonra da, zengin olanların bu imkânını belli oranda fakirlerin ve toplumun ihtiyacı için harcaması gerektiği, bunun namaz ibadeti kadar önemli olduğu hususu vurgulanmıştır.
Zekâtın Medine döneminde farz kılındığı bilinmekle birlikte bunun hangi yılda gerçekleştiği tartışmalıdır. Bir tesbite göre zekât hicretin 2. yılında ramazan orucundan önce, diğer bir tesbite göre ise aynı yıl ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber'in zekât farz olmadan önce fıtır sadakasını vermeyi emrettiği, zekât farz kılındıktan sonra ise fıtır sadakası konusuna değinmediği, ancak müslümanların her ramazan ayında bayram namazından önce fıtır sadakası vermeye devam ettikleri belirtilmektedir (Buhârî, 'Zekât', 76). Bu hadis, fıtır sadakasının zekâtın farz olmasından önce emredildiğini gösterdiğine göre ve orucun farz kılındığını bildiren âyet hicretin 2. yılında indiğine göre, zekâtın ramazan orucundan sonra farz olması gerekmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Peygamber'in sünnetinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekât arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve onun rızâsını kazanmaktır.
Kur'an zekât vermeyi, müminlerin, muhsinlerin, iyi ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, müttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekâtını verecek namazını da kılacaktır. Zira Cenâb-ı Allah kurtuluşa erecek müminlerin bir özelliğinin de zekâtlarını vermeleri veya zengin olup da zekât verebilmek için çalışmaları olduğunu haber vermektedir (el-Mü'minûn 23/1-4). Yine bir hadiste, her insanın sadaka vermesi bir ödev olarak telakki edilmiş ve bu uğurda çalışması teşvik edilmiştir (Buhârî, 'Zekât', 30).
Kur'ân-ı Kerîm'de zekâtın mâna ve öneminden bahseden birçok âyet vardır:
'Hidâyet ve müjde namaz kılan, zekât veren müminler içindir' (Lokmân 31/3-4).
'Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. A-sıl iyi olan, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği maldan harcayan, namaz kılan ve zekât verenler... dir' (el-Bakara 2/177).
Kur'ân-ı Kerîm müşrikleri kötülerken onların vasıflarından birinin zekât vermemek olduğunu zikreder:
'Yazıklar olsun o müşriklere ki, onlar zekât vermezler ve âhireti de inkâr ederler' (Fussilet 41/6-7). Burada hem onların toplumdaki ihtiyaç sahibi kimseler için harcama yapmadığı, bencil davrandığı ifade edilmiş hem de zekâtın ve âhirete imanın müminlerin iki temel özelliği olduğu vurgulanmıştır.
Zekât vermeyen bir zengin Allah'ın geniş rahmetine, Allah ve Resulü'nün dostluğuna da hak kazanamaz. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:
'Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ben onu,
[5/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: O davranislarinizdan sonra (akillanip) sükredersiniz diye sizi affettik (BAKARA/52)
 
(Israilogullarina:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediginiz sekilde bol bol yeyin, kapisindan egilerek girin, (girerken) 'Hitta!' (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarinizi bagislayalim; zira biz, iyi davrananlara (karsiligini) fazlasiyla verecegiz, demistik (BAKARA/58)
 
Iste Rablerinden bagislamalar ve rahmet hep onlaradir Ve dogru yolu bulanlar da onlardir (BAKARA/157)
 
Ilâhiniz bir tek Allah'tir O'ndan baska ilâh yoktur O, rahmândir, rahîmdir (BAKARA/163)
 
Allah size ancak ölüyü (lesi), kani, domuz etini ve Allah'tan baskasi adina kesileni haram kildi Her kim bunlardan yemeye mecbur kalirsa, baskasinin hakkina saldirmadan ve haddi asmadan bir miktar yemesinde günah yoktur Süphe yok ki Allah çokça bagislayan çokça esirgeyendir (BAKARA/173)
 
Onlar dogru yol karsiliginda sapikligi, magfirete bedel olarak da azabi satin almis kimselerdir Onlar atese karsi ne kadar dayaniklidirlar! (BAKARA/175)
 
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkinda size kisas farz kilindi Hüre hür, köleye köle, kadina kadin (öldürülür) Ancak her kimin cezasi, kardesi (öldürülenin velisi) tarafindan bir miktar bagislanirsa artik (taraflar) hakkaniyete uymali ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir Her kim bundan sonra haddi asarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardir (BAKARA/178)
 
Her kim, vasiyet edenin haksizliga yahut günaha meyletmesinden endise eder de (alâkalilarin) aralarini bulursa kendisine günah yoktur Süphesiz Allah çok bagislayan hem de esirgeyendir (BAKARA/182)
 
Oruç gecesinde kadinlariniza yaklasmak size helâl kilindi Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz Allah sizin kendinize kötülük ettiginizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bagisladi Artik (ramazan gecelerinde) onlara yaklasin ve Allah'in sizin için takdir ettiklerini isteyin Sabahin beyaz ipligi (aydinligi), siyah ipliginden (karanligindan) ayirt edilinceye kadar yeyin, için, sonra aksama kadar orucu tamamlayin Mescitlerde ibadete çekilmis oldugunuz zamanlarda kadinlarla birlesmeyin Bunlar Allah'in koydugu sinirlardir Sakin bu sinirlara yaklasmayin Iste böylece Allah âyetlerini insanlara açiklar Umulur ki korunurlar (BAKARA/187)
 
Eger onlar (savastan) vazgeçerlerse, (sunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir (BAKARA/192)
 
Sonra insanlarin (sel gibi) aktigi yerden siz de akin Allah'tan magfiret isteyin Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir (BAKARA/199)
 
Iman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, iste bunlar, Allah'in rahmetini umabilirler Allah, gafûr ve rahîmdir (BAKARA/218)
 
Allah sizi kasitsiz yeminlerinizden sorumlu tutmaz Lâkin kasitli yaptiginiz yeminlerinizden dolayi sizi sorumlu tutar Allah gafûrdur, halîmdir (BAKARA/225)
 
Kadinlarina yaklasmamaya yemin edenler dört ay beklerler Eger (bu müddet içinde) kadinlarina dönerlerse, süphesiz Allah çokça bagislayan ve esirgeyendir (BAKARA/226)
 
(Iddet beklemekte olan) kadinlarla evlenme hususundaki düsüncelerinizi üstü kapali biçimde anlatmanizda veya onu içinizde gizli tutmanizda size günah yoktur Allah bilir ki siz onlari anacaksiniz Lâkin, mesru sözler söylemeniz müstesna, sakin onlara gizlice bulusma sözü vermeyin Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kiymaya kalkismayin Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir Bu sebeple Allah'tan sakinin Sunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir (BAKARA/235)
 
Güzel söz ve bagislama, arkasindan incitme gelen sadakadan daha iyidir Allah zengindir, acelesi de yoktur (BAKARA/263)
 
Seytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriligi telkin eder Allah ise size katindan bir magfiret ve bir lütuf vâdeder Allah herseyi ihata eden ve herseyi bilendir (BAKARA/268)
 
Eger sadakalari (zekât ve benzeri hayirlari) açiktan verirseniz ne âlâ! Eger onu fakirlere gizlice verirseniz, iste bu sizin için daha hayirlidir Allah da bu sebeple sizin günahlarinizi örter Allah, yapmakta oldu
[5/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: HZ. PEYGAMBERİN AİLESİNİN MAİŞETİ
 
7223 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Âl-i Muhammed aleyhissalâtu vesselâm'ın, bazan bir ay geçer, hücrelerinin hiçbirinde ateş yanmazdı.'
 
Hz. Aişe'nin ravisi Ebu Seleme der ki: 'Ben Aişe radıyallahu anhâ'dan sordum:
 
'Öyleyse bu esnada ne yerlerdi?' Şu cevabı verdi:
 
'İki siyah: Hurma ve su! Ancak, Ensardan komşularınız vardı. Onlar sadâkatli komşulardı. Onların sağmal hayvanları vardı. Bunlar hayvanlarının sütünden Aleyhissalâtu vesselâm'a gönderirlerdi. (O, bize de içirirdi)' dedi. Muhammed (İbnu Mâce) der ki: 'Ve onlar (yani Hz. Peygamber'in hücreleri) dokuz taneydi.'
 
7224 - Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalatu vesselam tekrar tekrar buyurdular ki: 'Muhammed'in nefsini elinde tutan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, Âl-i Muhammed'de hiçbir zaman akşamdan sabaha bir sa' miktarında ne zahire ne de kuru hurma bulunmuştur.'
 
Halbuki o sıralarda Aleyhissalâtu vesselam'ın dokuz zevceleri vardı.'
 
7225 - Abdullah İbnu Mesud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: 'AI-i Muhammed'de ancak bir müdd miktarı yiyecek maddesi sabahlamıştır' veya 'Al-i Muhammed'de bir müdd yiyecek (bile) sabahlamadı' buyurdular.'
 
7226 - Süleymân İbnu Surad radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam bize geldi ve bir yiyecek (ikramına) gücümüz yetmeksizin -veya bir yiyeceğe gücü yetmeksizin- üç gece kaldık.
 
7227 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir gün sıcak bir yemek getirilmişti. Yedi ve yemekten çıkınca: 'Elhamdülillah, şu şu vakitten beri mideme sıcak bir yemek girmemişti' buyurdu.'
 
ÂL-İ MUHAMMED'İN YATAĞI
 
7228 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: 'Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın kızı (Fatıma gerdek gecesi) bana gönderildi. Onun gönderildiği gece yatağımız koyun derisinden başka bir şey değildi.'
 
7229 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Ensar'dan bir zâtın kapısının üstüne yaptırdığı bir kubbe gördü. 'Bu nedir?' diye sordu. 'Bu falancanın inşa ettirdiği bir kubbedir!' dediler. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Böyle sarfedilen her mal, Kıyamet günü sahibine bir vebaldir!' buyurdular. Bu söz Ensarî'ye ulaşmıştı. Kubbe'yi hemen yıktı. Sonra, Aleyhissalâtu vesselâm oradan tekrar geçti, fakat kubbeyi göremedi, akibetini sordu. 'Sizin söylediğiniz kendisine ulaşınca yıktı' denildi. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Allah ona rahmet kılsın, Allah ona rahmet kılsın!' diye dua buyurdular.'
[5/5 21:14] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Kim: 'Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, Resûl olarak Hz. Muhammed'i seçtim (ve onlardan memnun kaldım)' derse cennet ona vâcip olur'. 
Ebu Dâvud, Salât 361, (1529).
[5/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
[Bakara Sûresi.29]
[5/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” (Hûd, 11/47)
[5/5 21:15] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllı ve uyanık bir kimse isen, dünyaya gönül bağlama. Şeytan seni kandırıp dünyaya meylettirirse, seni emri altına almış demektir. Bundan sonra felaketten felakete sürüklenirsin de hiç haberin olmaz.[Ahmed Yesevî]
[5/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SA'D BİN MU'ÂZ
 
