Menü tarıkhaber
Prof. Dr. Baran Yıldız

Prof. Dr. Baran Yıldız

Tarih: 05.06.2023 01:39

GÜNÜN YAZISI

Facebook Twitter Linked-in

[21:34, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: ERZURUM’UN SEMBOL KAHRAMANLARINDAN NENE HATUN
Nene Hatun (1857-1955), tarihimizin sembol olmuş kadın kahramanlarındandır.
Nene Hatun, daha 20’li yaşlarındayken, “93 Harbi” olarak da bilinen ve 1877-1878 yıllarında verilen Osmanlı-Rus savaşı sırasında Erzurum’daki Aziziye Tabyası’nın savunmasında büyük kahramanlıklar göstermiştir. Şehrin savunulmasında, Nene Hatun da dâhil, kadınlı-erkekli bütün Erzurumluların taşlı-sopalı, kazmalı-kürekli, göğüs göğse verdiği şanlı müca- dele dillere destandır. İşte bu mücadeleye Nene Hatun, küçük yaştaki iki çocuğunu evde bırakarak katılmış ve hizmetten hiz- mete koşmuştur.
Savaştan sonra da kahramanlara yaraşır bir asaletle yaşamış olan Nene Hatun, 98 yaşında iken 25 Mayıs 1955’te vefat etti.
 
DİNÎ KAVRAMLAR
HURAFE
Hurafe; dinin aslında olmayan akla, bilime, Kur’an ve Sünnet’e aykırı davranış ve işlerdir.
Toplumumuzda zaman zaman çeşitli hurafelere rastlanmak- tadır. Örneğin; kutsal sanılan yerlere dilek için çaput bağla- mak, türbelerde mum yakmak, nazara karşı kurşun dökmek, iki bayram arasında nikah yap- mamak, baykuş ötmesini uğur- suz saymak, türbelere adak adamak gibi
Halbuki İslam’a göre; içi-dışı te- miz, inancı, ameli hurafelerden uzak, dinine hurafeleri karıştır- mamış bir kul olmak gerekir.
 
ÖZLÜ SÖZ
Eline, diline, beline sahip ol. (Hacı Bektaş-ı Veli)
[21:35, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber'in hadislerinde zekât daima namazla birlikte zikredilmiştir. Namaz bedenî, zekât ise malî bir ibadettir. İkisine hâkim olan ruh Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızâsını kazanmaktır.
Zekât, sadece farz diye bilinen hükümlerden biri olmayıp aynı zamanda üzerine İslâm binasının inşa edildiği beş büyük sütundan biridir.
Zekât her şeyden önce bir ibadettir. Müslüman bu ibadeti Allah'ın emrine uyarak, O'nın rızâsına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Çünkü, ancak bu şekilde eda edilen zekât Allah katında kabul görebilir.
Müslüman zekâtını öncelikle yüce Allah'ın emri olduğu için öder, bu ve diğer ibadetleri O'na yakın olma, O'na şükretme amacıyla yerine getirir, böylece âhiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah'a yakın olmaya ehil olur.
Zekâtın bu dinî ve mânevî hikmetleri yanı sıra toplumda sosyal adaleti sağlama, zenginlerle fakirler arasındaki maddî ve hissî uçurumları kapatıp karşılıklı sevgi ve saygı tesis etme, sosyal amaçlı gider ve yatırım alanlarından bir kısmını karşılama gibi önemli yararlar taşıdığı da açıktır. Öte yandan Hz. Peygamber ve sahâbe döneminden itibaren belli malların zekâtının devlet tarafından toplandığı ve bu sosyal ve kamusal alanlara harcandığı da bilinmektedir.
Zekâtın bu ikinci grupta yer alan sosyal amaçları ve kamu hukukunu ilgilendiren yönleri, öteden beri İslâm âlimleri arasında zekâtın, aynı mal veya gelirden devlete verilen vergiden farklı olup olmadığı, vergi ile zekâtın aynı şeyin iki farklı isimlendirmesi mi, yoksa tamamıyla farklı şeyler mi olduğu tartışmasının da ana sebebini teşkil etmiştir.
Bilindiği üzere vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere devletin tek taraflı olarak ve vergileme yetkisine dayanarak, kişilerin gelir ve mallarından aldığı ekonomik değerlerdir. Başka bir tarifte vergi, devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla fert ve işletmelerden, karşılıksız olarak ve kamu hukukunun kuralları çerçevesinde aldığı paralardır.
Bu son tarifte yer alan unsurları kısaca özetlemek gerekirse denebilir ki, vergi alma yetkisi sadece devlete aittir, ancak kamu idare üniteleri de devletin devrettiği yetkiye dayanarak vergi koyabilirler.
Vergiyi fertler ve işletmeler hukukî zor altında öderler ve bu ödeme karşılığında devletten, vatandaşlık konumlarından doğan genel ve kamusal haklar hariç, herhangi bir hak iddia edemezler. O halde vergiden doğan hukukî ilişki bir alacak borç ilişkisidir. Bir alacak veya borcun meydana gelmesi için esas itibariyle iki tarafın bulunması gerekir. Vergi ilişkisinde taraflardan biri vergi alacaklısı, diğer vergi borçlusudur; her iki tarafın da yetki ve ödevleri kanundan doğar.
Devletin kendinden beklenen hizmet, yatırım ve görevleri yapabilmesi için gelire ihtiyacı vardır. Günümüzde devletler için en önemli gelir kaynağı vergilerdir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında zekât ve verginin benzer ve farklı yönleri şu şekilde sıralanabilir:
a) Zekâtın Vergiye Benzemeyen Tarafları
1. Zekât ile vergi arasında mevcut farklar söylenirken, öncelikle zekâtın Allah tarafından konulmuş, Kur'an'da yazılı kalıcı ve değişmez bir hüküm verginin ise kanunla konulup kaldırılan, açıkçası beşerî bir otoriteye dayanan bir karar olduğu gündeme getirilir ve vergi kanunlarının yürürlüğe girmesi veya yürürlükten kaldırılması şeklinin diğer kanunlardan farkı bulunmadığı söylenir.
2. Vergi kanunla konup kanunla kaldırıldığı gibi, onun miktar ve nisbetleri de kanunla düzenlenir, gerektiğinde aynı usulle arttırılır eksiltilir.
Zekâtın nisab ve nisbetleri Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu nisab ve nisbetler Hulefâ-yi Râşidîn döneminde ve müteakip dönemlerde aynen korunmuş, tarih içinde hiç değiştirilmemiştir. Zekâtın bu unsurlarının değiştirilmesi, onun malî bir ibadet

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N