Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 14:40
Günün yazısı
[11/5 10:13] Ömer Tarık Yılmaz: “Müminin ruhu borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.”
(Tirmizi Cenaiz 74)
[11/5 10:13] Ömer Tarık Yılmaz: Eğer Allah'ın âyetlerine iman ediyorsanız, Allah'ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin.
EN'ÂM Sûresi 118.Ayet
[11/5 10:14] Ömer Tarık Yılmaz: DİN
Din, akıl sâhiplerini kendi irâde ve istekleriyle dünya ve âhirette saâdet ve selâmete kavuşturan ilâhî kânundur. Allâhü Teâlâ hazretleri, ilk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm’dan itibaren insanlara peygamberleri vasıtası ile dini bildirmiştir. Allâhü Teâlâ dinimizi Peygamberimiz Muhammed Mustafâ (s.a.v.) ile tamamlamıştır. Bu dine İslâm denir. İslâm dinine inanan kimseye müslüman denir. Biz de Elhamdülillah Müslümanız....Daha az
[12/5 13:01] Ömer Tarık Yılmaz: 85 - Cehennemliklerin En Sonuncusunun Çıkarılması Bâbı
479- Bize Osman b. Ebi Şeybe ile İshâk b. İbrahim el-Hanzali ikisi birden Cerir' den rivâyet ettiler. Osman dedi ki: Bize Cerir, Mansur' dan, o da İbrahim'im den, o da Abîde' den, o da Abdullah b. Mes'ud'dan naklen rivâyet etti. İbn Mes'ud Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
«Ben ehl-i narın cehennemden en son çıkacak olanını ve ehl-i cennetin en son cennete girecek olanını âlâ biliyorum. Bu zat cehennemden emekliyerek çıkacak ve Allah Tebareke ve Teâlâ ona:
« (Haydi) git cennete gir, diyecek.» Bunun üzerine o zat cennete gidecek, fakat ona cennet dolmuş gibi görünecek ve dönecek:
— «Ya Rab! Ben cenneti dolmuş buldum,» diyecek. Allah Tebareke ve Teâlâ ona (yine):
— «Git cennete gir,» diyecek. O da gidecek. Fakat ona yine cennet dolmuş gibi gelecek ve tekrar dönecek:
— «Yarabbi! Ben onu dolmuş buldum,» diyecek. Allah ona tekrar:
— «Git cennete gir! Zira (orada) senin İçin dünya kadar ve dünyanın on misli yer vardır. Yahut sana dünyanın on misli yer vardır» diyecek. O zat:
— «Melik sen olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? Yahut benim aklıma mı gülüyorsun?» diyecek.»
Ravi
Dedi ki: «Vallahi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in güldüğünü hatta azı dişlerinin göründüğünü gördüm (ashab arasında) cennetliklerin en aşağı mertebe olanı bu zattır. Diye söyleniyordu.
480- Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler, lâfıs Ebû Küreyb'indir. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Abîde'den, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti. Abdullah Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Ben ehli narın cehennemden en son çıkanını pek âlâ biliyorum.
(Bu zat) oradan sürünerek çıkacak ve kendisine haydi git cennete gir, denilecek. Bunun üzerine o da gidecek, cennete girecek. Ve insanları herkes yerine yerleşmiş olarak bulacak. Kendisine:
— Geçmişte içinde bulunduğun zamanı hatırlıyor musun? denilecek.
O da:
— Evet cevabını verecek. Sonra ona:
— Dile (ne dilersen) diyecekler. O da diliyecek. Kendisine:
— Dilediğin senin. Dünyanın on misli de senin, diyecekler. Bunun üzerine o kul:
— « (Yarabbi!),Melik ancak sen olduğun halde benimle alay mı ediyorsun?» diyecek.»
Ravi
Dedi ki:
— «Vallahi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'i gülerken gördüm. Hatta azı dişleri göründü.»
Bu hadisi Buhârî «Kitabu't-Tevhid» ve «Kitabu'r-Rukak» da, Tirmizî «Sifat-ı Cehennem» de İbn Mace dahi «Kitabuz-Zuhd» te tahriç ekmişlerdir. Hadisin buradaki rivâyetlerinin birinde «Hab-ven» diğerinde «Zahfen» bazı nüshalarda «Kebven» tabirleri göze çarpmaktadır.
«Habv» emeklemek yahut oturarak sürünmek demektir.
«Zahf» oturarak sürünmektir.
«Kebv» de yüzükoyun tökezlemektir. Binaenaleyh bu mânaların üçü-de ya birbirinin müteradifi yahut birbirine yakındır. Müteradif olmadığına göre; mâna- kimi emekliyerek kimi sürünerek yürüdüğüne hamlolunur.
«Benimle alay mı ediyorsun. Yahut benim aklıma mı gülüyorsun?» ibaresi râvinin şekkindendir. Yani, ya öyle dedi ya böyle demek istiyor. Haddizatında:
«Benim aklıma mı gülüyorsun?» buyurulmuşta olsa mâna yine benimle alay mı ediyorsun? demek olur. Çünkü alay edenin şanı tahkir ettiği kimseye gülmektir. Binaenaleyh gülmek mecazen alay etmiş olmak yerinde kullanılır.
«Benimle alay mı ediyorsun?» sözü hakkında ulemadan birkaç kavil rivâyet edilmiştir. Bunlar:
1) Maziri'ye göre; bu söz hadisin manâsında mevcut olan fakat lâfzan zikredilmeyen bir şey'e mukabeledir.. Çünkü, bu zat Allah'tan başka bir şey istemeyeceğine söz vermiş, sonra bu sözünden dönerek tekrar istemişti. İşte bu sözünden dönmesi alay ve istihza yerine geçmiş ve o zat Teâlâ hazretlerinin:
«Cennete gir» emrine karşı cennetin dolu olduğunu zannederek geri döndükçe tekrarlanan gir emrini k
[12/5 13:02] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm; 'Şüphesiz insanlardan Allah'a yakın olanlar vardır!' buyurmuştu. Ashab: 'Ey Allah'ın Resulü! Bunlar kimlerdir?' diye sordu.
'Onlar Kur'ân ehli, Allah ehli ve Allah'ın has kullarıdır!' cevabını verdi.
Kütüb-i Sitte
[12/5 13:02] Ömer Tarık Yılmaz: 45. Zaruret olmadan başkasından yardım almamak.(Umdetül Kâri-3/60)
[12/5 13:02] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• İlk Tıp Bayramı Haydarpaşa Tıp Fakültesi’nde Kutlandı 1929
• Dünya Hemşirelik Haftası (12-18 Mayıs)
• İşitme ve Konuşma Engelliler Günü
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[12/5 13:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.”
Maide 16
[12/5 13:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Kıyamet gününde, haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.”
Müslim, Birr 60
[12/5 13:03] Ömer Tarık Yılmaz: VAKIF: ŞEFKAT VE MERHAMET MEDENİYETİ
Peygamber (sas), Efendimiz bir gün ashâbına şöyle demiştir: “İnsan ölünce şu üçü dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye yani faydası kalıcı hayır, kendisinden istifade edilen ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlât.” (Müslim, Vasiyyet, 14)
Bu hadis-i şerifte ifade edilen sadaka-i cariyenin en güzel örneklerinden biri, İslam medeniyetinin simgesi olan vakıflardır.