Sa'd bin Muaz Eshab-ı kiramın Ünlülarından. İsmi Sa'd bin Muaz'dır. babası Muaz bin Numan, annesi Kebşe binti Rafi'dir. Künyesi Ebu Amr, lakabı Seyid-ül-Evs'tir. Müslüman olmadan önce Medine'deki Evs kabilesinin ve Abdül-Eşheloğulları kabilesinin reisiydi. Evs kabilesi içinde Abdül-Eşheloğulları çok zengin ve itibarlı olup, Sa'd bin Muaz'ın sözlerini tereddütsüz kabul ederlerdi. Yaklaşık olarak 590 senesinde Medine'de doğdu. 627 (H.5) senesinde Hendek Savaşında şehit oldu. Peygamberliğin onuncu yılında Sa'd bin Muaz'ın Müslüman olması başlı başına mühim bir hadisedir. Çünkü o Müslüman olunca, ona bağlı olan kabilesi de onun bir teklifiyle Müslüman oldu. Böylece Medine'de İslamiyet süratle yayıldı.
 
Muhammed aleyhisselamın peygamberliğinin onuncu yılı başlarında Medine'den gelen 12 kişi Peygamberimizle (sallallahü aleyhi ve sellem) görüşüp, Müslüman oldular. Birinci Akabe Biatı denilen bu görüşmeden sonra, Medinelilerin kendilerine Kur'an-ı kerimi ve İslamiyeti öğretecek bir öğretmen istemeleri üzerine, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mus'ab bin Umeyr'i bu iş için Mekke'den Medine'ye gönderdi. Mus'ab bin Umeyr, Medine'de fevkalade bir gayretle çok kimsenin Müslüman olmasını sağladı. Faaliyetlerini yürütmek üzere Sa'd bin Muaz'ın teyzesinin oğlu olan Es'ad bin Zürare'nin evinde yerleşmişti. Sa'd bin Muaz, o zaman Araplar arasında akrabaya karşı hakaretten kaçınmak adet olduğu için teyzesinin evine gidip bu işe mani olma teşebbüsünde bulunamadı. Kendisi bir kabile reisi olarak bu işe el koymak istiyordu. Bu maksatla kabilesinin ileri gelenlerinden Üseyd bin Hudayr'a:
 
“Sen git, şu bizim hanemize gelen kişiyi gör, ne yapacaksan yap. Es'ad benim teyzemin oğlu olmasaydı bu işi sana bırakmazdım.” dedi.
 
Bunun üzerine Üseyd bin Hudayr, mızrağını alıp Mus'ab bin Umeyr'in bulunduğu eve gitti. Ancak, oraya vardığı zaman, onun tatlı konuşmasını, insanın kalbine işleyen sözlerini ve hoş sesiyle okuduğu Kur'an-ı kerim ayetlerini dinleyince, kendinden geçip:
 
“Bu ne güzel şey! Bu dine girmek için ne yapmak lazımdır?” dedi. Anlattılar ve Üseyd bin Hudayr kelime-i şehadeti söyleyerek Müslüman oldu. Büyük bir huzur içerisinde olduğu halde Mus'ab bin Umeyr'e dönerek:
 
“Arkamda bir alim var. Ben hemen gidip onu size göndereyim. Eğer o Müslüman olursa Medine'de onun kavminden iman etmedik hiç kimse kalmaz” diyerek kalkıp süratle gitti. Doğruca Sa'd bin Muaz'ın yanına vardı. Sa'd bin Muaz onu görünce:
 
“Yemin ederim ki Üseyd buradan gittiği yüzle gelmiyor!” dedi. Sonra da “Ne yaptın ya Üseyd!?” diye sordu. Üseyd bin Hudayr, Sa'd bin Muaz'ın Müslüman olmasını çok arzu ettiği için:
 
“O kişiyle (Mus'ab bin Umeyr ile) konuştum. Onların bir fenalığını görmedim. Yalnız duydum ki, Beni Hariseoğulları teyze oğlun Es'ad'ın böyle bir kimseyi evinde barındırmasından şüphelenerek teyzenin oğlunu öldürmek için harekete geçmişler.” dedi. Bu sözler Sa'd bin Muaz'a çok dokundu. Çünkü birkaç sene önce yapılan bir savaşta, Beni Hariseoğullarını yenip, Hayber'e sığınmaya mecbur etmişlerdi. Bir sene sonra da affedip memleketlerine dönmelerine izin vermişlerdi. Buna rağmen onların böyle bir tavır takınmaları düşüncesi Sa'd bin Muaz'ı çok kızdırmıştı. Halbuki işin aslında böyle bir hareketleri yoktu. Üseyd bin Hudayr, böyle bir hileye müracaat ederek Sa'd bin Muaz'ın teyzesine ve teyzesinin oğlu Es'ad bin Zürare'ye dolayısıyla Mus'ab bin Umeyr'e zarar vermesini önlemek istedi. Böylece onların tarafına geçmesini ve nihayet Müslüman olmasını temin etmek gayretindeydi.
 
Sa'd bin Muaz, Üseyd bin Hudayr'ın bu sözleri üzerine hemen yerinden fırlayıp, Es'ad bin Zürare'nin bulunduğu yere gitti. Oraya varınca baktı ki hazret-i Es'ad ile Mus'ab bin Ümeyr son derece huzur ve sükun içerisinde oturuyorlar. Üseyd bin Hudayr'ın maksadını an
[5/5 21:16] Ömer Tarık Yılmaz: Kusmakla oruç bozulur mu?
 
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması hâlinde, orucu bozar.
[5/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: AMDEN
 
Kasten, bilerek, bile bile yapmak. Hadîs imâmları söz birliği ile bildiriyorlar ki  Bir namazı vaktinde amden kılmayanın, namaz vakti geçerken, namaz kılmadığı için üzülmeyenin îmânı gider veya ölürken îmânsız gider. Ya namazı hâtırına bile getirmeyenlerin, namazı vazîfe tanımayanları n hâli nasıl olur? (Muhammed Rebhâmî) Bir kimse birine amden ok atıp başka birini de yaralasa ve her ikisi de ölse okun önce vurduğu kimse için kısas olunur. Çünkü oku amden atmıştır. (Molla Hüsrev)
[5/5 21:19] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kurbanın yenilmeyecek yerleri nerelerdir? Bu organların ne yapılması gerekir?
 
Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların, -ister kurban olarak ister başka bir amaçla kesilmiş olsun- kanları, ödleri, bezeleri, idrar torbaları, cinsel organları, husyelerini (yumurtalarını) yemek tahrimen mekruhtur (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Raık, VIII, 553; Fetavay-ı Hindiyye, VI, 445).
 
 Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, eti yenen hayvanların cinsel organlarını, husyelerini (yumurtalarını), dübürlerini, bezelerini, öd keselerini, mesanelerini çirkin gördüğü bildirilmektedir (Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, Haydarabad, 1344, X, 7).
 
 Kurbanın veya başka bir amaçla kesilen bir hayvanın yenilmeyen kısımlarını toprağa gömmek, sağlık ve çevreyi temiz tutuma açısından öncelikli olmakla beraber çevreyi kirletmemek kaydıyla, kedi ve köpek gibi hayvanlara da verilebilir.
[5/5 21:20] Ömer Tarık Yılmaz: İsraf; Tüketirken Tükenmek
 
 
  
 
  
 
 'Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.' (Furkân, 25/67) 
 
 Muhterem Müslümanlar!
 
 Yüce Rabbimiz, bizleri yaratılmışların en üstünü kılmıştır. Yeryüzünün imarı için bütün nimetlerini bizlere emanet etmiştir. Bize düşen, emanete sahip çıkmak, Rabbimizin bahşettiği her bir nimetin kıymetini bilmektir. Bütün söz, iş ve davranışlarımızda dengeli olmaktır. Maddi ve manevi imkânlarımızın tamamını iktisatlı kullanmak, onları asla israf etmemektir.
 
 Aziz Müminler!
 
 Bugün, kâinatın dengesini bozan, insanlar arasındaki huzur ve barışa zarar veren olumsuzluklardan birisi de bilinçsiz tüketim ve israftır.
 
 İsraf, Cenâb-ı Hakk’ın istifademize sunduğu nimetleri yersiz ve ölçüsüz kullanmaktır. Yeryüzündeki kaynakları sorumsuzca tüketmektir.
 
 Kıymetli Müslümanlar!
 
 Günümüzde israf, yemeden içmeye, sözden davranışa, sağlıktan zamana, bilgiden çevreye, emekten enerjiye kadar pek çok alana yayılmıştır. Ne hazindir ki, dünyanın farklı bölgelerinde bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar varken başka bölgelerde tonlarca ekmek ve gıda sorumsuzca çöpe atılıyor. Kimi yerlerde içecek bir damla su bulunamazken başka yerlerde hayat kaynağımız sular hesapsızca israf ediliyor. Oysa ayet-i kerime gayet açıktır: “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.”[1] Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise şöyle buyurmaktadır: “Kibre kapılmadan ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin!”[2]
 
 Değerli Müminler!
 
 En yaygın israf çeşitlerinden birisi de sağlık ve zaman israfıdır. Dünyamıza ve ahiretimize hiçbir katkısı olmayan zararlı alışkanlıklarla bedenimizi ve ruhumuzu tehlikeye atmak, sağlığın israfıdır.        Ömür sermayemizi Rabbimizin razı olmadığı söz ve davranışlarla heba etmek, vaktin israfıdır. Sağlığın ve zamanın önemine Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle dikkat çekmektedir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bu iki nimet, sağlık ve boş vakittir.”[3]
 
 Aziz Müslümanlar!
 
 İsrafın öyle bir çeşidi vardır ki bütün israfların temeli ve en büyüğüdür. O da kâinatın kendisine emanet edildiği insanın israfıdır. Bilinmelidir ki, yaratılış gayesinden uzak bir hayat süren her insan, kendini israf etmiştir. Allah ve Resûlünü tanımadan geçirilen bir ömür, israf edilmiş bir ömürdür.  İman, ibadet ve güzel ahlaktan yoksun yaşanan bir hayat, israf edilmiş bir hayattır.  
 
 Kıymetli Müminler!
 
 Bugün, hemen her birimizin şikâyetçi olduğu israf türlerinden birisi de çevrenin ve doğal kaynakların israf edilmesidir. İnsanoğlunun doymak bilmeyen istekleri, aşırı tüketim ve israf alışkanlığı hayatımızı zorlaştıran, dünyamızı kirleten nice çevre sorunlarına sebep olmaktadır. Sınırlı kaynaklarımızın sınırsızca israf edilmesi bir ahlak sorunudur ve tedavi edilmesi gereken manevi bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulabilmenin yolu ise, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in tüketim ahlakını ve tasarruf anlayışını hayatımıza hâkim kılmaktır.
 
