Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 14:09

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[5/5 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: “İpekle ve kaplan derisiyle kaplanmış eğer, semer ve minderler üzerine oturmayınız.”
(Ebu Davud, Libas 39)
[5/5 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: İnkar edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: 'Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah'a kolaydır.'
Tegâbün Sûresi 7.Ayet
[5/5 22:00] Ömer Tarık Yılmaz: EDİLLE-İ ŞER’İYYE
Edille-i şer’iyye, dînî ve şer’î hükümlerin çıkarıldığı ve dayandıkları kaynaklardır ki, bunlar da dörttür:  
 1-Kitap: Kur’ân-ı Kerîm.
 2-Sünnet: Peygamberimizin (s.a.v.) mübârek sözleri, işledikleri ve başkaları tarafından yapılan işlerde o işi tasvip mâhiyetindeki sükûtlarıdır.
 3-İcmâ-ı Ümmet: Bir asırda, Ümmet-i Muhammed’in müctehidlerinin bir mesele hakkında ittifak etmeleridir.
 4-Kıyâs-ı Fukahâ: Bir hadisenin kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmetle sabit olan hükmünü; aynı illete dayandırarak o hadisenin tam benzerinde de ictihad yolu ile isbât etmekten ibârettir. 
İctihâd: Şer’î hükmü, şer’î delîlinden çıkarma husûsunda olanca ilmî kuvvetini sarfetmektir.
Müctehid: Herhangi bir şer’î hükmü âyet-i kerîme
ve hadîs-i şeriflerden çıkaran, kıyas yapabilen büyük
âlimdir. Müctehid olabilmek için, bütün İslâmî ilimlere
vakıf olduktan sonra mevhibe-i ilâhî (Allâh vergisi) olan
ledünnî ilme de sahip olmak lâzımdır.
İlmin Yolları ve Bilgi Vasıtalarımız
İlmin yolları üçtür.
1- Havâss-i selîme: Görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama isimlerini verdiğimiz beş duygu.
2- Haber-i sâdık: Doğru haberdir ki, iki kısımdır:
a- Peygamberlerin verdiği haber,
b- Yalanda birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun verdiği haber.
3- Akıl....Daha az
[6/5 21:18] Ömer Tarık Yılmaz: 81 - Peygamber aleyhisselâm'ın «Şüphesiz Allah Uyumaz» ve «O'nun Hicabı Nurdur; Bu Hicabı Bir Açsa Vechinin Subuhatı, Basarının İhate Ettiği Bütün Mahlukatı Yakardı» Hadisleri Hakkında Bir Bab
 
463- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize A'meş Amr b. Murra'dan, o da Ebû Ubeyde' den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalktı ve şu beş cümleyi söyledi:
 
«Şüphesiz ki; Allah azze ve celle uymaz, zaten ona uyumak da yakışmaz. Tartıyı indirir ve kaldırır; gündüzün amelinden önce ona gecenin ameli, gecenin amelinden önce de gündüzün ameli arz olunur. Hicabı nurdur. (Ebû Bekr'in rivâyetinde nardır denilmiştir.) Eğer onu açmış olsa vechinin sübuhatı, basarının ihata ettiği bütün mahlukâtım yakardı. (Ebû Bekr'in A'meş'ten rivâyetinde haddesena lâfzı yoktur.)
 
464- Bize İshâk b. İbrahim rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize Cerir A'meş'ten bu isnadla haber verdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalktı ve dört kelime söyledi...» demiş sonra Ebû Muâviye hadisi gibi rivâyette bulunmuş. Yalnız mahlûkatmı kelimesini zikretmemiş:
 
«Onun hicabı nurdur.» demiş.
 
465- Bize Muhammed b. El Müsennâ ile İbn Beşşar rivâyet ettiler dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti dedi ki; Bana şu'be Amr b. Mürre'den, o da Ebî Ubeyde'den, o da Ebû Mûsa'dan naklen rivâyet etti
 
Dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) aramızda ayağa kalkarak (şu) dört kelime (yi) söylediler:
 
«Şüphesiz ki Allah uyumaz. Ona uyumak da yakışmaz; tartıyı kaldırır ve kısar; ona gündüzün ameli geceleyin, gecenin ameli de gündüzün arz olunur.»
 
Görülüyor ki birinci rivâyette Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
 
— «O bir Nur... Onu nasıl göreyim?» buyurmuş; ikinci rivâyette ise bir nur gördüğünü beyan etmişdir. Zahiren bu iki rivâyet birbirine muarız gibi görünüyorsa da hakikatde aralarında zıddiyet yoktur. Çünkü birinci rivâyetde ki; Nur az yukarıda beyan ettiğimiz veçhiyle gözlerin tahammül edemediği Kaahir Nur; ikincideki ise; gözün tahammüi edebileceği Nur manasınadır.
 
Bazılarına göre; «Bir nur gördüm.» cümlesinden murad: Allah'ın hicabı nurdur. «O halde ben Rabbimi nasıj göreyim» demektir. Nitekim bundan sonraki babda bu mânâ sarahaten beyan buyurulmuştur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in muradı:
 
«Bir nurdan başka bir şey görmedim.» demektir. Çünkü nur âdeten bir şey görmeye mânidir. Onun için geceleyin koyu karanlıkta insanın gözüne şiddetli bir ziya tutulursa ziyanın arkasındakini göremez:
 
«Onu nasıl göreyim» ibaresindeki zamir Maziri'ye göre; Allah'a aittir. Yani Allah'ı nasıl göreyim demektir. Maamafih nuru nasıl göreyim mânasına zamirin nura ait olmasıda muhtemeldir.
 
Kâdî İyâz (rahimehüllah) «Bu rivâyet bize gelmedi onu esas nüshaların hiç birindede görmedim. Allahü teâlâ'nın zatının nur olması imkânsızdır. Çünkü nur, cisim kabilindendir. Allahü teâlâ ise bundan münezzehtir. Bütün ehli sünnet İmâmlarının mezhebi budur. Binaenaleyh:
 
«Allah semâvât ve yerin nurudur.» âyet-i kerimesi ile hadislerde Allah’a nur itlâkının mânası onlardaki nurun sahibi ve Halikı demektir: «Bazıları göklerde ve yerde yaşıyanların hidayetcisidir», diğer bazıları «mü'min kullarının kalblerini nurlandırıcıdır» demişlerdir.» diyor, 293 numaralı hadiste Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) «Allah azze ve celle uyumaz, ona uyumak da yakışmaz.» buyurmuştur. Bunun mânası: «Teâlâ Hazretleri uyumaz onun hakkında uyku müstehildir.» demektir. Çünkü uyku dalgınlık ve aklın çalışmaması hâlidir. Uyuyan kimseden his dahi sâki't olur; Teâlâ Hazretleri ise öyle şeylerden münezzehtir.
 
«Tartıyı indirir ve kaldırır.» cümlesini İbn Kuteybe mizanı k
[6/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Batıl ve haksız yolda iken (münakaşa ve) yalanı bırakana cennetin kenarında bir köşk bina edilir. Haklı olduğu halde münakaşayı bırakan kimse için cennetin ortasında bir köşk bina edilir. Kim de ahlâkını güzelleştirirse ona cennetin en âla yerinde bir köşk bina edilir.'
 
 
Kütüb-i Sitte
[6/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: 39. Abdesten sonra Kadir sûresini okumak.(Kenz'ul Ummal-9/465)
[6/5 21:22] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  İmam-ı Âzam Ebû Hanife’nin Vefatı 765
•  İstanbul Radyosu İlk Yayınına Başladı 1927
•  Kan Haftası 06-12 Mayıs
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” 
 
Nisa 139
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” 
 
Müslim, Fedâil, 66
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: HOCA SADECE BİLGİ VEREN DEĞİLDİR
 
İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe’nin seçkin öğrencilerinden biri olan Ebû Yûsuf şöyle anlatır:
“Parasız pulsuz, bitik bir vaziyette hadis ve fı­kıh öğreniyordum. Hocam Ebû Hanîfe’nin ya­nındayken bir gün babam geldi ve beraberinde oradan ayrıldım. Bana dedi ki:
‘Oğlum! Sen Ebû Hanîfe ile boy ölçüşme. Çünkü Ebû Hanîfe’nin hali vakti yerindedir. Sen ise geçime muhtaçsın.’ Babama itaati tercih ettim ve bu yüzden ilmin çoğundan geri kaldım. Bunun üzerine Ebû Hanîfe beni araştırıp sordu. Mec­lisine devam etmeye karar verdim. İlk gün bana dedi ki: 
‘Seni bizden alıkoyan nedir?’ 
‘Geçim derdi ve babama itaat’ dedim ve huzuruna oturdum. 
İnsanlar gidince bana bir kese verdi ve ‘Bunu ihtiyaçların için kullan’ dedi. 
Baktım ki kesede yüz dirhem var. Ardından da şu sözü ekledi:
‘Halkaya devam et. Bu bittiğinde de bana bildir.’ 
Halkaya devam ettim. Az bir müddet geçince bana yüz dirhem daha verdi. Sonra yine benden söz alıyordu. Katiyen ona bir ihtiyacımı bildirmediğim ve herhangi bir şeyin bittiğini haber vermediğim halde, sanki o bundan haberdar oluyordu. Öyle ki mala mülke sahip oldum. Allah bana onun bereketiyle ve hüsnü niyetiyle ilim ve mal nasib etti. Benim vesilemle Allah ona en iyi şekilde mükâfâtını versin.”
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: أَوْحَى اللهُ إِلَى دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلَامُ: يَا دَاوُدُ إِذَا رَأَيْتَ لِي طَالِبًا فَكُنْ لَهُ خَادِمًا. (هب)
 
“Allâhü Teâlâ, Dâvûd aleyhisselâm’a şöyle vahiy buyurdu: ‘Ey Dâvûd, benim rızâmı talep eden birisini gördüğün zaman onun hizmetinde ol.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
 
06 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: ALKAME BİN KAYS RAHİMEHULLÂH
 
Alkame bin Kays (rah.), Tâbiîn’in büyük fakîhlerinden olup Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in hâli hayatında Kûfe’de dünyaya geldi. Fakat Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ile görüşme şerefine nâil olamadı.
 
Abdullah İbn-i Mes’ûd (r.a.) Hazretlerinden kırâat ve fıkıh ilmini öğrendi. Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali, Hazret-i Ebu’d-Derdâ ve Hazret-i Âişe (r. anhüm) gibi Ashâb-ı Kirâm’ın büyüklerinden hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundu.
 
Kendisinden de Ebû Vâil, İbrahim en-Nehaî, İbn-i Sîrîn, Şa‘bî rahimehümullâh gibi Tâbiîn’in büyükleri hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuşlar ve ilim öğrenmişlerdir.
 
İbn-i Ebû Zabyân (rah.) demiştir ki: “Ben, Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem’in birçok Ashâbı’na yetiştim ki onlar, (bazı meseleleri) Alkame’ye soruyor, ondan fetva alıyorlardı.”
 
İmâm-ı Âzam Hazretlerinin ilim silsilesi, İbrâhim en-Nehaî (rah.) vasıtası ile Alkame Hazretlerine ulaşır.
 
Ebû İshâk (rah.), onun, evliyâullahın büyüklerinden olduğunu söylemiştir.
 
Alkame Hazretleri, akranı arasında, ilim ve ahlâkı cihetinden İbn-i Mes’ûd’a (r.a.) en çok benzeyendir.
 
Fıkıh ilminde mâhir olduğu gibi kırâat ilminde de mâhir idi. İbn-i Mes’ûd Hazretleri her ne zaman onu Kur’ân-ı Kerîm okurken dinlese okuyuşunu çok beğenir ve “Oku! Anam babam sana feda olsun. Eğer seni, Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem görseydi, seninle mesrûr olurdu.” derdi.
 
İbn-i Mes’ûd Hazretleri, “Alkame’nin bilmediği hiçbir mesele yoktur.” demiştir.
 
Alkame bin Kays rahimehullâh, takvâ sahibi, mütevâzı ve pek insaniyetli idi. Devamlı oruç tutardı.
 
Hicrî 62 senesinde yine Kûfe’de vefat etti. Vefat ettiğinde geriye miras olarak bir Mushaf-ı Şerîf’ten başka bir şey bırakmamıştı.
 
 
 
06 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Senden başka ilah yoktur, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana hamd ederim, ben kötü bir fiil işledim ve nefsime zulmettim, bana merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Ibn Ebu Şeybe, Dua, 19, No:29242)
[6/5 21:23] Ömer Tarık Yılmaz: KAN BAĞIŞI
Kan vermek, ölümün eşiğinde olan bir kimsenin hayata dön- mesine vesile olmak, hayat kurtarmakla eş anlamlı bir davra- nıştır. Bu aynı zamanda yetim kalacak bir çocuğa annesini ba- basını bağışlamak, bir anneye ve babaya da evladını, kadına kocasını, kocaya karısını bağışlamaktır.
Kan hayat kurtaran bir ilaçtır. Kaynağı da sadece insandır. Bu nedenle kan veren hayat kurtarmış, imkânı olduğu halde kan vermeyen de bir insanın ölümü karşısında duyarsız kalmış olur. Allah (c.c.) Kur’an’da, bir insanı öldürmenin tüm insan- ları öldürmek gibi, bir kişiyi ölümden kurtarmanın tüm insan- ları ölümden kurtarmak gibi olduğunu beyan buyurmuştur (Mâide, 5/32).
 
DİNÎ KAVRAMLAR
KÂFİR
-Bir şeyi örten, gizleyen, nimete ve iyiliğe karşı nankörlük eden-
İman esaslarını ya da iman esaslarından birini veya tama- mını inkâr eden veya dini hü- kümlerden birini beğenmeyen, helâlı haram, haramı helâl ka- bul eden kimseye kâfir denir.
“Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardım- cıları da yoktur.” (Âl-i İmrân, 3/91)
 
ÖZLÜ SÖZ
Tatlı konuşan kimse ile sert konuşma. Barış kapısını çalanla kavga çıkarma. (Sadi Şirazî)
[6/5 21:24] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır. Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır.
Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir. Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından zengin sayılır. Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra 'nisab' tabir edilir. Borcundan ve tabii ihtiyaçlarından fazla nisab miktarı artıcı mala sahip olan ve bu malının üzerinden bir kamerî yıl geçen kimse zekât ödemekle mükellef olur.
Zekâtın rüknü, yani onun yapısından bir parça teşkil eden unsur, zenginlik ölçüsü sayılan miktardaki maldan zekât borcunu çıkarmak ve onu hak sahibine temlik ve teslim etmektir.
Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay) senesi geçen kimselere farzdır. Bu farzın sahih olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir.
Görüldüğü gibi zekâtın farz olabilmesi için hem mükelleflerle ve hem de mallarla ilgili şartlar vardır. Aynı şekilde bu farzın edasının sıhhati için de birtakım şartlar aranmaktadır.
A) YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI
Bir kimsenin zekâtla yükümlü (mükellef) tutulabilmesi için gereken şartlar, ilmihal dilinde, vücûb şartları veya zekâtın farziyetinin şartları olarak da anılır. Zekâtla yükümlülük için gereken şartların bir kısmı mükellefte, bir kısmı da malda aranan bazı özelliklerdir.
a) Mükellef ile İlgili Şartlar
Zekât, İslâm'ın beş esası arasında yer alan bir ibadet olması sebebiyle, namaz ve oruçla mükellefiyette söz konusu olan şartlar, ilke olarak, zekâtta da aranır. Ancak zekât, sosyal yardımlaşma ve dayanışma içeriği de taşıyan malî bir mükellefiyet olması ve üçüncü şahısların haklarını da ilgilendirmesi sebebiyle, diğer ibadetlerde aranan akıl ve bulûğ şartının bunda aranıp aranmayacağı tartışma konusu olmuştur.
Zekât bir ibadet sayıldığı için, öteden beri, zengin gayri müslim vatandaşların, zekâtla yükümlü olmaları hiç gündeme gelmemiş, bunun yerine onlardan başka isimler altında başka vergiler alınmıştır.
Çocuk ve akıl hastalarının 'öşür' denen toprak ürünleri zekâtından sorumlu olduklarında görüş birliği bulunmakla birlikte, bunların zekâta tâbi diğer mallarından zekât alınıp alınmayacağı konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür. Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukukunun bir parçası olarak alınan zekât türü hariç, zekâtla mükellef tutmamıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tâbidir. Bu borcu veli ve vâsileri öderler. Zekât vekâletle yerine getirilebilen malî bir ibadettir. Veli zekâtta çocuğun ve akıl hastasının vekilidir. Bu vecîbeyi yerine getirmede onun yerini almaktadır, dolayısıyla onlar adına zekât verir.
Bu iki farklı görüşten, çoğunluğun görüşü daha güçlü ve tercihe şayan görünmektedir. Çünkü zekât netice itibariyle zenginliğin borcudur, topluma karşı bir yükümlülük mahiyetindedir ve sosyal adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir.
b) Mal ile İlgili Şartlar
Kur'an zekâta tâbi olan mallara genel olarak temas etmiş (bk. et-Tevbe 9/103), Hz. Peygamber de hadislerinde hangi malların ne şartlar içinde zekâta tâbi olacaklarını belirtmiş, zekât memurlarına vermiş olduğu tâlimatlarda bu mallardan nasıl ve ne şekilde zekât tahsil edileceğini öğretmiştir. Zekâtla ilgili olarak daha sonraki dönemde oluşan fıkıh doktrini de Hz. Peygamber ve sahâbe dönemindeki bu uygulama örnekleri etrafında gelişmiştir. Bunun sonucu olarak, bir malın zekâta tâbi olabilmesi için 'tam mülk olma', 'art
[6/5 21:25] Ömer Tarık Yılmaz: O davranislarinizdan sonra (akillanip) sükredersiniz diye sizi affettik (BAKARA/52)
 
(Israilogullarina:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediginiz sekilde bol bol yeyin, kapisindan egilerek girin, (girerken) 'Hitta!' (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarinizi bagislayalim; zira biz, iyi davrananlara (karsiligini) fazlasiyla verecegiz, demistik (BAKARA/58)
 
Iste Rablerinden bagislamalar ve rahmet hep onlaradir Ve dogru yolu bulanlar da onlardir (BAKARA/157)
 
Ilâhiniz bir tek Allah'tir O'ndan baska ilâh yoktur O, rahmândir, rahîmdir (BAKARA/163)
 
Allah size ancak ölüyü (lesi), kani, domuz etini ve Allah'tan baskasi adina kesileni haram kildi Her kim bunlardan yemeye mecbur kalirsa, baskasinin hakkina saldirmadan ve haddi asmadan bir miktar yemesinde günah yoktur Süphe yok ki Allah çokça bagislayan çokça esirgeyendir (BAKARA/173)
 
Onlar dogru yol karsiliginda sapikligi, magfirete bedel olarak da azabi satin almis kimselerdir Onlar atese karsi ne kadar dayaniklidirlar! (BAKARA/175)
 
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkinda size kisas farz kilindi Hüre hür, köleye köle, kadina kadin (öldürülür) Ancak her kimin cezasi, kardesi (öldürülenin velisi) tarafindan bir miktar bagislanirsa artik (taraflar) hakkaniyete uymali ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir Her kim bundan sonra haddi asarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardir (BAKARA/178)
 
Her kim, vasiyet edenin haksizliga yahut günaha meyletmesinden endise eder de (alâkalilarin) aralarini bulursa kendisine günah yoktur Süphesiz Allah çok bagislayan hem de esirgeyendir (BAKARA/182)
 
Oruç gecesinde kadinlariniza yaklasmak size helâl kilindi Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz Allah sizin kendinize kötülük ettiginizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bagisladi Artik (ramazan gecelerinde) onlara yaklasin ve Allah'in sizin için takdir ettiklerini isteyin Sabahin beyaz ipligi (aydinligi), siyah ipliginden (karanligindan) ayirt edilinceye kadar yeyin, için, sonra aksama kadar orucu tamamlayin Mescitlerde ibadete çekilmis oldugunuz zamanlarda kadinlarla birlesmeyin Bunlar Allah'in koydugu sinirlardir Sakin bu sinirlara yaklasmayin Iste böylece Allah âyetlerini insanlara açiklar Umulur ki korunurlar (BAKARA/187)
 
Eger onlar (savastan) vazgeçerlerse, (sunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir (BAKARA/192)
 
Sonra insanlarin (sel gibi) aktigi yerden siz de akin Allah'tan magfiret isteyin Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir (BAKARA/199)
 
Iman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, iste bunlar, Allah'in rahmetini umabilirler Allah, gafûr ve rahîmdir (BAKARA/218)
 
Allah sizi kasitsiz yeminlerinizden sorumlu tutmaz Lâkin kasitli yaptiginiz yeminlerinizden dolayi sizi sorumlu tutar Allah gafûrdur, halîmdir (BAKARA/225)
 
Kadinlarina yaklasmamaya yemin edenler dört ay beklerler Eger (bu müddet içinde) kadinlarina dönerlerse, süphesiz Allah çokça bagislayan ve esirgeyendir (BAKARA/226)
 
(Iddet beklemekte olan) kadinlarla evlenme hususundaki düsüncelerinizi üstü kapali biçimde anlatmanizda veya onu içinizde gizli tutmanizda size günah yoktur Allah bilir ki siz onlari anacaksiniz Lâkin, mesru sözler söylemeniz müstesna, sakin onlara gizlice bulusma sözü vermeyin Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikâh kiymaya kalkismayin Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir Bu sebeple Allah'tan sakinin Sunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir (BAKARA/235)
 
Güzel söz ve bagislama, arkasindan incitme gelen sadakadan daha iyidir Allah zengindir, acelesi de yoktur (BAKARA/263)
 
Seytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriligi telkin eder Allah ise size katindan bir magfiret ve bir lütuf vâdeder Allah herseyi ihata eden ve herseyi bilendir (BAKARA/268)
 
Eger sadakalari (zekât ve benzeri hayirlari) açiktan verirseniz ne âlâ! Eger onu fakirlere gizlice verirseniz, iste bu sizin için daha hayirlidir Allah da bu sebeple sizin günahlarinizi örter Allah, yapmakta oldu
[6/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: RÜYA VE RÜYA ÂDÂBINA DÂİR HADİSLER
 
934 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Zaman yaklaşınca, mü'minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mü'minin rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür.' Buharî'nin rivayetinde şu ziyade var: 'Peygamberlikten cüz olan şey yalan olamaz.'
 
Buharî, Ta'bir 26; Müslim, Rüya 8, (2263); Tirmizî, Rüya 1, (2271); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5019).
 
935 - Ebu Katâde (radıyallahu anh)'nin anlattığına göre: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işitmiştir: 'Rüya Allah'tandır. Hulm (sıkıntılı rüya) şeytandandır. Öyle ise, sizden biri, hoşuna gitmeyen kötü bir rüya (hulm) görecek olursa sol tarafına tükürsün ve ondan Allaha istiâze etsin (sığınsın). (Böyle yaparsa şeytan) kendisine asla zarar edemiyecektir.'
 
Buharî Tıbb 39, Bed'ü'l-Halk 11, Tà'bir 3, 4, 10,14, 46; Müslim, Rüya 5, (2262); Muvatta 1, (2, 957); Tirmizî, Rüya 4, (2288); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5021).
 
936 - Buhârî'nin bir rivayetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: 'Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür, çünkü şeytan benim suretime giremez.'
 
Buharî, Tabir 2, 10; Müslim, Rüya 10; (2266); Muvatta, Rüya 1, (2, 956).
 
937 - Ebu Rezîn el-Ukeylî Lakît İbnu Amir İbni Sabire (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk cüzünden bir cüzdür. Bu rüya, anlatılmadığı müddetçe bir kuşun ayağında (takılı vaziyette) durur. Anlatılacak olursa hemen düşer.'
 
Tirmizî, Rü'ya 6, (2279, 2280); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5020).
 
938 - Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.'
 
Buharî, Ta'bir 4, Muvaatta 1, (2, 956).
 
939 - Tirmizî'de Ebu Saîd'den şu rivayet kaydedilmiştir: 'En sâdık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.'
 
Tirmizî, Rü'ya 3, (2275).
 
940 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demişti: 'Benden sonra, peygamberlikten sâdece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır!' Yanındakiler sordu:
 
'- Mübeşşirât da nedir`?'
 
' Sâlih rüyadırl' diye cevap verdi.'
 
Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: 'Sâlih rüyayı sâlih kişi görür veya ona gösterilir.'
 
Buharî, Tabir, 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebu Davud, Edeb 96,(5017).
 
TA'BİR EDİLMİŞ RÜYALAR
 
941 - Semüre İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sık sık: 'Sizden bir rüya gören yok mu?' diye sorardı. Görenler de, O'na Allah'ın dilediği kadar anlatırlardı. Bir sabah bize yine sordu:
 
' Sizden bir rüya gören yok mu ?'
 
Kendisine:
 
'- Bizden kimse bir Şey görmedi!' dediler. Bunun üzerine:
 
' Ama ben gördüm' dedi ve anlattı: 'Bu gece bana iki kişi geldi.
 
Beni alıp haydi yürü! dediler. Yürüdüm. Yatan bir adamın yanına geldik. Yanıda biri, elinde bir kaya olduğu halde başucunda duruyordu. Bazan bu kayayı başına indirip onunla başını yarıyordu, taş da sağa sola yuvarlanıp gidiyordu. Adam taşı takip ediyor ve tekrar alıyordu. Ama, başı eskisi gibi iyileşinceye kadar vurmuyordu. İyileştikten sonra tekrar indiriyor, önceki yaptıklarını aynen yeniliyordu. Beni getirenlere:
 
- Sübhânallah ! nedir bu ? dedim. Dinlemeyip:
 
- Yürü! Yürü!
 
dediler. Yürüdük, sırtüstü uzanmış birinin yanına geldik. Bunun da yanında, elinde demir kancalar bulunan biri duruyordu. Adamın bir yüzüne gelip, çengeli takıp yüzünün yarısını ensesine kadar soyuyordu. Burnu, gözü enseye kadar soyuluyordu. Sonra öbür tarafına geçip, aynı şekilde diğer yüzünün derisini de ensesine kadar soyuyordu. Bu da, yüz derileri iyileşip eskisi gibi sıhhate kavuşuncaya kadar bekliyor, sonra tekrar önce yaptıklarını yapmaya başlıyordu. Ben burada da:
 
- Sübhanallah, nedir bu? dedim. Cevap vermeyip:
 
- Yürü ! Yürü !
[6/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Yine Ebu Sa'îd (radıyallahu anh) hazretleri der ki: 'Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Bir kul İslâm'a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.' 
Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman 31), Nesâî, İman 10, (8, 105).
[6/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
[Bakara Sûresi.39]
[6/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!” (Yûsuf, 12/101)
[6/5 21:26] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllılar, ölümle sona eren her nimeti, nimet olarak hesaba katmazlar. Ömür ne kadar uzun olursa olsun, ölüm yüz gösterince o uzunluğun ne faydası olur? Nimetin değeri sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır.[Molla Camî]
[6/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SA'D BİN REBİ
 
Sa'd bin Rebî' hazretleri, Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir Resûl aleyhisselâmın bi'setinin onbirinci senesinde, Akabe mevkiînde Medîneli onn iki kişi ile buluştu Bunlardan birisi de Sa'd bin Rebî' idi
 
Burada Peygamber efendimize, 'Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek, kimseye iftira etmemek, hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak' hususunda biat ettiler Söz verdiler
 
Cenneti hazırlamıştır
 
Peygamber efendimiz de onlara buyurdu ki:
 
- Verdiği sözde duranın, ücret ve mükâfatına Allahü teâlâ garanti vermiş, onlara Cenneti hazırlamıştır Kim insanlık îcâbı, bunlardan birini işler de, ondan dolayı dünyada cezâya uğratılırsa, bu ona keffâret olur! Kim de yine bunlardan insanlık îcâbı birini işlerse, yaptığı o şeyi Allahü teâlâ gizler, açığa vurmazsa, onun işi Allahü teâlâya kalır Dilerse onu bağışlar, dilerse azâba uğratır
 
Ayrıca, 'Gerek sıkıntı ve darlıkta ve gerekse rahatlık zamanında söz dinlemek ve itâat etmek, başta gelir Resûlullah, bizzat, onların üstünde bir tercihe sahip olup, ona karşı itâatli olacaklar' söz verdiler
 
Hz Sa'd, Bedir ve Uhud gazâlarında bulundu Uhud'da büyük kahramanlıklar gösterdi Vücûdu delik deşik oldu Uhud muharebesinde, bir ara, müslümanlar arasında karışıklık başladı Hz Sa'd o zaman, gevşeklik göstermedi Eshâb-ı kirâma Akabe biatında, canlarını fedâ edeceklerine dâir verdikleri sözü ve yemîni hatırlattı
 
Muharebe sona erip, Kureyş müşrikleri çekilip gitmişlerdi Resûl aleyhisselâm sordu:
 
- Sa'd bin Rebî'nin ne durumda olduğunu, canlılar arasında mı, yoksa ölüler içerisinde mi olduğunu, tesbit edip, bana kim haber getirir? Bir ara onu şu tarafta görmüştüm
 
Ensârdan bir zât dedi ki:
 
- Bu işi ben yaparım, yâ Resûlallah
 
Haber getirmeye giden Muhammed bin Mesleme veya Ubeyy bin Ka'b'dan birisi idi Resûlullah efendimizin işâret buyurduğu tarafa gitti Vâdide yatan şehîdler arasında, seslenerek dolaştı Fakat cevap alamadı Bu defa seslendi:
 
- Ey Sa'd, beni sana Resûlullah gönderdi!
 
O zaman Sa'd hazretleri inliyerek kımıldandı Haber için gelen zât da dedi ki:
 
- Resûlullah, senin sağlar mı, yoksa ölüler arasında mı olduğunu, araştırıp, kendisine haber vermemi emretti
 
Ensâra da selâm söyle!
 
Bunun üzerini Hz Sa'd şu cevâbı verdi:
 
- Ben artık ölüler arasındayım! Resûlullaha selâmımı arz et ve 'Sa'd bin Rebî' ümmetine doğru yolu göstermek için rehberlik yapan Peygambere verilecek mükâfatların en üstünü ile, Allahü teâlâ seni mükâfatlandırsın diyor' de!
 
Kavmin Ensâr'a da selâm söyle! Onlara da, 'Sa'd bin Rebî' size, Akâbe gecesinde, Resûl aleyhisselâmı korumaya dâir söz verip, yemîn etmediniz mi? Vallahi hayatta bulunduğunuz müddetçe, Peygamber efendimizi iyi korumayıp, ona bir zarar gelirse, sizin için, Allahü teâlânın yanında gösterebileceğiniz hiç bir mazeret yoktur, diyor' de!
 
Bunları söyledikten bir müddet sonra da vefât etti.
[6/5 21:27] Ömer Tarık Yılmaz: Diş fırçalamak orucu bozar mı?
 
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması hâlinde oruç bozulur ve kazası gerekir. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsaktan önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.
[6/5 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: AFV
 
1- Bağışlama. Allahü teâlânın, ihsânı ile, âsî ve günâhkâr kullarının kusur ve günâhlarını bağışlaması. Bir kimse din kardeşinin bir işini yaparsa, binlerce melek o kimse için duâ eder. O işi yapmağa giderken, her adımı için bir günâhı afv olur ve kendisine kıyâmette nîmetler verilir. ( Hadîs-i şerîf-İbn-i Mâce) Allahü teâlânın sevgili kullarına, dünyâ sıkıntılarının ve belâlarının gelmesi, bunların günâhlarının afv olması için keffârettirler, sebebdirler. (İmâm-ı Rabbânî) 2. Bir kimsenin, düşmanından veya suçludan intikâm almaya, karşılığını yapmaya gücü yettiği halde bir şey yapmaması, intikâm almaması. Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki  (İnsanlara karşı) afv yolunu tut. Ma'rûfu (yâni aklın ve dînin beğendiği şeyleri, Allahü teâlâdan korkarak günahlardan sakınmayı, sıla-i rahmi (akrabâyı, yakınları gözetmeyi, onları ziyâret ederek gönüllerini almayı ve onlara yardım etmeyi), harama b akmamayı; dili çirkin ve günah sözlerden korumayı) emret ve câhillerden yüz çevir. (A'râf sûresi  199) Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulm edenleri afv etmek, kendini mahrum edenlere ihsân (iyilik) etmek, güzel huylu olmaktır. (Hadîs-i şerîf-Berîka) ... Allahü teâlâ, afv edenleri azîz eder. Allah rızâsı için afv edeni, Allahü teâlâ yükseltir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Mûsâ bin İmrân (aleyhisselâm) ; 'Yâ Rabbî! Kullarının en kıymetlisi kimdir?' dediğinde, gücü yettiği zaman affedendir, buyuruldu. (Hadîs-i şerîf-Beyhekî) Kıyâmet günü, hak sâhibi hakkını afv etmezse, bir dank (yarım gram gümüş) hak için cemâat ile kılınıp kabul olmuş yedi yüz namaz sevâbı alınıp, hak sâhibine verilecektir. (İbn-i Âbidîn)
[6/5 21:28] Ömer Tarık Yılmaz: İhmal sebebi ile kurban kesmeyen kimse ne yapmalıdır?
 
Kurban kesme şartlarını taşıdığı halde unutma, ihmal vb. sebeplerle kurban kesmeyen kimsenin, o yıla mahsuben, bir kurban bedelini fakirlere vermesi (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, VI/320-321, Merğinani, el-Hidaye, IV, 73) ayrıca tevbe ve istiğfarda bulunması gerekir.
[6/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: MİNA
 
 
 
Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Büyük, Orta ve Küçük Cemreler buradadır. Bayram günleri 'şeytan taşlama' denilen 'remy-i cimâr' burada yapılır. Hac ile ilgili kurbanlarda genellikle burada kesilir
[6/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.'
(Hac, 22/77)
 http://www.duavesureler.com
[6/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: 'İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü 'Lâ ilâhe illallah (Allah'tan başka ilah yoktur)' sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.'
(Buhârî, 'Îmân', 3; Müslim,' Îmân', 57, 58)
 http://www.duavesureler.com
[6/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allah'ım! Bana öğrettiğin ilim ile beni faydalandır, bana fayda verecek ilmi öğret ve benim ilmimi artır. Her hâl üzere Allah'a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah'a sığınırım.'
(Tirmizî, 'De’avât', 129)
 http://www.duavesureler.com
[6/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: • İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin Vefatı (767)
• Hızır Günleri (Yaz) Başlangıcı - Hıdırellez
 
Semerkand Takvimi
[6/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Peygamberimiz Hukukta Kimseye Ayrıcalık Tanımazdı
 
Toplumda güveni sağlamanın en önemli yollarından biri de hukuku herkese eşit tatbik etmektir. Nüfuzlu, itibarlı kimselerin hukuk karşısında bir ayrıcalığı olmamalıdır. Şayet bir kısım haklardan ayrıcalıklı kimseler istifade eder, cezaî müeyyideler de gariban insanlara tatbik edilirse, orada adaletsizlik, güvensizlik, her türlü fitne ve anarşi çıkar.
 
Mahzûmoğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Kabile üyeleri araya Üsâme b. Zeyd hazretlerini koyarak Peygamber Efendimiz’den [sallallahu aleyhi vesellem] kadını affetmesini isterler. Bu duruma son derece gazaplanan Allah Resûlü [sallallahu aleyhi vesellem] minbere çıkarak şöyle hitap eder:
 
 İsrâiloğulları, aralarından mevki ve makam sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı. Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptığında onları cezalandırırlardı. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer hırsızlık yapan bu kadın, Mahzûmoğulları kabilesinden Fâtıma değil de, kendi kızım Fâtıma bile olsaydı, onu da cezalandırırdım. 
 
Semerkand Takvimi
[6/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.'
(Hac, 22/77)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=M1TFhn7AaDY=
[6/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
'Şerrinden komşusunun emin olmadığı kimse cennete giremez'
(Müslim, 'İman', 73)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=M1TFhn7AaDY=
[6/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'...Allah’ım! Ayıplarımı ört ve korkularımı gider. Allah’ım! Beni, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gökten) gelecek tehlikelere karşı koru, altımdan (yerden) tehlikelerden Senin azametinle sığınırım.'
(Hâkim, 'De’avât', No:1902 ; İbn Hıbbân, 'Ed’ıye', 961; İbn Ebî Şeybe, Dua, 22, No:29269)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=M1TFhn7AaDY=
[6/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Elhamdulillâh duası mizanı, 'Subhânallâhi ve’l-hamdu lillâhi' zikri ise yer ile göklerin arasını sevap ile doldurur. Hadis-i Şerif
[6/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
 
(Rûm, 30/21)
[6/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
Dünyaya fazla bağlanma ki Allah seni sevsin, insanların elindekilere göz dikme ki insanlar seni sevsin.
 
(Ibn Majah)
[6/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
…Allah’ım! Bize imanı sevdir, kalplerimizi imanla süsle. Bize küfrü, itaatsizliği ve isyanı sevdirme, kerih göster, bizi doğru yolu bulanlardan eyle…
 
(Hâkim)
[6/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Er-Reşid
 
Her işinde isabetli olan, doğru yolu en iyi gösteren
[6/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
Ebabil Kuşları
 
   Habeşistan Krallığı'nın Yemen valisi olan Ebrehe, milâdî 570 yıllarında San'a şehrinde, 'Kulleys' adı verilen muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Maksadı, Kâbe ziyaretine rağbet gösteren Arapların ziyaretlerini oraya çevirmekti. Bu duruma tepki gösteren bir adam da, gecenin birinde Kulleys'e girip içine pislemişti. Bu hakarete çok öfkelenen ve koyu bir hıristiyan olan Ebrehe, gidip Kâbe'yi yıkmaya karar verdi. Topladığı onbinlerce asker (altmış bin olduğu söylenir), Mahmud adlı büyük bir fil ve daha başka fillerle Mekke'ye doğru yola çıktı. Önüne çıkan bazı kuvvetleri de mağlup ederek ilerledi. Taif şehrine gelince askerlerin bir kısmını Mekke'ye gönderdi. Onlar da Peygamber s.a.v.'in dedesi ve Kureyş'in reisi Abdülmuttalib'in ikiyüzü aşkın devesiyle ahalinin hayvanlarını sürüp götürdüler. 
 
 Bu olayın peşinden Abdülmuttalib, gidip Ebrehe'yle görüştü, develerinin geri verilmesini istedi. Ebrehe dedi ki: 
 
 - Benden develerin istiyorsun da, Kâbe'den hiç söz etmiyorsun. Halbuki ben onu yıkmaya geldim. 
 
 - Ben develerin sahibiyim. Kâbenin de onu koruyacak sahibi vardır! 
 
 Bu görüşme sonunda develer geri verildi. Mekke halkı bu güçlü orduyla savaşamayacağı için, anlaşma gereği dağlara çekilip neticeyi beklemeye başladı. 
 
 Ebrehe ordusu büyük fili önden sürerek Mekke sınırına dayandı. Kâbe'yi halatla bağlayıp fillerle çekerek yıkmak istiyorlardı. Bu sırada Ebrehe'nin yol kılavuzlarından Nüfeyl b. Habib, koca filin kulağından tutarak şöyle bir şey söyledi, sonra da koşarak dağa çıktı: 
 
 - Ey Mahmud çök! Sakın ileri gitme, sağ salim geriye dön! 
 
 Mekke'ye girişte büyük fil direndi, zorlanınca yere yattı. Onu bir türlü Kâbe cihetine yürütemediler. O anda sürü halinde ebabil kuşları ortaya çıktı. Her birinin ağzında ve ayaklarında nohut gibi birer taş vardı. Bu taşları ordu üzerine mermi gibi boşalttılar. Kime rastlarsa delip geçiyordu. Askerlerin çoğu öldü; 'Fil Ordusu' dağılarak Yemen'e döndü. Ebrehe de dönüşte öldü. Kâbe ise olduğu gibi kaldı. Kur'an'da Fil Suresi bu olayı anlatır.
[6/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Allah(c.c.)ım! Şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım.Bilmeyerek işlemiş olduğum(şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin.
اللهمّ اِنِّي اَعُوذ بِكَ مِنْ اَنْ اُشْركَ بِكَ شَيْئاً وَاَنَا اَعْلَمُ وَاَسْتَغْفِرُكَ لِمَا لاَ اَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ عَلاّمُ الْغُيُوبِ
Allahumme inni euzu bike min en uşrike bike şey’en ve ene a’lemu ve estağfiruke lima la a’lemu inneke ente allamulğuyubi.
[6/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim Allah'a kavuşmayı dilerse Allah da ona kavuşmayı diler ve her kim Allah'a kavuşmayı hoş görmezse, Allah da ona kavuşmayı hoş görmez.
(Buhârî, Rikâk, 41)
[6/5 21:32] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ......... İMÂM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE

Ehl-i sünnetin amelde 4 hak mezhebinden biri olan Hanefî mezhebinin kurucusudur. Mutlak müctehiddir. Asıl ismi Numan’dır. Babası Sabit, Hazret-i Ali ile görüşmüş, zürriyeti için duâ almıştır. Hicrî (80-150), milâdî (699-767) seneleri arasında Kûfe ve Bağdad’da yaşadı. Burada şehîd edildi. Kûfe Câmisi’nde ders verirken bin talebesi her dersinde bulunurdu. Bir meseleye cevap bulunca talebelerine söylerdi. Hepsi uygun görürlerse; “Elhamdülillah” diyerek talebelerine; “Bunu yazınız!” buyururdu. Din bilgilerini kelâm, fıkıh, tefsir ve hadis isimleri altında ayırarak bu ilimlere âit kâideleri tespit etti. 

Hanefî mezhebi Osmanlı Devleti zamanında her yere yayıldı. Bugün bütün dünyadaki Müslümanların dörtte üçü, onun yolundadır. Kalan dörtte birinde de ortaktır.
IV. Murad Hân, Bağdad’ı alınca tebrikleri kabul etti. Merasimden sonra Şeyhülislâm Yahya efendiye dedi ki:
- İşte şimdi, Ebû Hanîfe hazretlerini ziyârete yüzümüz oldu... 
Bütün maiyyetiyle birlikte türbeyi ziyâret ettiler.

 

BUGÜN.............  HIZIR GÜNLERİ BAŞLIYOR

 

Bir sene; Hızır Günleri (Yeşil Mevsim) ve Kasım Günleri olmak üzere ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6’sında Hızır Günleri ile yaz başlar ve 186 gün sürerek 7 Kasım’da sona erer. Kasım Günleri de, Kasım ayının 8’inde başlar, Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180 gün, diğer yıllarda ise 179 gün sürer ve 5 Mayıs’ta sona erer. Hızır Günleri yaz, Kasım Günleri de kış devresini ifade eder.

 

ZEKÂ BULMACASI........KÜPÜN KÖŞEGENİ

 

 

Elinizde birbirinin aynı olan 3 küp ve bir cetvel var. Küpleri bozmadan, cetvelle iç köşegenini ölçebilir misiniz? 

 

 

 
 
06.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[6/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Cabir (ra)
Ahzab (Hendek) günü Sa'd İbn Mu'az (ra) [Kureyş'ten İbnu'l-Arika'nın attığı bir okla] koldaki ana damardan vurulmuştu, böylece damarı kesilmiş oldu. (Kanı durdurmak için) Resulullah (sav) dağlama uyguladı. Bunun üzerine eli şişti, çokça kan akarak Sa'd'ı zayıf düşürdü. Resulullah tekrar bağladı. Eli yine şişti. Bu hali görünce (Sa'd (ra)): 'Allahım, Beni Kureyza'dan gönlüm rahata ermedikçe canımı alma!' diye dua etti. Derken kanı durdu. Kureyza onun hükmüne baş eğinceye kadar tek damla akmadı. Onlar hakkında erkekleri öldürülmesine, kadınların sağ bırakılmasına hükmetti. Resulullah (sav): 'Haklarında Allah'ın verdiği hükme isabet ettin!' buyurdu. Dörtyüz kişiydiler. Onların katli tamamlanmca, damarı patladı. Sa'd (ra) vefat etti. (Allah rahmetini bol kılsın.) 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Tirmizi, Siyer 28, (1582)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Bu dört rivayetten ilk ikisi Resulullah'ın Hendek savaşının hazırlığı  sırasında hendeklerin kazılmasında fiilen çalıştığını, ashabı da şevke getirmek için beyitler terennüm ettiğini, ashabın da bu  beyitlere yine bazı beyitlerle mukabelede bulunduğunu ifade etmektedir. Son iki rivayet ise, daha önce müstakilen ele alıp genişçe açıkladığmız Benî Kureyza ile akalalı. Zira Kurayza Gazvesi ile Hendek Gazvesi, birbiriyle sıkı irtibat halindedir. Hatta, bu iki gazve, aynı hadisenin iki ayrı safhası gibidirler. Kureyza ile ilgili kısmı tekrar etmeyeceğiz. Ancak Hendek Gazvesini tarihi bir hadise olarak kısaca özetleyeceğiz:
 
2- Ahzab veya Hendek Gazvesi de denen hadise, Hicretin beşinci yılında Zilkade ayında cereyan etmiştir. Bir bakıma Uhud savaşından iki sene kadar sonra vukûa gelmiştir. Hendek savaşı, Tevhid-Şirk kavgasında mühim bir dönüm noktası teşkil eder: Şirk'in tevhide saldırısının mecali burada biter, o güne kadar müdafaada olan tevhid aksiyona geçer.[5]
 
* Hazırlayıcı Sebep: Hendek savaşına Ahzab savaşı da denir. Ahzâb, grub ma'nâsına gelen hizb'in cem'idir. Savaşa ahzab gazvesi denmesi, müslümanların karşısına sadece Kureyş'in değil, bütün müşrik ordularının ittifak halinde çıkmasından ileri gelir. Şu halde ahzâb bir bakıma müttefikler demektir: İslam'ı, nur-u ilâhiyi doğduğu yerde söndürmede kararlı olan değişik kabilelere mensup müşriklerden müteşekkil bir ittifakın mensupları olan müttefikler.
 
Dünyayı şirk'in, küfrün ve her çeşit zulümlerin zulümat ve şekâvetinden kurtaracak olan nur-u ilâhî'nin, her geçen gün inkişaf  kaydetmesi ve gelişme ortaya koyması karşısında endişelenen küfür merkezleri bu nur her tarafı sarıp, karşı konamaz bir güce ermeden, daha şule iken boğmanın zaruretini hissediyorlardı. Bunun yolu, bütün küfür dünyasının  birleşerek, el birlik ederek yüklenmesinden geçerdi. Kaç fırsatta saflıklarını  ortaya koyan Mekkeli müşrikler böylesine şümullü, istikbale matuf bir strateji düşünüp şartlara muvafık bir tabye uygulayabilirler miydi? Bu biraz akla muvafık düşmüyor. Bu sebeple, haklı olarak, Müttefikler savaşında gerekli ittifakın kurulmasında baş rollerde yahudilerin yer aldığını görmekteyiz.
 
İbnu Sa'd der ki: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Beni'n-Nâdir'i Medine'den sürünce, bunlar Hayber'e geldiler. Bunların ileri gelenlerinden ve reislerinden bir grup, kalkıp Mekke'ye gittiler. Kureyş'i görüp, onları Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a karşı çıkmaya çağırdılar. Onlarla anlaşma yaptılar ve Resulullah'la mukâtele etmek  için belli bir zaman tayin ettiler. Oradan çıkıp Gatafan'a, Benî Süleym'e geldiler, onlarla da aynı şekilde anlaşmalar yaptılar.
 
Kureyş hazırlandı. Kendisine tabi olan yakın ve uzak müttefikleri de aynı maksad etrafında birleşti ve hazırlık yaptılar. Bunlar dörtbin kişiydiler. Daru'n-Nedve'de sancak açıldı. Sancağı Osman İbnu Talha İbni Ebî Talha taşıyacaktı. Beraberlerind
[6/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. (Nisâ Sûresi, âyet 83)
[6/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bilin ki, herkes Rabbine hususi şekilde münacaatta bulunuyor, birbirinizi (seslerinizle) rahatsız etmeyin. Biriniz okurken veya namazda iken diğerinin kıraatini (okumasını) bastırmasın. Ravi: Ebu Davud, Salat 135
[6/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Temîmu'd-Dârî Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Ahir zamanda develerin hörgüçlerini koyunların kuyruklarını (hayvan canlı iken) kesen bir kavim olacak. Bilesiniz! Canlıdan her ne kesilirse, o (meyte hükmündedir) murdardır (haramdır).'
 
Kaynak : İbnu Mace Sünen (3217) - Hds :(6945)
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[6/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: (sallallahu aleyhi vesellem)’i gördün, onun sözlerini işittin, onunla savaşlara katıldın, arkasında namaz kıldın, gerçekten çok büyük saadete eriştin. Rasulullah’tan duyduklarını bize haber ver, diye ricada bulundu. Bunun üzerine Zeyd şunları söyledi:
 
-Ey kardeşimin oğlu, yaşım hayli ilerledi. Aradan çok zaman geçti. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den duyup öğrendiklerimin bir çoğunu unuttum. Bu sebeple anlattıklarımı öğrenin, söylemediklerimde de beni zorlamayın, diyerek sözüne şöyle devam etti.
 
Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Mekke ile Medine arasındaki Hum suyunun başında bize bir konuşma yaptı. Allah’a hamd ve senadan sonra şöyle buyurdu: Ey insanlar, ben de bir insanım. Yakın bir zamanda Rabbimin elçisi bana da gelecek, ben de o davete uyacağım. Size iki önemli şey bırakıyorum. Biri insanı doğru yola ileten rehber ve nur olan Allah’ın kitabı Kur’an’dır, ona sımsıkı yapışın.
 
Kur’ana sarılma ve ona bağlanma konusunda gerekli tavsiyelerde bulundu ve şöyle devam etti.
 
-İkincisi ehli beytimdir. Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyıp ehli beytime saygısızlık edip hürmette kusur etmeyiniz, Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyıp ehli beytime saygısızlık edip hürmette kusur etmeyiniz,
 
Husayn ibni Sebre: Zeyd’e, ehli beytin kimler olduğunu, peygamber hanımları da ehli beytten değilmidir? diye sorunca, Zeyd dedi ki:
 
-Hanımları da ehli beyttendir. Fakat asıl ehli beyti kendisinden sonra da sadaka almaları haram olanlardır, dedi. Onlar da kimler sorusuna Zeyd: Ali, Âkîl, Cafer ve Abbas aileleri ve soylarıdır, dedi.
 
Husayn: Bunların hepsine sadaka haram mıdır? diye sorunca Zeyd: Evet, diye cevap verdi. (Müslim, Fezailüs Sahabe 36)
 
* Değişik bir rivayette Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Size iki önemli şey bırakıyorum. Bunlardan biri Allah’ın kitabıdır. O Allah’ın ipidir. Ona yapışan doğru yolu bulur. Onu bırakan da yolunu sapıtır. (Müslim, Fezailüs Sahabe 37)
 
348- عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا عَنْ اَبِى بَكْرِ الصِّدِّيقِ
 
مَوْقُوفًا عَلَيْهِ أنهُ قال: ارْقُبُوا مُحَمَّدًا
فِى اَهْلِ بَيْتِهِ.
348: İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun), Ebu Bekri’s-Sıddîk (Allah Ondan razı olsun)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Ehli beyti sevip sayma konusunda Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in emrini tutunuz veya Ehli beyti ile birlikte Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’i de saygı ve sevgide göz önünde bulundurunuz.
 
BÖLÜM: 44
 
ALİMLERE VE BÜYÜKLERE SAYGILI OLMAK
[6/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ailemden bana bir yardımcı kıl,'
-Taha Suresi, 29
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[6/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3572]
 
Ebu Dâvud'un bir rivâyetinde İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ şöyle der: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın nasıl abdest aldığını size göstermemi ister misiniz?'  
 
İçinde su olan bir kab istedi, sağ eliyle bir avuç su aldı, mazmaza ve istinşak yaptı, sonra bir avuç daha aldı, bununla iki elini birleştirip (iki eliyle) yüzünü yıkadı. Sonra bir avuç daha aldı bununla sağ elini yıkadı. Sonra bir avuç da aldı, bununla sol elini yıkadı. Sonra bir avuç su daha aldı, sonra elini çırptı, sonra başını ve kulaklarını meshetti. Sonra bir kabza su daha aldı sağ ayağının üzerine serpti, ayağında nalın olduğu halde, sonra onu iki eliyle meshetti, elin biri ayağın üstünde, diğeri de nalının altında. Sonra aynı şeyi sol ayağa yaptı.'' 
 
Buhari, Vudü 7; Ebu Dâvud, Tahâret 52, (137); Nesâi, Tahâret 84, 85, (1, 73, 74).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[6/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yer yüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir. - Fâtır - 9. Ayet
[6/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Kadın dört sebepten biri için alınır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen, dindar olanı seç. (Aksi halde) sıkıntıya düşersin. - Buhârî, Nikâh, 15,Müslim, Radâ, 53, Ebû Dâvûd, Nikâh, 2, Nesâî, Nikâh, 13, İbni Mâce, Nikâh, 6
[6/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: “De ki: Rabbim rızkı dilediğine bol verir, dilediğine kısar; fakat insanların çoğu (bunun hikmetini) bilmezler.” - Sebe’, 34/36
[6/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Fâtıma Allah Resûlü’nün “babasının annesi” diye sevdiği en küçük kızıydı. Zira babasına çok düşkün olan Hz. Fâtıma, babasının zor zamanlarında bir anne şefkatiyle yardımına koşmuştu her zaman. Hz. Peygamber’in Kâbe’de müşrikler tarafından üzerine deve işkembesi döküldüğünde üstündeki pislikleri temizleyen, Uhud’da dişi kırıldığında yaktığı hasır parçasının külüyle yüzündeki yaraya bastırıp kanını dindiren o olmuştu. Allah Resûlü de aynı şekilde kızına çok düşkündü. Hz. Âişe, baba kızın birbirine düşkünlüklerini şöyle anlatmıştır: “Resûlullah’a (s.a.s.) tavır, hâl ve davranış bakımından Fâtıma’dan daha fazla benzeyen birini görmedim. Fâtıma onun huzuruna girdiği zaman Resûlullah ayağa kalkar, onun elini tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Resûlullah Fâtıma’nın yanına girdiği zaman da o (aynı şekilde) hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144) - “BABASININ ANNESİ” HZ. FÂTIMA
[6/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Görevler
8- Her akıl sahibi ve baliğ kimse, Allahü Teala Hazretlerini bilip ona kullukta bulunmakla yükümlüdür. Bir insan için bu kulluktan daha büyük bir nimet ve şeref olamaz. Biz önce büyük yaratanımızın varlığını, birliğini kudret ve azametini, kutsal emirlerini ve yasaklarını bilir ve doğrularız. Bunlar bizim inançla ilgili görevlerimizdir. Sonra da, namaz, oruç, zekat ve hac gibi sırf bedenî veya sırf malî veya hem bedenî ve hem de malî olan ibadetlerle yükümlü bulunduğumuzu bilir ve bunları seve seve yaparız, bunlardan feyiz alır, büyük zevk duyarız. Bunlar da bizim birer amelî görevimizdir.
9- İslam yurdunu koruma ve savunma da îlahî bir görev demektir. Cihad, İslam yurdunu koruma görevi bazan farz-ı kifaye, bazan da farz-ı ayın olur. Kesin bir zaruret bulunmadığı halde, İslam ordusuna katılmakla cihada, İslam yurdunu korumaya gönüllü olarak katılmak İlahî ve vatanî bir ahlak görevidir.
Dine ve İslam varlığına hizmetten daha büyük ne olabilir? Bir hadis-i şerîfde buyurulmuştur:
'Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.'
Onun için Allah yolunda cihad, beden ile olacağı gibi para ve dil ile de olur.
Diğer bir hadîs-i şerifde de şöyle buyurulmuştur:
'Cennetin kapıları, kılıçların gölgesi altındadır.'
İşte bütün bunlar, İslam'da askerliğin, dine ve İslam yurduna hizmetin ne kadar kıymetli olduğunu göstermeye yeterlidir. Ne mutlu İslam askerlerine, İslam'ın kahramanı mücahidlerine!..
10- Nefs ile mücadele de büyük bir cihaddır. Bundan dolayı çok önemli îlahî bir görevdir. İslamiyetin verdiği bir terbiye içerisinde nefsini korumayan kimse, ne kendisine ne de İslam yurduna gereği gibi hizmet edemez. Yüksek fedakarlıklar, yüksek bir İslam terbiyesi sayesinde meydana gelir. Buna dünya tarihi şahiddir. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz bir savaştan döndükleri zaman ashab-ı kirama şöyle buyurmuşlardı: 'Biz şimdi küçük bir cihaddan büyük bir cihada dönmüş bulunmaktayız.' Bununla nefisle mücahedeye işaret buyurmuşlardı.
11- Bir kısım nafile ibadetler de birer İlahî görevdir. Örnek: Biz, Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için nafile namaz kılar, oruç tutarız. Kalblerimizin nurlanması için zaman zaman Kur'an-ı Kerîm okuruz. İmanımızın nurunu artırmak için her şeyde yüce olan yaratıcımızın kutsal isimlerini anarız (zikrederiz). Anlayışlı ve uyanık bir ruha sahib olmak için büyük yaratıcımızın yüce kudretini ve eserlerindeki yüksekliği derin derin düşünürüz. İşte bütün bunlar, birer İlahî görevdir
[6/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Özetle dilde bu iki incelemeye göre Allah'ın ismi büyük türeme ile türeyen bir Arapça isimden nakledilmiş ve onun asıl mânâsını ihtiva etmiştir. Hem de aslı ve kendisi Arapça'dır. Bu arada bazılarının zannına göre aslı Arapça değil, fakat Arapça'ya nakledildikten sonra sırf Arapça'dır.
 
Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; ' ' yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de 'Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler.' diyor. Gerçekten çağırma kipinde Allah kelimesinin başındaki hemzenin düşmeyişi ve araya bir şey girmeden çağırma edatı ile birleşmesi bu hemzenin, kelimenin aslından olduğunun bir delilidir. Bundan dolayı 'el' belirleme edatı değildir. Ancak kullanmayı kolaylaştırmak için çoğunlukla bu edat gibi kullanılmıştır ve Allah kelimesinin sonuna tenvin getirilmemiştir. Gerçi hemzenin hazf edilmesi, kelimede kalmasından daha çoktur ve daha fazladır. Fakat ' = yâ' ile ' = el' belirleme edatları bir araya gelmedikleri ve bundan dolayı 'yennecmü' v.s. denilemeyip
 
(Yâ eyyühennecmü), yâ hâze'l-Harisü, yâ eyyühennâsü gibi araya veya gibi kelimeler konduğu halde (yâ Allah) d
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N