Ecdadımız, vakıfları birer “vefa müessesesi” olarak görmüş ve kazandığı serveti, tekrar insanlığın hizmetine sunmuştur. Bu anlayışla cami, mescit, mektep, medrese, kütüphane, hastane, aşevi, çeşme, köprü gibi nice eser inşa etmiştir. Böylece işsize iş, yoksula aş, borçluya destek, evsize yuva, hastaya şifa götürmüştür. “Kardeşlik sınır tanımaz” şiarıyla iyiliği yeryüzüne egemen kılmış, mazlumlara yurt, gariplere umut olmuştur. İslam’ın bu engin şefkat ve merhametinden sadece insanlar değil, sahipsiz hayvanlar, yuvasız kuşlar hatta yırtıcılar dahi nasibini almıştır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ölümsüz olan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.” (Kehf, 18/46).
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[12/5 13:03] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: إِنِّي لَأَكْرَهُ أَنْ أَرَى الرَّجُلَ فَارِغًا لَا فِي عَمَلِ الدُّنْيَا وَلَا فِي عَمَلِ الْآخِرَةِ. (طب)
İbn-i Mes’ûd radıyallâhü anh şöyle buyurdu: “Muhakkak ben, bir kimsenin ne dünyalık (faydalı) bir işte, ne de âhiretlik bir amelde çalışmayıp da boş durduğunu görmekten hoşlanmam.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
12 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[12/5 13:03] Ömer Tarık Yılmaz: HÂCE ALİ RÂMÎTİNÎ (K.S.)
Silsile-i Sâdât’ın on ikinci halkası olan Hâce Ali Râmîtinî kuddise sirruh Hazretleri, Buhârâ yakınlarındaki Râmîten’de doğdu. Lakabı, Azîzân’dır. Dînî ilimleri tahsilden sonra Mahmûd İncîrfağnevî Hazretlerine intisâb etti. Üstazı İncîrfağnevî Hazretleri, vefatları yaklaşınca irşâd vazifesini Ali Râmîtinî’ye (k.s.) emanet ettiler, diğer mürîdlerinin terbiyesini de ona havâle ettiler.
Hâce Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretleri, “Ey iman edenler! Allâh’a öyle tevbe edin ki nasuh (gayet ciddi, müessir) bir tevbe olsun...” meâlindeki, Tahrîm Sûresi’nin 8. âyet-i kerîmesini şöyle tefsir buyurdular: “Burada hem işaret, hem de müjde vardır. Tevbeye ve günahlardan dönmeye işaret, tevbenin kabul olunacağına da müjde vardır. Çünkü Allâhü Teâlâ, tevbeyi kabul etmeyecek olsaydı, kullarına tevbe etmelerini emretmezdi. Emrettiğine göre bu emir, tevbenin kabul olunacağının delili ve müjdesidir. Kabul edildiğinden şüphe etmemeli ve bununla beraber, kişi kendisini hep kusurlu, günahkâr görmelidir.”
Yine şöyle buyurmuşlardır:
“Kişi amel etmeli, fakat buna rağmen hiçbir şey yapmadığına ve yaptığı amelde kusur ve noksanlar olduğuna inanmalı ve tekrar amel etmeye başlamalıdır.”
“İki vakitte kendinize mukayyet olunuz; biri konuşma anında, diğeri de yemek anında.”
“Mürîdin yüksek mertebelere ulaşabilmesi için riyâzet ve mücâhededen başka bir yol daha vardır. Bu yol vasıtasıyla maksada süratle ulaşması mümkündür. O yol da: Güzel ahlâkla veya ona lâyık bir hizmetle mürşid-i kâmillerin gönlüne girmektir. Zira bu tâife-i aliyyenin kalbi, Allâhü Teâlâ’nın nazargâhıdır. Orada bulunanlara da elbette nazar-ı İlâhî erişir.”
Hâce Ali Râmîtinî (k.s.), 721 (M. 1321) yılının Zilkâde ayında, yüz otuz yaşında âhirete irtihâl ettiler. Mübarek kabirleri, günümüzde Buhârâ’nın Râmiten ilçesinin Decha köyündedir. (Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, Fazilet Neşriyat)
12 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[12/5 13:03] Ömer Tarık Yılmaz: Müslüman’ın ilmi gönlündeki aşk ateşiyle olgunlaşır. İslam’ın manası boş şeyleri terk etmektir.[Muhammed İkbal]
[12/5 13:04] Ömer Tarık Yılmaz: TABİAT SEVGİSİ
Peygamberimiz Efendimiz, Medine’de belli sınırlar içinde bir harem tayin etmiş, bu sınırlar içinde ağaç kesen ve uygunsuz davranışta bulunan kimseye “Allah’ın, meleklerin ve bütün in- sanların laneti üzerine olsun.” diyerek bedduada bulunmuş- tur. (Buhârî, “Medine”, 1)
Yeryüzü, üzerinde taşıdığı sayısız nimetlerle birlikte bize ema- net edilmiştir. Bu emanete, ancak onun tabii dengesini koru- yarak riayet edebiliriz. Bunun içindir ki, dinimizde insanların ve diğer canlıların sağlığı, beslenmesi ve çeşitli geçim vasıtala- rının sağlanması için gerekli olan ağacın korunmasına büyük önem verilmiştir. Sevgili Peygamberimiz, hem kendisi ağaç dikmiş, hem de başkalarını ağaç dikmeye teşvik etmiştir.
DİNÎ KAVRAMLAR
BÂTIL
Batıl, Hakkın zıddıdır. Boş, hükümsüz, gerçekliği ol- mayan şey vb. gibi anlam- lara gelir. Kur’an’a göre; tevhid inancına uymayan her türlü inanç, Allah’tan başka tapılan ve yalvarılan her şey (Hac, 22/62; Lokmân, 31/30) bâtıldır.
ÖZLÜ SÖZ
Ölümü hatırla, kendinden ilim öğrendiğin kimseler için dua et ve okumaya önem ver. (Ebu Hanife)
[12/5 13:04] Ömer Tarık Yılmaz: İnsanın var olup yaşayabilmesi için toplumsal hayatın gerekliliği öteden beri 'İnsan, tabiatı itibariyle medenîdir' sözüyle ifade edilir. Bu bakımdan tek tek kişiler, bireysel varlıklarını devam ettirebilmek için bir topluma, toplumsal organizasyona katılmak durumundadırlar. Bu katılım, kendi varlığını sadece içinde sürdürebildiği topluma karşı fertlere birtakım görevler yükler. Başka bir ifadeyle, tek tek her birinin sosyolojik atmosferi olan 'toplum'un sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesi için fertlerin, kendilerinden oluşan bu topluma karşı sorumlulukları vardır.
Toplum varlığının sağlıklı bir şekilde sürebilmesi için, toplumsal denge ve barışın bir şekilde sağlanması ve fertler arasında duygusal gerilime yol açabilecek etkenlerin giderilmesi şarttır. Bir toplumda zenginlerin ve fakirlerin bulunması doğaldır. Fakat doğal olmayan, bunların birbirlerinin haklarını gözetmemesi ve sosyoekonomik açıdan bir bakıma sünnetullah denilebilecek bu durumun toplumda gerilim ve gerginlik sebebi olmasıdır. Bunun için de hem zengin ve fakir arasındaki ekonomik düzey farkının uçuruma dönüşmemesi, yani zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasının engellenmesi hem de bu yüzden gerçekleşmesi muhtemel olan bu duygusal gerilimin önlenmesi veya gerilimin alınması gerekir.