 Öyleyse Aziz Müslümanlar!
 
 Hayatımızın her alanında israfın yerine tasarrufu hâkim kılalım; tüketirken tükenmeyelim. İsrafı önlemeye kendimizden ve ailemizden başlayalım. Bir lokma ekmeğimiz çöpe gitmesin. Bir damla suyumuz boşa akmasın. Enerjimiz boşa harcanmasın. Vaktimiz heder olmasın. İlmimiz, emeğimiz ve birikimlerimiz, hâsılı insanımız israf olmasın. Unutmayalım ki, israf sebebiyle sadece paramız, malımız ve mülkümüz yok olmuyor. Umutlarımız ve yarınlarımız da yok olup gidiyor.
 
 Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum: “İnsanoğlu kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden ka
[5/5 21:21] Ömer Tarık Yılmaz: MÎKAT
 
 
 
Doğrudan harem bölgesine veya Mekke'ye gelen âfâkîlerin ihramsız geçemeyecekleri sınırları belirleyen noktalardır.
[5/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'Biliniz ki Allah iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez.'
(Hac, 22/38)
 http://www.duavesureler.com
[5/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırınız!'
(Müslim, 'İman',93)
 http://www.duavesureler.com
[5/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Bana hidayeti nasip ettiğin gibi, Müslüman olarak bu hidayet üzere hayatıma son verene kadar benden bu büyük nimeti çekip almamanı niyaz ediyorum.'
null
 http://www.duavesureler.com
[5/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: • Kış Günlerinin Sonu
'Takva sahibi; nefsinin isteklerine uymayan, İslâmiyet’in emirlerine tam uyan, yakîn ile huzur bulan, tevekkül direğine dayanan kimsedir.' Ebû Bekir el-Kettânî [kuddise sırruhû]
 
Semerkand Takvimi
[5/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Akıl Akıldan Üstündür / Ailede İstişare
 
Kararımızın sonucu bizi mutlu ettiğinde bizimle mutlu olacak, yanlış bir kararla kendimizi zarara uğrattığımızda ilk nasibini alacak olan eşimiz, hayatımızdaki konumu sebebiyle kendisine danışılmayı ilk hak eden kişidir. Bu, hem İslâmî hem de insanî bir haktır. Başta aile hayatımızı ilgilendiren konularda olmak üzere diğer alanlarla ilgili kararlarımızı verirken de eşimizin görüşlerini almak konuyu daha net bir şekilde, çeşitli yönleriyle görmemizi sağlar.
 
Allah, eşleri birbirleri için tamamlayıcı ve huzur kaynağı olarak yaratmıştır. Kadınlar ayrıntılara önem verirler, detaycı bir bakış açısıyla bir konuyu her yönüyle inceler, düşünür ve görüşlerini ayrıntılı olarak ifade ederler. Erkekler de mantıksal yaklaşımlarla sonuca daha net ve hızlı bir şekilde ulaşırlar. Bu iki farklı bakış açısı bir araya geldiğinde eksikler tamam, kararlar isabetli olur. İstişare etmek aile içindeki iletişimi güçlendirir, eşler arasındaki dayanışma ve güven duygusunu geliştirir. Ayrıca istişareye sünnet olması sebebiyle başvurma niyeti, insana sevap ve ibadet ecri kazandırır.
 
Semerkand Takvimi
[5/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Biliniz ki Allah iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez.'
(Hac, 22/38)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=5vRG8VIm0Dw=
[5/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Sizden her kim, bir hurmanın yarısı ile de olsa kendini ateşten korumaya gücü yeterse bunu yapsın.'
(Müslim, ' Zekat',66)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=5vRG8VIm0Dw=
[5/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında af ve âfiyet istiyorum. Allah’ım! Açıklarımı ört, korkularımı gider ve bana güven ver…'
(Hâkim, 'De’avât', No:1902 ; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', 961; İbn Ebî Şeybe, Dua, 22, No:29269)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=5vRG8VIm0Dw=
[5/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Sahura kalkmak berekettir. Bir yudum su içseniz bile onu terk et­meyiniz. Çünkü Allah sahura kalkanlara rahmet eder. Hadis-i Şerif
[5/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
İçinizden kim Allah’a ve Resülüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükafatını iki kat veririz. Biz ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.
 
(Ahzâb, 33/31)
[5/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
 
(Al-Bukhari)
[5/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Allah’ım! Seni anmak, sana şükretmek, sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.
 
(Ebu Dâvûd, Nesâî, Ahmed b. Hanbel)
[5/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Malikül Mülk
 
Mülkün sahibi
[5/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Uyan çavuş tiz uyan
 
   Birinci Cihan Harbinde Jandarma çavuşluğu yapmış Murteza Baba İstanbul'un işgal hangâmesinde sallandığı yıllarda Rumlar Batı Anadolu köylerinde muzırlık yapmaya başlayınca, oralara sevk edilen kuvvetlerin içinde Murtaza Çavuş'da varmış. 
 
 RumIarı geri püskürte püskürte Daya Kadın diye bir yere varmışlar. Hem epey yoruldukları için, hem de gece bastırdığı için, orada, Balkan Harbinden kalma tabyalarda geceleme durumu hasıl olmuş. Bir nöbetçi dikmişler, diğerleri yatmış. 
 
 Murtaza Çavuş da yatmış tabii, derken, bir müddet sonra nöbetçi de uyuklayınca Murtaza Çavuş'a görünmeyen biri:  
 
 Uyan Çavuş tiz uyan!  
 Atik ol kurnaz davran!  
 Hemen kaldır eratı,  
 Aha geliyor düşman! 
 
 der gibi tekmelemeye başlıyor! Hemen uyanıyor' tabii, asker tetikte uyur. Sonra dikkatlice etraflarına şöyle bir  bakıyor ki, Rumlar sürüne sürüne kendilerine doğru geliyor!  Ayın ondördüymüş o gün, ay ışığında görüyor bunu. Ondan sonra, askerleri uyandırarak bir cayırtı koparıyorlar! RumIarın bir kısmı ölü, bir kıs­ mı yaralı def olup gidiyorlar .. 
 
 Sabah olunca, gece kendisine görünmeyen bir kimse tarafından tekme atılan yeri kazdırınca bir Türk şehidi çıkıyor.  
 
 Evet!  
 
 O şehid uyandırmış Murtaza Çavuşu!  
 
 Sübhanallah, Sübhanallah!
[5/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Allah(c.c.)ım! Senin yardımınla akşama girdik, senin yardımınla sabaha kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve dönüş yalnız sanadır.
الّلهمّ بِكَ اَمْسَيْنَا وَبِكَ اَصْبَحْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَاِليْكَ الْمَصِيرُ
Allahumme bike emseyna ve bike esbahna ve bike nahya ve bike nemutu ve ileykel masir.
[5/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim, 'Şehâdet ederim ki tek olan Allah'tan başka ilâh yoktur, (ortağı da yoktur); Muhammed O'nun kulu ve elçisidir; İsa da Allah'ın kulu ve Allah'ın kullarından bir kadının oğlu, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve Allah'tan (gelen) bir ruhtur. Cennet haktır, cehennem haktır.' derse Allah onu, cennetin sekiz kapısından hangisini dilerse oradan cennetine koyar.
(Müslim, Îmân, 46)
[5/5 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Übey İbnu Ka'b (ra)
Uhud savaşında Ensar'dan altmış dört, Muhacirlerden de altı kişi şehid düştü (ra). Bu şehidlerden biri de Hz. Hamza (ra) idi. Bunların cesetlerinden bazı uzuvlarını kopararak hakaretlerde bulundular. Bunun üzerine Ensar: 'Bir gün bize de böyle bir fırsat düşerse, bu hakaretin daha fazlasını yapacağız' dediler. Mekke'nin fethi günü olunca şu ayet indi: 'Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın ayniyle mukabele edin. Sabrederseniz andolsun ki bu sabredenler için daha iyidir.' (Nahl, 126). Bir adam: 'Bugünden sonra Kureyş yok!' dedi. Resulullah (sav) 'Dört kişiden başka kimseye dokunmayın' diye emretti.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Tefsir, Nahl, (3128)
 
Hadisin Açıklaması:
Bu âyet  hakkında üç farklı görüş ileri sürülmüştür:
 
1- Vahidî'nin rivayetine göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud'da şehid olan Hz.Hamza (radıyallahu anh)'nın cesedine hakaret kasdıyla tecavüz edilerek param parça edildiğini görence: 'Sana bedel yetmiş tanesinin cesedini de ben parçalıyacağım' diye yemin eder. Bunun üzerine Cebrail (aleyhisselam) Nahl suresinin hitam kısmını (yani yukarıda kaydedilen  âyetleri) getirir. Âyette misliyle mukabele tecviz edilmiş olmasına rağmen, 'sabretme'nin daha hayırlı olacağı bildirildiği için, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) intikam arzusundan vazgeçer.
 
İbnu Abbas, Ubey İbnu Ka'b, Şa'bî vs. son üç ayet dışında Nahl suresinin Mekke'de nazil olduğunu söylerler.
 
2- Bu âyetin kılıç ve cihad emri gelmezden önceki döneme ait olduğu da söylenmiştir. Yani, Bakara suresinin 190. ayetinde: 'Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; aşırı gitmeyin...' şeklinde sınırlı olarak verilen savaş izni, yukarıda kaydedilen âyetle, 'Düşmana, yaptığı kadarını yapmak suretiyle cezalandırın, daha fazlasını yapmayın' diye açıklığa kavuşturulmuştur.
 
3- Üçünçü görüşe göre bu ayetten maksad, zâlime yaptığı zulümden daha fazlasını yapmaması için, mazluma bir uyarıdır ve onu daha fazlasını yapmaktan men etmek gayesini gütmektedir. Bu görüş Mücahid, Nehâî ve İbnu Sîrîn'in görüşleridir.
 
İbnu Sîrîn bu âyete dayanarak şöyle demiştir: 'Birisi sana bir kötülük yaptı ise sen de ona aynısını yap.'
 
Fahredin-i Râzî hazretleri, âyeti bir önceki âyetle irtibatlıyarak yorumlar, şöyle ki:
 
'Önceki âyet Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a  şöyle emretmektedir: 'Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde  tartış...' (Nahl, 125).
 
Şu halde, bu âyette Cenab-ı Hakk, Resulüne insanları üç yoldan biriyle dine  çağırmayı emretmektedir:
 
1- Hikmetle,
 
2- Güzel öğütle,
 
3- En güzel şekilde tartışma (cedel) ile.
 
Bu dâvet işi, halkın eski inançlarını, âdet ve alışkanlıklarını terki gerektirir. Herkes bu işi hemen benimseyemez ve dâvetçiye istihza, hakaret, lânet, dayak, öldürme gibi çeşitli fenalıklar yaparlar. 
 
