Menü tarıkhaber
SELAHATTİN ALTINTAŞ

SELAHATTİN ALTINTAŞ

Tarih: 03.06.2023 01:33

Günün yazısı

Facebook Twitter Linked-in

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam kendisi En güzel şekilde Allah'a kulluk ettiği gibi, bize de nasıl kulluk yapacağımızı öğretmiştir.

Hakiki şeyh, mürşid ve alimlerin de vazifesi aynıdır. Ve bunun karşılığında hiç kimseden birşey istememektir.Şeyhin ve mürşidin vazifesi ayine gibi gelen feyizleri sana yansıtmak ve senin Rabbine yakınlaşman için rehberlik etmektir.
Böyle şeyh ve mürşidi bulursan iyi yapış.
Üstad hzleri bunu çok güzel yapmış adeta kendisi hiç görünmemiş ve görünmemektedir.Karıncayı boş bırakmayan Allah Celle celalühu kâfirleri de boş bırakmaz, insanlığın faydasına olacak pek çok işlerde çalıştırır, ücretlerini de verir.Köle sahibi kadar zengindir!
 
Eğer sen de Allah'a güzel bir kul ve köle olabilirsen sonsuz zengin olursun.*
 
1766.Efendim halk düzelirse sistemde düzelir idarede düzelir demek Boşuna beklemektir.
Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Mekke'deki müşrik sisteminin değişmesi için halkın değişmesini beklemedi. Medine'de ordusunu topladı geldi ve o sistemi bir günde yıktı. Demedi nasılsanız o şekilde idare olunursunuz ve halkın düzelmesini beklemedi..
 
O zaman sen de beklemeyeceksin. Yapacağın birşey varsa yapacaksın.İsa as'ın dünyaya geldiği zaman, daha beşikte iken ilk sözü 'Ene Abdullah.....' olmuştur.
Yani ' Ben Allah'ın kuluyum.....'
 
Yani ben ilahım demedi, ben Allah'ın kuluyum' dedi.
O zaman Ona ilah diyenler Ona iftira atıyorlar.HATIRALAR:
 
Yavuz Bülent BAKİLER: 
 
      Hocanın elini öpüp İstanbul’dan ayrıldım. Ben Kastamonu’ya döndükten bir süre sonra, tekkeler ve türbeler kapatıldı. 
      Esad Efendinin dedikleri bir bir çıkmaya başladı. Dindarlar göz hapsine alındı. Kur’an kursları yasaklandı. 1928 yılında Harf inkılabı ilan edilince, biz Kastamonu’da iki dehşetli hadiseyle karşı karşıya kaldık: 
 
Vali tellal bağırttırdı:
“Ey ahali! Bundan sonra hiç kimse Arap alfabesiyle okuyup-yazmayacak! 
Arap alfabesi yasaklanmıştır. Kimin evinde eski Türkçeyle yazılı kitap varsa getirip vilayete teslim etsin! Evlerinde, dükkânlarında eski Türkçe eser bulunduranlar şiddetle cezalandırılacaktır! 
Duyduk duymadık demeyin haaa!”
Halk korku içindeydi. Bazı kimseler, evlerindeki eski Türkçe kitapları, bahçelerinin bir tarafına gömdüler. Bazı kimseler, o kitapların değerine bakmadan götürüp sulara attılar. Bazı kimseler de getirip vilayetteki yetkililere teslim ettiler.(Moğol baskınları ile yakıp yıkılan nice değerli kütüphanelerimizin hikayesi ciğerlerimizi dağlarken o günün şartlarındaki uygulamaya ne demeli) 
 
Gözlerimle gördüğüm dehşetli bir hadiseyi hiç unutamıyorum: 
 
Hacı Kadı Camiinin (Ferhat Paşa Camii) kitaplığında, binlerce kitap vardı ki hepsi de eski harflerle yazılıydı. O kitaplar arasında el yazması çok kıymetli eserler, salnameler, cönkler, divanlar, padişah fermanları, ilim ve fen kitapları da bulunuyordu. Bir gün o eserlerin hepsini, belediyenin gübür (çöp) arabalarına abur-cubur yığarak şehrin dışına çıkardılar ve orada hepsini birden cayır cayır yaktılar. Dersaadetten gelen padişah fermanları, gümüş çerçeveliydi. 
 
Kitap yangınına o gümüş çerçeveli fermanlar da atıldı. Halk üzerinde öyle büyük bir korku vardı ki, oradaki vazifelilerden hiçbiri, cesaret edip de o gümüş çerçeveleri olsun alamadı. Kastamonu, sanki yunan işgaline uğramıştı.
 
Artık, Kur’an okumak da, okutturmak da suç sayılıyordu. 
 
Sokaklarda zaman zaman şöyle manzaralarla karşılaşıyorduk: 
 
Bekçiler veya jandarmalar önünde bir cami imamı görüyorduk. 
 
Adamın elleri kelepçeli olurdu. Bazen de bilekleri bir dana ipiyle bağlanırdı. Koltuğunun altında suç unsuru olan bir Kur’an-ı Kerim bulunurdu. İmamın yanında da 8-10 yaşlarında üç beş çocuk yürürdü. Adamın suçu: Çocuklara Kur’an okumayı öğretmekti.
 
Bu kitap yakma işinden sonra sıra vakıf eseri olan camilerimizin satışına geldi. 
 
Diyeceksiniz ki, “vakıf eseri hiç satılır mı? Vakfeden kişilerin maksatları dışında kullanılır mı?” Devir, başka devir beyefendi! Memlekette muhalefet yok! 
Muhaliflerin kafaları koparılıyor! Muhalifler zindanlara atılıyor! Padişahlık kaldırılmış ama herkes bir padişah gibi!
 
Kastamonu’da yaşadığım dehşet verici ikinci hadise vakıf eseri olan camilerimizin satılması oldu .
 
1930’lu yıllarda şehrin içinde 42 veya 44 camimiz vardı. 
Devrin valisi, bu camilerden 33’ünü satışa çıkardı. Satışı istenen camiler arasında, bizim Yılanlı Camimiz de vardı. Onu, belki üç yüz sene önce, benim dedelerim hayır için yaptırmışlar ve halkın ibadetine cami olarak vakfetmişlerdi. Şimdi o yetkili geliyor, sanki Yılanlı Camii kendi babasının tapulu malıymış gibi, onu satışa çıkarıyordu, iyi mi? 
 
Biz kendi camimizi devletten, o zamanın parasıyla beş bin liraya yeniden satın aldık ama onun cami özelliğini katiyen bozmadık. Onu yine cami olarak halkın ibadetine açık tuttuk. Satılan otuz üç camiden, bu gün sadece üç tanesi ayaktadır: Biri bizim Yılanlı Camimizdir. Diğer ikisiyse: Karanlık Camiyle, Keskin Efendi Camii!
Diyeceksiniz ki öteki camiler ne oldu? Onlar, yeni sahipleri tarafından yıkıldılar. Yerlerine ya ev yapıldı ya dükkân ya bahçe! 
 
Şimdi burada belirteceğim önemli bir husus var: 
Ben, ömrüm boyunca, çeşitli tecellilere şahit oldum. Vakıf eseri o otuz camiyi devletten satın alarak yıktıranların hepsi de perişan oldular. 
 
Vallahi billahi onlardan kimisi iflas etti. Kimisi, amansız hastalıkların pençesinde inleye inleye öldü. Kimisi zürriyetsiz kaldı. Zamanla dilenenleri bile gördüm. Kimisi de paraya pula rağmen huzurunu kaybetti. Bir lokma ekmeği, ağız tadıyla yiyemedi.
 
O 1930’lu yıllardı, halk, korkusundan Cuma namazlarına bile gelemiyordu. 
 
Hazin hatıralarımdan biri de şudur: Ben, bizim Yılanlı Camimizde müezzinlik yapıyordum. 
Camimizin bir de imamı vardı. Vakit namazların genellikle ikimiz kılardık. Ama Cuma namazı için en az üç kişi olmak lazım! 
Cuma vakti girince kalkıp ezan okuyordum. Görüyordum ki üçüncü kişi yok. Kapının önüne çıkıp gelene gidene yalvarıyordum. “Yahu biriniz Allah rızası için gelin de cemaat olup Cuma namazını kılalım!” diyordum. 
Halk ürküyor, omuz silkip geçiyordu.
Kastamonu bir gâvur işgaline uğramış olsaydı, halk bu zulme karşı direnirdi. Ama kendi yöneticilerinin zulmü önünde kan kusuyor, “kızılcık şerbeti içtim!” diyordu.
 
El yazması eserlerimiz, kitaplarımız yakıldıktan, camilerimiz satıldıktan sonra sıra kıymetli halılara ve antika eşyalara geldi. 
 
Size hangisini anlatsam beyefendi? Musa Fakih veya Zihnizâde Camiinin çok güzel ve çok büyük bir halısı vardı. 
Bütün Kastamonu, o halının vakti zamanında beş yüz altına alındığını bilirdi. İşte o güzelim halıyı bir gün, Zihnizade Camiinden alıp valinin makam odasına serdiler. İtiraz etmek kimin haddine düşmüş. 
Halı, bir süre valinin ayakları altında kaldı. Sonra bir gün nasıl olduysa o nadide halı, vilayet konağından, hem de valinin makam odasından çalınıp gitti. 70-80 metrekare büyüklüğünde bir halıyı tek başına kim dürebilir, tek başına kim omuzlayabilir ve sonra hiç kimseye görünmeden vilayet konağından kim sıvışıp gidebilir? 
Hiç kimse, o halının, bir gece yarısı, nasıl kanatlanıp uçtuğunu öğrenemedi! 
Hiç kimse, o modern hırsızlık üzerine yürümek cesareti gösteremedi.
 
Kastamonu halkı “Bizim o antika halımız ne oldu?” diyemedi. 
 
Zamanın Kastamonu valisi de o müthiş hırsızlık üzerinde hiç durmadı. 
Sanki odasından, eski, günü geçmiş bir gazete parçası alınıp götürülmüş gibi bir tavır takındı. Polisler, eskici pazarlarında bir-iki dükkâna şöyle bir girip çıktılar, sonra onlar da işin peşini bıraktılar. Halının nerede, kimin evinde dürülü kaldığını çok iyi bildikleri halde oralara yanaşamadılar. Hatta çalınan halının çok yakınlarında nöbet tuttular. Hırsızlığa göz yumdular.
 
Ah biz ne günler yaşadık beyefehndi! 
 
Rabbim, milletimize ve devletimize o karanlık günleri bir daha göstermesin!”Genelde insanlar çeşitli işlerde çalışırlar, ekerler, dikerler, üretirler, icad ederler vs. Maksadları para kazanmak ve geçimlerini temin etmektir. Onlar bunun için çalışırlar.
Halbuki Allah Celle celalühu onları binler hikmet için o işlerde çalıştırır.
İnsan farkında olmadan o hikmetler için çalışıp hizmet eder.Yeni neslin canavarlığı burdan geliyor; yemeği ağzına kadar götürürsen, ayakkabısını sen giydirirsen böyle olur..devam edin..Yıllardır burada yazıyorum, ikaz ediyorum; bu kadar isyan eden bir milleti rahat ettirmezler!
Gördüğünüz gibi ettirmiyorlar.
 
Görüyorsunuz millet ne yapacağını şaşırdı... sahillerde çıplak gezerken iyiydiniz, evde dizi filmlerin karşısında iyiydiniz, Çarşı ve sokaklarda kızlar şortla gezerken iyiydiniz, düğünlerde Karşılıklı göbek atarken iyiydiniz,... 
Hiç sızlanmayın ..Insanlar gerçek hayattaki duruma göre değil beyinlerindeki bilgilere göre hareket ederler.
Mesela, anne Babanız uçak ile gitti, Siz de evinizde keyf ediyorsunuz. Sonra uçak düştü ve anne Babanız Öldü. Fakat sizin haberiniz yok. Sizin bundan haberiniz olmadığı için siz keyif etmeye devam edersiniz. 
Ne zaman ki haber size ulaştı Siz o zaman üzülürsünüz.
Demek bizler bilgimize göre, beynimizdeki duruma göre hareket ediyoruz. Bilmediğimiz işler bizim için yok hükmündedir amma onlar aslında gerçek hayatta var.
Diyelim adamın karısı kocasını aldatıyor, gerçek bu, amma adamın haberi yok. Adam hiç birşey yokmuş gibi davranır. Bilmediği için. Yani adam gerçek hayattaki duruma göre değil, beynine göre, bilgisine göre davranır.
Hepimiz böyleyiz. 
Mesela sen aynı sen amma birisi seni dost görür diğeri düşman.. gerçekte sen aynısın amma onlar farklı görür, beyinlerindeki bilgiye göre..
Öyleyse, çocuklarımızın beynine ne sokuyoruz, hatta bizim beynimize ne sokuyorlar dikkat etmek lazım. 
Bu konuda en büyük rolu televizyonlar ve basın oynuyor..toplumun beynini yanlış şeyler ile dolduruyorlar, kapatıverin..
Günümüzde buna algı operasyonu diyorlar..madem bunu yapıyorlar, beyninikorumaya al.
Eğer herşeyi bilseydik hayat alt üst olurdu. Bilmediğimizden böyle güzel devam ediyor.Cenab-ı Hak kuluna ihtiyaç verir, hastalık verir, sıkıntı verir; ta ki o kulu kapısına gelsin, istesin, yalvarsın...
O kul da Onun kapısına gider, dua ile çalar..
Maksad zaten budur. 
Şimdi Cenab-ı Hak bu kulunu kapısından boş çevirir mi, kapıyı açmamazlık eder mi, başka kaılara gönderir mi, başka kapı aratır mı?
Elbette, hayır.
Amma bazen kulunun yalvarıp istemesi çok hoşuna gider, yalvarması devam etsin diye kapıyı biraz geç açabilir...
O başka...1923 te yüzümüzü batıya çevirince ve islamiyeti terk edince dost ve düşmanlar da değişti.
Ülkemizi işgal eden gavurlar dost oldu, Allah'ın bizleri kardeş ilan ettiği müslümanlar düşman oldu. Ve hâla da öyledir.Fransadayım...
Koca koca otobüsleri, kamyonları, Tırları vermişler kadınlara, kadınları böyle ağır işlerde çalıştırıyorlar!
Çalışsınlar... acınmaz bu kadınlara..Fransa Nantes ten Rouen şehrine hareket edeceğiz. Burada öyle büyük otogarlar yok.. otobüse bindiğimiz yer burası...belediye otobüs durağı gibi bir yer.Kitap okumayan bir milletmişiz!
 
Öyle diyorlar! Buna bizi bile inandırdılar yahu. 
 
Bunu diyen adamlar yıllarca kitap yazan alimleri hapishanelere atmadılar mı? 
O alimlerin yazdığı kitapları okuyanları hapse atmadılar mı? 
Sonra da kitap okumayan bir milletmişiz!
Çünkü bunlar Kur'an okumayı kitap okumak saymazlar, hadis okumayı kitap okumak saymazlar, fıkıh kitaplarını okumayı kitap okumak saymazlar, dini kitapları okumayı kitap okumak saymazlar. Hatta bunları okumayı yasaklarlar, tarih şahittir! Okuyanları hapse atarlar,.... 
Yani bize de inandırdılar ki kitap okumuyormuş! 
Yazıklar olsun bu kafaya...Bu dünya öyle bir yerdir ki; çalışan çalışmaya doymaz, yatan yatmaya doymaz; iyilik yapan iyiliğe doymaz, zulmeden zulmetmeye doymaz, isteyen istemeye doymaz, veren vermeye doymaz...ve hakezaBugün Fransa-Rouen şehrine yakın bir kasabada kürd kardeşlerimizin yaptırdığı yeni bir camide sünnet yaptım.
Baktım onlar da ezan okuyor, onlar da beş vakit namaz kılıyor!
Baktım onlar da lâ ilahe illallah diyor, onlar da Peygamberimizi öven mevlid okuyor, onlar da çocuklarını sünnet ettiriyor.
Yani bu kürdler ile bizi Allah kardeş ilan etmiş.
Şimdi, bizi bu kardeşlerimiz ile hangi şerefsiz düşman etti?
Onların eline binlerce tır silah verip bize kim saldırtıyor?
Allah cc yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin dediği halde hangi şerefsiz onları bize dost göstermeyi başardı?
Hangi şerefsiz kardeşlerimizi bize düşman, düşmanları da dost gösterdi?
Bunu anlarsak herşey ortaya çıkacak. 
Ha gayret...Günümüz anne babaları sadece vücudu ile ilgileniyor..Laikler ne müslümanlıktan vazgeçebiliyorlar ne de gavurluktan!
Bir karar verseler de biz de kurtulsak onlar da...Allah istese yeryüzünü bir anda Karıncalar ile doldurur, isterse sinek ile doldurur, isterse yılanla doldurur, isterse fare ile doldurur... bunları yapması için sebebe ihtiyaç yoktur.
 
Peki neden böyle olmuyor , neden hepsi düzgün ve ölçülü bir şekilde devam ediyor, Neden bunlar dünyayı istila etmiyorlar, halbuki hepsinde dünyayı istila etme kabiliyeti var. Hatta hadis ile sabittir, ki deniz günde kaç defa Allah 'tan izin istiyor insanların üzerine yürümek için.
 
Çünkü hepsinin dizgini Allah'ın elindedir. Siz zannediyorsunuz dünyayı biz idare ediyoruz, hayır dünyayı Allah İdare ediyor!
Hepsi bu...İnsan, haramsa yapmam, deyiverse, hem dünyada hem de ahirette kurtulur. 
Çünkü ayet var, cennet müttakiler için hazırlanmıştır.Aile hekimlerimiz randevu ile çalışıyor. Amma hastalık randevu beklemiyor. 
Hastasınız , bugün cuma, randevu yok. Pazartesiye veriyor. 
Randevu alamıyorsunuz. Doktorun oraya bir umud gidiyorsunuz. Her hastaya 10 dk ayırıyorlar. Doktor önceki hastanın ilacını bir dakikada yazmış..9 dakika boş oturuyor ve sizi muayene etmiyor. Randevun yok diyor.
Söyleyin bunları bu kadar vicdansız hangi sistem yetiştirdi?
(İstisnalar hariçtir)İpin ucu kaçmıştır!...
Günümüzdeki problem gençlerin erken evlenmesi değil, özellikle kızların geç evlenmesidir ki bütün pisliğin kaynağı budur. 
Diyanet de çıkıyor hutbede 'kızlarınızı erken evlendirmeyin' diyor. Desene kızlarımız geç evleniyor, fuhuş aldı başını gidiyor' diyemezler!
Halbuki peygamberimiz Sallallahu Aleyhi vesellem 'kızlarınızı evlendirmede acele edin' diyor.
Bunlar iyice yollarını şaşırdılar. Doğrusu yuh olsun bunlara..Bugünkü hutbe ile diyanet baltayı taşavurmuş, belkide kuruluş amacını yerine getirmiştir. Zira;
 
Dinimiz acele şeytandandır ancak beş yerde hariç demiştir. Bunlardan birisi 'kızlarınızı evlendirmede acele edin' demiştir.
 
Şimdi ise zaten kızlar neredeyse 30 yaşına kadar evlenmiyorlar. Bu yüzden ahlaksızlık almış başını gitmiştir.
Bütün bunlara rağmen sen ey diyanet; Türkiye çapında Allah'ın evlerinde, peygamber makamında tamamen dine zıt hutbe verdirdin.
 
Bugün ahkaksızlık, fuhuş almış başını gidiyor, baş sebebi kızların geç evlenmesi diye hutbe vermen gerekirken bir de kalkmışsın kızlarınızı erken evlendirmeyin diyorsun.
 
Bu manevi ve büyük bir cinayettir. Mutlaka bedelini ödersiniz.Adam cemaatlerin kökünü kazıyacağız demişti..
Kazıyorlar....
Yoksa 20 sene önce olduğu söylenen bir olay bugün gündeme getirilip cemaatlere ve müslümanlara hücum edilmezdi...
 
Halbuki böyle bir olay olmuş olsa bile bunun ne din ile alakası vardır ne de müslümanlarla..
Nasıl bir doktor hastasına sapıklık yapsa bütün doktorları sapıklık ilan etmek gibi bir şerefsizliktir bu.
Bir uçak düştü diye bütün uçak seferlerinin iptalini istemek gibi bir ahmaklıktır bu,
Bir öğretmen hırsızlık ysptı diye bütün öğretmenleri hırsız ilan etmek, okulların kapatılmasını istemek gibi bir alçaklıktır bu.__Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır.!
__İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!
__Bakara süresi ayet 174 - 175 )
 
__İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.!
__Bakara Suresi 159. Ayet ).
 
___Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, 'Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz.' diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.
 
___Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
___Ali imran ayet 187,188)

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N