Prof. Dr. Baran Yıldız
Tarih: 05.06.2023 01:40
GÜNÜN YAZISI
[21:38, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Hz.ÜSEYD BİN HUDAYR
Allah Resulü (s.a.s.)’- in nübüvvet bahçesinde yetişen sahabelerin her birisi ayrı bir koku ve renge sahiptirler. Onlar arasında bir sahabi vardır ki, okuduğu Kur’ân’ı dinlemek üzere gelen melekler, bir bulut halinde göğü kaplardı. O kişi Üseyd b. Hudayr’dır.
Hz. Üseyd’in İslâm’a girdikten sonra yaşama tarzına hâkim olan üç özelliği vardı: Kur’ân okumak ve dinlemek, Efendimiz (s.a.s.)’in huzurunda bulunmaya dikkat etmek ve ölümü düşünmek. Bu özellikler Hz. Üseyd tarafından, “Hiç ayrılmak istemediğim üç hal…”1 şeklinde ifade edilmişti.
Medine’nin iki büyük kabilesinden Evs’e mensup olan Hz. Üseyd’in babası Hudayr kavminin liderliğini yapmaktaydı. Cahiliye döneminde az sayıda okuma yazma bilenlerden biri olan Hz. Üseyd, zekası ve cesareti ile toplumun önde gelen bir şahsiyeti idi. Onun için, İslâm ile şereflenmeden beş sene önce, Hazrec kabilesi ile yaptıkları “Buas” savaşında komutanlık yapmıştı. Orada gösterdiği üstün kabiliyeti ve kahramanlığı ile Hz. Üseyd, kabilesini büyük bir felaketten kurtararak üstün bir şöhrete kavuşmuştu. Bilindiği gibi, Medine’de İslâmiyet’in yayılması ile iki kabile eski düşmanlıklarını bir tarafa bırakmış, Allah için birbirleriyle kardeş olmuşlardı. Nice Medineli bahtiyar, İslâm’dan sonra kavgalarını ve mücadelelerini sadece Allah ve Resulü’nün (s.a.s.) yüce adının yayılmasına engel olanlara karşı vermişlerdir.
İslâm’a Girmesi
Hicretten bir sene önce Ensar’ın isteği üzerine Efendimiz (s.a.s.) tarafından Hz. Mus’ab, Kur’ân öğreticisi ve mürşid olarak Medine’ye gönderilmişti. Medine’de “Sonsuz Nur” doğuyordu. Ensar ile birlikte Hz. Mus’ab, kapı kapı dolaşarak Allah ve Resulü’nü (s.a.s.) anlatıyor, onlara Kur’ân-ı Kerim’i okuyordu.
Akabe Bi’atında bulunan Es’ad b. Zürare (r.a.), bir gün Hz. Mus’ab’ı, Abduleşhel oğulları ile Beni Zafer mahallesine götürerek, Kur’ân ziyafeti için onları bir yerde topladı. Hz. Mus’ab, etrafına toplanan bu insanlara Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’i anlattı ve Kur’ân okudu. Tam bu sırada oradan geçmekte olan Sa’d b. Muaz, onları rahatsız etmeyi düşünmüştü. Ancak Hz. Mus’ab’ın, halasının oğlu Hz. Es’ad’ın himayesinde bulunduğunu fark etti. Bunun için en yakın arkadaşı Üseyd b. Hudayr’a giderek: “Senin başaramayacağın iş yoktur. Kimsenin yardımına muhtaç kalmayacak kadar da güçlüsün. İçimizdeki zayıf kimselerin inançlarını bozmak için gelen şu adamı mahallemizden çıkar. Es’ad benim akrabam olmasaydı bu işi kendim bitirirdim. Halamın oğlunun üzerine gitmem doğru olmaz.” dedi.
Üseyd ve Sa’d’ın, henüz Kur’ân hakikatine gözlerini açma vakti gelmemişti. Belki de, iman ve Kur’ân hakikatlerini anlatacak Hz. Mus’ab gibisini bulamamışlardı. Elinde mızrağı ile gelen Üseyd, Hz. Mus’ab’ı rencide edici sözler sarf ettikten sonra:
—Buraya niçin geldin. Toplumdaki güçsüzlerin inançlarını mı bozacaksın!? Eğer, hayatta kalmak istiyorsan hemen burayı terk et!” dedi. Onun bu kaba hareketlerine karşı Hz. Mus’ab, hastasını şefkatle tedavi eden bir doktor edasıyla:
—Oturup beni dinlemez misin? Eğer anlattıklarım hoşuna giderse kabul edersin, beğenmezsen, elindeki mızrak ile boynumu vurabilirsin…” dedi. Bu sözler Üseyd’i insafa getirmişti. Elindeki mızrağı yere saplayıp oturdu ve dinlemeye başladı. Hz. Mus’ab Kur’ân okuyarak iman hakikatlerini dile getiriyordu. Hz. Üseyd’in içindeki buzlar erimeye başlamıştı. Bu değişiklik onun yüzünden okunmaktaydı. Daha sonraki günlerde bu manzarayı Hz. Es’ad ile Hz. Mus’ab:
“Kur’ân’ı dinlemeye başlar başlamaz Useyd’in yüzünde imanın nurunun parladığını ve kalbinin yumuşadığını anladık” şeklinde dile getirmişlerdi. Kur’ân’ın okunması bittikten sonra Üseyd: “Ne kadar güzel; ne kad
[21:39, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Oruçlu kimse akupunktur yaptırabilir mi?
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması hâlinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.
[21:40, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: AHMEDİYYE
1. Evliyânın gözbebeği İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Bu yola Müceddidiyye-i Ahmediyye de denir. Ahmediyye yolunun büyüğü İmâm-ı Rabbânî hazretleri bir nasîhatlerinde şöyle buyurdu Her şeye kalbi bağlamaktan kurtulmadıkça, Hak teâlâya bağlanılamaz. İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, sonra tasavvuf yolunda ilerlemek, ihlâsı elde etmektir. İhlâs ile yapılan bir iş, senelerle yapılan ibâdetlerin kazancını hâsıl eder. Dünyâya düşkün olanlar âhirette zarar görür. 2. Hindistan'da Gulam Ahmed Kâdiyânî tarafından kurulan sapık bir yol. (Bkz. Kâdiyânîlik)
[21:41, 25.05.2023] Ömer Tarık Yılmaz: Abbâs
A. Aslan, kahraman
Kısaltmalar:
A. Arapça,
F. Farsça,
FR. Fransızca,
IB. İbranice,
İ. İtalyanca,
Moğ. Moğolca,
T. Türkçe,
Y. Yunanca,
E.T. Eski Türkçe
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —