بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا
KIM, BİR İNSANI, BİR CAN KARŞILIĞI VEYA YERYÜZÜNDE BİR BOZGUNCULUK ÇIKARMAK KARŞILIĞI OLMAKSIZIN (HAKSIZ YERE ) ÖLDÜRÜRSE, O SANKİ BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞTÜR.
HER KİM DE BİRİNİ (HAYATINI KURTARARAK) YAŞATIRSA, SANKİ BÜTÜN İNSANLARI YAŞATMIŞTIR.
ANKARA'DAKİ MENFUR SALDIRIYI KINIYOR BAŞTA FEDAKÂR VE CEFAKAR HEKİM MESLEKTAŞLARIMIZ OLMAK ÜZERE İNSAN YAŞAMI İÇİN GAYRET GÖSTEREN TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARININ TIP BAYRAMI'NI TEBRİK EDİYORUM.
RABBİM BİR DAHA ACI YAŞATMASIN.MÜSLÜMANLARIN ARASINA NİFAK KOYMAK İSTEYENLERE FIRSAT VERMESİN.
İSLAM DİNİNİN TEDAVİYE VE TIBBİYEYE VERDİĞİ ÖNEM
Sağlığın «iman» dan sonra insana verilmiş en büyük nimet olduğunu açıklayan İslâm Dini, hastalıkları da kulluk denemesi ve hatalara keffaret olarak değerlendirmiştir.
a - Hastalıklar insanin bir kusuru olmaksızın kulluk denemesi gereği gelebilir.
Bu gerçeği Rabbimiz şöylece bildirmektedir:
« (And olsunsizi ( kulluk denemesi için ) biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan,canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. ( Ey Peygamber! ) sabredenleri müjdele.»
Bu âyet korunma tedbirlerine baş vurulduğu halde birden gelen ve sebebi kavranamayan hastalıklar için de bir açıklamadır.
b - Hastalıklar dinimizin de öğütlediği korunma tedbirlerine başvurulmadığı için insanın kusurundan kaynaklanarak da gelebilir.
Sıhhatini korumadığı için hasta olan insan şüphesiz günahkârdır. Ancak gerek kulluk denemesi sebebiyle ve gerekse kulun kusuru nedeniyle gelen hastalıklar mutlak bir şer değildir. Acılarına sabredildiği, Peygamberimizin «tedavi olunuz» emrine bağlanıldığı, sürece hastalıklar hayra dönüştürülebilir. Kaldıki hastalıklarda sıhhat nimetinin yüceliğini hatırlatmak, ölümü ve ebedî hayatı düşündürmek ve günahlara keffaret olmak gibi faydalar da vardır.
Bu gerçeği açıklamak içindir ki, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
«Yorgunluk; hastalık, hüzün ve iç sıkıntısı gibi Müslümana ârızolan her musibet sebebiyle ve hattâ acı veren bir diken nedeniyle bile, Allah,mü'minin suçlarının bir kısmım bağışlar (ve onu mükâfatlandırır).»
Bizler hastalığın mutlak anlamda bir şer olmadığına, hayra dönüştürülebileceğine inanmak, ruhî direnci ve ümidi artıran bu inançla hastalıklarımızı tedavi ettirmekle mükellefiz.
Yüce Peygamberimiz hastalıklarımızı tedavi etmemizi ve ettirmemizi şöylece emir buyurmuştur:
«Ey Allah'ın kulları! Tedavi olunuz. Allah, ihtiyarlıktan ( ve ölümden ) başka yarattığı her hastalık için bir deva yaratmıştır.»
Peygamberimiz, bu ve benzeri hadisleriyle ihtiyarlık ve ölümün dışındaki her hastalığın bir tedavi şekli olacağına inanmamızı öğütlemiş ve onu aramamız gerektiğini de şu hadisleriyle duyurmuştur:
«Her hastalık için bir deva vardır. Hastalığın devası bulunup - tatbik olununca hastalık Allah'ın izniyle şifâ bulur.» ,
Peygamberimiz hastalıkları tedavi edebilmenin bir ihtisas mevzuu olduğuna da dikkatimizi çekerek şöyle buyurmuştur :
«Allah her hastalık için bir şifâ yaratmıştır. Onu bilen bilir, bilmeyen bilmez.
Sahabî Hilâl İbn-ü Yesâf şöyle anlatıyor:
Hazreti Peygamber ziyaret etmek için bir hastanın yanına girdi.(Tedaviye muhtaç olduğunu görünce de:)
-Birdoktor çağırınız, buyurdu.
