Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 05.06.2023 00:41
GÜNÜN YAZISI
[22:22, 21.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: İŞ ve TİCARET AHLAKI
Ticaret erbabı emrolunduğu gibi dosdoğru olur. (Hud, 11/112)
Müşterisini aldatmaz. Ölçü ve tartıda hile yapmaz.
İş adamı; çalışanların ücretini eksiksiz olarak vaktinde öder. (İbni Mâce, “Rühûn 4) Çalışanlar standartlara uygun iş ve hizmet üretir. Sevgili Peygamberimizin; “Allah Taâlâ sizden birinizin bir iş yaptığı zaman, onu sağlam ve güzel yapmasını sever” (Beyhakî, Şüabu’l-iman, IV,334-335) hadisini ilke edinir.
Üretici, malın iyi ve kalitelisini üretir. Doktor hastasına, öğret- men öğrencisine, imam cemaatine, avukat müvekkiline, kısaca her sınıf iş ve meslek erbabı hizmet ettiği insanlara karşı görev ve sorumluluğunun bilinciyle hareket eder.
DİNÎ KAVRAMLAR
NEFS-İ LEVVÂME
İnsana kötülüğü emreden nef- sin derecelerinden birisi de, kınayıcı nefis anlamına gelen nefs-i levvâme’dir. Bu nefis, gerçekleri anlamış, yaptığı kötülüklerin farkına varmıştır. Tam olarak olgunlaşamadığı için bazı kötülükleri yapsa da, ardından hemen nefsini hesaba çeker ve tevbe eder. Yüce Allah Kur’an’da kendini kınayan nefse yemin ederek kıyamet günü günahlardan dolayı pişmanlık duyulacağını belirtmektedir. (Kıyame, 75/2)
ÖZLÜ SÖZ
Allah temiz insanların davranışlarına bir iken on yazar.
Sen de kimde bir iyilik görürsen onun bazı kusurlarını siliver. (Sadi Şirazî)
[22:22, 21.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Zekâtın, müslümanın temel dinî ödevlerinden birisi olduğu Kur'an'da sıklıkla tekrarlanmakla birlikte, namaz gibi zekât da genel ve kapalı (mücmel) bir ifadeyle emredilmiş, hangi malların hangi şartlar altında zekâta tâbi oldukları konusunda ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Bu konudaki ayrıntılı fıkhî hükümlerin önemli bir kısmının Hz. Peygamber'in ve sahâbenin uygulamalarından kaynaklandığını biliyoruz. Ancak Kur'an zekâtın kimlere verileceğini özellikle belirtmiş ve hicrî 9. yılda inen Tevbe sûresinin 60. âyetinde bu kişiler ayrı ayrı sayılmıştır. Âyette şöyle buyurulur: 'Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslâm'a ısındırılacaklara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir. Allah bilendir, hakîmdir.'
Kur'an'da zekâtın harcama yerlerinin ayrı ayrı belirtilmesinin sebebi, önceki âyetlerde (et-Tevbe 6/58, 59) açıklanmıştır: Hz. Peygamber zamanında mala düşkün bazı kişiler zekât mallarına göz dikmiş ve Hz. Peygamber'den bunları kendilerine vermesini istemişlerdi. Resûlullah onların hak etmedikleri isteklerde bulunmalarını hoş karşılamamış, onlar da serzenişte bulunmaya başlamışlardı. Bunun üzerine yüce Allah hem onların bu davranışlarını kınayan âyetlerini indirmiş (et-Tevbe 9/58-59) hem de zekâtın sarf yerlerini açıklamıştır.
Tarihin tanıdığı en eski devlet gelirlerinden olan vergi, yine tarih boyu çeşitli ülke ve imparatorluklar tarafından değişik türlerde halktan toplanmış, ancak bu vergiler genelde yerine harcanmayıp kral veya imparatorların kişisel masraflarına veya onların akraba ve yardımcılarına harcanmak üzere hazineye konulmuştur. Kur'an'da zekâtın sarf yerleri gösterilmekle, bu tür yolsuzluk ve usulsüzlükler önlenmek istenmiş, zekâtın dağıtımı dar görüşlü ve taraflı davranabilecek yapıdaki yöneticilerin insafına bırakılmamış, onu almaya gerçekten hak kazanan fakir ve muhtaçlar dururken, hak etmeyen fakat hırs ve tamahı yüzünden zekât mallarına göz dikenlerin ümitleri de kırılmıştır.
A) ZEKÂTIN SARF YERLERİ
Zekâtın sarf yerleri, Kur'an'daki sıralamasına uygun olarak (et-Tevbe 9/60) şöylece açıklanabilir:
1. FAKİRLER ve MİSKİNLER
Âyette bu sınıf 'el-fukarâ ve'l-mesâkîn' şeklinde geçer. Zekât verilecek kişileri belirtmek üzere öncelikle zikredilen bu iki terim, şüphesiz tabii ve zaruri ihtiyaçlarını temin edemeyecek olanları ifade etmektedir. Ancak bu iki terimin aynı âyette peş peşe zikredilmesini dikkate alan fakihler bu iki terimin ayrı iki sınıfı mı yoksa aynı sınıfı mı ifade ettiğini, hangi ihtiyaç derecelerini gösterdiklerini tartışmışlardır.
a) Hanefîler, âyette zikredilen fakiri; ev ve ev eşyası gibi aslî ihtiyaçlarını karşılayan malı olsa da gelirleri ihtiyaçlarını karşılayamayan, nisab miktarından daha az malı bulunan kimse olarak anlamışlardır. Miskin ise hiçbir geliri ve malı olmayan kimsedir. Bu tanımlar Ebû Hanîfe'den rivayet edilmiş, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed hariç, diğer Hanefî fakihleri tarafından da benimsenmiştir. Mâlikîler'in fakir ve miskin tanımları da Ebû Hanîfe'nin tanımlarına yakındır.
Buna göre miskin, fakirden daha muhtaç kimseye denmektedir. Hanefî fakihleri içinde tam bunun aksi tanımlar verenler de vardır. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Mâlikîler'den İbnü'l-Kasım'a göre fakir ve miskin aynı sınıftır, aralarında bir fark yoktur.
Hanefîler'e göre zekât almaya hak kazanan fakir ve miskinler şu iki grupta toplanabilir.
1. Hiç malı olmayan yoksul kişiler.
2. Zaruri ihtiyaçları dışında nisab miktarının altında malı olan kişiler.
b) Şâfiî ve Hanbelîler'e göre fakir; kendisinin ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin ihtiyaçlarını gidermeye yeterli malı ve kazancı olmayan kimsedir. Miskin ise kendisine ve geçimini sağlamakla yükümlü kişilere yeterli olmama
[22:23, 21.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Allah yolunda mallarini harcayanlarin örnegi, yedi basak bitiren bir dane gibidir ki, her basakta yüz dane vardir Allah diledigine kat kat fazlasini verir Allah'in lütfu genistir, O herseyi bilir (BAKARA/261)
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —