Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 22.05.2023 14:53

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

[15/5 22:52] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Adem oğlu, infak et(malını hayır yolunda sarfet ki) sana da infak(Allah sana karşılığını hem bu dünyada ve hemde ahirette versin) olunsun.”
(Buhari, tevhid 35, Müslim, Zekat 36)
[15/5 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: Bunlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden, Allah'ın kendilerine lütfundan verdiğini gizleyen kimselerdir. Biz, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.
NİSÂ Sûresi 37.Ayet
[15/5 22:53] Ömer Tarık Yılmaz: ÎMÂNIN DEVAMININ ŞARTLARI
1- Gaybe inanmak. Gayb, beş duygu ile anlaşılamayan şeylerdir. Allâh, melek, cennet, cehennem ve cin gibi.
2- Helâlin helâl olduğuna inanmak. Yani helâl
şeylere haram dememek.
3- Haramın haram olduğuna inanmak. Yani haram
olan şeylere helâl dememek. Meselâ: Bira dâhil
alkollü içkilere, faize ve diğer haram olan şeylere helâl
dememek
4- Dâimâ Allâh’dan korkmak.
5- Mukaddesâta (İslam’ın mukaddes saydığı şeylere)
hürmetkâr olup hafife almaktan kaçınmak.
6- Allâh’ın rahmetinden ümidini kesmemek
7- Kâfiri kâfir bilmek, mü’mini mü’min bilmek.
Bir kimse, sözle, yazıyla veya fiilen din düşmanlığı yapan
birine Müslüman dese dinden çıkar.
Ayrıca, dine hizmet eden ve dîni yaymaya çalışan
îmân sahiplerine de kâfir diyen, yine dinden çıkmış
olur.
8- Allâh’a mekân izâfe etmemek. Meselâ, Allâh
9- Kur’ân’a şüphesiz inanmak. Meselâ, Kur’ân’ın
eksik veya fazla olduğunu söylemek, Cebrâil hata etti
demek, insanı dinden çıkarır.
göktedir, demek insanı dinden çıkarır...Daha az
[16/5 20:53] Ömer Tarık Yılmaz: 89 - Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Duası ve Onlara şefkatinden Dolayı Ağlaması Bâbı
 
520- Bana Yunus b. Abdila'lâ Es Sadefi rivâyet etti.
 
(Dedi ki): Bize İbn Vehb haber verdi.
 
(Dedi ki): Bana Amr b. Haris haber verdi, ona da Bekr b. Sevade Abdurrahman bin Cübeyr den, o da Abdullah b. Amr b. Âsdan naklen rivâyet etmiş ki peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah (azze ve celle)'nin İbrahim (aleyhisselâm) hakkındaki şu âyetini okumuş:
 
'Yarabbi şüphesiz ki onlar insanlardan bir çoklarını baştan çıkardılar. Bundan sonra bana kim tabi olursa o bendendir.' Sûre-i İbrahim, âyet: 36. İsâ Aleyhisselâm'ında:
 
Eğer onları azab edersen şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Şayet mağfiret buyurursan Aziz ve Hakîm olan Allah da yalnız sensin . Sözünü okuyarak ellerini kaldırmış ve:
 
«Yarabbi ümmeti ümmeti.» diye dua etmiş ve ağlamış Bunun üzerine Allah (azze ve celle):
 
«Ya Cibrîl! Muhammed'e git, ona niye ağlıyorsun, diye sor!.. Rabbin onun niye ağladığını pekala bilir ya!., demiş.» Cibrîl (Aleyhimesselâm) da ona gelerek sormuş. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisinin ne söylediğini ona haber vermiş. Halbuki Allah onun ne söylediğini pekatâ bilir. Nihayet Allah: Ya Cibrîl! git Muhammed'e şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında razı edeceğiz ve seni üzmiyeceğiz! buyurmuş.
 
Kâdi Iyâz’ın beyanına göre hadis şerifteki « J6 » Kelimesi fiil değil kavl maddesinden isimdir. Ma'na şudur: «İsâ (aleyhisselâm)’ın kavlini de okudu...»
 
 
 
 
[16/5 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Bir adam: 'Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!' diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: 'Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!' buyurdu.'
 
Müslim, Birr 137, (2621).
 
 
Kütüb-i Sitte
[16/5 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: 49. Hz.Selman radıyallahu anh'dan rivayet edilmiştir: Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; 'Kim evinde abdest alır ve abdestini güzelleştirirse,daha sonra da mescide gelirse,o Allah'ın misafiridir(Allahu Teâlâ da onun mihmandarıdır)Ev sahibinin görevi,misafire ikram etmektir'.(Taberâni,Mecma'uz Zevâid)
[16/5 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
 
•  Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’in Sanremo’da Vefatı 1926
•  Engellilerin Genel Sorunları Günü
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/5 20:54] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
“Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekatı verirler.” 
 
Maide 55
[16/5 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
“Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir pay almış olur.” 
 
Tirmizî, İlim, 19
[16/5 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: KATILMA HESAPLARINDA KÂR VE ZARAR PAYLAŞIMI
 
Faizsiz bankacılık prensipleri, içinde risk unsuru bulunan ortaklığı teşvik eder. Bu ortaklık küçük ya da büyük bir yatırım olabilir. Bunun içinde ortaklığın ne şekilde olacağı, ortakların kârdan veya zarardan alacakları paylar büyük önem taşımaktadır. Sermayesini ya da tasarrufunu elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişiler, bir katılım bankasına başvurarak bunu değerlendirmek isteyebilirler. Katılım finans kuruluşu “işletmeci ortak” sıfatı ile vade ve tutar bazında belirlemiş olduğu kâr ve zarara katılma paylaşım oranlarına göre fonu kabul eder ve işletir. Elde ettiği kâr veya zararı ise baştan belirlenen oranlarda fon ile paylaşır ve fon sahiplerine kâr payı olarak dağıtır.
Katılma hesapları ile ilgili sıkça sorulan sorulardan bir tanesi de katılma hesabı sahibinin vadesinden önce para çekmek istemesi durumunda ne olacağı ile ilgilidir. Katılım finans kuruluşunun onayı ile vadesinden önce çekilen katılma hesaplarında hesap sahibine, hesabın ait olduğu vade grubunun hesabın kapatıldığı tarihte kâr göstermesi durumunda o güne kadar hesap sahibince yatırılmış olan tutar kadar, zarar göstermesi durumunda ise birim hesap değeri kadar ödeme yapılır. 
 
 
 
        
 
        
 
Kuveyt Türk Dijital Takvim
 
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[16/5 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا عَظَّمَتْ أُمَّتِي الدُّنْيَا نُزِعَتْ مِنْهَا هَيْبَةُ الْاِسْلَامِ. (فيض)‏
 
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ümmetim, dünyaya fazla değer verdikleri zaman, İslâm’ın heybeti onlardan kaldırılır.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)
 
16 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[16/5 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: İSLÂM NİMETİNE ŞÜKRÜ TERK ETMEMELİDİR
 
Nimetlerin en büyüğü, İslâm ve Allâhü Teâlâ’ya ibadet edebilme nimetidir. Kul, İslâm nimetinin şükrünü, Rabb’ine itaat ve ibadet ederek edâya gayret etmelidir.
 
Tâatlerin ve şükrün en büyüğü ise nimetleri hakîkî olarak ihsân edenin Cenâb-ı Hak olduğunu bilmektir.
 
Dâvûd aleyhisselâm şöyle ilticâ etmişti: “İlâhî! Sana nasıl hakkıyla şükredeyim, hâlbuki şükredebilmem de senin bir nimetindir.” Bunun üzerine Hazret-i Allâh, “İşte şimdi bana hakkıyla şükrettin, ey Dâvûd!” buyurdu.
 