Kur'ân-ı Kerîm'de bu yönde yapılan düzenlemeler âdeta böyle bir gerilimin potansiyel varlığını ima edip, bunun engellenme ve giderilme yolları teşhis edilmektedir. Kur'an'da cennet ehli müttakiler tanıtılırken onların dünyada güzel davranan kimseler olduğundan söz edilip '...ve mallarında muhtaç ve mahrumların hakkı vardı' (ez-Zâriyât 51/19) buyurulur. Kur'an'ın başka bir yerinde, namaz kılan ve namazlarında daim olanların eline mal geçip, zengin olunca pintileşen kimseler gibi olmadıkları belirtilerek 'Bunlar sahip oldukları mallarda muhtaç ve mahrumun belli bir hakkı bulunduğunu unutmazlar' (el-Meâric 70/22-25) buyurulmuştur. Bu teşhis ve belirlemenin Medine'de İslâm toplumunun oluşmasından önce daha Mekke döneminde yapılmış olması problemin sadece İslâm toplumu için değil, bütün toplumlar için geçerli olduğunu da ima eder.
Aynı anlamda olmak üzere Kur'an'da 'Güzel bir söz ve bağışlama, eziyete dönüşen bir sadakadan daha iyidir; Allah zengindir ve halîmdir. Ey inananlar! Zekât dahil her türlü sadakanızı başa kakmak ve eziyete dönüştürmek sûretiyle boşa çıkarmayınız. Bu, inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kişinin tutumudur...' (el-Bakara 2/263-264) denilmiştir.
Bu düzenleme toplumdaki ekonomik dengesizliğin yol açabileceği muhtemel olumsuz sonuçların azaltılabilmesi için zekâtı önemli bir araç olarak sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bunun işleyişinde son derece önemli insanî meziyetlere, psikolojik faktörlere de işaret ediyor. Âyetten anlaşıldığına göre; zengin, verirken gönülsüz davranmayacak, başa kakmayacak, aynı şekilde fakir de alırken ezilmeyecek, mahcubiyet duyması gerekmeyecek. Çünkü; biri borcunu ödüyor, diğeri hakkını alıyor, alacağını tahsil ediyor; başa kakma ve mahcubiyet için hiçbir neden kalmıyor. Bu düzenleme bir anlamda toplumsal gerilim sigortası görevi görüyor.
Allah elçisinin benzetmesinde, müslümanlar bir vücut, bir bünye gibidir. Vücudun bir âzası sızlayınca bu sızıyı öbür organların duymaması, bu sızıyı hafifletmeye çalışmaması mümkün mü, böyle bir şey düşünülebilir mi? Hayır! Çünkü, böyle bir bîgânelik, vücudun doğal yapısına terstir.
Nasıl ki bir bünyede, gerek içeride oluşan gerekse dışarıdan gelen mikroplara karşı kendisini korumak için bir savunma mekanizması varsa ve gerekli hallerde bu mekanizma harekete geçiyorsa, yine dışarıdan gelecek fizikî müdahale ve saldırılara karşı organlar imkân ve kabiliyetleri ölçüsünde birbirlerinin yardımına koşuyorsa, toplum da aynen böyledir ve toplumsal b
[12/5 13:05] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bana, demir kütleleri getirin' Nihayet dagin iki yani arasini ayni seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): 'Üfleyin (körükleyin)!' dedi Artik onu kor haline sokunca: 'Getirin bana, üzerine bir miktar erimis bakir dökeyim' dedi (KEHF/96)
Sabah gidisi bir aylik mesafe, aksam dönüsü yine bir aylik mesafe olan rüzgâri da Süleyman'a (onun emrine) verdik ve onun için erimis bakiri kaynagindan sel gibi akittik Rabbinin izniyle cinlerden bir kismi, onun önünde çalisirdi Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabi tattirirdik (SEBE'/12)
[12/5 13:05] Ömer Tarık Yılmaz: ÜVEYS EL-KARANİ
4518 - Üseyr İbnu Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh'a Yemenlilerin takviye kuvveti geldikçe her defasında onlara:
'Aranızda Üveys İbnu Âmir var mı?' diye sorardı. Nihayet Üveys İbnu Âmir'e rastladı. Aralarında şu konuşma geçti:
'Sen Üveys İbnu Amir misin?'
'Evet!'
'Murad'dan, sonra da Karan'dan?'
'Evet!'
'Sende alaca hastalığı vardı, bir dirhem karad bir yer hariç tamamını atlattın, değil mi?'
'Evet!'
'Senin bir annen olacak?'
'Evet!'
'Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittim. Şöyle diyordu: 'Size, önce Muradi sonra da Karani olan Üveys İbnu Amir, Yemen imdat kuvvetiyle gelecek. Onun alaca hastalığı vardı, dirhem kadar yer hariç atlattı. Onun bir annesi var. O annesine karşı saygılıdır. O, (bir şey için) yemin edecek olsa Allah (dilediğini yerine getirmek suretiyle) onun yemininden halâs eder. Eğer ondan kendin için istiğfar talep edebilirsen et.'
Benim için istiğfar ediver' dedi. O da istiğfar ediverdi. Bunun üzerine Hz. Ömer ona:
'Nereye gidiyorsun?' diye sordu.
'Küfe'ye!'
'Senin için valisine mektup yazayım mı?'
'Ben (hususi muamele istemem, herkesle bir olmayı), avamdan biri olmayı tercih ederim.'
'Ravi der ki: 'Müteakip sene Küfe'nin eşrafından biri hacc yaptı ve Ömer'le karşılaştı. Ona Üveys rahimehullah'ı sordu.
'Ben onu, dedi, evi perişan, eşyası az bir halde bıraktım!'
Hz. Ömer, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğini ona da söyledi. Adam hacc'dan dönünce Üveys'e geldi ve:
'Benim için istiğfar ediver!' dedi.
'Sen hayırlı bir seferden yeni döndün, sen benim için istiğfar et' dedi ve:
'Ömer'e mi rastladın?' diye sordu.
'Evet!' dedi. Bunun üzerine Üveys ona da istiğfarda bulundu. Böylece halk onun ne olduğunu anladı. Bir müddet sonra o da (Küfe'yi terkedip) geri gitti, rahimehullah.'
Müslim, Fezailu's-Sahabe 225, (2542).
NECAŞİ RAHİMEHULLAH
4519 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: 'Necaşi rahimehullah öldüğü zaman biz onun kabrinin üzerinde uzun müddet bir nur görüldüğünü konuşurduk.'
Ebu Davud, Cihad 29, (2523).
ZEYD İBNU AMR İBNU NÜFEYL
4520 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan anlatarak der ki: 'Aleyhissalatu vesselam, Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl'e, Beldah'ın aşağı kısmında rastladı. Bu karşılaşma, Aleyhissalatu vesselam'a henüz vahiy gelmeye başlamazdan önce idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir sofra ikram edildi, sofrada et de vardı. Aleyhissalatu vesselam sofradan yemekten kaçındı ve onu Zeyd'e sundu. O da yemekten kaçındı. Sonra Zeyd şunları söyledi:
'Ben sizin putlarınıza kestiğiniz etten yemem. Ben sadece Allah'ın ismi zikredilerek kesilenden yerim.'
Zeyd, Kureyş'i kestikleri sebebiyle ayıplar ve şöyle derdi:
'Koyunu Allah yarattı. Onun için gökten yağmur indirdi, yerden de bitki çıkardı. Ama siz onu Allah'ın ismini zikretmeden kesiyorsunuz.'
Böylece, Zeyd onların bu davranışlarının münker olduğunu ortaya koyuyordu.'
4521 - Bir başka rivayette ise şöyle gelmiştir: 'Zeyd İbnu Amr İbnu Nüfeyl hakiki dini sorup, ona tabi olmak üzere (Varaka İbnu Nevfel ile birlikte) Şam'a gitti. Orada bir yahudi alimine rastladı. Ona dinleri hakkında sordu ve:
'Belki de dininize gireceğim, (bana onu tanıtın)!' dedi. Yahudi:
'Sen, Allah'ın gadabından nasibini almadıkça bizim dine giremezsin!' diye cevap verdi. Zeyd:
'Ben Allah'ın gadabından kaçarak buralara geldim, (gadab değil, rıza ve rahmet arıyorum), elimden geldiğince, Allah'ın gadabından herhangi bir pay almaya asla niyetim yok. Sen bana bir başkasını göster (de ona gideyim)!' der. Yahudi alim:
'Ben hağflikten başka bir şeyi tanımıyorum!' cevabını verir. Zeyd:
'Haniflik nedir?' der. Yahudi alim açıklar:
'Hz. İbrahim aleyhisselam'ın dinidir. O, ne yahudi ne de hıristiyandı, Allah'tan başka bir şeye de tapmıyordu.'
Zeyd onun yanından çıkınca hıristiyan alimlerinden biriyle karşıla
[12/5 13:05] Ömer Tarık Yılmaz: Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek 'Ümmetinden kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer' müjdesini verdi' dedi. Ben (hayretle) 'zina ve hırsızlık yapsa da mı?' diye sordum. 'Hırsızlık da etse, zina da yapsa' cevabını verdi. Ben tekrar: 'Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!' dedim. 'Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!'
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: 'Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir'.
Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).
[12/5 13:05] Ömer Tarık Yılmaz: Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
[Bakara Sûresi.43]
[12/5 13:06] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et!” (İbrâhim, 14/40)
[12/5 13:06] Ömer Tarık Yılmaz: Akıllıya danışıp onu dinleyen, doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur.[Maverdi]
[12/5 13:06] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SELEME BİN HİŞÂM
Mekke ufuklarını aydınlatan hidâyet nûru, kalb ve gönüllere yansıyınca, İslâmiyetin şifâ bahşeden berrak menbaına her geçen gün birkaç kişi daha yanaşıyor, o âb-ı hayâta dalarak yudumluyor, rûhlarını paslandıran cehâlet ve zulüm kirlerinden kurtularak huzûra kavuşuyorlardı.
İnsanlık, o sıralar o kadar zavallılaşmış ve gülünç bir hâle düşmüştü ki, her türlü aşağılıkları işliyorlardı. İşte onları, şirkin, küfrün ürkütücü pençesinden alıp, İslâmiyetin munis ve şefkatli sînesine, merhametli kucağına da’vet eden yüce Resûl, insanlığın hakîkî kurtarıcısı olduğunu ispat ediyordu.
Kardeşlerin nasîblisi
İslâmiyet sayesinde insanlar arasında o kadar kuvvetli, sağlam bir yakınlık ve kardeşlik kurulmuştu ki, küfür cephesinde kalanlarla, îmân safında bulunanlar arasında daha önce mevcut olan kan bağı akrabalık münâsebetlerinden hiçbir eser kalmamıştı. Müşrik baba, mü’min oğlunu en büyük düşman biliyor, îmânsız kardeş, İslâmiyeti seçen kardeşini en azılı hasım olarak görüyordu.
Bu ibretli tablo Hişâm’ın beş oğlu arasında çok açık bir şekilde müşâhede ediliyordu. Seleme ile Hâris Peygamber efendimizin yanında yer alırken, aynı babadan gelen Ebû Cehil, Âs ve Hâlid nasîbsiz gürûhunun elebaşısıydılar.
Büyük kardeşi Seleme’nin îmân ettiğini duyunca, Ebû Cehil’in hısımlığı hasımlığa çevrilmiş, kendi âilesinden bir ferdin, Peygamber efendimizin safına geçmesini hiç hazmedememişti. Onu vazgeçirmek için her türlü yola başvurdu. Fakat bütün çabaları boşa çıktı. Îmânın ulvî hazzını tadan kimsenin, tekrar dönüp küfrün zehirini ağzına alması mümkün müydü?
Hz. Seleme, zâlim kardeşinin hareketlerine daha fazla tahammül edemedi. Habeşistan’a hicret etti. Böylece her ne kadar yer ve yurtlarından ayrı düşmüşler ise de can ve dinleri emniyette idi.
Bu Müslümanlar hicret edeli üç ay olmuştu. Receb, Şa’bân ve Ramazan aylarını orada geçirmişlerdi. Kulaklarına şöyle bir haber geldi:
“Mekkeliler îmân etti, Velîd bin Mugîre Müslüman oldu.”
Bunun üzerine kendi aralarında, “Bunlar Müslüman olduktan sonra Mekke’de Müslüman olmayacak kim kaldı? Bize kendi kavim ve kabîlemiz arasında yaşamak daha iyidir” diyerek bir kısmı geri dönmeye karar verdi. Fakat Mekke’ye yaklaşıp da duydukları haberin asılsız olduğunu öğrenince hayâl kırıklığına uğradılar.
Himâyeye girmediler
Mekke’ye, gelişigüzel girmek mümkün değildi. Mekke’ye girmek demek, müşriklerin revâ görecekleri ezâ ve cefâları peşinen kabûl etmek demekti. Böyle bir tehlikeyi savuşturmak için ekserîsi Mekke’de bulunan akraba ve yakınlarının himâyesine girmeyi düşündüler. Böyle olunca bir çeşit mülteci gibi kabûl edileceklerdi. Nitekim bir kısmı öyle yaptı.
Ba’zıları da himâyeye girmediler ve Mekke’ye gizliden girerek uzun müddet geldiklerini sezdirmediler. Fakat bunların bir kısmı, bir süre gizlendilerse de müşrikler tarafından yakalandılar. İşte, Seleme bin Hişâm, Velîd bin Velîd, Hişâm bin Âs, Abdullah bin Süheyl ve daha birkaç sahâbî bu tutulup hapsedilen Müslümanlardandı.
Uzun müddet en yakınları tarafından işkenceye tâbi tutulan ve zulmün her türlüsüne mâruz kalan Hz. Seleme, Iyaş ve Hişâm Medîne'ye hicret emri çıkınca bile esâret zincirinden kurtulamadı. Hattâ bu yüzden Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına da katılamadı.
Öz kardeşi Ebû Cehil, Hz. Seleme bin Hişâm'ı işkenceden işkenceye sokuyordu. Yoruluncaya kadar dövüyor, türlü hakâretler ediyor, aç susuz bırakarak günlerce acı ve ızdırap içine atıyordu.
Bütün bu zulümleri yapmasındaki maksadı, 'Belki tahammülsüz kalır da, dîninden vazgeçer' düşüncesinden ortaya çıkıyordu. Halbuki Hz. Seleme'de kâinâta meydan okuyacak kadar kuvvetli bir îmân; bitip tükenmez bir Resûlullah sevgisi v
[12/5 13:07] Ömer Tarık Yılmaz: Burun damlası kullanmak orucu bozar mı?
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm’tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup, çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da, dinî açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.
[12/5 13:09] Ömer Tarık Yılmaz: ASFİYÂ
Sâflar, temizler; Allahü teâlânın evliyâ kulları. Tekili safiyy'dir.
[12/5 13:10] Ömer Tarık Yılmaz: Kadın kurban kesebilir mi?
Hayvan kesiminde, bu işlemi yapacak kişinin akıllı, temyiz gücüne sahip ve Müslüman veya ehl-i kitap olmasının dışında bir şart bulunmamaktadır Bu şartları taşıyan kişi kadın olsun, erkek olsun kurban kesebilir (Mevsıli, el-İhtiyar, İstanbul, V, 716; Aliyyu’l-Kari, Fethu Babi’l-İnaye, IV, 79).
[12/5 13:10] Ömer Tarık Yılmaz: Kadın ve Erkek; Hürmete Layık, Saygın Varlık
“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” (Furkân, 25/74)
Muhterem Müslümanlar!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir kadından yarattık…”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizin en hayırlınız ailesine en güzel şekilde davranandır…”[2]
Aziz Müminler!
15 Mayıs Pazartesi günü Uluslararası Aile Günü’dür. Aile, kadın ve erkeğin şeref ve haysiyetini koruyacak, helal dairesinde yaşamasını sağlayacak en önemli kurumdur. Aile, Rabbimizin kullarına bahşettiği, kişinin ruhuna huzur, gönlüne sürur veren en büyük nimetlerden biridir. Aile, insan neslinin devamını ve korunmasını sağlayan muhkem bir kale, güvenli bir sığınaktır.
Aile, kadın ve erkek arasında şahitlerin huzurunda gerçekleştirilen meşru bir nikâh akdiyle kurulur. Kadın, aile yuvası kurunca anne olur; anne olunca da cennet onun ayaklarının altına serilir. Anne, merhametin, şefkatin ve fedakârlığın adıdır. Sevgi ve muhabbetin kaynağıdır. Erkek, aile ocağı kurunca baba olur. Baba, adalet, huzur ve güven demektir. Ailenin direği, sarsılmaz dayanağıdır. Anne ve baba insanın varlık sebebidir.
Kıymetli Müslümanlar!
İslam’a göre evlilik dışı nikâhsız birliktelikler zinadır. Zina, dinimizin haram kıldığı büyük günahlardan biridir. Ne yazık ki, nice insanlar zina sebebiyle heder olmaktadır. Nice yuvalar zina nedeniyle yıkılmaktadır. Nice umutlar ve hayaller zina yüzünden sönmektedir. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.”[3]
Değerli Müminler!
Ne hazindir ki toplumun temel taşını oluşturan aile yapısı her geçen gün fıtrata aykırı yıkıcı etkilere daha fazla maruz kalmaktadır. Nikâhsız birliktelikler özendirilmektedir. Sosyal medyadaki uygun olmayan içerikler ile bazı televizyon dizi ve programları, aile yapısını tehdit etmektedir. Böyle bir zamanda bizlere düşen, aile içi huzur ve güveni tesis etmek için daha fazla sorumluluk almaktır.
Aziz Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam’ın gönderiliş gayelerinden birisi de sevgi ve saygıya, sadakat ve güvene dayalı güçlü bir aile yapısı inşa etmektir. Bu kapsamda İslam, aile üyelerinin her birisine ayrı ayrı sorumluluklar yüklemektedir.
Eşlerin birbirine karşı sorumluluğu, evliliği bir rekabet haline dönüştürmemek, birbirlerini Allah’ın emaneti olarak görmektir. Varlıkta ve darlıkta, sevinçte ve tasada birbirine destek olmaktır. Anne babanın sorumluluğu, çocuklarına milli ve manevi değerlerimizi öğretmektir. Onlara zaman ayırmak, sevgilerini göstermek, güvenli ve huzurlu bir aile ortamı sunmak, iyi bir gelecek hazırlamaktır. Çocukların sorumluluğu ise, anne babanın hakkını gözetmektir. Onlara güzel söz söylemek, merhametle muamele etmektir. Onlara “öf!” bile dememek, onların hayır dualarını almaktır.
Değerli Müminler!
Yüce Rabbimiz, kadını kadın, erkeği erkek olarak yaratmıştır. Kadın, kadın olarak; erkek de erkek olarak her türlü hürmete layık, saygın birer varlıktır. İnsanın temiz fıtratını bozmayı amaçlayan sapkın anlayışların tamamı, ilahi iradeyi yok sayarak insanın yaratılışına müdahale etmektedir. Fıtratı bozmaya yönelik davranışlar, özgürlük söylemlerinin arkasına sığınılarak asla meşru hale getirilemez. Dinimizin kadın ve erkeğe bakışıyla uyuşmayan yanlış anlayış ve tercihler, aile yapısını bozmakta, insan neslini ifsat etmekte, toplumu felakete sürüklemektedir.
Muhterem Müs
[12/5 13:11] Ömer Tarık Yılmaz: REMEL
Erkeklerin, tavafın ilk üç şavt'ında; kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür'atli yürümeleridir. Müteâkiben sa'y yapılacak tavaflarda 'remel' sünnettir. Sonunda sa'y yapılmayacak tavaflarda remel yapılmaz.
[12/5 13:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.'
(Haşr, 59/20)
http://www.duavesureler.com
[12/5 13:11] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanlara teşekkür etmeyen, Allaha da şükretmez.'
(Tirmizî, 'Birr', 35)
http://www.duavesureler.com
[12/5 13:12] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Beni işlerin en güzeline ve ahlâkın en güzeline eriştir. Bunlara ancak sen eriştirirsin.'
null
http://www.duavesureler.com
[12/5 13:12] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey âdemoğlu! Allah’ın haram kıldığı şeyleri terket, âbid olursun. Allah’ın sana taksim ettiği rızka razı ol, zengin olursun. Komşularına ihsanda bulun, iyi bir müslüman olursun. İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan onlara öyle davran, âdil olurs
Semerkand Takvimi
[12/5 13:12] Ömer Tarık Yılmaz: Evlilikle İlgili Tavsiye
Evlenmek ile eğlenmek ayrı şeylerdir. Hiçbir yabancı kadınla eğlenmek ve vakit geçirmek için görüşüp konuşmak, dertleşmek, gizlice buluşmak, arkadaş olmak helâl değildir. Bu hiç kimseye hayır getirmez.
Bu tür işler nefse hoş gelse de sonu hep sıkıntı, zarar ve pişmanlıkla biter. Edep çiğnendiğinde aşk safiyetini yitirir, sevgi zedelenir, kalp huzurunu kaybeder.
Bir âlim zat bu hususla ilgili gençlere şu tavsiyede bulunur:
Kardeşlerim! Evlenme vaktine kadar edebinizi muhafaza edin. Harama girmeyin. Haram ateştir; kimse dayanamaz. Yüce Allah’tan yardım isteyin, sabredin.
Zamanı gelince ve şartlar hazır olunca iffet ve namusunuzu korumak için evlenmeye niyet edin. Ondan sonra Allah’tan hayırlı nasip isteyin ve o nasibi bulmak için yine edeple arayışa girin. Usulünce görüşün, tanışın. Gönülleriniz kaynaşırsa, birinci adımı atın ve arkasını getirin. Nikâhla yuvaya girin.
Görüştüğünüz kimse ile gönülleriniz kaynaşmaz, dil ve zevkleriniz uyuşmaz ise, kendinizi ve şartları zorlamayın.
Semerkand Takvimi
[12/5 14:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.'
(Haşr, 59/20)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=e0NhcBFK7OA=
[12/5 14:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“…Allahım! Nefsime takvasını (günahlardan sakınma duygusu) ver ve onu (her türlü günahtan) temizle, Sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Onun koruyucusu ve efendisi de sensin..”
(Müslim, “Zikir”, 73)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=e0NhcBFK7OA=
[12/5 14:16] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'( Allah'ım!) Sen yardım istenilensin, dualar ancak sana ulaşır, duaları sen kabul edersin, güç ve kuvvet ancak senin ile birlikte vardır.'
(Tirmizî, 'De’avât', 94)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=e0NhcBFK7OA=
[12/5 14:16] Ömer Tarık Yılmaz: Dul ve yetimlere yardım eden kimse, ALLAH yolunda cihâd eden veya gündüzleri oruç, geceleri ibâdetle geçiren kimse gibidir. Hadis-i Şerif
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
...Ey insanlar! Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.
