Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 15:07
Günün yazısı
[19/5 23:06] Ömer Tarık Yılmaz: “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!..”
(Tirmizi , Kıyame 60)
[19/5 23:06] Ömer Tarık Yılmaz: Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?
ez-ZÜMER Sûresi 32.Ayet
[19/5 23:06] Ömer Tarık Yılmaz: Aile Hayatı
I. İLKE ve AMAÇLAR
Kur’ân-ı Kerîm, erkek ve kadının bu dünyadaki yalnızlığının karşı cins
ile giderildiğini belirtmektedir: “Size onlar sayesinde veya onlarla huzur ve
sükûnete ermeniz için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve
merhamet halketmesi O’nun kudretinin alâmetlerindendir. Bunda düşünen
bir topluluk için işaretler vardır” (er-Rûm 30/21). Fakat bu rahatlama ve sükûnet
bulmayı sadece cinsel ihtiyacın karşılanması ve zevk alma anlamında
değerlendirmek uygun değildir. Böyle bir yaklaşım, insanın ruhî ve mânevî
boyutlarının ihmal edilerek sadece bedenî ihtiyaçlarıyla tanıtılması anlamına
gelir. Evlenme ve aile hayatı eşlerin hem düzenli ve meşrû tarzda cinsel ihtiyaçlarını
karşılamasına hem de birbirlerine maddî ve mânevî destek olarak
hayat arkadaşlığı kurmasına vesile olduğundan çok yönlü yarar ve hikmetler
taşır. Âyette de bu farklı yönlere işaret vardır. Her iki yön ile irtibatı bulunan
üçüncü bir nokta ise, aile hayatını bütün canlıların tabiatlarında saklı
bulunan “neslini devam ettirme” güdüsünü en tabii ve mâkul biçimde karşılıyor
olmasıdır. İşte evlilik kurumunu ve aile hayatını, bu üç yönün meşrû
ve mâruf, yani dinin ve aklın yadırgamadığı ilkeler ve kurallar çerçevesinde
karşılanması şeklinde değerlendirmek gerekir. Meşrû bir evlilik içerisinde insan
bu üç ihtiyacını da karşılama imkânını elde eder. Evlenen taraflar, bu sayede
kendi hayatlarıyla ilgili olarak cinsel arzu ve ihtiyaçlarını ve mânevî huzur,
sükûn ile dayanışma ve paylaşım ihtiyacını karşıladıkları gibi, bütün canlıların
fıtrî özeliği olan nesli devam ettirme eğilimlerini de gerçekleştirmiş olurlar.
Bu sebeple de evlilik kurumu, kısaca değinilen bu üç yönlü arzu ve isteklerin
insanlık onuruna uygun tarzda ve meşrû bir şekilde tatmini amacına yönelik
olarak tarih boyunca değişik din, kültür ve medeniyetlerde -farklı şekil
ve kurallarla da olsa- tanınan ve toplumun çekirdeği olarak varlığını koruyan
bir kurum olmuştur. ...Daha az
[20/5 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: 92- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Ebû Talibe Şefa'ati ve Bu Sebeple Azabının Hafifletilmesi Bâbı
531- Bize Ubeydullah b. Ömer El-Kavariri ile Muhammed b. Ebi Bekr, El-Mukaddemi ve Muhammed b. Abdilmelik, El-Emevi de rivâyet ettiler dediler ki: Bize Ebû Avane Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Abdullah b. Haris b. Nevferden, o da Abbâs b. Abdulmuttalip'ten naklen rivâyet etti ki Abbâs:
— «Ya Resulullâh.' Ebû Talib'e hiç bir faydan olabildi mi? Çünkü o (her zaman) seni muhafaza eder ve senin namına (düşmanlarına) kızardı» Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Evet, (oldu.) O cehennemin sığ bir yerindedir Eğer ben olmasaydım cehennemin en derin yerinde olurdu.» buyurmuşlar,
532- Bize İbn Ebi Ömer rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Süfyan, Abdulraelik b. Umeyr’ den, o da Abdullah b. Haris't en naklen rivâyet etti. Dedi ki. Abbâs'ı şunları söylerken işittim:
— «Dedim ki: Ya Resûlüllah- Gerçekten Ebû Tâlib seni korur ve sana yardım ederdi. Acaba bu ona bir fayda verdi mi?» Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem):
— «Evet, (verdi.) Ben onu cehennemin derin dalgaları içinde buldum da kendisini sığa çıkardım.» buyurdular.
533- Bu hadisi bana Muhammed b. Hatim'de rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Yahya b. Sa'id Süfyân'dan rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Abdilmelik b. Umeyr rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Abdullah b. Haris rivâyet etti.
Dedi ki: Bana Abbâs b. Abdulmuttalib haber verdi. H.
534- Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivâyet etti.
(Dedi ki): Bize Vekî' Süfyân'dan bu isnadla Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen Ebû Avane hadisi gibi rivâyet etti.
Bu hadisi Buhârî «Menakıbu'l Ensâr» Bâbında tahric etmiştir. Hadis-i şerif Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem)’in amcası Ebû Talib'e şefâ'atta bulunduğunu ve bu şefâ'atınm azabını tahfif ettiğini bildirmektedir. Allah-u Alem. Bu şefâ'at ya İsra gecesinde Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) cehennemi gördüğü zaman fiilen olmuştur. Yahut kıyâmet günü olacaktır. Ebû Talib'in iman edip etmediği ulema arasında ihtilaflıdır. Bazıları küfrüne kail olmuşlardır. Bunların delilleri
«Sen dilediğini hidayete erdiremezsin, lâkin Allah dilediğini hidayete erdirir.» âyeti kelimesidir. Mezkûr âyetin bilittifak Ebû Talip hakkında nâzil olduğunu söylerlersede icma' iddiası sahih değildir. Buradaki hadisler dahi küfrüne kail olanlara delildir. İmanına kail olanlar İbn İshak’ın İbn Abbâs (radıyallahü anh)'dan rivâyet ettiği bir hadisle istidlal ederler. Bu hadise göre Ebû Talib'in vefatı yaklaştığı zaman Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine (Lailâhe illallah) demesini telkinde bulunmuş o bundan imtina' etmiş. Fakat orada bulunan Abbâs (radıyallahü anh) Ebû Talib’in dudaklarının kıpırdadığını görerek ne söylediğini dinlemiş ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e dönerek:
«Ey kardeşim oğlu! Vallahi kardeşim Ebû Talib senin emrettiğin kelimeyi söyledi» demiştir. Hadis ulemâsı bu hadis için: «Senedinde ismi zikredilmeyen bir râvî vardır. Hadis Sahih bile olsa Bâbımızın hadislerine muarızdır. Halbuki; bu hadisler ondan daha sahilidir» diyerek İbn Abbâs rivâyetini çürütmüşlerdir. Maamafih kelâm, ulemâsından bazıları Ebû Talib'in küfrü hakkında söz sozlemeyi zaid addetmişlerdir. Onlara göre bu bâbta ileri geri söz söylemek Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i gücendirebilir. Çünkü Resulullâh (sallallahü aleyhi ve sellem) amcası Ebû Tali'bi çok severdi. Binaenaleyh gerek Ebû Talib gerekse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ebeveyni ile ecdadı hakkında hiç bir şey söylemeyip sükût etmeyi ihtiyata daha uygun görmüşlerdir.
Dahdah: Ancak topuğa kadar ayaklan örten sığ su demektir. Burada bu kelime ile Ebû Talib’in azabının hafifletüdiği ifade olunmuştur. Hadis-i Şerif küffarm derece derece azab edileceklerine delildir. Ebû Talib‘in iman etmedi
[20/5 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: 'Medine ehlinden bir cariye bile Resülullah aleyhissalatu vesselâm'ın elinden tutardı ve Aleyhissalatu vesselâm elini onun elinden çekmezdi de, cariye ihtiyacı için, O'nu Medine'nin istediği semtine çeker götürürdü. (Resülullah tevazu gösterir, itiraz etmezdi).'
Kütüb-i Sitte
[20/5 23:24] Ömer Tarık Yılmaz: 53. Ebu Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben dostum sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim:'Mü'minin nuru ve beyazlığı,abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır'.(Müslim,Taharet 40,Ayrıca bk.Nesai,Taharet 109)
[20/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Tarihte Bugün
• II. Bayezid Osmanlı Padişahı Oldu 1481
• Padişah II. Osman’ın Öldürülmesi 1622
• İstihdam Haftası 20-26 Mayıs
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
“Allah’a itaat edin, Resule de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resulümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.”
Maide 92)
[20/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
“Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz.”
Buhârî, Cum’a 11
[20/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: YENİ MESLEKLER
3D Üretim Mühendisi: 3 boyutlu yazıcı teknolojileri, son dönemin dikkat çeken teknolojik gelişmelerinin başında geliyor. Gıda, sağlık, tekstil ve daha birçok alanda önemli inovasyonlar vaat eden mesleğin, gelecekte üretimi kişiselleştirilebilir hâle getirebileceği düşünülüyor.
Veri Analisti: Kayıtlarda bulunan verileri, bilgisayar aracılığıyla analiz eden, yorumlayan ve daha sonra bu verileri raporlayan kişiye verilen addır. Veri analistliği, birçok veri girişi olan şirketlerde önemli kısımları rapor hâline getirdiği için zamandan ve paradan tasarruf ettiren bir iş koludur.
Biyoteknolog: Biyoteknolog, tarımsal veya çevresel ilerlemelere yardım etmek ve insan hayatının kalitesini iyileştirmek için biyolojik organizmalar üzerinde araştırmalar yapan, hücre, doku ve organizmaların genetik, kimyasal ve fiziksel özelliklerini araştıran, pratik kullanımları tanımlar.
Aktüerlik: Bir olayın doğuracağı sonuçları önceden değerlendirmek için, mevcut bilgileri kullanan kişiye verilen mesleki unvandır. Aktüerler yalnızca bugünün değil, yarının finansal belirsizliklerini de öngörüp, buna göre bir değerlendirme ve önerme sunar.
Kuveyt Türk Dijital Takvim
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.kuveytturk.dijital.takvim
[20/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: قَالَ اللهُ تَعَالَى: اِنَّ اللهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ وَاِذَٓا اَرَادَ اللهُ بِقَوْمٍ سُٓوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ. (سورة الرعد، 11)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen-: “…Şüphe yok ki bir kavim, kendi nefislerindeki (güzel hâl ve ahlâkı) değiştirmedikçe, Allâhü Teâlâ da, onlara verdiği nimeti değiştirmez. Ve Allâhü Teâlâ bir kavme bir fenalık murat edince de artık onu geri bırakacak yoktur. Ve onlar için Allah’tan başka bir yardımcı da yoktur.” (Ra‘d Sûresi, âyet 11)
20 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[20/5 23:25] Ömer Tarık Yılmaz: ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN İRÂDE SIFATI
İrâde sıfatı, Allâhü Teâlâ’nın dilemesi demektir.
Cenâb-ı Hak, Mürîd’dir, yani dileyicidir. O’nun dilediği olur, dilemediği hiçbir şey meydana gelmez. Bu âlem O’nun dilemesiyle meydana gelmiştir. Yerlerde, göklerde meydana gelen büyük, küçük, az, çok, her şey ancak Hak Teâlâ’nın dilemesiyle olur. Cenâb-ı Hak dilemedikçe bir sineğin kanadı bile kıpırdamaz.
Kulların ihtiyârî fiillerinden olan iman, ibadet gibi hayırlı ve iyi işleri, kul kesbeder (çalışıp kazanır), Allâhü Teâlâ hem diler ve yaratır, hem de ondan râzı olur. Fakat küfür, zulüm, isyan gibi şerli ve kötü işleri kul kesbeder, Allâhü Teâlâ dileyip yaratsa da ondan aslâ râzı olmaz. Nitekim Zümer Sûresi’nin 7. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurulmuştur -meâlen-:
“Eğer küfre düşerseniz, şüphe yok ki Allah, sizden müstağnîdir (size muhtaç değildir). Bununla beraber, kulları için küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz, onun için sizden razı olur…”
Bütün insanlar, Allâhü Teâlâ’nın ferman buyurduğu bir hükmü bozmak için bir araya toplansalar, onu değiştirmeye aslâ kâdir olamazlar. Hiçbir şey, hiçbir kimse, Cenâb-ı Hakk’a bir iş yaptırmaya kâdir değildir. Cenâb-ı Hak dilerse olur. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak, fiillerinde mecbur değildir.
Cenâb-ı Hakk’ın dilediği ve işlediği her şeyde faydalar, hikmetler vardır. Yılan, akrep, pire gibi zararlı görülen şeyleri yaratmasında dahi nice hikmetler, faydalar vardır. İyice düşünülürse belki bazı faydaları anlaşılabilir.
ZİLKÂDE AYI İCTİMÂI, RU’YET VE BAŞLANGICI
Hicrî-Kamerî 1444 yılı Zilkâde ayı ictimâı, 19 Mayıs günü Türkiye saati ile 18.53’tedir. Ru’yet ise 20 Mayıs Türkiye saati ile 09.54’tedir.
Hilâl ilk olarak: Asya Kıtası’nın doğusundan itibaren görülmeye başlayacaktır.
21 Mayıs günü de Zilkâde ayının 1. günüdür.
20 Mayıs 2023
Fazilet Takvimi
[20/5 23:26] Ömer Tarık Yılmaz: “Allah’ım! Delalete (sapıklığa) düşmekten veya (başkalarını) delalete düşürmekten, hataya düşmekten veya (başkasını) hataya düşürmekten, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, Edeb, 112)
[20/5 23:26] Ömer Tarık Yılmaz: GENÇLER: PEYGAMBERİMİZİN KIYMETLİLERİ
Allah Rasûlü’nün (s.a.s.) İslam’ı tebliğ ettiği toplumda her yaş- tan insan vardı. İslam’ın kutlu davetine icabet eden ilk Müs- lümanların çoğu, otuz yaşın altındaki gençlerden oluşuyordu. Bu yüzden Peygamberimiz gençlere ayrı bir önem verir, onlar- la sıcak ve samimi bir şekilde iletişim kurardı.
Allah Rasûlü, gençlerin kendi yaşlarına özgü duygu ve dü- şüncelerini anlayışla karşılardı. Onlardan sadır olabilecek hataları onları kırmadan ve incitmeden düzeltirdi (İbn Hanbel, “Müsned”, V/256). Yetişmeleri için gençlere ordu komutanlığı ve hâkimlik gibi vazifeler verir, görevlerinde başarılı olmaları için dua ederek onları motive ederdi. (İbn Mâce, “Ahkâm”, 1)
DİNÎ KAVRAMLAR
NEFS-İ EMMÂRE
Nefs-i emmâre, kötülüğü ve şerri şiddetle emreden nefis demektir. Nefs-i emmâre, kötü fiil ve davranışların kaynağı- dır. Gerçekte insan nefsi tek bir şeydir. Ancak o bulunduğu duruma göre çeşitli sıfatlarla nitelenebilmektedir. Mesela nefis şehvete tabi olup, üzerine gazap hakim olduğunda sahi- bine kötülük yapmayı emreder. Kur’an’da Hz. Yusuf’un di- linden şöyle buyrulmaktadır: “Ben nefsimi temize çıkara- mam. Kuşkusuz nefis, kötü- lüğü durmadan emreder...” (Yûsuf, 12/53)
ÖZLÜ SÖZ
Allah birdir Peygamber Hak / Rabbül alemindir mutlak Senlik benlik nedir bırak / Söyleyeyim geldi sırası
(Aşık Veysel)
[20/5 23:26] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın, müslümanın temel dinî ödevlerinden birisi olduğu Kur'an'da sıklıkla tekrarlanmakla birlikte, namaz gibi zekât da genel ve kapalı (mücmel) bir ifadeyle emredilmiş, hangi malların hangi şartlar altında zekâta tâbi oldukları konusunda ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Bu konudaki ayrıntılı fıkhî hükümlerin önemli bir kısmının Hz. Peygamber'in ve sahâbenin uygulamalarından kaynaklandığını biliyoruz. Ancak Kur'an zekâtın kimlere verileceğini özellikle belirtmiş ve hicrî 9. yılda inen Tevbe sûresinin 60. âyetinde bu kişiler ayrı ayrı sayılmıştır. Âyette şöyle buyurulur: 'Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslâm'a ısındırılacaklara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir. Allah bilendir, hakîmdir.'
Kur'an'da zekâtın harcama yerlerinin ayrı ayrı belirtilmesinin sebebi, önceki âyetlerde (et-Tevbe 6/58, 59) açıklanmıştır: Hz. Peygamber zamanında mala düşkün bazı kişiler zekât mallarına göz dikmiş ve Hz. Peygamber'den bunları kendilerine vermesini istemişlerdi. Resûlullah onların hak etmedikleri isteklerde bulunmalarını hoş karşılamamış, onlar da serzenişte bulunmaya başlamışlardı. Bunun üzerine yüce Allah hem onların bu davranışlarını kınayan âyetlerini indirmiş (et-Tevbe 9/58-59) hem de zekâtın sarf yerlerini açıklamıştır.
Tarihin tanıdığı en eski devlet gelirlerinden olan vergi, yine tarih boyu çeşitli ülke ve imparatorluklar tarafından değişik türlerde halktan toplanmış, ancak bu vergiler genelde yerine harcanmayıp kral veya imparatorların kişisel masraflarına veya onların akraba ve yardımcılarına harcanmak üzere hazineye konulmuştur. Kur'an'da zekâtın sarf yerleri gösterilmekle, bu tür yolsuzluk ve usulsüzlükler önlenmek istenmiş, zekâtın dağıtımı dar görüşlü ve taraflı davranabilecek yapıdaki yöneticilerin insafına bırakılmamış, onu almaya gerçekten hak kazanan fakir ve muhtaçlar dururken, hak etmeyen fakat hırs ve tamahı yüzünden zekât mallarına göz dikenlerin ümitleri de kırılmıştır.
A) ZEKÂTIN SARF YERLERİ
Zekâtın sarf yerleri, Kur'an'daki sıralamasına uygun olarak (et-Tevbe 9/60) şöylece açıklanabilir:
1. FAKİRLER ve MİSKİNLER
Âyette bu sınıf 'el-fukarâ ve'l-mesâkîn' şeklinde geçer. Zekât verilecek kişileri belirtmek üzere öncelikle zikredilen bu iki terim, şüphesiz tabii ve zaruri ihtiyaçlarını temin edemeyecek olanları ifade etmektedir. Ancak bu iki terimin aynı âyette peş peşe zikredilmesini dikkate alan fakihler bu iki terimin ayrı iki sınıfı mı yoksa aynı sınıfı mı ifade ettiğini, hangi ihtiyaç derecelerini gösterdiklerini tartışmışlardır.
a) Hanefîler, âyette zikredilen fakiri; ev ve ev eşyası gibi aslî ihtiyaçlarını karşılayan malı olsa da gelirleri ihtiyaçlarını karşılayamayan, nisab miktarından daha az malı bulunan kimse olarak anlamışlardır. Miskin ise hiçbir geliri ve malı olmayan kimsedir. Bu tanımlar Ebû Hanîfe'den rivayet edilmiş, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed hariç, diğer Hanefî fakihleri tarafından da benimsenmiştir. Mâlikîler'in fakir ve miskin tanımları da Ebû Hanîfe'nin tanımlarına yakındır.
Buna göre miskin, fakirden daha muhtaç kimseye denmektedir. Hanefî fakihleri içinde tam bunun aksi tanımlar verenler de vardır. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Mâlikîler'den İbnü'l-Kasım'a göre fakir ve miskin aynı sınıftır, aralarında bir fark yoktur.
Hanefîler'e göre zekât almaya hak kazanan fakir ve miskinler şu iki grupta toplanabilir.
1. Hiç malı olmayan yoksul kişiler.
2. Zaruri ihtiyaçları dışında nisab miktarının altında malı olan kişiler.
b) Şâfiî ve Hanbelîler'e göre fakir; kendisinin ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin ihtiyaçlarını gidermeye yeterli malı ve kazancı olmayan kimsedir. Miskin ise kendisine ve geçimini sağlamakla yükümlü kişilere yeterli olmama
[20/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Mallarini Allah yolunda harcayip da arkasindan basa kakmayan, fakirlerin gönlünü kirmayan kimseler var ya, onlarin Allah katinda has mükâfatlari vardir Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir (BAKARA/262)
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadigi halde malini gösteris için harcayan kimse gibi, basa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptiginiz hayirlarinizi bosa çikarmayin Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, saganak bir yagmur isabet etmis de onu çiplak pürüzsüz kaya haline getirivermistir Bunlar kazandiklarindan hiçbir seye sahip olamazlar Allah, kâfirleri dogru yola iletmez (BAKARA/264)
(Kendisine Allah'in emri teblig edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alip büyütmedik mi? Hayatinin birçok yillarini aramizda geçirmedin mi? (ŞUARA/18)
Sonunda o yaptigin (kötü) isi de yaptin Sen nankörün birisin! (ŞUARA/19)
O nimet diye basima kaktigin ise, (aslinda) Israilogullarini kendine kul köle etmendir (ŞUARA/22)
Onlar Islâm'a girdikleri için seni minnet altina sokuyorlar De ki: Müslümanliginizi benim basima kakmayin Eger dogru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdigi için asil Allah size lütufta bulunmustur (HUCURAT/17)
Yaptigin iyiligi çok görerek basa kakma (MÜDDESSİR/6)
[20/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: SUAL
2206 - Hz. Ebü Hüreyre anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Ben sizi terkettikçe siz de beni bırakınız. Zîra, sizden öncekileri, suallerinin çokluğu ve peygamberleri üzerindeki ihtilafları helâk etmiştir. Öyle ise sizi birşeyden nehiy mi ettim (niçin, neden? diye sormaya kalkmadan) ondan kaçının. Bir şey emrettiğim zaman da onu elinizden geldiğince yapmaya çalışın, (soru sormayın).'
Buhârî, İ'tisâm 2; Müslim, Hacc 412, (1337); Tirmizî, İlm 17, (2681); Nesâî, Hacc 1, (5,110).
2207 - Sa'd İbnu Ebî Vakkas (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Müslümanlar içinde, müslümanlara karşı en büyük cürüm işleyen kimse odur ki, haram kılınmamış olan bir şey hakkında soru sorar da bu suali sebebiyle o şey haram kılınıverir.'
Buharî, İ'tisâm 3; Müslim, Fedâil 132, (2358); Ebü Dâvud, Sünnet 7, (4610).
2208 - Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resülullah (aleyhisssalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İnsanlar sizlere ilimden sormaya devam ederken şunu demeye kadar gelirler: 'Anladık, AIIah herşeyin yaratıcısıdır, pekiyi AIIah'ın yaratıcısı kimdir?'
Buhârî, Bed'ü-l-Halk 11; Müslim, İman 232, (135); Ebü Dâvud, Sünnet 19, (4721, 4722).
Ebü Hüreyre, bir adamın elini tutarak ilave etti: 'Allah ve Resülü doğru söyledi. Bana bunu iki kişi sordu; bu, üçüncüsüdür.'
2209 - Ebü Dâvud'un diğer bir rivayetinde şöyle der: 'Bunu söyledikleri zaman siz: 'Allah birdir, Allah sameddir (ne bir yaratıcıya ne de bir başka şeye muhtaç değildir), doğurmadı, doğurulmadı da. O'nun bir dengi de yoktur' deyin, sonra solunuza üç kere tükürüp istiâze ile şeytandan Allah'a sığının.'
Ebü Dâvud, Sünnet 19, (4722).
2210 - Yine Hz. Ebü Hüreyre anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İnsanların şerlileri, ulemaya (birşey öğrenmek için değil), onları yanıltmak için zararlı meselelerden soru soranlardır.'
Rezîn'in ilavesidir. Kaynağı bulunamamıştır.
2211 - Ebü Sa'lebe eI-Huşenî (radıyallâhu anh)anlatıyor: 'Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah bir kısım farzlar koymuştur, siz bunları daraltmayın. Bir kısım da sınırlar (yasaklar) koydu. Bunlara tecavüz etmeyin. Bazı şeyleri de haram kıldı, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri de (farz, sınır, haram diye tavsifetmeden mutlak) bırakmıştır. Bunları, unutarak bırakmış değildir. Öyle ise onları (farz mı, haram mı.. vs. diye didikleyip) araştırmayın.'
Rezîn ilavesidir. Bunu Dârakutnî, Sünen'inde Radâ bahsinde (4, 184) tahric eder. ed-Dürru'l Mensür'da Suyütî, başka rivayetler de kaydeder (4. 279).
[20/5 23:27] Ömer Tarık Yılmaz: Süheyb İbnu Sinân (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: 'Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sâdece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır'.
Müslim, Zühd 64, (2999).
[20/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
[Bakara Sûresi.77]
[20/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: “Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!” (Kehf, 18/10)
[20/5 23:28] Ömer Tarık Yılmaz: Âlem büyük bir insan, insan da küçük bir âlemdir.[Farabi]
[20/5 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.UBÂDE BİN SÂMİT
Resûlullah efendimiz hicretten sonra Medîne'de, Yahûdîlerle antlaşma yapmışlardı. Buna göre Yahûdîler, Müslümanlara saldırmıyacaklar, onların düşmanlarına yardım etmiyeceklerdi!
Buna rağmen, Yahûdîler sözlerinde durmadılar ve Müslüman kanı dökmekten çekinmediler.
Medîneli Yahûdîler, üç kabîle hâlinde yaşıyorlardı. Kureyzâ, Nâdir ve Kaynukaoğulları. En cesûrları, Kaynuka Yahûdîleriydi. Pek sağlam bir kalede oturuyorlardı. Kuyumculuk ve tefecilikle geçinirlerdi.
Müslümanların Bedir zaferinden sonra, hepsi de hırslarından kuduracak hâle geldiler. Bir Müslüman kadınına saldırmaları üzerine, Resûlullah efendimiz Yahûdîlere, bu kadar şımarmamalarını, aradaki antlaşmaya saygılı olmalarını, aksi davranışları devam ederse; Bedir günü, Müslümanlara eziyet eden Kureyş müşriklerinin başına gelenlerin, onlara da gelebileceğini ihtâr ettiler.
Yahûdîler işi, daha da ileri götürerek dediler ki:
- Savaşmasını bilmeyen kimselere ya'nî Kureyş'e karşı kazanılan zafer, önemli değildir. Şâyet Müslümanlar bir gün bizlerle çarpışırlarsa, o zaman harb etmenin tadını öğrenirler!
Artık onlara, bir ders gerekliydi. Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâma hareket emrini verdiler.
Kaynukaoğulları, o çok sağlam kalelerine çekildiler. Müslümanlar da 15 gün müddetle, onları muhasara ettiler. Sonunda kaçacak delik bulamayan Yahûdîler, teslim olmaya mecbur kaldılar. Sevgili Peygamberimizden eman dileyip, merhâmetine sığındılar.
Sevgili Peygamberimiz her zaman olduğu gibi, Eshâbıyla istişâre ettiler.
Yahûdîlere, nasıl bir cezâ verilmesini, Eshâbına da sordular.
Münâfıkların başı İbni Selül, söz aldı:
- Yahûdilerle benim, anlaşmalarım vardır. Ben, onların dostluğunu bırakamam!.. deyince, Hz. Ubâde bin Sâmit de söz istedi ve dedi ki:
- Yâ Resûlullah! Benim Kabîlem de Yahûdîlerle dostluk anlaşması yapmıştır. Fakat onlar, bütün sözlerini; ayaklar altına aldılar. Antlaşmalarını bozdular. Artık bundan sonra benim, Allah ve Peygamberinden başka dostum yoktur. Allah ve Resûlüne sığınıyor, emirlerini bekliyorum.
Sevgili Peygamberimiz ikisine de ayrı ayrı bakarak buyurdu ki:
- Ey İbni Selül! Kendin için seçtiğin Yahûdîlerin dostluğu senin olsun! Ubâde'nin seçtiği, Allah ve Resûlünün dostluğu da, Onun olsun!
Bunun üzerine, Kur'ân-ı kerîm'in Mâide sûresi, 51. âyeti nâzil oldu. Meâlen şöyledir:
(Ey îmân edenler! Sizler, Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zîrâ onlar ancak, birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim, onları dost edinirse; onlardan sayılır. Allah zâlimleri, doğru yola eriştirmez.)
Peygamber efendimiz onlara karşı, pek merhâmetli davrandılar. Kaynukaoğullarının, canlarını bağışladılar. Sâdece, Medîne'den çıkarılmalarını emrettiler. Bu vazifeyi de, Hz. Ubâde'ye verdiler. O da bu vazîfeyi hakkıyla yapmıştır.
Ubâde bin Sâmit hazretleri, şöyle anlatır:
Ben birinci Akabe'de hazır bulunanlar içindeydim. Oniki kişi idik. Resûlullah efendimiz ile şunun üzerine bî'at ettik ki:
Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmayalım, hırsızlık etmiyelim, zinâ yapmayalım, çocuklarımızı öldürmeyelim, dillerimizle yalan söyleyerek iftirâ etmeyelim, herhangi bir iyilik husûsunda O'na âsi olmayalım.
Bundan sonra, Peygamberimiz buyurdu ki:
- Eğer ahdinizde, sözünüzde durursanız sizin için Cennet vardır. Eğer onlardan bir şeyi örtbas ederseniz sizin işiniz Allahü teâlâya âittir, dilerse azâb eder, dilerse affeder.
Ubâde bin Sâmit, bîsetin 12. senesi hac mevsiminde Mekke'de yapılan ikinci Akabe bî'atinde de bulunan Hazrec kabîlesinin oniki temsilcisinden biridir. Bî'atte dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınaması beni tutmamak, yolumdan alıkoymamak üzere, sana bî'at ediyorum.
Ubâde bin Sâmit'in annesi de İslâmiyet ile şereflenip, çok kimsenin Müslüman olmasına vesîle oldu. Hicret
[20/5 23:29] Ömer Tarık Yılmaz: İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek orucu bozar mı?
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.
[20/5 23:31] Ömer Tarık Yılmaz: AHDNÂME (Ahidnâme)
Devlet başkanının emriyle, bâzı devlet, topluluk ve şahıslara özel haklar tanımak maksadıyle hazırlanan belge. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem, hıristiyanlarla ilgili olarak, hazret-i Ali'ye yazdırdığı ahidnâmenin bir kısmı şöyledir Her kim ki, bu ahidnâmenin aksine hareket ederse, ister sultan, ister başkası olsun, Allahü teâlâya karşı isyân ve dîn-i İslâm ile istihzâ (alay) etmiş sayılır ve Allahü teâlânın lânetine lâyık olur. Bütün hıristiyanlar benim himâyem (korumam) altındadır. Onlara zor kullanmayın. Onların dînî reislerini makâmlarından indirmeyin. Onları, ibâdet ettikleri yerden çıkarmayın. Bunların, manastırlarının ve kiliselerinin hiç bir tarafını yıkmayın. Onları, dâimâ merhamet ve şefkat kanatları altında himâye edin!.. (Feridun Bey-Mecmu'a-i Münşeâtüs-Salâtîn)
[20/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: Zengin kimse kurbanını kesmesi için parasını bir fakire verse ve fakir de bu kurbanı kesmeyerek parayı harcasa, parayı veren kişi bu durumu öğrenince ne yapmalıdır?
Zengin bir kimse bir şahsa para verip “bununla kurbanlık hayvan al ve benim adıma kes.” dese; ancak parayı alan şahıs kurbanlık almayıp, parayı harcasa; parayı veren kişi de bu durumu kurban kesim günlerinde öğrenirse yeni bir kurbanlık alıp kesmesi gerekir. Parayı alan kişi aldığı parayı tazmin eder. Eğer zengin olan kişi bu durumu kurban kesim günleri geçtikten sonra öğrenirse kendisinin kurban yükümlülüğü düşmez. Bu paranın fakirlere verilmesi gerekir (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, V, 211).
[20/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: ŞAVT
Tavafta: Hacer-i Esved'den başlayıp, tekrar aynı yere gelinceye kadar, Kâbe'nin etrâfını bir defa dolaşmaktır. '7' şavt, bir tavaf olur
Sa'y'de: Safâ'dan Merve'ye gidiş ve Merve'den Safâ'ya dönüşlerden herbirine 'şavt' denir.
[20/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler...'
(Hucurât, 49/11)
http://www.duavesureler.com
[20/5 23:32] Ömer Tarık Yılmaz: 'İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: 'Utanmazsan dilediğini yap!' sözüdür. '
(Buhârî, 'Ehadisü'l-Enbiyâ', 54; Ebu Dâvûd, 'Edeb', 6)
http://www.duavesureler.com
[20/5 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: 'Allahım! Çabamızı karşılıksız bırakma, günahlarımızı bağışla, ibadetimizi en güzel şekilde yerine getirmemizi sağla.'
null
http://www.duavesureler.com
[20/5 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: • Kokulya Fırtınası
'Tövbesiz, af dilemeksizin yapılan ibadetler sıhhatli olmaz.' Cafer-i Sâdık [kuddise sırruhû]
Semerkand Takvimi
[20/5 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Ali Böyle Seslendi
Çirkin işlere bulanmamış müslüman bir kişi, çirkinlik anıldığı zaman ürperir, Allah korkusuyla titrer. Aşağılık karakterli insanlar ise, ilk oyunda kazanıp borçlarını ödemeyi uman mağrur kumarbaz gibidir. Oysa hıyanetten uzak müslüman Allah’a dua ettiğinde iki iyilikten birini ister: Ya Allah katında olanların kendisi için daha hayırlı olduğunu düşünür ve onu ister ya da Allah’ın kendisine (dünyalık) rızık vermesini ister. Bir de bakar ki hem zenginleşmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş hem de şeref ve takva sahibi.
Kazanç iki çeşittir: Servet ve çoluk çocuk dünya kazancıdır. Amel-i salih ise ahiret kazancıdır. Allah bazılarına bu iki kazancı birlikte nasip eder.
Allah’ın sizi kendisinden (azabından) sakındırdığı gibi O’(nun azabı)ndan sakının! Allah’tan eksiksiz bir şekilde ve gerektiği gibi korkun ve içine riya ve gösteriş karıştırmadan amel işleyin. Kim Allah’tan başkası için amel işlerse, Allah onu kendisi için amel işlediği kişiye havale eder. Allah’tan şehidlerin mertebesini ve bahtiyar kullarla birliktelik ve peygamberlerle arkadaşlık dileriz.
Semerkand Takvimi
[20/5 23:33] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet
'Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler...'
(Hucurât, 49/11)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?ayet=+/18kQgb/dQ=
[20/5 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Hadis
“Allahım! Bana öğrettiğin şeyleri hakkımda faydalı eyle, bana fayda verecek şeyleri öğret, beni, bana fayda verecek ilim ile nasiplendir.”
(Hakim, De’avat, No: 1879, I, 510)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?hadis=+/18kQgb/dQ=
[20/5 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Dua
'Allah’ım! İçimi dışımdan daha hayırlı kıl. Ve dışımı yararlı kıl. Allah’ım! Sapmadan ve saptırmadan mal, aile ve çocuk bakımından insanlara verdiklerinin iyisini isterim.'
(Tirmizî, 'De’avât', 126)
Daha fazlası için Bir Ayet Hadis Dua uygulamasını hemen indir; Google Play: https://birayethadisdua.page.link/app?dua=+/18kQgb/dQ=
[20/5 23:34] Ömer Tarık Yılmaz: Duaların sonunda söylenen Âmin! mü'min kullarının dili üzerinde Âlemlerin Rabbinin mührüdür. Hadis-i Şerif
[20/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Ayeti
...Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.
(En’âm, 6/162)
[20/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hadisi
Kıyamet günü Yüce Allah: ‘Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyarete gelmedin!’ der. Buna şaşıran insan: ‘Ey Rabbim! Sen alemlerin Rabbisin. Seni nasıl ziyaret edebilirdim ki?’ şeklinde cevap verir. Yüce Allah: 'Bilmiyor muydun? Falan kulum hasta oldu sen onu ziyarete gelmedin. Ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun? der.
(Muslim)
[20/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Duası
Allah’ım! Günahımı bağışla, evimi, yurdumu geniş ve rahat eyle ve rızkımı benim için bereketli eyle.
(İbn Ebî Şeybe)
[20/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Vaktin Esmaül Hüsnası
El-Müzill
Boyun eğdiren, zelil eden, alçaltan
[20/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: Günün Hikayesi
Kesik El
Zamanında kıtlık oldu. Bir fakir, bir zenginin kapısına gelip.
- Allah rızası için bana bir parça ekmek veriniz, dedi.
O fakir kimsenin istemesine dayanamayan zenginin kızı, taze bir ekmek çıkarıp verdi. Sonra zengin baba hışımla niçin taze ekmek verdin diye kızının elini kesti.
Cenabü Rabbül Alemiyn o zenginin halini değiştirdi. Onu fakir kıldı ve fakirin eline düşecek duruma getirdi. Zengin zillet halinde öldü. Kızı ise kapıları dolaşarak bir şeyler topluyordu.
Bir gün bir zengin kimsenin kapısına geldi. Evin hanımı kızı çok güzel görüp oğluna alıvermeyi düşündü ve kızı içeri aldı. Oğlu da münasip görüp onunla evlendi. Onu zinnetledi. O gece bir sofra kurup yemeğe oturduklarında, kız, yemek için sol elini çıkardı.
Kocası:
'Fakirler görgüsüz olur' diye düşündü ve sağ elini çıkarmasını emretti. Kız yine sol elini çıkardı. Bir kaç defa kocası sağ elini çıkar diye ısrar etti. O anda o kızın içinden bir his ona 'sen sağ elini çıkar' dedi. O zaman kız Allahü Teâlânın kudretiyle sağ elini bitişmiş olarak çıkardı ve kocası ile beraber yemeklerini yediler.
(İyiliğin mükafatını anla!)
[20/5 23:35] Ömer Tarık Yılmaz: 'Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım, kalbimi dininin üzerinde sabit kıl.' (Tirmizî)
يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِى عَلَى دِينِكَ
Ya muqallibel kulubi sebbit qalbi ala dinik.
[20/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: Kim (günde) yüz defa 'Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.' (Allah'tan başka ilâh yoktur, O'nun hiçbir ortağı yoktur, mülk O'nundur ve hamd O'nadır. O'nun her şeye gücü yeter.) derse bu, o kimse için on köleyi azat etme sevabına denktir. Ona yüz iyilik yazılır ve yüz günahı silinir. (Bu söyledikleri) o günün akşamına kadar onun için şeytana karşı bir sığınak olur. Bundan daha fazlasını yapan kişiden başka, hiç kimse onun bu yaptığından daha faziletli bir iş yapamaz.
(Buhârî, Deavât, 64)
[20/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: BATILI GÖZÜYLE........... MÜSLÜMAN - HIRİSTİYAN
“Osmanlı pâdişahının ülkesinde herkes kendi hâlinde bahtiyar olabilirdi. Mutlak bir dînî hürriyet hüküm sürerdi ve kimse şu veya bu inanca sâhip olduğundan dolayı güçlükle karşılaşmazdı...”
F. Babinger (15. yüzyıl)
“Birçok Hıristiyan, adâleti ağır ve kararsız olan Hıristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak, Osmanlı ülkelerine gelip yerleşiyorlardı...” F. Dowey (16. yüzyıl)
İngiltere’nin CITY Üniversitesi’nde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. A. Elison, 1987’de Kahire’de yapılan bir konferansın son oturumunda söz alarak dedi ki:
“Saygıdeğer ilim adamları!
Şahit olunuz ki: Ben de İslâmiyetin Allah katından geldiğini itiraf ediyorum. Hazret-i Muhammed’in hepimizin hidâyeti için gönderilen son Peygamber olduğundan şüphem yoktur. Şu andan itibaren, Müslüman olduğumu açıklamakla şeref duyarım...” Prof. Dr. A. Elison
“Hıristiyan milletler hesabına esef ederim ki, bunlar dînî müsadekârlığı Müslümanlardan öğrenmeye muhtaçtırlar...”
Rahip Michoud
“İslâm dîni bir güneş gibi parladı. Hindistan’dan Granada’ya kadar, büyük bir dünya parçasını, karanlık dünyayı aydınlattı.” demektedir.
Thomas Carlyle
Peygamber efendimiz için; “İnsanların büyüklüğünü ölçmek için kullanılan bütün mikyaslarla ölçülsün. Acaba O’ndan daha büyük bir insan var mıdır? Olamaz!..” Lamartine
“15 Temmuz 1099’da Kudüs alınınca; adamlarımızın merhametli olanları, Müslümanların kafalarını kesiyorlardı. Merhametsiz olanları ise, onları canlı canlı ateşe atarak daha uzun sürede öldürüp işkence yaptılar. Şehrin sokakları, kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu...”
Aguiles'li Raymund
Halbuki; Halîfe Ömer (radıyallahü anh) Kudüs'ü aldığı zaman hıristiyanlara dokunmamıştı...
,Yandaki kibritlerden iki tanesinin yerini değiştirerek eşitliği sağlayabilecek misiniz? (Cevabı yarın)
20.05.2023 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[20/5 23:36] Ömer Tarık Yılmaz: Ravi: Ebu Musa (ra)
Bir oğlum doğmuştu. Hemen Resulullah (sav)'a getirdim, İbrahim ismini verip bir hurma ile tahnikde bulundu. Sonra da 'Mübarek olsun' diye dua buyurdu ve çocuğu bana geri verdi. Bu çocuk, Ebu Musa'nın en büyük evladı idi.
Bu hadisin yer aldığı kitaplar: Buhari, Akika 1, Müslim, Adab 24, (2145)
Hadisin Açıklaması:
Ebu Talha, Hz. Enes'in annesi Ümmü Süleym'in ikinci kocasıdır. Doğan Abdullah, anne bir kardeşi olmaktadır.
Bu hadiste birçok mesele var:
1- Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ev hizmetlerine katılması. Burada deve tımarı görülmektedir. Mevki ve makamı ne kadar yüce olursa olsun, kişinin bu çeşit şahsî işlerini görmesi, şerefini düşürmez.
2- Yeni doğan çocuğun tahnîki: 'Tahnik ağızda bir şeyi çiğneyip yumuşattıktan sonra çocuğun ağzına aktarılması, onunla damağının oğulmasıdır. Böylece çocuk, gıdasını almada ilk temrini yapmış olur. Tahnik'i kurumuş hurma ile yapmak efdaldir. Bulunmadığı takdirde taze, yaş hurma ile de yapılabilir. Bunlar yoksa arı balını tercîh etmelidir. Bal da bulunmadığı takdirde tahnik'in, ateş görmemiş tatlı bir şeyle olması tercih edilmelidir.
Tahnik sırasında çocuğun ağzını açması, böylece konan şeyin midesine gitmesi gereklidir, buna dikkat edilmelidir.
3- Tahnik ve tesmiye işini sâlih birisine yaptırmak müstehaptır.
4- Çocuğun ismini doğduğu gün koymak câizdir.
[20/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Her kim de Allâh’ın şeâirine (muhterem kıldığı alâmetlere; mukaddesâta) ta’zîm (hürmet) ederse, şüphesiz o kalplerin takvâsındandır. (Hac Sûresi, âyet 32)
[20/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allahşın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir. Ravi: Tirmizi, Kıyamet 19
[20/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır. (Buhari, bunu bir babın başlığında kaydetmiştir.)
Kaynak : Buhari, Büyu 19
( Sen de oku : bit.ly/Hadisiserif )
[20/5 23:37] Ömer Tarık Yılmaz: 376- عَنْ أنس بْنِ مَالِكٍ
عَنِ النَّبِيِّ
قال : ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بهن حَلاَوَةَ الإيمان : أن يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أحب إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا, وَإن يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إلا لِلَّهِ, وَأن يَكْرَهَ أن يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بعد أن أنقذه الله منه, كَمَا يَكْرَهُ أن يُقْذَفَ فِي النَّارِ.
376: Enes ibni Malik (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Bir kimsede üç özellik tam olarak bulunursa imanın tadını tadar. Allah ve Rasulünü herkesten fazla sevmek, sevdiğini Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi istememek, tehlikeli görmek.” (Buhari, İman 9, Müslim, İman 67)
377- عَنْ أبي هُرَيْرَةَ
عَنِ النَّبِيِّ
قال : سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إلا ظِلُّهُ : اِمَامٌ عَادِلٌ, وَشَابٌّ نَشَأَ بِعِبَادَةِ اللَّهِ, وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسَاجِدِ, وَرَجُلان تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ, وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ, وَرَجُلٌ دَعَتْهُ أمرأَةٌ ذَاتُ حسن وَجَمَالٍ, فَقال : إني أخافُ اللَّهَ, وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَة,ٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ ُ يَمِينُه َرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ.
377: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah yedi tür insanı arşının gölgesinde barındıracaktır.
Adaletli devlet başkanı,
Allah’a ibadet ve itaat ederek yetişen genç,
Kalbi mescidlere bağlı kimse,
Allah için sevişip bu uğurda bir araya gelip ayrılan kişiler,
Makam ve güzellik sahibi bir kadının zina çağrısını, Ben Allah’tan korkarım diyerek reddeden kimse,
Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse.
7- Kendi başına kaldığında Allah’ı anarak gözyaşı akıtan kimse. (Buhari, Ezan 36, Müslim, Zekat 91)
378- وَعَنْهُ قال : قال رسولُ الله
: إن اللهَ تَعَالَى يَقُولُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : اَيْنَ الْمُتَحَابُّونَ بِجَلاَلِى؟ الْيَوْمَ اُظِلُّهُمْ فِى ظِلِّى, يَوْمَ لاَ ظِلَّ إلا ظِلِّى.
378: Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah kıyamet gününde:
[20/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: Bizim orucumuz ile Ehl-i Kitab'ın orucu arasındaki fark, sahur yemeğidir, demiştir.
-Müslim, Sıyâm, 46
Günlük Hadis Uygulamasını
Ücretsiz İndir:
https://dailyhadith.page.link/y1E4
[20/5 23:38] Ömer Tarık Yılmaz: [Hadis No : 3585]
Sâbit İbnu Ebi Safiyye anlatıyor: 'Ebu Cafer'e -ki Muhammed el-Bâkır'dır- dedim ki: 'Hz. Câbir radıyallahu anh, sana Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın uzuvlarını birer birer, ikişer ikişer ve üçer üçer yıkayarak abdest aldığını söyledi mi?'
Bu soruma: 'Evet!' diye cevap verdi.'
Bir rivâyette de: 'Birer birer yıkayarak abdest aldı mı?' diye sordum; 'evet!'' diye cevap verdi'' şeklinde gelmiştir..
Tirmizi, Tahâret 35 (45, 46)
İslami Uygulamalar islamiuyg@gmail.com
[20/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Sonra resûllerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (Ey Muhammed!) Aynı şekilde üzerimize bir hak olarak, inananları da kurtaracağız. - Yûnus - 103. Ayet
[20/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Bir müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması helâl değildir: İki müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Halbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir. - Buhârî, Edeb, 62, İsti'zân, 9, Müslim, Birr, 23, 25, 26, Ebû Dâvûd, Edeb, 47, Tirmizî, Birr, 21, 24
[20/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: 'Bana Allah yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na güvendim ve O, büyük Arş’ın Rabbidir.' - (Tevbe, 9/129)
[20/5 23:39] Ömer Tarık Yılmaz: Osmanlı kültür ve medeniyetinin en zarif detaylarından birisi olan kuş evleri, Türk mimarisinin inceliğini ve zarafetini yansıtması açısından oldukça önemli eserlerdendir. Ecdadımızın kuşların barınması için binaların dış cephelerine yaptırdıkları bu küçük evler, yaratılmış bütün canlılara karşı şefkat, merhamet ve koruma düşüncesi ile özellikle 16. yüzyıldan itibaren inşa edilmeye başlanmıştır. En güzel ve en sanatkârane örnekleri İstanbul’da Süleymaniye, Beyazıt, Yeni Cami ve Topkapı Sarayı’nın dış avlusundaki Darphâne-i Âmire’de bulunan bu minyatür eserlere, Doğu Beyazıt, Tokat, Amasya, Bursa, Edirne şehirleri başta olmak üzere Anadolu’nun her köşesinde rastlayabilmek mümkündür. Yapılış biçimleri bakımından oldukça çeşitlilik gösteren serçe sarayları medrese, cami ve türbelerde yer alabildiği gibi, sivil mimaride de uygulama alanı bulmuştur. Çoğu zaman sıva, ahşap, tuğla veya taştan özel işlemelerle hazırlanmış Osmanlı medeniyetinin bu en küçük sarayları, yapıların kuzey rüzgârı almayan cephelerine ve kuşların düşmanlarının ulaşamayacağı yüksekliklere, güneşten ve yağıştan korunmaları için geniş saçakların, kornişlerin ve konsolların altına yerleştirilmiştir. - OSMANLI’NIN KÜÇÜK SARAYLARI: KUŞ EVLERİ
[20/5 23:40] Ömer Tarık Yılmaz: Muaşeret (Güzel Geçinme) Âdâbı
15- İslam dini, insanların muaşeretine (birbiriyle görüşüp konuşmalarına, toplum halinde medeniyet üzere yaşamalarına) büyük bir önem vermiştir.
Müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde samimiyet, tevazu, sadelik, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi ve hayırseverlik bir esastır.
16- İslamda halk ile geçinmenin çeşitli yönleri ve dereceleri vardır. Bunların bir kısmı şunlardır:
1) Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalbli olmak. Bir müslüman daima güleryüzlü bulunur. Hiç bir kimseyi asık bir yüzle karşılamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Şüphe yok ki, Allah yumuşak huylu, açık yüzlü kimseyi sever.'
2) Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Müslüman odur ki, dilinden ve elinden müslümanlar selamette bulunur.
3) İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.
Bir hadîis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sıddîkların (özü-sözü dosdoğru olanların) derecelerine geçmek istersen, senden ilgiyi kesene bağlan, senden esirgeyene sen ver, sana zulmedeni de bağışla.'
4) Dargınlığa hemen son vermek. Müslümanlar arasında bir dargınlık olursa hemen barışırlar, birbirlerinden üç günden ziyade ayrı kalmazlar. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık ve kin duyguları yaşamaz. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Üç günden ziyade kardeşine dargın kalmak bir müslümana helal olmaz.'
5) Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak. Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık olduğunu görünce aralarını bulmaya ve küskünlüğü gidermeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Sadakanın en faziletlisi, dargınların aralarını bulup düzeltmektir.'
6) İnsanların kusurlarım araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak. Müslümanlar kimsenin kusurlarını araştırmazlar. Kimsenin ayıbını ve kusurunu araştırıp ortaya çıkarmaya ve göstermeye çalışmazlar. Buna aykırı hareket dinde yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul bir kulun kusurunu örterse, Allahü Teala Hazretleri de onu kıyamette örter. (günahlarını açığa vurmaz).'
7) Dostları arkalarından savunma. Bir müslüman gerektiğinde dostlarını, din kardeşlerini arkalarından savunur. Onlar hakkındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:
'Bir kul kardeşine yardımda bulundukça, kendisine de Allah daima yardım eder
[20/5 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: biraz açıklayalım: Rahmân, yüce Allah'ın bir özel ismi olduğundan dolayı ezeli ve ölümsüzlüğü içine alır. Bundan dolayı, bu cins rahmet, merhamet ve nimet vermenin kullardan ortaya çıkması düşünülemez. Rahim ise yalnız Allah'a ait olmadığından sonsuzluğu gerektirmez. Ve bundan dolayı
böyle bir merhametin ve nimet vermenin kullar tarafından da yapılması düşünülebilir. Demek Rahmân'ın rahmeti bir şarta bağlı değil iken, Rahîm'in rahmeti şarta bağlıdır, şarta bağlı olarak gerçekleşir.
Rahmân olmanın Allah'a mahsus olması ve ondan başkasına ait bir özelliği ilgilendirmemesi ve ancak izafet ile amel etmesi, bütün âlemlerde bir şeyi şart koşmadan genel bir mânâ ifade eder. Yüce Allah Rahmân olduğu için ezelî rahmeti umumîdir. Her şeyin ilk yaratılışı ve icadında almış olduğu bütün fıtrî kabiliyet ve ihsanlar Allah'ın Rahmân oluşundan kaynaklanan izafî oluşlardır. Bu itibarla içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisi ve cebrîdir. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahmân'a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kâinattaki her şey Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah'ın Rahmân oluşu bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, hayvanlarından insanlarına, çalışanlarından çalışmayanına, itaat edeninden isyan edenine, mümininden kâfirine, Allah'ın birliğine inananından Allah'a şirk koşanına, meleklerinden şeytanına varıncaya kadar âlemlerin hepsi Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur ve bu itibarla korkudan kurtulmuştur. Fakat bu kadarla kalsa idi, ilim ile bilgisizliğin, hayat ile ölümün, çalışma ile boş durmanın, itaat etme ile isyan etmenin, iman ile küfrün, nankörlük ile şükrün, doğru ile eğrinin, adalet ile zulmün hiç farkı kalmamış olurdu. Ve böyle olsaydı kâinatta iradeyi gerektiren iş ve hareketlerden hiçbir iz bulunmazdı. İlim ve irade ile, çalışma ve çabalama ile ilerleme ve yükselme imkanı ortadan kalkardı ve o zaman hep tabiî olurduk, tabiatçılardan (Natüralistlerden), cebriyecilerden olurduk. Hem kendimizi, hem de Allah Teâlâ'yı yaptığı şeylerde mecbur görürdük. Tabiatı, rahmetin gereğine mahkum tanırdık. Çünkü ne onun, ne bizim irade ve seçme hürriyetimizden bir iz bulamazdık, duyduğumuza gidemez, bildiğimizi işleyemez, arzularımızın yanına varamazdık, bütün hareketlerimizde bir taş veya bir topaç gibi yuvarlanır durur veya bir ot gibi biter, yiter giderdik. Ahlata armut, idris ağacına kiraz, limona portakal, Amerikan çubuğuna çavuş üzümü aşılayamazdık; tarlamıza ekin ekemez, ekmeğimizi pişiremez, rızıklarımızı, elbisemizi ve diğer ihtiyaçlarımızı sanatlar ve ustalıklar (meslekler) vasıtası ile elde edemezdik; göklere çıkmaya özenemez, cennetlere girmeye çare bulamazdık; hayvan gelir, hayvan giderdik. Bu şartlar altında ise Allah'ın Rahmân
oluşu mutlak bir kemâl olmazdı. Bundan dolayı yüce Allah'ın kendi irade ve istediği şekilde davranmasını göstermesi ve onun bir eseri olarak irade sahibi varlıkları yaratması ve onları güzel irade ve isteklerine göre terakki ettirerek rahmetinden nimet içinde büyümeleri ve ondan faydalanmaları ve aksi takdirde ise kötü irade ve çalışmalarına göre nimetlerden mahrum etmekle, onları elem ve ceza ile cezalandırması, o iradelerin toplamının kendi iradesi ile uyum ve ahengini sağlaması ve onlara da rahmetinden bir pay vermesi hikmet gereği olurdu. İşte tabiata ait bir hikmetin değil, ilâhî bir hikmetin eseri olan bu mükemmellik gerçeğinden dolayı yüce Allah, Rahmân olmasından başka bir de Rahim
[20/5 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: 3684 - Ubey İbnu İmâre (radıyallahu anh) -ki bu Sahâbi, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte her iki kıbleye namaz kılan ilklerdendir- anlatıyor: 'Bir gün Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek sordum:
'Ey Allah'ın Resulü! Mestlerimin üzerine meshedeyim mi? ''
'Evet!'' buyurdular. Ben tekrar:
'Bir gün mü?'' dedim.
'Bir gün!'' buyurdular. Ben tekrar:
'İki gün (olsa)?'' dedim.
'İki gün!'' buyurdular. Ben tekrar:
'Üç gün (olsa)?'' dedim.
'Evet! dilediğin kadar!'' buyurdular.''
3685 - Bir rivayette de '..Hatta yediye kadar ulaştı. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), sonunda:
'Evet! Sana uygun geldiği kadar!' buyurdular.'
Ebu Dâvud, Tahâret 10, (158).
3686 - Huzeyme İbnu Sâbit (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
'Mest üzerine meshetmenin müddeti yolcu için üç gündür. Mukim için bir gün bir gecedir!' (Bir başka rivayette şu ziyade gelmiştir
[20/5 23:41] Ömer Tarık Yılmaz: arpa, arpadan buğday çıkmaz elbet!
Onun hastalığı, iliğine, kemiğine işlemişdir. İlâc fâide vermez. Temelinden bozukdur, ta’mîr ile düzelmez. Bir şeyin özünde, yapısında bulunanlar, ondan ayrılmaz. Fârisî mısra’ tercemesi:
Habeşden siyâhlık ayrılmaz, çünki kendi rengidir.
Ne yapılabilir, Bekara, A’râf, Tevbe, Nahl sûrelerinde ve Rûm sûresinin dokuzuncu âyetinde, (Allahü teâlâ onlara zulm etmedi. Fekat onlar kendilerine zulm ediyorlar) buyuruldu.
Evet, tam iyiliğe karşı tam kötülük lâzımdır. Böylece iyilik tam olarak meydâna çıkar. Herşey, zıddı ile, tersi ile anlaşılır. Hayr ve kemâl hâzır olunca, bunlara şer ve naks lâzım olur. Çünki, iyiliğe ve güzelliğe elbette ayna lâzımdır. Birşeyin aynası onun karşısında olur. Bundan dolayı iyiliğin aynası kötülükdür. Aşağılık da, üstünlüğün aynasıdır. Bunun içindir ki, birşeyde aşağılık ve kötülük ne kadar çok olursa, iyiliğin ve üstünlüğün o şeyde görülmesi de, o kadar çok olur. Şaşılacak şeydir. Yukarıda saydığımız kötülükler iyiliğe döndüler. Bu kötülükler, bu aşağılıklar, iyiliklerin ve üstünlüklerin yeri oldu. İşte bunun için, abdiyyet, kulluk makâmı, her makâmdan dahâ üstündür. Çünki, bu söylediklerimiz, (Abdiyyet makâmı)nda tamdır ve en çokdur. Sevilenleri bu makâma indirmekle şereflendirirler. Sevenler, görmenin zevkinden tad almakdadır. Kulluğun tadını almak ve ona alışmak ise, sevilenler içindir. Sevenler, sevgiliyi görmekle râhatlanır. Sevilenlerin râhatlığı ise, sevgiliye kul olmakdadır. Onlar kulluğa alışarak bu devlete kavuşdurulur. Bu ni’metle şereflendirilir. Kulluk meydânında yarışanların başı, din ve dünyânın efendisi, geçmişlerin ve geleceklerin en üstünü ve âlemlerin Rabbinin sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâmdır. Bir kimseyi, ihsân ederek, acıyarak bu devlete, bu ni’mete kavuşdurmak isterlerse, ona Resûlullaha tam uyabilmek ni’metini verirler. O serve
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N