İman, büyük nimet olduğu gibi ona şükredebilmek de büyük bir nimettir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de iman, şükür diye de isimlendirilmiş ve “Eğer küfre düşerseniz, şüphe yok ki Allah, sizden müstağnîdir (size muhtaç değildir). Bununla beraber kulları için küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz, onun için sizden razı olur…” (Zümer Sûresi, âyet 7) buyurulmuştur.
 
İmâm-ı Âzam Hazretlerine, iman nimetinden mahrum kalmaya sebep olan şeylerden sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Allâh’ın kullarına zulmetmek, son nefeste imansız gitmekten korkmamak, iman nimetinin kadrini bilmeyip ona şükrü terk etmektir.”
 
Nimete şükretmek, nasıl onun artmasına sebep oluyorsa, küfrân-ı nimet; yani nimetin kadrini kıymetini bilmemek de ondan mahrumiyete sebep olur.
 
Hazret-i Mûsâ, “Yâ Rabbi! Hazret-i Âdem’i şerefli olarak yaratıp büyük ikramda bulundun, ona melekleri secde ettirdin, onu rahmetine nâil kıldın. Peki sana nasıl şükretti?” diye ilticâ etti. Cenâb-ı Hak, “O, bu nimetlerin tamamının benden olduğunu bildi.” buyurdu.
 
Hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Hazret-i Allah, kuluna bir nimet ihsan ettiğinde kul, nimetin, Rabb’inden olduğunu bildiği ve itiraf ettiği anda -henüz hamd etmeden önce- o nimetin şükrünü edâ etmiş sayılır. Bir kul da bir günah işler, hemen peşinden bu hâline Hazret-i Allâh’ın muttali olduğunu ve dilerse bağışlayıp dilerse de azâp edeceğini bilirse, -henüz tevbe etmeden önce- günahını Cenâb-ı Hak affeder.”
 
 
 
16 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[16/5 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
[Bakara Sûresi.270]
[16/5 20:55] Ömer Tarık Yılmaz: DİNÎ KAVRAMLAR
TELKÎN
Son nefesini vermek üzere olan kişinin yanında, iman üzere ruhunu teslim etmesi- ni temin etmek maksadıyla kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdet okunmasına telkîn denir. Peygamberimiz’in tav- siye buyurdukları esas telkin budur. “Ölülerinize Lailahe illallah demeyi telkin edin.” (Müslim, “Cenaiz”, 1)
Kabirde sorulacak soruları ve cevapları ölüye hatırlatma ko- nuşmasına da telkîn denir.
Kötü zan gam ve kederi olmayanı hasta eder. (Mevlâna)
AİLEDE SAYGI ve SEVGİ
Toplum halinde yaşayan insanın içinde yaşadığı topluluğun en küçüğü hiç şüphe yok ki ailedir. Bu küçük çekirdek topluluk sosyal hayatın her çeşit fazilet kaynağıdır. Nesiller bu toplu- lukta yeşerir. Çocuk ahlakî terbiyesini, davranışlarını, sevgisi- ni buradan alır. Bir milletin sahip olduğu bütün özellikleri bu küçük toplulukta görmek mümkündür. Bu topluluk ne kadar sağlamsa oluşturduğu millet de o kadar sağlam ve güçlü olur. Bu anlamda dinimiz aileye büyük önem vermiştir.
Ailenin devamı ve mutluluğunun sağlanması, eşlerin ve diğer aile bireylerinin birbirlerine sevgi, saygı, sabır, anlayış ve hoş- görü temeline dayalı bir anlayışta olmalarına bağlıdır.
 
ÖZLÜ SÖZ
[16/5 20:56] Ömer Tarık Yılmaz: Zekât konusundaki fıkhî tartışmalar, zekâtın vücûb ve sıhhat şartları konusundan ziyade hangi malların ne ölçüde zekâta tâbi olacağı konusunda yoğunlaşır. Bunun belki de en başta gelen sebebi, mal ve zenginlik kavramlarının, ekonomik değer taşıyan malların dönemden döneme, toplumdan topluma değişmekte oluşudur. Kur'ân-ı Kerîm'de insanların önem ve ekonomik değer atfettikleri bazı mallar değişik vesilelerle zikredilse bile hangi mallardan ne ölçüde zekât alınacağına ilişkin bir sayım ve açıklama yer almaz.
Hz. Peygamber'in ve sahâbenin uygulamasında bazı malların zekâta tâbi tutulduğu ve bunlar için belli bir alt sınır ve zekât oranı belirlendiği, bazı malların da zekâta tâbi tutulmadığı bilinmektedir. İleri dönemde oluşan fıkıh doktrini de bu bilgiler etrafında oluşmuştur. Ancak Hz. Peygamber ve sahâbe döneminin uygulamalarında hareket noktasının, o dönem İslâm toplumunun mal ve ekonomik değer ölçüleri olduğu da göz ardı edilmemelidir. Böyle olunca bu bilgi ve ölçülerin, mal ve ekonomik değer kavramının eski dönemlere göre bir hayli değiştiği günümüz toplumlarına güncelleştirilerek getirilmesi, zekâtın mâna ve gayesine daha uygun bir yaklaşım olacaktır.
Burada zekâta tâbi mallar konusunda ağırlıklı olarak klasik fıkıh kitaplarındaki bilgilere yer verilecek ve bundan hareketle güncel problemlerin çözümüne ışık tutulmaya çalışılacaktır.
A) ALTIN ve GÜMÜŞ
Kur'an'da insanların dünya malına olan aşırı düşkünlüğü sürekli kınanır, zenginlerin ihtiyaç sahipleri için harcama yapması, infakta bulunması istenir. Altın ve gümüş âdeta dünya malını simgelediği için bu bağlamda sıkça zikredilmiştir.
Hz. Peygamber ve onu takip eden Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler devirlerinde piyasada tedavülde olan para, dirhem (gümüş) ve dinar (altın) adı verilen paralar idi. Ayrıca külçe halinde altın ve gümüşler de ödemeler için kullanılıyordu.
Bu itibarla altın-gümüş paradan zekât yükümlülüğü konusu; a) mübâdele aracı olması bakımından nakit veya külçe altın ve gümüş, b) Altın ve gümüşten yapılan ziynet eşyası, c) günümüzdeki paralar olmak üzere üç ayrı alt başlıkta ele alınabilir.
a) Mübâdele Aracı Olması Bakımından Nakit veya Külçe
Altın ve Gümüş
Hadis kitaplarının ittifak halinde Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber 5 ukiyeden (=200 dirhem) az olan gümüşte zekât yükümlülüğünün olmadığını (Buhârî, ?Zekât?, 32); ayrıca başka bir rivayette de gerek para, gerekse külçe halindeki gümüşün 1/40 (% 2.5) nisbetinde zekâta tâbi olduğunu bildirmiştir (Buhârî, ?Zekât?, 38). Böylece Hz. Peygamber tarafından gümüşün zekât nisabı 200 dirhem, nisbeti de 1/40 (% 2.5) olarak tayin edilmiştir.
Gümüşün nisab ve nisbetlerini bildiren hadisler kadar meşhur olmamakla birlikte hadis mecmualarında altının nisab ve nisbetini bildiren hadisler de yer almaktadır. Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin her 20 dinar altından 1/2 dinar zekât aldığı rivayet edilir (Ebû Ubeyd, el-Emvâl, nr. 1107, 1167).
Bu bilgi ve rivayetleri esas alan mezhep imamları gümüşün zekât nisabının 200 dirhem, altının nisabının 20 miskal, her ikisinin de zekât nisbetlerinin 1/40 (% 2.5) olduğunda görüş birliğine varmışlardır.
Dirhem ve dinarların bugünkü ölçülerle ağırlıkları:
Fıkıh ve tarih kitapları dirhem ve dinarların ağırlıklarının arpa, buğday, hardal gibi hububatla tesbit edildiğini, altın para birimi dinarla, miskalin eşit ağırlıkta olduklarını kaydederler. Ayrıca dirhemle dinar arasında -her 7 dinarın 10 dirheme eşitliği gibi- aritmetik bir bağın bulunduğunu bildirirler. Dirhem ve dinarın ağırlıklarının hububatla tesbiti, o dönemin şartları açısından kolay ve pratik bir çözüm olmakla birlikte, bu durum ileriki dönemlerde dirhem ve dinarın başka ölçü birimlerine dönüştürülmesi sırasınd
[16/5 20:56] Ömer Tarık Yılmaz: Emrimiz gelince, oranin altini üstüne getirdik ve üzerlerine (balçiktan) pisirilip istif edilmis taslar yagdirdik  (HUD/82)
 
Andolsun biz insani, (pismis) kuru bir çamurdan, sekillenmis kara balçiktan yarattik  (HİCR/26)
 
Hani Rabbin meleklere demisti ki: 'Ben kupkuru bir çamurdan, sekillenmis kara balçiktan bir insan yaratacagim'  (HİCR/28)
 
(Iblis:) Ben kuru bir çamurdan, sekillenmis kara balçiktan yarattigin bir insana secde edecek degilim, dedi  (HİCR/33)
 
Böylece ülkelerinin üstünü altina getirdik Üzerlerine de balçiktan pisirilmis taslar yagdirdik  (HİCR/74)
 
O kuslar, onlarin üzerlerine piskin tugladan yapilmis taslar atiyordu  (FİL/4)
[16/5 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: SIDK VE DOĞRULUK
 
3222 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde sıddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sorunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir.'
 
Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103, (2606, 2607); Muvatta, Kelam 16, (2, 989); Ebu Davud, Edeb 88, (4989); Tirmizi, Birr 46, (1972).
 
3223 - Ebi'l-Cevzai rahimehullah anlatıyor: 'Hasan İbnu Ali (radıyallahu anhüma)'ye: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan ne ezberledin?' diye sordum. Şu cevabı verdi:
 
'Aleyhissalatu vesselam'dan 'Sana şüphe veren şeyi terket, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira sıdk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir.'
 
Tirmizi, Kıyamet 61, (2520); Nesai, Eşribe 50, (8, 327, 328).
[16/5 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: Câbir İbnu Abdillah el-Ensârî (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İki şey vardır gerekli kılıcıdır' Bir zat: -Ey Allah'ın Rasûlü! gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): 
'Kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir' cevabını verdi.' 
Müslim, İman 151, (93).
[16/5 20:57] Ömer Tarık Yılmaz: Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.  Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
[Bakara Sûresi.45]
[16/5 20:58] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbim! onlar (anne ve babam) nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhat göster.” (İsrâ, 17/24)
[16/5 20:58] Ömer Tarık Yılmaz: Aklı olan korkmak gerek / Nefs elinden, hırs elinden. / Nefstir seni yolda koyan, / Yolda kalır nefse uyan.[Yunus Emre]
[16/5 20:58] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.SÜHEYB-İ RUMİ
 
Ka'be-i muazzamanın güneyinde, yüksekçe bir yerde, Hz. Erkam'ın evi bulunuyordu. Ka'be'ye güney tarafından gelmek isteyen bu evin önünden geçmek durumunda idi. Ev yüksekte olduğundan Ka'be rahat olarak görünürdü. Ayrıca Hz. Erkam, Mekke'nin ileri gelenlerinden, itibarı çok olan bir zât idi ki, herkes kendisine hürmet ve ikrâm ederdi. 
 
Bu gibi sebeplerden dolayı, Peygamber efendimiz ve diğer Müslümanlar burada toplanırlar, emniyetli bir yer olduğu için ibâdetlerini rahat yaparlardı. Yeni Müslüman olmak isteyenler de bu eve gelir, Müslüman olmakla şereflenirdi. Bunun için, bu eve Dar'ül-İslâm ve Dârül-Erkam gibi isimler verilmişti. 
 
Bir gün Hz. Ammâr bin Yâser, Hz. Erkam'ın evinin önünde Hz. Süheyb bin Sinan'a rastladı. O'na sordu: 
 
- Burada ne yapıyorsun? 
 
- Sen ne yapıyorsun? 
 
- Ben içeri gireceğim ve Hz. Muhammed'in sözlerini dinleyip bildirdiği dîne gireceğim. Müslüman olacağım. 
 
- Ben de aynı maksatla buraya geldim. 
 
İkisi de aynı maksatla geldiklerini söyleyince, beraber içeri girdiler. O sırada Peygamber efendimiz de orada bulunuyordu. Müslüman oldular, akşama kadar orada kaldılar. Akşamdan sonra evlerine gittiler. 
 
Peygamber efendimiz, İslâmiyeti tebliğden önce de Hz. Süheyb bin Sinan ile konuşurlar ve birbirlerini severlerdi. Süheyb bin Sinan, Abdullah bin Ced'an'ın azâdlı kölesi idi. Müslüman olduğunu açıklamaktan çekinmeyen yedi mücâhid Sahâbîden biri idi. 
 
Hz. Süheyb, Müslüman olduğunu açıkladıktan sonra Mekke'li müşriklerin, şiddetli hücum ve işkencelerine mâruz kaldı. Müşrikler daha çok, kimsesi olmayan zavallılara işkence ederlerdi. Hz. Süheyb, Mekke'de akrabası, dayanağı olmayan bir zât olduğu için, müşrikler kendisine çok zulmederler, konuşamıyacak hâle getirinceye kadar döverlerdi. Demir gömlek giydirirler, en sıcak günde, güneş altında tutulur, üstüne de yük bindirirlerdi. 
 
Bir gün, Hz. Habbâb ve Hz. Ammâr'la birlikte giderlerken, Kureyş müşriklerinden ba'zıları ile karşılaştılar. Müşrikler bunları görünce: 
 
- İşte Muhammed'e tâbi olan kimseler, diye alay ettiler ve ba'zı uygunsuz sözler söylediler. 
 
Hz. Süheyb onlara cevâben buyurdu ki: 
 
- Evet! Allahü teâlânın Peygamberine tâbi olan, Onunla beraber bulunmaktan zevk alan kimseler biziz. Hz. Muhammed'e biz inandık, siz inanmadınız. Biz O'nun söylediklerinin, bildirdiklerinin hepsinin doğru olduğunu kabûl ettik. Siz yalanladınız. Bütün üstünlük ve fazîletler İslâmiyette, bütün zillet ve felâketler de müşrikliktedir. Müslümanlıkta aşağılık, müşriklikte üstünlük yoktur. 
 
Hz. Süheb böyle söyleyince inanmıyanlar üzerine saldırdılar. Hz. Süheyb bin Sinan'ı dövdüler. Öyle ki, konuşamıyacak, ne söylediğini bilemiyecek hâle geldi. 
 
Hz. Süheyb bütün bu işkencelere tahammül ediyordu. Yapılan eziyetler onun için, hak yolda sabır ve sebât için bir teşvik oluyordu. Îmânı kat kat artıyor, müşriklerin onu hak yoldan döndürme gayretleri boşa gidiyordu. 
 
Hz. Süheyb, Mekke'de kendi gayretleriyle büyük bir servet elde edip hayli zengin oldu. Medîne-i münevvereye hicret edeceği müşrikler tarafından haber alınınca yolu kesildi. Dediler ki: 
 
- Sen Mekke'ye fakir olarak geldin. Çok mal ve servete kavuştun. Şimdi hem kendin gideceksin, hem bunca malı götüreceksin buna izin vermeyiz. 
 
Hz. Süheyb, onlara buyurdu ki: 
 
- Ey müşrikler. Beni iyi tanırsınız ki, çok iyi ok atarım. Eğer üzerime gelirseniz, ok çantamdaki okların hepsini size atarım ve sonra kılıcımı çekerim. Bunlardan biri elimde bulundukça bana birşey yapamazsınız, kendiniz bilirsiniz. 
 
Fakat Hz. Süheyb'in, Peygamber efendimize olan muhabbeti, bağlılığı ve O'na kavuşmak arzûsu ve Medîne-i münevvereye gidip ibâdetlerini rahatça edâ edebilmek isteği o kadar çoktu ki, yanında bulunan bütün mallarının ve alacaklarının, Peygamber efendimizin sevgisi yanında hiç kıymeti yoktu. Bu sebeple hi
[16/5 20:59] Ömer Tarık Yılmaz: İdrar kanalının görüntülenmesi, kanala ilaç akıtılması orucu bozar mı?
 
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
[16/5 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: Ahd-i Cedîd
 
Hıristiyanların kutsal kitabı olan Kitâb-ı mukaddes'in ikinci bölümü. İncîl'in Ahd-i Cedîd kısmında doğrudan doğruya bir insanın anlattıkları hikâyeler, herhangi bir işin nasıl yapıldığını gören kimselerin görgü şâhidliği vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar, kilise tarafından insanlara Allah sözüymüş gibi nakledil mektedir. (Kenneth Gragg)
[16/5 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: Kişi beslediği ve kurban olarak kesmeyi kararlaştırdığı bir hayvanın sütünden veya gücünden yararlanabilir mi?
 
Bir kimse, kendi evinde besleyip büyüttüğü bir hayvanı, kurban olarak keseceğine karar verse; bu hayvanın gücünden veya dişi ise sütünden yararlanabilir. Fakat kurban olarak alınan bir hayvanın kesim öncesinde sütünden ve yününden yararlanmak uygun değildir. Çünkü bu durumda hayvan satın alınmasından itibaren kurbanlık olarak belirlenmiş olmaktadır. Şayet böyle bir hayvandan yararlanılmışsa, yararlanma bedeli sadaka olarak verilmelidir (Fetavay-ı Hindiyye, V, 291, 301; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, V, 204, 209).
[16/5 21:00] Ömer Tarık Yılmaz: RİDÂ
 
 
 
Belden yukarıya örtülen havlu ve benzeri örtüye 'ridâ' denir.
[16/5 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: 'Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.'
(Hicr, 15/9)
 http://www.duavesureler.com
[16/5 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanların en hayırlısı ömrü uzun olup ameli güzel olandır.'
(Tirmizî, Zühd',21)
 http://www.duavesureler.com
[16/5 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Bizi bağışla, bize merhamet eyle, bizden razı ol, (amellerimizi) kabul eyle,bizi cennetine koy, bizi cehennemden kurtar ve bizim her halimizi ıslah eyle.'
(İbn Mâce, 'Dua', 2)
 http://www.duavesureler.com
[16/5 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: • Sultan Vahdeddin’in Vefatı (1926)
• Filiz Kıran Fırtınası
 
Semerkand Takvimi
[16/5 21:01] Ömer Tarık Yılmaz: Adamın Aslı Âdem’dir
 
 Adam olmak , çalışıp ilim tahsil etmekle, terakki ile ulaşılabilen ve meleke halini aldığı için devamlılık gösteren bir  davranış güzeliği ne yahut kemalata nailiyettir. Onun için ebeveynler,  Evladımız okusun -yahut büyüsün- adam olsun  derler. Fakat  adamlık , bu  okuma  veya  büyüme nin sonunda ulaşılan mevki ve makamla değil  muamele  ile kaim olur.
 
 Adam olmak  tabirindeki  adam  kelimesi  âdem den galattır; dolayısıyla adam olmak aslında  âdem olmak tır. Kelimenin arka planındaki cinsiyet manası buradan gelmektedir. Bâkî’nin,  İnsân-ı kâmil olmağa sa‘y eyle âdem ol  veya Nev‘î’nin,  Nev‘iyâ lâzım değil olmak fülân ibn-i fülân / Ma‘rifet kesbeyle tâ bir âdem ol Âdem gibi  mısralarında hem  adam  lafzı doğru imlası ile  âdem  şeklinde kullanılmış, hem de adam olmanın çalışma ve marifet kazanmayla alakasına işaret edilmiştir. Yine Bâkî’nin de belirttiği gibi bizim kültürümüzde  adam ın tam karşılığı  insân-ı kâmil dir. Böyle olduğu içindir ki her insan  adam  değildir.
 
Semerkand Takvimi
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.'
(Hicr, 15/9)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=ng/nNqYhAAs=
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Ayakta iken beni İslâm ile koru, otururken beni İslâm ile koru, uyurken beni İslâm ile koru, hakkımda hiçbir düşman ve hasetçinin isteğini yerine getirme. Perçeminden tuttuğun şeylerin şerrinden Sana sığınırım. Her türlü hayrı Senden isterim ki bütün hayırlar Senin elindedir.”
(İbn Hıbban, 'Ed’ıye', No: 934)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=ng/nNqYhAAs=
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! Lütfundan bize rızık ver, bizi rızkından mahrum etme, bize verdiğin rızıkları bizim için bereketli yap, katında bulunan nimetlere rağbetimizi artır ve bizi gönül zengini eyle.'
(İbn Ebî Şeybe, 'Dua', 42, No: 29388)
 
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=ng/nNqYhAAs=
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'an'ın açıkça haram kıldığı şeyleri helal gören kimse, Kur'an'a iman etmemiş sayılır. Hadis-i Şerif
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
 
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.
 
(Kâf, 50/16)
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
 
'İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız.' diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız; bilakis, iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamayı içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz.
 
(Al-Tirmidhi)
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
 
Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.
 
(Malik)
[16/5 21:02] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
 
Eş-Şekur
 
İbadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren, az çok her itaati ödüllendiren
[16/5 21:03] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
 
İhtiyaçları Kadar Alırlardı
 
   Emîr Sultan hazretlerinin çok talebesi vardı. Bunlardan bâzıları gündüzleri oruç tutar, geceleri de sabaha kadar namaz kılarlardı. Haftada bir gün Emîr Sultan hazretlerine gelip, ihtiyâçlarını alıp giderlerdi. Aldıkları ile bir hafta boyunca idâre ederlerdi. İhtiyaçları bitince, yine gelir alırlardı. Bir gün bu talebelerin biri, Emîr Sultan'ın huzûruna gelerek, elini öptü.  
 
 Emîr Sultan talebesine;  
 
 'Bulunduğunuz yerdeki müslümanlar iyiler mi? Hâlleri nasıldır?' diye sordu.  
 
 Talebe;  
 
 'Sizin himmetinizle, sıhhat ve selâmetteler, hepsi duâcınızdır.' deyince,  
 
 Emîr Sultan elini cebine soktu ve bir akçe çıkardı. O talebesine verdi ve;  
 
 'Bizden onlara selâm söyle, biz hayatta olduğumuz müddetçe bu akçe ile yetinsinler. Bize duâ etsinler. Başkalarına muhtâc olmasınlar.' dedi.  
 
 O talebe, o bir akçeyi alıp, arkadaşlarının yanına geldi ve onlara;  
 
 'Emîr Sultan hazretlerinin size selâmı var.' dedi.  
 
 Hepsi selâmı ayakta alarak;  
 
 'Sultan hazretleri ne buyurdular?' diye sordular.  
 
 Bunun üzerine o talebe;  
 
 'Emîr Sultan hazretleri bir akçe verdi ve;  
 
 'Ben ölünceye kadar bununla iktifâ etsinler, kimseye muhtâc olmasınlar.' buyurdu.' dedi.  
 
 Bu söz üzerine hepsi dünyâ malından soğudular. Kimseden bir şey almaz oldular. Pencerelerinde bir kutu vardı. Kimin ihtiyâcı olursa, o kutunun içinden bir akçeyi alır, iftar için herkese bir mikdâr ekmek ve üzüm alıp, onunla oruçlarını açarlardı. Ertesi gün o akçe yine yerinde dururdu. Emîr Sultan vefât edinceye kadar ihtiyaçlarını böyle karşıladılar. O akçe yerinden hiç eksilmedi.
[16/5 21:29] Ömer Tarık Yılmaz: Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır.
رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا تَبَارًا
(Nuh - 28)
Rabbigfirlî ve li vâlideyye ve li men dehale beytiye mu’minen ve lil mu’minîne vel mu’minât(mu’minâti) ve lâ tezidiz zâlimîne illâ tebârâ.
[16/5 21:30] Ömer Tarık Yılmaz: (Ölenlerin ardından) avuç içi ile yanaklarını döven, yakalarını yırtan ve câhiliye âdeti olarak bağırıp feryat eden kimse bizden değildir.
(Buhârî, Cenâiz, 35)
[16/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: GÜNÜN TARİHİ......... VAHÎDEDDİN HÂNIN VEFÂTI

Abdülmecid Hânın en küçük oğlu olup 36. ve son Osmanlı Padişahıdır. Sultan Vahîdeddin Hân, 2 Şubat 1861 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1918-1922 yılları arasında padişahlık yaptı. Saltanatın kaldırılmasından sonra yurt dışına çıktı. 16 Mayıs 1926’da sürgünde bulunduğu İtalya’nın San Remo şehrinde vefât etti. Sultan 2. Abdulhamid’in kızıyla evlenerek hanedan ailesine damat olan Suriye Devlet Başkanı Ahmet Naim Efendi’nin girişimleri sonucu son padişahın naaşı Şam şehrine getirildi ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı ve babasının adını taşıyan Sultan Selim Câmii kabristanına defnedildi.

===
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin Bayezid Câmiinde vaaz verdiği sıralarda, Sultan Vahîdeddin Hân (rahmetullahi aleyh), Topkapı Sarayı’nda mübârek “Hırka-i saâdeti” ziyâret edecekti. Yanında Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinin de olmasını arzu edince Onu da davet ediyor. Ayrıca çok sayıda “din adamı” da çağrılıyor. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, yardımcısı Şakir Efendiyle birlikte oraya gidiyor. O ara Sultan teşrif ediyor. Ve cemaat arasından büyük bir vakarla ve heybetle geçip “Hırka-i saâdet” odasının kapısına kadar geliyor. 
Pâdişah Hırka-ı Şerifi açacağı sırada oradan bir münadi; “Seyyid Abdülhakîm efendi! Seyyid Abdülhakîm efendi!” diye sesleniyor. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî deyince efendi hazretleri kalkıp gidiyor. Oraya varınca Sultan Vahîdeddin Hân; “Buyurun efendi hazretleri! Bu Peygamberimiz aleyhissalatü vesselamın Hırka-ı Şerîfini açmak size âittir.” diyor. O da Mübârek duâlarla açıyor. Sultan Vahîdeddin Hân, “Teberrük olsun” diye oraya gelen herkese birer “mendil” hediye ediyor o gün. Vahîdeddin Hân orada bulunanların hepsine birer kese altın hediye veriyorlar. Lâkin Abdülhakîm Arvâsî hazretlerine “iki mendil” veriyor. O merasimde Şakir efendi hocaların arkasındaki kalabalık arasında bekliyordu. Ziyâret işi bitince Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, Şakir Efendi’nin yanına gelip ve mendilin birini ona uzatarak; “Bu senin, Sultan senin için gönderdi.” buyuruyor. 

 
 
16.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[16/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Aişe (ra)
Resulullah (sav) ölümünden önce şu duaları çok tekrar ederdi: 'Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etubu ileyh. (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, mağfiretini diler, günahlarıma tevbe ederim.)' Ben kendisinden bunun sebebini sordum. Şu açıklamayı yaptı: 'Rabbim bana bildirdi ki, ben ümmetim hakkında bir alamet göreceğim. Ben onu görünce Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etubu ileyh zikrini artırdım. Bu gördüğüm, iza cae nasrullahi ve'l-fethu... süresidir.' 
 
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Tefsir, Nasr, Ezan 123,139, Megazi 50, Müslim, Salat 220, (484)
 
Hadisin Açıklaması:
1- Cenab-ı Hakk'a: 'Hamdinle tesbih ederim' demek, 'seni tesbih etmeye şahsen muktedir değilim, bunu kendi gücümle yapamam. Şâyet tesbih ediyorsam bu senin lütfun ve hidâyetinledir' demektir. Yâni, Allah'ı tesbih edebilmenin de Allah tarafından verilen bir nimet olduğunu beyandır. Mazhar olunan nimetin 'in'am' yani verilme olduğunu bilmek ve bunu, nimeti verene ifâde etmek, hamd ve şükürdür. Öyle ise Cenâb-ı Hakk'a, 'Hamdinle tesbîh ediyorum' demek, tesbih edebilmenin de bir lütf-u İlahî olduğunu beyan olmaktadır.
 
2-Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı çok tesbih, tahmid ve istiğfâra sevkeden şey, Mekke'nin fethinden sonra, insanların fevc fevc, yani kitleler halinde İslam'a girmesidir. Nitekim Resûlullah'ın zikrettiği Nasr sûresinde, Rabbimiz Resûlüne o alâmeti şöyle haber vermiştir: '(Ey Resulüm), Allah'ın yardımı ve zaferi (feth) gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini hamd ile tesbih et, istiğfar et (bağışlanma dile). Çünkü O tevbeleri dâima kabul edendir' (Nasr 1-3).
[16/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim Allâh’a ve Allâh’ın meleklerine ve resullerine ve Cebrâil’e ve Mikâil’e düşman olur ise bilsin ki Allah kâfirlerin düşmanıdır. (Bakara Sûresi, âyet 98)
[16/5 21:31] Ömer Tarık Yılmaz: Bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birlesti mi Allah o kulun ümid ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar. Ravi: Tirmizi, Cenaiz 11
[16/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
 
Bir adam çarşıya satmak üzere mal koydu. Müslümanlardan biri alıcı çıkınca, onu ikna için, 'senin vermediğin parayı ödedim' diye Allah'a kasem etmişti. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: 'Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenler var ya, işte onların ahirette bir payları yoktur. Allah, kıyamet günü, onlara hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir' (Al-i İmran, 77)
 
Kaynak : Buhari, Büyu 27, Tefsir 3, 3
 
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[16/5 21:33] Ömer Tarık Yılmaz: dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’de: “Kişi sevdiğiyle beraberdir”, cevabını verdi.
 
372- عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ
 
عَنِ النَّبِىِّ
قال : اَلنَّاسُ مَعَادِنُ كَمَعَادِنِ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ، خِيَارُهُمْ فِى الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِى الإسلام إذا فَقهُوا, وَالأرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ، فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ، وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ.
372: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. İslam öncesi cahiliyyet dönemde hayırlı olanlar islam döneminde de islamı kavradıkları takdirde hayırlıdırlar. Ruhlar askeri birlikler gibi çeşitlidir. Ruhlar aleminde birbiriyle tanışanlar anlaşıp kaynaşırlar, tanışmayanlar da anlaşıp kaynaşamaz ve ayrı ayrı olurlar.” (Müslim, Birr 159)
 
373- عَنْ أُسَيْرِ بْنِ عَمْروٍ قال : كان عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ
 
إذا أَتَى عَلَيْهِ أَمْدَادُ أَهْلِ الْيَمَنِ سَأَلَهُمْ : أَفِيكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامر؟ حَتَّى أَتَى عَلَى أُوَيْسٍ , فَقال له: أنت أُوَيْسُ بْنُ عَامر؟ قال : نَعَمْ, قال : مِنْ مُرَادٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ؟ قال : نَعَمْ, قال : فَكان بِكَ بَرَصٌ, فَبَرَأْتَ مِنْهُ إلا مَوْضِعَ دِرْهَمٍ؟ قال : نَعَمْ قال : لَكَ وَالِدَةٌ؟ قال : نَعَمْ , قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : يَأْتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامر مَعَ أَمْدَادِ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ مُرَاد, ٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ كان بِهِ بَرَصٌ, فَبَرَأَ مِنْهُ إلا مَوْضِعَ دِرْهَمٍ, لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لاََبَرَّه, فَإن اسْتَطَعْتَ أن يَسْتَغْفِرَ لَكَ فَافْعَلْ. فَاسْتَغْفِرْ لِي فَاسْتَغْفَرَ لَهُ, فَقال لَهُ عُمَرُ : أَيْنَ تُرِيدُ؟ قال : الْكُوفَة,َ قال : ألا أَكْتُبُ لَكَ إِلَى عَامِلِهَا؟ قال : أكون فِي غَبْرَاءِ النَّاسِ أحب إِلَيَّ, قال : فَلَمَّا كان مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ حَجَّ رَجُلٌ مِنْ أَشْرَافِهِمْ, فَوَافَى عُمَرَ, فَسَأَلَهُ عَنْ أُوَيْسٍ, فقالت : ترَكْتُهُ رَثَّ الْبَيْتِ, قَلِيلَ الْمَتَاعِ, قال : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ
يَقُولُ : يَأْتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامر مَعَ أَمْدَادِ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ مُرَادٍ, ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ , كان بِهِ بَرَصٌ فَبَرَأَ مِنْهُ إلا مَوْضِعَ دِرْهَمٍ, لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ, لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لاََبَرَّهُ, فَإن اسْتَطَعْتَ أن يَسْتَغْفِرَ لَكَ, فَافْعَلْ فَأَتَى أُوَيْسًا, فَقال : اسْتَغْفِرْ لِي قال : أنت أَحْدَثُ عَهْدًا بِسَفَرٍ صَالِحٍ, فَاسْتَغْفِرْ لِي. قال: لَقِيتَ عُمَرَ؟ قال : نَعَمْ, فَاسْتَغْفَرَ لَهُ, فَفَطِنَ لَهُ النَّاسُ , فانطلق عَلَى وَجْهِهِ.
 
وفي رواية لمسلم أيضا
[16/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Yardımcılarına dedi ki: 'Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler.'
-Yusuf Suresi, 62
 
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[16/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3581]
 
Tirmizi der ki: 'Resülullah aleyhissalâtu vesselam'dan şöyle rivâyet edildi:  
 
'Ökçe ve ayak çukurlarının ateşte vay haline.' 
 
Tirmizi, Tahâret 31, (41).
 
 
 
İslami Uygulamalar  islamiuyg@gmail.com
[16/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi. - Mutaffifîn - 33. Ayet
[16/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: Biriniz yemek yiyeceği zaman 'Bismillâh' (Allah'ın adıyla) desin. Eğer yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, 'Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî' (Başında da sonunda da Allah'ın adıyla) desin. - Hz. Âişe
[16/5 21:34] Ömer Tarık Yılmaz: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al.” - A’râf, 7/126
[16/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: Aile üyeleri arasında samimiyetle konuşabilme ve dinleme becerisi gelişmişse bireyler arasında duygusal yakınlık olur. Çocuk, anne babası tarafından onaylandığında sorunlarını anlatmaya istekli olur. Ebeveynleri tarafından kabullenildiğini hissettiğinde, hataları üzerinde düşünmeye başlar ve onları düzeltmeye çalışır. Aksi durumda çocuklar, hislerini ve problemlerini kendilerine saklamanın daha huzurlu olduğunu fark ederler. Siz istediğinizde çocuğunuz konuşmak istemiyorsa, konuşmak istediğinde sizin de konuşmak ve paylaşmak için hazır olduğunuzu belirtip geri çekilebilirsiniz. Ama konunun üzerinin örtülmesine de izin vermeyin. Sıkıntısını anlatan çocuğa, “Bunu neden böyle yaptın, yapmadın?” gibi sorular sormak, suçlayıcı bir anlam içerdiği gibi çocuğun konuşmasına da fırsat vermez. Çocuğunuzun söylediklerine değer vermeniz ve anlamaya çalışmanız, anlattıkları ile alay etmemeniz çok önemlidir.##Çocuğunuzun size güvenmesi hayatta karşılaştığı zorluklar karşısında yalnız olmadığını hissetmesi ve hayatta kalması için önemlidir.  - AİLEDE KONUŞMA VE DİNLEME BECERİSİ
[16/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: (Toplumsal) Görevler
14- Bilindiği üzere, insanlar yaratılış bakımından medenîdirler. Toplu bir halde yaşamak ihtiyacındadırlar. Bu yönden aralarında karşılıklı bir takım görevler bulunur. Bunlar gözetilmedikçe, toplum hayatı devam edemez, hiç bir işte düzen bulunamaz. Bu görevlerin başlıcalan şunlardır:
1) Cemiyet ferdlerinin hayatını gözetmek: Her insan yaşamak hakkına sahibdir. Hiç bir kimsenin hayatına haksız yere tecavüz edilemez. İslam gözünde bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Aksine bir insanın yaşamasına sebeb olan bütün insanları hayata kavuşturmuş gibi olur.
2) Ferdlerin hürriyetini gözetmek: Yüce Allah aslında bütün insanları hür olarak yaratmıştır. Hiç bir kimse meşru bir sebep olmaksızın esir edilemez. Ancak hürriyetlerin çerçevesi belirlidir. Her insan her istediğini yapmak yetkisine sahib değildir. Öyle olsa, cemiyetin hürriyeti kaybolur gider. Herhangi bir sebeble esir olmuş kimseleri hürriyetlerine kavuşturmak, İslamda büyük bir hayır sayılmaktadır.
3) Ferdlerin vicdanlarını gözetmek: Vicdan İlahî bir kuvvettir, ruhun bir özelliğidir. İnsan, bozulmayan bir vicdanla, iyi şeylerle kötü şeylerin arasını ayırabilir. Vicdanın kıymeti dışardaki eserlerinden anlaşılır. Fena harekette bulunan insanın, iyi bir vicdana sahib olduğu söylenemez. İslam, bütün insanların hidayet ve mutluluğunu isteyen vicdanlara büyük önem verir. Kirli vicdan sahiblerinin de hallerine acır, kendilerini doğru yola getirmeye çalışır. Fakat hiç bir kimsenin vicdanına başkalarının musallat olmasına cevaz vermez. İnsanlar birbirlerini iyilikle uyandırmaya ve hallerini düzeltmeye çalışırlar. Birbirlerinin vicdanına hakim olmaya çalışamazlar. Vicdanlara bakan ancak Yüce Allah'dır. Herkesi vicdanındaki
[16/5 21:35] Ömer Tarık Yılmaz: açıklayalım: Rahmân, yüce Allah'ın bir özel ismi olduğundan dolayı ezeli ve ölümsüzlüğü içine alır. Bundan dolayı, bu cins rahmet, merhamet ve nimet vermenin kullardan ortaya çıkması düşünülemez. Rahim ise yalnız Allah'a ait olmadığından sonsuzluğu gerektirmez. Ve bundan dolayı
 
böyle bir merhametin ve nimet vermenin kullar tarafından da yapılması düşünülebilir. Demek Rahmân'ın rahmeti bir şarta bağlı değil iken, Rahîm'in rahmeti şarta bağlıdır, şarta bağlı olarak gerçekleşir.
 
Rahmân olmanın Allah'a mahsus olması ve ondan başkasına ait bir özelliği ilgilendirmemesi ve ancak izafet ile amel etmesi, bütün âlemlerde bir şeyi şart koşmadan genel bir mânâ ifade eder. Yüce Allah Rahmân olduğu için ezelî rahmeti umumîdir. Her şeyin ilk yaratılışı ve icadında almış olduğu bütün fıtrî kabiliyet ve ihsanlar Allah'ın Rahmân oluşundan kaynaklanan izafî oluşlardır. Bu itibarla içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisi ve cebrîdir. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahmân'a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kâinattaki her şey Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah'ın Rahmân oluşu bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, hayvanlarından insanlarına, çalışanlarından çalışmayanına, itaat edeninden isyan edenine, mümininden kâfirine, Allah'ın birliğine inananından Allah'a şirk koşanına, meleklerinden şeytanına varıncaya kadar âlemlerin hepsi Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur ve bu itibarla korkudan kurtulmuştur. Fakat bu kadarla kalsa idi, ilim ile bilgisizliğin, hayat ile ölümün, çalışma ile boş durmanın, itaat etme ile isyan etmenin, iman ile küfrün, nankörlük ile şükrün, doğru ile eğrinin, adalet ile zulmün hiç farkı kalmamış olurdu. Ve böyle olsaydı kâinatta iradeyi gerektiren iş ve hareketlerden hiçbir iz bulunmazdı. İlim ve irade ile, çalışma ve çabalama ile ilerleme ve yükselme imkanı ortadan kalkardı ve o zaman hep tabiî olurduk, tabiatçılardan (Natüralistlerden), cebriyecilerden olurduk. Hem kendimizi, hem de Allah Teâlâ'yı yaptığı şeylerde mecbur görürdük. Tabiatı, rahmetin gereğine mahkum tanırdık. Çünkü ne onun, ne bizim irade ve seçme hürriyetimizden bir iz bulamazdık, duyduğumuza gidemez, bildiğimizi işleyemez, arzularımızın yanına varamazdık, bütün hareketlerimizde bir taş veya bir topaç gibi yuvarlanır durur veya bir ot gibi biter, yiter giderdik. Ahlata armut, idris ağacına kiraz, limona portakal, Amerikan çubuğuna çavuş üzümü aşılayamazdık; tarlamıza ekin ekemez, ekmeğimizi pişiremez, rızıklarımızı, elbisemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sanatlar ve ustalıklar (meslekler) vasıtası ile elde edemezdik; göklere çıkmaya özenemez, cennetlere girmeye çare bulamazdık; hayvan gelir, hayvan giderdik. Bu şartlar altında ise Allah'ın Rahmân
 
oluşu mutlak bir kemâl olmazdı. Bundan dolayı yüce Allah'ın kendi irade ve istediği şekilde davranmasını göstermesi ve onun bir eseri olarak irade sahibi varlıkları yaratması ve onları güzel irade ve isteklerine göre terakki ettirerek rahmetinden nimet içinde büyümeleri ve ondan faydalanmaları ve aksi takdirde ise kötü irade ve çalışmalarına göre nimetlerden mahrum etmekle, onları elem ve ceza ile cezalandırması, o iradelerin toplamının kendi iradesi ile uyum ve ahengini sağlaması ve onlara da rahmetinden bir pay vermesi hikmet gereği olurdu. İşte tabiata ait bir hikmetin değil, ilâhî bir hikmetin eseri olan bu mükemmellik gerçeğinden dolayı yüce Allah, Rahmân olmasından başka bir de Rahim olmakl
[16/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: A'meş der ki: 'İbrahim Nehâ'i dedi ki: 'Bu hadis, Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'un ashabını taaccübe (hayrete) sevkediyordu, çünkü Cerir (radıyallahu anh)'in müslüman oluşu Mâide süresinin nüzülünden sonra idi.'
 
3673 - Ebu Davud'un rivayetinde Cerrr şöyle demiştir: 'Meshetmekten beni ne alıkoyacak? Zira ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı meshederken gördüm!''
 
Bu sözü üzerine Cerir'e: 'Bu, Mâide suresinin nüzûlünden önceydi'' dendi de şu cevabı verdi: 'Hayır! Ben kesinlikle Maide suresinin nüzûlünden sonra müslüman oldum.'
 
Ebu Dâvud, Tahâret 59, (154).
 
3674 - Hz. Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Mekke'nin fethedildiği gün, beş vakit namazın hepsini tek bir abdestle kıldı ve mestlerine meshetti. Hz. Ömer (radıyallahu anh):
 
'Bugün, hiç yapmadığın bir şeyi yaptın!'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
 
'Âmmden (bilerek) yaptım ey Ömer' cevabını verdi.''
 
Müslim, Taharet 86, (277); Ebu Dâvud, Tahâret 66, (172); Tirmizi, Tahâret 45, (61); Nesai, Tahâret
[16/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: arpa, arpadan buğday çıkmaz elbet!
 
Onun hastalığı, iliğine, kemiğine işlemişdir. İlâc fâide vermez. Temelinden bozukdur, ta’mîr ile düzelmez. Bir şeyin özünde, yapısında bulunanlar, ondan ayrılmaz. Fârisî mısra’ tercemesi:
 
Habeşden siyâhlık ayrılmaz, çünki kendi rengidir.
 
Ne yapılabilir, Bekara, A’râf, Tevbe, Nahl sûrelerinde ve Rûm sûresinin dokuzuncu âyetinde, (Allahü teâlâ onlara zulm etmedi. Fekat onlar kendilerine zulm ediyorlar) buyuruldu.
 
Evet, tam iyiliğe karşı tam kötülük lâzımdır. Böylece iyilik tam olarak meydâna çıkar. Herşey, zıddı ile, tersi ile anlaşılır. Hayr ve kemâl hâzır olunca, bunlara şer ve naks lâzım olur. Çünki, iyiliğe ve güzelliğe elbette ayna lâzımdır. Birşeyin aynası onun karşısında olur. Bundan dolayı iyiliğin aynası kötülükdür. Aşağılık da, üstünlüğün aynasıdır. Bunun içindir ki, birşeyde aşağılık ve kötülük ne kadar çok olursa, iyiliğin ve üstünlüğün o şeyde görülmesi de, o kadar çok olur. Şaşılacak şeydir. Yukarıda saydığımız kötülükler iyiliğe döndüler. Bu kötülükler, bu aşağılıklar, iyiliklerin ve üstünlüklerin yeri oldu. İşte bunun için, abdiyyet, kulluk makâmı, her makâmdan dahâ üstündür. Çünki, bu söylediklerimiz, (Abdiyyet makâmı)nda tamdır ve en çokdur. Sevilenleri bu makâma indirmekle şereflendirirler. Sevenler, görmenin zevkinden tad almakdadır. Kulluğun tadını almak ve ona alışmak ise, sevilenler içindir. Sevenler, sevgiliyi görmekle râhatlanır. Sevilenlerin râhatlığı ise, sevgiliye kul olmakdadır. Onlar kulluğa alışarak bu devlete kavuşdurulur. Bu ni’metle şereflendirilir. Kulluk meydânında yarışanların başı, din ve dünyânın
[16/5 21:36] Ömer Tarık Yılmaz: Haccın Adabı
 
Ana Sayfa
Hac ve Umre
Haccın Adabı
HACCIN ADABI
 
1. Hac farizası helal kazanç ile eda edilmelidir. Hac sadece mali bir ibadet olmadığından, meşru olmayan kazanç sarfedilerek yapılan hac şeklen sahih olursa da bu haccın sevap ve fazileti olmaz.
 
2. Üzerlerinde kul hakkı bulunanlar yola çıkmadan önce hak sahiplerinin haklarını ödeyerek onlarla helalleşmelidir.
 
3. Bir daha işlememek azim ve kararı ile günahlara tövbe edilmelidir.
 
4. Kazaya kalmış ibadetleri mümkün olduğunca kaza edilmeye çalışılmalıdır.
 
5. Hac yolculuğu konusunda bilgi ve tecrübesi bulunan kişilerle istişarede bulunulmalıdır.
 
6. Haline uygun, anlaşabileceği yol arkadaşları edinmelidir.
 
7. Yola çıkmadan akraba ve dostlarla vedalaşmalıdır.
 
8. Gösterişten ve böbürlenmekten sakınmalı, mütevazi ve ihlaslı olmalıdır.
 
9. Yola çıkarken ve eve dönüşte ikişer rek‘at namaz kılmalıdır.
 
10. Gerek yolculukta gerek hac esnasında başkalarıyla tartışmaktan ve
 
kırıcı davranışlardan sakınmalıdır.
 
11. Boş ve faydasız şeylerle meşgul olmayıp vakitler ibadet ve faydalı işlerle değerlendirilmelidir.
 
in Hac ve Umre Tags: adab, hac
Diğer Konular
Müzdelife Vakfesi
Sa'y
Haccın Vacipleri
Ziyaret Tavafı
Arafat Vakfesi
Haccın Rükünleri
[16/5 21:37] Ömer Tarık Yılmaz: Ayakkabı Almak
 
Ana Sayfa
A
Ayakkabı Almak
Rüyada Ayakkabı Satmış olun Almak
Rüyada Ayakkabı Armağan Almak
Rüyada Yeni Ayakkabı Almak
Rüyada Başkasına Ayakkabı Almak
Rüyada Ak Ayakkabı Almak
Rüyada Ayakkabı Alım yapmak Giymek
İlgili
Rüyada ayakkabı alım yapmak, esasen talih alım yapmaktır diye tabir edilir ve rüyayı gören kişinin sorunlarının ve sıkıntılarının bitmiş olacağına, kötü günlerini bertaraf etmeyi başarmış olacağına, evine bollukun ve bolluğun gelmiş olacağına tabir edilir. Geçim derdinin biteceği, huzurunun yerinde olacağı bu vesileyle keyfinin, keyifinin ve dirlik, düzeninin yerine geleceği biçiminde yorumlanır. Rüyayı gören kişinin gelirinin artış göstereceğine ve şahsın büyük bir mülke ereceğine delalet eder.
 
Rüyada Ayakkabı Satmış olun Almak
Rüyada ayakkabı satmış olun alım yapmak, talihin açılmasının gerçekleşmesi manasına çıkar. Rüya sahibinin muvaffakiyetlerinin artış göstereceğine, işinin kuvvetinin denk gideceğine ve karşısına kazanımlarının çoğalmış olmasını sağlayacak sevindirici kısmetlerin çıkmış olacağına işaret eder.
 
Rüyada Ayakkabı Armağan Almak
Rüyada ayakkabı armağan almış olduğunu gören şahsın huzurunu ve rahatını yerine getirmiş olacak, sevindirici olaylar gündeme geleceğine, yaşamında sürpriz gelişmeler ortaya çıkacağına, her şeyin iyi tarafa doğru gideceğine işaret eder.
 
Rüyada Yeni Ayakkabı Almak
Rüyada yeni ayakkabı alım yapmak, iyi görülmemektedir ve uğursuzluk olmak suretiyle kabullenilir. Rüyayı gören kişinin zorluk içine düşeceğine, gelirinin azalmış olacağına, karşısına aksaklıkların ve engellerin çıkmış olacağına ve rekabet ettiği kişilerin kendini yenmiş olması sebebi ile muvaffakiyetinin düşmüş olacağına tabir edilir.
 
Rüyada Başkasına Ayakkabı Almak
Rüyada başkasına ayakkabı alım yapmak, rüya sahibinin etrafındaki bir kimse ile hissiyat alışveriş işini içerisine girmiş olacağına ve bahse konu olan insan ile aynı fikirleri ve hisleri paylaşmış olacağına işaret eder.
 
Rüyada Ak Ayakkabı Almak
Rüyada ak ayakkabı alım yapmak, hayır olmak suretiyle kabullenilmez. Rüyayı gören kişinin talihsizlik yaşayacağına işaret eder. Kişi, hevesle ve umutla girdiği işlerden yana hüsrana uğrayacak ve üzüntüye girecek anlamına gelir.
 
Rüyada Ayakkabı Alım yapmak Giymek
Rüyada ayakkabı alım yapmak giymiş olmak, tek biçimde tabir edilmez. Rüyayı gören kişinin yeni bir ayakkabı alarak giymiş olması uğursuzluk olmak suretiyle açıklanırken, kısa topuklu ve huzur bir ayakkabı alım yapması ve giymiş olması şifa bulmuş olmaya ve kurtuluşa ermeye yorumlanır.
 
İlgili
Siyah Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Topuklu Ayakkabı
8 Eylül 2021
Benzer yazı
Hediye Almak
8 Eylül 2021
Benzer yazı
in A
Diğer Konular
Azat
Azat etmek
Azgın
Azgın Ata Binmek
Azgınlık
Azık
[16/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: AKRABÂ
 
Ana Sayfa
A
AKRABÂ
Aralarında neseb (soy), süt ve evlilik bakımından yakınlık bulunanlar.
Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Akrabâna (onları gözetmek, ziyâret etmek ve yardım etmek), fakîre ve yolcuya
(durumlarına göre zekât ve yiyecek vermek sûretiyle) hakkını ver! Elindekini isrâf etme.
(İsrâ sûresi: 26)
Ey ümmetim! Beni Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, fakîr akrabâsı varken, başkalarına verilen zekâtı Allahü teâlâ kabûl etmez. (Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb)
Akrabânıza yardım ve iyilik ediniz. Hâllerini, hatırlarını sorunuz. Muhtâç iseler ellerinden tutunuz. Onları incitmekten çok sakınınız. Babanızın emrinden sakın çıkmayınız. Amcanızın derdiyle dertleniniz. Dayınızın hâlinden gâfil olmayınız. Diğer akrabânızı akrabâlık derecesine göre arayınız ve onlara yardımcı olunuz. Böyle yaparsanız Allahü teâlânın ikrâm ve ihsânlarına kavuşursunuz. (Muhammed Rebhâmî)
 
İlgili
Mülk-i Yemîn
9 Eylül 2021
Benzer yazı
HUMS (Humus)
9 Eylül 2021
Benzer yazı
SAKALÂN (Sakaleyn)
9 Eylül 2021
Benzer yazı
in A, Â
Diğer Konular
Ayn-el-Yakîn
AZÂB
ÂZÂD
Âzâd Etmek
Âzâd Olmak
AZAMET
AZÎM (El-Azîm)
AZÎMET
AZÎZ (El-Azîz)
ÂYET
Copyright 2021 by Maviay.co
[16/5 21:38] Ömer Tarık Yılmaz: بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
 
اِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ
 
Namaz kılmak ve
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N