(Lokman, 31/33)
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Allahım! Günahlarımın küçüğünü büyüğünü, öncesini sonunu, açığını ve gizlisini, hepsini bağışla.
(Muslim)
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
...Allah’ım! Yaparak ve geciktirerek işlediğim, açıktan ve gizli olarak işlediğim kusurlarımı bağışla. Sen, öne alan ve önce olansın. Sen, geriye bırakan ve sonsuz olansın. Senin her şeye gücün yeter.
(Buhârî, Müslim, Hâkim)
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Alim
Her şeyi çok iyi bilen, anlayan ve tanıyan
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Beddua Yerine Dua
Ma'rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları:
-Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler
Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve;
- Ya Rabbi, Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi ahirette de neşelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle, der.
İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaşlarını uyarır. Mübareği görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir, Şeyh Mar'uf'un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Allahım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lutfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin.
Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîran ve lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente, fağfir-lî mağfireten min indik, ve’rhamnî inneke ente’l-gafûru’r-rahîm.
[12/5 14:17] Ömer Tarık Yılmaz: Ey genç topluluğu! Aranızdan evlenmeye gücü yetenler evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan korumak ve iffeti muhafaza etmek için en iyi yoldur…
(Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1)
[12/5 14:18] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET......... HER MÜSLÜMANA LÂZIM OLAN
İslâmiyet, ilme çok önem vermektedir. İlmin tâ kendisidir. Kur’ân-ı kerîm’in birçok yerinde, ilim emredilmekte, ilim adamları övülmektedir. Meselâ Zümer sûresi 9. ayetinde meâlen; “Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu? Bilenler elbette kıymetlidir!” buyuruldu.
Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem), ilmi öven ve teşvik buyuran sözleri çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“İlim bulunan yerde Müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde Müslümanlık kalmaz.”
“Ey Ali! Ya âlim ol, ya ilim talebesi ol, yâhut da dinleyici ol! Dördüncü olma, helâk olursun!”
Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin talebesi Bedreddin Serhendî rahmetullahi aleyhima şöyle anlatır:
“Hocam İmâm-ı Rabbânî’den (Buhârî), (Mişkât), (Hidâye), (Şerh-i Mevâkıf) kitaplarını okudum. Gençleri ilim öğrenmeye teşvik ederdi. Önce ilim buyururdu. Bir defasında; “Kitap oku! İlim öğren! Câhil kimse, şeytanın maskarası olur, 'Rütbet-ül ilmi a’ler rüteb' yani, rütbelerin en üstünü, ilim rütbesidir.” buyurdu.
Her mü’mine önce lâzım, birinci farz olan şey, îmânı, farzları, haramları öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikçe, îmân elde tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyet edilmedikçe, hiçbir farz kabul olmaz. Dinimizi îmânımızı muhafaza edebilmek, itikadı bozuk kimselere aldanmamak için bu bilgileri öğrenmek lâzımdır.
Ecdadımız her zaman toplanıp, ilmihâl kitaplarını okur, dinlerini öğrenirlerdi. Bizlere, de doğru olarak ulaştırabildiler... Bizim de Müslüman kalmamız, yavrularımızı muhafaza edebilmemiz, için, birinci ve en lüzumlu çâre, her şeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hazırladığı ilmihal kitaplarını okumak ve öğretmektir.
Salim Köklü
TÜRKİYE GAZETESİ
02.01.2022
12.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[12/5 14:18] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: İbnu Mes'ud (ra)
İmam Malik'e ulaştığına göre, İbnu Mes'ud (ra) şöyle demiştir: 'Kim selem akdi yaparsa, sakın fazla alma şartı koşmasın. Bir avuç saman bile olsa bu fazlalık ribadır.'
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Muvatta, Büyu 94, (2,682)
Hadisin Açıklaması:
Şerhte belirtildiği üzere, selemde ribâ addedilen fazlalık, önceden şarta bağlanan fazlalıktır. Aksi takdirde ödeme sırasında, ödeyenin, kendi içinden gelerek koyacağı ziyade 339 numaralı rivayette görüldüğü üzere ribâ sayılmaz. Fazlalığı ribâ kılan husus üçtür:
1- Şart kılınmış olması,
2- Vaad edilmiş olması,
3- Adet olması. Vâad ve âdet aslında, 'şart' kadar kesin ribâ ifade etmezse de ribâ şüphesinden hâli değildir. Dinimizde ise sedd-i zerâyi (harama, zarara götüren yolları kapamak, sebeblere de yer vermemek) prensibi esastır. Nitekim hadiste 'Kesinlikle emin olmadıkça şüpheli şeylerden kaçınız' emredilmiştir. Üstelik bu ihtiyâtî tavır fâize giren şüphelere daha da te'kidli olarak ifade edilmiştir. Bu sebeplere binâen bir beldenin örfünde 'ziyadeli ödeme' var ise bu ribâdır, alışverişlerde bu ziyadeden kaçınmak gerekmektedir.
Rivayette geçen 'Bir avuç saman bile olsa' tabiri, ne kadar az bile olsa, oraya girecek fazlalığın, muameleyi ribâ muâmelesine çevireceğini ifade etmektedir. Böyle fazlalıktan kaçınmanın gereği te'kidli bir üslûbla ifade edilmiş olmaktadır.
Selem (veya selef) ile ilgili meseleleri, hâdislere bağlı olarak oldukça parçalı şekilde sunmuş olduk. Şöyle bir özetleme yapılabilir: Semen ve bedeli peşin olarak, akit sırasında alınmak, malın teslimi ise daha sonra yerine getirilmek üzere yapılan alışveriş akdine selem akdi denir. Bu da diğer akitler gibi icab (teklif) ve kabul ile münakid olur ve mülkiyeti icab ettirir. Selem, miktarı, vasfı tayin edilebilen şeylerde sahih ve mûteber olur. Bu sebeple miktarı tayinde hacmi esas alınanlar (mekîlât) keyl (litre) ile, ağırlığı esas alınanlar (mevzunât) vezn (kilogram) ile, uzunluğu, eni esas alınanlar (mezrû'ât) zira' (metre) ile, sayısı esas alınanlar (ma'dudât, yumurta gibi) sayı ile belirlenir. Miktarı belirlemede açıklık gerektiği gibi, kalite gibi, cins gibi kıymete te'sir eden başka evsafları da belirlenir. Sözgelimi şu kadar metre kumaş tabiri eksiktir. Çünkü kumaşın her zaman çeşitleri olagelmiştir.
Selem'de ödeme yer ve zamanının da açık olarak belirtilmesi gerekir
[12/5 14:18] Ömer Tarık Yılmaz: Hem insanlara avurdunu şişirme (böbürlenip kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah, hiç bir böbürleneni, öğüneni sevmez. (Lokman Sûresi, âyet 18)
[12/5 14:18] Ömer Tarık Yılmaz: Mü'minlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da, kadınlarınıza en güzel davrananınızdır. Ravi: Ebu Davud, Sünnet 15
[12/5 14:19] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Abdullah İbnu Mes'ud Radıyallahu Anh anlatıyor: 'Doğru söyleyen ve doğruluğu (mucizelerle) tasdik edilen Ebu'l-Kâsım aleyhissalâtu vesselâm üzerine şehadet ederim ki, O bize şöyle buyurdular: 'Muhalleb (sütü memede hapsedilmiş) hayvanları satmak aldatmacadır ve aldatma işi hiçbir mü'mine helal olmaz.'
Kaynak : İbnu Mace Sünen (2241) - Hds :(6687)
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[12/5 14:19] Ömer Tarık Yılmaz: 360- عَنْ أنس
قال : قال رسولُ الله
: مَا اَكْرَمَ شَابٌّ شَيْخًا لِسِنِّهِ, إلا قَيَّضَ اللهُ لَهُ مَنْ يُكْرِمُهُ عِنْدَ سِنِّهِ.
360: Enes (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Herhangi bir genç yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse Cenab-ı Hak da o gence yaşlılığında hizmet edecek kimseler verir.” (Tirmizi , Birr 75)
BÖLÜM: 45
İYİ KİŞİLERİ ZİYARET EDİP SOHBETTE BULUNMAK
قال الله تعالى : وَاِذْ قال مُوسَى لِفَتَاهُ لاَ اَبْرَحُ حَتَّى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِىَ حُقُبًا.اِلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: قال لَهُ مُوسَى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلَى أن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا.
(
“Bir vakit Musa genç arkadaşına demişti ki “Durup dinlenmiyeceğim ta ki iki denizin birleştiği yere kadar yola devam edeceğim yahut da yıllarca bu uğurda uğraşacağım.”İki denizin kavuştuğu yere vardıkları zaman balıklarını unutmuşlardı. Balık denize atlamış dalıp bir yol tutmuş gitmişti. Orayı geçtiklerinde, Musa genç arkadaşına “Kuşluk yemeğimizi getir” dedi. Gerçekten de şu yolculuk yordu bizi. Arkadaşı gördün mü? dedi. Kayanın yanında oturduğumuz zaman balığı unutmuştum, onu bana unutturan ve sana söylememe engel olan da ancak şeytandır. tuhaf şey nasıl da yol bulup suya ulaştı. Musa: “Buydu aradığımız işte ya!” dedi ve izleri üzerinde hemen geri döndüler ve orada kullarımızdan bir kul buldular ki biz katımızdan ona rahmet verip özel bilgiyle donatmıştık onu. Musa o’na sana öğretilen hakiki ilimden bana öğretmek üzere senin peşinden gelebilir miyim, dedi.” (18 Kehf 60-66)
قال الله تعالى : وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ..
“Ve Rabbinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O’na yalvarıp yakaranlarla birlikte sen de sabret...” (18 Kehf 28)
361- عَنْ أنس. قال : قال أَبُو بَكْرٍ . بَعْدَ وَفَاةِ رَسُولِ اللَّهِ
لِعُمَرَ : انطلق بِنَا إِلَى أُمِّ أَيْمَنَ نَزُورُهَا كَمَا كان رَسُولُ اللَّهِ
يَزُورُهَا, فَلَمَّا أنتهَيْنَا إِلَيْهَا بَكَتْ, فَقالاَ لَهَا : مَا يُبْكِيكِ ؟اَمَا تَعْلَمِينَ أن مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِرَسُولِهِ
. فَقالت : إنى لاَ اَبْكِى أني لا أََعْلَمُ أن مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِرَسُولِهِ
وَلَكِنْ أَبْكِي أن الْوَحْيَ قَدِ انقَطَعَ مِنَ السَّمَاءِ, فَهَيَّجَتْهُمَا عَلَى الْبُكَاءِ, فَجَعَلاَ يَبْكِيَان مَعَهَا.
[12/5 14:20] Ömer Tarık Yılmaz: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) 'Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?' dedi.
-Kasas Suresi, 12
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[12/5 14:20] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3577]
Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: 'Hz. Ömer radıyallahu anh bana şunu söyledi: 'Bir adam Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelmişti. Bunun abdest almış fakat ayaklarının üzerinde tırnak kadar bir yeri yıkamadan bırakmış olduğunu gördü. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, adama derhal müdâhale etti:
'Git abdestini güzel kıl!' Adam gidip yeniden abdest aldı, sonra namazını kıldı.'
Müslim, Tahâret 31, (243); Ebu Dâvud, Tahâret 67, (171).
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[12/5 14:20] Ömer Tarık Yılmaz: Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. - Müzzemmil - 11. Ayet
[12/5 14:21] Ömer Tarık Yılmaz: Büyük günahlar şunlardır: Allah’a ortak koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek. - Buhârî, Eymân ve’n–nüzûr, 16, Diyât, 2
[12/5 14:21] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlak içinde iman, peşinden rahmet, afiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” - Hâkim, Deavât, No: 1919
[12/5 14:21] Ömer Tarık Yılmaz: Abdullah b. Mübârek, tebe-i tâbiînin önde gelen âlim, mutasavvıf ve muhaddislerindendir. İmam-ı Âzam’ın ilim meclislerine katılmış, onun vefatının ardından İmam-ı Mâlik’in ders halkasına devam etmiştir. Şiirle ilgisi küçük yaşlarda başlamıştır. Şiir ezberlemesini çok isteyen babasının, ona ezberlediği her şiir için bir ödül verdiği nakledilir. Zühd konusunda şiir yazmayı Allah yolunda cihat etmeye benzeten Abdullah b. Mübârek, birçok zahidane şiir kaleme almıştır. Şu mısra güzel bir örnektir: “Kişinin kendisine yapacağı en büyük iyilik günahı terk etmesidir.” Bir beytinde ise “Biz ilmi dünyalık için istedik, fakat ilim bize dünyadan uzak durmayı öğretti.” der. İlmiyle idarecilere yakınlık kurmaya çalışanları, “Ey ilmini doğan gibi kullanıp sultanların malını avlayan, bir zamanlar mecnunlara çare idin, yazık ki artık kendin mecnun oldun” mısralarıyla tenkit eder. - MUHADDİS BİR ŞAİR: ABDULLAH B. MÜBÂREK
[12/5 14:21] Ömer Tarık Yılmaz: Ailevi Görevler
13- Aile hayatı, toplumsal varlığın başlangıcıdır. İslamda aile teşkilatı pek önemlidir. Aile ferdleri, başta zevc ile zevceden ve bunların çocuklarından ibarettir. Bunların karşılıklı görevleri vardır.
1) Kocasının başlıca görevleri: Zevcesi ile güzel geçinmek, onu korumak, onun nafakasını (geçim ihtiyaçlarını) karşılamak, kendisine doğruluktan ayrılmamaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sizin hayırlılarınız, kadınları için hayırlı olanlarınızdır.'
Diğer bir hadîs-i şerîf de, şöyle:
'Kadınlara ancak kerim olanlar ikram eder, kötü olanlar da ihanet eder.'
2) Kadınların başlıca görevleri: Kocasının dine uygun olan emirlerini tutmak, onun namus ve şerefini korumak, bulunduğu hale kanaat etmek, israftan kaçınmak, ev hanımı olacak bir şekilde bulunmaktır. Mutlu bir şekilde yaşamanın yolu budur.
3) Çocukların ana-babalarına karşı
[12/5 14:22] Ömer Tarık Yılmaz: benzeyen hiçbir kelime yoktur ve bunun aslını göstermek imkansızdır. Dil açısından buna delalet eden bazı hususları da biliyoruz.
Önce Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği asrında bütün Araplar'ın bu özel ismi tanıdığı bilinmektedir. Kur'ân-ı Kerim de bize bunu anlatıyor: 'Andolsun onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, elbette 'Allah' derler.' (Zümer, 39/38), Bundan dolayı şimdi bizde olduğu gibi o zamanda bu ismin, Arap dilinin tam bir malı olduğundan şüphe yoktur. Sonra bunun Hz. İsmail zamanından beri geçerli olduğu da bilinmektedir. Bu itibarla da Arapça olduğu şüphesizdir. Halbuki Kur'ân'dan, bu yüce ismin daha önce varolduğu da anlaşılıyor. Bundan dolayı Hz. İbrahim'den itibaren İbrânice veya Süryânice gibi diğer bir dilden Arapça'ya geçmiş olduğu üzerinde düşünülüyor ve bu dillerden Arapça'ya geçtiği görüşünü ileri sürenler oluyor. Fakat Âd ve Semud hikayelerinde ve daha önce yaşamış olan peygamberlerin dillerinde de yalnız anlamının değil, bizzat bu özel ismin de dönüp dolaştığını anlıyoruz ve İbrânî veya Süryanî dillerinin de mutlak surette Arapça'dan önce olduğunu da bilmiyoruz. Bunun için kelimenin Arapça'da daha önce kökten ve katıksız Arap olan ilk devir Araplarına kadar varan bir tarihi bulunduğu açıktır. Bundan dolayı 'İsrail, Cebrail, Mikail' kelimeleri gibi İbrânice'den Arapça'ya geçmiş yabancı bir kelime olduğunu zannetmek için bir delil yoktur.
İkincisi; Arap dilinin aslında, Arapça olmayan bazı yabancı kelimeler hakkında dikkatli olmayı gerektiren birtakım özel incelikler vardır ki, bunlarla bir kelimenin aslını incelemek mümkün olur.
Bu açıdan bakılınca ' ' (Allah) yüce isminin, o dilde benzeri olmayan bir kullanılış şeklinin bulunduğunu görürüz. Bir görüşe göre, başındaki 'el' en-Necm, el-ayyuk v.s. gibi kelimeden ayrılması caiz olmayacak şekilde kelimeden ayrılmayan bir belirleme
edatı gibidir. Hemzesi, sözün başında bulunduğu durumda üstündü, sözün ortasında başka bir kelime ile birleştiği zaman 'Vallah, Billah, İsmüllah, Kâlellah' v.s. gibi yerlerde söylenişte veya hem telaffuzda hem yazıda hazf olunur (düşürülür). Diğer bir görüşe göre de 'el' belirleme edatı değildir. Çünkü birine çağırma halinde '' diye hemze sabit kalabiliyor ve bir de 'Yâ eyyühe'l-kerim' gibi çağırma edatı ile çağırılan isim arasında gibi ayıran bir kelime eklemeye gerek kalmıyor. Halbuki 'el' belirleme edatı olsaydı böyle olmayacaktı.
Eğer 'el' belirleme edatı ise kelime herhalde başka birşeyden nakledilmiştir ve yüce Allah'a isim olarak verilmesi ikinci bir kök sayesinde mümkündür. Fakat bunun başlangıçta Arap dilinde diğer bir isimden veya sıfattan alınmış olması mümkündür ve aslolan budur. Belirleme edatı 'el' kalkınca da 'lâh' kalır. Gerçekten Arapça'da 'lâh' ismi vardır. Ve Basralı alimlerin büyük bir kısmı bundan nakledildiğini söylemişler. 'Lâh' gizlenme ve yükselme mânâsına fiilinin masdarı olduğu gibi bundan 'ilâh' anlamına da bir isimdir ve bundan 'lâhüm', 'lâhümme' denilir. Bir Arap şairi: 'Ebu Rebâh'ın bir yemini gibi, Allah'ım onu büyükler işitir.' demiş. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib Fil vak'asında Kâbe kapısının halkasına yapışarak; 'Ey Allah'ım! Kul kendi evini korur, Sen de evini koru! onların haçı ve hilesi düşman olarak senin tedbirine galip gelmesin!' diye Allah'a yalvarmıştı. (Bkz. Fîl Sûresi Tefsiri) .
Şu halde 'lâh' isminin başına 'el' getirilerek 'Allah' denilmiş ve özel isim yapılmış demektir. Bazıları ise daha ileri giderek Arapça 'lâh' isminin Süryânice olduğu söylenen 'lâha' isminden Arapça'laştırılmış olduğunu zannetmişlerdir. Çünkü Belhli Ebu Yezid 'lâh' Arapça olmayan bir kelimedir demiştir. Çünkü, Yahudiler ve Hristiyanlar 'lâha' derler. Araplar bu sözcüğü alıp değiştirerek 'Allah' demişler, bunun gibi 'lâh�
[12/5 14:22] Ömer Tarık Yılmaz: 'Pekala, deve ağıllarında namaz kılayım mı?''
'Hayır!'' buyurdu Aleyhissalâtu vesselam.'
Müslim, Hayz 97, (360).
3662 - Ebu Dâvud ve Tirmizi'de Berâ (radıyallahu anh)'nın rivayetlerine göre Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demiştir:
'Deve ağıllarında namaz kılmayın, çünkü onlar şeytandandır.'
Koyun ağıllarından soruldu:
'Oralarda kılın, çünkü onlar berekettir'' buyurdular.''
Ebu Dâvud, Tahâret 72, (184); Tirmizi, Tahâret 60, (81).
MÜTEFERRİK HADİSLER
3663 - İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Biz, yollarda ayağa bulaşan pislik sebebiyle abdest tazelemezdik.'
Ebu Dâvud, Tahâret 81, (204); İbnu Mâce, İkamet 67, (1041).
3664 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Bir adam izarını sarmış olarak namaz kılarken, Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) ona:
'Git, abdest al!' ferman buyurdu. Adam gitti abdest aldı, sonra şelip (tekrar namaza durdu. Resulûllah (aleyhissalâtu vesselâm) tekrar
[12/5 14:22] Ömer Tarık Yılmaz: 9
DOKUZUNCU MEKTÛB
Bu mektûb, yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Geri dönüş makâmlarındaki hâlleri bildirmekdedir:
Bu köleniz, gaflet uykusuna dalmışdır.Yüzü siyâhdır, kusûrları çokdur, huysuzdur, eline geçen birkaç şeye aldanmışdır. Kavuşmak ve yükselmek düşüncesi ile başı dönmüşdür. Her işi, sâhibine karşı gelmekdir. İyi, fâideli şeyleri yapmaz. Herkes görsün diye süslenir. Allahü teâlânın her ângördüğü gönlünü yıkmakdadır. Hep gösteriş için çalışmakdadır. Bunun için gönlü, rûhu kararmakdadır. Sözleri, düşüncelerine uymaz. Düşünceleri de hep saçmadır. Bu gaflet uykusundan, bu saçma düşüncelerden ele ne geçebilir? Böyle sözlerin, böyle düşüncelerin ne fâidesi olur? Hep zararda, hep alçalmakdadır. Anlayışı kıt, gitdiği yol bozukdur. Fesâd karışdırır, kötülüklere sebeb olur. Başkalarına zararı çok, kendi günâhları pek çokdur. Ayblardan, kusûrlardan yapılmış bir heykel gibidir. Günâhlar yığınıdır. İyilik olarak yapdıkları bir işe yaramaz, hep atılır. Fâideli ve güzel bildiği işleri hep kötüdür, beğenilmez. (Çok Kur’ân-ı kerîm okuyan vardır ki, Kur’ân-ı kerîm ona la’net eder) hadîs-i şerîfi tam onun hâline uygundur. (Çok oruc tutanlar vardır ki, orucundan eline geçen yalnız açlık ve susuzlukdur) hadîs-i şerîfi onun hâlini göstermekdedir. Bu hâlde olan bir kimseye ve makâmı, derecesi, kemâli böyle olana yazıklar olsun. Onun istigfâr etmesi de, günâhlarından dahâ büyük bir günâhdır. Tevbesi, başka çirkin işlerinden de dahâ çirkindir. Bozuk olan kimsenin her işi de bozuk olur, demişlerdir. Fârisî mısra’ tercemesi
[12/5 14:23] Ömer Tarık Yılmaz: Fevat
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Fevat
G-H1BEN5KZ8N