(Allah'ın Resûlü'nden bu uyarıyı beklemeyen hastanın aile fertlerinden ) biri şöyle deyiverdi:
Ya Resûlellah! Siz de mi doktor çağırmamızı öğütlüyorsunuz?
- Evet, (ben de öğütlüyorum. Zira) Hz. Allah (ölüm ve ihtiyarlık dışında) halk ettiği her bir hastalık için bir şifa yaratmıştır. (Ancak şifa sebebi olacak maddeyi ve tedavi usulünü bilen bilir, bilmeyen de bilmez.).
Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır : «Tıp bilmeyen ve) doktorluğu bilinmeyen kişi
tedaviye kalkışırsa sebep olduğu zararı tazmin eder.»
Bir yolculuk sırasında taşla başından yaralanan bir sahabî, gusül abdesti alması gerektiğinde hastalığının artabileceği endişesiyle teyemmümle yetinmek istemiş, fakat arkadaşlarının yıkanması gerektigini söylemesi üzerine yıkanmış, bir süre sonra da ölmüştü.
Durumu Peygamberimize arz ettiklerinde, dinin ruhunu kavramaksızın görüş beyan ederek arkadaşlarının yıkanmasına ve dolayısıyla ölümüne sebebiyet veren kişiler hakkında Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
-Canları çıkasıca. Adamı öldürdüler.
İslâm Dininde hastalıkların tedavisine önem verildiği ve bazı hastalıklar için bizzat Peygamberimiz tarafından tabii ilâçlar tavsiye buyrulduğu için İslâm âlimleri tıp ilmini farz-ı kifaye olan; yani her İslâm toplumunda yeterince öğrenenin çıkması ile diğer mü'minlerin üzerinden düşen bir ilim dalı olarak değerlendirmişlerdir.
Bu anlayış sebebiyledir ki Müslümanlar İslâm Dini'ne bağlı olarak yaşadıkları tarihî asırlar boyunca Tıp'ta büyük çığırlar açmışlardır.
Devrimizde İslâm Dini'ni gereğince öğrenmemiş bazı mü'minler tedaviye önem vermeyi dindarlıkla bağdaşmaz gördükleri gibi Peygamberimizle sık sık temas edemeyen ilk mü'minlerden bazıları da aynı duyguyu taşımış olacaklar ki Allah'ın elçisi Peygamberimize sorarlar:
-Ya Resûlellah! Hastalıklarımızı tedavi ettirmediğimiz için günaha girer miyiz?
Allah'ın Resulü (bu suali şöylece öğüt vererek) cevaplandırır:
-Ey Allah'ın Kulları! Tedavi olunuz. Zira bütün eksikliklerden beri ve yüceliklerle vasıflı olan Allah
ihtiyarlığın dışında yarattığı her bir hastalık için beraberinde bir de şifa yaratmıştır.
İlk mü'minlerden Ebu Huzame (R.) de babasının şöyle dediğini anlatıyor.
-Ya Resûlellah! Duâlarla şifa talebinde bulunmamız,ilâçla tedavi olmamız ve bir de koruyucu tedbirlerle korunmamız Allah'ınn (bizim hakkımızdaki) kaderini engeller mi? Ne buyurursunuz?
Allah'ın Resûlü şu cevabı verdi:
-Bunlar da Allah'ın kaderindendir. (
Evet, tohum bitkiye, sperma döllenmeye kader olduğu gibi tedavi de hastalığa kaderdir. Bir anlamda kadere iman sebep-netice ilişkilerine ve bu ilişkilerin sürekliliğine inanmadır.
Sebep olmaksızın netice almak yalnız Allah'a mahsustur. Biz tedavi olacağız ki şifa bulalım. Kaldı ki tedavi ile şifa talebinde bulunmak Allah'ın koyduğu düzene uymaktır. Zira Allah, sebepleri neticelere bağlamıştır.
Görünür sebeplere bağlanmaksızın Allah'tan duâ yoluyla şifa beklenemezmi? Elbetteki beklenir. Ne var ki Allah bizim duâmızı bizim istediğimiz şekilde ve zamanda kabul etmeye mecbur değildir. Bunun için bizler Allah'ın açtığı genel yolla; bilinen sebeplere yapışarak sonuç almaya çalışacağız.
Yüce Rabbimden cümlemizi sıhhatte daim kılmasını diler,
«(Ey Peygamber! Kulluk denemesi gereği korku, fakirlik ve hastalık gibi bir yolla) bir felâkete uğradıkları zaman, 'Biz Allahın (kullarıy) ız ve ancak O'na dönüp gidicileriz' diyerek sabır gösterenleri müjdele.
Rablerinin bağışlaması ve merhameti onların üzerindedir. Onlar, evet onlar doğru yolda olanlardır