Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 22.05.2023 03:35
[23.12.2022 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET................. İMÂM-I RABBÂNÎ <p>Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmiyetin bekçisi ve Müslümanların sığınağı, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf
[23.12.2022 23:09] Ömer Tarık Yılmaz: SOHBET................. İMÂM-I RABBÂNÎ
Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmiyetin bekçisi ve Müslümanların sığınağı, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Farûkî Serhendî hazretleri, hicrî 971’de, Hindistan’da Serhend şehrinde doğup, 1034’de (m.1624) yine orada vefât etti. Derin âlim, büyük velî ve müctehid idi. Silsile-i aliyyenin 23. halkasıdır. Nakşibendiyye, Kadiriyye, Çeştiyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye tarikatlarında mürşid-i kâmil idi. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
“Ümmetimden, Sıla isminde biri gelecektir. Onun şefaati ile Cennete çok kimseler girecektir.”
Sıla isminin, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine lâyık olduğunu, yüzlerce âlim sözbirliği ile bildirmişlerdir. 17 yaşında, zâhirî ve bâtınî ilimlerin üstâdı oldu. Yüksek derecelere, eşsiz makamlara kavuştu.
Allahü teâlânın sevgilisi, ikinci bin yılın müceddîdi ve nurlandırıcısı, Cenâb-ı Hakka yaklaşanların kalblerinin kıblesi, âlimlerin göz bebeği ve velîlerin baş tâcı idi.
Kelâm, fıkıh ve tasavvufun marifetlerini açıklayan ve aslı fârisî olan Mektûbât kitabı uçsuz bir deryâdır. Üç cilt olup, 536 mektûbunun toplanmasından meydana gelmiştir.
Muhammed Fârukî hazretlerinin mektuplarından bir bölüm:
“En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için, Ona uymak lâzımdır. Cennet nîmetlerine kavuşmak, Ona tâbi olanlara mahsustur. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. Ona uymayanların tevbeleri, zühdleri, tevekkülleri ve duâları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla, o derecelere yükselmişlerdir. Evliyâ, Onun sonsuz denizinden bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. Yeryüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, aşıklarıdır. Herşey, Onun şerefine yaratılmıştır...” (Cilt: 1, Mektup: 10)
23.12.2022 - Türkiye Takvimi - https://play.google.com/store/apps/details?id=turkiyetakvimi.takvim
[23.12.2022 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Evlilikleri ve Eşleri
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ilk hanımı, Hz. Hatice validemizdir. Sevgili Peygamberimiz ilk evliliğini Mekke’de yaptığı sırada yirmi beş yaşında, Hz. Hatice annemiz kırk yaşındaydı. Hazret-i Muhammed’in (s.a.v.) Hatîce validemiz ile izdivâcından Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah; Hazret-i Mariye ile izdivâcından ise İbrahim dünyâya geldi. Efendimiz’in husûsî hallerinden birisi, âile hayatı ve evliliği idi. Onun çok evlenmesinin sebep ve hikmetleri vardı.
Peygamber Efendimizin diğer hanımları; Sevde Binti Zema, Ayşe, Zeynep Binti Huzeyme, Meymûne Binti Haris, Hafsa Binti Ömer, Zeynep Binti Cahş, Safiye Binti Huyey, Cüveyriye Binti Haris, Ümmü Seleme ve Ümmü Habîbe (r.a.) validemizdir.
[23.12.2022 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler : Kamerî aylardan muharremin onuncu günü aşûre günüdür. Bu gün oruç tutmak sünnettir.
Konuşmanın veya susmanın hangisi hayırlı ise, onu yapmak gerekir. Eşitlik halinde susmak sünnettir.
Yeni bir elbise giydikten sonra Allah’a hamdetmek, şükretmek sünnete uygun bir davranıştır.
Bıyıkları kırpmak,
Sakal bırakmak,
Misvak kullanmak,
Buruna su çekmek,
Tırnakları kesmek,
Parmak boğumlarını temizlemek,
Koltuk altı kıllarını gidermek,
Edep yerlerini temizlemek,
İstinca yapmak (taharetlenmek),
Mazmaza (ağıza su vermek) fıtrî sünnetlerdendir.
Misafire ikram etmek sünnettir.
Erkeğin, ev işlerinde âilesine yardımcı olması sünnettir.
Çocuk sevgisi insanda fıtrî bir duygu ve Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin sünnetlerinden biridir.
[23.12.2022 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Bismillahirrahmânirrahîm
BESMELE-İ ŞERİF
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
“Besmele”, Kur’ân-ı Kerîm sûrelerini birbirinden ayırmak üzere gelmiştir. Hanefilere göre Fâtiha dâhil hiçbir sûreye ait olmayan müstakil bir âyettir. Neml sûresi 20. âyette yer alan besmele ise o âyetin bir bölümünü oluşturur. Besmele, Kur’ân’ın anahtarıdır. Teberrük olarak, yani bereketinden istifade etmek maksadıyla her sûreye onunla başlanmaktadır. Bu vesileyle Resûlullah (s.a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlamamızı tavsiye buyurmakta, besmele ile başlanmayan işlerin neticesinin sonuçsuz kalacağını şöyle haber vermektedir:
“Besmeleyle başlanmayan her mühim işin sonu eksiktir.” (Ali el-Müttakî, I, 555, no: 2491)
Okuyuş sırasında besmele istiâzeden sonra gelir. Bunun hikmeti şu olabilir:
Bir mekanı süsleyip güzelleştirmeye başlamadan önce oradaki lüzumsuz ve zararlı şeyleri çıkarıp temizlemek gerekir. Bu kurala göre kalb de öncelikle istiâzeyle yaratıklara yönelmekten temizlenir. Bunlardan tümüyle uzaklaşıp arındıktan sonra besmeleyle Allah’a yönelir, mânen gelişip güzelleşir. (Bursevî, I, 6)
“Bismillâhirrahmânirrahîm” sözü, “Rahman Rahîm Allah’ın ismiyle” anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla Kur’an okumaya başlarken besmele çeken mü’min, “Kur’an okumaya Allah’ın ismiyle başlıyorum” demiş olur. Diğer güzel ve hayırlı amellere başlarken çekilen besmele de, o işe Allah’ın ismiyle başlandığını gösterir.
Besmelede Yüce Rabbimizin üç güzel ism-i şerifi zikredilir. Bunlar Allah, Rahmân ve Rahîm isimleridir:
“Allah”, Yüce Rabbimizin en büyük ismidir. “Kendisine kulluk edilen en yüce zât, yegâne ilâh” demektir. Bu isim, Cenâb-ı Hakk’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de ve diğer ilâhî kitaplarda geçen bütün isim ve sıfatların hepsini kendinde toplamıştır. Cemâl ve celâl sıfatlarının hepsini içine alır. Tercih edilen bir görüşe göre Allah ismi, İsm-i Âzam’dır.” (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb,I, 101)
“Rahmân”, rahmet kökündendir. Rahmet, sözlükte kalp inceliği ve şefkat anlamındadır. Anne rahmi de bu köktendir. Çünkü anne; rahminde taşıdığı yavruya karşı şefkat ve merhamet duyar. Burada rahmetten kastedilen, ikrâm ve ihsândır. Buna göre mâna: “Yaratıklarına rızık veren, onlardan belâ ve âfetleri uzaklaştıran, takvâsı sebebiyle takvâ sahibinin, günahı sebebiyle günahkârın rızkını artırıp eksiltmeyen, aksine herkese ve herşeye dilediği ölçüde rızık veren” demektir. Diğer bir tarifle: “Bütün yaratıklara rızıkları, hayatı devam ettirme vesileleri ve her türlü faydaları temin hususunda rahmeti yaygın olan rahmet sahibi demektir. Rahmeti, mü’min ya da kâfir, iyi veya kötü herkesi kuşatandır.” (Beyhakî, Kitâbu Esmâ ve Sıfât, s. 52)
“Rahîm”; acıyan, esirgeyen, istendiğinde veren, istenmediğinde öfkelenendir. İnsanoğlu kendisinden bir şey istendiğinde öfkelenir. Allah Teâlâ ise, istenmediği zaman öfkelenir. Zira rahmet, kendisinin zâtî sıfatı olup Allah’ın iyiliği ulaştırmayı, kötülüğü uzaklaştırmayı istemesidir. Allah’ın kullarına en büyük rahmeti, onları yaratmak suretiyle varlık nimetini onlara ulaştırması, yokluğun kötülüğünü de onlardan uzaklaştırmasıdır. Zira yok iken varolmak, en büyük iyilik ve benzersiz bir nimettir.
Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanışlarına baktığımız zaman Rahman’a, “rahmetle sıfatlanmış olan”, Rahîm’e ise “rahmetiyle merhamet edici olan” mânası verilebilir. İbn Abbas (r.a.) şöyle der: “Rahmân, refîk olan, Rahîm ise yaratıklarını rızıklandırmakla şefkatini gösterendir.” (Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, I, 161)
Besmelenin faziletiyle ilgili şöyle bir kıssa anlatılır:
Rum meliki Kayser, Hz. Ömer’e şöyle bir mektup yazdı: “Başımda dinme
[23.12.2022 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Hılfu'l-fudul
Peygamber Efendimiz her zaman yalnızca doğrunun, haklının ve mazlûmun yanında yer almıştır.
Harâm aylarda yapılan savaşlara Araplar arasında “Ficâr Savaşı” denirdi. Ficâr savaşları dört defâ vâkî olmuştur. Kureyş ve Kinâne kabîleleri ile Hevâzin arasında meydana gelen dördüncü Ficâr savaşında Peygamber Efendimiz de bulunmuştur.
Peygamber Efendimiz her zaman yalnızca doğrunun, haklının ve mazlûmun yanında yer almıştır. Bu harbe yirmi yaşlarındayken amcalarıyla birlikte iştirâk etmiş, fakat hiç kimsenin kanını dökmemiştir. Yalnız, düşman saflarından atılan okları toplamış ve amcalarına vermiştir.(1)
Bu savaştan dönüldükten sonra harâm aylardan biri olan Zilkâde ayında, Zübeyd kabîlesine mensup Yemenli bir adam, satmak üzere Mekke’ye ticâret malı getirmişti. Kureyş ileri gelenlerinden Âs bin Vâil bu malı satın aldı, ancak parasını ödemedi. Adamcağız, Abduddâr, Mahzûm, Cumâh, Sehm ve Adiy bin Kâ’b Oğulları gibi Mekke’nin ileri gelen âilelerinin büyüklerine başvurup kendisine yardım etmelerini istedi. Fakat onlar bu mazlûma yardım edecek yerde, Âs bin Vâil’i kayırarak adamı azarladılar.
Çâresizlik içinde kalan adam, Kureyş ileri gelenlerinin Kâbe çevresinde oturdukları bir sırada, Ebû Kubeys dağına çıkarak; “Ey Fihr Hânedânı!” diye bağıra bağıra şiir okudu. Uğradığı zulmü ve haksızlığı îlân ederek yardım istedi. Yardım için ilk harekete geçen zât, Peygamber Efendimiz’in amcası Zübeyr oldu. Kureyş’in ileri gelenleriyle birlikte Abdullâh bin Cüd’an’ın evinde toplandılar.
Abdullâh onlara yemek ikrâm etti. Daha sonra, “kim olursa olsun, Mekke’de zulme uğramış kimselerin hakkını geri alıncaya kadar, zâlime karşı mazlûmu müdâfaa etmek” üzere ahitleştiler. Denizlerde, bir kıl parçasını ıslatacak kadar su bulundukça, Hirâ ve Sebîr Dağları yerlerinde durdukça ahitlerine bağlı kalacaklarına yemin ettiler.
HILFU’L-FUDUL NE DEMEK?
Hılfü’l-Fudûl Cemiyeti, ilk olarak Âs bin Vâil’den Zübeydli adamın hakkını almakla icraata başladı. Daha sonra da Mekke’de zulme ve haksızlığa uğrayan pek çok kimsenin imdâdına koştu, adâleti ikâme etmek için gayret sarf etti.(2)
PEYGAMBERİMİZİN CAHİLİYE DEVRİNDE KATILDIĞI TEK CEMİYET
Resûlullâh’ın Câhiliye devrinde tasvîp edip katıldığı tek cemiyet, “Hılfü’l-Fudûl”dür. Çünkü bu bir adâlet cemiyeti idi. Zulüm ve haksızlığa mânî olmak için kurulmuştu. Peygamber Efendimiz, bu cemiyet hakkında nübüvvetten sonra şöyle buyurdular:
“Abdullâh bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla birlikte, Hılfü’l-Fudûl’de hazır bulundum. O meclisten o kadar memnun oldum ki, ona bedel bana kızıl develer (yâni en kıymetli dünyâ metâı) verilse, o kadar sevinmezdim. O antlaşmaya şimdi de çağrılsam, yine icâbet ederim.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295)
Dipnotlar:
(1) İbn-i Hişâm, I, 198; İbn-i Sa’d, I, 126-128. (2) İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295-296; İbn-i Sa’d, I, 128-129.
[23.12.2022 23:10] Ömer Tarık Yılmaz: Anne, baba, dede veya ninesinin yaşlılıklarına tanıklık eden insan, onlara güzellikle muamele etmelidir. “…Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘Öf!’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et.” (İsrâ, 17/23-24) ayeti kerimesinde ifade edildiği gibi evlat, anne babasına bu şekilde dua edeceği gibi aynı zamanda anne babanın hayır dualarını da almaya çalışmalıdır. Çünkü onların duası reddedilmeyecek dualar arasındadır (Ebû Dâvûd, Vitr, 29). Hatta sadece anne baba değil, diğer yaşlılar da duası kabul edilen kimseler arasındadır. Nitekim Peygamber Efendimiz, “Allah Teala, sünnete bağlı bir şekilde istikamet üzere yaşayan, saçları ağarmış ihtiyar bir Müslüman kendisine dua ettiğinde, kuşkusuz ona istediğini vermemekten hayâ eder.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, V, 270) buyurmuştur. - YAŞLILARA HÜRMETİN FAZİLETİ
[23.12.2022 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Bir Ayet:
Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.
(Lokmân, 31/18)
Bir Hadis:
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Bütün katı kalpli, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimseler cehennemliktir.
(Buhârî, 'Edeb', 61; Müslim, 'Cennet', 47)
Bir Dua:
Allah'ım! Yalnız Sana kulluk ederiz. Yalnız Senin için namaz kılar ve secde ederiz. Yalnız Senin için amel etmeye ve Sana hizmet etmeye çabalarız. Rahmetini umar azabından korkarız. Şüphe yok ki gerçekleşecek olan acı veren azabın, inkârcıların başına gelecektir.
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2, 106)
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[23.12.2022 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: Diyanet Takvimi Ön Yüz:
Erbaîn’in (Zemherîr) Başlangıcı. Kış Doksanı-En Soğuk Günler. Greenwich saati ile 10.17’de içtima, 21.47’de Ru’yet olacak, hilal ilk defa Atlas Okyanusu’nun güneyinde ve Güney Amerika Kıtası’nda görülecek.
Evet, göklerde ve yerde olan her şey şüphesiz Allah’a aittir. O şu andaki durumunuzu da, O’na götürüldükleri zamandaki durumu da iyi bilir. O zaman kendilerine de yapıp ettiklerini bir bir haber verecektir. Allah her şeyi bilmektedir. (Nûr, 24/64)
Diyanet Takvimi Arka Yüz:
MARİFETULLAH: ALLAHI BİLMEK
İrfan sahipleri “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56) mealindeki ayette geçen “ibadet etsinler” ifadesini, “beni tanısınlar” şeklinde yorumlayarak ilim ve kulluğun başlangıcını marifet olarak görür.
Kulluğun başlangıcı marifettir, yaratan ve sayısız nimetler ihsan eden Cenab-ı Hakk’ı tanımak ve sevmektir; sonu ise O’na kullukta fani olmaktır. Kul, Allah’ı bildiği ve tanıdığı nispette sever, O’ndan korkar. Ümitle O’na bağlanır ve tevekkül eder. O’nun zikriyle meşgul olur, O’ndan haya eder ve O’na kavuşmayı özler. Marifeti kadar O’na hürmet ve saygı gösterir.
Hikmet ve marifetin başlangıcı ilimdir. Nitekim arifler, “İlimsiz marifet muhal, marifetsiz ilim vebaldir.” demiştir. Hikmet ve marifetin başı ise Allah korkusu olup, hikmete ermek ve marifete ulaşmak nefsin arındırılmasına bağlıdır. Nefsani duygulardan sıyrılamayan, kendini aşamayan, öfkesini kontrol edemeyen insandan hikmet ummak ve onun marifete ermesini beklemek mümkün değildir.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı
[23.12.2022 23:11] Ömer Tarık Yılmaz: *Tarhana Çorbası*
Vitamin ve mineral açısından zengin olan tarhana çorbası; buğday unu, yoğurt, maya, domates, biber, soğan, sarımsak ve çeşitli baharatların yoğrulduktan sonra kurutulmasıyla elde edilen çok besleyici bir çorbadır. Mayalama yani fermantasyon sonucu elde edilen tarhana her yaş grubu tarafından rahatlıkla tüketilebilecek bir besindir. A, B grubu vitaminleri ile kalsiyum, demir ve çinko minerallerini içerir. Karbonhidrat açısından zengin olan tarhana çorbası protein ve likopen içeren besinler arasında da sayılır.
Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerekir. Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde amino asitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece amino asitler tarhana ile vücuda hazır olarak girer ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur.
Proteinlerin sindirimi özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemlidir. Bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıdadır.
https://play.google.com/store/apps/details?id=com.tevhiddergisi.kiblegah
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —