25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE MÜCADELE GÜNÜ
KADIN ; ŞEFKAT, MERHAMET VE HÜRMET GÖSTERİLMESİ VE NEZAKETLE DAVRANILMASI GEREKEN ASİL VE NEZİH BİR VARLIKTIR.
KADINLARA İSLAM ’IN LÛTFETTİĞİ HAKLARI VE İNSANI DEĞERİ VEREBİLEN BAŞKA BİR SİSTEM MEVCUT DEĞİLDİR .
İSLAM DİNİ KADINA YÖNELİK SALDIRILARI ŞİDDETLE YASAKLIYOR
Cenâb-ı Hak, her varlığı belirli bir maksad için yaratmış ve onlara yaratılış gâyelerini gerçekleştirmeye müsâit birer fizikî ve rûhî yapı lûtfetmiştir. Erkek, hayat mücâdelesi ve evin geçimi ile mükellef kılınmışken; kadın ise, neslin korunması ve hayırlı evlâtların yetiştirilmesi gibi ulvî bir vazifeyle mes’ûl tutulmuştur.
Bu yüce hizmeti dolayısıyla dînimizde kadın; şefkat, merhamet ve hürmet gösterilmesi ve nezâketle davranılması gereken asîl ve nezîh bir varlıktır.
Nitekim Efendimiz (S A V )’in:
“CENNET (SALİHA) ANNELERİN AYAKLARI ALTINDADIR,
beyânı İslâm’ın kadına bakış açısını sergileyen dikkat çekici pek çok misâlden sadece bir tanesidir.
Öncelikle İslâm, kadını yalnız biyolojik bir varlık olarak görmez. Nitekim onun mânevî yapısında, büyük bir sabır, tahammül, şefkat ve merhamet gerektiren “terbiye etme” özelliği vardır. Bu sebeple bir anne yüreği, çocuğun eğitim gördüğü ilk sınıftır.
“ANNE BİR MEKTEPDİR .” atasözü de bu hakikatin bir ifâdesidir. Zira annenin ağzından çıkan her bir kelime, çocuğun şahsiyetine konulan bir tuğla mesâbesindedir.
Kendisini âilesine hasreden fedâkâr bir kadın; engin bir sevgiye, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktır.
Milletler, ancak sâlih erkekler ve sâliha hanımlarla ihyâ olur, faziletli bir toplum hâline gelir; onlardan mahrûmiyeti nisbetinde de rezâlet çukurlarına yuvarlanarak insanlık haysiyetine vedâ ederler.
Nitekim İslâm öncesi, zulüm, ahlâksızlık ve cehâletin zirve yaptığı dönem olan câhiliye devrinde kadınlar, dâimâ hanımlık haysiyetini rencide edici bir muâmeleye tâbî tutulmuşken, İslâm ile kadın, toplumda iffet ve fazîlet timsâli görülmüş, evin baş tâcı kabul edilmiştir.
Nâzik bir gönül dünyasına ve zarif bir yaratılışa sahip olan kadına nasıl davranılması gerektiği, âyet-i kerîmede şöyle bildirilir:
“…KADINLARLA İYİ GEÇİNİN ( GÜZEL DAVRANIN )!.'
(EN-NİSA, 19)
Merhamet ummânı Efendimiz ( S A V )’de bu hususta şöyle buyurmuştur:
“MÜ ’MİNLERİN İMAN BAKIMINDAN EN MÜKEMMELİ, HUYU EN İYİ OLANIDIR. SIZIN HAYIRLI OLANINIZ, KADINLARINA KARŞI HAYIRLI OLANLARDIR .”
(TİRMİZİ, RADA ’, )
Peygamber Efendimiz’in nezih hayatı, -değil kadına- bütün mahlûkâta karşı yapılan haksızlık ve terörlerle mücâdele içinde geçmiştir.
Burada şu hakikati de ifâde etmek gerekir ki;
İslâm’ın dışında, kadına değer verdiğini iddiâ eden bütün sistemler, ona sadece bir vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsânî bir metâ olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir.
Zira sâliha kadın, aslında toplumun gerçek mimarıdır. Nitekim;
“Bir erkeği terbiye edin; bir insanı yetiştirmiş olursunuz. Bir kadını terbiye edin; bir âileyi, hattâ toplumun büyük bir bölümünü yetiştirmiş olursunuz.” sözü, bu hakîkatin bâriz bir ifâdesidir.
Tarihe bakıldığında, yüksek karakterli kişilerin arkalarında, dâimâ sâliha bir anne veya sâliha bir hanım görmek mümkündür.
Meselâ Hazret-i Peygamber (S A V ) Efendimiz’in tebliğ vazifesinde kendisine ilk ve en büyük destek, Hazret-i Hatice Vâlidemiz olmuş ve Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- onu ömür boyu unutamamıştır. Nebevî hayatı boyunca birçok çile çemberinden geçmiş olmasına rağmen, Hatice Vâlidemiz’in vefât ettiği seneye «hüzün senesi» denmiş olması, Hatice Vâlidemizʼin, Peygamber Efendimiz’in gönlündeki yerini göstermek için kâfî bir misaldir.
Kezâ Hazret-i Ali’nin muvaffakıyetlerinde de Hazret-i Fâtıma annemizin rolü büyüktür.
Daha yakın bir zamana gelecek olursak, kınalı saçlarıyla Çanakkele’de kahramanlık destanı yazan ve kendisine şehâdet şerbetini yudumlamak sırası ne zaman gelecek diye heyecan içinde bekleyen yiğit Mehmetçikler de sâliha annelerin terbiyesinde yetişmiş güzîde nesillerdir.
Bu itibarla İslâm nazarında toplumu ihyâ eden sâliha kadını yetiştirmek, çok büyük bir ideal olmuştur.
Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:
“HER KİM ÜÇ KIZ ÇOCUĞUNU VEYA KIZ KARDEŞLERİNİ HİMAYE EDİP BÜYÜTÜR, GÜZELCE TERBİYE EDER, EVLENDİRİR VE ONLARA LÜTUF VE İYİLİKLERİNİ DEVAM ETTİRİRSE, O KİMSE CENNETLİKTİR .”
(Ebû Dâvûd, Edeb, Tirmizî,)
Bir başka hadîs-i şerîfte de Rasûlullah ( S A V ):
“HER KİM İKİ KIZ ÇOCUĞUNU YETİŞKİNLİK ÇAĞINA GELİNCEYE KADAR BÜYÜTÜP TERBİYE EDERSE, KIYAMET GÜNÜ O KİMSEYLE BEN, ŞÖYLE YAN YANA BULUNACAĞIZ.” BUYURMUŞ VE PARMAKLARINI BİTİŞTİRMİŞTİR.
(Müslim, Birr, Tirmizî,)
Hazret-i Peygamber (S A V ) ; sütannesi Halîme Hâtun’u her gördüğünde; “ANNECİĞİM! ANNECİĞİM !” der, kendisine candan muhabbet ve hürmet gösterir, ridâsını (üst elbisesini ) yere serip üzerine oturtur, bir isteği varsa hemen yerine getirirdi.
(İbn-i Sa’d,)
Bu misâller bile, -bırakınız kadına karşı şiddeti-, Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-’in herkese karşı sergilediği yumuşak ve hoşgörülü tavrın, kadınlar karşısında ne kadar müstesnâ bir nezâket ve inceliğe dönüştüğünün apaçık bir göstergesidir.
Yine Efendimiz -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- hanımlar husûsunda sahâbîlerine nasihat eder ve onlara karşı muhabbeti zedeleyecek davranışlardan uzak durmalarını öğütlerdi.
Nitekim muhtelif zamanlarda şöyle buyurmuşlardır:
“KADINLARI DÖVMEYİNİZ!.. KADINLARINI DÖVEN KİMSELER, SİZİN HAYIRLINIZ DEĞİLDİR .”
(Ebû Dâvûd, Nikâh,; İbn-i Mâce, Nikâh, )
“BİR KİMSE KARISINA KİN BESLEMESİN. ONUN BİR HUYUNU BEĞENMEZSE, BIR BAŞKA HUYUNU BEĞENİR .”
(Müslim, Radâ,)
Bir sahâbî:
“–Yâ Rasûlâllah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir?” diye sorduğunda, Efendimiz (S A V ) şöyle buyurmuştur:
“–YEDİĞİNİZ ÖLÇÜDE YEDİRMEK, GİYDİĞİNİZ SEVİYEDE GİYDİRMEK, (YAPTIKLARI HATALAR KARŞISINDA ONLARIN HAYSİYETİNİ RENCİDE ETMEMEK İÇİN ) YÜZLERİNE VURMAMAK, YAPTIKLARI İŞİN VE KENDİLERİNİN (SİMA VE EDEP BAKIMINDAN) ÇİRKİN OLDUĞUNU SÖYLEMEMEK'
(Ebû Dâvûd, Radâ, ; İbn-i Mâce, Nikâh, )
Diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:
“ALLAH ’IM! İKİ ZAYIF KİMSENİN, YETİMLE KADININ HAKKINI YEMEKTEN HERKESİ ŞİDDETLE SAKINDIRIYORUM .”
(Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, ‘İşretü’n-nisâ,)
Allah Rasûlü ( S A V ) bu ifâdelerinde ne büyük bir nezâket, zarâfet ve hassâsiyet görülmektedir.
CENAB-İ HAK, GÖNÜLLERİNİZE İSLÂMʼIN NEZAKET, ZARAFET VE LETAİFİNDEN HİSSELER İHSAN EYLESİN …
AMİİN