Bu fenâ muamelelere maruz kalan davetçileri, beşerî tabiatları karşılık vermeye, te'dib etmeye sevkeder.
 
İşte âyet-i kerime bu makamda itidali, ölçülü olmayı emretmekte, 'Size yapılandan fazlasını yapmayın' demektedir.
 
Râzi, bu âyetin böyle açıklanması gereğini ifade eder
[5/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Halbuki kötü tuzak sırf sahibinin, yani yapanın başına geçer. (Fâtır Sûresi, âyet 43)
[5/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. Adem (as) o gün yaratılmış, o gün cennete konulmuş, o gün cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet de ancak Cuma gününde kopacaktır. Ravi: Müslim, Cum'a 5
[5/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Adiyy İbnu Hâtim Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Ey Allah'ın Resûlü dedim, biz ok atan bir kavimiz, (bize ne tavsiye buyurursunuz?)' Şu cevabı verdi: '(Ava) ok atıp (onu) deldiğin zaman deldiğin (av)ı ye.'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3212) - Hds :(6944)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[5/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: BÖLÜM: 43
 
RASULULLAH’IN SOYUNA İKRAM
 
قال الله تعالى : إنما يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا..
 
“... Ey Peygamberin ev halkı Allah sizin üzerinizden her türlü çirkinliği ve kirliliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (33 Ahzap 33)
 
قال الله تعالى : وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللهِ فَإنهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ..
 
“Kim Allah’ın koyduğu sembol ve simgelere uyup saygı gösterirse şüphe yok ki bu; inananların kalblerinde bulunan Allah’a karşı sorumluluk bilincindedir.” (22 Hac 32)
 
347- عَنْ يَزِيدَ بْنِ حَيَّان قال : انطَلَقْتُ أنا وَحُصَيْنُ بْنُ سَبْرَةَ, وَعَمْرُو بْنُ مُسْلِمٍ إِلَى زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ فَلَمَّا جَلَسْنَا إِلَيْهِ قال لَهُ حُصَيْنٌ : لَقَدْ لَقِيتَ يَا زَيْدُ خَيْرًا كَثِيرًا رَأَيْتَ رَسُولَ اللَّهِ
 
, وَسَمِعْتَ حَدِيثَهُ, وَغَزَوْتَ مَعَهُ, وَصَلَّيْتَ خَلْفَهُ, لَقَدْ لَقِيتَ يَا زَيْدُ خَيْرًا كَثِيرًا, حَدِّثْنَا يَا زَيْدُ مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ
قال : يَا ابْنَ أخي وَاللَّهِ لَقَدْ كَبِرَتْ سِنِّي , وَقَدُمَ عَهْدِي , وَنَسِيتُ بَعْضَ الَّذِي كُنْتُ أَعِي مِنْ رَسُولِ اللَّهِ
فَمَا حَدَّثْتُكُمْ فَاقْبَلُوا, وَمَا لاَ فَلاَ تُكَلِّفُونِيهِ ثُمَّ قال : قَامَ رَسُولُ اللَّهِ
يَوْمًا فِينَا خَطِيبًا بِمَاءٍ يُدْعَى خُمًّا بَيْنَ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ, فَحَمِدَ اللَّهَ, وَأَثْنَى عَلَيْهِ, وَوَعَظَ وَذَكَّر,َ ثُمَّ قال : أَمَّا بَعْد , ألا أيها النَّاسُ فَإنما أنا بَشَرٌ يُوشِكُ أن يَأْتِيَ رَسُولُ رَبِّي فَأُجِيبَ, وَأنا تَارِكٌ فِيكُمْ ثَقَلَيْنِ : أَوَّلُهُمَا كِتَابُ اللَّهِ, فِيهِ الْهُدَى وَالنُّور,ُ فَخُذُوا بِكِتَابِ اللَّهِ وَاسْتَمْسِكُوا بِهِ. فَحَثَّ عَلَى كِتَابِ اللَّهِ, وَرَغَّبَ فِيهِ. ثُمَّ قال : وَأَهْلُ بَيْتِي أُذَكِّرُكُمُ اللَّهَ فِي أَهْلِ بَيْتِي, أُذَكِّرُكُمُ اللَّهَ فِي أَهْلِ بَيْتِي. فَقال لَهُ حُصَيْنٌ : وَمَنْ أَهْلُ بَيْتِهِ يَا زَيْدُ؟ أَلَيْسَ نِسَاؤُهُ مِنْ أَهْلِ بَيْتِهِ؟ قال : نِسَاؤُهُ مِنْ أَهْلِ بَيْتِهِ, وَلَكِنْ أَهْلُ بَيْتِهِ مَنْ حُرِمَ الصَّدَقَةَ بَعْدَهُ, قال : وَمَنْ هُمْ؟ قال : هُمْ آلُ عَلِيٍّ, وَآلُ عَقِيلٍ, وَآلُ جَعْفَرٍ, وَآلُ عَبَّاسٍ, قال : كُلُّ هَؤُلاَءِ حُرِمَ الصَّدَقَةَ؟ قال : نَعَمْ.
وَفِى رِوَايَةٍ: ألا وَإنىِ تَارِكٌ فِيكُمْ ثَقَلَيْنِ: اَحَدُهُمَا كَتَابُ اللهِ وَهُوَ حَبْلُ الْمَتِينُ، مَنِ اتَّبَعَهُ كان عَلَى الْهُدَى، وَمَنْ تَرَكَهُ كان عَلَى ضَلاَلَةٍ.
 
347: Yezid ibni Hayyan (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir. Bir gün Hüseyin ibni Sebre ve Amr ibni Müslim ile birlikte Zeyd ibni Erkam’ın yanına girmiştik. Yanına oturunca Hüseyin: Zeyd! S
[5/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oruç tutanlar o kapıdan çağrılacaklardır. Kim oruç tutanlardan ise o kapıdan Cennete girecektir. Kim de o kapıdan girerse ebedi olarak susuzluk çekmeyecektir.
-Tirmizi, Savm, 55
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[5/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3571]
 
İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest aldı.'' 
 
Buhari, Vudü 22; Ebu Dâvud, Tahâret 53, (1, 38); Nesai, Tahâret 84, 85, (1, 73, 74).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[5/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: 'Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.' - Neml - 24. Ayet
[5/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Biriniz din kardeşine danıştığı zaman, danışan kişi ona görüşünü belirtsin. - İbn Mace, Edeb, 37
[5/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Senden düzgün bir yaşantı, temiz bir ölüm ve rezil rüsva olmadan Sana dönebilmeyi istiyorum.” - İbn Ebu Şeybe, Dua, 1
[5/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Veda haccından kısa bir süre sonra Hz. Peygamberin hastalığı ağırlaştı. Allah Resûlu miladî 8 Haziran 632 (H. 13 Rebîulevvel 11) tarihinde vefat etti.##Hz. Peygamberin vefatı bütün Müslümanları derinden üzdü.##Sade bir hayat yaşayan, elde ettiği maddi imkânları Allah yolunda harcayan Resûl-i Ekrem’den geriye son derece mütevazi bir miras kalmıştır.##Zira kendisi, “Biz peygamberler zümresi miras bırakmayız; bizim geride bıraktığımız her türlü servet sadakadır.” (Buhârî, Humus, 1) buyurmuştur.##Hz. Peygamberin geride bıraktığı manevi mirası gerek ümmeti gerekse bütün insanlık için son derece büyük ve değerliydi.##O, Veda Hutbesi’nde de belirttiği gibi, Kur’an ve Sünnet’i en değerli miras olarak bırakmış, bu iki temel kaynak etrafında şekillenen İslam dini ve medeniyeti asırlar boyunca geniş bir coğrafyada etkisini hissettirerek insanlık tarihindeki yerini almıştır. - Peygamber EFENDİMİZ (S.A.S.)’İN VEFATI
[5/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Görevler
8- Her akıl sahibi ve baliğ kimse, Allahü Teala Hazretlerini bilip ona kullukta bulunmakla yükümlüdür. Bir insan için bu kulluktan daha büyük bir nimet ve şeref olamaz. Biz önce büyük yaratanımızın varlığını, birliğini kudret ve azametini, kutsal emirlerini ve yasaklarını bilir ve doğrularız. Bunlar bizim inançla ilgili görevlerimizdir. Sonra da, namaz, oruç, zekat ve hac gibi sırf bedenî veya sırf malî veya hem bedenî ve hem de malî olan ibadetlerle yükümlü bulunduğumuzu bilir ve bunları seve seve yaparız, bunlardan feyiz alır, büyük zevk duyarız. Bunlar da bizim birer amelî görevimizdir.
9- İslam yurdunu koruma ve savunma da îlahî bir görev demektir. Cihad, İslam yurdunu koruma görevi bazan farz-ı kifaye, bazan da farz-ı ayın olur. Kesin bir zaruret bulunmadığı halde, İslam ordusuna katılmakla cihada, İslam yurdunu korumaya gönüllü olarak katılmak İlahî ve vatanî bir ahlak görevidir.
Dine ve İslam varlığına hizmetten daha büyük ne olabilir? Bir hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.'
Onun için Allah yolunda cihad, beden ile olacağı gibi para ve dil ile de olur.
Diğer bir hadîs-i şerifde de şöyle buyurulmuştur:
'Cennetin kapıları, kılıçların gölgesi altındadır.'
İşte bütün bunlar, İslam'da askerliğin, dine ve İslam yurduna hizmetin ne kadar kıymetli olduğunu göstermeye yeterlidir. Ne mutlu İslam askerlerine, İslam'ın kahramanı mücahidlerine!..
10- Nefs ile mücadele de büyük bir cihaddır. Bundan dolayı çok önemli îlahî bir görevdir. İslamiyetin verdiği bir terbiye içerisinde nefsini korumayan kimse, ne kendisine ne de İslam yurduna gereği gibi hizmet edemez
[5/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: dilde bu iki incelemeye göre Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
 
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
 
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) diye hemzenin yerinde kalması ile yetinilmesi ve sonra bu kelimenin Allah'tan başka hiç kimse için asla kullanılmamış bulunmasından dolayı 'en-Necmü, en-nâsü ve'l-ünâsü' cinsinden olmadığını gösterdiğinden kelime ve mânâ itibariyle bu özelliğin tercih edilmesi gerekmiştir.
 
Özetle ' ' ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi ' ' ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun 'Allah'lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar. Araştırma mantığına göre iddia edilebilir ki, özel isimler kısmen olsun cins isimlerinden önce konulur. Daha sonra bir veya birkaç niteliğin ifade ettiği benzeme yönü ile cins isimleri oluşur. Bundan dolayı her özel ismin bir cins isminden veya nitelikten alınmış olduğu iddiası geçersiz sayılır.
 
Üçüncüsü: Denilebilir ki, yukarıda açıklanan kullanma tarzından, ' ' yüce isminin Arap dilindeki özelliği ve bundan dolayı bir özel isim olduğu anlaşılıyo
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N