Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 05.06.2023 01:34
GÜNÜN YAZISI
[22:46, 22.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Abdesti Bozmayan Şeyler
168- Aşağıdaki haller abdesti bozmaz:
1) Bir hastalık olmaksızın gözden gelen yaş ve su veya ağlamak.
2) Yara ve benzeri yarıklar içinde görülen ve dışarıya çıkmayan kan, irin ve sarı sular.
3) Bir yaradan kopan deri parçası.
4) Mayasıl ıslaklığı ve parmaklar arasındaki pişinti.
5) Yarıdan az olmak şartı ile donmuş kanın tükrük veya sümüğe bulaşmış olması.
6) Kulaktan, burundan veya yaradan kurt çıkması. Bu kurt temizdir, üzerindeki yaşlık ise azdır, onda akıcılık kuvveti yoktur.
7) Ağız dolusu olmayan kusuntu.
8) Baştan inen veya içeriden yükselip çıkan balgam, ağız dolusu olsa bile, abdesti bozmaz. Çünkü balgam yapışkan ve kaypak olduğundan pisliği içine çekmez. Üstündeki yaşlığı ise azdır. Bu hüküm İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göredir, İmam Ebû Yusuf'a göre, iç boşluğundan gelen ağız dolusu balgam abdesti bozar.
9) Kokusu olsun veya olmasın, erkek ve kadının tenasül organından çıkan yel.
10) Rutubetsiz ye kokusuz olarak arka taraftan çıkarılan şırınga. Bununla beraber uygun düşen, ihtiyat olarak abdesti yenilemektir.
11) Erkeğin tenasül organına damlatıldıktan sonra geri gelen yağ. Bu da İmamı Azam' a göredir.
12) Pıhtılaşmış bir halde kusulan kan parçası.
13) Baştan buruna veya kulağa kadar akıp gelen, fakat gusülde yıkanması farz olan yere taşmayan kan.
14) Kullanılan misvak (ve fırça) üzerinde veya ısırılan sert meyvalar üzerinde görülen ve akıcılığı bilinmeyen kan izleri.
15) Pire, kene, sivri sinek, kara sinek gibi haşeratın karınları doluncaya kadar emdikleri kan.
Sülüğün karnı doluncaya kadar kan emdikten sonra düşmesi halinde kendisinden kan çıkarsa abdesti bozar.
16) Saçların tıraş edilmesi, bıyıkların kırpılması, tırnakların kesilmesi.
17) Kıçı tamamen yere yerleştirmek suretiyle oturarak uyumak.
18) Namazda iken ayakta, oturarak, rükûda ve secdede uyumak.
19) Namaz dışında, cenaze namazında ve tilavet secdesinde kahkaha ile gülmek.
(Şafiîlere göre, namaz içinde de kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.)
20) Ne kendisinin, ne de başkasının duyamayacağı bir sesle gülümseme (tebessüm). Bununla abdest bozulmayacağı gibi, namaz da bozulmaz. Fakat yalnız kendisinin işitebileceği bir sesle gülmek, abdesti bozmasa da namazı bozar.
21) Herhangi bir kimsenin bedenine veya tenasül organına el ile dokunmak.
(Malikîlere göre, mükellef olan bir kimse, buluğ çağına yakın bir kadının açık bulunan
bir uzvuna veya ince hafif bir şeyle örtülü bir yerine lezzet maksadı ile dokunsa abdesti bozulur. Bir maksad olmaksızın duyulan bir lezzet de böyledir. Öyle ki, kadın mahrem olsa bile, lezzetlenme duygusu olan bir dokunma ve yapışma ile abdest bozulur.)
(Şafiîlere göre, herhangi bir yabancı kadının hiç bir engel bulunmaksızın bir uzvuna dokunmak abdesti bozar. Lezzet bulunmasa bile, hüküm yine böyledir. Bundan kadının saçları, dişleri ve tırnakları müstesnadır. Bunlara dokunmak, bir lezzet olsa bile, abdesti bozmaz. Yine Şafiîlere göre, bir erkek veya bir kadın, kendisinin veya başkasının oturağını veya ön tenasül organını bir engel olmaksızın elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur. Maliki ve Hanbelîlere göre de böyledir. Ancak bunlara göre, bir kadının kendi tenasül organını tutması abdestini bozmaz.)
Not: Bu gibi ihtilaflı meselelerde ihtiyata riayet edilmesi daha iyidir. Hanefî mezhebinde olan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti bozmayıp başka mezhebe göre abdesti bozan bir hal ile karşılaştığı zaman, ihtilaftan kurtulmak için abdest almalıdır. Böyle hareket etmek, bilhassa imamlar için mendubdur.
[22:46, 22.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: ZEYD İBN-İ SABİT
«Hassan ve oğlundan sonra kafiyelerden kim anlar? Zeyd İbn-i Sabit'ten sonra manâlardan kim anlar?»[1]
Hicretin ikinci senesindeyiz.
Medine o gün Bedir harbîne hazırlanan insanlarla dolup taşmaktaydı.
Peygamber, Allah yolunda cihâd ve Allah'ın adını yeryüzünde kökleştirmek için hareket eden ilk orduya son defa göz atmaktaydı.
Tam bu sırada safların yanına daha onüçünü tamamlamamış, parlak zekâlı küçük bir çocuk geldi.,.
Elinde, boyuna denk veya boyundan biraz daha uzun bîr kılıçla Rasûlüllah'a (s.a.v.) yaklaşıp :
«— Ya Rasûlallah! Senin için canım feda olsun. Seninle beraber olmama ve senin sancağının aitında Allah'ın düşmanlarıyla savaşmama izin ver» dedi :
Rasûlüllah (s.a.v.) memnun ve hoşlanmış bir şekilde ona baktı, şefkat ve sevgiyle omzuna vurdu. Onun hatırını aldı ve yaşı küçük olduğu için onu geri çevirdi.
Küçük çocuk üzgün bir halde, kılıcını yere vura vura geri dönmüştü. Çünkü Rasûlüllah'ın (s.a.v.) yapacağı ilk gazada onunla beraber olma şerefinden mahrum kalmıştı.
Arkasından annesi en-Nevvar Bint Malik de geri dönmüştü. Annesinin üzüntüsü oğlununkinden daha az değildi,
Annesi, oğlunun Rasûlüllah'ın (s.a.v.) sancağı altında büyük adamlarla birlikte savaşmaya gittiğini gözleriyle görmeyi temennî ediyordu. Eğer hayatta olsaydı, babasının Rasülüllah'in {s.a.v.) yanında olması beklenen yeri onun almasını istiyordu.
Ancak Ensarh çocuk, yaşının küçüklüğü sebebiyle bu alanda Ra-sûlüllah'a (s.a.v.) yaklaşmayı beceremeyince, kendini Peygamber'e yaklaştırmak İçin akimi başka bir alana kaydırdı...
İşte bu, ilim ve Kur'ân ezberlemek alanıydı...
Çocuk düşüncesini annesine açtı. Annesi buna çok sevindi ve onu gerçekleştirmek için çaba göstermeye başfadı.
En-Nevvar, çocuğun arzu ve düşüncesini kavminden bazı kimselere anlattı.
Onu Rasûlüllah'a (s.a.v.} götürüp şöyle dediler :,
«—Ya Rasûlallah! Bu, oğlumuz Zeyd îbn-i Sabit'tir. Kur'ân-ı Ke rîm'den -17 sure ezberlemiştir. Bu sureleri sana indirildiği şekilde düzgün bîr şekilde okumaktadır.
Bunlardan başka o, beceriklidir. İyi okuma yazma biiir. Bunlarla, sana yakın olmayı ve seninle beraber olmayı istiyor. İstersen kendisini bir dinle».
Rasûlüllah (s.a.v.) küçük Zeyd İbn-i Sabit'ten ezberlediklerinin bir kısmını dinlediğinde, tecv'dinin güzel ve dilinin düzgün olduğunu gördü.
Gökyüzünde yıldızların pariadiği gibi, Kur'an kelimeleri dudaklarında parlıyordu..
Okuyuşu, okuduğunun etkisine etki katıyordu...
Kelimeler üzerinde duruşu, okuduğu şeylere dikkat ettiğine ve manasını iyi anladığına işaret ediyordu...
Rasûlüllah (s.a.v.) ondan çok memnun olmuştu. Çünkü Zeyd'i anlatılanın üstünde bulmuştu. Hele onun güzel yazı yazması memnuniyetini daha da artırmıştı.
Rasûlüllah (s.a.v.) ona dönüp ;
«— Zeyd! Benim için yahudilerin yazısını öğren, çünkü ben söylediğim şeylerde onlardan emin olamıyorum» dedi. Zeyd :
«— Baş üstüne ya Rasûlailah!» diye cevap verdi.
Zeyd hemen İbranî dilini öğrenmeye sarıldı. Kısa bir sürede onu öğrendi. Rasûlüllah [s.a.v.) yahudilere mektup yazmak istediğinde, İbranî diliyle yazmaya, yahudiler Rasûlüflah'a (s,a,v.) yazdıklarında da onları okumaya başladı.
İbranî dilini öğrendiği gibi, Rasûlüllah'ın Es.a.v.) emriyle Süryânî dilini de öğrendi.
Böylece Zeyd İbn-i Sabit Rasûlüllah'ın (s.a.v.) tercümanı olmuştu.
Rasûlüllah (s.a.v.) Zeyd'in sağlam ve güvenilir, dikkatli ve anlayışlı olduğundan emin olunca, gökten yere gönderilende de ona güvenmiş ve onu vahiy kâtibi yapmıştı...
Kur'ân'dan bir âyet nazil olduğu zaman, Zeyd'i çağırtır ve :
«— Yaz Zeyd!» derdi ve Zeyd de yazardı.
Zeyd İbn-i Sabit Rasûlüllah'tan (s.a.v.) Kur'ân'ı azar a
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —